Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Bir içerik üreticisi: “Güneydoğu’da yaşayıp problemi olan bir Kürt; İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya gidiyor. Peki neden Erbil’e gitmiyor? Orada polis, belediye başkanı, kaymakam herkes Kürt. Anadilde eğitim istiyorsanız orada veriyorlar işte.”

675,133 просмотров • 3 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Tu kurdî dizanî yan na? Bildiğim kadarıyla bu kanal PKK’cıların kanalı ve Mazlum Abdi’yi de Münih’teki güvenlik konferansı temasları neticesinde izlenimlerini almak için programa konuk etmiş. Ama gördüğüm , duyduğum kadarıyla , : konuk Kürtçe konuşuyor, buna rağmen programı Türkçe tercüme ederek yürütüyorlar; sanki ekran başındaki muhatapları Kürtçe bilmiyormuş gibi, sanki Kürtçe anlaşılmıyormuş gibi. Sizce de garib değilmi? Mesela ben Mazlum Kobani’nin her kelimesini ,her cümlesini de anlıyorum. Az evvel Allah kabul etsin bir taziyeye gittim; üstelik AK Parti’ye yakın bir aileydi. Orada herkes Kürtçe konuşuyordu, hemen hemen tek dil de Kürtçeydi, gayet doğal bir akış vardı.herşeye rağmen Yani hayatın içinde Kürtçe bu kadar canlıyken, bu ekran neden Kürtçeyi taşıyamıyor diye düşünmeden geçemeyecek ? Neden Kürtçeyi esas alıp Kürtçe bir yayın omurgası kuramıyor da “Türkçe tercüme”yi mecburi bir format gibi dayatıyor?bulundukları yerde bir yasak mı var? Yok Bir gariplik yok mu bu işte? Bu yayın kime yapılıyor acaba? Kürde mi, Türk’e mi, devlete mi, Avrupa’ya mı? Ve daha önemlisi: Kendini “Kürt davasının medyası” diye pazarlayan bu ekran, niye Kürtçe konuşan bir komutanı bile Türkçe üzerinden dolaştırıp servis ediyor? Bu, dil meselesi değil sadece; böyle bir kriz anında bu aparatlar “kamuoyu mühendisliği”yle bir milleti hem seferber etmesi hem de gerektiğinde görünmez kılması.bu artık saklanamaz bir komplo hemde en hakiki komplo bu..kim yapıyor? Ve bu ara adamlar kim? Sayın Kurtler Kürt meselesinde de yıllardır görülen şey şu: kısmi açılım + sert güvenlik + temsilin tekelleştirilmesi işte buna alet olanlar Avrupa da bu bana çok gerip geliyor. Samimiyet le soruyorum yahu derdiniz ne sizin sizlik bir şey yok ise bırakın bu işleri gidin hayatınızı yaşayın yahu niye alet ediyorsunuz kendinizi?. Kim konuşacak, hangi kelime meşru, hangi sınır aşılmaz… Bunlar Kürt haklarımızin kendisinden öncemi geliyor sizce . Netice: Kürt milletinin talebi “hak” olmaktan çıkıp “idare edilecek risk” muamelesi görüyor. Ve PKK dem Avrupa’da ki Kürt sandıklarımız da bir sadakat ile hizmet ettiriliyor.. Bu Kürtlerin de aleyhine olacak işler .. bundan eminim . Artık şu klik örgüt olmaktan çıkıp normal Kürt olun mecbur da değilsiniz tabiiki!

Fatih HATİPOGLU

21,186 просмотров • 6 месяцев назад

"TÜRKİYE'DE KÜRT SORUNU DEĞİL TERÖR ÖRGÜTÜ SORUNU VARDIR" Her Kürt PKK’li değildir Kürtçe PKK dili değildir Kürtlerin dilidir.🇹🇷 Bir Kürt olarak, o coğrafyanın bir evladı olarak DEMlenmiş PKK'ya bir önerimdir: Dağ kadro baş pezevengi Murat Karayılan, Cemil Bayık, Duran Kalkan'a Dağ kaçırdınız Kürt kızıları nasıl tecavüz taciz hamile bırakıp nasıl infaz ettiklerini anlatsınlar ey Dem Parti size sesleniyorum. Ey DEM Parti! Meclis kürsülerinden; kız çocuklarına nasıl tecavüz ettiklerini, nasıl hamile bıraktıklarını infaz ettiklerini anlatın.. Kürt halkı sizin gerçek yüzünüzü görsün. Ve sizin gerçek bir Kürt Partisi olduğunuza inansınlar. İddia edildiği gibi Türkiye'de Kürt sorunu yoktur, Irak'ta, Suriye'de vardır. Irak ve Suriye, Kürt halkını silahlandırarak, terörize ederek birbirine düşmanlaştırmıştır, bölgeyi ele geçirdiğinde bile Kürtler için hiç bir şey yapmamıştır. YIllardır orada yaşayan Kürt kardeşlerimiz kimlikleri bile yoktur. Fakat Türkiye kuruluşundan itibaren bütünün bir parçası olarak Kürt halkıyla birlikte hareket etmiştir. Türkiye'de varlığından söz edilecek tek sorun; terör örgütü sorunudur. Yıllardır süregelen terörün yaktığı ocaklar, dağıttığı aileler, kardeşliğe vurulun ölümcül darbeler terör örgütünün el ürünüdür. "KÜRT HALKI, ASIL OLARAK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KIZ ÇOCUKLARINA YAPTIĞI İSTİSMARI KONUŞMALIDIR" Kürt sorunu, Kürt Kimliği, Kürt ayrımcılığı var diyerek köpürtülen ve algı operasyonlarına malzeme edilen konuların gerçekle, günümüzle, geçmişimizle, tarihimizle hiç bir ilgisi yoktur. Kürt halkının haklarını savunuyor görünen Terör örgütlerinin Kürt halkına yaptığı zulmü hiç bir kuvvet, irade, mihrak, güç ve ülke yapmamıştır. Dağa kaçırılan, tecavüze uğrayan kız çocuklarının hayatını karartan Kurt postuna girmiş Terör örgütlerinin bizzat kendisidir. Halkı ayrımcılığa maruz kaldığı, ötekileştirildiği iddiasıyla tahrik eden, bölen, zehirleyen, öz vatanlarıyla aralarına nifak sokan örgütün kendisidir. "HER KÜRT HAİN DEĞİLDİR" PYD, kendisi gibi düşünmeyen tüm Kürtleri hain ilan etmektedir. Türkiye ise kardeşlik hukukunu asırlar boyu korumuştur. Bu hainlik yaftası terör örgütlerinin propagandası ve oyunudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Bahçeli'nin dediği gibi; Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir. Sorundan beslenenler, sorunun çözülmesine engel oldular. Terörden beslenenler, terörün bitmesini istemediler. İhanet vurgusuyla, Türk'ü Kürt'e kırdıramazsınız. Türkiye Cumhuriyeti devleti çok hançerlendi, çok sırtından vuruldu ama asla kardeşlik hukukundan vazgeçmedi. "KÜRDİSTAN DİYE BİR YER YOKTUR" Asri yaşadığımız coğrafyada, Türkiye toprağına Kürdistan deyip namussuzca ekranlara çıkıp söylüyorsunuz. O toprak; Türkiye Cumhuriyetinin toprağıdır. Kürdistan diye bir yer yoktur. DEMlenmiş hayallerinizden vazgeçin. Öğrenci PKK sempatizanlığı’mı Yapıyor.? Okuldan Atacaksın, Vatandaşlıktan Atacaksın, Avukat PKK Sözcülüğü’mü Yapar.? Diplomasını iptal Edeceksin Vatandaşlıktan Çıkaracaksın. Doktor PKK’ye Hizmet mi Ediyor.? Hiçbir Devlet Hastanesinde Çalıştırmayacaksın Çalıştıran Özel Hastane Olursa Ruhsatını iptal Edeceksin. Vatandaşlıktan Çıkartılacaksın Vatandaş PKK.ya yardım ve yataklık mı Yapıyor Direk Yeşil Kartını iptal Edeceksin Ne Kadar Sosyal Yardım Alıyorsa iptal Edeceksin Vatandaşlıktan Çıkaracaksın. Milletvekili, Belediye Başkanı, PKK’yı mı Direk Görevinden Alacaksın Vatandaşlıktan Çıkartacaksın Yap Bunları Bir Seneye Kalmaz PKK’nın adı Bile Doymazsın. Devletimizin yanındayız polis askerimizin yanındayız. Var olsun Türk Ordusu. Vatan haini terör örgütü PKK YPG PYD karşısındayız karşısında olmaya da devam edeceğiz Kürt Türk milleti birdirbir kalacaktır. Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. Bayrağımızı indirtmesin. Vatanımızı böldürtmesin. Kardeşliğimizi bozmasın. ALLAH hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Allah art niyetlileri ıslah etsin @ Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Cevdet Yılmaz Ali Yerlikaya ABDURRAHİM AVCIOĞLU🇹🇷

