Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

BOP nasıl da herkesi hizaya getiriyor…Ulus devletin çözülüşü, “devlet projesi” olarak yutturuluyor! Hatırlayın ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ne demişti : “Ortadoğu’daki ulus devletler İsrail için güvenlik sorunudur”

72,714 просмотров • 6 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Lübnan asıllı Kürt ve Kürdistan cahili ABD’nin Ankara’daki Arapçı adamı Tom Barrack (Ambassador Tom Barrack) soytarılık yapmaya başlamış. Böyle devam ederse ABD Başkanı Trump bile onu kurtaramaz. Bir zamanlar bütün Irak’ın resmi Valisi olan Paul Bremer de Kürdistan Peşmergeleri lağvedilmeli dedi ama bin peşiman oldu. Başkan Mesud Barzani o zaman Bremer’e “sen adam isen gel Peşmergeyi dağıt da seni göreyim dedi” ve o tartışma orda bitti. ..:: 1. Tom Barrack Suriye’nin Valisi de değildir. ABD’nin Ankara ambasadörü ve Trump’ın Suriye özel temsilcisidir. ..:: 2. Lübnan asıllı Tom Barrack eski vatanı Lübnan’ın bile Ortadoğu’daki öneminin Kürdistan’ın en küçük parçası olan Suriye Kürdistan Bölgesi kadar bile olmadığını biliyordur. ..:: 3. ABD nasıl Türkiye’nin müttefiki ise aynı şekilde Kürdistan ve Kürt milletinin de müttefikidir. Trump ya da ABD ne Peşmergeleri ne de SDG güçlerini Bağdat ve Şam’a mecbur eder. Tom Barrack aklını başına alsın! ..:: 4. Tom Barrack “millet/nation” ile devlet arasındaki farkı da bilmiyor. Irak bir devlettir, bir millet değildir. Suriye de bir devlettir, bir millet değildir. Türkiye de bir devlettir bir millet değildir. Mademki Ankara’da ambasadörlük yapıyor Türkiye devleti sınırları içinde büyük bir Kürdistan Bölgesi’nin de olduğunu bilmeli. Türkiye siyasi devleti Anadolu ve Kürdistan anavatanları üzerinde kurulmuş bir devlet ismidir. Orada Kürt ve Türk milletleri yaşıyorlar. ..:: 5. Bir de utanmadan Irak’ta da, Suriye’de de federal sistemin uygun olmadığını, tekçi Arap devletlerinden yana olduğunu söylüyor. ..:: 6. Tom Barrak’ın ecdadları Lübnan’da bir “topluluk” olabilirler ama Kürt milleti Kürdistan’ın hiçbir parçasında “bir topluluk” değildirler. Kürtler büyük bir millet olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de federal bölgelere sahip olacaklar. Bu tarihin ve realitenin kaderidir. Tom Barrack ve onun gibi düşünenler bugün varlar yarın burda olmayacaklar. ..:: 7. Tom Barrack haddini bilsin! Çok ileri giderse yarın SDG komutanı Mazlum Abdi (Mazloum Abdî مظلوم عبدي) de ona “sen adam isen gel SDG güçlerini lağvet de görelim seni” diyecektir! O zaman Tom Barrack da aynen Paul Bremer gibi susmak zorunda kalacaktır.

