Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

BEN SENİ TEK BAŞIMA SEVERİM oruççç sevdiğini söylemekten assssla ama asla çekinmiyo yer zaman farketmezz lover boyy

46,963 görüntüleme • 6 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

🌹 Ilia Topuria, tekniğinin sırlarını açıklıyor: Daniel Cormier: ‘’Sende en çok hayran olduğum şeyi söyleyeyim. Beni en çok hayran bırakan şey, senin yumruk atışını izlediğimde ayaklarının birbirine dolanmaması. Dengelisin. Charles'a o sağ eli, ardından da sol eli geçirdiğinde ayakların ne birbirine çok yakındı ne de çok açıktı. Yani o denge tam olarak olması gereken yerdeydi. Ilia Topuria: Çünkü benim gücüm kalçalarımdan geliyor. Daniel Cormier: Kesinlikle! Yani eğer ben seninle dövüşüyor olsaydım, ayaklarının tamamen yere oturmasına asla izin vermemek için sadece hareket etmeye çalışırdım. Çünkü tahmin edemiyorum, belki de yanılıyorumdur ama... Ilia Topuria: Ama aynı zamanda şunu da asla unutmaman gerekiyor: Ben mesafeyi kapatma ve açıları daraltma konusunda en iyilerden biriyim. Bunu, kafes içinde en iyi hareket eden ve yer değiştiren adam olan Volk'a karşı yaptım. Daniel Cormier: Evet. İlk raunt onun tek şansıydı çünkü sürekli hareket halindeydi ama sonra... Ilia Topuria: Ama bir noktada durmak zorundalar. O dinlenmeye ihtiyaçları var. Durmak zorundalar ve işte o an benim zamanım geliyor. Çünkü bana birkaç yumruk isabet ettirdi ve bana gülmeye başladı. Ben de dövüşün ortasında ona, "Benim zamanım da yakında gelecek, merak etme," dedim. Bunu dövüş esnasında Volk'a söyledim. O bana gülmeye ve parmağıyla beni göstermeye başladığında ona dedim ki: "Merak etme, benim zamanım yakında gelecek." Ve bir kez yorulduğunda... Çünkü sürekli kaçmak, sürekli mesafeyi ve açıları kapatmaya çalışmak insanı yoruyor. Bir noktada durman gerekiyor, mecbur dinleneceksin. Daniel Cormier: Bu senin baskınla alakalı. Senin o baskın her zaman adamın tam karşısında.’’

Kırmızı Köşe

87,647 görüntüleme • 1 ay önce

6 dan #odas ı aldım 9.50 ye götürdüm ama sen Ankete katılmadın HisseChat e gelmedin Beğeni ve RT yapmadın Hiç bir ricamı yerine getirmedin Taban olduğunda hisse belki neyin ne olduğunu anlarsın dedim onu da anlamamışsın Ben istemezsem gitmez dedim İnanmadın Artık belki inanırsın Ama sen hakkaten tam bir man kafasın Hiç bir zaman anlamadın Yine anlamayacaksın #borsa Dün video ve yazı ile Satacak malımız varsa Yazın 9.30 a alacağım Almazsam Namert im dedim Yazmadın satışa Bugün Diğer zeka gerisi çakma üstat bozuntularının yazdığı gibi Takibimden çıkmıştır yazdım Sizi denedim #bist100 Hop 15 milyon lot mal geldi tahtaya Bana yukardan vermek için alan herkes döküldü Sizin Borsa anlayışınız bu kadar sığ aklınız bu kadar az çalıştığı için Sizler herkesin düdüklemek istediği tahtacı denen kan emicilerin ağzını sulandıran Küçük yatırımcısınız Ben borsacıya ve sizlere hitap etmek için burda değilim Sen umrumda değilsin Sen de diğerleri gibi GV ve KEV. A.Ş. sin Ben bireysel yatırımcı için burdayım Sen için değil Allah ; Siz ve sizin gibi asalak sülüklerin Topunuzun binbir belasını versin Zaten vermiş Buldun bir adam Yol gösteriyor Ona da ihanet içindesin Kimse kusura bakmasın ama Her zaman sen kaybedeceksin Kazanan bizler Türkiye bireysel yatırımcısı olacaktır Senin kazanmana asla izin vermeyeceğim Senin layık olduğun yer X te sohbet odaları Ben HisseChat teyim Umarım oraya gelip Orayı da kirletmezsin Gökhan Bilik HisseChat

