Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Başlangıcı da sonu da illegal olan İsrail başında olduğu gibi şimdide bir terör örgütünden ibarettir! İsraili tanımadık tanimayacağiz! İsraili asla kabul etmedik etmeyeceğiz! #Ankara #BasınAçıklaması #Palastine #GazzeUnderAttack #StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek

11,447 görüntüleme • 2 yıl önce •via X (Twitter)

8 Yorum

Mustafa Zengin profil fotoğrafı
Mustafa Zengin2 yıl önce

Furkan hareketi olarak kardeşlerimiz ve halkımızla beraber Siyonist ve faşist İsrail'in müslümanlara vahşice saldırılarına karşı meydandaydık.Elbet bir gün zalim İsrail yıkılacak.İnşallah o günlere erişenlerden oluruz. #StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek #Ankara

جمل 🌎🇹🇷 profil fotoğrafı
جمل 🌎🇹🇷2 yıl önce

#StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek #Ankara Katil israil Filistinden defol !!

Allahındediğiolmalı profil fotoğrafı
Allahındediğiolmalı2 yıl önce

Bizde oradaydık

Ahmet Can 🇵🇸 profil fotoğrafı
Ahmet Can 🇵🇸2 yıl önce

#StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek #Ankara ile birlikte yorumlar yapalım.

Yunus profil fotoğrafı
Yunus2 yıl önce

#StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek #Ankara Zalimler Allah'a hesap verecek!

Tevhid Şuruu Öncüleri profil fotoğrafı
Tevhid Şuruu Öncüleri2 yıl önce

☝️🇵🇸

Talip profil fotoğrafı
Talip2 yıl önce

#StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek #Ankara #IsraelTerrorism #IsraelTerorrist

Aytaç Kucurgan profil fotoğrafı
Aytaç Kucurgan2 yıl önce

#StandUpForPalestine FurkandanFilistine Destek

Benzer Videolar

🔴Cihat Yaycı : Bu tür bir sürecin benim gibi insanların tasvip edebileceği bir durum olması mümkün değil. 📌 Dünyanın hiçbir yerinde 25 yıldır hapiste tutulan bir mahkûmun siyasi muhatap alınarak, "Gel sen bu işe çözüm getir, hem de gel bizim mecliste konuş" denmesi kabul edilebilir bir şey değildir. 📌 Bu, Türk tarihinde değil, dünya tarihinde de görülmüş bir durum değildir. Bu gerçekten çok acı bir tablodur. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde terörü ve terör örgütünü bitirdiği bir noktadayken neden böyle bir çağrıyı yapma ihtiyacı duymuştur? 📌 Bu, kamuoyuna açıklanması gereken bir durumdur. 📌Dahası, burada ciddi bir tezat daha bulunmaktadır. Bu çağrıyı yapan heyette yer alan kişilerden biri, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden terörle iltisaklı olduğu iddialarıyla görevden alınmış bir isimdir. ❓Peki, böyle bir şahıs, nasıl oluyor da mMecliste kapılarda karşılanıyor? Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşıyor mu? Asıl sorulması gereken soru budur. 📌Ben bu konuları gündeme getirdikçe, özellikle şehit aileleri ve gazilerimizin hissettiklerini dile getirdikçe, PKK'lılar ve bölücüler tarafından tehdit edilip hakarete uğramayı normal karşılıyorum. Ancak beni asıl şaşırtan, milliyetçi olduğunu iddia eden bazı kişilerin bana tehdit ve hakaret etme cüretinde bulunmalarıdır. Bu gerçekten çok enteresan bir durumdur. 📌Geldiğimiz noktada, PKK ile milliyetçi olduğu iddia edilen kişiler bir araya gelmiş görünüyor. ❗️Ancak gerçek bir milliyetçinin böyle bir durum içinde yer alması mümkün değildir. ❗️Gerçek bir milliyetçi, PKK'’lının ya da teröre yardım eden birinin elini sıkmaz. ❗️Bu tür davranışlar, "Terörsüz Türkiye" adı altında kılıf uydurularak meşrulaştırılmaya çalışılsa da, Türk Milletinin vicdanında asla kabul görmez. 📌Türk milletinin değerlerine, Atatürk'ün ilkelerine bağlı vatandaşlar için bu tür davranışlar ne kabul edilebilir, ne de sindirilebilir niteliktedir. ❓Bir milliyetçi, vatanperver bir insan, devletin polisini, askerini, öğretmenini, vatandaşını, hatta bebeğini öldüren bir terör örgütü liderinden mesaj getiren heyeti nasıl kapıda karşılayıp dinler? Bu, akıl, mantık ve vicdanla açıklanamaz. ❗️Milletin vicdanında bu tür davranışların karşılık bulması mümkün değildir. ❗️Siyasetçiler kendi koltuklarında bu tür girişimlere destek bulabilir, ancak Türk Milletinin vicdanında destek bulamazlar. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörü bitirmiştir. Terör örgütü liderlerinden Duran Kalkan’ın, “Biz başımızı dışarı çıkaramıyoruz, anında vuruyorlar” şeklindeki sözleri, terör örgütünün ne kadar çaresiz bir durumda olduğunu gözler önüne sermiştir. ❓Ancak ne hikmetse, terör örgütü ne zaman sıkışsa, bir "açılım" ya da "çözüm süreci" başlatılmakta ve neredeyse ölmüş olan terör örgütüne yeniden hayat verilerek güçlenmesine zemin hazırlanmaktadır. ❗️Bu durum artık kabul edilemez ve saklanamaz bir hâl almıştır.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

11,764 görüntüleme • 1 yıl önce

1⃣-) Kemalist görünümlü hesapların dünden beri X'te yaptığı şey aslında tam olarak DAEŞ propagandası. Diğer terör örgütlerinin büyük çoğunluğundan farklı olarak DAEŞ, artık eylemlerini belirgin ve sabit bir amaca yönelik gerçekleştirmiyor. Yıllardır İsrail'in ihtiyacı olduğu zamanlarda alet kutusundan çıkardığı, işi bitince tekrar yerine koyduğu bir aparat olarak varlığını sürdürüyor. Bu örgüt, devlet kurma ya da ideolojisini geniş kitlelere yayma gibi amaçlardan tamamen uzaklaşmış durumda. DAEŞ, Kendi militanları dışındaki herkesi kafir kabul eden, yalnızca Müslümanlara saldıran ve amacı İslam coğrafyasında korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmak olan çok açık bir İsrail organizasyonu. Bu terör örgütü, Türkiye'den toprak istemiyor, rejim değiştirmek ya da siyasi bir takım taleplerinin gerçekleşmesini sağlamak gibi bir amacı da yok. Zaten bu hedefe yönelik bir propagandası ya da üzerinden siyasi talepler geliştireceği bir kitlesi de mevcut değil. Son derece içine kapalı bir hücre yapılanması ile yıllarca bekleyip İsrail'den gelen talimatla anlık olarak harekete geçiyorlar. Nitekim herkesin önceden tahmin ettiği gibi yine İsrail'in tam ihtiyaç duyduğu anda sahneye çıktılar. Belliki bu terör eylemleri marifetiyle, Suriye'deki PKK unsurlarının silah bırakmasını engellemeyi ve Türkiye'de korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmayı hedefliyorlar. Ancak DAEŞ'in Türkiye'de yapacağı herhangi bir eylem, tek başına bir korku ortamının oluşmasına tabiiki yetmiyor. ABD, Avrupa ve hatta Avustralya'nın en büyük şehirlerinde çok daha şiddetli terör eylemlerinin yaşandığı böyle bir dönemde, Türkiye'de gerçekleştirdikleri bu tip eylemlerle amaçlarına ulaşmalarının imkansız olduğunu sanırım herkes kabul ediyordur. Bu yüzden eylemlerinin toplum üzerindeki etkisini artıracak propagandaya ve algı operasyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Tam bu noktada sosyal medyada FETÖ tarafından kurulan yapı yine devreye giriyor ve DAEŞ'in eylemlerinin amacına ulaşması için gereken propagandayı hayata geçiriyor. Bu örgütün övülmeye ya da sempati toplamaya değil daha fazla korku ve nefret yaymaya ihtiyacı var. Bu açıdan bakıldığında dünden beri X platformunda Kemalist görünümlü FETÖ hesaplarının kusursuz bir DAEŞ propagandası yürüttüğünü söyleyebilirim. Tam olarak DAEŞ'in yani aslında İsrail'in hedeflediği şekilde, terör eylemleri üzerinden Müslümanlara ve silahsızlanma sürecine saldırıyorlar. FETÖ yapılanmasının en aktif hesabı @BRCNYLDRM_'ın gece boyunca yaptığı paylaşımların, hem İslam'a karşı tepki oluşturmaya hem de topluma terörizm üzerinden korku vermeye yönelik olduğu son derece açık. Bu aşağıda gördüğünüz son paylaşımında DAEŞ'in Türkiye'de 500 bin hücresi olduğunu iddia ediyor. Kaynak olarak alıntıladığı hesap, Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci isminde birisine ait. Şahıs, 2013 yılında Irak TV'sinde yayınlanan bir videoda EL KAİDE'nin böyle bir açıklama yaptığını iddia ediyor. Videoya dair hiçbir kanıt sunmadığı gibi net bir tarih ve kanal ismi de vermiyor. Bircan Yıldırım da uydurma olduğu her halinden belli olan bu saçmalığı, EL KAİDE'yi IŞİD'e çevirip kendi yalanını da ekleyerek paylaşıyor. Yani Bircan Yıldırım'ın iddiasına göre her hücrede bir kişi bile olsa en az 500 bin terörist şu an Türkiye'de gizleniyor anlamı çıkıyor. (DAEŞ'in zirve dönemindeki toplam militan sayısı bile 100 bin civarındaydı.) Alıntı yaptığı Atabey Kahveci, komplo teorileri uydurmasıyla tanınan bir sosyal medya ünlüsü. Barış Manço'nun reenkarnesinin olduğu ama devletin sakladığını, Papa'nın ziyaret sebebinin gizli bir kara büyü adasını bulmak olduğu gibi deli saçması başka iddiaları da var. (Aşağıdaki videonun devamında görebilirsiniz.) FETÖ yapılanması onun paylaşımına da RT desteği vermiş. İşte Bircan Yıldırım, bir terör saldırısının hemen sonrasında İslam'a kin kustuğu çok sayıda paylaşımla birlikte, topluma korku salmak amacıyla yanlış bilgilerle donattığı bu saçmalığı da paylaşıyor. İşte bu, örgütün Türkiye'de yaptığı bütün terör eylemlerinin amacını karşılayan net bir DAEŞ propagandası ve gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Aynı anda harekete geçen binlerce RT hesabı da @BRCNYLDRM_ gibi hesapların topluma korku ve nefret pompaladığı bu paylaşımları organize şekilde yaymaya başlıyor. -Alttaki paylaşımda devam ediyorum-

