Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Boykotsa boykot, eylemse eylem! Sosyal medya susmayacak, vicdanlar susmayacak! Katliamları göstermekten, zulmü ifşa etmekten, zalimi teşhir etmekten geri durmayacağız. Dua da ederiz, beddua da! Alışveriş tercihlerimizle, paylaşımlarımızla, dualarımızla, tavrımızla safımızı belli ederiz. Her bir tepki, bir duruştur. Her bir duruş, bir kıymettir. Gazze için çok daha fazlasını ortaya koyacağız...

13,889 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

2 Kommentare

Profilbild von MŞerif Aşkın
MŞerif Aşkınvor 1 Jahr

Amenna

Profilbild von Daughters of Persia
Daughters of Persiavor 1 Jahr

While the regime's elites send their daughters to study and live freely in the U.S. and Europe, our daughters in Iran are jailed for showing their hair. We will NOT stay silent while our sisters are caged for demanding their basic rights! #FreeIran #WomanLifeFreedom #EndTheRegime

Ähnliche Videos

İtiraf etmekten çekiyorsunuz ama ülke sorgusuz sualsiz yüz binlerce insanın #KHK ile ihraç edilmesinin ve yiten masum canların bedelini ödüyor! Toplum farkındalık oluşturur ve ortaya bir irade koyarsa "çürümüşlük" yerini adalet, hukuk, demokrasi; huzur ve gelişmişliğe bırakır! "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" düşüncesinin halkta ve bireylerde oluşturduğu tahribat çok büyüktür! İlk bakışta bireyin huzurunu koruma önerisi gibi görünebilir, ancak derinlemesine bakıldığında, haksızlık karşısında susmanın ne kadar yıkıcı olduğunu fark ederiz. Haksızlık, toplumun temelini sarsan ve büyüklüğü tahmin edilemeyen yıkıcı bir depremdir! Bir kişi haksızlığa uğradığında çevresindekiler "Bana ne, bu benim meselem değil" diyerek sessiz kaldığında, o haksızlık sadece bir bireyi değil, tüm toplumu yaralar. Susmak, adaletsizliği normalleştirir, zalimi cesaretlendirir, mağduru yalnızlaştırır! Bu düşünce, dayanışma ruhunu tamamen ortadan kaldırır ve sonunda hepimizi daha güvensiz daha bölünmüş bir ülkede yaşamaya mahkûm eder. Haksızlığa göz yummak, içimizdeki adalet duygusunu zayıflatır ve bizi duyarsızlaştırır. Zamanla, sadece başkalarının değil, kendi haklarımız için de mücadele etme cesaretini yitirir ve yapılan her haksızlığı kabulleniriz! Haksızlık karşısında sessiz kalmak yerine, sesimizi yükseltmeli, küçük de olsa bir adım atmalı, bir yanlış gördüğümüzde itiraz etmeli, mağdura destek olmalı, adaleti savunmalıyız! "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" düşüncesi neticesi tahmin edilemeyen çok büyük bir yıkımdır! Haksızlığa karşı susmayalım; adalet ve dayanışma için birleşelim. Reçete; "Ayrımsız Adalet!" #AyrımsızAdalet #MiladaHoráková

Sırrı Er

17,262 Aufrufe • vor 1 Jahr

Şırnak İl Emniyet Müdürümüz Volkan Sazak’ın, Cizre Belediye Başkanı Güler Tunç’un PKK propagandası ve sözde paçavra asma girişimlerine karşı gösterdiği tavır; devlet ciddiyetinin, hukukun ve kamu düzeninin gereğidir... Bu duruş, her namuslu ve vatansever kamu görevlisinin göstermesi gereken duruştur. Buradan açıkça söylüyoruz!!! Sayın Volkan Sazak müdürümüze karşı en ufak bir yaptırım girişimi dahi olursa, bunu sadece bir kişiye yapılmış bir işlem olarak değil; tüm kolluk teşkilatına, tüm vatan sevdalılarına yapılmış bir saldırı olarak kabul ederiz... Ve bunun karşılığında da KOLLUK-DER olarak en sert, en net, en yüksek perdeden tepkimizi ortaya koyarız... Hiç kimse bu konuda bir yanılgıya düşmesin... Sayın Volkan Sazak müdürümüz asla yalnız değildir... Müdüyümüzün arkasında 2–3 milyona ulaşan Emniyet Teşkilatı mensubu, emekli teşkilat mensubu ve ailelerinden oluşan dev bir camia vardır... Kamu düzenini sağlamak için olması gerekeni yapan bir Emniyet Müdürüne karşı atılacak en küçük adım bile, terörislere aöık açık bir destek olur... Bunu da kimsenin yanına bırakmayız... Bizim duruşumuz nettir... *Devletini, hukukunu, bayrağını savunan yöneticinin yanında kaya gibi dururuz... Teröre ve teröyiste taviz veren, terör propagandasına göz kırpan her kim olursa olsun karşısında dimdik dururuz... Şırnak İl Emniyet Müdürü Sayın Volkan SAZAK Müdürümüzün aldığı tutum, bir uyarı değil, bir devlet refleksidir... Kimsenin bu refleksi hedef almasına, itibarsızlaştırmasına veya cezalandırmasına göz yummayacağız... KOLLUK-DER olarak, gelişmeleri anbean takip ediyor, gerektiğinde kamuoyuna çok daha sert açıklamalar yapmaya hazır olduğumuzu ilan ediyoruz... Herkes aklını başına toplasın. Kimse devletine sahip çıkan bir Emniyet Müdürünü yalnız bıraktıracağını sanmasın... Kamuoyuna saygıyla duyururuz. @KollukDer #polis

Bombacimlym4 YEDEK

147,177 Aufrufe • vor 8 Monaten

“Bahçeli Bir Evim Olsun” hayalinizi gerçeğe dönüştürecek müjdemizi açıklıyoruz. Yeni Bahçelievler Projesi ile Gaziantep’in köklü bağevi kültürünü yeniden canlandıracak, insanlarımızı toprakla, doğayla buluşturacak yeni bir yaşam anlayışının ilk adımını atıyoruz. İstiyoruz ki isteyen her hemşehrimizin küçük de olsa bir bahçeli evi olsun. Ailesiyle birlikte nefes alsın, toprağa dokunsun, sebzesini yetiştirsin, çocuklarını doğayla buluşturabileceği bir yaşam alanına sahip olsun. İşte bu anlayışla elimizi taşın altına koyduk ve GBB Gazikonut marifetiyle Yeni Bahçelievler Projesi’ni hayata geçirme kararı aldık. Projemizi Şehitkamil ilçemizin Bedirköy ve Suboğazı mahallelerinde, yaklaşık 1 milyon m²’lik bir alanda hayata geçiriyoruz. İlk etapta 20 bin adet üretmeyi planladığımız bu proje ile Türkiye’ye örnek olacak yeni bir yaşam modelinin de temelini atıyoruz. Talep oldukça daha fazlasını da yapacağız! Her bir bağımsız bölüm; 52. m² müstakil bahçe, 14 m² veranda ve 30 m² kapalı alan toplam 97.30 m² alandan oluşacak. Hedefimiz, bu projeyi sadece belli bir kesime değil, toplumun her kesimine ulaştırmak, mümkün olan en ekonomik ve en erişilebilir şartlarla hemşehrilerimizle buluşturmak olacak. Olabilecek en ekonomik formül ile size sunuyor olacağız. Başvuru sürecine ilişkin tüm detayları çok yakında paylaşacağız. Sosyal medya hesaplarımızı takip etmeye devam edin. Gaziantep için yeni bir dönemi birlikte başlatıyoruz. Gaziantep’imize hayırlı olsun.

Fatma Şahin

426,078 Aufrufe • vor 1 Monat

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yapay Zeka ve Kadın" ana temasıyla gerçekleştirilen 6. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi'ndeki konuşmalarından... ▪ Tarih bize dünyamızın genel manada her 100 yılda bir kabuk değiştirdiğini, dönüştüğünü, yeni bir safhaya geçtiğini gösteriyor. ▪ Çok değil, iki asır önce başlayan sanayii devrimiyle birlikte hayatımızda keskin bir kırılma yaşandı. Fabrikalar, otomobiller, fotoğraf makinaları, aşılar, ilaçlar, telefon, radyo, televizyon derken, insan hayatı kısa sürede köklü değişimlere sahne oldu. ▪ Ardından internetin ve bilişim teknolojilerinin hayatımıza girmesiyle çok daha farklı, çok daha derin bir değişim dalgasına kapıldık. ▪ Bugün artık yapay zekâdan, insansız sistemlerden, robotik teknolojilerden, nesnelerin internetinden bahsediyoruz. Algoritmaların ve yapay zekâ sistemlerinin yapabildikleri karşısında hayret etmekten, hatta kimi zaman insanlığın geleceği adına endişe etmekten kendimizi alamıyoruz. ▪ Şurası da bir gerçek ki; tüm bu değişimler beraberinde üretim ilişkilerinin, insan davranışlarının, insani beklentilerin de farklılaşmasını getirmektedir. Teknoloji; kolay ve hızlı iletişim, bilgiye rahat ulaşım kadar doyumsuzluk da üretmekte, yeni istekleri ve yeni tüketim araçlarını hayatımıza sokmaktadır. ▪ Bundan 40-50 yıl önce eşyalardan ziyade insanların yaşamları, ne yapıp ettikleri, değerleri, ortaya koydukları eserler ön plandaydı. Sadece İslam aleminde değil, Batılı toplumlarda da "mahremiyet" duygusu yaygındı. Göz hakkı, diğerkamlık, empati, fakir-fukaranın da hukukunu gözetme gibi kavramlar fertlerin davranışlarında belirleyici rol oynuyordu. "Var olmak" ile "görünür olmak" arasında bu derece yüksek bir illiyet bağı kurulmuyordu. ▪ Günümüzde ise bireylerin hayata yaptıkları katkılar değil; neyi aldığı, neyi yediği, neyi paylaştığı daha çok gündeme geliyor. Gerçekle sanalın, algı ile olgunun, yalan ile gerçeğin yer değiştirdiği, dijital kültürün insanın hayata bakış açısını altüst ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Dijitalleşmenin ortaya çıkardığı ürünlerin, sunduğu imkânların, getirdiği kolaylıkların ve konforun yanı sıra, insanı nesneleştirdiğini, insanın biricikliğini örselediğini çok net biçimde görüyoruz. ▪ Çok boyutlu bir "Dijital Hegemonya" hayatımıza daha fazla nüfuz etmekte, üstelik etki alanını her geçen gün genişletmektedir. Bu çerçevede bir diğer husus da şudur: Teknolojinin, özellikle de yapay zekânın adaletsizlikleri derinleştiren yönü kimi zaman göz ardı ediliyor. Oysa yapılan ilmi araştırmalar, yapay zekanın kötü uygulamaları tekrar ederek, toplumsal eşitsizlikleri pekiştirdiğini ortaya koyuyor. ▪ Burada şunu da söylemek durumundayım… Yapay zekâ teknolojileri ve algoritmaların mağdurları arasında ilk sırada kadınlar yer almaktadır. İş başvurularından sosyal medya platformlarına kadar birçok farklı mecrada kadınlar, yapay zekanın eşitsizlikleri artıran bu çirkin yüzüne maalesef, çok sık muhatap olmaktadır. Regülasyon eksikliği başka alanlar gibi burada da en ciddi sorundur. ▪ Elbette bunu tersine çevirmek bizim elimizdedir. Sadece dezavantajların önüne geçilmesinde değil, kadınların eşit haklara erişebilmesinde ve kendilerini geliştirebilmelerinde de yapay zekadan istifade edebiliriz. Bunun için yapay zekâ algoritmalarında ve veri tabanlarında dezavantajlı kesimleri gözeten temel prensiplerin belirlenmesine ihtiyaç duyuluyor. ▪ Daha fazla mağduriyet oluşmadan, sorunlar daha fazla kronikleşmeden bu konuda evrensel bir deklarasyona imza atılması gerektiğine inanıyoruz. KADEM’in ülkemizde bu sürece öncülük etmesinde fayda vardır. Zirvenin bu alanda yeni bir dönemin başlangıcı, ilk adımı olmasını temenni ediyorum. #AIandWomen

Fahrettin Altun

47,734 Aufrufe • vor 1 Jahr

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.
2:41

Sensitive content

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.

