Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Bir devrin hikayesi bu bestede saklı. ✍️🇳🇬 Yazanıyla, sahada ter dökeniyle, gönül vereniyle o meşhur besteyi hep bir ağızdan söyledik. Hatırlayanlar gözü yaşlı... 🐊

225,144 Aufrufe • vor 5 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Onu yıllardır tanırım. Arada bir bahçemizde belirir, yemeğini yer, bir hafta kadar görünür, sonra o meşhur sokak sessizliğine geri dönerdi. Özgürdü, mesafeliydi, gerçek bir sokak beyefendisiydi. Ama son üç gündür bir şeyler değişti. Her gün tam saat 15:30’da kapımda belirmeye başladı. Bu kez yemek istemiyordu; incinmiş patisini bana doğru uzatıyor, sanki ‘Artık bitti, beni kurtar’ diyordu. Üç gün boyunca aynı saatte gelip o kapıda öylece bekleyince, çağrısını cevapsız bırakamadım ve kliniğe doğru yola çıktık. Veteriner masasına yattığında, o 15 yılın izleri birer birer döküldü önümüze... Patisi incinmişti evet, ama sadece o değil; kulaklarındaki kıkırdaklar erimiş, ağzında tek bir dişi bile kalmamıştı. Yüzündeki her bir yara, sokaklarda hayatta kalmaya çalışırken aldığı bir nişaneydi. Peki o ne mi yaptı? Bunca acıya, dişsiz bir ağza ve eriyen kulaklarına rağmen klinikte herkese kendini sevdirmeye çalıştı. O kadar yorulmuş ki sokaklardan, bir süre sonra veterinerin kucağında güvenle huzurlu bir uykuya daldı. Meğer bunca yıl sadece başını yaslayabileceği, ‘artık güvendesin’ diyecek bir kalp beklemiş. Şu an İstanbul’da klinikte ama zamanımız tükeniyor. Tedavisi bitince ve sokağa tekrar dönünce onu bir daha kapımda görür müyüm meçhul; çünkü öyle yaşlı ve yorgun ki, sokaklar artık onun için çok ağır... Dayı için bir mucize arıyorum. 15 yılın yükünü ve tozunu üzerinden silecek, kalan ömründe ona sadece yumuşak bir minder ve sıcak bir sevgi verecek ömürlük yuvayı bulabilir miyiz? Dayı’nın hikayesi lütfen o kucakta uyuduğu huzurla devam etsin, bu bir veda olmasın…

Badiko

126,394 Aufrufe • vor 7 Monaten

Dışarı çıkıp kızlarla tanışma olayında hep şunu öneriyorum, Yaşlı, genç, erkek, kadın, güzel, çirkin demeden herkesle konuşun. Ben bu videodaki adama baktığımda şunu görüyorum, Kendisinin karşısına o sırada çok güzel bir kız çıksa onunla gayet rahat bir şekilde konuşabilir. Çünkü sosyal ve pozitif bir adam. Lakin karşımızda "abi güzel kızlar nerede yaa, abi kız yok yaa" diye gezen bir adam olsaydı o adamın yaşayacağı şey şu olurdu, Dışarı çıkar fakat başta çok güzel kızları görünce gözü korkar ve onlarla konuşamaz. Biraz daha gezmeye devam eder ve "kız yok abi yaa" diye yakınmaya başlar. Ardından güç bela özgüvenini toplar, gidip bir kızla konuşur fakat heyecan yaptığı için o kızla da olay bir yere varmazdı. Belki de saniyesinde reddedilirdi. Bunun böyle olma sebebi şu olurdu, Böyle yaparak aslında güzel kızları farklı bir kategoriye koyardı. Onlarla normal insan gibi konuşamazdı. Gerçekten güzel kızların yaşadığı sıkıntı da tam olarak bu, erkekler onlarla normal insan gibi konuşamıyor. Hep bi onları etkilemeleri gerektiğini, bir performans ortaya koymaları gerektiğini düşünüyorlar. Sonuç olarak güzel kız şöyle hissediyor, "Ha bu da diğerleri gibi, donumun içine girmek istiyor ama hayatında kız olmadığı için eli ayağına dolaşıyor" Sonuç olarak o güzel kızın gözünde bir değerleri kalmıyor. Peki güzel kızları "farklı bir yaratık" olarak görmekten nasıl kurtulursun? Herkesle konuşarak. Tabiri caizse herkese aynı muameleyi yaparak. Bu yüzden dışarı çıktığında "güzel kız" diye gezme, insanlarla sosyalleş, güzel kız görünce onlarla da konuş. Eğer aklında "Nasıl konuşacağım?", "Ne yaparsam kız benden etkilenir?" gibi sorular varsa profilimdeki linke göz atabilirsin.

negan gündüz oyunu

28,730 Aufrufe • vor 3 Monaten

Emin Vural: Aykırılığın Sessiz Bedeli Onu ilk tanıdığımda yaşlı ve huysuz bir adamla karşılaştığımı düşündüm. O ilk izlenimin tortusu içimde hep bir utanç olarak kaldı. Çünkü zamanla anladım ki, o yaşlı sandığım adam, aslında gençlerin önünde yürüyen; huysuz sandığım kişi, aslında hakikatin huysuzluğu ile hareket eden bir yürek taşıyordu. Tanıdıkça şaşırdım, hayran oldum, sustum. Bazı insanlar anlatılarak değil, ancak yaşanarak anlaşılır. Emin Vural abi onlardan biriydi. Emin abi ise susar, bakar ve sadece gerektiğinde konuşurdu. Onun her cümlesi, kırk yılın tortusunu taşırdı. Lafı uzatmaz, çalıyı dolanmazdı. Ne söylüyorsa doğrudan söylerdi. Yüzüne bakarken sözün ağırlığını hissederdin. Adamın hasından anlardı. Gözle, duruşla, bir selamla insanı tartardı. Çıkar hesabı bilmez, ajanda tutmazdı. Ne günü kurtarmaya oynar, ne geleceğin riyakâr planlarıyla uğraşırdı. Hep “şimdi ve burada” olurdu. Hesapla, kurnazlıkla, ihtiyatlı suskunluklarla işi olmazdı. Kimi insanlar kendilerini yıpratmaktan çekinir, o ise hakikat yıpranmasın diye kendini harcamaktan çekinmezdi. Emin abi matematik öğretmeniydi. 80 darbesinde mesleğinden ihraç edildi. Ömrünün baharında, düzenin çarklarına çomak sokmanın bedelini ödedi. Kimi feda eder, kimi diyet öder ya... O, hem feda eden hem de diyet ödeyendi. Ne sisteme yaranmak istedi, ne topluma sevimli görünmek… Kalabalığın içinde hep bir yalnızlık taşıdı. Kürt mahallesinin aykırısıydı o; düzenin dışına düşmeyi seçmişti. Bu yüzden ne kadar yalnız kaldığını yalnız Allah bilir. 80’li yıllarda sadece fikriyle değil, cesaretiyle de dimdik dururdu. Apoculara karşı sadece sözle değil, gerektiğinde beline taktığı emanetiyle, gözünü kırpmadan yürürmüş. Ölümden sakınmaz, doğru bildiğinden bir adım geri durmazmış. Gözü kara, budaktan esirgemeyen, inandığı hakikate bedel ödemeye hazır biriydi. Cesareti, öfkesinden değil; inancından beslenirdi. Onun o sert duruşunun arkasında ince bir kalp vardı. Bunu en iyi bilenlerden biri de Mehmet Yavuz abiydi. Ara ara takılırdı ona: “Sakin ol ihtiyar, kalbine zarar vereceksin,” der, gülerek omzuna dokunurdu. Emin abi ise sadece bakar, sonra hafifçe tebessüm ederdi. Sait Hoca’ya “Sofi” derdi; onun gönül yönünü, derviş ruhunu böyle selamlardı. Bana ise gecenin bir yarısı telefon açar, “Türk kardeşş!” diye seslenirdi. Sonra başlar, en az bir saat konuşurdu; kızar, güler, bağırır ama sonunda muhabbete bağlardı. Herkese farklı, ama içten gelen bir yerden hitap ederdi. Hitapları bile onun duruşunun, sevgisinin ve mücadele tarzının bir yansımasıydı. Bir tek derdi vardı: Adalet. Bunu onun kadar sık, onun kadar içten söyleyen çok az insan gördüm. Adalet derdi, başka bir şey demezdi. Bazıları ona “zor adam” derdi, bazıları “anlaşılmaz”… Ama derinlemesine tanıyanlar için o, zamanın Ebu Zer’iydi. Herkesin susmaya razı olduğu yerde konuşur, herkesin konuştuğu yerde susar, ama hiçbir zaman eğilmezdi. Ebu Zer gibi yalnız yaşadı, yalnız yürüdü. Ama arkalarında bir iz, bir yara ve bir çağrı bırakırlar. Sigara içmek ona yakışırdı. Evet, özenilecek bir şey değil ama itiraf etmeli: O sigaranın dumanı bile Emin abinin duruşuna bir siluet gibi otururdu. Çünkü o içten yanıyordu zaten; sigara sadece eşlik ediyordu bu yanışa. Bugün onu anlatmak zor. Çünkü onu anlamak da zordu. Emin Vural, bir ekol değildi, bir manifesto hiç değildi. O bir hâl, bir niyet, bir ıstıraptı. Düzenin aykırısı değil, hakikatin yalnızıydı. Onu tanımış olmak, sadece bir adam tanımak değil; bir çağrıyı duymak gibiydi. Şimdi geriye dönüp bakınca, en çok neyi özlüyorum biliyor musunuz? O gece yarısı telefonlarını… “Gel,” deyişlerini… İşini gücünü bırakıp Ümraniye, Bulgurlu’daki o münzevi işyerine gitmeyi... Demli kaçak çay eşliğinde gece yarısından gece yarısına uzanan o uzun sohbetleri... O anlatırdı, ben araya bir iki kelime sıkıştırabilirsem şanslı hissederdim kendimi. O geceler hem dersti, hem terapiydi. Mekânı cennet olsun. O, adaletin sessiz bir nöbetçisiydi. Giden, bir adam değildi sadece; bir direniş biçimiydi.

