Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Barış Terkoğlu: 27 sene önce tanıdığım Merdan Yanardağ bir devrimciydi, sosyalist olarak tanıdım hala öyle biliyorum. O cezaevini hak etti ama ikinci anlamıyla hak etti. Mustafa Kemal gibi "Geldikleri gibi giderler" diyenlere sen cezaevini hak ettin demişlerdi onlar da "Evet hak ettim" demişti. 12 Eylül'de Türkiye'ye Amerikan emperyalizminin güdümünde...

107,121 Aufrufe • vor 9 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

SHOWTV-HABERTÜRK KAZANCI’YA SATILDI! DAHA ÖNCE DUYURDUĞUMUZ HABER GERÇEKLEŞTİ!.. BÖYLECE KANALDAKİ SKANDAL OLAYLARIN DA FİŞİ ÇEKİLECEK! ÖZEL HABER! HABERİ TAMAR’DAN ALIN! TMSF, kendini bir anda Show TV ve Habertürk içindeki skandallarla yüz yüze bulunca, hızlı davrandı ve Show-Habertürk Grubu’nu ünlü iş insanı Cemil Kazancı’ya satmaya karar verdi. Kazancı, aynı zamanda Kasımpaşa Spor Kulübü’nü de aldı. Biliyorsunuz, Tamar Tanrıyar, iki hafta önce bu gelişmeleri yazmış, hatta Turgay Ciner’in bu satışı durdurmaya çalıştığını da anlatmıştı. Ancak Kazancı kazandı ve anlaşma tamamlandı. Hatta, Kasımpaşa’nın yeni başına gelen teknik direktörü Emre Belezoğlu’nu bile Cemil Kazancı tayin etti. BU haberin başlangıcını da ilk Tamar Tanrıyar haber yapmıştı, şimdi gerçekleştive yine Tamar Tanrıyar açıklıyor. Medya, tüm haberlerde olduğu gibi yine “Biz de biliyorduk ama yazmıyorduk” der!.. Aynı, Mehmet Akif Ersoy olayında olduğu gibi… Aynı Merdan Yanardağ haberimizde olduğu gibi… Ama Merdan Yanardağ’ın skandalını ise hala yazamadılar bile… Cemil Kazancı ülkenin en güçlü iş insanlarından biri… Futbola da çok yakın… Medyada ise birebir televizyonları yöneten bir patron değil, iyi bir profesyonel kadro kurup, büyük bir düşüşe geçen Show ve Habertürk’ü acilen toparlama planları yapan bir iş insanı… Kazancı’nın kanalları ele almasıyla birlikte, içeride çeteleşip, TMSF’ye bile sessizce kazan kaldıranların artık işi çok zor!.. O sözünü edilen torpillerlesunucu yapılmış olan güya televizyoncuların ise artık şansı yok! Devletçi bir kimliği olan Cemil Kazancı ile umarız Türkiye’nin bu nadide medya grubu, şu son yaşanan ve hatta devam edeceği de bilenen skandal gözaltılarından arınıp ve içerisi de temizlenip, Show TV ile Habertürk hak ettiği yere gelir. TAMAR TANRIYAR #SHOWTV #HABERTÜRK #KASIMPAŞASPORKULÜBÜ #CEMİLKAZANCI #TAMARTANRIYAR

Siberhabertv

90,701 Aufrufe • vor 9 Monaten

Bir kadın, bulunduğu ortamda Atatürk ve Mehmet Akif Ersoy’a hakaret eden şahsa verdiği tepkiyi anlattı: • Kendisine tarihçi diyen, aynı zamanda hukukçu diyen, ne idüğü belirsizin bir tanesi az önce Mustafa Kemal Atatürk'e ve Mehmet Akif Ersoy'a hakaret etti. • ⁠Sonra bu ikisinin birbirine düşman olduğunu söyledi. Sonra Türklüğü ve Müslümanlığı yok etmeye çalışanların bunlar olduğunu söyledi. • ⁠Ben de bu kişiyle aslında son derece medeni bir şekilde konuştum. • ⁠Ayrıca da eğitimsiz bir insan olmadığımı ifade etmeye çalıştım. Kendisinin de yalan söylediğini düşünüyorum. • ⁠Kendisi tarihçi olduğunu söylüyor. Papucumun tarihçisi, İngilizlerin ajan tarihçisi herhalde. • ⁠Öyle çakma tarihçi çok var artık son zamanlarda etrafımızda. • Atatürk'e ve Mehmet Akif Ersoy'a hakaret etti. Ondan sonra da ben bunların doğru olmadığını söylediğim için ve "Mehmet Akif Ersoy ve Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret ettirmeyeceğim" dediğim için bana "Sus, kes sesini!" dedi. • ⁠Ondan sonra da "Terbiyesizlik etme!" dedi. Terbiyesizlik olarak nitelendireceği tek bir laf çıkmadı ağzımdan. • ⁠Yanımda da iki yetişkin insan, iki çocuk oturuyordu; onlar da şahidim. • ⁠Tam aksine kendisi terbiyesizlik yaptı. Ben onlara laf söyletmeyeceğimi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde artık Atatürk'e, Mehmet Akif gibi değerlerimize hakaret edenlere hiçbir şekilde tahammül etmeyeceğimizi Türk halkı olarak belirttim. • ⁠Ben böyle belirtince de ayağa kalktı, elini kaldırdı bana. • ⁠Ben de ayağa kalktım; ben de kendisine hak ettiği şekilde, aynı şekilde mukabele ettim. • ⁠Ondan sonra da defoldu gitti. İş yerinden defoldu gitti. • ⁠Bu kişinin gerçek mesleğini, her şeyini öğreneceğim. Bu kişiyle alakalı da ben hukukçularımızdan yardım istiyorum. • ⁠Şimdi bana yardım edin. Yeter artık, bu ülkede bu ahlaksızlar iyice azdılar, yüz buldular. • ⁠Ben öz vatanımda, teröristlere "sayın" dedirtip Mustafa Kemal Atatürk'e, Mehmet Akif'e ve cumhuriyetimizin kurucu değerlerine hakaret ettirmiyorum. • ⁠Artık buradan da sesleniyorum: Bana yardım edebilecek hukukçulardan yardım istiyorum.

🎙️ Muhbir

66,067 Aufrufe • vor 24 Tagen

🎙️ Osman Altunterim : 🔸 Şimdi bu 105. maddeyi ben mi koydum buraya? Sizin için kondu bu madde. Niye kondu? "Şimdi buradan Galatasaray'la ilgili, Beşiktaş'la ilgili 'küme düşürürsün falan filan' gibi böyle bir şeyler aramaya çalışan, bir şeyler çıkartmaya çalışan... Onlar aşağılık adamlar. Esfeli safilin bunlar. Şimdi bunlar diyorlar ki; 'Şimdi Galatasaray'ı küme düşürürsün, Beşiktaş'ı küme düşürürsün, öyle olsun, böyle olsun.' Peki. 🔸 56. madde, 58. madde ne diyor? Diyor ki işte; 'O tip faaliyetlerde bulunanlar cezalandırılır, küme düşürülür, 12 puan silme cezası verilir şüphe varsa, bilmem neyse falan.' Peki, ben geçen yayında burada bir şeyden bahsetmiştim." "3 Temmuz 2011'deki şike döneminde biliyorsunuz federasyon başkanı istifa etti gitti, Sayın Mehmet Ali Aydınlar. Yerine Yıldırım Demirören federasyonu geldi. Yıldırım Demirören federasyonu geldikten sonra, hepinizin hatırlayacağı üzere, geçen yayında burada bahsetmiştim, 58. maddeyi değiştirdiler. Tamam?" "58. maddenin önceki halini okuyorum şimdi. Geçen yayında okumuştum, yine okuyorum. Bu geri zekalılar için okuyorum, sizler için değil. Siz zaten biliyorsunuz, beni bir kez izliyorsunuz, biliyorsunuz demektir. 58. maddeyi okuyorum değişiklikten önce. Diyor ki;" 🔸 Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek yasaktır. Teşvik primi verilmesi de bu kapsamdadır. A) Yukarıda belirtilen yasağı ihlal eden gerçek kişilere sürekli hak mahrumiyeti cezası, kulüplere bir alt lige düşürme cezası verilir. B) 3. kural; ihlalin teşebbüs aşamasında kalmış olması halinde de aynı cezalar verilir, deniyor. Değişen 58. maddede ne yazıyor? Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek yasaktır. Teşvik primi verilmesi de bu kapsamdadır. A) Yukarıda belirtilen ihlalleri gerçekleştiren kişilere sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir ve yukarıda belirtilen ihlallerin kulüp yöneticileri tarafından gerçekleştirilmiş olması durumunda ilgili kulüplere bir alt lige düşürme cezası verilir. C) İhlalden sorumlu olan kişilere ayrıca para cezası verilebilir, diyor. Bak, ifadeler değişiyor. "Fakat ne yapıyor? 2) 1. fıkrada belirtilen ihlallere teşebbüs etmek yasaktır. Teşebbüs halinde ilgili kişilere 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakalardan men veya hak mahrumiyeti cezası verilir, diye geçiyor. Sonra madde 105 diye bir... Elemanlar bir madde ekliyorlar. Şu anda 102. madde. Disiplin yaptırımları ertelenebilir. 🔸 Uyarı, kınama, hak mahrumiyeti... (1. maddede bulunuyor.) 2) Yaptırımın uygulanması en az 1 yıl, en fazla 5 yıl süreyle ertelenebilir. İstisnai durumlarda bu sürenin uzatılması veya ilgili kişinin TFF yetki alanından çıkması halinde yaptırımın ertelenmesi mümkündür. Erteleme süresi içerisinde ihlalin tekerrürü halinde yetkili kurul, kural olarak asıl yaptırımın uygulanmasına hükmeder. Bu yaptırım ikinci ihlal için öngörülen yaptırıma eklenir. Ne diyor biliyor musun burada? 🔸 "Aşağıda belirtilen haller haricindeki disiplin yaptırımları ertelenebilir. Yani diyor ki; uyarı alırsan ertelemem cezanı diyor, kınama alırsan ertelemem diyor, hak mahrumiyeti alırsan ertelemem diyor. Ne zaman ertelerim? Diğer aldığın cezaları erteleyebilirim. Yani nedir? Şike cezası, bahis cezası, küme düşürme cezası gibi gibi gibi gibi..." "Şimdi bu 105. maddeyi ben mi koydum buraya? Sizin için kondu bu madde. Niye kondu? ▪️ KAYNAK : ToSports ▪️ KAYNAK : SportDeo +

𝐒𝐄𝐑𝐇𝐀𝐓 𝟏𝟗𝟎𝟓

20,411 Aufrufe • vor 1 Monat

Boşanma aşamasında olan, yeni boşanmış olan, evliliği kötü giden beyler; şehrin öbür ucundan koşarak gelen adam olarak dinleyin beni nolur 🙏🏼 bakın siz degismedikce, siz burnunuzu yere indirmedikce on defa da evlenseniz yine boşanacak, yine mutsuz olacaksınız. Vallahi de mutlu olmak varken haklı olmayı seçmek dünyanın en aptalca seçimi. Haklı ve yalnız olmanin ne anlamı var! Biliyorum hep öyle düşündünüz, kadına fazla yüz vermemek gerek dediler, kadınin aklı ermez dediler, kadının yeri evidir dediler, dediler de dediler ve bir şekilde kadını rakip, düşman bellettiler. Ama sağlıklı bir yuva kuracaksaniz önce siz adım atacaksınız, önce siz alttan alacaksınız, önce siz sevilmeye değer olduğunuzu ispat edeceksiniz. Bunun için çabalamak bizim fitratimizda var. Erkek kadın için çabalar, erkek kadın için adım atar. Önce o adım atsın ben hak edene giderim diye bir düşünce olmaz!!! Siz kadın değilsiniz, siz prenses değilsiniz abi erkeksiniz. Elde etmek için çabalamasi gereken sizlersiniz. Değiştirin kafanızı ya oluyor, bakın siz düzelir, uyarıları dikkate alırsanız düzeliyor. Vallahi düzeliyor. Çocuklarınızı kucağınıza alın, eşinizi kolunuza takın yıkın abi şu aptalca ördüğünüz duvarları. Ya sıfırdan birini bulsaniz da aynısı olacak. Aynı kadına dönüşecek. Ikinci evliliği ise o kadının sizi önceki kadar bile çekmeyecek. Abi bu işin çıkarı yok. Ya hanimci olacaksın ya yalnız kalacaksın. Ya hanimci olacaksın ya da öldüğün gün bayram yapacak karın eğer senden gidememişse. Abi daha geç kalmadiysaniz yalvarırım açın şu gözlerinizi elini sallasan ellisi yok! Yok abi seni havada kapacak kadın yok. Bıkmış hepsi zaten prenseslerden. Sen hanimci olduğunda karın senden daha fazla kocaci olacak. Daha önce hiç kocaci bir eşin olmadı, bunun ne harika bişey olduğunu bilmiyorsun. İlk zamanlar belki sen bokunu çıkarana kadar vardı bir kocaci eşin ama sen şımarıp mundar ettin. Yapma abi artık. Yaşımız geçiyor bak yalnızlık çok zor. Sana zor eşine de zor. Ikilemde kalacak çocuklar var nasıl evleneyim diyecek. Çocuklara da zor. Babasız buyuyecekler. Abi hanimci olsan kaybetme ihtimalin yok. Kimse kaybetmeyecek bu durumda. Herkesin kazanacağı tek çözüm. Gel diz çok hanımına ben geldim de, emrine amadeyim de. Ben ettim sen etme de... Üç günlük dünya, ölüm var. Vallahi değmez