🇹🇷 Gökhan Bilik 🇹🇷

27,817 görüntüleme • 1 ay önce

Ece Sayer, 15 yıldır lazere gidiyorum: 🔹 Kızlar, ben 15 yıldır lazere gidiyorum. İlk 16 yaşında başladım. O zaman reşit olmadığım için annemle gidip onay alarak başladık. Şu hayatta önereceğim ilk şey lazere gitmeniz. Genç kızlara tavsiyem; ne yapın, edin, yaşınız küçük olsa ailenizin desteği ile lazere başlayın. Çünkü, jilet yaptığınızda vücutta kararmalar başlıyor. Ben küçük yaştan beri lazere gittiğim için vücudumda hiçbir yerimde kararım yok. Kararmalara birebir. 🔹 İlk Alexandrite'la başladım, buz lazer olarak devam ettim. 3-4 yıl falan Alexandrite kullandım. Şimdi hangisini kullanmalısın veya eve IPL cihazı almalı mısın ondan bahsedeceğim. Alexandrite çok güzel. Gerçekten tavsiye ederim ama bronz sene kesinlikle yapamazlar. Özellikle esmer tene de yapmıyorlar, çok çok kolay yapmıyorlar yani. Ben bir gün bronz gitmiştim, yanıklar oluştu. Allah'tan onlar gençti, leke leke yanıklarım oluştu, kararım da geçti. Buz lazere bronz girebiliyorsun, hiçbir sorun olmuyor. Ama Alexandrite'a göre buz lazer daha geç bitiriyor veya daha az dökülme oluyor. Memnun muyum? Memnunum, memnun olmasam şu anda girmem çünkü. Alexandrite'da daha geç çıkıyor tüyler, daha güzel dökülüyor ve uzun vadeli kullanabiliyorsun. 🔹 Bu kadar yıl lazere gidiyorsun, nasıl bitmedi derseniz de; vücutta bir şeyi %100 bitirmek zaten iyi bir şey değil. Eğer gittiğiniz merkezde, klinikte "%100 bitiyor" derlerse oraya sakın kesinlikle güvenmeyin. Öncelikle söyleyeceğim ilk uyarım bu. Bir de kadınların hormonları her ay değişiyor, regl görüyoruz. Yaş büyüdükçe değişiyor, ergenlik çağını atlatıyoruz. Tüyler değiştiçe o kıl zaten bir bittiğini sanıyorsun, sonra belli bir yaşa geliyorsun, tekrar kıllar çıkıyor falan, vesaire döngüye giriyorsun. O bitenlerin genelde tüyleri az olanlar ya da böyle sarı olanlar. Bir de genelde cihazlar sarı tüyleri görmezler, bilginiz olsun. Hatta bazen siyah tüyler bile sararıyor, beyazlaşıyor yani. Ama tüy hiçbir zaman bitmiyor, bitenlerinkini söyledim. 🔹 Son dönemde IPL cihazı almayı düşündüm, araştırdım ama sonra dedim ki ben bununla uğraşamam. Çünkü onun için bile yanında birinin desteği gerekiyor, arkaya göremiyorsun, oraya göremiyorsun. Sürekli birinden yardım bekliyorsun falan. Gerek yok, bir de ben üşenirim, yapamam yani. Alırım, öyle kalır. Tekrar lazere başlarım. Eğer ben uğraşırım, yanımda biri destek olur, her ay yaparım vesaire dersen al. Ama marka istersen bilmiyorum açıkçası. "Şunu al, bunu al" diye tecrübesi olan, deneyimi olan bence yorum yapsın. 🔹 Harici de buz lazere gidebilirsiniz. Acımıyor, yanmıyor. Alexandrite da kesinlikle acıyor, acısı var yani. En güzeli de her zaman tertemizsin. Orada ben kıllı bir insan değilim hiçbir zaman. Benim tek kılımın çıktığı yer bıyıklarım ve kaşım çıkıyor. Onun haricinde vücudumda çok kıllı olan bir insan hiçbir zaman değildim ama buna rağmen bile bitmiyor. 🔹 Ben hayatta en memnun kaldığım, en sevdiğim, her zaman önereceğim, genç kızlara bile tek tavsiyem; ilk önce lazere başlamalarıdır. Hani boş boş şeylere para vermenizden ziyade bu, sizin ömrünüzün sonuna kadar hayatınıza katkı sağlayacağınız, parasını hak eden ilk şeylerden biridir. 🔹 Aklıma gelenler bunlar. Bu kadar. Hem bu arada buz lazerde kaşınızın üstüne ve bıyıklarınıza da lazer yaptırabiliyorsunuz ama Alexandrite'ta yapmıyorlar diye hatırlıyorum. Bu kadar.
3:26