Abese İrca

30,709 görüntüleme • 8 ay önce

🔴SURİYE TÜRKMEN DERNEKLERİ FEDERASYONU KAMUOYUYLA ENDİŞELERİNİ PAYLAŞTI; 📌Suriye Türkmenleri, bu şanlı zaferin en önemli bileşenlerinden birisi olduğu gibi bu zaferin de en çok sevinç duyanları arasında da gelmektedir. Ancak 8 Aralık 2024 sonrası yaşanan bazı gelişmeleri ve atamalar, kaygı ve endişe vermek noktasına gelmesi nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettmekteyiz. 📌Suriye’de kurulan geçiş yönetimi, şimdiye kadar yapmış olduğu atama ve terfilerde tek taraflı hareket etmiştir. Geçiş hükümetinin almış olduğu tek taraflı kararlar, yıllardır özlem demokrasi yerine yeni bir totaliter rejime mi geçiliyor sorularının sorulmasına neden olmuştur. 📌Suriye geçiş döneminin lideri Ahmet Şera’nın şu ana kadar tüm kesimlerin temsilcileri ile görüşmesine rağmen Suriye Türkmenlerinin siyasi ve sivil kanadıyıla görüşmemesi manidardır. Ayrıca yeni sürecin temellerinin atılacağı hedefleri ile organize edilen Milli Dialog Kongresi’ne Suriyenin en önemli bileşenlerinin başında gelen Türkmenlerin çağrılmaması ve süreç dışına itilmesi, asla kabul edilmez. 📌PKK ve IŞİD gibi terör örgütlerinin tehditleri devam ederken Suriye Milli Ordusunun (SMO) lağvedilmesi ya da yeni ordu içerisinde eritilmesi terör ile mücadele noktasında bizleri endişelendirmektedir. 📌Suriye’nin bölünmesi durumu da Suriye Türkmenlerinin önünde kendi başlarının çaresine bakmaktan başka bir seçenek bırakmayacaktır. 📌Eğer herhangi bir etnik gruba bir ayrıcalık tanınacaksa Türkmenlere de aynı ayrıcalıkların tanınmasını şiddetle talep ederiz. 📌Bu bağlamda Suriye Türkmenlerinin kendi dilleri olan Türk dilinde eğitim faaliyetleri yürütmeleri ve kendi kültür ve tarihlerini araştırmalar yapmaları anayasal güvence altına alınması gereklidir.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

11,374 görüntüleme • 1 yıl önce

Ben Özgür Özel'in bize anlattığı Filistin politikasından hiçbir şey anlayamıyorum. Bir taraftan, "HAMAS bir terör örgütüdür" derken diğer taraftan da "Filistin meselesinde Deniz Gezmiş'in çizgisindeyiz" diyor. Deniz Gezmiş, 1969 yılında Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi isimli Marksist Leninist direniş örgütüne katılıp dört ay sonra da dönüyor. Deniz Gezmiş'in Filistin çizgisi, 4 aylık kısa bir geziden ibaret ama katıldığı FDHKC öyle değil. Özgür Özel'in gururla bahsettiği örgüt, 1974 yılında İsrail hapishanelerindeki 26 Filistinlinin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla Ma'alot kasabasındaki bir okula baskın düzenleyip çoğunluğu çocuk 115 kişiyi rehin alıyorlar. Tıpkı HAMAS'ın 7 Ekim tarihinde yaptığı gibi amaçları esir takası yoluyla hapisteki arkadaşlarını kurtarmak. İsrail, müzakerelerin bir noktasında, okula operasyon düzenliyor ve çıkan çatışmada 22'si çocuk 25 kişi ölüyor. FDHKC, rehineleri İsrail askerlerinin öldürdüğünü, İsrail ise FDHKC'nin öldürdüğünü söylüyor ve tabiiki Batılı ülkeler bugün de olduğu gibi İsrail'in açıklamasını doğru kabul ediyorlar. Yani bugün yaşananların neredeyse aynısı 1974'te de yaşanmış. Özgür Özel, o gün FDHKC'nin söylediğine inanırken bugün ise HAMAS'a değil İsrail'in açıklamasına inanıyor. Aradaki tek fark, HAMAS'ın Müslüman, FDHKC'nin ise Marksist Leninist bir örgüt olması. İsrail'in içindeki pek çok kaynak da 7 Ekim'de İsrail'in Hannibal Protokolü'nü uyguladığını ve HAMAS'a rehine pazarlığı kozu vermemek için kendi vatandaşlarını da öldürdüğünü söylüyor. Zaten İsrail'in böyle bir protokolünün olması bile 7 Ekim'deki İsrail iddialarını tartışmalı bir hale getiriyor. İsrail, asker-sivil ayrımındaki uluslararası bütün anlaşmaları ihlal eden ve çocuklar da dahil neredeyse bütün halkını silahlandırmış, dünyada benzeri olmayan bir ülke. Bu bölgedeki terör tanımının, dünyanın diğer bölgeleri ile aynı olamayacağı ortada. Yani bütün halkını silahlandırmış işgalci bir devlet, Filistin halkını keyfince katlediyor, kanunsuzca tutuklayıp hapishanelerde işkencelere, tecavüzlere maruz bırakıyor, topraklarına, evlerine bütün uluslararası kanunları çiğneyerek el koyuyor. Buna direnen Filistinliler tek ve son çare olarak İsraillileri esir almaya kalkarsa, İsrail bu kez kendi vatandaşları da dahil herkesi öldürüp suçu da karşı tarafa atıyor. Devamında da hakim finansal ve siyasal gücünü kullanıp karşı tarafı terörist ilan ediyor. Yani bir halkın, terörist ilan edilmeden Filistin'deki işgale, tecavüzlere, işkencelere karşı koyabilmesinin herhangi bir yolu mevcut değil. Erdoğan bu durumu gördüğü için HAMAS bir terör örgütü değil, direniş örgütüdür diyor. Deniz Gezmiş'in çizgisinden giden Özgür Özel ise HAMAS bir terör örgütüdür diyerek bu korkunç denklemde İsrail'i destekliyor. İsrail çok uzun zamandır yaptığının bir soykırım olduğunu biliyor ama direnişçileri terörist ilan edecek gücü olduğu için katliamlarına devam ediyor. Yani Özgür Özel, İsrail karşıtı gibi gözükmesine rağmen aslında İsrail'in titizlikle hazırlanmış bu planına hizmet ediyor. Bir başka çelişkili durum ise Özgür Özel'in izinden gittiği Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile ilgili. Özgür Özel belliki Deniz Gezmiş'in de terörist olmadığını düşünüyor. Terörist olmayan Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isminde Marksist Leninist bir örgüt kuruyorlar. Çaldıkları bir araba ile ABD Büyükelçiliğini tarayıp iki polisi ağır şekilde yaralıyorlar. Daha sonra 4 Amerikalıyı kaçırıp tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ediyorlar. Deniz Gezmiş yakalandıktan sonra onun terörist olmayan arkadaşları, 1 Kanadalı ve 2 İngiliz teknikeri kaçırıp Deniz Gezmiş'in serbest bırakılmasını talep ediyor. Bunu yapanların başında da İsrail Başkonsolosu'nu öldürmek suçundan aranan Mahir Çayan var. Askerler, Mahir Çayan ve arkadaşlarını Kızıldere'de sıkıştırıyor ve çıkan çatışmada biri hariç hepsi ölüyor. Solcular, rehineleri askerin öldürdüğünü, askerler ise solcuların öldürdüğünü söylüyor. Bu yukarıda anlattığım ve bugün solcuların da onayladığı bu olayların hiçbirisi Özgür Özel'e göre terör eylemi değil çünkü failleri solcular. Terör eylemi sayılması için işin içinde Müslümanların olması lazım. Bunları HAMAS yapmış olsaydı terör eylemi olurdu mesela. Özgür Özel, Kızıldere'deki 3 sivilin öldürülmesi olayında Türk devletinin açıklamasına değil de sol örgütçülerin iddiasına inanıyor. Deniz Gezmiş'in arkadaşları terörist olmadığına göre, hiç sivil de öldürmemiş olmaları gerekir değil mi? Yani Özgür Özel, bu olayda devletin yalan söylediğini düşünüyor. Gazze'de ise nedense hiç sorgulamadan İsrail devletinin doğru söylediğine inanıyor. Demek ki Özgür Özel, İsrail devletini, Türk devletinden daha güvenilir buluyor. Muhtemelen kendisine sorulsa, "onlar asker değil cuntacı" diyecektir. İyi de İsrail de soykırımcı ve işgalci değil mi? Darbeciye inanmıyorsun da soykırımcıya mı inanıyorsun Özgür Özel ?