Abdurrahim Avcıoğlu

19,518 просмотров • 1 год назад

Erdoğan hatasını anlamışsa Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmaz ve Bahçeli’yi de İmralı’ya Öcalan’ın yanına mecburi ikamete gönderir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan (Recep Tayyip Erdoğan) tam bir yıldan fazladır Bahçeli-Öcalan ikilisinin fitneleri ve safsataları arkasında koştu ama bugün hatasını anlayıp geri adım attı. Erdoğan bu ikiliye kanıp Suriye’de Kürt bölgesi olan Cezire’yi ve Irak’ta da Kürt bölgesi olan Musul-Kerkük’ü alma hülyasına kapıldı. Erdoğan şimdi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın (أحمد الشرع) da Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı aşırı müdahalelerden rahatsız olduğunu anlamış olmalı. Bundan sonra Erdoğan’a düşen görev hiçbir “ama” ve “fakat” cümleleri kurmadan Ahmed Şara ile Mazlum Abdi arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasını desteklediğini açıkça Ahmed Şara ve Başkan Mesud Barzani’ye (Masoud Barzani) telefon açarak bildirmektir. ABD Başkanı Trump’ın adamı Tom Barrack onu yaptı. Erdoğan aynen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara gibi bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesini imzalayarak Kürtlerin millet olarak varlığını, Kürtçenin ulusal bir dil olduğunu, Kürtçenin eğitim-öğretim dili olduğunu, Ankara’nın doğusundaki Kürt vilayetlerinde valilerin de belediye başkanları gibi seçimle işbaşına geleceklerini, oradaki polis gibi kulluk kuvvetlerinin Kürt olacaklarını kararlaştırsın. Ahmed Şara bunu Suriye’deki 4-5 milyon olan Kürtler için kabul etti. Erdoğan da aynı hakları Türkiye’deki 40 milyon Kürtler için kabul etsin de Türkiye’nin Suriye’den daha adil ve daha çok Kürtlerin devleti olduğunu görelim.

Arif Zêrevan

28,710 просмотров • 6 месяцев назад

BU COĞRAFYADA SINIRLAR BİR HARİTA ÇİZGİSİNDEN İBARET DEĞİLDİR! HALEP, ORADA YAŞANANALAR BİR DIŞ POLITIKA HABERİ DEGIL, YURTTAŞLARIMIZIN ORTAK DUYGULARININ KIRILMASIDIR! HALEP'TEKI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARA SESSİZ KALAMAZSINIZ, ONAY VEREMEZSİNİZ! Haber bültenlerine baktığımızda “Üç Kürt mahallesi boşaltıldı, evler tahliye edildi, yollar kapatıldı” deniyor. Bu gerçekten bir dış politika haberi midir? Bu coğrafyada sınırlarımızı yalnızca bir çizgiden mi ibaret sanıyoruz? Sınırın öte tarafında yaşananlar, yaşayanlar; bizim ortak duygularımızın, ortak tarihimizin, ortak kimliğimizin bir parçası değil mi? Halep’te yaşanan tam olarak budur işte. Halep’te bir yer boşaltıldığında, sadece orası boşalmıyor; insanların içi boşalıyor. Cihanbeyli’de, Kulu’da, Konya’da iç eksiliyor. Çiğli’de, Karabağlar’da aynı duygu yaşanıyor. Sultanbeyli’de, Bağcılar’da, Esenyurt’ta aynı duygu yaşanıyor. Mesele bir ortak duygu meselesidir. Siz bunu anlayamadınız. Bu, sınır ötesinde yaşanan sıradan bir dış politika meselesi değildir. Böyle bakmayalım. Suriye’de Kürtlere, Türklere, Araplara, Türkmenlere, Süryanilere, Ezidîlere, Dürzilere, yani Suriye halklarının tümüne karşı yaşanan her şey, buradaki yurttaşlarımızın ortak duygusudur. Bu Parlamento, 2011’den itibaren Suriye’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerine bakarken neye bakıyordu? Suriye İnsan Hakları Gözlemevi raporlarına bakıyordu. Kaç kez bu kürsüden o raporları referans gösterdik. Peki şimdi neden bakmıyorsunuz? Bir bakalım o raporlara. Halep’te hangi insanlığa karşı suçların işlendiğini hep birlikte görelim. Suriye’de yaşanan her şey, Türkiye’de siyasi görüşü ne olursa olsun; Kürt yurttaşların kalbini kırıyor, vicdanlı bütün yurttaşların kalbini kırıyor ama bu duyguyu maalesef ortaklaştıramıyorsunuz. Dün Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsünün söyledikleri tüyler ürperticidir ve aynı zamanda bir gerçeğin itirafıdır. Kobane sürecinde bu duyguyu yaşayamadınız. “Kobane düştü, düşecek” denildiği zaman bu duyguyu yaşayamadınız. Dün Sayın Ömer Çelik ne dedi? “Doğu’da AK Parti’nin anti-Kürt bir politika izlediği izlenimi yayılmaya çalışılıyor; halbuki öyle değil” dedi ve örnek verdi. “Kobane düştü düşecek denildiğinde, bırakın Obama, Cumhurbaşkanımızı aradı. Bu telefon görüşmesinden sonra sınır kapılarını açtık, insani yardıma izin verdik” dedi. Bakın, tam da mesele budur. Obama aradığı zaman sınır kapıları açıldı. Peki Kobane’de insanlığa karşı suçlar işlenirken, neden o kapılar daha önce açılmadı? Oradaki yurttaşlarımızı, onların kardeşlerini, Kürtleri eşit ve gerçek kardeş olarak görmüyorsunuz. Üvey kardeş gibi görüyorsunuz. İşte bu yüzden o kapılar zamanında açılmadı, işte bu yüzden bugün de bu politikalara destek veriyorsunuz.