Erdal ELİBÜYÜK

16,914 Aufrufe • vor 1 Jahr

Haritayı önünüze açın ve İslâm coğrafyasına şöyle bir bakın. Yılbaşı gecesi, nüfusu Müslüman olan başkentlerin meydanlarında patlayan havai fişeklere, o şatafatlı kutlamalara aldanmayın. O parıltılı görüntülerin ardında derin bir boşluk, köksüz bir savruluş yatar. Çünkü o devletlerin çoğunun gerçek bir "devlet geleneği" yoktur. Onlar, emperyalizmin yüz yıl önce kirli masalarda cetvelle çizdiği sınırlar içine hapsedilmiş, başlarına Batı'nın çıkarlarını koruyacak ailelerin veya diktatörlerin yerleştirildiği suni yapılardır. Bir yanda köksüzlük ve taklitçilik rüzgârına kapılmış bu yapılar dururken; diğer yanda yüzlerce yıldır Hilâfet sancağını şerefle taşımış, tarihin ve coğrafyanın yükünü omuzlamış kadim bir devlet duruyor: Türkiye. Geçmişiyle, "Gönül Coğrafyası" ile bağları koparılmak istenmiş, hafızası silinmeye çalışılmış olsa da; biz o yapay devletlerden biri değiliz. İbn Haldun, Mukaddime’sinde o meşhur tespiti yapar: "Mağlup milletler, galip devletleri her yönden taklit eder." Giyimde, kuşamda, bayramda, yaşam tarzında... Mağlubiyet sadece savaş meydanında olmaz; asıl yenilgi zihinde başlar. Kendi değerlerine yabancılaşan, galibine öykünen her toplum, aslında zihnen teslim bayrağını çekmiştir. Galiplerin kültürünü alma hevesindeki o "mağlup" yığınlar arasında; bu yenilgiyi asla kabul etmeyen, "tek dişi kalmış canavara" boyun eğmeyen sessiz ama vakur bir azınlık var. Biz buradayız. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın ifade ettiği gibi: "Biz devletlerden bir devlet, milletlerden bir millet değiliz. Biz Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük cihan devletinin mirasını ve tecrübesini kanında, canında, ruhunda, zihninde diri tutan bir milletin fertleriyiz." Mesele, kimsenin eğlencesine, yılbaşı kutlamasına karışmak değildir; haddimiz de değildir. Mesele bir duruştur. İbn Haldun’un bahsettiği o "herhangi bir millet" olmadığımızı, Batılı işgalcilerin kültürünü bir gömlek gibi üzerine geçiren bir kabile devleti olmadığımızı haykırma meselesidir. Bizi "onlar" gibi görmesinler, bizi "mağlup" sanmasınlar diye buradayız. Emperyalizm, eğitimle, kültürle, sanatla bu milletin hafızasını formatlamaya, geçmişiyle bağlarını kesmeye çalıştı. Ancak unuttukları bir şey vardı: Kök. Dedesi sabah namazı için abdest alıp camiye koşan insanların göğsünde, şairin dediği gibi "sürgününü geri çağıran" o asil damar yeniden canlanıyor. Bugün biz sadece kendimiz için değil, tüm mazlum milletler için konuşuyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bir sabah Topkapı Sarayı'ndan sancağı alıp, emperyalizmin paramparça ettiği o coğrafyayı yeniden birleştirecek, mazlumların başını yerden kaldıracak ruh bizdedir. Balkaş Gölü'nden Mostar Köprüsü'ne, Kırım'ın mahzun bahçelerinden Somali'nin kurak topraklarına kadar... Gözü hâlâ İstanbul'da, kulağı hâlâ Türkiye'de olanlar bizden ümit kesmesinler diye ses veriyoruz. Tepkimiz şahıslara veya kutlamalara değil; tepkimiz zihinsel köleliğedir. Biz, bir "Medeniyet Tasavvuru"na ses oluyoruz. Zihni mağlup olmayanlara, asaletini koruyanlara selâm olsun. Vesselam. Tunç