Abese İrca

130,498 Aufrufe • vor 4 Monaten

1⃣-) Kemalist görünümlü hesapların dünden beri X'te yaptığı şey aslında tam olarak DAEŞ propagandası. Diğer terör örgütlerinin büyük çoğunluğundan farklı olarak DAEŞ, artık eylemlerini belirgin ve sabit bir amaca yönelik gerçekleştirmiyor. Yıllardır İsrail'in ihtiyacı olduğu zamanlarda alet kutusundan çıkardığı, işi bitince tekrar yerine koyduğu bir aparat olarak varlığını sürdürüyor. Bu örgüt, devlet kurma ya da ideolojisini geniş kitlelere yayma gibi amaçlardan tamamen uzaklaşmış durumda. DAEŞ, Kendi militanları dışındaki herkesi kafir kabul eden, yalnızca Müslümanlara saldıran ve amacı İslam coğrafyasında korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmak olan çok açık bir İsrail organizasyonu. Bu terör örgütü, Türkiye'den toprak istemiyor, rejim değiştirmek ya da siyasi bir takım taleplerinin gerçekleşmesini sağlamak gibi bir amacı da yok. Zaten bu hedefe yönelik bir propagandası ya da üzerinden siyasi talepler geliştireceği bir kitlesi de mevcut değil. Son derece içine kapalı bir hücre yapılanması ile yıllarca bekleyip İsrail'den gelen talimatla anlık olarak harekete geçiyorlar. Nitekim herkesin önceden tahmin ettiği gibi yine İsrail'in tam ihtiyaç duyduğu anda sahneye çıktılar. Belliki bu terör eylemleri marifetiyle, Suriye'deki PKK unsurlarının silah bırakmasını engellemeyi ve Türkiye'de korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmayı hedefliyorlar. Ancak DAEŞ'in Türkiye'de yapacağı herhangi bir eylem, tek başına bir korku ortamının oluşmasına tabiiki yetmiyor. ABD, Avrupa ve hatta Avustralya'nın en büyük şehirlerinde çok daha şiddetli terör eylemlerinin yaşandığı böyle bir dönemde, Türkiye'de gerçekleştirdikleri bu tip eylemlerle amaçlarına ulaşmalarının imkansız olduğunu sanırım herkes kabul ediyordur. Bu yüzden eylemlerinin toplum üzerindeki etkisini artıracak propagandaya ve algı operasyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Tam bu noktada sosyal medyada FETÖ tarafından kurulan yapı yine devreye giriyor ve DAEŞ'in eylemlerinin amacına ulaşması için gereken propagandayı hayata geçiriyor. Bu örgütün övülmeye ya da sempati toplamaya değil daha fazla korku ve nefret yaymaya ihtiyacı var. Bu açıdan bakıldığında dünden beri X platformunda Kemalist görünümlü FETÖ hesaplarının kusursuz bir DAEŞ propagandası yürüttüğünü söyleyebilirim. Tam olarak DAEŞ'in yani aslında İsrail'in hedeflediği şekilde, terör eylemleri üzerinden Müslümanlara ve silahsızlanma sürecine saldırıyorlar. FETÖ yapılanmasının en aktif hesabı @BRCNYLDRM_'ın gece boyunca yaptığı paylaşımların, hem İslam'a karşı tepki oluşturmaya hem de topluma terörizm üzerinden korku vermeye yönelik olduğu son derece açık. Bu aşağıda gördüğünüz son paylaşımında DAEŞ'in Türkiye'de 500 bin hücresi olduğunu iddia ediyor. Kaynak olarak alıntıladığı hesap, Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci isminde birisine ait. Şahıs, 2013 yılında Irak TV'sinde yayınlanan bir videoda EL KAİDE'nin böyle bir açıklama yaptığını iddia ediyor. Videoya dair hiçbir kanıt sunmadığı gibi net bir tarih ve kanal ismi de vermiyor. Bircan Yıldırım da uydurma olduğu her halinden belli olan bu saçmalığı, EL KAİDE'yi IŞİD'e çevirip kendi yalanını da ekleyerek paylaşıyor. Yani Bircan Yıldırım'ın iddiasına göre her hücrede bir kişi bile olsa en az 500 bin terörist şu an Türkiye'de gizleniyor anlamı çıkıyor. (DAEŞ'in zirve dönemindeki toplam militan sayısı bile 100 bin civarındaydı.) Alıntı yaptığı Atabey Kahveci, komplo teorileri uydurmasıyla tanınan bir sosyal medya ünlüsü. Barış Manço'nun reenkarnesinin olduğu ama devletin sakladığını, Papa'nın ziyaret sebebinin gizli bir kara büyü adasını bulmak olduğu gibi deli saçması başka iddiaları da var. (Aşağıdaki videonun devamında görebilirsiniz.) FETÖ yapılanması onun paylaşımına da RT desteği vermiş. İşte Bircan Yıldırım, bir terör saldırısının hemen sonrasında İslam'a kin kustuğu çok sayıda paylaşımla birlikte, topluma korku salmak amacıyla yanlış bilgilerle donattığı bu saçmalığı da paylaşıyor. İşte bu, örgütün Türkiye'de yaptığı bütün terör eylemlerinin amacını karşılayan net bir DAEŞ propagandası ve gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Aynı anda harekete geçen binlerce RT hesabı da @BRCNYLDRM_ gibi hesapların topluma korku ve nefret pompaladığı bu paylaşımları organize şekilde yaymaya başlıyor. -Alttaki paylaşımda devam ediyorum-

Abese İrca

30,709 Aufrufe • vor 7 Monaten

🔴 Ensar Heyeti Alimleri kurumu: Buradan tüm kabilelere ve aşiretlere, özellikle de komşu ülkelerdeki şeref ve hamiyet sahibi insanlara sesleniyoruz: Gazze için seferber olun! Bizler, kardeşlerimizin çağrısına icabet etmeye ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti doğrultusunda ön saflarda yer almaya hazır olduğumuzu bildiriyoruz. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” Gazze’nin içinde bulunduğu durum artık her sınırı aşmıştır. Açlıktan ve susuzluktan şehit olanları ekranlarda izliyoruz, ama elimizden bir yudum su ya da bir şişe ilaç ulaştırmak dahi gelmiyor. Bu, çağımızın utancı, tarihin yüz karası, ebedi bir leke hâline gelmiştir. Bu zulüm karşısında hiçbirimiz, ne dinen ne de insanlık adına, kıyamet gününde sorumluluktan muaf olamayız. Gazze halkı, 11 aydır açlıkla, kuşatmayla ve ölümle mücadele ediyor. Milyarı aşan ümmet ise, onları savaş silahları kadar etkili bir şekilde öldüren bu kuşatmayı kıramıyor. Hayat damarı olan sınır kapısı hâlâ kapalı; yiyecek ve ilaç geçişine izin verilmiyor. Sanki bir çocuğun susuzluktan can verişi ya da açlıktan kıvranan bir bebeğini kucaklayan annenin görüntüsü artık normalleşmiş gibi. Ebu Ubeyde’nin konuşması, sadece bir uyarı değil; bir ifşa idi. Suskunları, işbirlikçileri ortaya çıkardı ve hepimizi kıyamet günü için muhatap kıldı. Biz, şehitlerimizi ve mücahitlerimizi Rabbimizin huzurunda bize şefaatçi olmaları için umutla beklerken, üzerimize düşeni yapmazsak, belki de onların davacısı olacağı kişilerden oluruz. Buradan, İslam ülkelerindeki hükümetlere çağrımızdır: Gazze halkına yardım etmek isteyen ümmetin önünü açın! Daha önce Afgan cihadı ve başka cephelerde açtığınız bu kapıyı şimdi neden kapatıyorsunuz? Eğer karar gücünüz yoksa, bari sınır kapılarını açın ki açlıktan ve susuzluktan ölen kardeşlerimizi görebilelim. UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) zaten açıklama yaptı: Ariş şehrinde bekletilen gıda yardımları, Gazze halkının üç aylık ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Kapıları açın ki, bize bahane kalmasın! Hiç olmazsa, Gazze halkıyla birlikte biz de aç kalalım. Gazze halkının bu kadar korkunç bir kuşatma karşısında dimdik durduğunu ve çocuklarının şehadetine sevinirken, onların açlıktan ölmesine asla razı olmadığını gördük. İslam ülkelerinin hükümetlerini ve onların bünyesinde çalışan herkesi uyarıyoruz: Bu savaşta sergilediğiniz siyaset, İslam’daki dostluk ve düşmanlık bağlarını koparmakta ve sizi Allah’ın gazabına yaklaştırmaktadır. Çünkü Gazze’de her an yaşanan acı, açlık ve kuşatma, hem dünyada hem ahirette azabı üzerinize çekebilir. Bu hükümetlere hitabımız, yalnızca Allah katındaki mazeretimizi sunmak içindir. Zira son 700 gün boyunca hiçbir harekette bulunmadınız. Bu nedenle, başta komşu ülkelerdeki kabile ve aşiretlere sesleniyoruz: Suriye halkını destekleyen yiğit Arap aşiretlerinin yaptığı gibi, Gazze’ye de sahip çıkın! Ebu Ubeyde, konuşmasında sorumluluğu herkesin, özellikle de âlimlerin omuzlarına koydu. Biz de kardeşlerimizin çağrısına icabet etmek için ön saflarda olmaya hazırız. El-Ezher’in ilmi ve tarihî ağırlığı, onu bu konuda herkesten daha sorumlu kılıyor. Eminiz ki El-Ezher Şeyhi Ahmed et-Tayyib’in atacağı kararlı bir adım, bu kuşatmayı ya kıracak ya da en azından ümmetin liderleri ve âlimleri üzerindeki bireysel farz olan bu görevi yerine getirmiş olacaktır. Tarih, sizi İzzeddin bin Abdüsselam gibi kahramanların yanına yazmak için sayfalarını açmıştır, ey değerli imam. Aksi takdirde, cevabınızı hazırlayın; çünkü Ebu Ubeyde, hepimizi ilahî adaletin mahkemesine şikâyet etti. Allah’tan niyaz ederiz ki kardeşlerimizin üzerindeki bu sıkıntıyı gidersin ve bizleri bu konuda sebep olanlardan kılsın. Allah doğruya yöneltendir. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salat ve selam, Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.

Mahfil

50,739 Aufrufe • vor 1 Jahr

BAKAN AÇIKLAMASINA YÖNELİK DEĞERLENDİRMEMİZ! 1) Buradan da görüyoruz ki, doğru, yasal ve etkili bir örgütlü mücadele ve yanlışa toplu bir şekilde itiraz etmek, kazanım elde etmenin; var olan kazanımları korumanın yegâne yoludur. Sosyal medya platformları üzerinden yaptığımız ortak etiket etkinlikleri ve meydandaki eylemlerimiz sonucunda gelen bu açıklama, bize göre baştan bir yanlış anlaşılma değil, HATA YAPILMAMASI için verilen mücadelenin sonucu, örgütlü bir mücadelenin KAZANIMIDIR. ANCAK! 2) Hemşirelik Kanunu dün çıkmamıştır. 1954 yılında çıkan, 2007’de güncellenen, 2010 ve 2011 yıllarındaki yönetmeliklerle çalışma alanı, görev ve yetkileri derinleştirilen mevzuat açıktır. Bu hükümler, başka bir devletin hükmü değildir ve kamu/özel ayrımı SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Bir meslek kamuda farklı, özelde farklı uygulanamaz. Hemşirelik görev, yetki ve sorumluluk alanındaki girişimler, ÇALIŞMA ALANI FARK ETMEKSİZİN, SADECE HEMŞİRELER tarafından uygulanabilir. Bunun aksi uygulamalar, yasal olmadığı gibi halk sağlığı için de bir tehdittir. 3) Sağlık, çok disiplinli hizmetin lüks değil, zorunluluk olduğu bir alandır. Hiçbir sağlık disiplini, bir diğerinin AMİRLİĞİNDE, GÖZETİMİNDE olamaz, olmamalıdır. Bahse konu meslek grupları, her ne kadar geliştirilmesi gerekiyor olsa da kendi iş ve görev tanımları olan meslek gruplarıdır. Başından beri YARDIMCI isimli sınıflandırmanın karşısında olduğumuz malumdur. 4) Açıklama ne yazık ki hala eksiktir. Dile getirilen “onların olmadığı yerde, onların işlerini” ifadesi hala muğlaktır ve tedirginliğimizi arttırmaktan öteye gitmemiştir. Buradan tekrar yineliyoruz, tekniker eksikliği, hemşire eksikliği tüm politika yapıcı unsurların bilgisi dahilindedir. EKONOMİK POLİTİKALAR SAĞLIK HİZMETİNDEN ÇALAMAZ; SEÇİM YATIRIMLARI, HALKIN SAĞLIĞINDAN DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR. Bir an önce, birbiri yerine görevlendirme ve ası/üst yaratma çabası sonlanmalı; ihtiyaç olan her meslek grubu için kamu atamaları gerçekleştirilmeli, özel sektörde çalışan sağlık çalışanlarının özlük hakları ilgili mevzuatları kapsamında geliştirilmelidir. 5) Bu açıklama ve daha önceki açıklamaları birleştirdiğimizde, ilgili değişiklik girişiminin ne yazık ki hiçbir şekil, şart ve konjonktürde onaylamayacağımız bir olgu olan “ucuz iş gücü” yaratma derdi taşıdığını düşündürmektedir. Sağlık insan gücü, nitelikli personel gerektiren ve çalışan personelin meslek tanımına, eğitimine, deneyimine ve taşıdığı risk durumuna göre finanse edilmesi gereken bir kavramdır. Ucuz iş gücü arayışı, sağlıksız toplumdan çekinilmediğini gösterir ve bu tümüyle insan canına kast etmektir. Ülkemizin Sağlık Bakanının böyle bir düşünce ve niyet taşımadığına inanıyor, bir an önce bu işin yapılması gerektiği gibi yapılmasını talep ediyoruz. Kamuoyuna ve değerli sağlık çalışanlarına saygıyla arz ederiz. HEP-SEN Her adımda iz bırakan FARK yaratan sendika! HEP-SEN T.C. Sağlık Bakanlığı Dr. Fahrettin Koca 🌐 📷 0216 759 44 14 📷 📷 #nedenhepsen #hepimizinsendikası #hepsen2024 #Hepsen #Hepseninle #BakanKocayaMektupVar #hemşirelik #hemşire #tekniker #sağlıkçalışanı #sağlıkbakanı