Sezgin Tanrıkulu

48,974 просмотров • 7 месяцев назад

❗İzledim, okudum, biraz da bekledim.. İlk kez YENİ Parti hakkında açıkça yazmaya ve eleştirilerimi dile getirmeye karar verdim.. Önce Kuva-yi Milliye diyeceksiniz, Atatürk diyeceksiniz, milliyetçileri ve Atatürkçüleri yeni bir başlangıca davet edeceksiniz ve ardından 41 sayfalık parti programınıza Kürt sorunu, ana dil haktır, eşit yurttaşlık, yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliği ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın tam uygulanması ifadelerini yerleştireceksiniz.. Sonra Space odalarında Yerel yönetimlerin özerkliği nedir, bunu anlatalım diye kavramın teorik ve idari tanımını uzun uzun aktaracak, Türkiye'nin içinde bulunduğu toplumsal ve siyasi şartları yok sayacaksınız.. Türkçe yazılmış parti programını tekrar Türkçeye çevirir gibi, özerkliğin yalnızca belediyelerin kendi görev alanlarında daha rahat karar vermesinden ibaret olduğunu anlatıp insanların aklıyla dalga geçmeyin.. Metin ortada, kavramlar ortada, Türkiye'de bu kavramların yıllardır hangi siyasi taleplerle birlikte kullanıldığı da ortada.. Sorun bizim kavramın teorik tanımını bilmememiz değil,sizin teorik tanımı öne çıkarıp kavramın Türkiye’deki siyasi kullanımını ve doğurabileceği sonuçları görünmez kılmaya çalışmanızdır.. Elbette idari özerklik ile bağımsızlık aynı şey değildir.. Zaten itirazımız da özerklik eşittir bağımsızlık gibi basit bir denklem değildir.. Mesele, bu kavramın hangi ülkede, hangi tarihsel tecrübe içerisinde, kimler tarafından ve hangi siyasi taleplerle birlikte kullanıldığıdır.. Türkiye, yerel yönetim tartışmasını boş bir zeminde yapmıyor.. Etnik ve bölgesel siyaset yürüten partiler, belediyeler üzerinden yaşanan ağır tartışmalar, terör ve ayrılıkçılık tecrübesi ortadayken belediye özerkliğini yalnızca tarafsız bir idare hukuku meselesiymiş gibi anlatamazsınız.. Ülkede bunların hiçbiri yokmuş, kavramın üzerine hiçbir siyasi anlam yüklenmemiş gibi davranıp özerklik üniter devlete aykırı değildir demek, gerçek soruya cevap vermek değildir.. Çünkü tartışılan şey, bir hukuk kitabında özerkliğin nasıl tanımlandığı değil, Türkiye'nin somut şartlarında idari ve mali özerkliğin hangi yetkileri, hangi kurumlara ve nasıl bir siyasi ortam içerisinde devredeceğidir.. Türkiye'de vatandaşların hukuk, ekonomi, eğitim ve kamu hizmetleri alanında yaşadığı gerçek sorunları çözmek başka şeydir, milyonlarca Kürt kökenli yurttaşı tek ve homojen bir siyasi toplulukmuş gibi Kürt sorunu başlığı altında yeniden tanımlamak başka şeydir.. Kürt vatandaşların tamamının ortak bir etnik statü, özerklik veya farklı vatandaşlık tanımı talebi de yok.. Türkiye'de milyonlarca Kürt kökenli yurttaş kendisini Türk milletinin eşit bir parçası olarak görerek, hayatını ayrı bir etnik siyasi statü talebi üzerinden de kurmamaktadır.. Buna rağmen siyasal dilde Kürt sorunu, Kürt oyları ve eşit yurttaşlık ifadeleri öylesine yerleştirildi ki, belli siyasi çevrelerin talepleri bütün Kürtlerin ortak iradesiymiş gibi sunulmaya başlandı.. Kürt vatandaşları tek bir siyasi kimliğe mahkûm eden ve onları Türk milleti tanımının dışına iten de tam olarak bu dildir..! Bireylerin kültürünü ve dilini yaşatma hakkını savunmak başka şeydir, ana dil, eşit yurttaşlık, Kürt sorunu ve yerel özerklik kavramlarını aynı siyasi paket içerisinde sunmak başka şeydir.. Üstelik mesele yalnızca bunlarla da sınırlı değil.. Anayasa'nın 66. maddesi, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" diyerek vatandaşlık tanımını açıkça ortaya koyarken, parti programında bunun yerine "Cumhuriyetimize yurttaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşittir. Türk milleti bu anlayışla tanımlanır" denilmiş.. Madem aynı şeyi söylüyorsunuz, Anayasa'daki açık tanımı neden olduğu gibi kullanmıyorsunuz? Türktür demek yerine neden yalnızca eşittir deyip Türk milletini ayrıca ve muğlak bir biçimde yeniden tanımlama ihtiyacı duyuyorsunuz? Bu kelime tercihi, programdaki eşit yurttaşlık, Kürt sorunu, ana dil ve yerel özerklik başlıklarıyla birlikte okunduğunda elbette sorgulanacaktır..! +

Damla Erarslan

125,607 просмотров • 21 дней назад

TAKSİCİ: "BELEDİYE BAŞKANI BUNGALOVA GELENDEN EKSTRA PARA ALIN DEDİ" Geçtiğimiz haftalarda gazeteci bir arkadaşımla birlikte bir araç tamiri için Sakarya, Serdivan'a gittik. Tamiratın 2 gün süreceğini öğrenince Sapanca'da bir bungalov tesisi bulduk ve orada kalmaya karar verdik. Tesis yukarıda bir yerdeydi. Gündüz aşağı inmekiçin taksi çağırdık. Taksici telefonda pazarlık yaptı. Kaça gelir, kaça gider. Taksimetre açmıyor musunuz diye sorduğumuzda, yok taksimetre fiyatları düşük olduğu için anlaşmalı geliyoruz dedi. Peki dedik. Tepeden merkeze inmek için 5 buçuk kilometre için 800 TL ödeme yaptık. Akşam geri dönmek için bir taksi durağına geldik. Kimse yoktu, camdaki numarayı aradık. Taksiciye gideceğimiz tesisi söyledik. "Bir geleyim de, ona göre konuşalım" cevabı aldık. Mecburen bekledik. Taksici geldi ve taksimetre açamayacağını, 1000 TL'ye götürebileceğini söyledi. Gideceğimiz yer sadece 5 buçuk kilometre. Sabahleyin de 800 vermiştik. Bu talebini kayda alma girişimi gösterdiğimde saldırmaya kalktı. Neyse dedik, olayı büyütmeyelim. Lanet ederek devam ettik. Yaklaşık 1 saat aradıktan sonra başka bir taksi bulduk ve bindik. Tabi ki istediği ücreti kabul etmek şartı ile. İleyeceğiniz bu video ses kaydını bindiğimiz takside aldım. Taksici kısaca şunu diyor. Kardeşim taksi fiyatları ucuz. Zam da yapılmıyor, biz de kafamıza göre ortalama fiyatlar söylüyoruz. Taksimetre filan da açmıyoruz. Daha da vahim olan ise taksicinin aktardığı, büyükşehir belediye başkanının adeta "halkı soyun" tavsiyesi. (Videoda 3:55) "Büyükşehir belediye başkanı bizim durağa geldi. Bungalova gelenlerden ekstra para alın dedi." Bir belediye başkanı bu vergisiz düzeni nasıl tavsiye edebilir? Şimdi sormak istiyorum: Bu taksicilerden, bu düzensizlikten bu insanların, bu milletin çektiği nedir? Neden kör ve sağır bir sistem işliyor? Koskoca Sakarya'da, Sapanca'da adamlar alenen kafalarına göre sistem kurmuşlar, hiç mi denetleme olmaz? Bu başıboşluğun muhatabı kamu kurumları ve yetkili merciler neden işlevsiz? Videoyu buraya bırakıyorum. Bir ilgilenen ve Sakarya gibi bir turizm bölgesinde şu durumu dikkate alan bir yetkili umarım çıkar.