Dr.Tunç Taşbaş 🇹🇷

14,744 Aufrufe • vor 8 Monaten

Toreira Apar Topar Gitti Ali Naci Küçük: Gitti mi Toreira? Lucas olayına şöyle başlayalım bence Aydın. Çünkü bizim yayından birkaç gün sonra olmuştu olay. Lucas Toreira talihsiz bir olay yaşadı. Ama bu öyle Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti ya da tarafgir bir konu değil yaşanan olay. Yaşanan olay çok talihsiz bir olay. Yaklaşık bir senedir bu saldırıyı yapan şahıs Lucas'ı ve normal çok değer verdiği arkadaşı olan İpek Birolu yaklaşık bir senedir İşte sözlü, sosyal medyadan mesajlar vs. taciz ediyor, tehdit ediyor, hakaret ediyor. Her şeyi yapmış ve bir anlamda hukuki yollara da başvuruyor. Hem Toreira hem de İpek Birol. Uzaklaştırma veriliyor bilim kadarıyla. Uzaklaştırma iki kez veriliyor. Hem Toreri'ye aldırıyor hem İpek Birol'a aldırıyor. Ve akabinde işte padel oynuyorlar sürekli Toreira. O ne demek ki? Kız arkadaşıyla padel bir salon sporu. Çok meşhur. Nitekim de oradaki eğitmenlerden de öğrendim ben. Bir yıldır bu olay varmış yaklaşık. Bir yıldır tazisi hikayesi sürüyor. Orada da Emre Mor'da hatta Galatasaray ve Fenerbahçe'nin eski oyuncusu Emre Mor'da o gün padel oynuyorlar. Ve daha başlangıcında günün başlangıcında bir story atıyor. Hem Toreri hem de Emre Mor. Nitekim de bu şahıs orada olduklarını öğrenince. Hemen Rixos Dershane İstanbul'a gidiyor. Bir anlamda planlı bir şekilde pusu kültürüyle kurgulayarak oraya gidip saldırıyı gerçekleştiriyor. Şimdi bu olay gerçekten oyuncuyu ciddi anlamda korkutmuş durumda. Çünkü Toraria rahat bir adam. Toreira İstanbul'un tadını çıkaran, sahada mücadelesini yapıp sosyalleşen, Bağdat Caddesi'nde de yürüyen, Beşiktaş'ta da yürüyen, Nişantaşı'nda da rahat rahat özgürce yaşayan bir oyuncuydu. Birçok kişi de görmüştür belki oralarda o semtlerde. Şimdi bu yaşanan olay futbolcuyu gerçekten çok korkuttu. Travma yaşattı deyim yerindeyse ve şampiyonluk kutlamasının ertesi günü Toreira İstanbul'dan ayrıldı. Ve normalde röportaj verecekti Lucas Toreira. O kadar korkmuş ki ben kesinlikle mikrofon önüne röportaja çıkmak istemiyorum. Bu olayı konuşmak dahi istemiyorum, unutmak istiyorum deyip... Türkiye'den ayrıldı. Bu çok vahim bir durum ve ben buradan bir kez daha seslenmek istiyorum. Türk yargısına, değerli hakimlerimize, savcımıza bu sağlıksız, bu psikoloji bozuk, takıntılı psikopat adamı lütfen dışarı salmayın. Çünkü bu Türk futbolun marka değerine de çok zarar verecek bir durum. Yarın bir gün Allah korusun pusu kültürüyle gerçekleşmiş bu saldırıda başka bir şey yaşansaydı, yumruk yerine başka bir maddeyle kalkıp saldırsaydı çünkü bu Galatasaray futbolcusu olduğu için yapılmış bir olay değil. Takıntılı. Takıntılı bir adamın saldırısı bu. Tabii şöyle bir durum var maalesef Ordan . Hani çıkarsa bunu yapar ceza suça tabi ya, fiile tabi ya. Yani maalesef hani hukukun da bazen çaresiz kaldığı noktalar var. Çünkü 8 Mayıs'ta Aydın aynı şahsın direkt olarak saldırı yapacağına dair açık açık mesajı var. Çok üzücü bu. Peki devam ediyoruz. Ya bunu söylemek için erken ben 3 ay önce de söylemiştim. Özel hayatında bazı sıkıntılar var Torreira'nın. Annesi vefat etti. Bu yüzden ülkesine dönebilir demiştim. Daha sonra Lucas bana ulaştı. Bu buhranlı günleri aştım ve ben Galatasaray'da kalmak istiyorum dedi. Ama bugün gelinen noktada Lucas tekrar 3 ay öncesine dönüp ya ben ayrılacağım tamam misyonumu tamamladım der mi demez mi onu zamanla göreceğiz. Bu apar topar gidişi ve son olay sanki kafasındaki var olan soru işaretinde ortadan çıkıyor. kaldırmış gibi geldi bana ama hayatta bir göreceğiz. Tabii çünkü röportaja çıkmadı bak. Yani röportaj yapacağı iki kurum vardı. Reddetti ve gitti. Hayır dedi reddetti ve gitti. Hatta Kasımpaşa maçını beklemedi yani Lucas. Onu söyleyeyim.

Galatasarayultrataraftar

113,049 Aufrufe • vor 3 Monaten

CHP Başkanı Özgür Özel’e ulaşan bilgilere göre, Akın Gürlek’in taşınmazlarının sayısı 16’ya çıkmış. Adam demek ki en sağlam yatırım diye durup dinlenmeden gayrimenkul edinmiş. İyi de 42 yaşındaki bir adam bunların parasını nereden bulur? İşte orası meçhul… Tayyipgiller’in yönetim kadrosundakilerin alayı, bir eksiksiz hep Gürlekgiller’den. Daha önce de söyledik; bunların bir teki bile vakıf için parmağını oynatmaz. Hepsinin tapındıkları cukka, küp doldurma, dünyalık edinme. Tabiî dolayısıyla da kul hakkı yeme… Şeytan bunların önüne düşmüş. Gözleri cukkadan başka, küp doldurmadan başka, servet yığmadan başka hiçbir şey görmez olmuş. Ve biz boşuna demedik; bu Tayyipgiller kanunlara göre kurulmuş, kanunlarla çalışan normal bir sermaye partisi değildir. Bunlar tüm takım taklavatlarıyla birlikte Amerikan yapımı, Amerikan kuklası, Ortaçağcı, mafyatik bir suç örgütüdür, diye. Tayyipgiller, sokak röportajlarında da çok net bir şekilde görülmekte olduğu gibi, artık sokağa çıkamayacak hale gelmiş durumdadırlar. Dolayısıyla da ABD Emperyalist Haydudu ve onun sapık, bunak, pedofil şefi Trump’ın vermiş olduğu “icazet” de bunları iktidarda tutmaya yetmeyecek. Paldır küldür tekerlenecekler iktidardan. İşte o zaman kendilerini bir anda bağımsız ve tarafsız yargının önünde bulacaklar bunların alayı. Ve halkımız görecek bunların trilyonlarca dolarlık kamu malını nasıl iç ettiklerini, İblisin bile aklına gelmeyecek hile yöntemleriyle her birinin gözü doymaz bir şekilde vurgun, soygun, yağma yaptığını. Din, iman, Allah, kitap, cami, ezan söylemleriyle kandırılmış cahil, yoksul insanlarımız işte o zaman dizlerine ve başlarına vuracaklar ellerini ve yumruklarını; nasıl ben yıllar boyu bunlara inandım, kandım, peşlerinden gittim, oy verdim, diye. Ve inanın arkadaşlar; sonunda bunlar İblis gibi lanetlenecekler. Her biri birer kötülük simgesine dönüşecek. Şimdi de bunlar, tapu kayıtlarını sızdıran namuslu insanlarımızın peşine düşmüşler. Onları yakalama derdindeler. Biz hep dedik ya arkadaşlar; vurguncuların, soyguncuların, düzenbazların, ahlâksızların olduğu her yerde mutlaka namuslu insanlar da vardır, diye. Dolayısıyla da bunların hiçbir hırsızlığı, vurgunu, soygunu, talanı gizli kalmayacak. Hepsi kabak gibi konacak halkımızın gözü önüne. O zaman bunların her biri kaçıp gizlenecek delik arayacaklar ama bulamayacaklar. Kuvayimilliye’ye, Laik Cumhuriyet’e, anayasaya ve kanunlara bağlı savcılarımız, yargıçlarımız düşecek bunların peşine ve her biri çıkarılacak gerçek yargının karşısına. Ettikleri onca kötülüğün hesabını bir eksiksiz verecekler…