Arif Zêrevan

106,740 просмотров • 1 год назад

Tom Barrack… ABD Ankara büyükelçisi. O konuşuyor. İktidar susuyor. Barrack anlatıyor. İktidar dinliyor. Adam açıkça söylüyor. Orta Doğu’ya demokrasiyi layık görmüyor. Ona göre; güçlü olan halkına zulmedebilir. Yolsuzluk yapabilir. Hukuku paspas edebilir. Niye? Çünkü güçlü! Beş gün geçti. İktidar suskun. Bölgemizle ilgili defalarca konuştu. “Burada ulus devletler çalışmaz” dedi. İktidar sustu. Başka gün oldu. “Burada hayırsever monarşi işler” dedi. İktidar yine sustu. Niçin? “Aman Amerika’yla didişmeyelim” diye mi? Yoksa “Barrack şu an işimize yarıyor” diye mi? Peki, bugün işine yarayanın, yarın ne yapacağının garantisi var mı? Hatırlayın... Trump seçildiğinde iktidarın ağzı kulaklarındaydı. İktidar kalemşörleri çıktı… “Trump kazandı. Altılı Masa’yı kuran kadro gitti” gibi zırvalar yazdı. “Küreselcilerin hedefi olan Trump kazandı” dediler. Ne oldu? Dünya altüst oldu. İran’da çoluk çocuk katledildi. Şimdi mutlular mı? “Dostum Trump” demekle bu işler olmuyor. Trump’ın gerçek dostu Barrack’tır. Emlakçı ahbabına büyükelçilik hediye etti. Onlarınki böyle bir dostluk. Kişiye bağlı dış politika budur işte. Kurumları yok sayarsın. Gelenekleri çöpe atarsın. Devletin haysiyetini, iki emlakçının ahbap-çavuş ilişkisine bağlarsın. “Suskun dünyanın hür sesi” diye dombra çalmakla da bu işler olmuyor. Bir yandan “Dünya 5’ten büyüktür” diyeceksin. Öbür yandan bir oryantalistin küstah ve küçümseyici sözleri karşısında dut yemiş bülbüle döneceksin. Sadece Barrack karşısında susmuyorlar. Konu Barrack olunca da kafalarını kuma gömüyorlar. 18 Kasım 2025’te sordum. Hâlâ yanıt yok. Barrack, geçen sene “Hazar’dan Akdeniz’e bölgesel uyum göreceksiniz” dedi. “ABD–Türkiye–Suriye çerçevesini tasarladık” dedi. “Türkiye–İsrail ilişkileri yeniden tanımlanıyor” dedi. “İsrail ile Türkiye arasında ticari anlaşma yolda” dedi. Suriye’nin inşası için Katar-Suudi Arabistan-Türkiye ittifakından bahsetti. İşte bunları sordum. Bu ittifakın gizli ajandası ne? Türkiye-Suriye-İsrail üçgeninde neyi tasarladınız? İsrail’le o kapalı kapılar ardındaki “yeni tanım” nedir? Güzel bir atasözümüz var. Sükut ikrardan gelir. Hep sustunuz, hâlâ susuyorsunuz. Yoksa... Sükutunuz ikrardan mı geliyor? Siz de mi Barrack gibi düşünüyorsunuz?

Oğuz Kaan Salıcı

11,993 просмотров • 2 месяцев назад

Türk devleti bir “ulus devlettir” ABD de bir “ulus devlettir” ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Münih Güvenlik Konferansı’nda “globalizmin” çöktüğünü söyledi, “ulus devletin” çöktüğünü söylemedi, tam aksine “ulus devlete” sahip çıktı. Kürt ve Kürdistan düşmanı Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan’ın Kandil’deki elmanlarından biri olan ve kendisi de “Türk” olan bu kadın açıkça Rojava Kürdistan Bölgesi’nde de Kürtlerin otonom ya da federal bir bölgeleri olmasın diyor çünkü “federal bölge” de Kürtler için bir “ulus devlet” biçimidir. Helin Ümit diye bilinen bu kadın aynen Öcalan gibi Kürtler için sadece “belediyecilik” ve “halkların kardeşliği” gibi safsataları münasip görüyor. Örneğin Türkiye ve Bakur’da Kürtçenin resmi dil olmasına, Kürtlerin varlığının da Türkler gibi anayasada garanti altına alınmasına, Kürtçenin de eğitim-öğretim dili olmasına ve Kürtlerin federal bir bölgeye sahip olmalarına karşıdır. Bunların Kürtler için uygun gördüğü sadece belediyecilik ve dernekçiliktir. Belediyeciliği de Kürtlere “Türkçe” hizmet vererek yapmak istiyorlar. Kürtçe resmi dil olmasa halka Kürtçe hizmet de veremezler. Türkmen kökenli Ülkücü Öcalan ve ona bağlı olan bütün kukla partiler ve örgütler açıkça otonom ve federal bile olsa Kürdistan devletine karşıdırlar. Farsların, Arapların ve Türklerin “ulus devletleri” olsun ama Kürtlerin otonom bir bölgeleri de olmasın diyorlar.