HEP-SEN

14,107 Aufrufe • vor 2 Jahren

Gazze’ye Yardım Ulaşıyor mu? Ülkemizin Küresel İyilikteki Yeri Üzerine! 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, tarihin en yıkıcı saldırılarından birine sahne oluyor. Sivil yerleşim alanlarının hedef alınması, altyapının çökmesi, hastanelerin işlevsiz hâle gelmesi ve milyonlarca insanın temel ihtiyaçlara erişememesiyle birlikte, Gazze bir açık hava hapishanesinden çok, enkaz hâline gelmiş bir hayatta kalma alanına dönüşmüş durumda. Böylesi bir ortamda kamuoyunun en çok sorduğu sorulardan biri şu: Gazze’ye gerçekten yardım ulaşıyor mu? Yardım Giriyor mu? Evet, Ama... 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye yardım ulaşıyor. Evet, bu süreç çoğu zaman uzun sürüyor, yolları zorlu ve belirsizliklerle dolu. Ancak ateşkes dönemlerinde ciddi stoklamalar yapılarak içerideki ihtiyaçlara bir nebze olsun yanıt verilebildi. Şu anda hâlen o dönemlerde ulaştırılan yardımların etkisiyle bazı temel ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılıyor. Fakat ihtiyaçla orantılandığında bu yardımların yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. İçeriye yardım ulaştırmanın ne kadar güç ve karmaşık olduğu zaten bilinen bir gerçek. Bu nedenle bugün bu yolları tartışmanın değil, yardımı sürdürülebilir kılmanın yollarını konuşmanın zamanı. Sadece Yardım Değil, Baskı da Gerekli: Bugün Gazze’ye yapılan yardımlar elbette hayati önemde. Ancak yardım etmek kadar, bu yardımların engellenmeden, etkin şekilde ulaştırılabilmesi için siyasi baskı oluşturmak da zorunludur. Sadece bağış yapmakla kalınmamalı; Mısır ve Ürdün gibi sınır ülkelerin hükümetleri bu konuda sessiz kalmamalı. Bilgi Kirliliğine Dikkat: Her Duyduğunu Paylaşma Zaman zaman, kimi art niyetli, kimisi de aşırı hassasiyetten dolayı, Gazze’ye yardımların akıbeti hakkında sosyal medyada yalan veya eksik bilgiler yayılıyor. Bu tür içerikler, sahada büyük emekler veren kuruluşların motivasyonunu zedelerken, bağışçılar arasında da güvensizlik oluşturuyor. Oysa böyle bir ortamda en çok ihtiyaç duyulan şey; sükûnet, sağduyu ve teyitli bilgidir. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kişiye her duyduğunu söylemesi ve paylaşması günah olarak yeter.” Bu hadis, bizlere açıkça gösteriyor ki, özellikle bu kadar kırılgan bir meselelerde bilgi paylaşırken son derece dikkatli olmak zorundayız. Çünkü her yanlış bilgi, oradaki insanların hayatına dokunan zinciri zayıflatabilir. Türkiye’nin İnsani Yardım Politikası: Türkiye, son yıllarda dünyanın en fazla insani yardım yapan ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. OECD ve Küresel İnsani Yardım Raporları’na göre, Türkiye 2017 yılında milli gelire oranla dünyanın en cömert ülkesi oldu ve bu unvanını hâlen koruyor. 2023 itibariyle Türkiye’nin insani yardım miktarı 7 milyar doları geçti. Bu yardımlar yalnızca para değil; sahra hastanelerinden mobil sağlık ekiplerine, gıdadan su arıtma sistemlerine kadar geniş bir alanı kapsıyor. Filistin özelinde de Türkiye, hem devlet eliyle hem de sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla Gazze’ye sistemli ve kapsamlı destek sunuyor. TİKA, AFAD, Kızılay, Umut Kervanı Vakfı, İHH gibi onlarca kurumlar bu sürecin öncüsü durumunda. Gazze’de yaşananlar, sadece bir halkın dramı değil, insanlığın vicdan testidir. Bu testten geçebilmek için yardımı yalnızca bir maddi destek olarak değil, bir ahlaki sorumluluk ve insani görev olarak görmek gerekir. Türkiye bu noktada önemli bir misyon üstlenmiş durumda. Fakat unutulmamalıdır ki, insani yardım süreklilik ister. Bağışçılar; duygusal dalgalanmalardan, medya gündemlerinden bağımsız bir şekilde, kalplerinin mutmain olduğu, kendilerinin daha çok güven duyduğu vakıf ve kuruluşlar aracılığıyla yardımlarına mutlaka devam etmelidir. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça asla iyiliğe ulaşamazsınız.” Bu ayet bize gösteriyor ki, gerçek iyilik; elimizden gelenin fazlasını, yüreğimizden kopanı verebildiğimizde başlar. Kalbiniz mutmainse ve kendinize daha çok güven duyduğunuz bir kuruma ulaştıysanız, tereddüt etmeden yardım etmeye devam edin.

Erdal ELİBÜYÜK

12,929 Aufrufe • vor 1 Jahr

Konfor seni öldürüyor. Boş vakitlerin içerisinde boğuluyorsun, günahları terk edemiyorsun, ruhunu öldürüyor, enerjini tüketiyorsun, hiçbir işi hakkıyla yapamayıp dinleneceğin vakti beklemeye koyuluyorsun. Çok zayıfsın ama bu sen değilsin. İçerisinde yaşadığın yüzyıl ve modernite seni bu hâle getirdi. En büyük düşmanın göz kapaklarından soktuğun haramlardan başkası değil. Bundan daha aşağılık ve ezik bir davranış asla gelmedi ve gelmeyecek. Günahlar içerisinde ya namazları terk edeceksindir ya da günahları. Aynı kalp ikisini beraber taşıyamayacak ve acıdan kıvranacaktır. Sen seçimini namazdan yana kullanacaksın. Allah'a bir adım attığında O'nun sana on adım atacağından haberdar değil misin? Yeis'in en büyük günahlardan biri olduğunu bilmiyor musun? Allah'tan ümidini kesmek gibi bir hâle nasıl düşersin? Allah'ın seni her saniye gördüğünden nasıl bihaber davranabilirsin? Sen O'nu ve eğer gerçekten ister ve mücadele edersen sana verebileceklerinin farkında değil misin? -10.994 metre derinliğindeki Mariana Çukurundaki türlerin dahi rızkını gönderen Rabbinin seni unuttuğunu mu zannediyorsun? Haddini fazla aşıyorsun. Şefkat tokadı yeme zamanın gelmiş geçmiş belli ki. Seni artık ancak şöyle sağlam bir Osmanlı Tokadı paklayacak gibi görünüyor. AYAĞA KALK ARTIK! Sana önce güzel bir fiziksel şok vereceğiz. Abdest almak için musluğun başına her gittiğinde suyu en soğuğa getirip öyle abdest alacaksın. Yüksek iradeli insanlar buzlu suya giriyorlar her gün çünkü insan bedenine inanılmaz iyi geliyor. Keşkelerle yaşamayı keseceksin, geçmişle boğuşmayı ve hatalarınla boğuşmayı keseceksin. Şeytanın seni günaha sokmadan önce basit gösterip günahtan sonra zor gösterdiğini, tövbeye gitmemen için kafanın içinde 40 tane film çektiğini ve seni dipsiz kuyulara çektiğini aklından çıkarmayacaksın. Yolculuğuna Nasuh tövbesi ile başlayıp geçmiş hatalarını terk edeceksin. Allah'ın senden istediği de budur. Bunu yaparsan biiznillah o günahları hiç yapmamış gibi olacaksın. Daha önünde yürünecek çok uzun bir yol var hatta daha başlamadın bile. Hem borçlu olduğun bu memleket hem de dünyanın sana ihtiyacı var. Faydalı ve üreten bir adam olacaksın. Zeki ve güçlü bir müslüman olacaksın. Her gün sosyal medyada bir boka yaramayan gerizekalı gereksiz tiplerin sözlerini haberleştirilip önüne getirilmesine şahit oluyorsun. Bir basit başıboş sokak köpeği sorununa bile ses olamıyorsun. Oraya kaydır buraya kaydır diye gezinip hiçbir şey üretmeden paralar içerisinde yüzen tiplerin arasında hayatı sorguluyorsun. Sosyal medyaya da lazımsın. Etkileşim gücü olacak biri varsa sen olacaksın. Boykot ve yapılan hashtag çalışmaları gibi işlerin buralardan geçtiğini görüyorsun. Ekmeğini taştan çıkartacaksın. Bahanelere ve zorluklara kulak tıkayıp hedefine odaklanacaksın. İmkan getirmek için uğraşmaya ve erken yaşta evlenmeye çalışacaksın. 30'dan sonra evlenilir, birbirlerini tanımaları lazım, siz daha çocuksunuz, erkekler geç olgunlaşır gibi deli saçmalarını duymayacaksın. Erken yaşta evlenip evliliğinden aldığın mutluluk, huzur ve enerjiyle verimin daha da artacak. Çile çekeceksin. Resulullah (s.a.v.)'in çektiği çilelere benzer çileler çekmek için yırtınacaksın. Taif'te taş yemiş bir peygamberin ümmeti olarak günü geldiğinde Allah yolunda yiyeceğin bir taş veyahut taş hükmünde yiyeceğin bir kötülüğü sünnete uymak olarak bilecek ve bu irade ve inançla devam edeceksin. Önce bu çileleri çekecek gücü kazanacaksın. Her düştüğünde tekrar kalkacaksın. Seni yere düşüren her ne ise yerdeyken sırıtarak onun suratına bakıp ‘‘elinden gelenin hepsi bu mu?’’ diyeceksin. Çünkü sen düştüklerinden ders çıkartan güçlü bir iradeye sahipsin, olacaksın. Muhammed Ali'nin konuşmalarına hiç göz attın mı? Başardığı her şeyi Allah'a borçlu olduğundan bahsediyor. Evet, sen de böyle olacaksın. Herkesin kendine özgü bir parmak izi olması gibi biricik bir deneyim yaşadığının, senden başka olmadığının farkına varacaksın. Allah seni seviyor, bunun hakkını vereceksin. Allah'ın sevmediği kullardan olmamalısın, olmayacaksın. Bunlar arkamdaki okyanusa elimi daldırıp suratına attığım birkaç damla su sadece. Sen okyanusa dalacaksın. Boğulacaksan büyük suda boğulacaksın. Yerinden kalkmazsan sıradan tiplerden biri olarak yaşayıp öleceksin. Böylesini aşık olduğun kişinin, arkadaşlarının, herhangi bir insanın sevmeyeceği gibi Allah'ta sevmeyecektir. Allah taşıyabileceğinden fazlasını kuluna yüklemez. O halde kalk ve taşıyabileceğin yükü arttır! Çünkü Gazze'de olduğu gibi yükü sırtlanacak çok durak var ve kimsenin taşımaya niyeti yok. Sen bunu başaracaksın. Değişimin bambaşka olacak buna inanıyorum. Sen de inanacaksın. Potansiyelinin farkına varacak ve yola koyulacaksın. Daha gidecek çok menzilimiz var. Her şey daha yeni başlıyor. Allah azze ve celle ye secdelerde seslenecek ve ‘‘Beni al ve kendi yolunda kullan Ya Rabbi! Senin yolunda yürüt, mücadele ettir, iş ve eşimi senin yolunda yaşayabilmeyi, senin yoluna fayda verebilmeyi, her mazluma, derde, sıkıntıya koşabilecek bir durak olabilmeyi bana nasip et, hayal dahi kuramayacağım bir güç nasip et, kapına geldim beni geri çevirme’’ diyeceksin. Herkese karşı güçlü duracaksın lakin Allah Teâlâ'ya karşı aciz olacaksın ki zaten acizsin. Ayrıca sana tavsiye edebileceğim en mükemmel şey hayatına teheccüdü kazandırmak olacaktır. Hiçbir flood dayanmaz onun faydalarını anlatmaya bizzat kendin araştırmalısın. Neyse artık işe koyulma zamanı. Her ne okuyor, ne yapıyor veya hiçbir şey yapmıyorsan dahi bu okuduklarını uygulayabilecek bir fırsata sahipsin. Mezarlıklarda dünyaya dönüp bu saydığım işleri yapabilmek için her saniye Allah'a yalvaran insanlar dolu. Ancak hayat bir kere yaşanıyor. Onlar da bir zamanlar yaşıyorlardı. Sen henüz orada değilsin. Zira hayattasın ve film hâlâ devam ediyor. Oscar sadece ismi olan içi bomboş bir çöpten ibaret. Öyle bir film ortaya çıkart ki sana özel ödüller çıkartılmak zorunda kalınsın. Haydi artık gitme zamanı. Allah teâlâ ayağına taş, gözüne yaş değdirmesin. Bismillahirrahmanirrahim.
0:45