Nurullah Efe Ankut

70,217 Aufrufe • vor 5 Monaten

#İBBDAVASI'NDA 2.CELSE 65.gün "Bu rezaletin dik alasıdır." YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel (Özgür Özel) mahkeme başkanının Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkını kullanması kararı sonrası Silivri'de konuştu. "Silivri’de hep birlikte geçen celsede savunma hakkının nasıl kısıtlandığını konuşmuştuk. Ve bunun ne 1960 darbesinde, ne 12 Eylül darbesinde, ne Almanya’daki Nüremberg mahkemelerinde, ne 12 Eylül dönemindeki büyük işte DİSK’in yargılandığı süreçlerde yaşanan ki onların hepsi darbe dönemlerinin yargılamalarıydı hiçbirisinde yaşanmayan bir şey yaşandı. Ve burada Ekrem İmamoğlu’na şöyle söylendi: Hakkında 150’ye yakın işte örgüt kurucusu olmakla, örgüt lideri olmakla suçlandığı için güneşin altındaki gerçekleşen her olaydan, her iddiadan Ekrem İmamoğlu’nu da mesul tutuyorlar. Ve bu konuda, bu konular görüşülürken Ekrem İmamoğlu itiraz ettiğinde, "Savunma süreniz geldiğinde konuşacaksınız, açıklayacaksınız. Sınırsız savunma hakkınız var" demişti. Sonra tutturdu: "Ben 9 Temmuz günü bu davayı bitireceğim." Ve işte 8 Temmuz günü: "Sözü al. Sen ve avukatların 5-6 saatte ne yapacaksanız yapın." Ya 5-6 saatte ben ve avukatlarım nasıl böyle bir şeyi yapabilir? Dedi ki: "O zaman savunma hakkından feragat ediyorsun." "Öyle bir şey etmiyorum, savunma hakkımı kullanmak istiyorum." "Yok, ediyorsun." Tutanağa öyle tuttu. Paldır küldür nereye gidecekse çekti gitti. Bugüne işaret etmişlerdi. Bugüne geldik. Bugün Sayın İmamoğlu’nun avukatları yapılan yanlışı ve işin doğrusunu hukuki dille anlattı. O gün çok iddialıydı. "Hayır, bir daha savunma hakkı vermem, onu yapmam, bunu yapmam..." Biz de burada söyledik: Doğrudan bozma sebebi. Bu mahkemeyi bozdurmaya mı çalışıyor? Demek ki iddiaları dile getirip Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımızın yüzüne cevaplarını almaya cesaretleri yok. "Böyle yapacaklar herhalde" diye. Geçen zamandan sonra bugün de gördüğünüz gibi oyalaya oyalaya oyalaya en son şimdi kararını verdi. Diyor ki: "Savunma hakkını kullandıracağım ama belirsiz bir gün, benim bildiğim bir gün." Sonra avukatlar üstleyince, "Onu size önceden söyleyeceğim." Bir de söylemeseydin! Savunma yapacağı günü bilmeyecek. Belirli bir süre, "Bir ara" diyor. "Bir ara, uygun yerde, makul zamanda..." Yani yerine, zamanına, süresine hakim karar verecek. Oysaki asla kısıtlanamaz savunma hakkı. "Bu haktan yararlandıracağım" deyip bahşetti beyzade. Gerçekten burada artık böyle bir göstermelik yargılama bile yapılmıyor. Biliyorsunuz geçen sefer savunma hakkını kısıtladığı sürede NATO gündemi vardı ve Ankara’da NATO toplantısı varken, bütün televizyonlar NATO’ya kilitlenmişken burada kimseler duymadan ve kısacık bir sürede hakkında 1,5 yıldır bütün televizyonların attığı iftiralara ki birçoğu iddianameye bile girememişti ve iddianameye yazdıklarımıza ve burada konuşulan her şeye o kadar bir sürede cevap verdi. Şimdi tabii onu sürdüremez o tutumunu, savunma hakkını verecek ama yine: "Benim uygun gördüğüm gün, saatte, benim uygun gördüğüm kadar savunma yapacaksınız" diyor. Bu rezaletin daniskasıdır yani. Bu rezaletin dik alasıdır. Ayrıca şuna da değinmem lazım, belki siz onu ayrıca takip ettiniz, haberleştireceksiniz ama bu meşhur yeni büyük duruşma salonunda ilk gün bugün. Bilmiyorum görüntü alma imkanı oldu mu ama seyircilerden dürbün getirenler vardı. Çünkü mahkeme salonunda seyircilerle sanıklar arasında bilmiyorum ama bir futbol sahasından daha fazla, belki iki futbol sahasına yakın bir mesafe var ve dürbünle izleyenler var."

Fatoş Erdoğan

11,043 Aufrufe • vor 18 Tagen

Genel Kurul'da kürsüsünden susturulmak istenen Ali Sinanoğlu değil, gerçek tarihimizin sesi ve Gazze'li masum çocukların feryadıydı! 🇵🇸🇹🇷🦅 Ali Sinanoğlu: Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yine tarihi bir sözüyle hafıza-i beşeri hep birlikte tazeleyerek tarih penceresini aralayıp çok hassas bir o kadarda insani bir konuya dikkatlerinizi çekeceğim. Sn. Genel Kurul, Beşiktaş'ın varlık amacını tam manasıyla anlayabilmek için önce Gazi Mustafa Kemal'i anlamak gerek “Tarihini bilmeyen, ecdadını tanımayan geleceğini tayin edemez!” Beşiktaş Medine Muhafızı Osman Ferit Paşa'nın konağında Kafkas Kartalı Şeyh Şamil'in, meşrebiyle tohumları atılmış, Cennet mekan Sultan II. Abdülhamid Hân'ın, özel fermanı ile faaliyetlerine başlayarak Devlet-i Aliyye'nin ruhuyla Bereket Jimnastik Kulübü olarak kurulmuştur. Bu bağlamda Filistin cephesinin kumandanı, dünya çocuklarına bayram armağan eden tek lider olma özelliğine sahip en büyük Beşiktaşlı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, kulübü'ne mensub olmaktan onur duyan bir ferdi olarak haykırıyorum. Çocuklar uyurken sessiz olunur öldürülürken değil. Dünya mutlu ve huzurluyken spor bir anlam taşır. Huzurlu bir dünyada çocuklar gönül verdikleri takımların, formaları ile sokaklarda top oynarken futbol anlamlıdır. Sokaklarda üzerlerine bomba atılırken değil. Suskun dünyanın gözleri önünde çocuklar katledilirken vicdan ve ahlaki olarak insanlık testinden geçtiğimiz bu süreçte, haksızlık karşında susan dilsiz şeytandır diyerek, özgür Filistin halkının haklı ve onurlu direnişini destekliyor, hastaneleri bombalayarak vahşice mahsum çocukları, hamile kadınları yaşlı ve sivilleri katleden zihniyeti ve destekçilerini lanetliyorum. Adeta bir soy kırım yapılan katliamlarda hayatını kaybeden tüm Filistin'li şehitlere Allah'tan rahmet diliyorum. Bu Arada Ali Sinanoğlu’nun Konuşmasını Divanı başkanını uyararak devam etmesini sağlayan Sn Ahmet Nur Çebi’ye ayrıca teşekkürler.

Ali ENGİN

46,611 Aufrufe • vor 2 Jahren

Anlatacak çok şey var, direkt başlayayım. Ben de yarışı değiştirmezdim. Gazi Koşusu’nun çok ciddi bir temas olmadığı sürece sahada kazanılması gerektiğini düşünüyorum. Evet temas var lakin gücün varsa öncesinde de sonrasında da geçebilirdin. İlk önce ben eleştireyim sonrasında siz beni eleştirebilirsiniz :) Kazanan sahaya tekrar çıkmışken ıslıklamak gelen seyirciye hiç yakışmadı! Cutha çıktı sahada kazandı. %100 değişecek bir hamle de yapmadı. %49-51 ya da %51-49 diyebilirsiniz. Fikirlerimiz tartışabilir lakin kazananı alkışlarız. Sürpriz ya da favori olması, Ahmet Çelik’in sempatik ya da antipatik olması kararımızı etkilememeli. Gazi Koşusu için Cutha hakkıyla kazandı derim! Ahmet Çelik’e düzlükte ilahi bir güç yürü ya kulum dedi, açıkçası bu kadar rahat yol bulmasının başka bir açıklaması yok. Hiç şüphe yok ki en zeki jokey. Tek bir eleştirim olacak; inanılmaz bir başarı yakalayıp rüzgârı arkasına almışken yarışseverle bir bağ kurmalı. Aslında sempatik de bir insan. Mamafih antipatik bulan bir kesimin olduğu da inkâr edilemez. Mesela Cutha da başka bir jokey olsa bu kadar protesto edilmezdi. Finale gelecek olursak Şampiyon Cutha adını tarihe yazdı! 🏆 Şimdi gelelim bir diğer mevzuya. Aynı yarış 5 yıl sonra koşulmuş olsa Special Man kazanan olurdu! Vedat Abiş tecrübe eksikliği nedeniyle kaybetti fikrindeyim. Bu arada Special Man’in ben de hakkını yedim. Gerçekten özel bir adammış.. Aslında Vedat Abiş yarışı en güzel yerde takip etti. Düzlüğe kadar müthişti lakin düzlükte çok kötü kararlar verdi. Eküri Vedat Abiş ile devam edecek mi merak ediyorum. Lavender’da da hata yapmışken etmezler diye düşünülebilir. Yalnız hata yaptıktan sonra gitti kusursuz performanslar gösterip Treasure Island ve Burgas ile kazanmasını bildi. Psikoloji yönetimi müthiş. 💯 Şahsen ben devam ederdim. Handsome King için tek kaybedilen ikramiye oldu, harikaydı. ⚡️ Aslında hikayesi olan bir isim. Gazi Koşusu’na katılmak için çok ciddi yatırım yapan eküriler var. Handsome King’in sahibinin ise tek bir atı var ve o da Gazi Koşusu’na katılıyor. Her şey para değil deyince itiraz edenler için Handsome King güzel bir örnek. Belgrathan müthiş koştu, ben de varım dedi. Brain Brooster hep biten yarışa geliyor. Halâ düşüncem menfi. Vedat Abiş’ten daha çok Akın Sözen’i eleştireceğim! Yarış yavaş başlamamışken neden ısrarla öne gelmeye çalıştığına anlam veremedim. At devrini bulunca bu sefer tutmaya çalışıyor. Altındakinin araba olmadığını düzlükte anladı! Zambur Aga kötü koştu. Fazla start alması mı etkiledi yoksa Mehmet Akif Ersoy’dan sonra sıkıntısı mı oldu bunu zamanla göreceğiz. İyisiyle kötüsüyle bir Gazi Koşusu bıraktık. 100. yıl için hayâller şimdiden kurulmaya başlandı. 100. yıl için olmasa da 101. yıl için ben de hayâl kuruyorum…