Abese İrca

39,067 görüntüleme • 1 yıl önce

Genel Başkan Yardımcımız ve Parti Sözcümüz Ömer Çelik: Sizlere bahsetmek istediğim bir diğer konu, İran merkezli olarak gündeme gelen tartışmalarla ilgilidir. Biliyorsunuz, her iki taraf da anlaşmaya çok yaklaşıldığını ifade ediyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Türkiye, burada sağlanacak barış konusunda kilit aktördür. Geçen gün bölge liderlerinin katılımıyla, Başkan Trump’ın da yer aldığı ve bu konunun müzakere edildiği telekonferansta Sayın Cumhurbaşkanımız, herkesin üzerinde mutabık olduğu bir çözüm çerçevesini çok net bir şekilde ortaya koydu. Gerek Hürmüz Boğazı meselesinden gerek nükleer meseleye gerekse bölgesel barış konusuna kadar bütün kardeş ülkelerin Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bu siyasi iradeye destek vermesi son derece memnuniyet vericidir. Ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu irade en geniş düzeyde kabul görmektedir. Şunu da bir kere daha gurur duyarak söylemek isteriz ki, her uluslararası zeminde Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk gündem maddesi Gazze’dir. Dünya bunu unutmaya, geri plana itmeye çalışsa da Gazze’de soykırım devam ediyor. Birinci aşama olan yardımların girmesi konusunda İsrail verilen sözleri tutmadığı için ikinci aşamaya bir türlü geçilemiyor. En son Sumud Filosu’nun asil üyelerine yapılan zulmü de gördük. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın diplomasi trafiğinin başında Gazze olmaya devam ediyor.

AK Parti

11,373 görüntüleme • 3 ay önce

Çin'li Liyao Wang Casus Gemisi Umman'ın açıklarında üstünde hiçbir füze vb taşımadan sadece gözetleme yapıyor. ABD'ye ait tüm savaş gemilerini, savaş uçaklarını, radar üslerini net koordinatları ile İran'a bildiriyor. İran da nokta atışı yapıyor. İran zaten dirençli bir ülke. Ama konu artık İran'ın dayanıklı olması değil. Bundan sonra Ukrayna'nın arkasında nasıl gizlice ABD olduysa, İran'ın da arkasında gizlice Çin olacak. Yani büyük güçler birbirleriyle savaşmak yerine, büyüklere gücü yetmeyecek ülkelere arkadan destek vererek emperyal amaçlarına ulaşmalarını engelleyecekler. İran savaşı ABD-İsrail ilişkileri için kırılım noktası olabilir. Obama bu saldırıya asla izin vermemişti. Evanjalistlerin de akıllarını başlarına alıp, Hz. İbrahim ve soyuna ebedi bir mülk olarak vaat edildiğine inandıkları!! ve Hz. İsa’nın ikinci gelişini hızlandırmak!! için, Filistin toprakları, Ürdün'ün tamamı ile Lübnan, Suriye, Irak ve Mısır'ın bir kısmını içine alan geniş bir coğrafyayı İsrail'in ele geçirip orada ülke kurması hayalinden vazgeçmeleri gerekiyor. Zaten İsrail'in nüfusu belli. Son 2 yılda nüfus artış oranı %1.1. 2026 başında 10.1 milyon olan nüfusu 2035'de ancak 11.4 milyona gelecek. Ha bir de bu nüfusun %23'ü de Arap. Yahu arkadaş bir hesap kitap yapın. Hayalperestliği bırakın artık. Ama İran da bölgedeki tansiyonu arttıracak şekilde Hizbullah gibi gruplara da desteğini bırakmalı. İran'ın sınırlarının kaç yıldır değişmediğine bir bakın. Demek ki bir nedeni var. Bölgede Türkiye ile en iyi anlaşan 2 ülke İran ve İsrail iken, İsrail gereksiz yere bu dengeyi bozdu. Türkiye'nin son dönemki dış politikası gayet iyi. Benim inancım İsrail ile de ilişkiler düzelecektir. Lütfen lütfen lütfen.... Sakın ola ki "İran'dan sonra sıra Türkiye'de" gibi safsatalara inanmayın. Prim kasmaya çalışan Haber Kanalı yorumcularına alan açmayın. İsrail hem cesaret edemez, hem de aklının ucundan dahi geçirmez.

Alphan Manas

21,257 görüntüleme • 6 ay önce

SURİYE’DE YAŞANANLARIN ÖZETİ: 1-Türkiye temel 2 amacı olan PKK/YPG terör örgütü ile mücadele ve ülkedeki milyonlarca sığınmacının güvenli geri dönüşü için Esad ile görüşmek istedi. Esad Türkiye’nin Suriye’deki askerlerini geri çekme şartını koştuğu için bu mümkün olmadı. 2-Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeler nedeniyle bütün ülkeler başka bir ülkeyle uğraşıyorken Suriye’de oluşmuş güç boşluğunu da fırsat bilerek muhalif güçlere Esad’ı devirmek amacıyla harekete geçmek için onay verdi. HTŞ bu sefer SMO ile iş birliği yapıp Türkiye’nin de etkisiyle daha ılımlı bir güce dönüştü. Yabancı kaynaklar da HTŞ’yi artık terör örgütü olarak tanımlamıyor. 3-Suriye’deki olaylar yaşanmadan önce, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde bir hazırlık olduğunun sinyalini veren birçok gelişme yaşandı. Bunlardan en önemlileri Sayın Devlet Bahçeli’nin sürpriz açıklamaları, MHP resmi hesabından yapılan “vakit tamamdır, söz konusu vatandır” paylaşımlarıydı. Ancak bütün süreç, istihbari ve diplomatik zekanın da yönlendirmesiyle çok sessizce ve temkinli bir şekilde yürütüldü. 4-Yaşanan süreçte ne yerli ne de yabancı medyada kimsenin ama kimsenin değinmediği (veya değinmekten çekindiği) çok önemli bir amaç daha vardı: İSRAİL TEHDİDİNİ YOK ETMEK. İsrail bariz bir şekilde Lübnan’dan sonra Suriye’de cephe açmaya hazırlanıyordu. ABD de yıllardır YPG’ye silah taşıyarak aslında bugünlerin zeminini hazırlıyordu. Satrançta olduğu gibi eğer ilk şahı Türkiye çekmeseydi, İsrail Esad ile de anlaşarak Suriye’ye girecek, YPG ile birleşerek Türkiye için varoluşsal bir tehdit oluşturacaktı. Bu önemli detayın kimse tarafından konuşulmamasını hayretle karşılıyorum. Halbuki son aylardaki bütün resmi açıklamalar bariz bir şekilde bunu gösteriyordu. Netanyahu Lübnan’da ateşkes yapıldığı gün “Esad ateşle oynuyor” dediği anda bunun sinyali verilmişti. Benim son aylardaki bütün paylaşımlarım da “yanıbaşımıza, sınırlarımıza yaklaşmakta olan İsrail tehdidi” üzerine. SURİYE’DE OLUŞACAK YENİ DENKLEM HAKKINDA: 1-Suriye’de Rusya ve İran’ın ön planda olduğu güç dengeleri kalıcı olarak Türkiye’nin lehine değişti. 2-ABD ve İsrail, Esad gibi bir piyonun devrildiği bir denklemde, artık ülkede “işgalci” konumundalar. İsrail basını şunu yazıyor: “Zayıf bir Esad İsrail’in işine geliyordu ama devrilmiş bir Esad değil”. İsrail zaten Suriye’de BM tarafından işgalci olarak tanınıyor ve BM Genel Kurulu daha birkaç gün önce İsrail’e Golan Tepeleri’ni terk etme çağrısında bulundu. ABD ise Suriye’de “YPG’li ortaklarla DEAŞ ile mücadele ediyoruz” argümanıyla bulunuyordu. Oluşan yeni denklemde bu retoriği sürdürmesi zor gözüküyor. 20 Ocak’a kadar Türkiye sahada ve masada elini daha da güçlendirirse, Trump ile oturulacak masada Trump’ın Project 2025’te de kendisine tavsiye edildiği gibi YPG’ye sırt çevirme ve Suriye’den askerleri çekme kararı alması çok olası gözüküyor. 3-İsrail, Hamas ve Hizbullah ile karşı karşıya geldikten sonra ilk defa Suriye’de mevcut bulunan TSK yani düzenli bir ordu ve NATO üyesi bir ülke ile karşı karşıya gelmiş olacak. İşgal ettiği bir ülkede “meşru müdafaa hakkını” savunması veya doğrudan Türkiye ile savaşması mümkün değil. Suriye’de bariz şekilde köşeye sıkışmış durumda. 4-Suriye’de ilk başta kurulacak geçici hükümet de, seçimle başa gelecek yeni hükümet de Türkiye ile ekonomik, ticari ve askeri açıdan çok yakın olacak. Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol oynayacak. Hakan Fidan’ın da açıkladığı gibi PKK/YPG ile hiçbir masaya oturulmayacak. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi, zaten Suriyeli olmayan bu örgüt “yasaklı örgüt” listesine alınacak. 5-Türkiye’de hiç Suriye’yi görmeden doğmuş büyümüş Suriyeli çocuklar, aileleriyle birlikte yeniden hayatlarını inşa edebilme fırsatı bulmuş, Türkçe öğrenmiş milyonlarca Suriyeli Suriye’ye dönerek Suriye’nin yeniden inşa edilmesinde aktif rol oynayacaklar. Bu insanlar Türkiye ile “komşu ülkenin” ötesinde özel bağlar kuracaklar. İleriki süreçlerde “referandum” opsiyonu bile gündeme gelebilir. Ancak henüz şu aşamada amaç bu değil. 6-Suriye’de yaşananlar bir domino etkisi yaparak bütün bölgeye yayılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son yaptığı açıklamada “Lübnan’a destek verileceği” ifadesini de önemli buluyorum. Suriye’den sonra Lübnan gibi başka ülkelerde de Türk varlığı, gücü ve etkisinin artacağı aşikar. 7-Yaşanan her şey şunu da açıkça gösteriyor ki Netanyahu hükümeti için de tıpkı Esad rejiminde olduğu gibi sonun başlangıcı gözükmüş oldu. Trump döneminde Esad gibi Netanyahu’nun da uluslararası mahkemelerce yargılandığına şahit olabiliriz. Çok büyük ihtimalle İsrail’de yeni bir hükümet kurulacak ve bu hükümetle Filistin devletinin kuruluşuna şahit olacağız. Bu süreçte de Türkiye aktif rol oynayacak.