Aziz Sıddık Kardo

73,748 Aufrufe • vor 1 Jahr

Pişman Oldum Yağız Sabuncuoğlu Valla çok konuşulacak bir şey yok. Yani ben bugün Fenerbahçe'li taraftarların şampiyonluğu kaybettik diye veyahut işte Galatasaray'ın yarın olası galibiyetinde fark yedi oldu diye üzüleceğini zannetmiyorum. Çünkü bazen bazı şeylere bir umut sonucunda umut kırılması olursa üzülürsün. Ama bugün Fenerbahçe takımı ligin son sırasındaki Karagümre'ye karşı hiç bir an bile Fenerbahçe camiasının taraftarını heyecanlandıracak veya teknikiyetini kenardaki arkadaşları heyecanlandıracak bir an yakalayamadı, yaşatmadı. O yüzden bence böyle tatsız bir şey böyle gelir hani ya bunun tadı niye bozuk dersin tatlı alırsın böyle şey gibi gelir. Şekerim yok bunun falan dersin ya. Fenerbahçe'deki bütün insanların ağzında, Fenerbahçe'lerin ağzında bırakan tat bugün o maçtan sonra o oldu. Bu saatten sonra artık konuşacak bir şey yok. Fenerbahçe bundan sonra bugün itibariyle tarihe bakalım. Kaçtı bugün abi tarih? 13 Mart. Artık ligde ikincilik için mücadele edecek. İşin kötü yanı şampiyonlukta çok büyük darbe alırken ikincilik konusunda da biz hafta içi, pazartesi, salıyı gördüğümüzde Fenerbahçe 3. sıradaki Trabzon Spor'la puan puanı olma ihtimali var. 57-57 olma ihtimali var ve Bence asıl sıkıntılı olan taraf bu çünkü Fenerbahçe biliyorsunuz işte transfer döneminde birçok harcama yaptı. Ve Şampiyonlar Ligi öneleme ihtimalinden de uzak kalması Fenerbahçe'ye ekonomik anlamda sadece şampiyonluk olarak değil, ekonomik anlamda da çok ciddi sarsar. Bu genel bir başlangıç. Birkaç cümlede sağ içiyle ilgili etmek isterim. Şimdi Fenerbahçe'nin aldığı her mağlubiyet veyahut Fenerbahçe'nin... Son anlarda kazandığı maçlar bir kenara. Berabere kaldığı maçlar bir kenara. Her şeyi Şikrinyar'a bağlamak kadar futbol mantığının dışında bir şey olamaz. Yani bugün Şikrinyar olsa da Fenerbahçe bu maçı kazanacak mıydı? Fenerbahçe ben geçen hafta da söyledim. Bir kağıt yırttım hatırlarsın. Hatta kızan Fenerbahçeli arkadaşlar oldu bana ama. Samsun maçının ardından. O maç şansa kazanıldı. Kasımpaşa maçı şansa beraber kalındı. Yani kazansa da şansa kazanılacaktı. İşte olmuyor yani çekirge misali. Zıplıyorsun zıplıyorsun. Trabzon spor maçından sonra tam anlamıyla aşağı yümelenen benim o söylemiştim. Mesela Tedesco ile ilgili övgü dolu tweetler atmıştık. Çünkü hak etmişti o gün itibariyle. Pişman etmişti. Bugün de onunla ilgili olumlu konuşan herkesi tırnak içinde söylüyorum rezil etti bence. Önce pişmanlık sonra bir rezalete adım attı Tedesco konusunda olumlu konuşanları. Genel olarak böyle giriş yapayım ama bugün konuşulacak çok şey var.

Galatasarayultrataraftar

170,085 Aufrufe • vor 6 Monaten

Amerika’yla ilgili ilk izlenimlerini anlatan hanımefendi; Amerikalılar gerçekten pis insanlar. Şimdi no offense, gerçekten pisler. Bir kere tuvalet musluğu kullanmıyorlar. Neyse, yani biraz pis bir konu üstünde durmak istemiyorum. Bir de bunun yanında, tuvalet kağıdı, ıslak mendil, yüzey temizleme mendilini bile klozete atıp sifonu çekiyorlar. Çöp kovası kullanmıyorlar tuvalette. Ben bunu oda arkadaşımdan öğrenmiştim geldiğimde. Şimdi ben Türkiye’de ne yapıyorsam aynısını yapmaya devam ettim. Sonra kız bana geldi ikinci gün şey dedi: 'Neden bunu buraya koyuyorsun ki, klozetin içine niye atmıyorsun?' dedi böyle, sanki ben malmışım gibi. Birincisi, ben mal değilim, sen pissin. İkincisi, statü ayırmıyorlar. Herhangi birine saygı duymak için title’a ihtiyaç duymuyorlar. Yani bir işletmenin patronuna da aynı saygıyı gösteriyorlar, atıyorum temizlik görevlisine de aynı saygıyı gösteriyorlar. Bence bu müthiş bir şey, Türkiye’de de olması gereken bir şey. Çünkü insan olarak nitelendiriyorlar karşısındaki kişiyi. Yani title’ı gerçekten umurlarında değil, müthiş bir şey. Keşke Türkiye’de de bu olsa. Ben çok fazla denk geldim Türkiye’de ki patronları, herkes biliyor zaten Türkiye’deki patron onları. Bu benim bayağı hoşuma giden bir şey, dikkat ettiğim bir şey yani daha doğrusu. Bir diğeri, saygıyla alakalı. 10 yaşındaki küçücük kız, 50 yaşındaki kocaman adama ismiyle hitap ediyor. Şimdi tabii ki de burada abi, abla gibi hitaplar olmadığı için tabii kültürler farklı. Ben buna biraz zorlanmıştım yani, hani abla, abi diyesim geliyor içimden. O Türk tabii ki de atamıyorum ama daha sonra şunun farkına vardım; birinin saygıyı hak etmesi için yaşının bir önemi yok aslında, yaptıklarının bir önemi var. Böyle olunca da buna da bir noktada alıştım. Dördüncüsü, keyif pzvleri. Amerikalılar inanılmaz çilli insanlar. Eğlenmeyi biliyorlar. Adamlar o kadar keyiflerine düşkün ki, ya bu refah seviyesiyle çok doğru orantılı. Bunun da bilincindeyim. Keşke Türkiye’de de böyle olsa. Maalesef değil, bayağı kıskandığım bir şey. Adamlar eğlenmeyi biliyor, çilliyorlar, memnunlar, hayatlarından memnunlar yani, keyif almaya bakıyorlar. Her şeyden keyif alıyorlar. Hiçbir şeyi zorla, yapmak zorunda oldukları için yapmıyorlar. Çalıştıkları işi bile tabii ki de para kazanmak hepimiz zorundayız, onlar da zorunlu ama onlar işlerini gerçekten çok severek yapıyorlar. Hiç bir tane bile somurtan Amerikalı görmedim. Herkes herkese merhaba, selam diyor. Bak tanımıyorlar birbirlerini, yoldan geçiyorlar bildiğiniz ve bu arada verdiğiniz cevap önemli değil, umurlarında değil. Sadece istedikleri laf atmak. İnanılmaz pozitifler, eğlenmeyi çok iyi biliyorlar. Kaç kere bunu diyeceğim ama artık eğlenmeyi biliyorlar, bu da kıskandığım bir şey. Ve son dikkat ettiğim şey de şu ki, inanılmaz sığ görüşlü insanlar var. Yani Türkiye’de de böyle insanlar olduğu için alış yani kolay alıştım. Biliyorum insanlara bu konuda nasıl davranmam gerektiğini zaten. Ya böyle futbol takımı gibi şeylerden bahsetmiyorum, özellikle din ve siyaset konularında inanılmaz sığ görüşlüler. Hani onlardan bir tık daha farklı düşünün, sizi tamamen hayatlarından falan silecek seviyeye geliyorlar. Fikirlerini değiştirmeleri çok zor, yani Türkiye’de de aynı zaten yani Ak Partililer falan aynı da, neyse işte anladınız. Yani sadece Ak Parti özelinde demiyorum, bütün siyasi partiler için bunu diyorum şimdi. Açıklamamı da bir düzgün bir şekilde yapayım, bunu dipnot gibi geçeyim. Böyle, şu anda bunları fark ettim. Daha fark ettiğim, benim garibime giden başka bir şey varsa, aa, porsiyonlar çok büyük! Ha, bunu söylemiştim zaten. Porsiyonlar inanılmaz büyük. Amerikalılar bu yüzden obez bence. O kadar büyük ki bir şeyin en küçüğünü alıyorum bitiremiyorum. Bir videoda göstereceğim galiba. Kendime küçük boy, küçük boy cornflakes aldım ve gerçekten benim gövdem kadar. Ki ben öyle minyon çıtı pıtı minik bir kız değilim yani ben 1.65’im, benim gövdem kadar. Porsiyonlar çok büyük. Neyse, bu kadardı."

Netlog Medya

78,900 Aufrufe • vor 2 Monaten

OKUYUN LÜTFEN... Karşı mahalle, 4 tane metresi olan belediye başkanını partiden atamıyor; hatta onu ölümüne savunmaya devam ediyor. Ekrem İmamoğlu hakkında 3.739 sayfalık iddianame hazırlanmış. Adam 2.400 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Bir tek savunucusu bile geri durmadan ölümüne savunmaya devam ediyor. Bir belediye başkanı, 16 yaşındaki bir kız çocuğuna taciz mesajları gönderdiği iddiasıyla yargılanıyor. Kız, şüpheli bir şekilde mahkemeden önce bir trafik kazasında vefat ediyor. Bu alçağı bile belediye binasının önüne gidip "Başkanım, arkandayız." diye destekliyorlar. Bunun gibi onlarca örnek ortadayken adamlar bir adım geri atmıyor. Biz ne yapıyoruz? Dünden beri, karşı mahallenin bütün pisliklerini bir senedir elindeki belgelerle ve videolarla ortaya koyan, yaptığı haberler ve yayınlarla başta Özgür Özel olmak üzere bütün CHP'lilerin ölümüne saldırdığı, CHP'nin şirazesini kaydıran Tamar Tanrıyar'ın dün Cumhurbaşkanımızı uyarır nitelikte bir konuşma yapması... Biraz haddini aştı, tamam; ona ben de katılıyorum. Ama bizdenmiş gibi görünen bazı hesaplar bu kadını hain ilan etti, ahlaksız ilan etti, Televoleci ilan etti, yalancı ilan etti. Dikkatimi çeken ise şu oldu: Bu hesapların yüzde yüzünü ne ben takip ediyorum ne de onlar beni takip ediyormuş. Bunu da yeni fark ettim. Bu şahısların çoğu hükümete yakın TV kanallarında yorumculuk yapıyor. Onlar da kendilerince belki haklı olabilir; sonuçta ekmekleri kesilecek. Benim öyle bir derdim yok. Ben doğruları yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim. Biz bu davayı savunma uğruna iki defa cezaevine girdik. Elimizde avucumuzda ne varsa hakkımızda açılan davalara tazminat olarak ödedik. Bir tek kişiye küsmedim. O da ümmetin lideri Recep Tayyip Erdoğan'dır. Küsmem de. Bu can bu tende olduğu müddetçe Recep Tayyip Erdoğan hakkında kim ne derse desin, inanmam. Onu ölümüne savunmaya devam ederim. Ben bu davayı şu kişiye emanet ettim desin, o kişiyi de ölümüne savunmaya devam ederim. Bu adam, 15 Temmuz gecesi, "FETÖ'nün ihanet girişimini eniştemden öğrendim." dedi. Var mı daha ötesi? Bu adam, yalnız bakınız, daha dün ne dedi? "Yorulan çekilsin kenara." Etrafı menfaatperestlerle dolu. Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı yaptı; şimdi karşısında. Bülent Arınç'ı TBMM Başkanı yaptı; şimdi karşısında. Ahmet Davutoğlu'nu başbakan yaptı; şimdi karşısında, gitti parti kurdu. Ali Babacan'ın daha ağzı süt kokuyordu. O yaşta ekonomi bakanı yaptı; şimdi karşısında, gitti parti kurdu. Hüseyin Çelik'leri, Cemil Çiçek'leri, İdris Şahin'leri, Abdüllatif Şener'leri ve diğer onlarcasını saymıyorum bile. Yıllardır söylüyorum: Ben bir tek Recep Tayyip Erdoğan'a kefilim. İşte, üstte saydıklarımın alayı adamı sırtından hançerlemedi mi? Yine söylüyorum: Ben bir tek Recep Tayyip Erdoğan'a kefilim. Yaşım 54. Rabbim, kalan ömrümden alsın, ona versin. NOT: Dün gün içinde Tamar Tanrıyar ile alakalı atılan tweetleri bir inceleyin. Takipçi sayısı 500 bin ile 1 milyon arasında olan hesaplar Tamar'ı hain ilan etmiş. Bir onların paylaşımlarındaki etkileşime bakın, bir de Tamar Hanım'a hak veren hesapların paylaşımlarındaki etkileşime bakın. Benim attığım tweet, daha 24 saat bile geçmeden 4.623 beğeni aldı, 1.157 kez retweet edildi. X gündeminde birinci sırada. Demek istediğim şu: Tamar Hanım'ın cezaevine girmesi AK Parti'ye çok oy kaybettirir, CHP'liler de zil takıp oynar. Cümleten hayırlı geceler diliyorum.