Şahan Eren Atalayın

36,429 Aufrufe • vor 1 Jahr

9 yaşımdan bu yana basketbol oynuyorum, birçok zorlu maça çıktım, ağır sakatlıklar geçirdim, mental anlamda epey zorlandığım süreçler oldu fakat hiç bir zaman bu satırları yazarken zorlandığım kadar zorlanmadım. Elbette bugünün geleceğini biliyordum ama insan oyunun içindeyken kariyerini noktalayacağı günü hiç düşünmüyor. Kim bilir belki de sahadaki tutkumuzu buna borçluyuzdur. Hayatımın her anına, her köşesine yerleşen basketbol, zamanla bir oyun olmaktan da çıkıp, beni ben yapan her şeyin temellerini attı. Tüm heyecanımı kontrol altına alıp sabretmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi ve her koşulda yoluma devam etmeyi öğretti. Bu yolculuğun en güzel kısmı, bu yolu asla yalnız yürümemiş olmamdı. Çalıştığım ve bana inanan tüm antrenörlerime, omuz omuza mücadele ettiğim, beraber ter döktüğüm, birlikte sevinip, birlikte üzülen takım arkadaşlarıma, sahada sağlıklı olabilmem için her zaman yanımda olan sağlık ekiplerine, kulüplerimizin görünmeyen, en az bizim kadar emek veren o güzel insanlarına, her adımımda bana güç veren, beni ben yapan aileme ve her zaman, oynadığım her kulüpte, bana sevgisini hissettiren, desteğini hiç esirgemeyen taraftarlara çok teşekkür ederim. Hayatım boyunca iyi bir sporcu olmanın yanında, iyi bir insan olmaya çalıştım. Benden küçüklere örnek olabilmek, yollarını aydınlatabilmek için uğraştım. Eğer bir gencin bile kalbine dokunup, ona umut olabildiysem, bu yolculuk benim için kazanılmış en büyük maçtır. Şimdi belki o çok sevdiğim sahalardan oyuncu olarak ayrılıyorum. Ama mücadele ruhu, dostluklar, hatıralar ve öğrendiğim her şey hep benimle kalacak. Bundan sonra da Türk basketboluna faydalı olmak için aynı heyecan, tutku ve disiplinle çalışmalarıma devam edeceğim. İyi ki basketbol. Teşekkür ederim.

Birkan Batuk

89,500 Aufrufe • vor 1 Jahr

26′ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu'nda yaptığı konuşmasında aşağıdaki sözleri sarf etmiş. Hayretler içinde kalıyor insan. Ve fakat şaşırdım mı diye soracak olursanız, aslında o kadar da değil. Nedeni, İlker Başbuğ isminin benim hafızamda nasıl yer ettiği ile ilgilidir. Bendeki bu şaşırmama hali, onun bende kalmış izlerinin eseridir. Gelin onları anlatayım size: Bu zat, 28 Ağustos 2008'de Genel Kurmay Başkanlığı makamına oturduktan sonra, Süleymaniye’de 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesinden sorumlu olan David Petraus’u makamında kabul etmiş biri (1 Temmuz 2009). Milletçe "Çuvalcı General" lakabı ile hafızamıza kazınmış olan Petraeus, o toplantıdan "çok verimli görüşmeler yaptıklarını" belirterek ayrılmıştı. 👉 Ve yine bu zat, Genel Kurmay Başkanlığı görevi esnasında, kamuflaj üniformasını üstüne geçirip Trabzon Limanı'nda demirli olan TCG Oruç Reis Fırkateyni'nin güvertesine çıkarak 17 Aralık 2009'da tüm ülkede ses getiren o meşhur konuşmasını yaptı: "Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik harekât yürütülmektedir!" O gün bu meşhur konuşmasını, Rasim Ozangiller tayfası malum TARAF sayfalarında "Devlet adamı değil, devlet memurusun İlker Paşa..." başlıklı yazılar yazıp, kendisini ve TSK'yı hedefe koymuş, tef çalarken yapmıştı. 👉 Bu konuşmada diyordu ki İlker Paşa: "Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülmekte olan asimetrik psikolojik harekâta ilişkin bazı hususlara değinmek istiyorum. Bugün, bu konulara özellikle üzerinde olduğumuz TCG Oruç Reis Firkateyni’nde değinmemin özel bir anlamı var. Herhalde herkes, açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır. Bakınız, Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, zor bir coğrafyadır, ülkemizin etrafı sorunlarla çevrilidir. Bu coğrafyada güçlü olmayan devletler ayakta kalamaz. Millî gücün asli unsurlarından biri de askerî güçtür. Etkin ve caydırıcı niteliklere sahip bir silahlı kuvvetlere sahip olunması hayatidir ve ülkenin beka sorunuyla doğrudan ilgilidir." O konuşmanın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz 👉 Bir kısmının videosunu da buradan izleyebilirsiniz 👉 Elbette bu konuşması çok büyük patırtı kopardı. Ne suçlamalara, ne ithamlara maruz kaldı Paşa, bilenler bilir, hatırlayanlar hatırlar, yaşı yetmeyen ama aklı kesenler de tahmin eder. O günlerde “Elinizi TSK'dan çekin!” diye ültimatomlar yağdıran, kamuflajları çekip savaş gemisinden "bu ne anlama geliyor anlarsınız" diye darbe göndermeli mesajlarını "ülkenin beka sorunuyla doğrudan ilgilidir" diyerek veren bu zat, ne hikmetse o asimetrik psikolojik harekat ülkenin Kozmik Odası'na gelip kapıları zorladığında, anahtarları veriverdi. Şimdi Fenerbahçe mikrofonunda "Fenerbahçe'ye kurulan kumpasın sonuçlarını bugünlerde alıyoruz" diyor ama iyi hoş da Kozmik Oda'yı teslim etmek bize o günden bugüne nelere mal oldu, bugünlerde onun da sonuçlarını alıyor muyuz Paşa? Hızını alamamış, utanma duygusundan da yoksun belli ki "Bu kumpaslar sürecinde tek bir kurum ayakta kaldı: Fenerbahçe Spor Kulübü" buyurmuş bir de İlker Paşa Efendi! "O kadar atıp tuttun da, neden memleketin en mahrem yerine sızma yapılırken şanlı ordunun başı olarak araziye karıştın" diye sormazlar mı? Ha, ben sormam! Dedim ya şaşırmam. Türk askerinin başına çuval geçiren Amerikalı generali makamında ağırlayan birine ne soracağım?! NATO tedrisatından geçmiş olan omzu kalabalıkların halini, ahvalini bilmiyor muyuz da şaşıralım. Atatürk diye kitap yazdı bir de bu zat. Üstünüze iyilik sağlık! Hep aynı hikâye! Gazi Paşa'mız bu tiplerin yaramaz işlerini perdelemek için kullandıkları malzeme oldu her zaman. Bilmiyoruz, görmüyoruz sanıyorlar!