Sensitive content

Konfor seni öldürüyor. Boş vakitlerin içerisinde boğuluyorsun, günahları terk edemiyorsun, ruhunu öldürüyor, enerjini tüketiyorsun, hiçbir işi hakkıyla yapamayıp dinleneceğin vakti beklemeye koyuluyorsun. Çok zayıfsın ama bu sen değilsin. İçerisinde yaşadığın yüzyıl ve modernite seni bu hâle getirdi. En büyük düşmanın göz kapaklarından soktuğun haramlardan başkası değil. Bundan daha aşağılık ve ezik bir davranış asla gelmedi ve gelmeyecek. Günahlar içerisinde ya namazları terk edeceksindir ya da günahları. Aynı kalp ikisini beraber taşıyamayacak ve acıdan kıvranacaktır. Sen seçimini namazdan yana kullanacaksın. Allah'a bir adım attığında O'nun sana on adım atacağından haberdar değil misin? Yeis'in en büyük günahlardan biri olduğunu bilmiyor musun? Allah'tan ümidini kesmek gibi bir hâle nasıl düşersin? Allah'ın seni her saniye gördüğünden nasıl bihaber davranabilirsin? Sen O'nu ve eğer gerçekten ister ve mücadele edersen sana verebileceklerinin farkında değil misin? -10.994 metre derinliğindeki Mariana Çukurundaki türlerin dahi rızkını gönderen Rabbinin seni unuttuğunu mu zannediyorsun? Haddini fazla aşıyorsun. Şefkat tokadı yeme zamanın gelmiş geçmiş belli ki. Seni artık ancak şöyle sağlam bir Osmanlı Tokadı paklayacak gibi görünüyor. AYAĞA KALK ARTIK! Sana önce güzel bir fiziksel şok vereceğiz. Abdest almak için musluğun başına her gittiğinde suyu en soğuğa getirip öyle abdest alacaksın. Yüksek iradeli insanlar buzlu suya giriyorlar her gün çünkü insan bedenine inanılmaz iyi geliyor. Keşkelerle yaşamayı keseceksin, geçmişle boğuşmayı ve hatalarınla boğuşmayı keseceksin. Şeytanın seni günaha sokmadan önce basit gösterip günahtan sonra zor gösterdiğini, tövbeye gitmemen için kafanın içinde 40 tane film çektiğini ve seni dipsiz kuyulara çektiğini aklından çıkarmayacaksın. Yolculuğuna Nasuh tövbesi ile başlayıp geçmiş hatalarını terk edeceksin. Allah'ın senden istediği de budur. Bunu yaparsan biiznillah o günahları hiç yapmamış gibi olacaksın. Daha önünde yürünecek çok uzun bir yol var hatta daha başlamadın bile. Hem borçlu olduğun bu memleket hem de dünyanın sana ihtiyacı var. Faydalı ve üreten bir adam olacaksın. Zeki ve güçlü bir müslüman olacaksın. Her gün sosyal medyada bir boka yaramayan gerizekalı gereksiz tiplerin sözlerini haberleştirilip önüne getirilmesine şahit oluyorsun. Bir basit başıboş sokak köpeği sorununa bile ses olamıyorsun. Oraya kaydır buraya kaydır diye gezinip hiçbir şey üretmeden paralar içerisinde yüzen tiplerin arasında hayatı sorguluyorsun. Sosyal medyaya da lazımsın. Etkileşim gücü olacak biri varsa sen olacaksın. Boykot ve yapılan hashtag çalışmaları gibi işlerin buralardan geçtiğini görüyorsun. Ekmeğini taştan çıkartacaksın. Bahanelere ve zorluklara kulak tıkayıp hedefine odaklanacaksın. İmkan getirmek için uğraşmaya ve erken yaşta evlenmeye çalışacaksın. 30'dan sonra evlenilir, birbirlerini tanımaları lazım, siz daha çocuksunuz, erkekler geç olgunlaşır gibi deli saçmalarını duymayacaksın. Erken yaşta evlenip evliliğinden aldığın mutluluk, huzur ve enerjiyle verimin daha da artacak. Çile çekeceksin. Resulullah (s.a.v.)'in çektiği çilelere benzer çileler çekmek için yırtınacaksın. Taif'te taş yemiş bir peygamberin ümmeti olarak günü geldiğinde Allah yolunda yiyeceğin bir taş veyahut taş hükmünde yiyeceğin bir kötülüğü sünnete uymak olarak bilecek ve bu irade ve inançla devam edeceksin. Önce bu çileleri çekecek gücü kazanacaksın. Her düştüğünde tekrar kalkacaksın. Seni yere düşüren her ne ise yerdeyken sırıtarak onun suratına bakıp ‘‘elinden gelenin hepsi bu mu?’’ diyeceksin. Çünkü sen düştüklerinden ders çıkartan güçlü bir iradeye sahipsin, olacaksın. Muhammed Ali'nin konuşmalarına hiç göz attın mı? Başardığı her şeyi Allah'a borçlu olduğundan bahsediyor. Evet, sen de böyle olacaksın. Herkesin kendine özgü bir parmak izi olması gibi biricik bir deneyim yaşadığının, senden başka olmadığının farkına varacaksın. Allah seni seviyor, bunun hakkını vereceksin. Allah'ın sevmediği kullardan olmamalısın, olmayacaksın. Bunlar arkamdaki okyanusa elimi daldırıp suratına attığım birkaç damla su sadece. Sen okyanusa dalacaksın. Boğulacaksan büyük suda boğulacaksın. Yerinden kalkmazsan sıradan tiplerden biri olarak yaşayıp öleceksin. Böylesini aşık olduğun kişinin, arkadaşlarının, herhangi bir insanın sevmeyeceği gibi Allah'ta sevmeyecektir. Allah taşıyabileceğinden fazlasını kuluna yüklemez. O halde kalk ve taşıyabileceğin yükü arttır! Çünkü Gazze'de olduğu gibi yükü sırtlanacak çok durak var ve kimsenin taşımaya niyeti yok. Sen bunu başaracaksın. Değişimin bambaşka olacak buna inanıyorum. Sen de inanacaksın. Potansiyelinin farkına varacak ve yola koyulacaksın. Daha gidecek çok menzilimiz var. Her şey daha yeni başlıyor. Allah azze ve celle ye secdelerde seslenecek ve ‘‘Beni al ve kendi yolunda kullan Ya Rabbi! Senin yolunda yürüt, mücadele ettir, iş ve eşimi senin yolunda yaşayabilmeyi, senin yoluna fayda verebilmeyi, her mazluma, derde, sıkıntıya koşabilecek bir durak olabilmeyi bana nasip et, hayal dahi kuramayacağım bir güç nasip et, kapına geldim beni geri çevirme’’ diyeceksin. Herkese karşı güçlü duracaksın lakin Allah Teâlâ'ya karşı aciz olacaksın ki zaten acizsin. Ayrıca sana tavsiye edebileceğim en mükemmel şey hayatına teheccüdü kazandırmak olacaktır. Hiçbir flood dayanmaz onun faydalarını anlatmaya bizzat kendin araştırmalısın. Neyse artık işe koyulma zamanı. Her ne okuyor, ne yapıyor veya hiçbir şey yapmıyorsan dahi bu okuduklarını uygulayabilecek bir fırsata sahipsin. Mezarlıklarda dünyaya dönüp bu saydığım işleri yapabilmek için her saniye Allah'a yalvaran insanlar dolu. Ancak hayat bir kere yaşanıyor. Onlar da bir zamanlar yaşıyorlardı. Sen henüz orada değilsin. Zira hayattasın ve film hâlâ devam ediyor. Oscar sadece ismi olan içi bomboş bir çöpten ibaret. Öyle bir film ortaya çıkart ki sana özel ödüller çıkartılmak zorunda kalınsın. Haydi artık gitme zamanı. Allah teâlâ ayağına taş, gözüne yaş değdirmesin. Bismillahirrahmanirrahim.