Kumandan

76,368 Aufrufe • vor 2 Monaten

Öyle Bir Yorum yaptı ki Hikmet Karaman ın Yüz ifadesi değişti 🤔 Ümit Özat: Savunmaya çekildi ve ciddi anlamda da problemler yaşadı. İşte şu konuşuldu. Neden kendi oyununu oynamadın zaten? Bugün savunmada neler bekliyorsun Galatasaray'da? Nasıl karşılayacak Liverpool'u? Ya şimdi tabii hocamı dinlerken öyle keyif alıyorum ki özlemişim böyle bir antunör konuşmasını. Ben de seninle keyif alıyorum ya. Galatasaray mesela Juventus maçında ne yaptı? Hem savunma yaptı hem hocum yaptı. Ama Galatasaray ilk Liverpool maçında ne yaptı? Sadece mücadele etti. Bu seviyede ikisini birden yapmazsan, hele de böyle ikili maçlarda, şimdi bugün hem ikinci maça avantajını kaybetmeyecek şekilde, aynı zamanda avantajlı olabilecek şekilde çıkmak için mücadele edecek. Bu, bu işi savunma, hücum diye ayıramazsın. İkisi de bütün. Yani savunmanın başladığı yer, hücum, hücumun başladığı yer savunma. Ama hocam o kadar güzel gösterdi ki 2-4-4, bu sadece top ayaklarından değil, bazen top rakipteyken de böyle duruyorlar. 8 kişi de sana baskıya geliyor. Şimdi sen bu baskıya Alanya Spor maçına cevap... Alanya Spor'a karşı bu baskıdan çıkabilirsin. Gençliğe birine karşı bu baskıdan çıkabilirsin. Ama şimdi orada Eki Tike'ye işte Salah'a ne bileyim buradan diğer Gakbo'ya arkadan gelen oyunculara bu baskıdan bunlar hem sert temaslı oyuncular hem de alan olarak Türkiye Ligi'ndeki kadar alan bırakmayacak oyuncular. Çıkabilecek misin? Çıkamayacak mısın? İlk maçtan çok başka bir maç olacak yani. Siyahla beyaz kadar farklı bir maç olacak. Galatasaray'ın avantajı ne? Ben hep şey diyorum hocam. Galatasaray bence de şöyle olmalı. Bunun küçük hedefle alakası yok. Şimdi Galatasaray yıllar önce Stavuk'la şakası. Şimdi yarı final vardı değil mi? Sonra finali görebildi mi? Göremedim. Bir tek Lucis o zamanında çeyrek final oynadılar yanılmıyorsa. Şimdi şöyle düşün teknik adamsın. Mustafa Denizli'de de oynadı mı? İşte Stavukluş zaman işte. Monaco'yu elediler sonra Stavukluş'e gittiler ya. Hatta orada Real Madrid var, Milan var, Stavukluş var. Tanrı Çolak'la İlyas Tüfekçi, İlyas abi de Allah şifa versin. Diyorlar ki Romenler bize ters gelir. Biz ya Milan istiyoruz ya Real Madrid istiyoruz diyorlar. Eleneceksek, eleneceksek onları elenecek. Hatta finalde Real'de Milan oynadı. Evet. Burayı geçmenin de kendine göre bir sıkıntısı var. Sana söyleyeyim. Yükselecek. Seneye daha altta kalacaksın. Şimdi Kağıt Sayı bu turu geçti. Seneye bu turu yani geçtiği tura kadar gidemezse artık başarısızsın. Evet. Hocam. Doğru. Öyle öyle. Öyle bakacaksın bir de. Aynen. Şimdi bunu geçerse 16'ya mı kalıyor 8'e mi? 8'e kalıyor. 8'e mi kalıyor? Seneye 8'e kalamazsan başarısızsın. Buradan keyif alacaklar. Yani geçmeleri de onlar için bir başarı ama geçemezse onlar için bir başarısızlık değil. Bunun rahatlığıyla oynayacak Galatasaray. Galatasaray ilk 24'e kalamasaydı başarısızdı. 3-0'un rovanşında Juventus'u geçemeseydi başarısızdı. 5-2'nin rovanşında Juventus'u geçemezse başarısızdı. Yani Juventus'u bile geçemezse Çok başarısız diyemezdin. Ama 5-2'nin rovanşında geçemezse ne oluyor derdin. Bundan sonrası hani sana o gün söyledim yayında misket oynarken kim kimi üterse derler. Artık kim kimi üterse. Ama hocamın dediği gibi bu seviyede artık kalite çok başka bir yere geliyor. Liverpool'un da şunu söyleyeyim. Galatasaray'dan başka eleyeceği bir takım yok yani. Bak ne Galatasaray Liverpool'dan başka birini bu turdan sonra geçebilir. Ne de Liverpool asayından sonra ilk dörde kalabilir. Ben öyle düşünüyorum, bilmiyorum. Buradan ne alabileceklerse maddi, manevi almaya çalışacaklar.

Galatasarayultrataraftar

98,804 Aufrufe • vor 6 Monaten

İHH’dan Ayrıldım… Mayıs 2016 tarihinde İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Merkez Medya ve Sosyal Medya Birimi’nde muhabir olarak başlayan ve içerik üreticisi olarak devam eden profesyonel çalışma hayatım, bugün itibariyle son buldu. Elbette, karşılıklı anlayış çerçevesinde. Ve tabi gönül bağı devam Allah’ın izniyle. Aradan geçen 7,5 yıl şüphesiz bana çok büyük tecrübeler kazandırdı. Bir insan için en değerli yıllardır belki de 20 ila 30 yaş arası. Ve ben ömrümün en kıymetli yıllarının böylesi güzide bir kurumda geçmiş olmasından onur duyuyorum. Umarım hakkını verebilmişizdir bunca nimetin ve hizmet fırsatının… Onlarca coğrafyayı ziyaret etmek, oralarda yaşananları Türkiye ve dünya kamuoyu ile buluşturmak nasip oldu. Kah Srebrenitsa’da yumruklarımızı sıktık, kah Patani’deki yetimlerimizle hayatımızın belki de en mutlu günlerini geçirdik. Gittiğimiz her memleket, derin izler bıraktı yüreğimizde. Mesleki olarak kazandırdığı tecrübeleri saymak mümkün bile değil. Vakfa başlarken, benim için büyük müjde olan bu haberi takipçilerimle paylaşırken “Ümmete hizmet yolunda vites büyütüyoruz” iddiasında bulunmuştum. Öyle olmuş mudur gerçekten bunu tarih takdir edecek. Ama yazdığım her habere; basına servis ettiğim her bültene, fotoğrafını çektiğim her kareye, imza attığım her belgesele, klibe; inandım. İnandım da yaptım. Vicdan terazimde tarttım, maşeri vicdana sorgulattım ve öyle paylaştım kendi mecrasında. Bu nedenle ki bugün sonuna kadar huzurluyum ve hiçbir keşkem yok. Bir keşkem var aslında: İşi yapabilmenin heyecanı, sonuca bir an evvel ulaşabilmenin gayretiyle biraz yorduğum ve hatta belki de istemeden de olsa kırdığım abiler, arkadaşlar oldu; biliyorum. Ama eğer onlar da bu satırları okuyorlarsa şunu yürekten yazıyorum ki hiçbiri bir art niyetle değildi. Belki toyluk, belki biraz Karadenizlilik ve belki de biraz uzun yılların kurs ortamlarında geçmiş olmasından kaynaklıydı bu bilinçsiz yormalar. Onlar özellikle haklarını helal etsinler ve bana bunu aşabilmem için dua etsinler, ricamdır. Eksiğimin farkındayım, er ya da geç düzelteceğim inşallah. Son haftalarda yıllık izinlerimi kullanıyordum ve bu sürede vakıfta mesaimin geçtiği tüm abilerle - kardeşlerle helalleşmeye gayret ettim. Henüz görüşemediklerimiz var, onlarla da en kısa zamanda yapacağız inşallah. Tüm bunların her birine ve özellikle yakın çalışma arkadaşlarıma, abilerime sonsuz teşekkürlerimi burada sunmak istiyorum. Bir vakte kadar hiçbir akrabamın dahi olmadığı şu İstanbul’da bana aile oldular, baba oldular, öz abiden öte abilik yaptılar. Allah her birinden razı olsun, güzel işlerinde muvaffak eylesin. *** “Medya” meselesini belki de gereğinden fazla kafasına takmış birisiyim. Bu, yola çıktığımda da böyleydi aslında. Lakin kaçırdığım bir yer varmış. Bunu zamanla öğrendim: Ekonomik bağımsızlık olmadan medyada var olabilmek ve söz söyleyebilmek mümkün değilmiş. Aslında neredeyse tüm meslek dallarında dünya gidişatında böyle bir ivme var. Özel şirketler, devletlerden fazla söz sahibi olabiliyorlar yeni düzende artık. Bugün Selçuk Bayraktar’ı güçlü kılan en önemli şeyin de tam olarak bu olduğu kanaatindeyim. Kendileri de defaatle bunun altını çiziyorlar zaten. Eğer bu çaba, devletin kanatları altında ilerletilseydi bugünlere gelemeyecekti muhtemelen. Bürokratik engeller, değişen siyasi atmosfer vs. Dün, bakan olduğu için en önemli atılımlara imza atabilen adamlar bugün neredeler, hangi işle meşguller acep bir bakın. Ama Bayraktar Ailesi, kendi çizgilerini muhafaza ettikleri müddetçe bir ömür bu başarıyı sürdürebilecekler. Sürdürsünler de zaten, duamız o yönde… Demem o ki bu kurtlar sofrasında var olabilmek için önce mesleki birikim elde edilecek. Ardından da ekonomik bağımsızlık. Aslında bu yeni bir şey de değil. Bir arkadaşım bu meseleleri konuştuğumuz esnasında Ahi Teşkilatından bahsetti ve “Bu eskiden de böyleydi. Girerdin bir ustanın yanına çırak olur, işi öğrenir sonra müsadeni ister yoluna bakardın.” Kendisi farkında değildi belki de hatırlattığı bu hakikatin. Ama tam da duymam gereken zamanda gelmişti bana bu hatırlatma. Evet, meslekte 10 yılı devirdim ve artık sıra bu işin ekonomik tarafını halletmeye geldi. Ardından da sıra bu işin destanını yazmaya gelecek evelallah. Tabi, sizlerin bugüne kadar yanıbaşımda hissettiğim o eşsiz dualarıyla. Çünkü, Müslümanlar hala olması gereken düzeyde temsil edilemiyor henüz medyatik düzeyde. Çünkü, hala zalimler mazlum; mağdurlar yok sayılıyor bu kirli düzende… Bir de şu var: İstanbul’da yaşamak her geçen gün zorlaşıyor. Tıpkı diğer büyük devletlerin başkentlerinde olduğu gibi burada da hayata tutunmak, ekonomik olarak ayakta kalmak kolay olmayacak. Devlet, “Ben sana Anadolu’da da yol, hastane yaptım, İstanbul’da yaşamak zorsa oraya gidebilirsin” diyecek alttan alttan. Bunun için yöneticileri de suçlu bulamıyorum doğrusu. Aksini yapsalar akıntıya karşı kürek zorlamış olacaklar ki bugüne kadar deneyenlerin başaramadığı gibi onlar da başaramayacaklar. Öyle ise yeni hale karşı vaziyetimizi almak icap ediyor. Hem zaten rızkın onda 9’u ticarette değil miydi? Ya Allah… “Hak, haklının en mukaddes malıdır, vermezlerse alacaksın tamam mı?” diyen şaire verilmiş bir sözüm var. Yitik hazinemizi bulamazsam da yolunu gösterecek, ardımızdan gelen nesle medyanın, sinemanın neden önemsenmesi gerektiğini hatırlatacağım. Sancağımızı bizden çalanlar da böyle başlamışlardı işe bundan 150 yıl evvel. Gazetecilik faaliyetleri gömmüştü bu asil milleti diri diri toprağa. Bugün de bu cephede pek bir şey değişmedi. Adı gazete değil artık ama yol yöntem yine aynı. Adına medya demiş olalım bu düzenin. Hala bizden koparmaya devam ettikleri evlatlarımızı, memleketlerimizi, şehirlerimizi ve geleneklerimizi neyle kopartıyorlar, bir hatırlayalım isterseniz: Dizi, film, medya propagandası ve her ne halt yerse yesin asla dokunulmaması gereken gazeteciler… Hafızlığın ardından imamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük yolunu bırakıp bu alana yönelme saikim de buydu tam olarak zaten. Şimdi yeni bir heyecanla Besmelesini çekiyorum tüm bu niyetin. *** “Ne yapacaksın?” sorusuna cevaba gelelim şimdi: Vakfa girdiğimde yapabildiğim tek profesyonel şey haber yazabilmekti. Zamanla, medya ilişkilerinin nasıl kurulacağından tutun da fotoğraf - video çekmeye; bunların hangi bakış açısıyla elden geçmesi gerektiğine ve tüm bunları aynı anda kompleks bir şekilde nasıl yönetilebileceğine kadar birçok noktada kendimi geliştirme fırsatım oldu. Bugün geldiğim noktada sadece vakıftan değil, kamusal hayat denen mesaili hayattan da ayrılıyorum. Tabi büyük konuşmak da istemem lakin en azından bir müddet böyle deneyeceğim. Evet, şahıs şirketimi kurdum ve artık evden devam edeceğim rızkımı aramaya. Elbette bu bir risk. Maaşlı düzenden, düzensiz bir gelire geçmek çok kolay olmasa gerek. Ama kim dedi ki zaten risksiz başarı var? Bugüne kadar neyi başarmak nasip olduysa o korkularımın üzerine giderek oldu. Hatta en güçlü yanlarım da burası oldu hep: Acı acı, tırnaklarımla neyi kazandıysam o yaptı beni ben… Halihazırda dışarıdan destek olarak üstlendiğim işler var. Gün geliyor bu kurumların ya da kişilerin, fotoğraflarını çekiyorum. Gün geliyor, haberlerini yazıyorum, sosyal medyalarını yönetiyorum. Gün de geliyor belgesellerini, kliplerini, sosyal medya videolarını her şeyiyle birlikte yönetip bunun pazarlamasına gayret ediyorum. Eğer sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, bir vakfınız, bir Kuran Kursu’nuz, bir ticari işletmeniz ya da kendiniz için böyle bir ihtiyaç duyuyorsanız ve asgari müştereklerde buluşabiliyorsak size de bu noktada hizmet verebileceğimi buradan ilan etmek istiyorum. Bu işlerin de her birinin yine benim davama hizmet eden iş kalemleri olmasına gayret ediyorum. Bu benim bakmakla yükümlü olduğum eşimin ve Selimhan’ımın iaşesini temin için. Bunun dışında ekran yüzü olarak ama bir mecrada ama kendi oluşturmayı planladığım ortamda sözümü söylemem gerekiyor. Bu bir sac ayağıysa sadece tekniğini bilmek ya da sadece parasını kazanmak yetmiyor. Onun da arayışı içerisindeyim. Ama zorlamayacağım. Çünkü artık içimdeki deli kanı yenebilecek kadar büyüdüm. Biliyorum, nasipte varsa su akacak ve yolunu bulacak… Hem de hevesini ettiğimin de ötesinde! Adı lazım değil bir medya patronu, bugün değil çalışanlarına, eğitime gelen öğrencilerine bile hatırı sayılır bir maaş verebiliyor. Ne sebeple? Batıl davasına asker yetişsin için. Var mı Müslümanlar arasında böyle bir yapı, hem bunun heveskarlığını oluşturabilen ve hem de ödemesi gereken miktarı titremeden verebilen? Şimdi benim derdim de bu. Önce kendi iaşemi rayına oturtacağım. Ardından da ne tecrübem varsa ya da piyasada ne tecrübesi olan makul gazeteciler varsa her birinin bu aktarımı yapabilmesi için şu yeni şartlara göre bir sistem kurmaya gayret edeceğim. Gelen adamlar burada hem işi öğrenecekler hem iaşelerini temin edecekler. Oldum diyen de rahatlıkla piyasada kendi düzenini kurabilecek, ama Müslümanca! Allah’ım nasip et… Söz tükendi. Dualarınıza talibim. Rabb’im araç diye gördüklerimizi amaçlaştırmasın inşallah. Hepsinden öte bir kul olarak eksiklerimiz de çok. Her biri için ayrı ayrı dualarınıza tekraren talibim. Vesselam. | Temmuz, 2023