Öznur Küçüker Sirene

488,526 görüntüleme • 1 yıl önce

Son derece üzücü ama Türkiye'nin gücü tek başına Gazzedeki zulmü durdurmaya yetmiyor ne yazık ki. Bu durumda oradaki zulmü durdurma adına ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bu bağlamda Türkiye, İsraili yalnız bırakmak, uluslararası camiayı Gazzenin etrafında toplamak için Gazze'yi suçlayıcı bir metne imza attığı ithamında bulunuldu. Bu imza 7 Ekim'de yapılan saldırıyı kınama ve silah bırakma isnatlarını içermekteydi. Türkiye bu metne imza atarken İsrailin saldırıları bitme şartını şerh koşmuştu. 7 Ekim'deki saldırılarda da sivil katliamı kınanmıştı ki sivil katliamını yapan Gazze'nin kahraman halkı değildi. Dolayısıyla Türkiye ne Gazze halkını kınadı ne de Gazze'de İsrail saldırıları durmaksızın silahların teslim edilmesi şartını onayladı. Uluslararası camiayı bir Filistin Devleti kurulması hususunda bir araya getirmek için ister istemez onların da isteklerinin karşılanacağı bir metne sizin de imza atmanız gerekmektedir. Keşke bu durumda kalınmasaydı da Türkiye buradaki zulmü tek başına bitirseydi ama ne yazık ki şu an Türkiye'nin gücü buna yetmiyor. Bu durumda Türkiye mecburen diplomasiyi harekete geçirmek durumunda ve bir araya getirmek istediğiniz ülkelerin de beklentilerinin metne yansımasına mani olamayacak durumdadır. İslam tarihinde üstelik Efendimiz SAV'in imzalamış olduğu Hudeybiye antlaşması da başlangıçta Müslümanların aleyhine idi ama daha sonra lehine döndü. Burada da uluslararası diplomasi faaliyetleri yürürken bazı netameli gibi durumlar olarak görülebilir. Bunların üzerinden Türkiye'yi İsrail'in yanında duruyormuş gibi itham edici noktalara çekmek iyi niyetli değildir. Hele bir de Türkiye'ye, ne yardım yaptı bir tane örnek gösterebilir misiniz türündeki açıklamalar gerçekten vicdansızca, nankör açıklamalardır. Öte yandan Türkiye'de yüzlerce belki binlerce Yahudi şirketi vardır ve bunlar israille ticaret yaptığında bunların aradan kaçma ihtimali de mümkündür. Devlet olarak 780.000 km kare içinde israille ticaret yapan her bir gemiyi, her bir şirketi, her an fark etme, yakalama ihtimaliniz olmayabiliyor. Arada bu tür ticaretler kaçtığında da siyonist israille ticareti tümden kesmiş Türkiye'yi İsrail'in ticaret ortağı gibi göstermek hiçbir vicdanın kabul edeceği bir değerlendirme değildir. Buralarda iyi niyet aranmayacağı gibi kimileri içinde provakatif amaçlı yaklaşımlar olabileceğini göz önünden de uzaklaştırmamak gerekir. Bu bağlamda içişleri sürekli karıştırılan Türkiye'nin, bir de İsrail'in ticari partneri gibi iftiralar üzerinden kışkırtılma hamleleri, ihmal edilmeyecek operasyonlar olarak düşünülmelidir.

Ebubekir SOFUOĞLU

31,272 görüntüleme • 1 yıl önce

Bu filmi ilk izlediğimde kadına çok kızmıştım. Adam çabalıyordu işte daha ne yapsındı? Tekrar izlediğimde adamın ne kadar zor biri olduğunu, kadının boşanmamak için ne kadar çabaladığını görüyorsunuz. Beraber tüm birikimlerini kemik ölçüm cihazına vermişler. Kocasına güvenmiş, destek olmuş. Sonra işler kötü gitmeye başlayınca kocası adam gibi düzgün bir işe girip para kazanmak yerine hala elinde makine ile gezerken kendisi iki vardiya çalışmak zorunda kalıyor. Öyle ki ikinci vardiyası akşam yedide olduğu halde bazen geri gelip kocası saçma sapan yerlerde kendince çalıştığı (!) için oğlunu kreşten alıp karnını doyurup geri dönmek zorunda kalıyor. Adam hiç bir sorumluluk anında ortada yok. İki aylık kira ödenmemiş ve Chris sattığı makineyi sokaktaki hippiye emanet edip gidecek kadar sorumsuz bir adam. Sonrasında eğer kabul edilirse altı ay ücretsiz stajyerlik yapacağı ve sonunda da yirmi kişiden sadece birisinin alınacağı bir iş için karısına "iş buldum" diyecek kadar da çocuk kafalı. O 7 ayda 9-10 bin dolar kazanıp karısının tek vardiya çalışıp evde dinlenmesini sağlayabilir, vardiya sonrası da makine satarak tüm sorunları çözerdi. Arabayı az ileri park etmek yerine mesela defalarca park yasağı olan yere park edip bir sürü ceza yemeyi bile kafasına takmayan bir sığır Chris. Kendi aptallığı yüzünden başına gelen sorunları da mağdur kafasıyla akşam dalga geçer gibi eşine anlatıyor. Karısı ayrılık kararı aldığında çocuğu annesinin yanında sıcak evde kalabilecekken çok sevdiği Christopher'ını egosu nedeniyle umumi tuvaletlerde, evsizlerin kaldığı saçma sapan yerlerde yatırmayi sorun etmiyor. Ve en can alıcı tarafı da şu; gerçek hikayedeki Chris broker şirketi kurup milyoner olduktan sonra bile eşiyle yeniden evlenmiyor. Adam bu kadar egolu birisi. Tüm sıkıntısını çeken, zor anında yanında olan kadını neden 1 sene daha çift vardiya çalışmadın diye cezalandırıyor. Rezil bir adamın hayatını anlatan rezil bir film. Filmde de kadın bu şekilde gösterilmiş. Kadın penceresinden bakmamış asla. Çift vardiya çalışıp üstelik evde de ev işlerine koşturan bir kadındı karısı. Film bir başarı öyküsü gibi gösteriliyor ama tam tersine kocaman bir başarısızlık öyküsü.