A. Cüneyt POLAT 🇹🇷

68,255 просмотров • 2 месяцев назад

CHP Genel başkanı Özgür Özer diyor ki herkes safını belli etsin safımız belli. Ya siz safnız belli edin ya Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda gidin ya Mustafa Atatürk’ün askeri olun adam gibi. Ya da ikide bir Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına saklamayın ya da Kürtleri arkasına saklamayın. Safımız belli bizim safmız Türkiye Cumhuriyeti’nin devletidir askeri ve polisidir Türkiye Cumhuriyeti’nin başkomutan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır hatırlatayım size Sayın Özgür Özer Özgür Özel CHP Genel başkanı bu millet seni affetmeyecektir gün gelir sen de ve İstanbul il başkanı Özgür Çelik ikinizde  yargılanacaksın  Yaptığınız çağrı milleti ve polisi karşı karşıya getirdiniz  Halkı sokağa çağıran ve polislerimizin yaralanmasına sebep olan, vatandaşın huzurunu bozan, Özgür Özel ve Özgür Çelik bu iki şahıs hakkında işlem yapılacak mı. Adalet Bakanı Sn Yılmaz Tunç sayın bakanım bakanım Özgür Özel ve Özgür Çelik görevinde İvedikle uzaklaştırması gerekiyor. CHP derhal kayyum atılmalıdır.! bu iki Galyancılara suç duyurusunda bulunacağız. Özgür Özel asla sizi affetmeyeceğiz yaptığınız açıklamalar polislerimize baltayla saldırmak teşebbüs etmekten polislerimize kezzap üzerlerine atmaktan Türkiye Cumhuriyeti ikinizi de affetmeyecektir. Mersin CHP milletvekili Ali Mahir Başaran sen de bu iki kişi gibi suç ortağısınız. maksadınıza başaramayacaksınız Türkiye’nin huzurunu bozmaya asla izin vermeyeceğiz CHP ve Ekrem İmamoğlu’na Açık Çağrımızdır: Kürt Halkı Kimsenin Peçetesi, Oy Deposu Değildir! CHP ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında açılan soruşturma ve ardından gelen tutuklama kararının ardından, her zamanki siyasi manevrasına başvurarak Kürt halkını sokağa çağırmaktadır. Bu artık klasikleşmiş bir CHP taktiğidir: Sıkışınca ya Atatürk’ü kullan, ya da Kürtlerin arkasına sığın. Ancak bilesiniz ki Kürt halkı artık bu senaryolara kanmıyor. Ekrem İmamoğlu, kimlerle tatile gittiysen, paraları kimlerle akladıysan, fantezilerini kimlerle yaşadıysan, seni de onlar savunsun. Kürt halkı; kendini temsil etmeyen, değerlerine yabancı, halkla bağı olmayan bir zihniyetin peşine takılmaz. Her zaman olduğu gibi CHP, Kürtleri yalnızca seçimden seçime hatırlıyor. Kürtlerin acılarını da sevinçlerini de yalnızca siyasi kazanç için kullanıyor. Ama bu oyun bitti! Cumhurbaşkanımıza hakaret edip, devletin polisine küfredip, sonra dönüp “Kürtler neden sahip çıkmadı?” diye sormak ne cürettir? Kürt halkı artık bu ucuz siyasetin, samimiyetsiz çağrıların parçası olmayacak kadar bilinçlidir. Bu milletin evlatları artık kimin dürüst, kimin sahte olduğunu çok iyi bilmektedir. Kürt kimliği bugün Türkiye Cumhuriyeti içerisinde onurlu bir şekilde temsil edilmektedir. Kürt kökenli bakanlarımız, milletvekillerimiz, valilerimiz vardır. Eğer bugün bir Kürt, televizyonda anadilinde konuşabiliyor, görev aldığı devleti gururla temsil edebiliyorsa, bu kazanım Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın kapsayıcı iradesiyle sağlanmıştır. Kürtlerin tek umudu da, gerçek dostu da, Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Sayın Devlet Bahçeli’dir. Bu ülkenin birliğini, dirliğini ve geleceğini tehdit eden hiçbir yapıya, hiçbir çarpık zihniyete müsamaha gösterilmeyecektir. Bugün sokak çağrısı yapanlara açıkça söylüyoruz: Kürtler artık sizin oyuncağınız değil! Oy deposu değiliz! Sizi de, sizin gibi düşünenleri de çok iyi tanıyoruz. Siz kendi yandaşlarınızı, çıkar ortaklarınızı sokağa çağırın. Kürt halkı bu tezgâha gelmeyecek. Ali Yerlikaya Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Yılmaz TUNÇ Hakan Fidan TBMM Numan Kurtulmuş A Haber Bengü Türk Selami YILDIZ Mahmut Demirtaş Dr. İdris AKBIYIK Davut GÜL Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Davut Gürkan Türk Polis Teşkilatı T.C. Jandarma Gn. K Tuncay Akkoyun Birol Ekici Özgür Özel Özgür Çelik Ali Mahir Başarır Muharrem İNCE CHP 🇹🇷 CHP Isparta İl Başkanlığı Baş koymuşum Türkiyem, ölürüm Türkiyem. Kürt-Türk milleti birdir, bir kalacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene! Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

17,541 просмотров • 1 год назад

Temmuz ayında meseleyi böyle ele almıştım. Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. +

İbrahim Halil Baran / yeni hesap

12,092 просмотров • 10 месяцев назад

🔴Cihat Yaycı : Türklük bir milli kimliktir. Irkla, etnik köken ile, din ile, vs ile alakalı değil, vatandaşlıkla alakalıdır. 📌 Bakın, Türk kelimesi bizim Anayasamızın 66. maddesinde şöyle ifade edilir: "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." Bu kadar basit. Yani, Türk kelimesi bir ırkı değil, bir ulusu, bir millet kimliğini ifade eder. Bu milletin adı da Türk milletidir. 📌TC kimlik kartın var mı? O zaman Türksün. Dün Malatya'da bazı yabancı öğrencilerle karşılaştım. Türkçe biliyorlar, bazıları da burada evlenmiş. İçlerinde siyahi olanlar da vardı. Sordum, "Sen nesin?" dedim. "Ben Türküm." dedi. Siyahi bir vatandaş, "Ben Türküm." diyor. Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş. İşte bu bilinç çok önemli. Dünyanın her yerinde de böyledir. 📌Ancak burada bir tercüme hatası var. Mesela "Türkiyeli" kelimesi doğru bir ifade değildir. Amerikalı denmez, çünkü Amerika'da "Amerikan" vardır. "Amerikalı" diye bir kavram yoktur. Aynı şekilde, "Yunanlı" da yanlıştır. Kendilerine "Yunanlı" demezler, "Yunan" derler. Çinliler de kendilerine "Çinliyim" demez, "Çinliyim" yerine "Çinim" der. Aynı şekilde, Hintliler de "Hintli" demez, "Hindu’yum" der. Bu, Türkçeye yapılan yanlış çevirilerin bir sonucudur. 📌Peki, bu millet bilinci bizde hep vardı da son dönemde mi bozuldu? Eskiden millet bilinci bizde kesinlikle vardı. Şimdi soruyorum: Türkiye’de bir savaş var mı? Kim kiminle savaşıyor? Eğer barıştan bahsediyorsanız, o zaman ortada bir savaş mı var? Türkler ve Kürtler arasında bir savaş var mı? Hayır, yok! O halde "barış" söylemi ne anlama geliyor? "Türk-Kürt halkları" diyerek bu millet parçalanmak mı isteniyor? 📌Daha da önemlisi, bir Kürt kökenli Türk vatandaşının yapamadığı ama bir Türk kökenli vatandaşın yapabildiği ne var? Araba mı alamaz? Seyahat mi edemez? İstanbul’a gelemez mi? Ev satın alamaz mı? Üniversite sınavına girip istediği bölüme yerleşemez mi? Asker olamaz mı? Amiral olamaz mı? Ben Elazığlıyım, babam da mülki idareciydi. Siz doğulusunuz, olamazsınız diye, böyle bir ayrım var mıydı? Hayır! Peki, o zaman bu "ayrımcılık" söylemi nereden çıkıyor? 📌Başka bir konu daha var. Deniliyor ki, "Daha eşitlikçi, daha adil, daha özgürlükçü bir anayasa istiyoruz." Peki, nasıl bir madde ekleyelim? "Din, dil, ırk ayrımı olmadan herkes kanun önünde eşit olsun. Hiç kimse arasında ayrım yapılmasın." desek nasıl olur? Bu en uygun şekil değil mi? Ama zaten Anayasa’nın 10. maddesi bunu söylüyor! Eşitlik ilkesi Anayasa’da var. Anayasa zaten buna garanti veriyor. O halde, mevcut anayasada eksik olan ne? 📌Buradan soruyorum: şimd bu konjonktürde bir savcı çıksa ve "Terörist başına nasıl ‘Sayın’ dersiniz? Diyarbakır’a nasıl ‘Amed’ dersiniz? Bir meydana nasıl ‘Şeyh Said Meydanı’ dersiniz?" diye soruşturma açsa, acaba başına ne gelir? Bunu yapan bir savcıya ne derler? Herhalde, "Süreci baltalıyorsun!" derler. Hangi süreç kardeşim? Ne süreci? 📌 Yani bir savcı çıkıp da "Şeyh Said yazamazsın, Diyarbakır’a Amed diyemezsin!" diye işlem başlatsa, ilk önce o savcıya işlem yaparlar. İşte geldiğimiz nokta budur! 📌Şimdi ben konuşuyorum ya, bana da "süreci baltalıyorsun?" diyecekler. Ne süreciymiş bu?