Bilal Gündoğdu

152,574 Aufrufe • vor 3 Jahren

Çok Sağlam Konuştu Helal Olsun Haluk Yürekli: Ben bugün eğer Fenerbahçe şampiyonluk yarışındaysa, Tedesco hala Fenerbahçe'nin teknik direktörü ise, Ertan Torunoğulları maçtan sonra biz şampiyon olacağız, olacağız, Olazaz mı diyordu? Olazaz diyordu herhalde yani. Yatsın, kalksın, yalsın, kola dua etsin bugün. Fenerbahçe bugün maçı kazanmayı hak eden futbolu oynadı bence ama skoru alamadı. Yani skoru neden alamadı? Kendi hatalarından dolayı alamadı. Bir tane Kerem'in karşı karşıyası var, iki tane Sidiki Şerifi'nin karşı karşıyası var. Yani bir tane Genduzi'nin cezası dışından ikinci yarıyı söylüyorum. İlk yarı bence kafa kafaya bir maç. Ama iki kırk beş dakika da farklı iki maç. Hatta Beşiktaş'ın ilk yarı da daha net pozisyonları var. Yani ben bir tane Oğuz'un vurduğu kafa var dönüşünde. Çerni'nin tamamlayamadığı bir tane Orkun Kökçü'nün. ceza sahası üstünden şutu var. İlk kursu olayten 3'e 2'de vermediği var. Yani maçın aslında golden önce, penaltıdan önce bir tane Mustafa'nın gittiği var. Kante'nin araya girdiği. Gidemediği de işte. Biraz hızlı bir oyuncuya denk gelseydi Beşiktaş orada skoru da alabilirdi. Bunların hepsi var. Yani oyunda gittiri geldiği bir oyun. Ama şunu söylüyorsun değil mi Haluk? Araya giriyorum. Özür dilerim. Yani mesela bu Hani güreşte boksta falan olur ya hakem kararına kalır bazen. Böyle bir şey olsa hakem kararı olsa Fenerbahçe'ye galibiyeti verirdi. Ben de bugün 90 dakikaya baktığım zaman Fenerbahçe daha çok kazanmayı isteyen taraftı. Daha çok pozisyon üreten. Ama futbol böyle bir oyun değil. Sonuçta Beşiktaş belli bir yerden sonra dediğim gibi yedek kulübesine döndüğünde Gökhan Sazdağ bugün Beşiktaş'ın oyuna girdikten sonra ben oyunu alıyor zannettim. Yaşit Say'ı çağırınca. 10 dakikada. Öyle amatör futbolcu hataları yaptı ki. Bir dakika, beş dakika. Oradan Gökhan Sazlağ hatası ile golü yiyeceği belli. Bağıra bağıra geliyor orada. Öyle güzel bir pas veriyorsun ki. Önüne de Cengiz'i koydu. Cengiz'i koydu. Baba dört karşı karşıya. İkisi Cengiz, ikisi Gökhan Sazlağ. Böyle bir değişiklik olur mu ya? Cengiz Ünder bugün. Bence karmaşık duygular içindeydi. Biliyorsunuz sezonda Fenerbahçe ile başladı. Fenerbahçe'de mi oynuyorum? Beşiktaş'ta mı oynuyorum? Karmaşasını yaşadı bence. Tabii ki latife ediyorum ama iki tane. Bir tanesi Kerem'in karşı karşıya kaldığı pozisyon. Bir tanesinde yine Kerem'in sidikeye çevirdiği pozisyonda iki tane takım yerleşmişken al. Sanki Fenerbahçe'nin oyuncusu gibi pası verdi. Yani çıkarken. Yani böylesine amatörce maçın çok ayrıntılarına gireriz. Çok detay var maçta. Bugün Kante ile Yenidozi müthiş oynadılar. Ben Beşiktaş'ın orta sahasında Endidi de oyunda kaldığı süreçte çok iyi mücadele etti. Beşiktaş adını onu da söylerim. Beşiktaş'ın Agboda değil de diğer stoperi. Udokai bugün belki de Beşiktaş'ta en iyi maçlarından mini oynadı. Udokai'ye ne kadar verdi Beşiktaş? Öbürüne 18. Bugün Yani 18 milyon euroluk değil. Yani 18 bin euroluk oyuncu kadar oynamadı bugün. Onu söyleyeyim. Bugün felaket kötü üper bulmaz sergiledi bence. Beşiktaş'ın sağ Beki Gökhan, sol Beki Rıdvan. Bugün Beşiktaş yani neden aslında ne kadar transfer yaparsan yap. Yedek kulübesine döndüğünde problem yaşıyorsan neden buralarda olduğunun net göstergesi. Ha şimdi gelelim bu oyun. Oyunun dışında oyuna müdahale eden bir tane hakem vardı bugün Yasin Kol. Var hakemi o. Ben şimdi İbrahim abi biraz daha işin teknik kısmına giriyor. Yani o hoca dokundu da tam dokunamadı. Oradan yan yaptı. Abi işimize geldi mi? Hayır şöyle. Ben fikri söyleyeyim abi. Yani Bünyamin Gezer fikrini böyle söylüyor bir de. Hakemlik tekniği açısından bir şey söylüyor olabilir. Bünyamin Gezer'in 30 kere izlediği şeyi 50 metreden Yasin Kol göremez. Bana kimse anlatmasın. Yasin Kol bugün yani Fenerbahçe'nin 3 puan almasının bir numara sorumlusudur. Bak ne Kerem Aktürkoğlu'dur ne Tedesco'dur ne 50 bin Fenerbahçe taraftarıdır. Bugün eğer Fenerbahçe sahadan 3 puanla ayrıldıysa şampiyonluk yarışına ya da ikincilik yarışına hala tutunuyorsa bunun bir numaralı müsebbibi Yasin Kol ve Vardaki Abdullah Buğra Taşkınsoy'dur. Bunu açarım ilerleyen.