Yunus 🇵🇸

79,191 Aufrufe • vor 2 Jahren

ÇOK DAHA BÜYÜK KIYAMETE HAZIRLIK VAR! GAZZE İLE BEYRUT’LA SINIRLI KALMAYACAK. BÜTÜN OLAĞANÜSTÜLÜKLERE HAZIR OLUN! PEKİ NELER OLUYOR? 1- İran, yıllarca örgütler üzerinden anavatanı korudu. Savaşı, tehditleri kendi sınırlarından uzakta, Lübnan’da, Yemen’de, Suriye’de tuttu. Bölgedeki bütün Şii grupları örgütleştirdi, savaşa sürdü, kendini güvene aldı. 2- Bunları yaparken bütün coğrafyaya yayıldı, “Bölgesel İran” tezini işledi. Ama coğrafyaya açıldıkça kendi içinde zayıfladı. Coğrafyada güçlendi İran’da zayıfladı. 3- Tehdit yeniden İran’a yönelince bu örgütleri bir bir kurban vermeye, gözden çıkarmaya başladı. Onları koruyamaz, korumaz hale geldi. On yıllardır İran için savaşan örgütler yapayalnız, savunmasız, ABD ve İsrail’in önünde çaresiz bırakıldı. 4- Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın ve örgütün bütün komuta kademesinin öldürülmesinin coğrafya etkisi çok büyük olacak. Gazze’de soykırım işlenirken sadece kuru tehditler savurup hiçbir şey yapmayan İran ve Hizbullah, iş Lübnan’a gelince tamamen iflas etti. 5- Böyle olunca da, Irak’taki, Suriye’deki, Lübnan’daki, Yemen’deki, coğrafyanın bir çok bölgesindeki Şii örgütler için, Arap kökenli Şiiler için bir sorgulama dönemi başlayabilir. 6- Hizbullah, onca silah gücüne rağmen, şuana kadar, Hamas kadar bile direniş gösteremedi. İran ve Hizbullah’ın bu çaresizliği, etkisizliği yıllardır Şii Hilali kuran İran’ın bölgesel stratejilerinin iflas ettiğinin göstergesi oldu. Bu haliyle Tahran’ın tamamen kendini savunmaya odaklandığı, içten içe parçalanma endişeleri taşıdığı açık. 7- İstihbarat alanında tam bir kaos yaşanıyor. Hem İran içinde hem örgütler içinde ABD ve İsrail istihbaratı her istediğini yapıyor. İran’ın ve örgütlerin istihbarat yapısı tamamen devşirilmiş, ele geçirilmiş. İran’daki suikastler, Lübnan’daki nokta vuruşlar büyük bir ihanetin varlığının açık ispatıdır. 8- Halep savaşında Kasım Süleymani ve Hasan Nasrallah’ın yürüttüğü vahşi Sünni katliamları unutulmaz. Adeta bir mezhep soykırımı yapıyorlardı. O zamanlar “Öyle bir gün gelecek ki, İran’ın gözyaşlarını kimse silmeyecek” diye yazmıştım. Ama biz bütün coğrafya için gözyaşı dökeriz! 9- Bugünkü haliyle, bir iflasın ötesinde sorgulamalar da yapılmalı. İran ve örgütleri, bu haliyle bile ABD ve İsrail’in bölgesel hesaplarını kolaylaştırıcı, önünü açıcı bir pozisyonda duruyor. Acımasız olmak istemem ama, bir gizli anlaşma, bir gelecek stratejisi, bir arkadan dolanma, Batılı istilacıları Müslüman topraklara taşıma gibi ürkütücü bir hesabın, pazarlığın kokuları da yayılıyor. 10- Bugün artık Hamas, Hizbullah eksenli düşüncenin çok ötesinde bir durum var. Bölge ölçekli bir tehlike söz konusu. Acilen buna odaklanmak zorundayız. Türkiye de bölge ülkeleri de, meselenin Şiiler, Hizbullah, İran olmadığını, bölgesel harita çalışmaları olduğunu, coğrafyanın yeniden formatlandığını, bunun sadece İsrail işi ve önceliği de olmadığını anlamak zorunda. 11- Soykırımın açık yapıldığı, terörün her çeşidinin uygulandığı, kitlesel terör dönemine geçildiği bu büyük istila, Şii-Sünni meselesi değildir. Bugün İran’ı hedef alıyor gibi görünse de, Türkiye ana ve nihai tehdittir. 12- Temel ilkemiz şudur: Hangi etnik yapı, hangi mezhep söz konusu olursa olsun, Batılı istilacıların coğrafyanın bir karış toprağını bile işgal etmesine karşı durulmalıdır. Bütün hesapların üstündeki ana hesap budur. Hiçbir gerekçe böyle bir istilayı meşru gösteremez. En sevmediğimiz ülkelerin bile istilasına karşı durmak zorundayız. Hiçbir gerekçe İsrail ve ABD’yi haklı kılamaz! 13- Dün Irak’ta 1 milyon insanı öldürenler, dün Afganistan’da korkunç katliamlar yapanlar, yeryüzünün her köşesinde gizli işkence merkezleri kurup binlerce Müslüman genci yok edenler, bugün coğrafyanın başka bölgelerinde aynı şeyi yapıyor. İsrail, ABD, İngiltere ve Avrupalı istilacıların coğrafyamıza yönelik her saldırısına düşmanca karşı durmak şarttır. 14- Bizler; zaafların, iç çatışmaların, akılsız rejimlerin, ülkesini ve halkını düşünmeyen yönetici elitlerin, Batı’nın sömürge valilerinin kurbanlarıyız. Yüzyıllardır bu zaafları kullanarak işgal ve yağma yapıyorlar. Topraklarımızı, kaynaklarımızı, geleceğinizi çalıyorlar. 15- Ne tür rejimler olduğunu bakılmaksızın, bölge ülkeleri, bölge halkları uyanmalı. Bir üst akıl, bir ulus üstü idrak oluşmalı. Yüzlerce yıllık bu istilanın yenilenmesinin önüne geçilmeli. Yoksa gelecek nesillerimiz de, vatanlarımız da, kaynaklarımız da, özgürlüklerimiz de olmayacak. 16- Bugün İran’ın iflasına tanık oluyoruz. Cumhurbaşkanı öldürüldü, Hamas lideri İsmail Haniye Tahran’a davet edilip öldürüldü, Hizbullah kadroları öldürüldü. İran hiçbir şey yapamadı ya da yapmadı. Ama İran’ın iflası coğrafyaya dönük yeni işgallere kapı aralamamalı, gerekçe oluşturmamalı. 17- İsrail yayılmacılığı, ABD ve Avrupa’nın yayılmacılığıdır. Savaşı yeniden coğrafyamıza taşıyanlar, Irak işgaliyle başlattıkları tarihi yeniden harekete geçiriyorlar. Gazze’den sonra Lübnan işgaline başladılar. Sonra Suriye işgali gelecek. Sonra Sina Yarımadası işgal edilecek. Sonra Türkiye’nin bütün Güney sınırları işgal edilecek. Sonra Doğu Akdeniz’den, Ege’den vuracaklar. 18- Gazze sadece Filistin değil. Lübnan sadece Lübnan değil. Suriye sadece Suriye değil. Onlar bir bütün harita üzerinde çalışıyorlar. Beklersek sıra bize gelecek. Tavır ve duruşunu erteleyen her ülkeye gelecek. Bir sabah ansızın Suriye’nin Kuzeyinden İsrail’e kadar bir harita göreceğiz. 19- Türkiye, Şam yönetimiyle barışla ya da savaşla, bu harita parçalanmasına nihai müdahalesini yapmak zorunda. İran sınırından Akdeniz’e kadar İsrail/ABD varlığını işlemez hale getirmek zorunda. PKK/YPG gibi ortaklarını felç etmek, tasfiye etmek zorunda. Bunun için içerideki direnci aşmak zorunda. 20- Türkiye, ölümcül kararlar alıp uygulamak zorunda. Yüzyıllardır coğrafya inşa eden, tarih yapan bir akılla hareket etmek, tarihi sorumluluğunu yerine getirmek zorunda. Gazze ve Lübnan korunamazsa Suriye korunamaz. Suriye korunamazsa Anadolu asla tek parça kalamaz, bunu bilmek zorunda. 21- Öyle ki; kim ne yaparsa yanına kaldığı, elini nereye uzatırsa orada varolduğu, aklı olanın gelecek kurduğu bir tarih dönemi bu. Şu bilinmeli; Türkiye adım adım bir varoluşla yüzleşmeye doğru gidiyor. Ertelenen her gün ölümcül olacaktır. Ertelenen her gün her şeyi çok daha zor hale getirecektir. İsrail sınırımıza dayanmadan, İsrail askerleri Antep’in, Kilis’in karşısında devriye gezmeye başlamadan PKK ve YPG ezilmek zorunda. 22- Uluslararası sistem çöktü. Devletler düzeni çöktü. Ulus-üstü yapıların tamamı çöktü. Bütün devletler, bütün ülkeler “olağanüstü şartlar"a hazırlanıyor. Sadece akıllı olanlar, sadece güçlü olanlar, sadece ne zaman harekete geçmesi gerektiğini bilenler ayakta kalacak. 23- Şu anki “akıl tutulması” şudur: “Mesele İsrail’in Gazze ve Güney Lübnan sorunudur. Dolayısıyla bu iş sınırlı bir müdahaledir. Olay İsrail-Hizbullah, İsrail-Hamas meselesidir.” Böyle algılayanlar, yapılması gerekeni erteleyenler her şeyi kaybedecektir. 24- Türkiye, acilen Suriye ve Mısır eksenli çok köklü adımlar atmak, bölgedeki güç haritasının sıfırlanmasına engel olmak zorunda. Artık bölge içi düşmanlıkların, çatışmaların hiçbir anlamı kalmamıştır. Artık bölgemizde iki cephe vardır: İstilacılarla birlikte olanlar ve coğrafya için direnip kendi varoluşunu inşa etmek isteyenler. Bunun dışındaki hiçbir krizin, çatışmanın anlamı kalmamıştır. 25- Irak’taki, Suriye’deki, Doğu Akdeniz’deki, Ege’deki Batılı askeri yığınak bölgenin tamamını hedef almaktadır. Türkiye’yi hedef almaktadır. Olağanüstü bir teyakkuz hali söz konusudur. Kimse Batılı kurumlara güvenmesin. Kimse Soğuk Savaş dönemki güç dengelerine güvenmesin. Kimse içinde bulunduğu Batılı ittifaklara güvenmesin. 26- Bu gece Beyrut’a düşen bombalar, Şam’a düşen bombalar yarın Tahran’a da düşecek. Kahire’ye, İstanbul’a da düşebilir. Dedeağaç sınırımıza sadece 30 kilometre! Ege’deki bütün adalar, Rum Kesimi, Suriye’nin kuzeyi, Doğu Akdeniz olağanüstü askeri yığınak Lübnan için, Gazze için değil. Dün İstanbul’a gelenler bir daha gelir, bu muhtemel. Dün Kudüs’e gelenler yarın Mekke’ye gelir, bu muhtemel. 27- Sadece şunu bilin; Batı küresel saltanatını kaybediyor. Büyük medeniyetler ve büyük uluslar geri dönüyor. Batı bu gücü kaybetmemek için olağanüstü çılgınlıkları göze alacaktır. İşte o zaman ezberleriniz hiçbir işe yaramayacak.

İbrahim Karagül

314,820 Aufrufe • vor 1 Jahr

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti İnsan Hakları Eğitim Programı'ndaki konuşmalarından... ▪ Gazze bize küresel sistemin sadece adaletsizliğini değil, aynı zamanda iki yüzlülüğünü de gösterdi. Her şey gözlerimizin önünde yaşandı ve yaşanıyor. Bakınız gazeteciler katledildi; uluslararası basın kuruluşları ses çıkarmadı. Medya organlarının ofisleri basıldı; batı demokrasilerinden tepki gelmedi. Çocuklar, kadınlar, daha ağzı süt kokan bebekler öldürüldü; insan hak ve hürriyetlerinden dem vuranlardan kayda değer hiçbir itiraz yükselmedi. ▪ Gezi olayları sırasında İstanbul’a kamp kurup 24 saat canlı yayın yapanlar, 10 aydır Gazze’de üç maymunu oynuyor. Hendek teröründe şehir eşkıyalarını kurtarmak için çırpınanlar; 10 aydır Gazzeli mazlumlar için kıllarını dahi kıpırdatmıyor. Mesele Türkiye olunca "aslan kesilen" ne kadar batılı kurum ve kuruluş varsa, 40 bin insanı katleden İsrail karşısında süt dökmüş kediye döndü. Hiçbirisi ortalıkta görünmüyor. ▪ Meselenin daha vahim tarafı, bu kurum ve şirketlerin Filistin konusundaki tavrının kayıtsızlığı dahi mumla aratır hale gelmesidir. Açıkça katliam destekçiliği yapmaya başladılar. Öyle ki, İsrail vahşetini gizlemek ve Filistin halkının sesini kısmak için her yola başvuruyorlar. Bilhassa sosyal medya şirketleri gemi azıya çekti, adeta militanlaştılar. ▪ İsrail’i eleştiren basit bir cümleye bile hemen sansür uyguluyorlar. Filistinli şehitlerin fotoğraflarına bile tahammül edemeyip anında yasaklayan, bunu da "özgürlük" olarak pazarlayan bir "Dijital Faşizmle" karşı karşıyayız. ▪ İsmail Heniye’nin şehadeti, bize düşünce ve ifade hürriyetinin sınırlarını batılı ülkelerde İsrail’in kaprislerinin belirlediğini çok net göstermiştir. Her türlü ahlaksızlığı, fuhşiyatı ve terör örgütü destekçiliğini "özgürlük" parantezine alıp teşvik eden bu şirketler, Filistin halkının şanlı direnişine ve kahraman evlatlarına sanal alemde açıkça savaş açmıştır. ▪ Gelinen noktada sosyal medya şirketlerinin çıkarlarına dokunan her hususta "Mafya" gibi davrandıklarına bizzat şahit oluyoruz. Daha önce Türkiye’yle ilgili meselelerde aynı çifte-standarda defalarca maruz kaldık, halen de maruz kalıyoruz. Uyarılarımıza rağmen FETÖ’den PKK’sına kadar tüm terör örgütleri bu mecralarda istedikleri gibi at koşturuyor. ▪ Bu platformlarda ülkemizin ortak değerlerine, milletimizin inancına, mukaddesatına alenen hakaret ediliyor. Suç ve terör şebekeleri bu mecralarda istedikleri propagandayı yapıyor. Yalan, provokasyon ve kışkırtma bu platformların en belirgin özelliği haline geldi. İtibar suikastleri sebebiyle şimdiye kadar binlerce insanın hayatı karardı; nice vatandaşımız mağdur oldu. ▪ Ama bu şirketler, ellerinde her türlü imkân olduğu halde mağduriyetlerin önünü kesecek etkili hiçbir adım atmadı. Bu konudaki isteksizlikleri maalesef halen devam ediyor. Amerika ve Avrupa’daki kurallara uyma noktasında gösterdikleri özeni, mesele Türkiye olunca, vatandaşlarımızın mağduriyeti olunca, bizdeki "katalog suçlarla" mücadelede olunca bilinçli bir şekilde esirgiyorlar. ▪ Son haftalarda şunu bir kez daha gördük: Sosyal medya şirketleri, bu alandaki tekel konumlarını dünyada hak ve özgürlükleri desteklemek için değil; bilakis siyaset ve toplum mühendisliği projelerini hayata geçirmek için kullanmaktadır. ▪ Sosyal medya platformlarının demokrasi ve toplumsal barış için arz ettiği tehlikelere işaret etmek, asla sansürcülük değildir. Asıl sansürcülük bunlara gözlerini kapamak, menfaat uğruna bunlara ses çıkarmamaktır. Biz, böyle bir tutarsızlığın içinde yer almayacağız. ▪ Tabii burada şunun da altını özellikle çizmek istiyorum: Hükümet olarak bizim kimsenin özgürlüğüyle, ifade hürriyetiyle, işiyle, aşıyla, ticaretiyle, hayat tarzıyla herhangi bir sorunumuz yoktur. Bugüne kadar da bu tarz yollara tevessül etmedik. Ne yaptıysak, daima hukuk ve demokrasi zemininde yaptık. Şimdi de amacımız; anayasamızın verdiği imkanlar dahilinde insanımızın hakkını korumaktır.