Aziz Sıddık Kardo

207,674 görüntüleme • 8 ay önce

FİLİSTİN ADIM ADIM TASFİYE EDİLİYOR; • Gazze adım adım tasfiye edilirken ABD'den kongre üyesi 250 senatör Batı Şeria'nın kuzeyindeki antik Samiriye bölgesini ziyaret etti. Heyete İsrail adına Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar eşlik etti. • Sa'ar "Burada bir Filistin devleti kurulması, İsrail'in kıyı ovasını kolay bir hedef haline getirir ve ülkenin güvenliğini tehlikeye atar" ifadesini kullanarak 23-29 Eylül 2025 tarihinde BMGK toplantısında gündeme alınacak "1967 Sınırlarında Başkenti Doğu Kudüs olan Bağımsız Filistin Devleti Projesi"ne atıfta bulunarak İsrail'in güvenliği için Filistin'in yok olması gerektiğini vurguladı. • BM Genel Sekreterliği nezdinde İngiltere ve Suudi Arabistan'ın tekrar gündeme getirdiği İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM aslında Filistin'in tarihe karışarak yok olmasını ihtiva ediyor. • İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ile Batı adına İngiltere ve İslâm dünyası adına Suudi Arabistan bir yandan vicdanlarına kanla gusül aldırıp günah çıkarma fırsatına kavuşacak, diğer taraftan İsrail'e Filistin'i topyekûn işgal ve ilhak etmek için ihtiyaç duyduğu zeminle de buluşturacak. • Zira Netanyahu iki gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alarak "Kudüs'ün bir bütün olarak İsrail'in ebedî başkenti olduğu"nu ilan ederken bu anlatıya fiili olarak karşı çıkacak her ülkeyi de doğrudan tehdit etmişti. • İsrail bir yandan Gazze'de imha, yıkım ve soykırımı artan bir şiddetle uygulamaya devam ederken diğer taraftan Kızıldeniz'den Başta körfezine kadar her yere saldırılar düzenliyor. • Netanyahu bir yandan MOSSAD marifetiyle Charlie Kirk suikastı gibi stratejik cinayetler işleyerek insanlığa karşı işlediği suçlarda ayak izlerini siliyor ve suç ortaklarını tasfiye ediyorken ABD'de başlayan, İsrail ve siyonizm'i sorgulayan toplumsal talepleri bastırmak üzere suçluluk psikolojisiyle garip izahlar yapıyor. • İsrail son olarak AIPAC yardımıyla Samiriye'de topladığı 250 ABD Kongre üyesi marifetiyle ABD kamuoyunu İsrail'in masumiyetine ikna etmede aracı olarak kullanırken yine aynı senatörler marifetiyle Filistin'in işgal, ilhak ve tasfiye edilmesi için gerekli ve yeterli toplumsal destek ve meşruiyete ulaşmayı hedefliyor. • MS. 70'ten günümüze kadar geçen sürede sapkın bir itikadi kimya ve dinî motivasyon kaynağıyla Yahudiler tarihte hiç olmadığı kadar hedeflerine yaklaşmış durumdadır. • Gazze Türkiye dahil tüm Ortadoğu'nun sigortasıydı. Gazze'nin düşmesi tüm Ortadoğu'nun düşmesi demekti. Eğer İsrail Gazze'de durdurulmuş olsaydı, İsrail için mutlak sonun başlangıcı sayılacak ve Yahudi Terörizmi son bulabilecekti. Malesef tam tersi oldu. • Realitede hiçbir karşılığı olmayan ve uygulanabilir olmaktan sınırsız bir uzaklıkta olan İki Devletli Çözüm ile uyutulan insanlık, malesef Yahudiler'in gerçek yüzünü görmekte oldukça geç kaldı. • Bir bütün olarak Filistin adım adım tasfiye ediliyor olsa da; İsrail orta ve uzun vadede yeryüzünün Gazze'ye dönüşmesine, milyarlarca insanın Gazzelileşerek insan olmanın ahlâkî üstünlüğüyle buluşmasına ve Siyonizm'in yargılanmasına asla engel olamayacak. Allah'ın lâneti İsrailoğulları üzerine olsun. #KudüsNamustur

Mustafa Doğan

81,301 görüntüleme • 1 yıl önce

İşgalci İsrail tarafından kaçırılmadan önce Küresel Sumud Filosu Organizatörlerinden Thiago Ávila'nın Gazzeli Çocuklara yazdığı mektup.. "Sevgili Gazzeli çocuklar, denizdeyken size bir mektup yazalı 100 gün oldu. Madeleine ile Gazze kıyılarına ulaşamadığımız için üzgünüm. Kötü güçler tarafından durdurulduk, hapse atıldık ve 100 yıl boyunca size ulaşmamız yasaklandı. Daha da kötüsü, size getirmekte olduğumuz tüm yiyecek ve ilaçlar çalındı. Çok üzüldük, ama sizin gibi güçlü olmamız ve yolumuza devam etmemiz gerektiğini de biliyorduk. Size geri döneceğimize söz verdik. Ve işte buradayız. Halkınız 8 yıldır soykırımdan muzdarip ve 18 yıldır yasadışı bir abluka altında yaşıyorsunuz. Her çocuk, kendi halkıyla birlikte kendi vatanında barış içinde yaşama hakkına sahiptir. Şu anda, buna inanan ve sizi kucaklamak, size yiyecek getirmek ve yalnız olmadığınızı göstermek için her şeyi yapmaya hazır olan, dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 500 kişiyle birlikte yelken açıyoruz. Sizi her zaman düşünüyor, sizden öğreniyor ve sizden cesaret alıyoruz. Bizi harekete geçiriyorsunuz. Dünyaya sevgi, neşe, nezaket ve güç yaymaya devam edin. Sizden sadece birkaç saat uzaktayız. Bu sefer başaracağımızı gerçekten umuyorum. Herhangi bir nedenle aynı kötü güçler tarafından durdurulursak, üzülmemenizi rica ediyorum. Size söz veriyorum, asla pes etmeyeceğiz ve sizin için tüm dünyayı sarsacağız. Misyonumuzla ilgili güzel videolarınız, mesajlarınız ve çizimleriniz için teşekkür ederim. Bir şekilde, her zaman birlikte olacağız. Size kocaman bir kucak dolusu sevgiyle, hadi bu dünyayı birlikte değiştirelim. Tüm sevgimle, amcanız Thiago Ávila" Thiago Ávila'nın da aralarında olduğu Küresel Sumud Filosu'ndan 328 Aktivist, İsrail zindanlarında esir tutuluyor. Canları pahasına Gazzeli çocuklara yardım ulaştırmaya çalışan bu güzel insanları unutmayalım. Ailelerine kavuşana kadar gündemde tutmaya devam edelim. #GlobalSumudFilotilla #FreedomFlotilla