Kuzgun Nogay

96,756 Aufrufe • vor 2 Jahren

Emre Bol: Buyurun. Ne haber? İyi senden ne haber? Ya şimdi bir kere şöyle bir şey söyleyeyim. Galatasaray'la 5 yaş arasında zaten bir kalite farkı var. Bunun maçının ilk yarısını zaten çok net bir şekilde gördük. Yani Galatasaray kötü oynadığı dönemlerde dahi kaliteli oyuncularıyla, yıldız oyuncularıyla maçı kotarmayı biliyor. Hep ne diyoruz Sinem? Atanın tutanın iyi olacak. Evet. Bugün atanın attı mı? Attı. Tutanın tuttu mu? Tuttu. Bitti. Bu. Atanın attı. Tutanın tuttu. Ben evrenin aksine o Sümen'i Uğurcan'ı ön plana çıkartıyorum. Bence bu maçın çok net bir şekilde yıldızı Uğurcan'dır abi. Çok top çıkarttı gerçekten. Üstüne müstüne diyorlar da abi. O köşelere meşelere falan da attı. Hele Çaynı'nın bir şutu vardı abi. İki tane aslında. İlk yarıda var bir tane. Yakından yemiyor. Uzaktan yemiyor. Hiçbir yerden yemiyor adam. Valla. Bugün bana göre maçın yıldızı Uğurcan'dı. Barış Alper ilk yarıda iyi oynadı. İkinci yarıda çok düştü oyundan. Tabii ki şimdi çok kötü bir senaryo oldu Galatasaray için. Bunu niye söylüyorum? Şimdi salı günü senin Liverpool maçın var, Şampiyonlar Ligi maçın var. Sen bu derbide zaten yorulacaktın. Zaten seviyesi yüksek bir maçtı. Bir de 10 kişi kaldığın için daha çok yorulmak zorunda kaldın. Daha çok koştun, daha çok mücadele ettin. Yani inan bugün şeye... Liverpool'a gücü dermanı kalmamıştı. Torre Morere falan yerlerde sürünüyordu en son dakikalarda. Şimdi tabii gelelim. Şimdi Osimen'in benim Osimen'in maç yıldızı seçilmemem için Osimen'in sahada olması gerekiyordu. Neden bunu söyledim arkadaşlar? Çünkü benim için 56. dakika itibariyle Victor Osimen sahada olmaması gereken bir oyuncuydu. Şimdi pozisyonu arkadaşlar hatırlatayım sizlere. Bak ben Onu tutuyorum, bunu tutuyorum, şöyle yapıyorum, böyle yapıyorum diye konuşan bir adam değilim. Beni bilen biliyor. Hepiniz biliyorsunuz beni. Fakat o simen topu aldı. Aldıktan sonra Beşiktaş'ın oyuncuya faal yaptı. Hakem arkadan düdüğü çaldı. Döndü arkasına şöyle bakarken koştu. Duydu düdüğü çünkü. Düdüğü duymasına rağmen 5 yaşın kalesine Ersin'in üzerini açıp vuruşta golü attı. Şimdi normalde hakemin kararının burada ne olması gerekiyor? Burada hakemin kararının İkinci sarıyı gösterip kırmızı kartı o simene göstermesi gerekiyor. Fakat Neyli Oğlan'ın adı Ozan Ergül yemedi. Yemedi resmen. O simene atmaya gözü yemedi diyeyim yani. Çok net pozisyon çünkü. Şimdi bugün kaç tane şey çıkarttı sarı kart? 8-9 tane sarı kart çıkarttı. Evet çıkardı. Kulübeleri falan da say. 8 sarı kart 1 kırmızı kart. 10-11 tane sarı kart çıkarttı. Kart kolik kart manyağı herif. Çok kart çıktı hakikaten. Kart kolik şimdi bak güzel kardeşim oyunu komuta altına almaya çalışıyorsun. Anlıyorum ben seni. Hani hop ben burada varım ben varım diyorsun da o kartları sana böyle cart cart cart diye dağıt diye vermediler. Gerekli olan yerlerde verecektin. İlk yar esasında hakemi iyiydi. Osman'ın pozisyonunun dışında. Fakat ikinci yarı berbat bir yönetim. Hep ne dedik? Osman'ın pozisyonu da ikinci yarı. İkinci yarı mı? 56. 56 evet doğru söylüyorsun ya. İki yarı hakem iyiydi. İki yarı da fazla böyle şeye dokunmadı çok fazla. Bir Salahay'ın bir sarı kart pozisyonu vardı onu vermedi. Barış'ın pozisyonunu da çok soruldu. Diğerlerinde ben dedim ki neydi oğlanın adı Sabek oynayan Murillo. Murillo. Murillo dedim kesin bu Barış Alpen Murillo kırmızı kart gösterdirir. Sarı gösterdi de. Sarıyı gösterdi de ikincisine gücü yetmedi açıkça söylemek gerekirse. Çünkü hani çok fazla basacak gücü kalmadı. Yani demem odur ki hakem bugün 56. dakika itibariyle Selamun Aleyküm. Benim için hakem de yok hükmünde. Osimen de yok hükmünde. Şimdi Galatasaraylı kardeşler. Burada herkes doğruyu konuşuyor. Siz de Allah aşkına doğruyu bir konuşun bakalım. Şu yorumlara bir yazsanıza. Osimenin pozisyonu sarı mı değil mi? Bak duymadı demeyin. Anket yapalım. Anket yapalım. Anket yapalım. Açalım. Bu arada 10 bine yakın.

Galatasarayultrataraftar

50,515 Aufrufe • vor 6 Monaten

bölümde en verim aldığım sahne ordil sahnesi olması bana da sürpriz oldu bu konuşma tam anlamıyla son türküden izler taşıyor, sevdalık zor kelime ama henüz daha birilerine kolay olan bir konuşma. ama gelen tepkilere birazcık şaşırdım, ben de kendi yorumumu yapmak istiyorum yani en azından bana geçen şeklinde.. öncelikle adil-oruç konuşmasında adil tarafından oruçu düşürmek için kullanılan cümle görmedim yani adil ve oruç konuşması eleninin babası-abisi gibi değil de bu sevdalık ne demek bilen birisi ve yolun çok daha başında olan birisinin konuşmasıydı, onlara baktığımda furtuna koçari değil de aralarında kocaman bir yirmi yıl olan iki sevdalı gördüm. adilin cümleye bu konularda yasak olmaz diyerek başlaması bile aslında konuşmanın gidişatının üstten bir konuşma değil de aksine tecrübelerini oruça aktarmak istermişçesine bir giriş olduğunu düşünüyorum, söz söylemeye hakkım yok demesi vs. cidden adilin bütün gardını indirerek yapacağı bir konuşma olacağının da sinyallerini veriyor. gelelim oruç tarafına orucun adile eleninin onunlayken mutsuz olup olmayacağını sormasının asıl sebebinin aslında bir abi olarak gördüğü adilin ağzından onunla mutlu olacağını söylemesini istediğinden bunu umut etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum, yani bir sitem değil aslında gerçekten yanında birisinin olup ona yol göstereceğini düşündüğü ve desteklemesini istediği bi soruydu. adilse bir cevap vermedi, mutsuz olmaz mı diye tekrar bir soru yöneltti, onu düşürmeye yönelik değil sadece içinde bulunduğu durumun çok farkında olan birisinin aynı soruları kendisinin yine kendine 100 kere sorup sürekli aynı cevabı aldığını ama her seferinde cevabın farklı olmasını istediğini gördüğü birine. adil bu soruya bir cevap vermedi, mutsuz olur demedi. o orucun eleninin gönül bağı olduğunu ilk fark eden insan bile olabilir çünkü. ikisi birbirlerini yaralarından tanıyorlar. oruca onunla mutsuz olur demedi ama ailesinin onun kanını emeceğini de söyledi yani sorunun o değil onun ailesi olduğunu söyledi. en can alıcı kısım da en sonu, arkadaş kalacaklarını söylediğinde oruca kavuşmak istemeyecek misin diye sorarken o kadar yaşlı geldi ki gözüme ama bunun yaşla hiçbir alakası yok sadece yaşanmışlıklarla alakası var, adilin ilk defa gardını bu kadar indirdiğini görüyorum ya da ilk defa bana bu kadar geçen.. zaten adilin orucun sorduğu sorulardan cevapladığı tek soru da kavuşamamanın zor olup olmasınına dair verdiği cevap, adilin 20 yılda öğrendiği tek kelimelik cevap. orucun 20 yıl dayanmışsın o kadar da zor değil demek ki demesine cevap vermemesi hele ama attığı bakış o kadar yeterliydi ki o kadar şey anlattı ki çünkü dil, kelimeler pek çok şeyi açıklar ama aşk üzerine kelimeler düşmediğinde daha berraktır. oruç neden bencil olamıyor neden hala eleninin onunla mutsuz olacağını düşünüyor diye sorguluyoruz ama kendisi sorumluluk bilinci had safhada yetiştirilmiş, bencil olmayan biri, sürekli diğerlerini düşünmek zorunda kalmış, bu empoze edilmiş. hatta bu sevdalık ‘işinde’ bile önce eleniyi düşünüyor, onun iyiliğini düşünüyor ama onun istediği şeyin kendi olduğunu göremiyor, bencil olamıyor.. eleninin oruca hep onu düşündüğü ama onları düşünmediğini söylediği bir çıkışın orucun bazı şeylen idrakını varabileceği güzel bir nokta olacağını düşünüyorum