Sensitive content

Ece Sayer, 15 yıldır lazere gidiyorum: 🔹 Kızlar, ben 15 yıldır lazere gidiyorum. İlk 16 yaşında başladım. O zaman reşit olmadığım için annemle gidip onay alarak başladık. Şu hayatta önereceğim ilk şey lazere gitmeniz. Genç kızlara tavsiyem; ne yapın, edin, yaşınız küçük olsa ailenizin desteği ile lazere başlayın. Çünkü, jilet yaptığınızda vücutta kararmalar başlıyor. Ben küçük yaştan beri lazere gittiğim için vücudumda hiçbir yerimde kararım yok. Kararmalara birebir. 🔹 İlk Alexandrite'la başladım, buz lazer olarak devam ettim. 3-4 yıl falan Alexandrite kullandım. Şimdi hangisini kullanmalısın veya eve IPL cihazı almalı mısın ondan bahsedeceğim. Alexandrite çok güzel. Gerçekten tavsiye ederim ama bronz sene kesinlikle yapamazlar. Özellikle esmer tene de yapmıyorlar, çok çok kolay yapmıyorlar yani. Ben bir gün bronz gitmiştim, yanıklar oluştu. Allah'tan onlar gençti, leke leke yanıklarım oluştu, kararım da geçti. Buz lazere bronz girebiliyorsun, hiçbir sorun olmuyor. Ama Alexandrite'a göre buz lazer daha geç bitiriyor veya daha az dökülme oluyor. Memnun muyum? Memnunum, memnun olmasam şu anda girmem çünkü. Alexandrite'da daha geç çıkıyor tüyler, daha güzel dökülüyor ve uzun vadeli kullanabiliyorsun. 🔹 Bu kadar yıl lazere gidiyorsun, nasıl bitmedi derseniz de; vücutta bir şeyi %100 bitirmek zaten iyi bir şey değil. Eğer gittiğiniz merkezde, klinikte "%100 bitiyor" derlerse oraya sakın kesinlikle güvenmeyin. Öncelikle söyleyeceğim ilk uyarım bu. Bir de kadınların hormonları her ay değişiyor, regl görüyoruz. Yaş büyüdükçe değişiyor, ergenlik çağını atlatıyoruz. Tüyler değiştiçe o kıl zaten bir bittiğini sanıyorsun, sonra belli bir yaşa geliyorsun, tekrar kıllar çıkıyor falan, vesaire döngüye giriyorsun. O bitenlerin genelde tüyleri az olanlar ya da böyle sarı olanlar. Bir de genelde cihazlar sarı tüyleri görmezler, bilginiz olsun. Hatta bazen siyah tüyler bile sararıyor, beyazlaşıyor yani. Ama tüy hiçbir zaman bitmiyor, bitenlerinkini söyledim. 🔹 Son dönemde IPL cihazı almayı düşündüm, araştırdım ama sonra dedim ki ben bununla uğraşamam. Çünkü onun için bile yanında birinin desteği gerekiyor, arkaya göremiyorsun, oraya göremiyorsun. Sürekli birinden yardım bekliyorsun falan. Gerek yok, bir de ben üşenirim, yapamam yani. Alırım, öyle kalır. Tekrar lazere başlarım. Eğer ben uğraşırım, yanımda biri destek olur, her ay yaparım vesaire dersen al. Ama marka istersen bilmiyorum açıkçası. "Şunu al, bunu al" diye tecrübesi olan, deneyimi olan bence yorum yapsın. 🔹 Harici de buz lazere gidebilirsiniz. Acımıyor, yanmıyor. Alexandrite da kesinlikle acıyor, acısı var yani. En güzeli de her zaman tertemizsin. Orada ben kıllı bir insan değilim hiçbir zaman. Benim tek kılımın çıktığı yer bıyıklarım ve kaşım çıkıyor. Onun haricinde vücudumda çok kıllı olan bir insan hiçbir zaman değildim ama buna rağmen bile bitmiyor. 🔹 Ben hayatta en memnun kaldığım, en sevdiğim, her zaman önereceğim, genç kızlara bile tek tavsiyem; ilk önce lazere başlamalarıdır. Hani boş boş şeylere para vermenizden ziyade bu, sizin ömrünüzün sonuna kadar hayatınıza katkı sağlayacağınız, parasını hak eden ilk şeylerden biridir. 🔹 Aklıma gelenler bunlar. Bu kadar. Hem bu arada buz lazerde kaşınızın üstüne ve bıyıklarınıza da lazer yaptırabiliyorsunuz ama Alexandrite'ta yapmıyorlar diye hatırlıyorum. Bu kadar.