Mehmet Toprak

31,213 görüntüleme • 11 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 görüntüleme • 6 ay önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Büyükelçiler ile İftar" programındaki konuşmalarından... ◾️Netanyahu hükümeti, zaten kırılgan olan ateşkes anlaşmasını istismar etmek için her yola başvuruyor. ◾️İsrailli Bakanların Batı Şeria’yı ilhak çağrıları yetmezmiş gibi bir de Mescid-i Aksa’yı hedef alan kışkırtmalarıyla İsrailli yetkililer ateşle oynamaktadır. ◾️İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın kırmızı çizgimiz olduğunu, bugün bir kere daha muhataplarına önemle hatırlatmak istiyorum. ◾️Gazzeli kardeşlerimizi; doğdukları, büyüdükleri ve uğruna hayatlarını feda ettikleri topraklarından söküp atmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Gazzelilerin, öz yurtlarında barış ve huzur içinde yaşamaları için elimizdeki tüm imkanları seferber etmiş durumdayız. ◾️Gazze’ye insani yardımda bulunan ülkelerin başında geliyoruz. Bugüne kadar yaklaşık 100 bin ton yardımı, dost ülkelerin de desteğiyle Gazze’ye ulaştırdık. ◾️Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi dâhil ilgili uluslararası mekanizmaların işletilmesi için gayret gösterdik. Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı'nda açılan davaya müdahil olma başvurusunda bulunduk. Yürüttüğümüz diplomatik temasların da katkısıyla 9 ülke daha egemen Filistin’i tanıdı. Önümüzdeki dönemde bu sayının daha da artacağına inanıyorum. ◾️Burada şu önemli hususu tekraren vurgulamak arzusundayım: -İsrail, bölgede istikrarsızlık üreterek, kendi güvenliğini sağlayamaz. -1967 sınırları temelinde bağımsız ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devleti kurulmadan, İsrail de aradığı huzura kavuşamayacaktır. -Filistin halkını destekleyeceğimiz gibi, Kudüs'ün, özellikle Harem-i Şerif'in tarihî statüsüne riayet edilmesinin de takipçisi olacağız. ◾️Suriye’de 8 Aralık’ta Esad rejiminin devrilmesiyle yeni bir dönem başlamıştır. Toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini sağlamış, farklı kimliklerin yan yana yaşadığı, tüm komşuları için güven ve istikrar kaynağı olan bir Suriye’nin inşası, en büyük temennimizdir. ◾️Yeni yönetimin böyle bir Suriye’nin vücut bulması için gösterdiği gayretleri takdirle karşılıyor, kendilerine gereken her türlü desteği sağlıyoruz. 13 yılı aşan çatışmaların Suriye’ye maliyeti, 1 milyon can kaybı ve 500 milyar dolara yaklaşan devasa bir faturadır. ◾️Dünyadaki hemen hiçbir ülkenin, böyle ağır bir yükün altından tek başına kalkması mümkün değildir. Hepimizin, Suriye halkının ülkelerini yeniden ayağa kaldırma çabalarına güçlü destek olması gerekiyor. ◾️Bakınız şu detayın altını da kalın çizgilerle tekrar çiziyorum: Suriye’deki etnik ve dini aidiyetleri kışkırtarak bu ülkenin istikrarsızlığından medet umanlar, hedeflerine ulaşamayacaklarını bilmelidir. ◾️Bölgemizin bir asır önce olduğu gibi tekrar yeni haritalar üzerinden dizayn edilmesine, parçalanmasına, ayrıştırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Pusuda bekleyenlere, ellerini ovuşturanlara fırsat vermeyeceğiz. ◾️"Terörsüz Türkiye" hedefiyle yürüttüğümüz çalışmaların amaçlarından biri de, işte bu kirli ve kanlı planlara engel olmaktır. Kimlerin ne yapmaya çalıştığının gayet farkındayız. Kulaklara fısıldanan senaryoları da çok iyi biliyoruz. ◾️Unutulmasın ki; emperyalist senaryolara figüranlık yapanların akıbeti, eninde sonunda buruşturulup bir kenara atılmaktır. Yakın tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. ◾️Tarihin tekerrür etmesi istenmiyorsa, izlenmesi gereken yol bellidir. Türkiye olarak, güvenliğimize yönelik her türlü tehdidi kaynağında etkisiz hale getirme kudretine hamdolsun ziyadesiyle sahibiz. ◾️Bu kapasitemizi hiç tereddüt etmeden pek çok kez gösterdik. Ne ülkemizin, ne bölgemizin geleceğinde teröre yer olmadığını herkesin anlamasını, kabullenmesini, sonu hüsranla bitecek ham hayaller peşinde koşmak yerine planlarını buna göre yapmasını tavsiye ediyoruz.

Fahrettin Altun

111,251 görüntüleme • 1 yıl önce

ABD kuzeyden güneye çıkmazda Biden yönetiminin fütursuzca desteklediği Gazze Soykırımı, ABD için büyük bir hayal kırıklığına dönüşüyor. Savaşın ilk günlerinde Ortadoğu haritasının değişeceği, Gazzelilerin Sina’ya sürüleceği, Hamas’ın askeri varlığının tamamen yok edileceği konuşuluyordu. Oysa saldırının üzerinden iki ay geçmeden tüm bu planların çöktüğü görüldü. BM Genel Kurulu’nda alınan ateşkes kararı oylamasında Çekya, Avusturya ve adı sanı duyulmamış Nauru gibi köyden bozma birkaç devletçiğin desteği dışında bütünüyle yalnız bırakılan ABD ilk defa bu kadar büyük çaresizlik yaşıyor. Dünyanın 153 ülkesi ABD ve İsrail karşısında konumlandı. Biden’ın bu manzara sonrasında apar topar görüşme talebinde bulunduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan da “İsrail’e olan desteğini sonlandır” cevabını aldı. Erdoğan mevkidaşına “kalıcı ateşkesin sağlanması ABD’nin tarihi sorumluluğundadır” derken, Biden’ın “iki devletli çözümün elzem” olduğunu söylemesi mağlubiyetin açık bir şekilde ilanıdır. Bu görüşmenin yapıldığı saatlerde Netanyahu Gazze’de, içlerinde generallerin de olduğu çok sayıda komutanının öldürüldüğünü duyuruyor ve “İsrail için telafisi zor kayıplar” diyerek öfke krizine giriyordu. ABD yönetimini sıkıştıran tek şey İsrail’in Gazze’de yaşadığı hezimet değil şüphesiz. Kuzey’de Rusya’ya karşı başlattığı savaş da yenilgiye dönüşmüş durumda. ABD ve peşinde sürüklediği Avrupa Koalisyonu Ukrayna’ya gönderdikleri sınırsız askeri destek sayesinde Rus Ordusu’nu Kiev önlerinde durdursalar da, işgal ettiği topraklardan Rusları kovmayı başaramadılar. Ayrıca para da tükendi. AB’nin Ukrayna’ya göndermeyi planladığı 50 milyar euroluk destek paketi Macaristan’ın vetosu sebebiyle iptal edildi. Zelenski’nin yaz başında yapmayı hedeflediği ancak başaramadığı taarruz için topladığı milyarlarca doların akıbeti ise meçhul. İşin kötü tarafı artık Batı basınında dahi Zelenski’nin yardım paralarıyla kişisel servet edindiği, danışmanları üzerinden 75 milyon dolar değerinde yatlar satın aldığı yazılıyor. Daha önce de İtalyan basını Zelenski’nin AB ülkelerinden Ruslara vize vermemesini talep ederken, Toskana’daki lüks villasını Rus bir işadamına kiraladığını iddia etmişti. Özetle Batı’da Ukrayna’ya olan destek artık giderek azalıyor. Savaş üçüncü yılına yaklaşırken Rusya’nın Kırım’daki işgalini tahkim ettiği, Donetsk ve Luhansk’taki varlığını koruduğu görülüyor. Kiev sokaklarında ise savaştan eser kalmamış durumda. Rusya’ya yönelik ambargo beklendiği sonucu vermedi. Ekonomi hala büyük bir sarsıntı yaşamadı. Putin ise cepheye Kafkasya ve Tataristan başta olmak üzere egemenliğindeki bölgelerden asker sevk etmekte sorun yaşamıyor. ABD ne Ortadoğu’da ne de Ukrayna’da arzu ettiği başarıyı yakalayamadığı gibi, Gazze’de sergilediği tavır yüzünden Avrupa sokaklarında “soykırım destekçisi” olarak protesto ediliyor. Böyle giderse Biden yönetiminin ilkel birkaç rejim, PKK, İngiltere namına İrlanda ve İskoçya’ya parmak sallayan Hintli başbakan ve Özgür Özel dışında destekçisi kalmayacak. ✒️ 🎧 [Murat Özer, Akşam Gazetesi, 16 Aralık 2023, Cumartesi]

Murat Özer

11,397 görüntüleme • 2 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: 📌 Bugün, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin göz göre göre çiğnendiği yer; Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarıdır. 📌 Gazze halkının, 7 Ekim’den beri, hayatı başta olmak üzere her türlü hakkı, işgalci İsrail güçleri tarafından pervasızca yok edilmektedir. 📌 Anne ve babalarının beyaz kefenlerine sarılarak gözyaşı döktüğü masum sabiler, İsrail’in vahşetinin sembolleri olarak hafızalarımıza kazınmıştır. 📌 Batılı ülkelerin sınırsız desteğini alan İsrail yönetimi, Gazze’de, tüm insanlığın yüzünü kızartacak canilikte zulümlere ve katliamlara imza atıyor. 📌 Savaşta bile dokunulmaması gereken ibadethanelerden okullara, hastanelerden mülteci kamplarına, evlerden çarşı-pazarlara kadar tüm sivil yerleşim yerleri İsrail tarafından alçakça bombalanıyor. 📌 Ülkemizdeki Gezi olaylarında ve Ukrayna’nın işgalinde, olay yerlerine kamp kurup saatlerce canlı yapan BBC’sinden CNN’ine anlı şanlı basın organlarının en büyük icraatları; failleri gizleyip, zulmü gözlerden kaçırmaktan ibaret… 📌 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden ise zaten bir umudumuz, beklentimiz kalmadı. 📌 Görevi, küresel barışı ve istikrarı korumak olan Güvenlik Konseyi, 7 Ekim’den bu yana “İsrail’i koruma ve kollama konseyi”ne dönüştü. 📌 Dün gece yapılan oylamada, Amerika’nın vetosu nedeniyle yine “ateşkes” kararı çıkmadı. 📌 Aralarında daimi üyelerin de olduğu 13 ülke tasarıya “evet” oyu vermesine rağmen, maalesef, sonuç değişmedi. 📌 “Dünyanın 5’ten büyük olduğu” gerçeği bir kez daha görülmüş oldu. 📌 Gazze’deki zulümlerle birlikte Birleşmiş Milletlerin bu aciz ve işlevsiz yapısının da tüm dünyada sorgulanacağına inanıyoruz. 📌 Gazze kasapları, uluslararası mahkemelerde insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerinin hesabını vermelidir, Allah’ın izniyle eninde sonunda vereceklerdir. Biz, bu meselenin takipçisi olacağız. 📌 Gazzeli çocuklar için, göz yaşlarıyla ciğerparelerine sarılan Gazzeli anneler, babalar için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. 📌 Tüm imkânlarımızla Filistin’in yanında olurken, elbette gönül coğrafyamızdaki diğer kardeşlerimizi de ihmal etmiyoruz, etmeyeceğiz. 📌 Balkanlardan Kafkasya’ya, Arakan’dan Türkistan’a ve Kırım’a kadar nerede hakkı çiğnenen, hukuku ayaklar altına alınan, zulme ve baskıya maruz kalan bir kardeşimiz varsa ona sahip çıkmak, bizim görevimizdir. 📌 Daha önce de söylediğim gibi; bizim nazarımızda Gazzeli kardeşlerimizle Doğu Türkistan Türkleri, Kıbrıs Türkleriyle Irak Türkmenleri arasında hiçbir ayrım, hiçbir fark yoktur ve olamaz. 📌 Bugün İsrail yönetiminin terör eylemlerine göz yumanlar ve destek verenler yarın insan içine çıkacak yüz bulamayacak; ama biz başımız dik, alnımız ak bir şekilde hakkı savunmaya devam edeceğiz. 📌 Bu uğurda yalnız da kalsak, bedel de ödesek yolumuzdan dönmeyeceğiz.