TÜRK DEGS / TURK MAGS

11,617 просмотров • 1 год назад

- Napoli başkanı De Laurentiis ve TFF başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu arasındaki gerginlik 🗣️ Kağan Dursun: "3,5 m euro'luk bir kriz. De Laurentiis ve İbrahim Hacıosmanoğlu arasında ve FIFA'nın da dahil olduğu bir gerginlik bu. Peki nasıl başlıyor bu olay? Bu Napoli tarafında bir proje geliştiriliyor, futbolcularla taraftarların bir araya geldiği vesaire bir proje geliştiriliyor ve bu proje FIFA'ya sunuluyor Dünya Kupası'ndan önce. FIFA bunu beğeniyor, Dünya Kupası'nda şu anda uyguluyor ve bu projeyi sunduğu için Napoli'ye 68 milyon euro civarında bir ödenek çıkıyor. Ve bu projeyi yapan bir Türk. Bu projeyi yapan Türk'ün lisans çıkış noktası burası olduğu için FIFA tarafı TFF'ye de 3,5 milyon euro'luk bir ödenek çıkıyor. Ama bu ödeneği sadece işte FIFA organizasyonlarında vesaire kullanması için çıkıyorlar. Türkiye'ye de bir pay veriyorlar bu proje karşılığında. Ancak sonrasında şunlar yaşanıyor. Napoli Başkanı De Laurentiis Dünya Kupası için Amerika'ya gittiğinde Türkiye kampını da bir ziyaret edeyim diyor.Hem Türkiye'de özellikle Galatasaray'la ikili ilişkileri iyi hem gideyim diyor bir ziyaret edeyim kampı, bu projeyle alakalı konuşayım. Hadi biz payımızı aldık onlara da bir para yatacaktı vesaire. Gidiyor De Laurentiis. Arizona'da İbrahim Hacıosmanoğlu ve yönetimi De Laurentiis'i kampa almıyor. Biraz ters de karşılıyorlar. Sonra da diyorlar ki bize para mara yatmadı. De Laurentiis'i kampa almadan orada gönderiyorlar. De Laurentiis bu tavrını anlayamıyor. Sonrasında FIFA tarafıyla görüşüyor. FIFA tarafı da diyor ki sizin paranızı yatarken onların parası da yattı. Yani haberlerinin olmama ihtimali yok. Sonra De Laurentiis de tabii bu olayın üzerini kaşıyor, olayın üstüne düşüyor. FIFA ile görüşüyor vesaire derken. FIFA da gidiyor Türkiye tarafıyla görüşüyor. "Biz size bu parayı yatırdık, siz şimdi ne yaptınız bu parayı? Neye kullanacaksınız? Ne yapacaksınız?" diyorlar. TFF tarafı da diyor ki biz bu parayı Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte bir organizasyon yapacağız, orada kullanacağız. FIFA tarafı da diyor ki "ben sana bu parayı bunun için vermedim, ben sana bu parayı verdim ki FIFA organizasyonlarında kullan. Bu parayı benim söylediğim şeklin dışında kullanman imkansız. Hele ki siyasi organizasyonlar için falan kesinlikle kullanamazsın. Benim paramı o zaman geri yatıracaksın" diyor FIFA Türkiye Futbol Federasyonu'na. Bir süre tanıyor ve bu süre içerisinde üç buçuk milyon euronun geri yatırılmama halinde Türkiye Futbol Federasyonu'nun yaptırıma uğraması FIFA tarafından ve bu paranın faize binerek daha sonrasında geri alınma durumu var. Bu olayın üstüne TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Napoli Başkanı De Laurentiis'in ofisine bir çiçek gönderiyor ve çiçekte notta imalı bir mesaj yazıyor. Ve bu mesaj sonrasında özellikle iki taraf arasında inanılmaz gergin bir ortam var şu anda, Hacıosmanoğlu ve De Laurentiis arasında. De Laurentiis İstanbul'a gelecek demiştim Temmuz sonunda, İstanbul'a geldiğinde bu konuyla alakalı kesinlikle görüşmeler yapmak istiyor. Bu konuya kafayı takmış durumda. Özellikle de o gelen çiçekten sonra ve TFF yetkililerinin ve Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu'nun kendisine Arizona'da kamp esnasında gösterdiği tavırlar ve bu çiçek meselesi yüzünden." (Kağan Dursun YouTube)

Winner Galatasaray

184,054 просмотров • 1 месяц назад

IŞİD’in Suriye’de ve Türkiye’de yaptıklarını bir kez daha hatırlayalım. Yaşadıklarımızın, travmaların ne anlama geldiğini ancak o zaman anlayabiliriz. Neden özellikle bunları Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna söylüyorum? Kobane Kürtler için de, Türkiye için de çok büyük bir travmadır. Ve bu travmayı hâlâ anlayamamış bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla karşı karşıyayız. Kobane sınırına kadar, Türkiye sınırına kadar gelmiş caniler vardı. Üç yüz bin Kürt göç etmek zorunda kaldı, binlercesi büyük bir tehdit altındaydı. Buna rağmen Türkiye'de sınırları kapatan, oraya yardımların ulaşmasını engelleyen bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı vardı. Orada insanlar katliamın eşiğindeyken ne oldu? Geçen hafta Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü bir açıklama yaptı. Obama, Washington’dan Erdoğan’ı arıyor ve 'Sınır kapısını açın' diyor ve kapı açılıyor. Peşmerge, üç yüz kilometre yol aşarak buradan Kobane’ye gidiyor; Kürtlere yönelik IŞİD saldırılarına karşı yardıma gidiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yardım etmediği, sınırlarını kapattığı o sınırdan Peşmerge geçiyor ve IŞİD’e karşı savaşıyor. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tarihinde çok ağır bir sabıka vardır; şimdi o sabıkanın üzerine yenilerini ekliyor IŞİD’le birlikte. Kürtler bu Cumhuriyetin yurttaşlarıdır. Onların ortak duygusu ve vicdanı bugün Suriye’de yaşayanlarla birlikte atıyor. Bu bizim ortak vicdanımızdır. Sadece bizler değil; Türkiye’de ve bütün dünyada Kürtlerin kalbi bugün Rojava’dadır, Suriye’dedir. Buna ses çıkarmayan, oradaki canilere destek olan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Bundan vazgeçin. Bakın; teröre karşıyız, şiddete karşıyız ama bunu yapmayın. Kürtleri duygusal olarak bu Cumhuriyetten uzaklaştırmayın. 2015 yılına kadar burada defalarca konuştuk. İçinde nasıl destekler verildiğini anlattık. Elimizde Yargıtay kararı var; 2015 tarihli Yargıtay kararı ne diyor biliyor musunuz? “IŞİD diye bir terör örgütü Türkiye’de tanımlanmamıştır” diyor. O zamanki Başbakanınız ne diyordu? “Eylem yapmadan yakalayamıyoruz.” Neden? Çünkü örgüt olarak tanımlanmamıştı. Böyle bir ortamdaydık. IŞİD’in beyleri, ağaları; Êzidî kızlarını, Arap kızlarını, Alevi kızlarını köleleştirdi. Çocuklar pazarlardan alınıp getirildi. Hemen yanı başımızda Keçiören'de, Sincan’da, Gölbaşı’nda kaç tane çocuk bulundu ve bunların hepsi Türkiye’de oldu.