Fahrettin Altun

210,432 Aufrufe • vor 2 Jahren

Sn.Cumhurbaşkanımız, Sn. Hükümet Yetkililerimiz, Sn. Siyasilerimiz Sn. Bürokratlarımız; EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ olarak emeklilik reformu konusu hususunda açık mektubumuzu bilgi ve değerlendirmelerinize arz ederiz, 1-Adaletsizlikler yaratarak değil adaletsizlikleri çözerek seçimlerde başarılı olabilirsiniz! Günümüz ekonomik koşullarında bizden daha küçük yaştakileri ve bizden daha az prim ödeyenleri sadece bir tarihe bakarak emekli ettiniz ve çok büyük bir adaletsizlik yarattınız! 2- Emeklilik sadece bir tarihe bakılarak elde edilecek bir hak olmamakla birlikte sosyal güvenlik şemsiyesi her bir vatandaş için eşit ve benzer şekilde dizayn edilmezse çok yıkıcı sonuçlara vesile olabilir! Yani özetle; Hiçbir ülkede emeklilik yaşı 1 günle 17-20 sene fark etmez. Anayasaya uygun şekilde; kademeli emeklilik uygulamasına geçilmesi elzemdir. Öncelikle yapılması gereken ilk şey çeyrek asıra varan 17-20 yıl geç emeklilik adaletsizliğinin giderilmesidir. Aynı zamanda; Kademeli emeklilik SGK sisteminde oluşan bir çok adaletsizliğin giderilmesin de tek yoludur.. Ayrıca belirtmek isteriz ki; Çalışma koşulları, çalışma süreleri, belli bir yaştan sonra iş bulabilme imkanları ve işsizlik ödenekleri ile hayatı devam ettirebilme kabiliyetleri geliştirilmeden sadece Avrupa ve Dünyadaki yaş koşulları dikkatle alınarak hazırlanacak bir modellemeler ülkemizde uygulanabilir değildir. Bu sebep kademeli geçiş sonrası Türkiye şartlarına en uygun, devleti de vatandaşı da mağdur etmeyecek çözümler üretilmelidir. Sizlerde çok iyi biliyorsunuz ki; Toplumdaki adaletsizliklerin seçim zamanlarında sandığa yansıması aşikardır! En son Belediye seçimlerinde de bu durum açıkça görülmüştür! Özellikle sosyal güvenlik gibi toplumun tamamını ilgilendiren sadece bir zümrenin tekelinde olmaması gereken konular kişilerin değerlendirmeleri esnasında çok önemli bir etkiye sahiptir. Ve son olarak belirtmek istediğimiz husus; Bizler hiçbir zaman bizden küçüklerin ve daha az prim ödeyenlerin kasası olma niyetinde olmayacağız. Böyle bir bedelin altına biz girmedik sizler soktunuz. ‼️ Vatandaş itiraz etsede etmesede Adalet kavramı itiraza göre şekillenmez, ya vardır ya yoktur ve Devletin dini Adalettir‼️ Lütfen hatalı yapılan yasaların bedelini vatandaşa maal etmekten bahaneler üretmekten vazgeçerek acilen Adaleti sağlayarak vatandaşın devletine güvenini tesis ediniz. Saygılarımızla.. #KademeYoksaSeçimVar Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Vedat Işıkhan Mehmet Simsek Dr. Mehmet Muş Hayati Yazıcı Vedat Demiröz Mustafa Elitaş Mustafa Şentop Nihat Zeybekci 🇹🇷 HAMZA DAĞ Abdullah Güler Doç. Dr. Resul Kurt Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Bahadır Yenişehirlioğlu Abdulhamit Gül Yılmaz TUNÇ Dr.Betül Sayan Kaya 🇹🇷 Mahir Ünal 🇹🇷 T.C. İletişim Başkanlığı Ömer Çelik Erdoğan Dijital Medya Mahinur Özdemir Göktaş Jülide Sarıeroğlu 🇹🇷 Ayşe Keşir 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Belgin Uygur 🇹🇷 Eyyüp Kadir İnan Prof. Dr. Ömer Bolat Mehmet Fatih KACIR Erkan Kandemir Efkan Âlâ MUSTAFA ŞEN Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 @CeydaBC47 Şebnem Bursalı Aksoy Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu Mehmet Ali Çelebi Hasan Doğan Yusuf Ziya Yılmaz🇹🇷 Faruk Çelik Fahrettin Altun Dr. Leyla Şahin Usta 🇹🇷 Derya Yanık AK Parti CNN TÜRK DİCLE CANOVA

EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️

35,555 Aufrufe • vor 2 Jahren

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimlerine ilişkin açıklamalarından… ▪ 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini, demokrasimize yakışır bir olgunlukla hamdolsun, tamamladık. ▪ Milletin kararının, hiçbir baskıyla, dayatmayla, yönlendirmeyle karşılaşmadan sandıkta tebarüz etmesi, demokrasimiz için başlı başına büyük bir kazançtır. ▪ 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde de Türk Milleti, yine sandığı vesile kılarak mesajlarını siyasetçilere ulaştırmıştır. Sonuçlardan bağımsız olarak bu seçimin galibi öncelikle demokrasimizdir, milli iradedir, hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun 85 milyonun tamamıdır. ▪ Seçim maratonunda kazanan; adaylardan önce Türkiye olmuş, milletimiz olmuş, uğruna ağır bedeller ödediğimiz demokrasimiz olmuştur. Bugün, AK Partiye ve Cumhur İttifakına oy verenlerle birlikte, demokratik haklarını kullanarak sandığın gücüne güç katan herkes kazanmıştır. ▪ Buradan, siyasi parti fark etmeksizin iradesini serbestçe sandığa yansıtan tüm vatandaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum. ▪ 31 Mart seçimleri, son 22 yılda girdiğimiz 18’inci sandık imtihanımız oldu. Hep başardık, başararak geldik. Evelallah bundan sonra da başararak yola revan olacağız. Ben sizlere inanıyorum ve bu yolda sizlerle inşallah bizler kazanarak yine devam edeceğiz. ▪ 14-28 Mayıs seçimlerindeki zaferimizden 9 ay sonra maalesef yerel seçim imtihanından istediğimiz, umduğumuz neticeyi alamadık. ▪ AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, daha öncekiler gibi, bu seçim sınavına da yoğun bir şekilde hazırlandık. Seçim takvimi işlemeye başladığı günden itibaren AK Parti kadroları gece gündüz demeden sahadaydı. Teşkilat mensuplarımız, İttifak ortaklarımız uyum içerisinde olağanüstü bir özveriyle çalıştı, koşturdu, emek verdi. ▪ Buradan bizi muhabbetle bağrına basan tüm illerimize teşekkür ediyorum. Genel merkezimizden il başkanlıklarına; ilçe başkanlıklarından belde, mahalle, köy temsilciliklerine; son dakikaya kadar nöbet yerlerini terk etmeyen sandık görevlilerimizin her birini ayrı ayrı tebrik ediyorum. ▪ Cumhur İttifakında beraber hareket ettiğimiz Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, tüm Milliyetçi Hareket Partili kardeşlerime aynı şekilde şükranlarımı sunuyorum. ▪ Biz, siyasi hayatımız boyunca milletle yol yürümüş, milletin çizdiği istikametten ayrılmamış bir kadroyuz. Bugüne kadar hep sağduyunun, sabrın ve vakarın yanında olduk. Her zaman demokrasinin, milli iradenin, sandığın tarafında yer aldık. ▪ Bugün de aynı sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz. Milletin muazzez iradesinin üstünde hiçbir güç tanımıyoruz. Şimdiye kadar milletimizin takdirini baş tacı etmekten, tebrik etmekten, kabul etmekten, milletin iradesine boyun eğmekten geri durmadık. ▪ Bugün de milletimiz tarafından seçilen büyükşehir belediye başkanlarını, il, ilçe, belde belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, il genel meclisi üyelerini, muhtarları ve azaları ayrı ayrı kutluyorum. ▪ Elbette her siyasi parti kendi bünyesinde seçim sonuçlarını analiz edecektir. Biz de partimizin organlarında 31 Mart seçimlerinin neticelerini açık yüreklilikle değerlendireceğiz, özeleştirimizi cesaretle yapacağız. ▪ Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte sandık sonuçları bize ülkemiz genelinde mahalli idarelerde irtifa kaybı yaşadığımızı gösteriyor. Elbette yerel bazda yaşanan bu gerilemenin sebeplerini ayrıca masaya yatıracağız. Kaybettiğimiz, geriye düştüğümüz her yerde, sebepleri çok iyi tespit edecek ve gerekli müdahalelerde bulunacağız. ▪ Milletimizin teveccühüne mazhar olduğumuz yerlerde ise bu güveni boşa çıkarmamak için her zamankinden daha fazla çalışacağız. Ama hiçbir surette milletimizin kararına hürmetsizlik etmeyeceğiz. Milletle inatlaşmaktan, milli iradeye rağmen hareket etmekten, milletin takdirini sorgulamaktan bugüne kadar olduğu gibi yine uzak duracağız. ▪ Milletin sandıkta verdiği mesajları en isabetli, en objektif bir şekilde akıl ve vicdan terazimizde tartarak, gerekli adımları mutlaka atacağız. Bunun için önümüzde yaklaşık 4-5 yıllık bir süre var. Bu süre zarfında yanlışımızı düzelteceğiz. Eksiklerimizi muhakkak tamamlayacağız. Doğrularımızın sayısını artıracağız. ▪ Bir sonraki seçimlere kadar olan dönemi, her açıdan kendimizi yenilediğimiz, hatalarımızı telafi ettiğimiz kapsamlı bir muhasebe zeminine oturtacağız. ▪ Geçen sene bu zamanlar başlayan genel ve yerel seçim maratonu bugün artık tamamlanmıştır. Son bir yıldır ülkemizi, milletimizi ve ekonomimizi yoran seçim defterinin bugün itibarıyla kapanması bile büyük bir kazançtır. ▪ Türkiye’nin önünde hazine değerinde 4 yıldan fazla bir süre vardır. Bu zamanı hep birlikte çok iyi değerlendirmemiz önemlidir. Milletin ve ülkenin vaktini çalacak tartışmalarla bu dönemi heba edemeyiz. ▪ İktidardaki 21’inci yılını tamamlamış bir siyasi parti olarak, hem hükümette, hem de yerel yönetimlerde mesuliyetlerimizin farkındayız. ▪ Deprem bölgesinin yeniden ihyası ve ekonomideki sıkıntılarımızın giderilmesi başta olmak üzere ülkemizin acil meselelerine daha fazla eğileceğiz. ▪ Ekonomide yol haritamız olan Orta Vadeli Program ve 12’inci Kalkınma Planımızı bugüne kadar kararlılıkla uyguladık. Enflasyon başta olmak üzere uyguladığımız ekonomi programımızın olumlu sonuçlarını yılın ikinci yarısında görmeye başlayacağız. ▪ İş dünyamızdan bürokrasiye, esnafımızdan çiftçimize, tüccarımıza, işçimize, öğrencilerimize kadar herkes kendi asıl gündemine odaklanabilecekler. Başarılı operasyonlarımız sayesinde iyice köşeye sıkıştırdığımız bölücü terör örgütüne, ölümcül darbeyi mutlaka indireceğiz. ▪ Bir kez daha altını çizerek söylüyorum. Güney sınırlarımızın ötesinde bir “teröristan” kurulmasına izin vermeyeceğiz. ▪ 15 Temmuz darbe girişiminin faili FETÖ ihanet şebekesinin son kalıntılarını da temizlemekte kararlıyız. ▪ Seçim sürecinin geri plana ittiği konuları süratle gündemimize alarak, gerekli adımları hızlı bir şekilde atacağız. ▪ Türkiye’nin uluslararası rolünü; sözünün ağırlığını, küresel barışın tesisindeki anahtar konumunu güçlendirecek hamleleri devam ettireceğiz. ▪ Buradan bir kez daha milletimize ve tüm Türkiye’ye söz veriyoruz. 85 milyonun her bir ferdinin refahını, huzurunu, güvenliğini ve umutlarını artırmak için durmadan, dinlenmeden koşturacağız. Mazlumlara sahip çıkacak, ihtiyaç sahiplerinin imdadına koşacak, nerede bir zulüm varsa zalimlerin karşısında dimdik duracağız. ▪ Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da eser ve hizmet siyasetimizle farkımızı ortaya koyacağız. Milletimizin yetki verdiği yerlerde “gerçek belediyecilik” vizyonumuzu inşallah başarıyla hayata geçireceğiz. Milletimizin farklı tasarrufta bulunduğu yerlerde de çok daha güçlü bir şekilde gönülleri fethetmenin yollarını arayacağız. ▪ Son 21 yıldır nasıl reformlarımızla, icraatlarımızla, yatırımlarımızla, projelerimizle konuştuysak inşallah önümüzdeki 5 sene boyunca da bu çizgimizden sapmayacağız.