Galatasarayultrataraftar

60,366 Aufrufe • vor 5 Monaten

ABD yapımı, ABD kuklası, ABD devşirmesi Tayyipgiller'i bugün de Çağlayan Adliyesi 2'nci Asliye Ceza Mahkemesinde yargıladık. Ve duruşma sonrası Adliye önünde yaptığımız açıklamada şunları söyedik... *** Saygıdeğer Arkadaşlarım; Tavşan kadar yürek taşımayan Tayyip ve avanesi, Kaçak ve de Haram Saray’ın hukuk bürosuna dönüştürdüğü yargı aparatını, enstrümanını kullanarak bizi korkutmaya, sindirmeye, cezalandırmaya çalışıyor. Yahu biz Alfa Kurt’uz! Bir Alfa Kurt’u ölümden başka hiçbir şey hedefine yürümekten alıkoyamaz! Biz, 1967’den bu yana, tepemizde faşist diktatörlerin sallandırdığı yağlı urganlar karşısında, ensemizi kaşıyarak gülüp geçmişiz. Üzerimize yağan kurşun yağmurlarına bile gülüp geçmişiz. Biz ki bu süreçte, Azrail’e selamlar sarkıtarak; “Hayırsız, şu sıralar hiç semtimize uğramıyorsun, vefasız!” diye sitemlerde bulunmuşuz. Bizi kim korkutabilir, buna imkân var mı? Biz, “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum”diyen Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın torunlarıyız, devamcılarıyız, onun kurduğu Tam Bağımsız, Laik Cumhuriyet’in savunucularıyız. Ve Halkımızın mutluluğunu savunuyoruz. Ve şu an insan soyunun başdüşmanı olan ABD Emperyalist Haydudunun pedofil, sapık, bunak şefi Trump’a; “Dostum Donald” diye yanlama yapan Tayyip’i, gelip kendi mahkemelerinde, kendi yargıçları ve avukatlarının huzurunda, savcılarının huzurunda yargıladık. Onun ihanetlerini, hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, aşırdığı trilyonlarca dolarlık kamu malını, bir bir belgelerle ortaya koyduk. Ve en sonunda dedik ki: Biz, 80’i geride bırakmışız. Şurada birkaç yıllık ömrümüz ya kaldı ya kalmadı. Ama siz gençler mutlaka göreceksiniz. Bu Tayyip ve avanesi sıfırı tüketti. Halkımızın kanını kuruttu, kuru ekmeğe, kuru soğana muhtaç etti. Eninde sonunda ettiği bütün kötülüklerden dolayı bu mahkemelere gelecek bütün avanesiyle birlikte. Vatan satılıcık dahil, işlediği binbir suçun hesabını verecek, buna tanık olacaksınız. Bunların kaçışları kurtuluşları olmayacak. Eninde sonunda halkımız yüz yıl önceki Kuvayimilliyeci Atalarımız gibi, emperyalist haydutları da ve içimizdeki bu Tayyipgiller, Bohçalıgiller gibi hain işbirlikçilerini de hezimete uğratacak ve onlara hak ettikleri cezayı verecek, dedik. Saygıdeğer Arkadaşlarım; Yoldaşı olduğumla gurur duyduğum Denizler, Mahirler, Hikmet Kıvılcımlı ne demişti? “Bizim düşmanımız Amerikan Emperyalistleri ve onların içimizdeki hain işbirlikçileri”, demişti. “Biz ülkemizin Tam Bağımsızlığından ve Halkımızın mutluluğundan başka hiçbir şey istemedik”, demişti. İşte biz de 1967’den bu yana bu amaç için savaşıyoruz, çarpışıyoruz. Ve dikkat ederseniz; bizim duruşmalarımıza sadece Yoldaşlarımız ve “Karga Kardeş” gelir. Karga Kardeş de peynir kapmak için gelir. Başka kimse gelmez. Muhalifi oynayan siyasiler, medya asla bulunmaz. Çünkü, siyaset nedir? Sınıflar arasında savaş demektir, siyaset. Her siyasi söz ve tavır, o siyasetin savunduğu sınıfın çıkarlarının, maddi çıkarlarının yoğunlaşmış ifadesini ortaya koyar. Biz, İşçi Sınıfımızın-Proletaryanın, yoksul köylülüğün, memurlarımızın, aydınlarımızın, küçük esnafımızın çıkarlarını savunuyoruz. Ve onların çıkarlarını, yoğunlaşmış olarak siyasetimizde temsil ediyoruz. Bizim dışımızda muhalifi oynayanlar ise bütünüyle Burjuva Sınıflarının, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıflarının, Finans-Kapitalistlerin, her boydan ve her soydan sömürücülerin, vurguncuların çıkarlarını savunuyorlar. Onların muhalifi oynayan medyası da aynı şekilde. O yüzden bizden ödleri kopar; ölümü görmüşçesine korkarlar ve kaçarlar bizden. Onlar Amerika’nın hizmetinde, Amerika’nın yörüngesinde ve yoksul, ezilen ve sömürülen Halkımızın karşısında, Parbabalarının safındadırlar. Evet, Saygıdeğer Arkadaşlarım; İşte biz o yüzden yalnızız ve halkımızdan bir tek şey istiyoruz: Anlaşılmak. Tayyip’in mahkemelerinde de beraat falan istemiyoruz. Diyoruz ki; beraat filan talep etmek bizim için küçülmek olur, acizlik olur. Biz bu Tayyipgiller adlı cürüm örgütünü açıkça işlediği bütün suçlarla ortaya koyduk, sizden de bir tek şey itiyoruz; anlaşılmak, diyoruz. Halkımızdan da aynı şeyi istiyoruz: Anlaşılmak. Kalın sağlıcakla… Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Nurullah Efe Ankut

30,179 Aufrufe • vor 6 Monaten

Şeyhim Müslüm Yücel müslüm yücell 13 Ocak 2025 Şeyhim! Üç aylardayız. Dilek kapıları dualarla açılıyor ve bu ay yengeç burcunda seyahat ediyor. Bu burcu alimler kimsenin ulaşamadığı bir kadın olarak tasvir ediyorlardı. Şeyhim, Demek ki talihler açılıyor, demek ki benim talihim senin nefesinle daha da gür olacak. Biliyorsun hepimiz Allah’ın sürülerindeniz ve Allah istediği gibi güder bizi. Ne içimizde olanı ne dışımızda olanı onun dışında kimse bilmez. Yolun doğrusu yani kasdus sebili de Allah’a aittir. Şeyhim. Senin kelamınla, tarihim, dimağım ışıyor. Senin dinin demeye gerek yok, apoletleri sevmez. Senin dilin de karanlık olan geceleri ışıtır. Kelimelerin yıldız yıldızdır. Kelimelerin karşısında deniz kabarıyor, dağlar çiviye dönüyor. Yer yarılıp döşenmiş Allah’ın ırmakları kelimelerden boşalıyor. Gökte haberler, yerde ibret… Bana düşen, deliler gibi ellerimi açıp senin için Allah’a dua etmektir. Allah’ım demektir. Allah’ım, insanlar gidiyor ve bir daha geri dönmeyecekler. Öyle istedikleri için mi, yoksa uyusunlar diye mi bizi bırakıp gidiyor hepsi. Nerede baba, anne, ata; nerede oğul ve kızlar? Nerede şükürle karşılanmayan iyilik, Yadırganmayan zulüm? Bir an gözlerimi kapatsam, gençliğimde gördüğüm kentler, o kentler, o kentlerde konuşulan diller, nefes alan dinler, şimdi hepsi doğumuna az kalmış kadın gibiler… Ve bu kadın karşısında ben ne bir kente gidebiliyorum ne bir yere dönebiliyorum… Allah’ım, senin önünde dünya sinek kanadından hafiftir. Ve zaman zaman ona sahip olmak isteyen kişi sinek kanadından da küçüktür. Bilirim, şeyhim de biliyordur elbet, o bunu söylüyor hep. Allah’ım, senin adını anmadan hiçbir iş yapılmaz. Senin adın anılmadan yapılan iş, korku verir. Acı çekmenin karşılığı acıya son vermek değil, sabır ve sebat etmektir. Allah’ım her şeyi senin merhametine bırakıyorum. Allah’ım, insanlar kimi acıları cehennemde değil bu dünyada çekiyor. Cennet mutluluk demektir. Allah’ım, acı çekenin acısına son vermek ne kişinin kendi elindedir ne başkasının. Tek yetki senindir. Bir cana kıymak, bütün insanlığa kıymaktır. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Allah’ım, şehit Şeyh Maşuk’un oğlu Murşid Haznevi’nin dilini kalbi gibi derin, aklı gibi keskin eyle… Her işte yardım eden sensin ve din diye bir şey varsa ve bu bir borç değil bir yol ise şeyhim Mürşid bu dinin delilidir. Allah’ım delilimizi incitmesin kimse… Şeyh Mürşid dirlik istiyor, senden gelen sağlığı ve varlığı istiyor. Başkasından gelen sağlığı, başkasından gelen varlığı kabul etmiyor. Şeyhim ölümü dilenenlerden değildir, Şeyhimin ayak bastığı yerde birileri ölüm dileniyor. Biri bizi yılan gibi görüyor, birilerine de haber gönderiyor ve diyor ki “yılanın başını ezin…”... Bunu söyleyen bir insan değildir, bu insan kılığında cehennemin köpeğidir. Allah’ım, sen bilirsin, sen tanırsın, o adam birilerinin de köpeğidir. Allah’ım, onları sen af edesin. Allah’ım, o birilerinin yaşları çok gençtir, akılları zayıftır, okudukları Kuran gırtlaklarından öteye geçmezdir. Kıldıkları namaz dizlerinin acı çekmesinden başka bir şey değildir. Ki bu da bir gösteriş içindir. Onlar ki Allah’ım, her şeye tamah ederler, tamah ettikleri her bir şeye bağlanıp giderler, ne büyük bir eserin insanı, ne eserlerinin içinde yaşadığı bu dünyayı bilmezler. Mürşid’i bu dillere, bu herkesin önünde açılıp kapanan mendil tıynetli suretlere karşı koru Allah’ım… Allah’ım, şeyhimin acısı büyüktür; ağrısı vardır, geçmemiş bir acı vardır kalbinde. Kalbi baba acısıyla yanan bir çocuktur şeyhim. Allah’ım, Mürşid senin yetimlerindendir. Yetimlerin sahibi sensin, onları sen korursun. Dün gibi hatırlarız. Dün gibidir. Zaten bir günün diğer bir günden farkının olmadığı bir zamanın içindeyizdir hep. Kamışlo’da bir futbol maçı var ve nasıl oluyorduysa birden bir tribünden Saddam Hüseyin posteri açılıyor. Kanıyla Kuran yazan Saddam’ın posterleri bize yalnızca katliamları hatırlatmıyor. Bir adamın elleri bağlanıyor, ağzına benzin boşaltılıyor ve sonra bu adamın karnına ateş açılıyor; şunu deniyorlar, acaba ağzından ateş fışkıracak mı? İşte Saddam o ateş açan adamdı… Sonra başka bir olay. Birkaç kişi birbirine bağlanıyor ve ağır bir silahla ateş açılıyor, şu deneniyor; acaba mermi kaç kişiyi geçecek… Bu mermiyi deneyen Saddam’dı… İşte bu adamın posterleri açılıyor… Sonra sokaklara iniyorlar, Kürtlere ait ev ve iş yerleri yağmalanıyor. O günler, zor da olsa geçiyor, o günlerden sonra bir sürek avı başlıyor. O sırada Şeyh Maşuk kaçırılıyor. Ağır işkenceler ediliyor, öldürülüyor. Şeyh Maşuk’un sekiz çocuğu var, hepsi bir odada büyüyor. Şeyh Maşuk’un iki derdi var: Özgürlük ve ilim. Maşuk’un cenazesine katılmak için o gün ölüler bile uyandı. Bir halkın ölülerinin uyanması ne demektir? Bir halkın dirilerine ölüler sahip çıkarsa… Tarih şöyle diyor: Eğer dirilere ölüler sahip çıkarsa, o halk yenilmeyecektir. Nedeni mi? Nedeni şu, vatan denilen yerin altında eğer huzurla uyumuş ölüleriniz yoksa o toprağın insanı değilsinizdir. Allah’ım, şeyh Mürşid ölülerimizin vasiyetidir. Ölülerimiz kendini Allah yerine koyanlara boyun eğmediler. Allah’ım senin adını zikreden ve zikri ezilenlerle birlikte gören, gösteren ve böylece Latin dünyasını özgürlüğe götüren Helder Kamara ve diğerlerinin hikâyelerini en iyi biz biliriz… Kamara, tıpkı Mürşid gibi direnişin sembolüydü. İkisi de diktaya karşı yalnızca hak aramıyorlar; halkın ihtiyaçlarını dile getiriyorlar, gideriyorlar… Din dediğin ev yıkmak değildir, toprağı işletmek, ev yapmaktır. Derler ki İsa, marangozdu. İsa bugün yaşıyor olsa Kürtlerin yanında dururdu ve Şeyh Maşuk’un yakılan evinin bütün kapılarını tamir ederdi. Muhammed, şeyhin kırılan, yakılan ağaçlarının köklerini teriyle besler elleriyle budardı. Musa olsa, dili açılır, tekrar ve tekrar söylerdi: öldürmeyeceksin… Şeyh Maşuk’u öldürmekle kalmadılar. Maşuk’un evini de talan ettiler. Namaz kıldırdığı caminin minaresi yıkıldı, evinin bahçesinde dedelerinden kalan ağaçlar kesildi, zarar verildi ve daha ileri gidildi, mezar taşları tahrip edildi, bütün bunlar din adına yapıldı. Allah’ım ne mutlu ki bizlere Maşuk’un oğlu Mürşid geldi. Ayak bastığı her yerde babasının kokusu sardı. Kamışlo; Yeni bitmiş çimenlerin üstündeki çiğ, sanki yaşlı adamların yeşil cam üstündeki incilere benzeyen gözyaşları. Gözyaşları ışıldar ama şeyhimin gördüğü ışıltı içinde. Bir burukluk çimenlerde ceylanların tırnak izlerinin yerinde potin yaraları… İzledim… genç bir gazeteciyle Şeyh Mürşid çocukluğunun sokaklarını geziyor. Evini geziyor. evi, ev olmaktan çıkmış. doğduğu oda talan edilmiş. evlendiği, çocuklarının doğduğu oda yine öyle. Mezarlığa gidiyor; mezar taşları arasında otlar büyümüş, buraya, dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler gelirmiş, mezarlık yıkılmış… Bir yerin yıkılması, yakılması ve sonra yakılan bir yerde insanın kendi tarihini bir turist gibi gezmesi acıdır. Kim buraları yaktı, yıktı? Haya vardır ve hayaya akıl ve iman eşlik eder. Peygambere Miraç’ta sorulur: Bu üçünden hangisini seçersin? Peygamber “akıl” dedi ilkin, iman gücendi dedi “beni akılla bir tut.” O zaman dile geldi utanma, “Ben imandan uzak kalamam ki…”dedi. Nasırı Hüsrev’e sordular, ey dediler, bu nedir? Hüsrev, soruya soruyla yanıt verdi: “Akla aşina olan bir kimse nasıl utanmaz.” Devam etti ve dedi: “Eğer sana iman lâzımsa, utanmayı göz önünde tut. Çünkü utanma olmaksızın iman nasıl belli olur?” Utanmayan kimselerin üstünde tek bir şey vardır: Allah’ın laneti… Evleri yıkan, ağaçları kesen, mezar taşlarını yağmalayan kimseleri sana havale ediyorum Allah’ım… Şeyh Mürşid, geri döndü. Yalnızca kendi evi ve yıkılmış mezar taşları arasında gezmedi. Camilerde hutbeler verdi. Misafirliklere gitti ki evi olmasa bile hangi kapıyı çalsa, orası onun eviydi. Hangi kapıyı çalsa, bir kederle karşılaştı ve bana büyük acı veren bir şey söyledi. “Şehir ihtiyarlamış…” dedi… Soru şudur: Bir şehir nasıl gençleşir? Şeyhim, bunun için geldi, dedi ki "artık burada bebeler ölmesin."