Fahrettin Altun

92,450 görüntüleme • 2 yıl önce

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 21 Ocak’tan bu yana gayrı hukuki bir şekilde tutuklu. Yaklaşık 4,5 aylık bir tutukluluğun ardından 11 Haziran’da duruşmaya çıkacak. Ümit Özdağ, uzmanı olduğu ve hakkında yıllardır makaleler ve kitaplar yazdığı, konferanslar ve medyaya demeçler verdiği konularda, Türk milletini potansiyel risklere ve yakın tehlikelere karşı uyarmaya çalıştığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü, ulus devletimizi, sınır güvenliğimizi, demografik yapımızı, toplumsal barışımızı, ekonomimizi, geleceğimizi ve her şeyimizi savunmak için, bir siyasi parti liderinin sorumluluğu ve görev bilinciyle yaptığı uyarılardan ceza üretmeye çalışan iktidarın, artık iyice araçsallaştırdığı hukukla tutuklandı. Sığınmacı politikasının çok yanlış uygulandığı, Türkiye’nin sessiz istila edildiği, Türkiye’nin uyuşturucu bataklığına savrulduğu, Afgan ve Suriyeli göçmenlerin kontrolsüz ve kaçak ülkemize girdiği, Türkiye’nin demografik yapısının değiştirildiği gibi yaşamsal derecede önemli, beka sorununa evrilebilecek konularda Türk milletini uyarmaya çalıştığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yapması gerekenleri yaptığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, TCK 216’da yer alan; halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek veya aşağılamak suçlamasıyla tutuklandı. Çok haklı ve yerinde uyarıları suç unsuru olarak kabul edildi. Tıpkı benim, seçim güvenliği ve elektronik oylamanın sakıncalarıyla ilgili yaptığım uyarıların, halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, gerçeğe aykırı bilgiyi yayma amacıyla yaptığım suçlamasıyla, TCK 217A’dan tutuklandığım gibi. İkimiz de kamu barışını bozma suçlamasıyla tutuklandık, kamu barışının bozulma riskine karşı milletimizi uyarmaya çalıştığımız halde. Bu iki madde de maalesef muhalif düşünceleri bastırmak ve diğerlerine de gözdağı vermek amacıyla, somut kanıtlarla değil de niyet okumayla uygulanıyor. Hukuk hiç bu kadar eğilip bükülmemişti Türkiye’de. Yandaşlara dokunamayan ve cezasız bırakan ve daha çok cüretkarlaşmalarına yol açan hukuk, muhaliflere gelince düşman hukukuna dönüşüyor ve hedef kişilerin sosyal medya paylaşımlarından suç üretiliyor ne yazık ki. Oysa adalet devletin temelidir ve devletin dini adalettir. 2400 yıl önceden seslenen filozofun dediği gibi; Adalet olmazsa, devlet büyük bir çeteden başka nedir ki? Böyle bir devlet yurttaşlarına eşitlik, özgürlük, güvenlik, mutluluk, toplumsal barış ve ilerleme verebilir mi hiç? Ümit Özdağ, Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nı korumak için TCK’da yer alan, ancak partili bir Cumhurbaşkanın siyasi faaliyetleri ve konuşmaları için uygulanması bir hukuk garabeti olan, 2016’da benim de yargılandığım ve beraat ettiğim, neredeyse 7’den 70’e herkesin başını derde sokabilecek, TCK 299’dan da yargılanıyor. Ümit Özdağ, terör örgütüyle sürdürülen, bana göre bu şekilde çözüm olma ihtimali sıfır olan II. Açılım sürecinin tehlikeleri hakkında da, Silivri’den hala bizi uyarmaya devam ediyor ve çok iyi yapıyor. Tarihsel sorumluluğunu ve görevini her şart altında yerine getiriyor. Normal şartlarda asla olmayacak şey olan MHP – DEM yakınlaşmasına, teröristbaşının kurucu önder yapılarak meşru siyasi aktör haline getirilmesine, durduk yerde bebek katili terör örgütüyle masaya oturulmasına, Anayasa’mızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesinin tartışmaya açılmasına, PKK’nın Lozan’ı hedefe oturtmasına ve yeni Anayasa çalışmalarıyla birlikte ulus devletimize, milli birlik ve beraberliğimize, bekamıza tehdit olan konularda uyarılanı sürdürüyor. Gelecekte daha da zorlaşacak siyasette, Ümit Özdağ gibi, Zafer Partisi gibi, Türk milletinin çıkarlarını bilgiyle koruyacak ve tavizsiz mücadele edecek liderlere ve partilere daha çok ihtiyaç olacak.

Nasuh Mahruki

82,502 görüntüleme • 1 yıl önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul’da Dünya İslam Bilginleri İstişare Zirvesi Açılış Programındaki konuşmalarından... ◾ İsrail, Filistin topraklarına ilk kez saldırmıyor. İsrail, Filistin halkına yönelik ilk kez soykırım uygulamıyor. 1948 yılından beri, neredeyse her gün, her ay, İsrail’in saldırılarına şahit oluyoruz. ◾ Bundan 76 yıl önce Nekbe’yle başlayan işgal ve katliam politikası, o günden bugüne sürekli artarak devam etti. Siyonist yayılmacılık, Filistin halkının topraklarını gasp etmeyi, gerekirse bunun için masum kanı akıtmayı kendine hak görüyor. ◾ Vadedilmiş topraklar hayali, bunların gözünü adeta kör etmiş durumda. Bu amaca ulaşmak için İsrail yönetimi hiçbir kural, sınır, ahlak tanımıyor. Uluslararası hukuka bağlı bir devlet gibi değil de, eli kanlı bir terör örgütü gibi hareket edenlerden insanlık bekleyemeyiz. ◾ Artık bir gerçeği kabullenmemiz gerekiyor… Siyonistler ve işbirlikçileri, katliamcı ideolojileri neyi emrediyorsa, bugüne kadar hep onu yaptılar, yapmaya da devam edecekler. Siyonist lobinin esiri olan batılı ülkeler de, savundukları değerleri çiğneme pahasına, kendilerine verilen talimatları yerine getirecekler. ◾ “Bu zulme ortak olmayalım” çağrısıyla her hafta meydanları dolduran vatandaşlarına rağmen, İsrail’e karşı seslerini asla yükseltemeyecekler. Gazze’deki soykırımı görmezden gelecek, Hamas’ı bahane ederek İsrail’e destek olmayı sürdürecekler. ◾ Vicdan sahibi ülkeler ve toplumlar haricinde, küresel sistemin efendilerinin İsrail’e baskı uygulamasını beklemek, tamamen beyhudedir. Bunlar “tavşana kaç tazıya tut” diyerek, hem uluslararası kamuoyundaki tepkiyi azaltıyor, hem de İsrail’e sütre gerisinden yol veriyorlar. ◾ Son ateşkes görüşmelerinde buna bir kez daha şahit olduk. Biliyorsunuz pazartesi günü Hamas; Katar, Mısır, Amerika ve Birleşmiş Milletler garantörlüğündeki ateşkes teklifini kabul ettiğini açıkladı. Bizim de tavsiyelerimizle Hamas, kalıcı ateşkese giden yolda gerçekten çok kritik bir adım attı. Netanyahu yönetiminin cevabı ise Refah’taki masumlara saldırmak oldu. ◾ Kimin barıştan ve diyalogdan, kimin de çatışmaların sürmesinden ve daha fazla kan dökülmesinden yana olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Peki, Netanyahu bu şımarıklıkları karşısında ciddi bir tepki gördü mü? Tabii ki hayır… ◾ Ne Avrupa’dan ne de Amerika’dan İsrail’i ateşkese zorlayacak kaydadeğer hiçbir tepki gelmedi. Yasak savma kabilinden açıklamalarla süreci geçiştirmeyi seçtiler.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki son oylamada, insanlığın ortak vicdanı yerine, gittiler, yine İsrail’in yanında saf tuttular. Öncesinde de, Güvenlik Konseyi’nde Filistin Devleti’nin tam üyeliğini veto etmişlerdi. Oysa evvelsi gün; 143 ülkenin evet dediği, 25 ülkenin çekimser kaldığı karar, İsrail’in ve işbirlikçilerinin ne kadar yalnız olduğunu göstermiştir. ◾ Kararla birlikte Filistinli kardeşlerimiz, Birleşmiş Milletler çalışmalarına artık daha geniş haklar ve ayrıcalıklarla katılabileceklerdir. Türkiye olarak, bizim de güçlü destek verdiğimiz bu kararın çıkmasından memnuniyet duyuyor, henüz Filistin Devletini tanımayan bütün ülkeleri bir an önce Filistin Devletini tanımaya davet ediyoruz.