Fahrettin Altun

784,855 Aufrufe • vor 2 Jahren

YÖNETME HIRSI Rahmetli Gavsımız Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni kuddise sırruhû, 30 yıl boyunca ilim ve irşad hizmetleri için çok güzel bir niyet ve gayret ortaya koymuştu. Bu hizmetlerin usulüne uygun bir şekilde yürütülmesi ve mekanların yönetimi ile ilgili çalışmaların idaresini yaklaşık 20 yıl önce Şeyh Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni’ye emanet etmişti. Aynı şekilde 10 yıl önce Menzil’in yönetimini de yine bizzat kendisi görev olarak ona vermişti. Bu durum ilgili herkesin malumudur. Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretleri yapılan tüm hizmetlerden çok memnundu. Ahirete irtihalinden kısa bir süre önce yaptıkları sohbette bu memnuniyeti şöyle ifade etmişlerdi: “Bizim vakfımızdan çok razıyız çok da iyi gidiyor ama yine tekrar çok dikkatli olmanız gerekir. Biz vakfa çok çalıştık bu hale getirdik siz de dikkatli olmanız gerekir. Üzerinde duracaksınız, niyet edin bizim vakfımız bozulmasın.Vakıf çok güzeldir, dünya-ahiret için de çok iyidir. Hem dünya için hem ahiret için... Biz (Seyyid) Mübarek’i bizim vakfımızın üzerine koyduk genel müdür yaptık ve siz de mecbur çalışacaksınız. (Seyyid) Mübarek’in dediğini yapın, hatası inşallah olmayacak. Dikkatli olacaksınız biz de size dua ederiz inşallah.” Hal böyle iken yıllardır yönetim ile ilgili birtakım hissi yaklaşımların olduğu anlaşılmaktadır. Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin sağlığında başlayan bu yaklaşım O’nun ahirete irtihalinin ardından ayyuka çıkmıştır. Ahirete irtihalinden 13 ay önce isim hakkı alınan vakıf, definden 1 gün sonra ilan edilmiştir. Ardından sert açıklamalarla; ilim ve irşad mekanları ele geçirilmeye, tabelaları değiştirilmeye, içindeki mallara el konulmaya başlanmıştır. Daha sonra kendileri tarafından “Bu maddeleri ezberleyin, anayasamızdır.” dedikleri 10 madde yayınlanmıştır. Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretlerinin kendi sohbetlerinde defaatle belirttiği üzere çok memnun olduğu hizmetlerine ve irşadının son 10 yılına söz konusu maddeler üzerinden sert eleştiriler yapılmıştır. Sofileri ve vicdan ehlini çok müteessir eden bu maddelerin ortaya atanlar tarafından daha sonra birer birer ihlal edilmesi ibretlik bir manzara ortaya çıkarmış, tasavvufta mutabaat adabının önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Kılıfına Uydurulmuş Hırs: Çoğunluk Söylemi Yönetme hırsıyla mekanları ele geçirmek için gerçekleştirilen fiiller ne şeriata, ne adalete, ne vicdana sığar. Tepkiyle karşılanan bu fiiller, sahiplerini bir kılıf bulmaya zorlamıştır. Bu ihtiyaç “ümmetin malı” ve “çoğunluk” söylemini ortaya çıkarmıştır. Bu söylemlere göre bir muhitteki ilim ve irşad mekanlarının durumu; o muhitteki sofilerin %50+1 sayısına göre belirlenir. Bu görüşün şer’i olmaktan çok “demokratik bir kılıf” olduğu söylenebilir. Nitekim bu görüşü ortaya atanlar da ilmi bir dayanak sunamadıkları için “bu görüş kitaplarda geçmez, mürşidimizin görüşüdür” ve “vicdan müftüdür” demekle yetinmişlerdir. Zira meselenin şer’i açıdan tespiti için taraflardan birer alim görevlendirilmiş; onların çalışması tek taraflı olarak akamete uğratılmıştır. Öncesinde ve sonrasında yapılan görüşmeler ve mutabakat girişimleri reddedilmiştir. Sonrasında Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretlerinin halifelerinden teşkil edilen hakem heyeti, meselenin şer’i durumunu tespit etmek üzere tüm taraflardan imzalı yetki almıştır. Lakin hakem heyeti çalışmalarının kendi söylemleriyle uyuşmayacağını anladıklarında verdikleri yetkileri tek taraflı olarak feshetmişlerdir. Buradan da anlaşılacağı üzere niyet doğruyu bulmak değil; kendi doğrusunu kabul ettirmektir. Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretlerinin “Şer’i hakem heyeti ne diyorsa biz razıyız.” diyen evlatları vicdan sınırlarını aşan ithamlara maruz bırakılmıştır. Bu ithamı pekiştirmek için insanların eline pankart verilerek sokak protestoları dahi yaptırılmıştır. Asıl niyeti gizleme amacı taşıyan “Ümmetin malı” söylemine dair tafsilatlı izah “Mülkün Gerçek Sahibi Kim?” yazısında yapılmıştı. Benzer bir niyetle ortaya atılan “çoğunluk” söylemi de yönetme hırsını perdeleme aracıdır. Kendilerince bu çoğunluk bazen mekandan istifade eden sofilerin sayılarına göre, o sayı istedikleri gibi olmazsa dünya genelindeki sayılara göre belirlenmelidir. Ayrıca eğer bir yerde sayı olarak geri düşerlerse ilk haftadaki intisab sayılarının esas alınması gerektiğini ifade etmektedirler. Şer’i bir konuda böyle belirsiz, böyle keyfe keder bir yaklaşım ortaya konulması ise maalesef trajikomiktir. ( Bu söylemin ortaya çıkardığı bir diğer problem ise sahiplerini kalabalık görünmeye, çoğunluğu ispat etmeye mecbur bırakmasıdır. İlmi olarak ortaya koyulamayan dayanak, her gün sosyal medyaya servis edilen fotoğraf ve videolarla sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu halin sebep olduğu sıkıntılara daha geniş bir şekilde “Kalabalık Görünme Çabası” başlıklı yazıda değinilmiştir. ( Fitneyi Bitirmenin Yolu: Kardeşlik Hukuku Oysa bu meselenin mümin gönüllüleri rahatsız etmeden çözülmesinin yolu; birlik-beraberlik, kardeşlik hukuku ve itidalli olmaktan geçiyordu. Zira bir tarafta ilk günden itibaren ihtilafın ortaya çıkmasına ve bir fitneye dönüşmesine neden olan sert uygulama ve açıklamalar yapılırken; diğer tarafta Şeyh Seyyid Abdulbaki Elhüseyni kuddise sirruhu hazretlerinin dört mahdumu bir araya gelerek kardeşlik hukuku çerçevesinde babalarının hizmetlerini birlik-beraberlik ruhuyla sürdüreceklerini ilan etmişlerdi. Bu ilan sofilerin endişeli gönüllerine ferahlık vermiştir. Devam eden süreçte; Şeyh Seyyid Muhammed Fettah Elhüseyni ve Şeyh Seyyid Muhammed Mübarek Elhüseyni fitnenin önene geçerek, birlik beraberlik içinde ilim ve irşad hizmetlerini yapmıştır. İki mürşidin kendi aralarında bu birlikteliği tesis etmiş olmaları, fitneyi engellemenin mümkün olduğunun en önemli delilidir. İki mürşid-i kamil bazı hizmetlerini halen birlikte sürdürürken, bazı hizmetleri fikir birliği ve istişareyle müstakilen yürütmeye başlamıştır. Tüm bunlar kardeşlik hukuku çerçevesinde, iyi niyet ve birbirlerinin hizmetlerini destekleyerek gerçekleştirilmektedir. Bunların da ötesinde en kıymetli birliktelik, Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin meşrebine sahip çıkma hususunda gösterilen hassasiyet ve birlikteliktir. Bu bakış açısından da anlaşılabileceği üzere; büyüklerimizin hizmet mekânlarının yönetimini sadece kendi uhdelerinde tutma gibi bir niyetleri bulunmamaktadır. Bilakis, ortak akılla ilim ve irşad mekanları mürşidlerin her birinin hizmetine tahsis edilebilirdi. Ortak aklın tesis edilmesinin önündeki engel; yıllardır biriktirilen yönetme hırsıdır. İki yıllık süreçte bu yaklaşımın ortaya çıkardığı sıkıntılar ortadır. Sosyal medyanın sürece alet edilmesiyle geniş kitlelere ulaştırılması, masum insanların manipule edilerek sürecin bir parçası haline getirilmesi gibi özellikleriyle bu fitnenin tasavvuf tarihinde benzeri yoktur. Söndürmek yerine büyütülen bu fitne; Menzil’in irşad vazifesine ve irşad ortamına büyük zararlar vermiştir. Şer-i şeriften, sünnet-i seniyyeden ve tasavvuf adabından uzak birtakım popülist söylemler aracılığıyla oluşturulan suni ihtilaflar sonucunda asli vazifelerin yapılamayacağı ve nihayetinde asli gayeye ulaşılamayacağı da gayet açık bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Cenâb-ı Hak ümmet-i Muhammed’in gerçek dertleriyle dertlenebilmeyi bizlere nasib eylesin. Şeyh Seyyid Abdülbaki Elhüseyni hazretlerinin 30 yıllık irşadı boyunca hiç taviz vermediği şeriat ve sünnet-i seniyye doğrultusunda ilim ve irşad hizmetlerini yürütebilmeyi, niyeti bu yönde olan herkes için kolaylaştırsın ve bereketli eylesin.