ibrahim halil baran

127,162 Aufrufe • vor 1 Jahr

IShowSpeed’i hala ciddiye almayanlar var. Siz varın almayın ama bu çocuğun etkisi, diplomatik pasaporttan daha kuvvetli. Sadece eğlendiriyor sanıyorsanız, vizyonsuzlukta seviye atlamışsınız demektir. Adam, Amerika’nın Çin hakkında 800 milyon dolar dökerek yıllarca yaydığı algı operasyonunu tek bir yayınla tuzla buz etti. Üstüne Çinliler öyle bir misafirperverlik, öyle bir planlama gösterdi ki adamı resmen ülkenin onur konuğu gibi gezdirdiler. Cyber şehirler, uçan arabalar, su üstünde giden araçlar, katlanabilir telefonlar, metroda tünelde bile kesilmeyen 5G, hızlı trenler, gökdelenler… Adamın gözleri faltaşı gibi açıldı. Parasıyla aldığı katlanabilir Çin marka telefonunu her yerde gururla gösteriyor. Sonuçta 41 milyon kişinin Çin’e bakışı bir yayında değişti. Bu yayınların etkisini fark eden Çin yönetimi ne yaptı? Jet hızıyla 144 saat vizesiz giriş uygulamasını genişletti. Ardından ne oldu? İnsanlar akın akın Çin’e gitmeye başladı. Yeni bir kavram doğdu: “IShowSpeed rotası”. Gidenler kendi yayınlarını açtı, gerçekleri paylaşmaya başladı. Yıllardır Çin’e çamur atan kanalların izlenmeleri düştü, gelirleri çakıldı. Başladılar Youtube’u suçlamaya. Neymiş? “Algılarımız niye eskisi kadar parlatılmıyor?” E canım benim… Gerçekler böyle bir şey işte. Bir kişinin etkisiyle bir ülkenin kültürü, turizmi, teknolojisi, halkıyla ilgili algısı değişti. ISpeedShow’un yayınları “kelebek etkisi” yarattı. Türkiye’de bu fırsatı kaçırdık... 1. Galata Kulesi’nde İngilizce Bilmeyen Görevliler… T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Galata Kulesi’ni devraldınız ama oraya yerleştirdiğiniz görevliler İngilizce bilmiyor. Çocuk en temel tarihi bilgiye ulaşamıyor, kule hakkında bilgi istiyor, görevli gözünün içine baka baka sırıtıyor. Şaka mı bu? İBB daha iyisini yapardı. Mirasımızı turistlere anlatabilecek, maaşını hak edecek kişileri koyardı. Bu liyakatsizlik, bu sorumsuzluk kelimenin tam anlamıyla utanç verici. Şanghay’da banka güvenlik görevlileri bile size yardım edecek kişiler meşgulse size gelir ve “May I help you?” diye sorar. Turistik bir alandaki görevli ise “I don’t know” deyip sırıtıyor. Yazık, gerçekten yazık. Turistik alanlarda çalışan güvenlik görevlisi temel seviyede de olsa İngilizce konuşmalıdır. 2. ISpeedShow’un Rehberi İngilizce bilmiyor ? ISpeedShow’un rehberi, yani Türk Elon Musk, İngilizce bilmiyor, çocuğa eşlik ediyor ama İngilizce konuşamıyor. Sonra ne oluyor? Tüm dünya, “Türk rehber İngilizce bilmiyor” diye dalga geçiyor. Çin’de Trump taklidi yapan adamla ISpeedShow karşılaşıyor, adam şakır şakır İngilizce döktürüyor. Bizde ise… boş ekran. 2025 Türkiye’sinde hala durum bu. 3. Dondurma Şovunda Rezillik Sürekli yapılan o zorla dondurma şovu sizin zannettiğinizin aksine herkese keyif vermiyor. Çocuk daha önce gitmiş zaten oraya. İkinci seferde ne sevdiğini sormamışlar bile. Oyun istemiyorum diye defalarca söylüyor ama satıcı İngilizce bilmiyor üstüne bir de IShowSpeed’in ağzına peçete tıkıyor🤦‍♀️ Bir de bunu “Türk misafirperverliği” diye pazarlıyorlar. Sizin ağzınıza tıksalar, güler misiniz gerçekten? Pes. 4. Korku Evi ve Hayvanat Bahçesi: İstanbul’un Tanıtım Kılavuzu Bu mu? Bu vizyonsuzluğun zirvesi. IShowSpeed’i hayvanat bahçesine ve korku evine götürmek. Şehirde yapacak onca şey varken, çocuğu hayvanat bahçesine götürüyorlar. Yetmiyor çocuğu maymun ısırıyor. Yayını izleyenler İstanbul’da maymunların yaşadığını zannediyor. İstesen bu kadar olmaz. Dünyanın en eski şehirlerinden biri, kültür, tarih, sanat, teknoloji… Hiçbiri yok! Neden? Çünkü “bi şeyler yapalım da zaman geçsin, gülsün eğlenelim” kafası hakim. Planlama sıfır. Vizyon sıfır. 5. Türk Hamamındaki görüntüler… 🤦‍♀️ 6. Sürekli takılan yayın, internet sorunu! 😫 Bu ülkenin imajına yapışmış en büyük kötülüklerden biri CİDDİYETSİZLİK. “Aman canım abartma”cılar, “Biz İngilizce değil, o Türkçe öğrensin”ciler, Ne vizyon var ne strateji. Sosyal medyada ne oldum delisi olanlarla ülke tanıtımının sonucu… Sadece bugünü düşünen, “eğlenelim yeter” diyen zihniyetin sonunda gelinen nokta bu.

Evrim Kanbur

1,714,852 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Kuvvet Komutanları ile gittiği Osmaniye’de Mehmetçiklerle bir araya geldi. 12’nci Komando Tugay Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulunan Bakan Yaşar Güler, öğle yemeğini Mehmetçiklerle yedi. Bakan Yaşar Güler, komandolarımıza hitaben bir konuşma yaparak şunları söyledi: TSK, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE İLK ANDAN İTİBAREN VATANDAŞININ YANINDA YER ALDI Osmaniye’de 12’nci Komando Tugay Komutanlığımızda Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte siz kahraman silah arkadaşlarımla bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, sizleri sevgiyle selamlıyorum. Sözlerimin başında üç yıl önce, 6 Şubat tarihinde meydana gelen deprem felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. 11 ilimizi etkileyen ve asrın felaketi olarak nitelendirilen bu büyük afete Osmaniye’miz de maruz kaldı. Ne yazık ki can kayıplarımız oldu, evlerimiz, iş yerlerimiz yıkıldı. Depremin ortaya çıkardığı tüm zorluklara rağmen devletimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde tüm kurumları ile depremzede kardeşlerimizin yardımına koştu. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bölgedeki unsurları da depremin yıkıcı etkisine uğramasına rağmen ilk andan itibaren vatandaşlarımızın yanında yer aldı. Ayrıca ülkemizin dört bir köşesinden unsurlarımız da süratle bölgeye intikal ettirildi. Bu kapsamda kahraman ordumuz; - Başta arama kurtarma faaliyetleri olmak üzere iaşe, barınma, sağlık gibi ihtiyaçların karşılanması için kahramanca ve fedakârca görev yaptı. - Üstlendiği tüm sorumlulukları, ilgili kurum ve kuruluşlarımız ile tam bir koordinasyon ve uyum içinde icra etti. OSMANİYE’DE 12 BİN 557 KONUT VE İŞ YERİ TESLİM EDİLDİ Birçok ülkenin nüfusundan çok daha fazla insanımızı etkileyen böylesine büyük bir afet, ancak ve ancak çok güçlü bir dayanışma ile aşılabilirdi. Çok şükür ki bizler de bir ve beraber olarak depremin yaralarını sardık, sarmaya devam ediyoruz. Yıkılan şehirlerimizin yeniden inşası için başlatılan büyük konut seferberliği, devletimizin bu konudaki çabalarının en önemli yansımasıdır. Nitekim şu ana kadar Osmaniye’de afetzede vatandaşlarımıza teslim edilen 12 bin 557 konut ve iş yerine ilave olarak 13 bin 573 bağımsız bölümün yapım ihalesi de tamamlanmıştır. Ayrıca bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın iştirakleriyle “Yüzyılın Konut Seferberliği” kapsamında Osmaniye için planlanan 2 bin 990 konutun kura çekimine de şahitlik edeceğiz. BUGÜN HUZUR VE GÜVENLİK ORTAMI HÂKİMSE BU SİZLERİN SAYESİNDE Yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünya genelinde, birbiri ardına gerginlikler ve krizler yaşanıyor, çatışmalar ve savaşlar ortaya çıkıyor. Risk ve tehditlerin çok boyutlu hâle geldiği böylesine hassas bir ortamda, Millî Savunma Bakanlığı olarak ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için gece gündüz demeden azim ve kararlılıkla çalışıyoruz. Şanlı ordumuz da son bir asrın en kapsamlı, en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. En başta terörle mücadele kapsamında hem yurt içinde hem de tehdidi kaynağında yok etme stratejisi doğrultusunda Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütlerine yönelik başarılı operasyonlar icra ettik. Bugün sınır şehirlerimizde huzur ve güvenlik ortamı hâkimse, Suriye’den sınırlarımıza önceden olduğu gibi roketler düşmüyorsa bunlar hep sizlerin, kahraman Mehmetçiğin hudutlarımızın ötesindeki mücadelesi sayesindedir. Nitekim 12’nci Komando Tugayımız da; - Kasım 2023’ten itibaren iki yıl boyunca Bahar Kalkanı Harekât Bölgesinde görev icra etmiş olup, - Ekim 2025’ten bu yana da Fırat Kalkanı Harekât Bölgesinde yüksek vazife şuuru ve sorumluluk bilinci ile görev yapmaktadır. Hâlihazırda Tugayımıza bağlı taburlarımızın, bölgedeki faaliyetlerini başarıyla sürdürdüğünü memnuniyetle müşahede ediyorum. Başta sizler olmak üzere Tugayımızın tüm personelini gayretleri nedeniyle yürekten tebrik ediyor, her birinizin gözlerinden öpüyorum. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ, DEVLET AKLIYLA YÜRÜTÜLÜYOR Gerçekleştirdiğimiz operasyonların başarısı neticesinde ülkemizin terörle mücadelesinde önemli bir aşamaya geçilmiştir. Devletimiz, terörü tamamıyla sona erdirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Bu tarihî proje kahraman ordumuzun sahadaki emsalsiz gayretleriyle birlikte asil milletimizin ortak iradesi, toplumsal dayanışmamız ve rasyonel devlet aklıyla yürütülmektedir. Sürecin başarısı için PKK ve iltisaklı grupların başta Suriye olmak üzere tüm bölgelerde terörist faaliyetlerine son vermeleri ve silahlarını en hızlı şekilde koşulsuz teslim etmeleri için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu konuda komşumuz Suriye yönetimi ile de yakın bir koordinasyon içerisindeyiz. Hem sınırlarımızın güvenliği hem de Suriye’nin kalıcı istikrarı ve siyasi birliği için YPG-SDG unsurları 10 Mart ve 18 Ocak mutabakatlarının gerekliliklerini hızlı bir şekilde yerine getirmelidirler. Terör örgütünün ülkemize tehdit oluşturmayacağından emin oluncaya ve gerekli emniyet seviyesine ulaşıncaya kadar planlı faaliyetlerimizi kesintisiz olarak icra etmeye devam edeceğiz. HAK VE MENFAATLERİMİZİ KARARLILIKLA KORUYORUZ Teröre karşı verdiğimiz başarılı mücadelenin yanı sıra hudutlarımızın güvenliğini, personel sayısı ve teknoloji bakımından en güçlü ve en kapsamlı tedbirlerle sağlamaktayız. Aynı şekilde Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de kararlılıkla korumaktayız. Ayrıca pek çok coğrafyada uluslararası barış ve istikrarın tesisine müstesna katkılar sunmaktayız. Bu faaliyetlerimizle eş zamanlı olarak karada, denizde ve havada büyük ölçekli eğitim ve tatbikatlar icra ediyoruz. Böylesine geniş kapsamlı görevlerin aynı anda ve üstün bir başarıyla yürütmesinde eğitimli, disiplinli nitelikli personel ile yerli, millî ve modern savunma sanayi ürünlerine sahip olmamız en büyük etkendir. TÜRK KOMANDOSU DAİMA GÜÇLÜ, CESUR, HAZIR VE DAYANIKLI OLMALI Bilmelisiniz ki köklü bir tarihî mirasla bugünlere gelen ordumuzun gücü, etkinliği ve caydırıcılığı artık sizlerin omuzlarında temsil edilmektedir. Bu nedenle sizlerden beklentimiz; eğitimlerinize özen göstermeniz, aynı zamanda fiziksel kondisyonunuzu, bireysel gelişiminizi ve mesleki niteliklerinizi daha da ileri taşımak için çaba sarf etmenizdir. Unutmayınız ki bir Türk Komandosu daima güçlü, cesur, hazır ve dayanıklı olmalıdır. Bu esasları rehber edineceğine inandığım siz kahraman komandolarımızın; - Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı üstün bir gayretle yerine getireceğinize, - Böylece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücüne güç katacağınıza yürekten inanıyorum. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye Yüzyılı hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Savunma ve güvenlik alanında da temel önceliğimiz elde ettiğimiz başarıların korunması ve daha yüksek seviyelere çıkarılmasıdır. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Azminiz ve gayretiniz daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