feride

46,143 Aufrufe • vor 6 Monaten

Tayyip bugün bize bir yoklama daha çekti. Bizi gece yarısı gözaltına aldırarak emri altına aldığı mahkemelerinden ev hapsi cezası çıkarttırdı. Güya bizi korkutabilecek, sindirebilecek... Buna imkân var mı yahu... Bugün Çağlayan Adliyesi önünde yaptığımız açıklamada da söylediğimiz gibi biz, 8 yıl Alfa Kurt Mustafa Kemal’in ordusunda savaşmış olan Hasan Oğlu Mustafa Efe’nin torunuyuz. Devrimci Kavgaya adım attığımız 1967'den bu yana Halkımızın mutluluğu için canımız pahasına mücadele etmişiz. Ve hep söyleyegeldiğimiz gibi; biz ölüme meydan okumuşuz! Ölümle dans etmişiz hep! Bunlar kim ki bizi korkutacak ya?.. Ama başta Tayyip olmak üzere tüm AKP'giller avanesi korkudan tir tir titresinler. Vatan satıcılık da dahil olmak üzere işledikleri binbir suçtan dolayı bu mahkemelere gelip hesaba çekilecekler. Bundan kaçışları, kurtuluşları asla olmayacak! İşte bugün Adliye önünde yaptığımız konuşmanın tamamı... --- Saygıdeğer Arkadaşlarım; Defalarca söyledik; ABD Emperyalist Haydut Devleti tarafından devşirilerek iktidara getirilen ve 24 yıldan bu yana iktidarda tutulan ve o Haydut Devletin Türkiye’yi BOP çerçevesinde parçalamakla görevlendirdiği bu Tayyipgiller iktidarını eninde sonunda ama muhakkak bu adliyelere getireceğiz, Çelik Bilezikle tanıştırıp. Onlar, işledikleri binbir suçtan dolayı hesaba çekilecekler. Bundan kaçışları yok! Bağımsız ve tarafsız yargının önüne mutlaka çıkaracağız onları! Ne yaparlarsa yapsınlar, nereye giderlerse gitsinler kaçıp kurtulamayacaklar! Böyle Ege’de, Avrupa Birliği’ne, Amerika’ya yancılık yapmak için, onlara yanlamak için Lozan’da net bir şekilde bize bırakılmış olan 22 Ada ve 2 Kayalığımızı Yunanistan’a peşkeş çekecek, vatan satacak; ondan sonra da gelip bizi yargılamaya kalkacak. Buna imkân var mı ya?.. FETÖ’yle devleti “ne istediler de vermedik” diyerek, her tarafını parsel parsel paylaştırıp yandaşlık yapacak, ondan sonra da kalkacak yargı aparatını kullanarak bizi korkutmaya, sindirmeye kalkacak. Yahu, dört AKP kurucusundan biri, Ekonomi Doçenti Abdüllatif Şener ne dedi? Bir tıkla herkes bulabilir. “Tayyip Erdoğan ve yakın aile çevresinin kamudan aşırdığı mal miktarı 300 milyar doları aşkın”, dedi. Böyle bir adam nasıl devletin tepesinde olabilir? Zaten diploması yok! “Fake” diploması! Resmi evrakta sahtecilik yapmış, nitelikli dolandırıcılık yapmış, bir sahte diplomayla “yüksekokul bitirdim” diyerek kendisini seçimlere sokup yandaşı YSK’ye Başkan seçtirmiş. Neresinden baksanız iler tutar bir tarafı yok. O yüzden bizi hiçbir şekilde korkutamaz! Biz, 8 yıl Alfa Kurt Mustafa Kemal’in ordusunda savaşmış olan Hasan Oğlu Mustafa Efe’nin torunuyuz. Bu vatanı onlar bize miras bıraktı, gözümüz gibi koruyacağız. Halkımızın mutluluğu için, canımız pahasına mücadele edeceğiz. Ve 1967’den bu yana hep söyleyegeldiğimiz gibi; biz ölüme meydan okumuşuz! Ölümle dans etmişiz hep! Bunlar kim ki bizi korkutacak ya?.. İşte yeniden bir yoklama çekti. Ne kolluğu ifademizi almaya cesaret edebildi ne de bizim hakkımızda tutuklama kararı veren savcısı, bizim karşımıza çıkma cesareti gösterebildi. Bizi tutuklaması için sorgu hakiminin karşını çıkarıyorlar. Ama ne yaptık orada biz? Avukat Yoldaşlarımızın ve genç halk çocuklarından oluşan kolluk mensuplarının gözü önünde Tayyipgiller’i bir kez daha yargıladık. Mahkûm ettik bir kez daha. Bunun sonucunda da genç Hâkim yasaya hepten uymamazlık edemedi. O yüzden bize tutuklama kararı veremedi. Ama bunların zulümlerini, zalimliklerini bildiği için KYOK yani “Kovuşturmaya Gerek Yok” kararı da veremedi. Eğer öyle bir şey verseydi belki, sanıyorum gönlünden o geçiyordu, ama kendisinin burada oturamayacağını biliyordu. Belki mesleğinden edeceklerdi. Bir orta yol bularak bize ev hapsi verdi. Ne olacak! Hepsi hoş geldi, sefa geldi! Zindanda yatmak da bizim için çerez oldu, idamla yargılanmak da bizim için çerez oldu, üzerimize kurşunların yağması da bizim için çerez oldu. Vatan aşkını söylemekten ve o uğurda savaşmaktan korkar hale gelmektense, ölmek bin defa yeğdir! Ve halkımıza sözümüzdür: Tayyip ve avanesi eninde sonunda bu mahkemelerin, bu adalet kurumlarının önüne gelecek, bağımsız ve tarafsız yargının önünde, işlemiş olduğu bugüne kadarki binbir suçun hesabını verecek. Kaçarız kurtuluruz diye hiç boş hayallere kapılmasınlar! Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Nurullah Efe Ankut