Netlog Medya

1,240,839 görüntüleme • 1 gün önce

(Vialli'nin hayatını kaybettikten sonra basılan ve anılarına yer veren "Le cose importanti"nin, Mancini tarafından yazılan son sözü.) “Merhaba Bomber. Seni görüyorum, biliyor musun?” Dönüyorsun, gülümsüyorsun. “Söyle Roby” diyorsun. “Sence,” diye soruyorum sana, “Aklıma gelen her şeyi anlatmak için iki sayfa yeter mi?” “Sen kafayı yemişsin” diyorsun. Ama yapmam gerekiyor, Luca. O yüzden Dünya Kupası’ndan önce söylediğin o cümleyi ödünç alıyorum: “Oyun sertleştiğinde, sert olanlar oynamaya başlar.” Gerçi sen de bu sözü ödünç almıştın. John Belushi’den. O zaman ben de sertleşiyorum ve oynuyorum. Daha doğrusu: Yazıyorum. Topla oynamak senin için daha kolaydı, doğru. Ama senin için yazmak da dâhil her şeye değer, dostum. İnanmayacaksın ama her seni düşündüğümde, senden bahsettiğimde, senin hakkında yazdığımda -şu anda olduğu gibi- yüzümde istemsiz bir gülümseme beliriyor. Tuhaf gelebilir ama değil. Çünkü sen, Luca, neşeydin. Işıktın. Kahkahaydın. Sonra evet, bir de gol atardın. O zaman neşe iki katına çıkardı. Birlikte ne çok güldük… O çok zor maça çıkacağımız günü hatırlıyorum. Sahaya ata biner gibi girmiştin. Çocuklar gibi. Hayali bir ata binmiş, dizginleri tutuyormuş gibi dört nala koşuyordun. Bunu antrenmanlarda yapmıştık ama gerçek ve önemli bir maçta yapmaya cesaret edeceğini kimse düşünmemişti. Ve şans getirdi. Kazandık. O günden sonra hep öyle oldu. Sahaya hep “ata binerek” girdin. Yemin ederim, gülmekten ölüyorduk. Özellikle de sana bakıp hiçbir şey anlamayanların yüzünü görünce. Bizse o “yöntemle” bir sürü maç kazandık. Aslında anlamaları gereken bir şey de yoktu. Bir de önemli bir davete Mickey Mouse baskılı bir ceketle geldiğin günü hatırlıyor musun? Şimdi soruyorum: Senin gibi bir golcü böyle giyinir mi? Doğru, o yıllardaki fotoğraflara bakınca hepimizin ne kadar kötü giyindiğine ben de şaşıyorum. Ama kabul edelim: Sen işi biraz daha ileri götürmüştün. Sonra devreye ben girdim. Tavsiyelerimden sonra kusursuz oldun. Bir daha tek bir kombin hatası yapmadın. Bir İngiliz lordu gibiydin. Herkes sanıyor ki sana sadece sahada harika asistler verdim. Hadi canım… Kimse bilmiyor ki saha dışında sana stili ben öğrettim. Evet, doğru bu. Hadi gülme. Seni görüyorum. Ama ne kadar titizdin, Luca… Pozisyonları yüzlerce kez denerdin. Kendini geliştirmekten asla vazgeçmezdin. Herkes seni en iyisi olarak kabul ettiğinde bile sen bir an bile öyle düşünmedin. Çıtayı hep biraz daha yukarı koydun. Hep. Ve ben gerçek şampiyonun ne demek olduğunu işte orada anladım. Biliyorsun Luca: zeka, yürek, yetenek... Hepsi sendeydi, dostum. Bologna–Floransa trenini hatırlıyor musun? Coverciano’ya gidiyorduk. Sen Cremonese’deydin, ben Sampdoria’da. O yolculuk, bizim hikâyemizin başlangıcıydı. Seni Samp’a getirmek için her yolu denedim. Çok eğleneceğimizi söylemiştim. Ve bu sözü tuttuk. En güzel yıllarımızdı: Sampdoria, şampiyonluk, Şampiyon Kulüpler Kupası finali… Kampta, akşamdan sonra odaya kapanıp abur cubura saldırdığımız geceleri unutmuş olamazsın: cips, kola, bazen bira… Sabah tartı vardı. Ne yaptığımızı hatırlıyor musun? Müshil… Tartıya çıkmadan önce tuvalete koşmak için. Hâlâ gülüyorum. Ağladığımız da oldu. Sen Juventus’a gittiğinde nasıl ağladık… Bir dönemin bittiğini o an anladık. O son akşam yemeğini asla unutmayacağım. Asla. Efsane Sampdoria dönemi bitmişti. Ama biz bitmedik. Bizim dostluğumuz kopmazdı. Kopmaz. Şimdiki zaman. Şimdi. Aramızdaki bağı hiçbir mesafe koparamazdı. Millî Takım teklif edildiğinde ilk aradığım kişi sendin. “Kaçırırsan aptallık edersin,” dedin. Ben de düşündüm: Bu yolculuğu yapacaksam sen yanımda olacaksın. Ve senin benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin bile edemezsin. O Avrupa Kupası’nı durmadan fotoğraflıyordun. Kaç fotoğraf çektin Luca? Mutluluktan duramıyordun. Orada da birlikteydik. Hayatımın önemli anlarında hep vardın. Ve hâlâ varsın. “Devam et Mancio, ben yokum” demek kolay. Saçmalama bomber. Buradasın. Buradasın. Seni görüyorum.