62,651 Aufrufe • vor 7 Monaten

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 Aufrufe • vor 7 Monaten

🔴 Kayyum/butlan/kurultay falan derken, mülakatın son bölümünde, Kılıçdaroğlu'nun yeniden dönüşünün şifrelerini verdiği sözleri pek tabii dikkat çekmedi. Oysa o butlan kararının sebebi, burada uzun süredir anlattığımız savaş konsepti, burjuvazi ile devletin yayılma ihtirası, reelpolitiğin dayatmaları, muhalefetin yeniden dizaynı vs hepsi şu 4 dakikada saklı. 🔴 Takip eden arkadaşlar hatırlayacaklardır, Selahattin Demirtaş için de Ümit Özdağ için de Ekrem İmamoğlu için de bu mecrada hep şunu yazdım: "Tımar edilecekler ve tahliye edildiklerinde asla aynı adamı bulamayacaksınız!'' Ve geçen günlerdeki Osmanlı coğrafyası ile İç Asya'ya yayılmak gerektiği söylemiyle birlikte şu konuşmasını düşündüğümüzde, Kılıçdaroğlu'nun da tımarının tamamlandığını söyleyebiliriz. Devletle anlaştığı, bu hususların uzun uzun konuşulup dayatıldığı o kadar belli ki. Terkoğlu da hatırlatmış; daha 2-3 sene önce tezkereye de de karşı çıkarak ''Ne işimiz var Libya'da?'' diye soran adam, bugün mahkeme kararıyla döndükten sonra Libya ile yapılan deniz yetki alanı anlaşmasını savunuyor. Ya da Karabağ savaşında yardımcısı ''Maalesef Azerbaycan'a destek verdik'' diyen, ''Rus tehdidine karşı Ukrayna'nın yanında yer almalıyız'' diye zırvalayan adam, bugün devletin dengelerine riayet ederek diğer taraftan da devletin ve burjuvazinin bütün yayılma ihtirasını sahipleniyor. Ve bugüne kadar yapılan bütün CHP operasyonları yerli yerine oturduğu gibi, gökyüzünde bir balık da ufka doğru süzülüyor :) 🔴 Abiler, ablalar, az takipçili güzel hanımlar; sizin için ne kadar üzücü olduğunu biliyorum ama önce önümüzdeki matematik problemini çözebilmek için verilen-istenen tasnifini yapmak zorundasınız. Mevcut durumu yaygarayla ya da küfür kıyamet klavyeyi yumruklayarak kavramanız ve doğru pozisyon almanız mümkün değil. ✅ Şu mülakatla birlikte Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı tescillenmiş oldu. Hiç öyle terletildiğini falan zannetmeyin. Kendisi bile bu kadar memnun ayrılacağını tahmin etmemiştir Neden mi? Karşısındaki gazetecileri nasıl topa tutmadığınızı halen anlamıyorum. Bu kadar cehalet, kendi sordukları sorulara dair bu kadar bilgisizlik, adeta sosyal medyadan apardıkları soruları sormaları, Özel kanadından servis edildiği apaçık belli olan ve esasen hiçbir cevabı da olmayan soruları güya Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırarak yöneltmeleri ve iyi hazırlandığı belli olan Kılıçdaroğlu'nun da hepsini göğsünde yumuşatarak taca atması bunu sağladı. Soylu'nun Yanardağ & Saymaz ile yaptığı canlı yayını hatırlayın :) En ufak bir fark yok. Orada Soylu karşısındaki gazeteci kılıklar sayesinde 'şeklen' zevahiri kurtarmıştı, şimdi de Kılıçdaroğlu karşısındaki sosyal medya trolünden farksız bilgisiz yaygaracılar sayesinde zevahiri kurtardı Düşünün, şu paylaştığım 4 dakikalık dış politika konusu bile en son başlıktı. Yok butlan yok tebligat yok toma yok polis... Oysa Kılıçdaroğlu'nun devletle ve siyasi iktidarla anlaştığının en açık ispatı, en çok sıkıştırılacağı nokta dış politika konusundaki dönüşümüydü. Ama sadece 4 dakika konuştular. Orada da çelişki yakalama muhalefetimizin klasik ''Dün şunu diyordun bugün bunu diyorsun, eee?'' sığlığında sordular. Ve tabii Kılıçdaroğlu ustalıkla top çevirdi. Yani Kılıçdaroğlu size ihanet ettiyse, bence şu programdaki gazeteciler de bilerek/bilmeyerek o kadar etti :) ✅ Zaten belliydi de, Özel/İmamoğlu kliğinin butlana dair hiçbir hazırlığı yokmuş işte! Bilmem kaç senedir, kaç seçimdir kaybeden, tüm eleştirileri hak eden, yaptığı kasıtlı hatalar saymakla bitmeyen, bugüne kadar en büyük vazifesi Erdoğan'ı ve AKP'yi kazandırmak olan Kılıçdaroğlu'nun çeyreği kadar parti yönetmekten anlamadıkları da ortada. Bunu, objektif bir gözle şu mülakatı izleyip, servis ettikleri sorulara bakarak da anlayabilirsiniz. ✅ Daha önce de defalarca yazdığım gibi, İmamoğlu'nun CHP kariyerinin bittiğini artık kabullenmelisiniz. Belli ki bir daha bu partiye döndürülmeyecek. En azından 5-10 yıllık zaman zarfında, böyle. ✅ Kılıçdaroğlu'nun, tıpkı devletin istediği şekilde, İmamoğlu'nu ve kliğini alenen satmayı kabul ettiği takdirde Özel ile anlaşmak istediği anlaşılıyor mülakattan. Muhtemelen de CB adaylığı vermek istiyor. Özel de CB adayı olmak istiyor. Lakin İmamoğlu da bu gerçekleştiği takdirde bel altı vurmak için pusuda bekliyor. Özel aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Cidden çok zor. Butlan kararı neticesinde, avucunda gördüğü CHP CB adaylığı Kılıçdaroğlu ile uzlaşma şartına bağlanmış oldu. Ve sinsice, sessizce zaten sattığı İmamoğlu'nu bu sefer açıktan satması gerekiyor 🔴 Velhasıl, CHP seçmenine yine kan yine göz yaşı düşüyor gibi. Sahne hazırlanmış, Kılıçdaroğlu tımar edilmiş durumda. Savaş konseptinde, Enversiz Enverci Kemalsiz Kemalci Eylül Türkiyelerindeyiz. Ve el konulan CHP'nin ülkeyi okuyacak ya da dünyayı yorumlayacak bir tane kafası çalışan adamı bile yok. Ne vekil ne de danışman... Bu yüzden de başına gelenleri kavramaktan fersah fersah uzakta, ''Korkuyorlar! Yönetemiyorlar!'' diye avuntu yaygarası yapılıyor. Yönetemiyorlar mı? O halde nedir bu hal? :)