Arif Zêrevan

21,358 просмотров • 4 месяцев назад

İsrail için Suriye Kürdistan Bölgesi (Rojava) ve Kürtlerin federal bir bölgeye sahip olması sınırındaki Dürzilerden on kat daha önemlidir. İsrail devleti kendi müttefiki ABD’nin Ankara’daki Arapçı adamı Tom Barrack’ın “diplomatik cesedi” üzerinde yürüyerek Şam’daki Ahmed Şara yönetimine gereken dersi verdi. Bazı insanlar İsrail devleti Dürziler için yaptığını Kürtler için yapmaz diye düşünebilir ama yanlış bir düşüncedir. Trump ve ABD’deki bazı kesimler Avrupa devletleri gibi Ortadoğu’da mevcut statüko devletlerini destekliyorlar, devletler içindeki devletsiz milletleri önemsemiyorlar. İsrail ise tam tersi, hem Suriye’de hem de Irak’ta özellikle Kürt milletinin kendi federal bölgelerine sahip olmalarını destekliyor çünkü bu İsrail’in stratejik varoluş çıkarlarının gereğidir. Nasıl Suriye, Irak ve Türkiye devletleri İsrail’i kendileri için tehdit olarak görüyorlarsa İsrail devleti de bu tekçi, merkeziyetçi devletleri kendisi için tehlikeli görüyor. Bir İsrail TV kanalına konuşan Türkiye uzmanı Hay Eytan Cohen Yanarocak (Hay Eytan Cohen Yanarocak - חי איתן כהן ינרוג׳ק) da bu anlatımında Tom Barrack’ı Türkiye yandaşı tekçi bir adam olarak, İsrail’e karşı çalışan biri olarak tarif ediyor ve Dürzilerden daha çok Kürtlerin Rojava’da otonom olmaları üzerinde duruyor. İsrail için Dürziler önemlidir ama Kürtler on kat daha önemlidir!

Arif Zêrevan

35,002 просмотров • 1 год назад

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: "6 Haziran'da Şam Büyükelçisi, Türkiye'den yaptığı açıklamada şimdiye kadar 700 bin Suriyelinin vatanlarına döndüğünü söyledi. Ancak Türkiye'ye geri dönenlerin sayısını açıklamadı. Daha önce 5 milyonu kayıtlı, 2 milyonu kayıtsız olmak üzere yaklaşık 7 milyon Suriyeli olduğu ifade ediliyordu. 700 bin kişinin döndüğü kabul edilse bile Türkiye'de hâlâ 6 milyon 300 bin Suriyeli yaşamaya devam ediyor. Daha sonra, 'Artık Suriyelilerin geri dönüşünü değil, Türkiye'ye entegrasyonunu konuşacağız' dediler. Oysa yıllarca Türk milletine, iç savaş bittiğinde Suriyelilerin ülkelerine döneceği sözü verildi. Seçim dönemlerinde de 'Göndereceğiz ama onurlarıyla göndereceğiz' denildi. Şimdi ise kalacakları söyleniyor. Seçimlerden önce 'PKK ile mücadele edeceğiz' diyorlardı, şimdi ise PKK ile müzakere ediyorlar. Bunların verdiği hiçbir söze güvenilmez. Peki, Suriyelilerin Türkiye'de kalmasıyla PKK ve Öcalan'la yürütülen müzakerelerin ne ilgisi var? Çok büyük ilgisi var. Öcalan Komisyonu dediğimiz komisyon bir rapor hazırladı. Erdoğan sürekli 'Türk, Kürt, Arap' diyerek yeni anayasadan söz etti. Burada kastedilen Araplar, Anadolu'ya getirilen ve şimdi entegre edilmek istenen Suriyeli Araplardır. Yani vatandaşlık verilecek Araplar. Bu büyük bir anlaşmadır. Bu, üniter milli devletin tasfiyesidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin milli devlet kimliğinin terk edilmesidir. Tek millet anlayışından çok uluslu bir yapıya geçiştir. Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack'ın da benzer açıklamalar yaptığını görüyoruz. Orta Doğu'da İsrail, kendisi dışında ulus devlet istemiyor. Irak bir ulus devletti, parçalandı ve etnik temelli federal bir yapıya dönüştürüldü. Suriye bir ulus devletti, şimdi ulus devlet kimliğini yitirdi. Ve sıra Türkiye'ye geldi. Irak ve Suriye'de savaş yoluyla dönüştürülen üniter ve ulus devlet yapısını, Türkiye'de PKK ve Öcalan'la yürütülen pazarlıklar üzerinden dönüştürmek istiyorlar."

Haberiniz

37,509 просмотров • 23 дней назад

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

222,612 просмотров • 11 месяцев назад