Sezgin Tanrıkulu

41,367 просмотров • 7 месяцев назад

Tayvan'da yaşayan Rıfat Karlova adlı bir Yazar ve içerik üreticisi: "Eğer Türkiye'de yaşıyorsanız veya Türkiye tatile geldiyseniz ölmemeye bakın arkadaşlar. Bunu her zaman söylüyorum. Çünkü ölürseniz öldüğünüzle kalırsınız. Bakın böcek ailesinin başına gelenler kalmış oldukları otel odası zehirli ilaçla ilaçlandığı için hayatını kaybettikleri ortaya çıktı. Dört kişilik birbirinden güzel insanlar artık aramızda yoklar ve Almanya'dan geliyorlardı. Hani diyorlar ya, Almanya bizi kıskanıyor. Almanya bizi kıskanmıyor arkadaşlar. Tayvan da bizi kıskanmıyor. İnanın bana aklı başında olan hiçbir ülke bizi kıskanmıyor. Başka bir olayda anlatacağım size. Bir kadıncağız kahve içiyor. Daha sonra hastaneye kaldırılıyor. Sebep neymiş? Kahvenin içerisine deterjan koymuşlar. Kadın az kalsın hayatını kaybediyordu. Entübe edildi. Diğer bir olayda bir öğretmenimiz kanseri yendiği gün yola çıkıyor. Trafikte bir magandaya denk geliyor ve bu maganda hocamızı öldürüyor. Diğer bir olayda bir genç kardeşimize kompresörle hava basıyorlar bağırsaklarına, işkence ediyorlar. O da hayatını kaybetti arkadaşlar. Başka bir olay da Urfa'dan gelsin. Psikopatın bir tanesi arabasını park edecek yer bulamamış. Sanırım orada düğün yapıyorlar. Gidiyor düğün sahiplerine atar gider vesaire yaparken kafayı yiyor, arabaya koşuyor, pompalıyı alıyor. Ondan sonra düğün yerine gelip insanların üzerine pompalıyla saldırıyor. Ortalık kan gölüne dönmüş. Daha fazla söyleyeceğim ama bir de söyleyemiyoruz. Çünkü ne diyorlar? Sinirli, soğuktur diyorlar. Memleketini kötülüyorsun diyorlar. Ulan memleketi bizler esas tutup elimizle bağrımıza basmaya çalışıyoruz da işte bu kafadaki insanlar yüzünden bir adım ileri adım atamıyoruz. İnsanlarımızı birer birer kaybediyoruz. Aynı Bolu'da kaybettiğimiz gibi. Maden ocaklarında kaybettiğimiz gibi, inşaat şantiyelerinde kaybettiğimiz gibi. Boşa giden hayatlar, inanın bana, hiçbir zaman için bitmeyecek. Türkiye bu kafayla gittiği sürece onlarca yüzlerce insanımızı, belki beni, belki sizi bir gün sebepsiz yere kaybedeceğiz ve bizler öldüğümüzle kalacağız arkadaşlar."

Daily Gurbetist

52,336 просмотров • 8 месяцев назад

Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. Sonuç olarak şartlar değişmiştir. O günle bugün aynı değildir. Dün Kürtler adına bir kazanım sağlayabilecek bir ittifak, bugün onları daha derin bir kuşatma altına sokma riski taşımaktadır. Bugün Kürtlerin yapması gereken, yalnızca Türkiye ile diğer bölgesel ve küresel güçler arasındaki çelişkilerden yararlanmak değil; aynı zamanda Türkiye iç politikasında da Erdoğan’a teslim olmak yerine, onun çevresinde toplanan güç merkezini dağıtmaya yönelik bir siyasi strateji geliştirmektir. Türkiye’de ne zaman bir klik, diğer tüm klikleri tasfiye ederek tek hâkim güç haline gelirse, bu durumun ilk hedefi her zaman Kürtler olur. Bu da genellikle ağır bir yenilgiyle sonuçlanır. Bu nedenle Kürtler açısından Türkiye iç siyasetinde belirleyici olan şey, klikler arasındaki güç çelişkilerini ustalıkla kullanmak ve her birini kendilerine muhtaç hale getirecek dengeli bir pozisyon oluşturmaktır.

ibrahim halil baran

32,599 просмотров • 1 год назад

Süleymancıların Almanya faaliyetleri Yurt dışındaki Süleymancıların yönettiği camilerde 2016'dan itibaren FETÖ'cülerin de namaz kıldığını öğrendik. Yurt dışındaki FETÖ firarileri veya orada doğup büyüyen FETÖ mensupları yukarıdan aldıkları talimatla Diyanet camilerine kesinlikle gitmeme kararı aldılar. Sadece tek bir camiye gidiyorlar, o da Süleymancıların yönettiği camiler. Bunu bize doğrudan Süleymancıların içinden çıkan, yıllarca yurt dışındaki medreselerinde, Kur'an kurslarında, yurtlarında kalan, orada eğitim alan ve FETÖ'nün kendi aralarına girmelerinden rahatsız olan pek çok cemaat mensubu bizzat gelip anlattı. Kendi hocalarına mesela söylüyorlar Süleymancı talebeler. Bunlar neden bizim yanımıza geliyorlar? Bunlar 15 Temmuz'da Türkiye'de darbe yapmadılar mı? Bunlar hain değiller mi? Hocalar aynen şu yanıtı veriyor. Biz ona bakmayız. Bizim kapımız bütün Müslümanlara açık. Aslında bu yaklaşım sadece bununla sınırlı değil. Süleymancıların Almanya'da 1973'te kurduğu bir kurum var. İslam Kültür Merkezleri Birliği. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'ya Türkler çalışmak için gitmeye başladığında orada bir Türk nüfusu oluştu, bir Müslüman nüfusu oluştu. Bunların tabi ki ibadetini yapabileceği, dini faaliyetlerini yürütebileceği bir alan yoktu ve bu boşluğu Süleymancılar kapattı. Hemen buraya giderek dernekler kurmaya başladılar. Mescitler kurmaya başladılar, camiler kurmaya başladılar ve bu faaliyetleri de İslam Kültür Merkezleri adı altında yürüttü. Kendi internet sitesinde yer alan bir bilgiye göre Almanya genelinde 300 dernekleri var ve bu birliğin bünyesinde eyalet eyalet, şehir şehir, mahalle mahalle örgütlenmeleri var. Süleymancılar Almanya'da Alman Devleti'nin desteğiyle çok güçlü faaliyet yürütüyor. Sadece dini faaliyet yürütmüyorlar. Orada mesela hem Muhafazakar Parti'ye üyeler, hem Sosyal Demokratların Partisi SPD'ye üye Süleymancılar da var. Yani hem siyasi faaliyet yürütüyorlar, hem dini faaliyet yürütüyorlar, hem ticari faaliyet yürütüyorlar. Orada kurdukları şirketler var. Çok sayıda şirket, Almanya'da faaliyet yürüten özellikle gıda şirketleri bütün Avrupa Müslümanlarının tüketebilmesi için çok sayıda gıda ürünü üretiyor ve bunların hepsi Alman Devleti'nin bilgisi, izni ve onay dahilinde oluyor. Almanya'da Köln'de Süleymancılar'ın eski merkezinin hemen yanındayız. Burası İslam Kültür Merkezleri Birliği, LİKS kurumunun bir önceki merkezi. Geçen sene yeni merkez açıldı Köln'de ve şimdi orası yeni merkeze olarak kullanılıyor. Burası şu an mescit, yanında da Tuna Restoran var. Yine cemaatin yönettiği. İnşa edilen bu bina, bu yapı, bu külliye İslam'ın Avrupa'daki merkezi olacak. Doğrudan kendilerinin söyledikleri şey bu. İlk gördüğünüz kısım yurt binası, ortadaki mescit, diğer üçüncü yapı da idare binası olarak kullanılacak ve Süleymancıların yeni merkezi olacak. Yılda 200'den fazla talebe yetiştireceklerini söylüyorlar. Eylül 2023'te burada sembolik bir açılış yapıldı. Ve bu açılışa katılan isimler arasında Almanya Cumhurbaşkanı Steinmayer'da vardı. Fakat orada katılımcılar arasında bir isim daha dikkat çekiyordu. O kişi de Alman Piskoposlar Konferansı Dinler Arası Diyalog Alt Komisyonu Başkanı Dr. Bertram Mayer. Dinler Arası Diyalog projesinin bir FETÖ ve Amerika projesi olduğunu biliyoruz. 90'lı yıllarda bizzat Fethullah Gülen, Fener Rum Patriği Bartolomeo bir Musevi din adamının bir araya gelmesiyle oluşturulan bir projeydi. Daha sonra dönemin papası da katıldı. İlerleyen yıllarda bütün dünyaya yayıldı. Güya sözüm ona tırnak içinde dinler arası ve kültürler arası çatışmayı önleyeceklerdi. Bu doğrudan Amerikan güdümlü bir projeydi ve uygulayıcısı da FETÖ'ydü. 1973'te kurulan İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin Eylül 2023'teki 50. yıl etkinliğinde bizzat Alman Cumhurbaşkanı ve Alman Piskoposlar Konferansı'nın Dinler Arası Diyalog Alt Komisyonu Başkanı orada Süleymancılar için şunu söyledi. İslam Kültür Merkezleri Birliği Almanya'daki dinler arası diyalog, kültürler arası diyalog faaliyetinin en önemli ortağıdır dedi. En önemli ortağı İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin faaliyetlerini övdüler, tebrik ettiler, destekleyeceklerini söylediler. Müslümanların İslam Kültür Merkezleri Birliği'ne gitmesini, onun camilerinde namaz kılmasını da teşvik edeceklerini söylediler. Yani Türkiye'de kurulmuş, ortaya çıkmış bir cemaatin, bir tarikatın Alman Devleti tarafından resmi olarak muhatap alındığını görüyoruz. Ve doğrudan da Alman Devleti'nin teşviki ve desteğiyle bugüne kadar büyüdü ve yayıldı. Bütün Avrupa'ya yayılırken de Almanya hep merkez oldu. Bugün Köln'de İslam Kültür Merkezleri Birliği'nin 70 milyon Euro'ya yaptığı yeni merkezde Alman Devleti'nin desteğiyle oldu. Doğrudan Köln Belediyesi destek vererek, teşvik vererek, projelerini çizdirmek için yarışmalar açarak, Köln Belediye Başkanı'nın doğrudan projenin içinde olarak bu büyüme, bu yerleşme ve bu Süleymancıların Almanya genelinde güçlü bir şekilde faaliyet yürütülmesi, bütün Alman Devleti'nin bürokratları aynı zamanda başındaki Cumhurbaşkanı tarafından bugün görüyoruz ki hala destekleniyor. Yöneticinin bize söylediği şey doğrudan şu, biz burada DITİB'den önce de vardık, burada faaliyet yürütüyoruz. Bu yapıyı da daha da çalışmalarımızı büyütmek, cemaatimizi burada daha da büyütmek için inşa ettik. Yakın zamanda da açılacak. Şu anda zaten kaba inşaat bitmiş durumda. Cemaat bu merkezi sadece dini faaliyet ve cemaat faaliyeti olarak da kullanmayacak. Aynı zamanda gelir getirici, yani cemaate mali kaynak yaratacak şekilde de değerlendirilecek.