Bay Woland

12,109 Aufrufe • vor 2 Monaten

Tarihçi Dr. Selim Erdoğan'ın anlatımıyla gün gün Büyük Taarruz. Nasıl bir coğrafyada savaş verildi görün Büyük komutanlar toplantısından sonra Akşehir'deki alınan karar uyarınca 14 Ağustos'tan başlayarak 2 kolordu yani toplam 7 tümen gizlice Afyon'un güneyine Kocatepe bloğunun arkasında toplanmaya başlarlar. Bu toplanma 24 Ağustos'a kadar devam eder. 25 Ağustos akşam saat 9'dan itibaren alaylar daha önceden belirlenmiş taarruz çıkış noktalarına doğru harekete geçerler. Arkada gördüğünüz sırtlar boyunca süngüsünü takmış binlerce Türk askeri tam siper almış sabaha kadar beklemek zorundalar. Ki bütün çukur hendeklerin içlerinde de bu tümenlerin, piyadelerin taarruzunu destekleyecek topçu bataryalarımız vardı. Büyük taarruza sayılı günler kala ulaşan bir istihbarat Yunanların Ahır Dağları dediğimiz bölgede bazı geçit noktalarını sadece akşam gün batana kadar tuttuğunu, dağın boş kaldığını gösterir. Bunun üzerine plan güncellenir. Süvarilerin taarruz başlamadan 25 Ağustos akşamı gizlice cephe arkasına sızması. Sarp, kayalık, uçurumlarla dolu bazı yerlerde ormanın geçit vermediği yollardan patikalardan geçilecek.Toplarımız patlarken Çayhisar-Kırka hattına Türk süvari tümenleri inmiştir. 26 Ağustos sabahı taarruzumuz başlarken toplamda 12 tümen. İşte Trikopis'in beklemediği tam olarak bu. Aslında Afyon güneyinden bir harekatı bekliyorlar. Fakat bilmedikleri o gizlice getirilen 2 kolordu. Yani o kadar büyük bir dalga halinde geliyor ki Türkler karşı koymaları imkansız. Tınastepe, Kılıçarslan ve hemen Belentepe dediğimiz kesim yarma noktası. Yunan cephesini yarmayı planladığımız nokta. İşte asıl taarruzun bütün yükünü çeken yer burası. 165 top demiştik. Bu cephelerin her birini yaklaşık 40'ar ağır top dövdü o sabah. Türk askeri ön hat mevzilerine Yunanların girdiğinde canlı sinek bile bulmadıklarını anlatıyordu. 27 Ağustos sabahı Türk topçusu Yunan mevzilerini cehenneme çevirerek güne başlar. Tüm cephe hattı boyunca 1. ve 4. kolordular bütün güçleriyle taarruza başlarlar. Ama her şey nerede değişir? İşte tam burada. Burası Çamlıca Korusu ve büyük taarruzun başkomutan meydan muharebesinin kilit komutanı Yarbay Ömer Halis Bey, Ömer Halis Bıyıktay ve onun 23. tümeni. İşte cepheyi yardıkları yer tam burasıdır. Yunanlar açısından artık cehennemin kapıları açılmıştır. Trikopis öğle saatlerine doğru artık kaçınılmaz olanı yani çekilme emrini verir. Çiğiltepe'de 138 Yunan alayının bir taburu dayanak olarak kalacaktır. Aynı şekilde alayın geri kalanı Toklu Sivrisi'nde kalacaktır. Bulunduğumuz yerde yani tam burada Çiğiltepe'de ise trajik bir durum söz konusu. Trikopis'in çekilen kuvvetlerini emniyet altına alması gereken yer burası ve buradaki birlik. Öyle olunca bir an evvel buradaki birliğin ele geçilmesi gerekiyor ki Türk tümenleri rahatlıkla Yunan kuvvetlerinin peşine düşebilsin, Sincanlıovası'na inebilsin. Büyük taarruz hattındaki alınması, zapt edilmesi en zor direnekler burada. Hem Sarp Yamaçlar sık bir orman örtüsü ve en kötüsü de Kızıltaş Yaylası tamamen dümdüz bir buçuk iki kilometre uzunluğunda bir alan. Yani taarruz eden askeri saklayacak koruyacak hiçbir doğal engel yok. Ve birkaç makinalı tüfekle bile çok rahatlıkla kontrol edilebilir durumda. Ki Yunanlılar da bu şekilde yaptığı için zaten çok ağır zayiat veriyor 57. Tümen. Beş direnek var bloğun üzerinde. Dördünü ele geçiriyorlar. O son direnek, işte o son direnek Reşat Bey'in canına mal oluyor. Kılıçarslan, Tınastepe, Kalecik Sivrisi hepsinin düştüğünü ve Türk birliklerinin yavaş yavaş Sincanlıovası'na indiğini görüyor. Bir anda kendisini zaferin önündeki engel olarak hissediyor. Reşat Bey canına kıydıktan 6 saat sonra burası ele geçer. 27 Ağustos akşam saatlerinde artık Afyon düşman işgalinden kurtulmuştur. Doğrudan Fahrettin Altay'a verilen emir özellikle Trikopis ve kolunun kuzeye gitme ihtimaline karşı bunun engellenmesi. Digenis'le birleşse bile onların birlikte bir harekatla daha kuzeydeki 3. kol orduyla birleşerek savunma hattı Bursa istikametinde, Eskişehir istikametinde kurmasının engellenmesi. 28 Ağustos sabahı tümenlerden biri, 2. süvari tümeni 4 alayıyla Eyret'e, şimdiki adı Anıtkaya baskın yapmak üzere yola çıkarlar. Güneyden giden kol bir anda karşısında general Trikopis ve arkasından gelen kalabalık bir kolu bulur. Çekilmeden hemen baskın yaparlar, kolu dağıtırlar. Yunan birlikleri çok ağır zayiat vererek dağılır. Kuzeyden giden 2 alaysa Eyret kasabasında General Digenis'in karargahını basarlar. İlk başta her şey güzel gidiyordur ama 9. tümen, Yunan 9. tümenin topçusu erken sütreye girip bataryalarıyla ateşe başlayınca Olacak köyünün hemen güneyindeki bir vadide Çanak gibi bir yerde hapis kalırlar ve orada tabiri caizse bir katliam olur. 250'ye yakın 2. süvari tümeninin Mehmed'i orada vatana eklenir. Fakat bu ağır bedele rağmen Trikopis ve Digenis kuzeye gitmekten alıkonmuş olur. Süvari kol ordusundan seçilmiş tahrip müfrezeleri vardı. Yıldırım Kemal ve onun süvari kolu da bunlardan bir tanesiydi. Onlar da küçük köy tren istasyonuna ki bu yol üzerinde Afyon-Uşak bağlantısında hem iletişimi hem de demir yolu bağlantısını kesmek amacıyla buraya geldiler 28 Ağustos günü. Ama tabi Yunanların da demir yolu muhafız alayı vardı. Onlarla çok çetin muharebeler yaşadılar burada. Sabotajlarını gerçekleştirdiler ama tabi bunun da ağır bir bedeli oldu. Gencecik kahramanımız Yıldırım Kemal ve silah arkadaşlarının yattığı yer burası. 29 Ağustos akşamı belki de muharebelerin kaderinin tayin edildiği yer burası. Kızılca köy sırtlarındayız. Arkamda Aslıhanlar Ovası hemen yüzümün baktığı yönde de Dumlupınar Ovası var. İşte Trikopis'in kuvvetleri buraya hakim olup Frangu'ya katılmak için ümit olarak gördüğü yer burası. Ve 29 Ağustos akşamı o yüzden burayı zorluyorlar. En sonunda 69. Alay Yunanları geldikleri yere Aslıhanlar Ovası'nı atmayı başarıyor. Bu ne anlama geliyor? Trikopis'in son Frangu'yla bir araya gelme, tekrar güçlerini birleştirip Dumlupınar müstahkem mevkine yerleşerek savunmaya geçme ümidi de hayali de burada kayboluyor. 30 Ağustos sabahı 23. Tümen Trikopis grubunu geri Aslıhanlar Ovası'na itmiştir. Şimdi buraya sıkışan 35.000 Yunan askerini 4.5 Tümen'i hayal edin. Akşama doğru Yakup Şevki Paşa'nın 2. Ordusuna bağlı 16. ve 61.Tümenler de kuzeyden gelince artık bir at nalı şeklinde sadece Kızıltaş Vadisi açık kalacak şekilde burada kapatma harekatı tamamlanmış oldu. Kaçacakları hiçbir yer yoktu. Ve 105 topla dört bir taraftan sürekli ağır bombardıman altındaydı. Artık buradaki Yunan birlikleri de bozuk bir şekilde, dağınık bir şekilde sadece canını kurtarma telaşıyla Kanlı Köprü mevkiine ve biraz daha ileride Allıören köyünün doğusuna birikmeye başladılar. Yunanların ölüm çukuru dedikleri Allıören bölgesini, Allıören'in doğusundaki alan en az 12-15.000 civarında ölü bıraktıklarını bu bölgede biliyoruz. Dumlupınar Ovası'yla Banaz Ovası'nı birbirinden ayıran bir boğaz var. İşte Frangu grubu da o hatta yerleşerek hala ümitle Trikopis grubunun bir şekilde bu kuşatmayı yararak kendilerine katılmasını bekliyor. Ve orada da aynı burada olduğu gibi çok çetin bir muharebe var. Mustafa Kemal Paşa'nın burada muharebe meydanını gezerken aynı anda Kaplangı Dağı da tamamıyla elimize geçmiş oluyor. Frangu kuvvetleri Banaz istikametine, oradan da Uşak istikametine çekileceklerdir. Büyük taarruz kazanılmıştır. İşgal orduları yakıp yıkarak İzmir'e doğru kaçmaktadır. Türk milletinin azmi ve kararı, istiklali tam bir devlete, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolu açmıştır. 1 Eylül 1922 Cuma günü Başkomutan Mustafa Kemal, Muzaffer Türk ordusuna bir mesaj göndererek onları kutlar ve şunları söyler. Büyük ve necip milletimizin fedakarlıklara layık olduğunu ispat ettiniz.

Herodot Diyor Ki

13,167 Aufrufe • vor 13 Tagen

Kilis’te bulunan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 11’inci Hudut Tugay Komutanlığında görevli personelimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: ÜLKEMİZİN BEKASI VE MİLLETİMİZİN HUZURU HEPİMİZİN ÖNCELİKLİ GÖREVİDİR Kilis ziyaretimiz vesilesiyle 6’ncı Kolordu Komutanlığımızın bağlısı 11’inci Hudut Tugay Komutanlığımızda sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizlerin de yakından takip ettiği üzere küresel ölçekte güvenlik ortamının giderek karmaşıklaştığı, özellikle güney coğrafyamızda kritik gelişmelerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. İçinde bulunduğumuz hassas süreçte ülkemizin bekası, asil milletimizin huzuru ve sınırlarımızın güvenliğinin sağlanması hepimizin öncelikli görevidir. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz karada, denizde ve havada icra ettiği tüm faaliyetlerde hak ve menfaatlerimizi en güçlü şekilde korumak için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Bu bütüncül güvenlik anlayışımızın sınır hattındaki temsilcileri de sizlersiniz. Nitekim 11’inci Hudut Tugay Komutanlığımız kritik önemdeki Kilis ve Gaziantep hudutlarımızın korunması, yasa dışı geçişlerin ve terörist sızmaların önlenmesi hususunda büyük bir özveriyle görev yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir. Unutmayınız ki sizler, üstlendiğiniz hudut görevi ile asil milletimizin huzur içinde olmasına büyük katkılar sağlamaktasınız. SURİYE ORDUSU YAPTIĞI BAŞARILI OPERASYONLARLA ÖRGÜTÜ ENTEGRASYONU KABUL ETMEYE MECBUR BIRAKTI Komşumuz Suriye’de devlet otoritesinin çöktüğü ve terör örgütlerinin sınırımızın hemen güneyinde alan kazandığı kaotik ortamda, başta Kilis olmak üzere hudut hattımız asimetrik tehditlerle yüzleşmiş, sınırdaki karakollarımız hatta meskûn mahallerimiz roket ve havan saldırılarına maruz kalmıştır. Bu tehditleri bertaraf etmek için şanlı ordumuz sınır ötesi operasyonlarını emsalsiz bir kahramanlıkla icra ederek tesis ettiği güvenli bölgeler sayesinde hudutlarımızın emniyetini ileriden sağlamış, bu sayede Kilis dâhil sınır şehirlerimiz huzur ve istikrara kavuşmuştur. Geldiğimiz bu noktada terör örgütünün hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Devletimiz de terörle mücadelede kaydedilen bu önemli aşamayı dikkate alarak millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de devletimizin ve ülkemizin bekası ve çıkarları doğrultusunda bu süreci ilk günden itibaren samimiyetle destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Aynı zamanda süreç başladığından bu yana nihai başarıya ulaşmak için örgütün bir an önce tüm bölgelerde silah bırakması gerektiğini, 34 konuşmamızda defaatle ifade ettik. Bu samimi çağrılarımıza rağmen mutabakat ve entegrasyona dair somut ve bağlayıcı bir adım atmayan örgütün süreci istismar etme çabaları devam etti. Bunun üzerine Suriye Ordusu icra ettiği başarılı operasyonlarla geniş bir alanı örgüt unsurlarından temizlemiş böylelikle örgütü ateşkes istemeye ve entegrasyonu kabul etmeye mecbur bırakmıştır. Esasen bölgenin demografik gerçeklerini ve yerel halkın iradesini temsil etmeyen, yıllardır iç savaş ortamında halka eziyet edip bölgenin kaynaklarını sömüren örgütün bu sonuçla karşılaşmasından başka bir durum olamazdı. YPG-SDG MUTABAKATLARIN GEREKLERİNE UYMALI Artık YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine koşulsuz ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur. Buna yönelik çalışmaların başlamasını memnuniyetle karşılıyor, entegrasyon sürecinin Suriye’nin siyasi birliği ile tek ordu esaslarını güçlendirecek şekilde uygulanmasını bekliyoruz. Suriye Yönetimi’yle bu konuda yakın bir koordinasyon içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte elbette sınır hattında görev yapan siz kıymetli silah arkadaşlarımın üstlendiği caydırıcılık rolü de son derece kritiktir. Her türlü senaryoya karşı sergilediğiniz teyakkuz ve sorumluluğunuza tevdi edilen görevleri hassasiyetle yerine getirmeniz hak ve menfaatlerimizin kararlılıkla korunmasının açık bir göstergesi olmuştur. Bundan sonra da ülkemizin güvenliğini tehdit edecek en küçük riske dahi fırsat tanımayacak sahadaki tüm gelişmeleri dikkatle izleyerek Suriye yönetimine destek olmaya devam edeceğiz. Zira Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile tek devlet, tek orduya dayalı idare ve güvenlik yapısının tesis edilmesi, sınırlarımızın kalıcı emniyeti açısından vazgeçilmezdir. GAZZE’DE ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRMEYE HAZIRIZ Küresel güvenlik mimarisinin temellerinin sarsıldığı, belirsizliklerin arttığı bir ortamda benimsediğimiz çok yönlü politikalar ve üstlendiğimiz çözüm odaklı inisiyatifler sayesinde ülkemiz, müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bugün Kosova’dan Katar’a, Somali’den Azerbaycan’a, Libya’dan Kıbrıs’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada görev yapan personelimiz ülkemizi layıkıyla temsil etmekte güvenliğe, istikrara ve barışa katkılar sunmaktadır. Şu bir gerçek ki Türk askeri bulunduğu her yerde umut ve güven kaynağı olmaktadır. İşte bu bilinçle pek çok coğrafyada olduğu gibi Gazze’de de kalıcı ateşkesin sağlanıp güvenliğin tesis edilmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması için gayret gösteriyoruz. Ülkemiz Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Gazze Deklerasyonu’nda imzacı taraflardan biri olarak ateşkes ve kalıcı barış için aktif rol üstlenmiştir. Ateşkes sürecinin ikinci aşamasının önemli bir parçası olarak oluşturulan Barış Kurulunda Türkiye’nin kurucu üye olarak yer alması ve Sayın Dışişleri Bakanımızın Yürütme Kuruluna seçilmesi de ülkemizin bu konudaki katkısının somut bir göstergesidir. Tarihî misyonumuz çerçevesinde Gazze’de ihtiyaç duyulabilecek her konuda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduğumuzu bir kez daha vurgulamak isterim. BULUNDUĞUMUZ COĞRAFYADA GEVŞEMEYE VE RAHATLIĞA YER YOK Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı ve en yoğun faaliyetlerini icra ettiğimiz bu tarihî dönemde her bir personelimizin gösterdiği gayret, ülkemizin güvenli yarınlarını da güçlü biçimde teminat altına almaktadır. Elbette bulunduğumuz kritik coğrafyada gevşemeye ve rahatlığa asla yer yoktur. İnanıyorum ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hudutlarımızdaki görevlerinizi büyük bir özveriyle yerine getireceksiniz. Bu yüzden çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Asıl olan elde edilen başarıyı koruyabilmek ve onu daha da ileriye taşıyacak iradeyi diri tutabilmektir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve şükranla yâd ediyor; - Her birinize görevlerinizde üstün başarılar diliyor, bir kez daha gözlerinizden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

24,617 Aufrufe • vor 7 Monaten