53,529 Aufrufe • vor 5 Monaten

Mirceu Lucescu'nun Hikayesi Galatasaray'ın Çöküşü Rasim Ozan Kütahyalı: Lucescu'yu tabii ben futbolculuğunda izlemedim. 45'li, benim babamdan bile büyük. Lucescu, 2000 senesinde Fatih Terim, Galatasaray'ı UEFA Kupa Şampiyonu yaptı, 4 şampiyonluk yaptı. Ama o arada da, aslında Galatasaray artık mali olarak, finansal olarak, iktisadi olarak kötü yönetiliyordu. Faruk Süren, ben de çok severim Faruk abiyi ama, Galatasaray artık dağılmıştı. Sonra ortaya çıktı. Maaşları Terim ödüyordu. Terim, Böyle bir meşhur bir büyük su araba markası da anahtarını sallıyordu çocuklara. Sonra da onlar anlamadı. Anlamayınca kulüpte daha büyük kriz çıktı. 2000 senesinde terim kalabilecekken biraz böyle sürenle terim arasındaki lüzumsuz itişmeler süren de bıkmıştı. Terim fiyonetine gitti. Hiç gitmeyebilirdi, kalabilirdi bir süre daha. Gittikten sonra Hagı Lucescu'yu getirdi. Bu dediği futbol dehasıdır. Hakikaten dediği gibi Lucescu geldi. Yine berbat maaşlar ödelemeyen bir 2001 krizi oldu. Galatasaray 2001 yazında tam çöktü. Mehmet Cansun geldi. Mehmet Cansun, Faruk Süren dayanamadı. Mehmet Cansun geldi. Unutuldu bunlar. Kulüpte para yok. Galatasaray gitti. Fransız 2. Liginden bir oyuncu. İspanya 2. Liginden bir oyuncu. Uruguay'dan bir oyuncu. Bilmem. Bu şekilde Ümit Karan'ı aldı falan. Bi kadro yaptı. Eyvah meyvah derken Lucescu dehası o sene Luchescu Galatasaray'ı şampiyon yaptı. 2003'te Galatasaray salak gibi yeniden Terim'i aldı. Terim başarısız oldu. Lucescu gitti Beşiktaş'ı şampiyon yaptı Sinan Engin. Yeniden Terim'i aldı. Terim başarısız oldu. Lucescu gitti Beşiktaş'ı şampiyon yaptı Sinan Engin'le. Sonra 2004'te işler karıştı. O Lucescu'nun başarısızlığı diye görmüyorum ben. 2004'te Beşiktaş şampiyonluğa giderken şampiyonluk elinden alındı. Beşiktaş camiası dağıldı. Serdar Bilgili o günden beri dünya Türk futbolunda yoktur. Neden olmadı da belli değil. Sonra bu adam yurt dışına gitti. Ve aldığı kupanın sayısı yok. Ve dünya futbolunda gelmiş gelmiş en büyük teknik direktörlerden biri oldu ve resmen ayakta öldü. Romanya maçında hep biz izledik daha ki sağ kenarındaydı. Kaç kupa, kaç takım her gittiği yerde başarılı oldu. Bugünkü milli takımın temelini 2017-19 arası Lucescu attı. Bütün gençlerin temelini Lucescu attı. Ve hiç unutmuyorum, Lucescu geldi. Böyle konuşuluyor 2001-2002 dönemi. Ceza bu tevazi ya. Terimde Lucescu'da, terim bağlandıydı. Ya dedi, kıyaslamaya kalkıyorsunuz dedi. Bu adamcağızınla ne yaptıkları belli, bizimle ne yaptıklarımız belli dedi. Nasıl kıyaslarsınız bu adamcağızla belli dedi. Öyle olunca bizim Yalaka Türk futbol yorumcuları, tabii siz bir yalıysanız o bir gece kondu. Çingene. Bir de böyle ırkçılıklar da yaparak. Şimdi dünya futbolunda birine Lucescu'yla terim desen gülerler. Fatih Hoca yerel, lokal başarıları olan bir adam olarak kaldı. Galatasaray'da başarılı oldu. Mil takım da 2008'e kadar başarılı oldu. Sonra mil takım da başarısız oldu. Galatasaray'da da... 2020'li yıllarda hiçbir başarısı yok maalesef Fatih Hoca'nın. Lucescu dünya futbolunda büyük bir marka. PSG'li bir futbol maçı nasıl anıldı gördün mü? Herkes ağlıyor. Barış Sencemel de yoruldu. Dünya futbolunun büyük markalarından biri. Yani Johan Cruyff öldüğünde falan Lucescu için yapılan yapıldı. Türkiye Lucescu'nun kıymetini bence yeterince bilemedi. Galatasaray 2002'de Lucescu'yu kovmasa bir seri daha elde edebilirdi. Hatalı oldu açık söyleyeyim. Ve böyle büyük bir hocayı gerçekten dünya futbolu kaybetti. Oğlu da bence yalnız kendisi gibi akıllı bir adam. Razvan da daha da başarılı olacak gibi gözüküyor. Bir kere Lucescu daha futbolculuğunda bile eski küpürler çıkıyor. Dünyanın en kültürlü futbolcusu. O zamandan bile... Farklı bir adam. Yani şimdi Luchescu, Terim o muhabbetleri hatırlıyorum. Fatih Terim ona adamcağız. Bu adamcağızla beni mi kıyaslıyorsunuz? Dediğini hatırlıyorum ki Lucescu süper kupayı aldı. Aldığı dakika bu kupa Fatih Terim'indir dedi. Benim değildir dedi. Böyle bir olgunluk. Ne Terim'de ne Şonal Güneş'te ne Mustafa Deniz'de bu olgunluk olmamıştır. Birbirlerini de sevmezler de numaradan yan yana geliyorlar arada. Onun için Lucescu'yu rahmetle hem Türk futbolu adına hem de bir futbol sever olarak minnetle anıyorum. Çok büyük adamdı. Çok büyük hocaydı. Türk teknik adamlarının da Lucescu'yu örnek alması gerektiğini düşünüyorum.

Galatasarayultrataraftar

60,532 Aufrufe • vor 4 Monaten

VEEE %100 OLDUK 🏆 ✈️ 15 GÜNDE %7 ✈️ “O UÇAK HAYALLERİNE UÇSUN DİYE SENİNLEYİZ HULUSİ✈️” diyerek dahil olduğumuz bu mücadelede; 3,5 yıldır mücadele eden HULUSİ’miz için bugün HEPBİRLİKTE BAŞARDIK. 15.10.2025 tarihinden itibaren 1 Euro 1 İnsan Gönüllüleri ve HULUSİ gönüllüleri; gönül birliği yaptık, o günden bu yana omuz omuza her alanda mücadele ettik ve kısa sürede YİNE BİR MUCİZEYE DAHA HEP BİRLİKTE ŞAHİT OLDUK💫 Hiç pes etmeyen , emek emek ilmek ilmek %100 olmak için kampanyanın son anına kadar çabalayan HULUSİ GÖNÜLLÜLERİ , her mecrada, her sahada, gece gündüz demeden son TL hesaba girene kadar ortaya omuz omuza hepbirlikte harika bir zafer koydular Herkesin emeğine , yüreğine sağlık… Bu mutluluk en çok sizlere armağan olsun🙏 Nefes bile almadan çalışan, tüm olumsuzlukları mucizeye çeviren kurşun takımımız ve gücümüze güç katan ekiplerimiz, ekip liderlerimiz , takım liderlerimiz ile birlikte bir çocuğumuza daha nefes olduk, umut olduk. Biz BİR’iz, kocaman bir aileyiz ve durmadan koşmaya devam edeceğiz🌟 BİR KURUŞU, BİR PAYLAŞIMI VE MADDİ MANEVİ DESTEĞİ OLAN HERKESE TEK TEK TEŞEKKÜR EDİYORUZ. İYİ Kİ VARSINIZ, İYİ Kİ HULUSİ’nin HAYATINA DOKUNDUNUZ ve O UÇAĞIN HAYALLERİNE UÇMASINA DESTEK OLDUNUZ. YOLUMUZ NE YAZIK Kİ ÇOK UZUN, KARANLIKTA BİR UMUT IŞIĞI BEKLEYEN DAHA ÇOK YAVRUMUZ VAR. Tüm çocuklarımıza daha hızlı ulaşabilmek için gücümüze güç katmaya devam etmeliyiz. Sizler de bu “MÜCADELEYE ORTAK OLMAK” ve bu zorlu yolda “YÜKLERİ HAFİFLETMEK” istiyorsanız haydi gelin. Koşacağımız daha çok yol, dokunacağımız daha çok HAYAT var. BİZ SİZİNLE GÜÇLÜYÜZ 💫 ÇOCUKLARIMIZ SİZİNLE UMUTLU✨ SMA HULUSİ'YE UMUT OL✈️ % 100 ✈️

1 Euro 1 İnsan

15,555 Aufrufe • vor 10 Monaten