Herodot Diyor Ki

12,420 просмотров • 9 дней назад

🔴 Cihat Yaycı : Gerçekten çok acı bir durumdayız. Sanki bu projenin bir parçası gibi gözüküyoruz. Ortadoğu dediğimiz yer bizim yanı başımızda ve her şey burada, gözümüzün önünde gerçekleşiyor. 📌Bakın, terör örgütü liderinden mesaj gelecek mi diye bekleyenler var. Ve televizyonlarda “Öcalan mesajını şu tarihte yayınlayacak vs” diye alt yazıyla geçiyor. 📌Yani, terörist başından mesaj beklemek normalleştiriliyor, 📌Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti terörist başından mesaj bekliyor! 📌Teröristbaşının ulakları Gazi Meclis’te Partilerin Genel Başkanları tarafından karşılanıyor. Halbuki ortada bir parti heyeti yok! Zira bir partinin genel başkanı heyette yokken, diğer partilerin genel başkanları, İmralı’daki terörist başının mesajını getirenleri nasıl kapılarda karşılıyor? Bir Bu durumun siyasi usul ve adaba ve mütekabiliyete nasıl uyduğunu anlamakta zorlanıyorum. Gelen iki milletvekili ve terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yerine kayyum atanan eski belediye başkanı, terör örgütü liderinin mesajını getirmek için Genel Başkanlar tarafından kapılarda karşılanıyor. "Acaba ne dedi?" diye bekliyorlar. Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bunu kabul etmiyorum! 📌Bu gerçekten utanç verici bir durum 📌Şu anda Kandil’deki Murat Karayılan gibi eşkıyalar, "Türk Devletini dize getirdik, hapisteki Öcalan’a muhtaç olduklarını kabul ediyorlar" diyor. Bu inanılmaz bir şey! 📌Bu olay Türkiye’nin iç meselesi değil, bir projenin parçası. Belli ki birileri bu süreci bastırıyor. Bunu nereden anlıyoruz? 📌Çünkü bu heyet, bu caninin heyeti nereye gidiyormuş? Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne... Barzani’ye, Neçirvan Barzani’ye... Talabani’ye.. Ve biliyorsunuz Barzani ve Talabani ABD ve İngiltere tarafından geçen ay Mazlum Abdi ile bir araya getirildiler. 📌 Şimdi bu heyet de oraya gidiyor. Türkiye’deki milletvekilleri, nasıl olur da Barzani’ye, Talabani’ye gider? Bunlar caninin elçileri olarak hangi mesajları götürüyorlar? Dört parça sözde Kürdistan’ı kurmak mı amaç? Bundan nasıl bir hayır beklenebilir? 📌Peki bizim Barzani ile ne alakamız var? Ne işi var bu kişilerin orada? Eğer öyleyse, Irak merkezi yönetimine de gitsinler. Böyle bir şey olabilir mi? Bu durum gösteriyor ki, bu kişiler Türkiye’nin dışında bir araya geliyor ve organize ediliyor. Ve hapisteki adam, bu sürecin lideri gibi kabul ediliyor. 📌Ortada büyük bir Kürdistan projesi var. Bunlar onunla koordine, bununla koordine için gidiyorlar... Yarın Mazlum Abdi ile de görüşürler. 📌 Artık böyle bir şeyi kabul etmek, gözümüzün önünde olanları sindirmek mümkün mü? 📌Bu olanlar Büyük İsrail Projesi’nin bir parçası! Türk milleti, uyan! Gör bu oyunu! 📌 Bu sadece Türkiye’nin iç meselesi değil. Barzani, Talabani ve terör örgütlerini destekleyen gruplar artık Türkiye’nin iç işlerine karışabilecek noktaya geldi. 📌 Adalet Bakanı bir açıklama yaptı: "Bizim af planımız yok ama yaşlı mahkumlar için 65-70-75 yaş üstüne evde ceza çekme uygulaması düşünüyoruz." Yani yakında bebek katili eve mi çıkacak? Hatta evlendirilir mi? Düğün mü yapılır? Artık bilemiyorum.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

15,049 просмотров • 1 год назад

CHP MİLLETVEKİLİ BERHAN ŞİMŞEK: 'Mutlak Butlan işi NERDEN BAŞLADI? Bu iş nereden başlıyor? Bu mutlak BUTLAN işi. Muş Gençlik Kolları Başkanı Erkan Çakır, Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş. Nihat Yeşiltaş aday olduğunda Kemal Bey'i destekliyor. Ankara'ya geldiğinde de Kemal Bey'i desteklemek için delegasyonuyla geliyor. Fakat sonra kalkıyor, siyasi rüşvet aldığını iddia ediyor, kim? Erkan Çakır. Buna Kemal Bey'e değil de Özgür'e oy veriyorlar. Sonra 3 4 Mart, 22 23 Kasım'da Erkan Çakır bir tweet atıyor ve diyor ki, Nihat Yeşiltaş'a "Siyasi rüşvetle oyunu değiştirdin sen." diyor. Nihat Yeşiltaş da kalkıyor, Bursa Savcılığına suç duyurusunda bulunuyor. Bursa Savcılığı da, başsavcılık bakıyor diyor ki "Bu benim meselem değil. Olayın geçtiği yer Ankara, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor." Sonra Cumhuriyet Başsavcılığına gidiyor, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Erkan Çakır'ı çağırıyor. Diyor ki nedir? Anlatıyor. Erkan orada isimler veriyor. Derken Cumhuriyet Başsavcısı dosya oluşmaya başlıyor, bizim haberimiz yok. Bu arada Cumhuriyet Başsavcılığı, Savcı Bey bu konudaki verilen isimleri çağırıyor, ifadelerini alıyor. Bu arada çok özür dilerim Erkan da o kurultayda İmamoğlu ve Özgür Özel'i destekliyor. Aynen, evet evet. İsimleri var şu bu. Sonra bu böyle devam ederken, şubat ayının ortalarında Kemal Bey bir televizyon programına çıktı. Ama o arada Sayın Erdoğan şaibeli kurultay şaibeli kurultay Erdoğan niye şaibeli kurultay? Ya Erdoğan'ın haberi var işte gelenlerden, Erkan'dan bilmem neden vesaireden haberi var yani. Neden haberi yok? Yargısal süreç, hayır yargısal süreçten de haberi var. Ya haberi vardır, kuşlar söyler yani.'' #kemalkılıçdaroğlu #mutlakbutlan #özgürözel #chp