calciolog

23,333 görüntüleme • 6 ay önce

Midyeci Ahmet’in evlenmek istediğini açıklamasından sonra gelen ilk taliplisi hanımefendi, herkes merakla midyeci Ahmet’in ilk date vlogunu bekliyor: 🔹 Midyeci Ahmet, sana talibim. 🔹 Ben artık evlenmek istiyorum. 🔹 40 yaşındayım, hiç evlenmedim. 🔹 Finansal özgürlüğüm var. 🔹 Midyeye ve köy hayatına bayılıyorum. 🔹 Yalnız tek bir sorunum var: Balık burçuyum. 🔹 Midyeci Ahmet'in bu videosunu görmüşsünüzdür. 🔹 Bu videoyu görünce hem çok hoşuma gitti hem de beni düşündürdü. 🔹 Artık hepimiz yalnızlaşıyoruz. 🔹 Kadınlar da erkekler de birbirine asla güvenmiyor artık. 🔹 Biz Y kuşağına küçüklüğümüzden beri tek bir şey öğretildi arkadaşlar. 🔹 Okulunu bitir, işe gir, evlen, çocuk yap. 🔹 Çünkü ailelerimize göre hayatın doğru sıralaması buydu. 🔹 Ve tüm arkadaşlarım 30'lu yaşlarının başlarında evlenirken, ben o treni kaçırdığım için o kadar üzülüyordum ki. 🔹 Galiba geç kaldım, galiba yalnız kalacağım diye düşünüp düşünüp depresyona girdiğim günler oluyordu. 🔹 Ama 30'larının sonlarına doğru kendini keşfetmeye başlıyorsun. 🔹 Ve sonra fark ediyorsun ki iyi ki evlenmemişim ben ya diyorsun. 🔹 Ben aslında özgürüm. 🔹 İstediğim gibi kursa gidiyorum, istediğim gibi bir tatile gidiyorum. 🔹 Paramı istediğim gibi harcayabiliyorum. 🔹 Kimseye hesap vermek zorunda değilim. 🔹 Sonra hatta geçmişe dönüp baktığımda, birlikte olduğum ya da belki de sadece flört ettiğim insanları düşündüğüm zaman kendi kendime demeye başladım ki; 🔹 İlk evlenmedim ben ya, ben bu insanlarla aynı hayatı geçirmeyi hayal bile edemiyorum şu anda. 🔹 Çünkü ben o zaman kendimi tanımıyordum. 🔹 Okey, özgürsün Müge, okey. 🔹 İstediğin kursa gidiyorsun, istediğin gibi tatile gidiyorsun falan filan. 🔹 Ama bir de işin tabii ki diğer tarafı var. 🔹 Artık hepimiz yalnızlaşıyoruz. 🔹 Kadınlar da erkekler de birbirine asla güvenmiyor artık. 🔹 Aldatılma hikayeleri, hayal kırıklıkları ve sürekli tüketilen ilişkiler. 🔹 Bir noktadan sonra herkes boşver ya deyip ilişki yaşamaktan da vazgeçiyor. 🔹 Hadi gel biraz kaydıralım. 🔹 Bu arada Midyeci Ahmet ve dating applarda ben de yokum, her neyse. 🔹 Y kuşağına, hatta Z kuşağına size seslenmek istiyorum. 🔹 Sizce biz gerçekten özgürleşiyor muyuz, yoksa fark etmeden yalnızlaşmayı mı normalleştiriyoruz? 🔹 Yorumlarda buluşalım, çünkü bak gerçekten fikrinizi merak ediyorum. 🔹 Bu konu artık sadece benim değil, Y ve Z kuşağının da hikayesidir. 🔹 Hadi gelin midye yemeye gidelim ya, hadi!