Fahrettin Altun

93,120 görüntüleme • 2 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler başkanlığında; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ve Bakan Yardımcıları Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı ve Musa Heybet ile yurt içindeki ve sınır ötesindeki birlik komutanlarının katılımıyla video telekonferans toplantısı gerçekleştirildi. Bakan Yaşar Güler, toplantıda şunları söyledi: TSK HEM SAHADA HEM MASADA ÜLKEMİZİN ELİNİ GÜÇLENDİRİYOR Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu tehditlerin, çatışmaların ve belirsizliklerin yoğunlaştığı bir süreçten geçiyoruz. Bu gelişmeler, bizleri sadece yakın çevremizde değil; küresel düzlemde de daha dikkatli, daha hazırlıklı ve daha dirayetli olmaya mecbur bırakmaktadır. Ülkemizin güvenliği ve bekası, yalnızca sınırlarımızı korumaktan ibaret değildir. Kara, deniz, hava, uzay ve siber alanda etkin, caydırıcı ve hazır bir Türk Silahlı Kuvvetleri, aynı zamanda barış ve istikrarın teminatıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri, bugüne kadar olduğu gibi bugün de görevini büyük bir azim, inanç ve kararlılıkla sürdürmekte, her birinizin bu sorumluluk bilinciyle yürüttüğü görevler hem sahada hem de masada ülkemizin elini güçlendirmektedir. SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN YADSINAMAZ BİR TECRÜBESİ VAR Suriye’de istikrarın tesisi, toprak bütünlüğünün korunması ve yeni hükûmetin ülke genelinde meşru otoriteyi tesis etmesi, bölgemizin geleceği açısından kritik önemdedir. Bu kapsamda TSK olarak Suriye’nin güvenlik ve savunma kapasitesinin inşasına destek vermeye devam ediyoruz. DEAŞ başta olmak üzere her türlü terör örgütüne karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu çerçevede bölge ülkeleriyle yürüttüğümüz temaslar ve oluşturulması planlanan ortak harekât merkezi ile bölgesel sahiplenmenin artırılması, uluslararası hukuka uygun şekilde barışa hizmet etmesi hedeflenmektedir. Suriye’deki bazı eylem ve inisiyatiflerin zaman zaman istikrarı zedeleyici bir boyuta ulaştığını gözlemlemekteyiz. Sahada Türkiye’nin yadsınamaz bir tecrübesi vardır ve başta Suriye Yeni Hükûmeti olmak üzere takdir görmekte ve çözüm kaynağı olarak görülmektedir. TSK, KENDİSİNE TEHDİT OLMAYAN HİÇ KİMSEYE TEHDİT DEĞİLDİR Biz bölgede meseleleri diyalogla çözmekten yanayız. Amacımız, bölgede herhangi bir istenmeyen hadisenin yaşanmasını önlemektir. Ancak şu hususun da altını özellikle çizmek isterim; bu gelişmelerin bölgenin olmazsa olmaz ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasına engel teşkil etmesine müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’nin bu pozitif yaklaşımı, hiçbir aktör tarafından istismar edilmemelidir. Bu yaklaşımımız, bölgede istikrar arayışına katkı sağlamak içindir; asla ve asla bazı çevrelerce anlamsız heveslerin, oldubittilerin ya da yeni denge oyunlarının motivasyon kaynağı hâline gelmesine müsaade edilmeyecektir. Her zaman ifade ettiğimiz gibi Türk Silahlı Kuvvetleri kendisine tehdit olmayan hiç kimseye tehdit değildir. Aksine gittiği her yere istikrar, huzur ve barış götürmüştür. Ancak, bu iyi niyetli yaklaşımımızın yanlış yorumlanmasına da göz yummayacağımız bilinmelidir. SÜREÇ DİKKATLE İZLENİYOR Yeni Suriye Hükûmeti ile SDG arasında varılan mutabakat kapsamında belirli bölgelerdeki çekilme ve devir süreci dikkatle izlenmektedir. Bu noktada Türkiye’nin beklentileri ve çekinceleri muhataplara açık bir şekilde iletilmiştir. Bu vesileyle terörle mücadele konusuna da değinmek istiyorum. PKK terör örgütünün temelsiz ve sonuçsuz heveslerinden, aklıselim bir inisiyatifin perspektifine evrilen süreci hassasiyetle takip ediyoruz. Devletin adil ve müşfik eline teslim edilen bu yaklaşım tabii ki en içten ve samimi bir şekilde desteklenecektir. Sahadakiler dâhil bunun yansımalarını bizzat izlemektedir. Son dönemde teslim olup yaptıkları açıklama ve yaklaşımlarla sahanın geleceğini şekillendiren elemanların da ifadelerinde bu durumun yansımaları izlenmektedir. Gelişmeler samimiyet ve kararlılıkla uygulandığında anlam ifade edecektir. Bu süreçte özellikle şu noktayı önemle vurgulamak isterim: Gerçekten barıştan yana olan her girişim desteklenir. Ancak süreci istismar etmeye çalışanlar, zamana oynayanlar, bu zemini propaganda aracı olarak kullananlar karşılarında daima kararlı bir Türkiye bulacaktır. SİLAH BIRAKMAYAN HER YAPI MEŞRU HEDEFİMİZ OLMAYA DEVAM EDECEK Hiçbir açıklama, hiçbir beyan, eğer eylemle desteklenmiyorsa bizim nazarımızda bir kıymet ifade etmez. Terörün her türlüsünün tamamen sona erdirilmesi, sadece ülkemizin değil bölgemizin ve dünyanın barışına da katkı sağlayacaktır. Silahı bırakmamakta ısrar eden, kardeşliği değil ayrılığı körüklemeye çalışan her yapı, dün olduğu gibi bugün de meşru hedefimiz olmaya devam edecektir. Bu konuda devletimizin duruşu nettir: Sürecin sabote edilmesine asla izin verilmeyecek; toplumun güvenliğini tehdit eden hiçbir yapılanmaya müsamaha gösterilmeyecektir. TÜRKİYE, KÜRESEL BİR GÜVENLİK SAĞLAYICISI Libya’da, Somali’de, Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de ve Avrupa güvenlik mimarisi içinde üstlendiğimiz görevler, Türkiye’nin küresel bir güvenlik sağlayıcısı olduğunu göstermektedir. NATO kapsamında yürüttüğümüz faaliyetler ve uluslararası barış misyonlarımız, milletimizin onurlu duruşunu yansıtmaktadır. Bu kapsamda kara, hava ve deniz unsurlarımızla katılım sağladığımız eğitim ve tatbikatların yanı sıra Kosova ve Bosna Hersek’teki unsurlarımız başarıyla görevlerine devam etmektedir. Kosova’nın güvenliğine katkı sağlamak maksadıyla 1 Aralık 2024 tarihinde İtalyan Taburundan görevi devralan İhtiyat Komando Taburumuz, Kosova genel seçimlerinin de icra edildiği kritik bir dönemde vazifesini başarıyla yerine getirerek görevini 1 Nisan 2025 tarihinde Çok Uluslu Tabura devrederek, sorunsuz bir şekilde Türkiye’ye geri intikal etmiştir. Tatbikatlarımızla sahadaki yetkinliğimizi artırırken diplomatik alandaki girişimlerimizle de bölgemizde barışın tesisine öncülük ediyoruz. Ukrayna’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada barışın, istikrarın ve güvenliğin teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri, görevlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı azim ve disiplinle sürdürecektir. Değerli arkadaşlarım, gündemimiz görüldüğü üzere artan bir yoğunlukta devam etmektedir. Aldığınız kararlar, uygulama azim ve kararlılığınız fark yaratmakta, uygulamadaki profesyonelliğiniz başarının anahtarı olmaktadır. Bu vesileyle görev başında olan tüm silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, her birinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Yolunuz, bahtınız açık olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

86,263 görüntüleme • 1 yıl önce