CZR HBR

28,789 просмотров • 2 месяцев назад

👉🏾 PKK,nın 40 yıllık geçmişinin son 25 yılı AKP devrinde geçti? 👉🏾 Neden AKP/ PKK ile gerektiği gibi mücadele etmedi de durduk yere apoyu bütün Kürtlerin sahibi, önderi ilan edip Af yasası çıkartıyor??!! 👉🏾Oysa İspanya'da ETA, İngiltere'de IRA, Yunanistan'da 17 KASIM, İtalya'da KIZIL TUGAYLAR silah bırakırken hükümetleri nasıl mücadele etti, ilgili olan herkes biliyor. Örneğin; İspanya'da ETA İspanyol hükümetinden özür diledi, İspanyollar özürlerini bile kabul etmeyip tüm üst kadroya müebbet ve 50 yıl üstü hapis verdi. Tek bir anayasa maddesini ETA lideri istedi diye değiştirmedi? Tek bir ETA lideri kafasına kese kağıdı geçirilmeden TV lerde konuşturulmadı, röportajına izin verilmedi. Toplumsal izalasyon uyguladılar ve bunda başarılı oldular. 👉🏾 Bizde ise tam tersi yapıldı; kravatlı teröristlere kırmızı plaka tahsis edip, Atatürk'ün koltuğunda oturttuk, TBMM'de baş köşeye çıkarttık! 👉🏾Peki, İngiltere de İrlanda Kurtuluş Ordusu (İRA) silah bırakırken karşılığında ne aldı? İrlandalılar da, Polis olabilsin, Vali olabilsin, Öğretmen olabilsin. 👉🏾Oysa Türkiye'de öyle mi? Türkiye'de Kürt etnografik unsuru Cumhurbaşkanı bile oldu. Herşey oldu. Eşit vatandaşlık hakkı var çünkü. 👉🏾Ama iktidar ne yapıyor? Bütün Kürtleri PKK ile eşdeğer tutuyor, bütün Kürtleri apoya bağlıyor? Buna da, sözü ona "DEVLET AKLl" diyorlar? Sizce bu hangi devletin aklıdır? Bahtiyar Aydın, Eski Çağ Tarihi Uzmanı 6 Ağustos 2026, İstanbul Dileyen kopyalayıp duvarına yapıştırıp paylaşabilir. Retweet yapabilir.

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

53,349 просмотров • 13 дней назад

Kimse Hakeme Müdahale edemez tartışma çıktı Haluk Yürekli: İbrahim abi. Hulusi Belgün'ün bir tane şeyi var. Tweet'i var. Onu versenize abi. Bunu okuyayım. Sayın Yılgün. Onu hazırlayayım. Söyleyecek çok şey var ama değmez. Bu gece bizi ikinci yarıda hakem takdir haklarının hepsini bize karşı kullandı. Anadolu takımlarının... İstanbul'un puan alması istenmiyor. Ben... Hayır şeye şaşırdım. Şimdi bir faal yapmış Fenerbahçe. Takdir hakkı... Ne konuşuyor abi? Boş boş konuşuyoruz işte. Son dakikada dün. Vermedi diyor işte. Faal yaptı. 2-2 iken galiba. 2-2 iken bir top var. Kornere giden kafasına darbe alıyor. Sidiki Şerif'in kafası geliyor. Ona korner veriyor. Herhalde onları söylüyor. Anadolu takımlarının İstanbul'dan puan alması istenmiyor. Bence Avrupa maçımız olduğu için kaybettik biz maçı. Avrupa maçımız olmasaydı Perşembe günü Fenerbahçe'nin Öztü abi nerenin içinden geçiyorsun falan. Mesela bu kadar. Bunu okumak bile istemiyorum. Abi işte bu adamı ciddi anlamamızdan dolayı çok şeyim ben. Rahatsızım. Devre arasında Fenerbahçeli. Ya bir başkana yakışır mı bu taraftara? Abi taraftara bir de yakışmaz ya. Böyle olacak şey mi ya? Abi bence onun Türkiye ile ilgili bir... Ya yeter abi konuşmasın o zaman ya. Devre arasında Fenerbahçeli futbolcular hakemin boğazına sarılmışlar diye duydum. Bana böyle dendi. Böyle bir açıklama. Abi eğer şimdi ben bu bölümle çok ilgileniyorum. Şimdi devre arasında eğer Samsun Spol Kulübü Başkanı'nın bir iddiası bu. Biz bilmiyoruz. Ben orada yoktum. Devre arasında Fenerbahçililer de sen söyle. Fenerbahçililer futbolcular devre arasında hakemin boğazına sarıldılarsa ve aynen o boğazına sarılan oyuncular ikinci yer sahaya çıktılarsa yani bizim hakemlerimiz az bile şey yapıyor, dayak yiyor. Herkes tarafından. Saralı'yı satıyorsun ama bunu bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama abi şimdi iddia sahibi de... Hiçbir dediğini ciddiye almayıp bunu mu anlatıyorsun Allah aşkına? Niye abi her dediğini ciddiye almayıp? Ne abi şimdiye kadar bu Galatasaray'la ilgili bir sürü şey söyledi. Fenerbahçe'yle ilgili söyledi. Onları konuşmadık mı abi? Hiç aldık mı ciddiye? Hiç bence aldık. Nasıl almadık abi? Kalbiyle dönüşü çelişiyor diye bir ay konuştuk İbrahim abi. Ne zaman? O üç sene belki olayı söylüyorsun. Her seferinde de bir şey var. Var mı buna paralel? Bunu biliyor muyuz? Hiçbir şey yok. Sanoluşlar diye duydum. Bana böyle dendi. Kim dedi? Hiç belli değil. Ha şu var. Bak Yağız Sabuncuoğlu yazmış. Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi Ertan Torunoğlu'ları maçın devri arası takip odasına gitti ve ilk yerde verilen kararları sert tepki gösterdi. Şimdi bu kadarı var. Yağız yazdığına göre bunun doğru olma ihtimali çok yüksek. Şimdi bunu anlıyorum. Ama yani duydum söylendi. Öte yandan bildirildiğiyle üzerine atacağız. Yani olanı konuşacağımıza. Mesela şey demiş, Fenerbahçeli bir tarafta... Ayrıldığımız yer şurası. Olan bir şeyi konuşuyoruz. Olan şey ne? Onu iddiasız konuşuyorsun. Samsun Okulu Başkanı'nın söylediğini söylüyorum. Biz şöyle bir şey konuşmuyoruz. Ben şöyle bir şey söylemiyorum. Orada yoktum. İnanmıyorum başka bir şey. Ama biz bunu niye konuşuyoruz? Olmaz. Samsun Okulu Başkanı'nın açıklamasını zorunda. Ben inanmıyorum. Sen inanıyorsan konuş. Ben inanmıyorum. Zaten iddia doğruysa diyorum. E tamam doğruysa. İddia doğruysa yani Fenerbahçeli futbolcular soyun modus koridorunda hakemin boğazına sarılacak. Bir kulüp başkanı bunu dile getirecek noktadaysa eyvah eyvah diyorum. Baba küfür eden bir adamdan bahsediyoruz. Küfür ediyor. Hatta şöyle söylemiş. Fenerbahçe bir taraftar sen şirkecisin. Galatasaray böyle oynamıyorsun. Fenerbahçe böyle oynuyorsun. Hadi git Galatasaray böyle oyna. Sen maç satıyorsun demiş. Ben de çıldırdım ve küfür ettim demiş. Esas hikaye eğer tweet varsa Hulusi Belgü de buradan mesela Saadettin Saran'a şey yapıyor. Niye onu koruyorsun diyor. Video hazırsa, şeyi, tweeti hazırsa hazır olduğuna verin. O zaman girelim konuya. Abi problemi şu işin. Şimdi Yüksel Yıldırım maç önünde yoktu. Gayet de güzel gidiyordu. Sonlara doğru çığırından çıkınca yani 2-1 kazanacağı maçın. Aslında ben dün Beşiktaşlara ne söylüyorsam aynısını Samsunlara da söylüyorum. Arkadaş ya sen şimdi en iyi maçta performans göstermiş adamlarını niye çıkarırsın yani maçın sonunda?

Galatasarayultrataraftar

41,629 просмотров • 5 месяцев назад