BUZZ medya

590,469 görüntüleme • 6 gün önce

38! ✨ Çok şanslıyım, çünkü sevgi dolu bir ailede büyüdüm. ❤️ Kalabalık, neşeli, coşkulu sofralarda, birbirlerine bakarken gözlerinin içi gülen insanlarla birlikte, mal mülke, paraya pula asla önem verilmeyen, onun yerine içtenliğin, nezaketin, vicdanın, hakkaniyetin ve mutluluğun olduğu sımsıcak bir ailede. 🌿 En çok da bunu yaşayabilmesini isterdim herkesin, o zaman bambaşka şeylerden bahsediyor olurduk.. Benim de en büyük zenginliğim buydu her zaman, muhtemelen zenginlikten tek anladığım da. Belki de hayatım boyunca önüme çıkan tüm zorlukları aşabilmemin en büyük sırrı, ne olursa olsun vazgeçmememin sebebi, hayata ve hayata dair olan her şeye sevgimin, tutkumun kaynağı.. 💫 Yıl 1992, ben henüz 4,5 yaşındayım. Annem şimdiki benden biraz genç. Babam, ondan da genç.. ☘️ Videoda ne ararsanız var! Biraz dans, biraz Lego, biraz asgari ücret, biraz Demirel.. Biraz Yeşilköy, biraz Çınarcık, biraz Gökçedere, hatta biraz da Hasanbaba. ☺️ Ama en çok da, bolca kahkaha, mutluluk, neşe ve biraz da sinirli bir Masis. 🤓 Elbette söyleyeceğim çok fazla şey var ama.. Başta annem, babam ve tüm ailem olmak üzere, hayatıma dokunan ve beni bugünkü ben yapan herkese, bugüne kadar yanımda olmuş olan, bana inanan ve beni destekleyen herkese sonsuz teşekkür ediyorum. Hiç endişe etmeyin, iyiler kazanacak. 🥂 Bugüne kadar hep söylediğim gibi, her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, iyiye olan inancımdan asla vazgeçmeyeceğim. Çünkü ben başka türlüsünü öğrenmedim, bilmiyorum, o yüzden zaten istesem de yapamam.. Herkese de kalbi kadar temiz ve hakikatten uzak olmayan bir hayat diliyorum. 🤍 Neredeyse 34 yıl önce bu videoları çeken, kameranın ardındaki Kristin'e de bu unutulmaz anılar için çok teşekkür ederim. 🫂 #masisgozbek #masisaramgozbek #doğumgünü #dogumgunu #birthday

Masis Aram Gözbek

13,628 görüntüleme • 8 ay önce

Charles Oliveira, Max Holloway maçı eleştirilerine yanıt verdi: ‘’Yine daha önce kimsenin domine edemediği bir adama karşı dövüştüm. Kimse onu yere indirememiş ve orada tutamamıştı. Ne zaman birisi onu yere indirse, hemen ayağa kalkıyordu. Ve ben, tüm saygımla söylüyorum, bu işi kolay gösterdiğim bir dövüşten geldim. Adamı etkisiz hale getirdim. En iyi yumrukları, en iyi tekmeleri atan, ayaktaki en iyi oyunu sergileyen bendim. Yer oyunum ise kusursuzdu. O da iyi savundu, sert çocuk, ama benim yer oyunum mükemmeldi. Benim için işlerin kötü gittiği tek bir an bile olmadı. Onu kafesin ortasına çağıran bendim ve darbelerimi indirmeye başladım. Benim yumruklarım isabet etti, onun isabet eden tek yumruğu omzuma geldi ve bu da sonunda dengemi bozdu. Buna rağmen hâlâ eleştiriliyorum. 'Yumruklaşmadı', 'sadece güreşti', 'kötü bir dövüştü' deniliyor. Dürüst olmak gerekirse, gerçek profesyonel dövüşçülerin bunun kötü bir dövüş olduğunu söylemesi bence kıskançlıktır. Çünkü Max Holloway gibi bir ismi beş raunt boyunca domine etmek... Bence o rauntlar 10-9 bile olmamalıydı, kontrol ve dominasyon seviyesinden dolayı hepsinin 10-8 olması gerekirdi. Ve insanlar hâlâ yumruklaşmadığımı mı söylüyor? Ne istediklerini bilmiyorum. Sanırım bir dahaki sefere soracağım: 'Plan ne? Ne yapmamı istiyorsunuz? Muay Thai mi? Judo mu? Kung Fu mu? Sörf mü?' Ne yapmam gerekiyorsa onu yapacağım çünkü gidip dövüşü kazandığımda bile yeterince iyi olmuyorsa, yapabileceğim başka bir şey kalmıyor. Ama en önemlisi şu, dediğim gibi: BMF şampiyonu Charles Oliveira, Charles 'Do Bronx' Oliveira'dır.’’

Kırmızı Köşe

26,093 görüntüleme • 4 ay önce

Hayattaki en önemli üç kavram nedir? Birincisi disiplin. Yani benim hayatım hep bir disiplin içerisinde geçti. Kur'an kursundan başlamak suretiyle; yani orada zaten bir disiplin vardı. Ne zaman yatacağımız, ne zaman kalkacağımız, ders çalışacağımız; bunların hepsi belli bir akış içerisinde, disiplin içerisinde devam ediyordu. Onun için disiplin benim için vazgeçilmez kavramlardan bir tanesi. Bir başkası çalışmak. Yani çalışmak da benim vazgeçilmezlerimden. Mesela Konya İmam Hatip Lisesi'nde okurken hatırlıyorum, iki yıl parasız yatılı okudum ben. Hiç 12.00'den önce dershaneden çıktığımı hatırlamıyorum yani; her gün en son çıkan bendim mutlaka. Dolayısıyla disiplin, çalışmak ve azim. Bu üçü benim hayatımda her zaman belirleyici olmuştur. Hangi gün unutulmazınız? Kaymakamlığı kazandığım gün belki hayatımdaki dönüm noktalarından biri oldu. Çünkü hayatımın belki akışı değişti. Ben sadece siyasaldan, Mülkiye'den mezun olduktan sonra ilk ve tek sınava girdim; kaymakamlık sınavıydı o da. Başka bir sınava girmedim. O da idealimdeki meslek olduğundan; yani sadece bu mesleğe odaklandığımdan, hedefimdeki meslek bu olduğundan dolayıydı. Eğer kazanamasaydım da başka bir meslek icra etmeyecektim... Haberi aldığınız anı hatırlıyor musunuz? Bizim dönemlerimizde sosyal medya, internet, web siteleri bu kadar yaygın değildi. Bakanlığın önünde Doğu Kapı diye bir yer var. Orada bir camekân vardı. Sınavı kazananların listesi orada ilan ediliyordu. Ben kendim gelip de görmüş değilim ama arkadaşlarım listeler açıklandığında hemen Bakanlığa gelmişler. Oradan listede benim de ismim olduğunu görünce telefonla beni aradılar ve bana müjdelediler. Peki size hediye edilen, çocukluk da olur, gençlik dönemi de olur, anlamı olan ilk hediye neydi? Lise 2. sınıfta, şimdiki tabirle 10. sınıfta okurken bir kompozisyon yarışmasına girmiştim; liseler arası kompozisyon yarışmasına memlekette. Sonra sonuçlar açıklandı. Ben birinci oldum. O zaman ilçe kaymakamımız "Zekâ Pırıltıları" diye; hâlâ ismini de hatırlıyorum kitabın; bir de böyle kalem vermişlerdi. Çoğu defa onu okuduğumu hatırlıyorum. Yani ilk aldığım hediye de oydu. >> Gazeteci Nil Gülsüm röportajımızdan

Mustafa ÇİFTÇİ

108,040 görüntüleme • 2 ay önce

Baştan sona ben de izledim... Kemal Kılıçdaroğlu'na soru sormaya değil de Ekrem Zübükzade'nin militanlığına soyunmuş üç silahşörle tek başına dövüştüğü tarihî bir yayın oldu. He, çok mu önemli gerçekleri dile getirdi? Asla... "Bilmiyorum." diyerek geçiştirdi. "Hukukçulara sorun." diye topu taca attı. Şimdi Ekrem'in fonladığı Saraçhane medyası sayfalarında ağızlarından salyalar saçarak yazıyorlar: "Kılıçdaroğlu hainmiş, kahpeymiş, sarayın adamıymış..." "Hiçbir halt bilmezse devleti nasıl yönetirmiş..." Be işlevsiz beyinli güruh... Dün öyle demiyordunuz ama... 🤔 ☑️ Kemal'im, Kılıcım, Pirom, Dedem deyip göklere çıkartıyordunuz... 👉 Biz o zaman da tek adam dediğiniz "ADAM"ın, yani Recep Tayyip Erdoğan'ın safındaydık; bugün de öyleyiz, yarın da öyle olacağız! 👉 Siz bugün de Kılıçdaroğlu'ndan basiretsiz, kere basiretsiz eczacı kalfasının peşindesiniz. Ekrem ve CHP trollerinin söylemlerine tav olup hiç hülyalara dalmayın... 📌 Bir çeyrek asır daha iktidar yüzü görmeyeceksiniz! Allah uzun ömür bahşetsin Uzun Adam'a... Elbet emr-i hak vaki olacak; hepimiz gibi Erdoğan da Hakk'ın rahmetine kavuşacak... ✅ Göreceksiniz, onun yetiştirdiği "ADAMLAR" yine ipi göğüsleyecek. ✅ Çünkü bu halk, "İngiliz uşaklarına" ve deyim yerindeyse Kapıkule'den öteye geçmeyen vizyonsuzlara ülke teslim etmez! #CHPLideriSözcüTVde

Kumandan

28,805 görüntüleme • 1 ay önce

Buca Zindanı’ndan, İstanbul’a ve Beylikdüzü’ne bin selam olsun. Bu satırları, demir kapıların ardında, ama yüreği hâlâ sokaklarda, meydanlarda, insanların arasında atan bir evladınız olarak yazıyorum. Çünkü insan, özgürlüğünden mahrum bırakılabilir; ama vatan sevgisinden, inancından ve umudundan asla koparılamaz. Bugün 29 Ekim. Bu tarih, zincirlerini kıran bir milletin yeniden doğduğu gündür. 29 Ekim, karanlığa başkaldırının, yokluktan var olmanın, “Ben varım!” diyen bir halkın en büyük zaferidir. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, bir yaşam iradesidir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetişsin diye kurulmuştur. Cumhuriyet, hiçbir kimsenin ötekileştirilmediği, herkesin eşit yurttaş sayıldığı büyük bir vicdan sözleşmesidir. O yüzden Cumhuriyet, sadece geçmişin emaneti değil, geleceğin teminatıdır. Biliyorum… Zaman zaman adaletin geciktiği, vicdanın suskunlaştığı günlerden geçiyoruz. Ama inanıyorum: adalet, bazen sessiz yürür; fakat vardığı yer daima doğrudur. Çünkü bu topraklarda hakikatin sesi asla susturulamaz. Bugün burada, hangi siyasi görüşten olursak olalım, hangi kimliğe, inanca ya da düşünceye sahip olursak olalım; hepimizin kalbinde aynı bayrak dalgalanıyor. Bu bayrak, sadece bir renk, bir kumaş değildir. Bu bayrak, bir annenin duasıdır, bir gencin hayalidir, bir askerin son nefesidir. O yüzden diyorum ki: Cumhuriyet, bir partiye, bir kişiye, bir zümreye ait değildir. Cumhuriyet, bu milletin alın teridir, iradesidir, onurudur. Bugün bu inançla; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Anadolu’nun dört bir yanında canını ortaya koyan isimsiz kahramanları minnetle, rahmetle anıyorum. Onların bıraktığı bu emanete sahip çıkmak; özgürlükten, eşitlikten, adaletten yana durmakla mümkündür. Ben bugün, parmaklıkların ardında olsam da, Cumhuriyet’in ışığını her gün yeniden hissediyorum. Çünkü biliyorum ki; Cumhuriyet, yalnız dışarıda değil, insanın içinde yaşar. Bazen bir çocuğun “Adalet” diye bağıran sesinde, bazen bir öğretmenin köy okulundaki tebeşirinde, bazen bir kadının dimdik yürüyüşünde, bazen de bir işçinin alnındaki terde hayat bulur Cumhuriyet. O yüzden bu duvarlar, bu soğuk taşlar, bu dört duvar bana vatanımdan bir şey eksiltmez. Çünkü ben bu ülkeye, onun insanlarına, onun çocuklarına inanıyorum. Ben inanıyorum ki, bu ülke yeniden barışın, adaletin ve vicdanın diliyle buluşacak. Birbirini düşman gören değil, birbirini anlayan bir ülke olacağız. O gün geldiğinde, kimse düşüncesinden dolayı suçlanmayacak, kimse inancından dolayı ötekileştirilmeyecek, kimse susmayacak. Çünkü Cumhuriyet, insanın konuşabildiği, düşünebildiği, eleştirebildiği bir ülkedir. İşte o gün, Atatürk’ün “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” hedefi yeniden anlam kazanacak. Ve biz, o hedefe sadece teknolojiyle değil, vicdanla, adaletle, kardeşlikle ulaşacağız. Aziz milletim, Bugün, Cumhuriyetimizin 102. yılında, ben buradan, duvarların ardında bile olsa, umudu, adaleti, birliği haykırıyorum. Çünkü biliyorum ki bu ülke, nice zorluklar gördü ama asla boyun eğmedi. Bu topraklarda hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. Cumhuriyet, bedel ödeyenlerin mirasıdır. O bedelin içinde alın teri de var, gözyaşı da, ama en çok da inanç var. Ve ben, o inancı her gün yeniden büyütüyorum. Tüm siyasi görüşlerden, tüm yurttaşlara sesleniyorum: Gelin, farklılıklarımızı çatışma nedeni değil, zenginliğimizin temeli yapalım. Çünkü bizi birleştiren şey, ayrıldıklarımızdan çok daha büyüktür. Cumhuriyet; öfkenin değil, umudun adıdır. Gelin, bu umudu birlikte büyütelim. Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın özgürlük, adalet ve kardeşlik! Yaşasın Büyük Türk Milleti!

Mehmet Murat Çalık

76,191 görüntüleme • 9 ay önce