Menzil Yolu

36,105 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bir sonraki Boğa sezonunda finansal özgürlüğünüzü yakalamak istiyorsanız 3 dakikanızı ayırıp bu Flood'u okumalısınız! Yeni oluşacak trend şimdiden belli ve bu hiç şüphesiz itici güç rolü oynayacak Yapay Zeka kategorisi olacak. #YapayZeka adı altında çıkan her proje başarılı olacak mı? Hiç zannetmiyorum. Bu yazımızda, itibari paralar ile işlem yapılan finansal piyasalarda yapay zekanın konumlandığı noktalara değineceğiz ve gelecek hakkında bazı tahminler yaparak, düşündüğümüz gibi bir senaryo gerçekleşmesi halinde bu akıma en erken dahil olanlardan olmalıyız. Öncelikle gelin bu oluşabilecek akım hakkında bir takım bilgiler vererek olabilitesi hakkında biraz beyin fırtınası yapalım. Kriptopara piyasalarına giriş yapan insanların %99.99 kadarı yatırım yapar ve/veya Al-Sat işlemleri gerçekleştirerek kazanç yapmayı umar. Geriye kalan %0.01'lik kesim ise bu teknolojiyi anlamayı, öğrenmeyi ve üretim yaparak yatırımcılardan para toplamayı amaçlar. Bu noktada ortaya kaliteli bir ürün çıkaran kişi yüksek oranda kazançlar yaparken, yatırımcıların varlıkları ise dalgalı hareket eder ve yatırımcıların insan olmasından kaynaklı psikolojik olarak duygusal kararlar almalarına, hatalar yapmasına mahal veren sonuçlar ortaya çıkar. Peki insanlar yerine bu işlemleri yapan, duygulara yer vermeyen, sadece veriler üzerinden matematiksel tüm hesaplamaları yapan ve sadece kazanca odaklanan yapay zeka destekli Trade Botları olsaydı nasıl olurdu? Trade Botları, son birkaç yıldır mevcut. Özellikle borsaların neredeyse tamamı bu botlardan faydalanırlar. Sosyal Medya üzerinden siz onları Market Maker Botları (MMB) olarak tanıyor olabilirsiniz. Geçtiğimiz 3-4 yıl boyunca borsalar bu botları o kadar çok geliştirdi ki, demo versiyonlarını veya teknolojinin bir kısmını insanların kullanımına açarak veri toplamaya devam ettiler. Bu özellikler işin basit kısmı olan belli koşullara göre yatırımcının öngörülerine dayanarak peşi sıra birkaç işlemi, hangi koşullarda ne olursa Al ve ya ne olursa Sat olarak talimat verilmesine yönelik "Grid Trade" denen sistemle sunuldu. Bilmeyenleriniz için kısaca şunu söyleyeyim. Borsalar geçtiğimiz yıllar boyunca veri analizleri yaparak kripto yatırımcı ve trade edenlerin psikolojik ruh hallerini, kar zarar beklentilerini, duygusal davranışlarını ve daha aklınıza gelmeyecek bir çok bilgiyi depoladılar ve test ettiler. Yani kısaca, Borsalar artık sizi, sizden daha iyi tanıyor. Bu veriler ışığında artık yeni bir devir başlayacak ve kendilerine yeni kazanç kapısı aralayacak ürünleri piyasaya sürmeye yakın zamanda başlayacaklar. Kripto Haber sitelerinin bir çoğunda sık sık bu tarz paylaşımları görür olacağız. Bu kategoriyi ise muhtemelen #AiFi olarak insanlara pazarlayacaklar. Tıpkı bir önceki ayı sezonunda #DeFi'lerin pazarlanması gibi. Açıkçası kategori isminin ne olacağının çokta bir önemi yok. Buna ister #DeAiFi de diyebilirler, başka bir isimle de pazarlayabilirler. Önemli olan bu kategorinin neler üreteceği ve insanlara neden cazip gelmeli gibi konulara yoğunlaşacaklarını düşünüyorum. Hadi gelin bu kategori hakkında biraz daha detaya inerek neler olabileceği hakkında kafa patlatalım. Şahsi düşüncem bu algoritmaları geliştiren şirketler, geliştirmiş oldukları ürünün %100'ünü halka açmazlar. Böyle bir durumda ellerinde oynayacak kozları kalmaz. Bu sebeple bu teknolojinin %80-90 kadarını geliştiricilerin kullanımına açarak onlardan proje üretmelerini isterler. Bu zamana kadar Borsalar zaten bazı API'leri belli limitlerde insanlar ile paylaşıyordu. Şimdiye kadar paylaşılan veriler %10-20'leri geçmezdi. Borsalar bu verilerin büyük çoğunluğunu paylaştıktan sonra muhtemelen ismine TradeBot denilecek birçok proje türediğini göreceğiz ve o projelerin birde kendi token ekonomisini yarattığını ve bunu projelerine entegre ederek bir ayağı yine DeFi olacak şekilde tasarlayacaklardır. Machine Learning yani Makine öğrenimi ile Yapay Zeka teknolojisi inanılmaz bir noktaya ulaştı. Şuana kadar üretilen kısımda hala öngörülebilir sonuçlar alınabiliyor. İnsanları ne kadar analiz etseler de, insanlar öngörülemez bazı eylemlere girişebiliyor. Bu sebeple reklamlarını çok göreceğimiz bu alanda birçok proje websitelerinde bazı istatistikleri ballandıra ballandıra gösterecekler. Kâr oranları, Kullanıcı sayıları, Aktif Trade işlemleri vs. Kullanıcılarına verecekleri kazanç payları, hold ettikleri token yüzdesine, havuza kattıkları likidite kaynaklarına göre ve işlemlerden yapılan karlar oranında bir dağıtım mekanizması olacaktır. Erken giriş yapacaklar için çok cazip fırsatlar sunuyor değil mi? Bu arada sevgili dostlarım, Yukarıda saymış olduğum tüm bu gelişmeler yapıldı, hazırlandı. Siz bir değer üretecek olsaydınız, bunu durgun piyasa döneminde mi ortaya çıkarırdınız? yoksa herkesin ne alayım, nereye yatırım yapayım diye düşündüğü bir dönemde mi Cevabı basit tabiki. İşin zor yanı, samanlıkta iğne bulmak kadar vakit alacak bir iş olması. Ortaya çıkacak birçok projeye karşı duygusal bakış açısından uzak, sitelerinde yazmış oldukları 3-5 güzel söze kanıp hemen beğenip yatırımcıları olmalarını düşündürecek durumlardan uzak durmak gerekir. Çok sıkı bir araştırma isteyen ve ürün üretenlerin, ürettikleri ürünlerin kaliteli ve çalışır olup olmadıklarının kontrol edilmesi ve sistemde kısa sürede ortaya çıkabilecek yazılımsal bir açıklığın gün yüzüne çıkıp çıkmayacağı gibi detaylı araştırma yapılması gerekecek. Az önce kısa sürede dedim, çünkü 2 yıl geçmeden birçok açık ortaya çıkacak. Uzun lafın kısası bu metni bir kitaba dönüştürmek istemiyorum. Aktaracak çok fazla bilgi var ve buradaki insanların %95'den fazlasının bilgiyi değil parayı istediğini biliyorum. O yüzden birazda paradan konuşalım. Yukarıda bahsetmiş olduğum projelerden güzel 3-5 tespit yapılabilirse bu projelere portföyünüzün en fazla %25 kadarını 5 parçaya ayırarak her birine %5 olacak şekilde yatırabilir ve ortalama 500 kata kadar yükselişi yakalamak mümkün olabilir. Geçen Boğa sezonunda #AAVE'nin isim değişikliğine ve 1000:1 swap yapmadan önceki piyasa değerinin üzerine, değişiklik yaptıktan sonra neredeyse 900 kat artış yaptığını eminim bilmeyen birçok kişi vardır. Bunu sadece bir örnek olarak söyledim. Bu tarzda birçok örnek mevcut. Yani bu hayal satmak değil, bugüne kadar olmuş gerçeklerdir. Ayrıca her döngüde piyasaya yeni birçok insan ve dolayısıyla para geldiğini görürüz. Bu da her defasında daha çok alıcı ve ortaya çıkan daha çok proje olacağı anlamına gelir. Ancak her zamanda bu piyasada 1000 kat ve üzeri artış yapabilecek onlarca projede olacaktır. Bu projeler ile ilgili tabiki araştırmalar yapmaya başladım. Şuanda elle tutulur 1-2 proje haricinde birşey göremedim. Fırsat buldukça araştırmalarıma da devam edeceğim. Bunları da en uygun zamanda sizlerle paylaşacağım. Crypto Monster Takipte kalın ve bildirimleriniz hep açık kalsın. Sizlere aktaracağım daha çok fazla bilgi mevcut. Hepsinden haberdar olup, Boğa sezonuna tam donanımlı olarak girmelisiniz. Elimden gelenin en iyisini yapacağım ve başta Crypto Monster takipçileri olmak üzere Türk Yatırımcıların büyük bir çoğunluğuna maddi ve manevi birçok kazanımlar sağlaması için gereken tüm işleri ortaya koyacağım. Flood'u buraya kadar okuduysanız verilen emekler için ve daha fazla vatandaşımıza ulaşıp onlarında doğru bilgiye ulaşması adına "Beğen" ve "RT" yapmanızı rica edeceğim. ❤️🫶

Crypto Monster

87,717 Aufrufe • vor 3 Jahren

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Kabine Toplantısı sonrası millete sesleniş konuşmalarından... ▪Gazze krizinin ilk gününden itibaren ateşin bölgeye yayılma riskine dikkat çektik. Bir taraftan akan kanın durması, diğer taraftan bölgeye insani yardımların ulaştırılması için çabalarken, gerilimin daha fazla tırmanmaması için de her seviyede yoğun gayret gösterdik. ▪Türkiye, bugün yola çıkan 3 bin 774 tonluk 9’uncu iyilik gemisiyle birlikte Gazze’ye en fazla insani yardım yapan ülke konumunu perçinlemiştir. Bu hakikate rağmen hükümetimiz; maalesef çok haksız, insafsız, buram buram fırsatçılık kokan ithamlara maruz kalmıştır. ▪Zaman geçtikçe bu kirli kampanyaların arkasında hangi hesapların ve odakların bulunduğu elbette ortaya çıkacaktır. Biz; doğru bildiğimiz, hak bildiğimiz, ülkemiz ve bölgemiz için en hayırlı olan yolda yürümekten geri durmayacağız. ▪13 sene önce çatışmalar ilk başladığında Suriyeli komşularımıza nasıl kucak açtıysak, Ukrayna’daki savaştan kaçanlara nasıl sırtımızı dönmediysek, Irak’ta DEAŞ terör estirdiğinde nasıl imkânlarımızı seferber ettiysek, Sudan’daki kardeş kavgasını bitirmek için nasıl kendimizi paraladıysak, Gazze krizinde de kardeşlik vazifemizi hakkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz. ▪Son 7 aydır önüne geçmek için uğraştığımız tehlikelerin, peyderpey gerçekleşmeye başladığını görüyoruz. Hafta sonu yaşanan hadiseler, hem Batının çifte standartlı tutumunu, hem de tüm bölgeyi sarabilecek bir savaş ihtimalinin çok uzak olmadığını göstermiştir. ▪7 Ekim’den bu yana İsrail hükümeti, ateşi bölgeye yaymak için provokatif adımlar atmaktadır. İsrail’in, uluslararası hukuku ve Viyana Sözleşmesini çiğneyerek Şam’daki İran Büyükelçiliğini hedef alması bardağı taşıran son damla oldu. ▪İsrail yönetiminin, uluslararası teamülleri ayaklar altına alan hoyratlığına, birkaç ülke dışında tepki veren çıkmadı. Aylardır İsrail’in saldırgan tutumuna ses çıkartmayanlar, İran’ın cevabı karşısında hemen kınama yarışına girdiler. Oysa burada öncelikle kınanması, telin edilmesi gereken Netanyahu’dur. Netanyahu, siyasi ömrünü uzatmak adına hem kendi vatandaşlarının, hem de tüm bölge halkalarının canını tehlikeye atmaktadır. ▪13 Nisan gecesi yüreklerimizi ağzımıza getiren gerilimin birinci müsebbibi Netanyahu ve gözünü kan bürümüş yönetimidir. Bu gerçeği kabullenmeden yapılan açıklamaların, tansiyonu düşürmek adına hiçbir fayda getirmeyeceği kanaatindeyiz. ▪Türkiye olarak, özellikle son iki gündür Gazze’deki katliamların geri plana itilmemesi için temaslarımızı daha da artırdık. Dışişleri Bakanımız Amerikalı, İranlı, İngiliz, Ürdünlü muhataplarıyla ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteriyle görüştü. Bizim de dün Katar Emiri Şeyh Temim’le bir telefon görüşmemiz oldu. İnşallah telefon diplomasimize bu hafta boyunca devam edeceğiz. ▪Gazze’de zulüm ve soykırım durmadıkça, bölgemizin yeni gerilimlere gebe olduğu açıktır. 192 gündür ortada tek bir mağdur vardır, o da mazlum Gazze Halkıdır. ▪İslam âlemi ve Arap Ligi başta olmak üzere sorumluluk sahibi herkes artık seslerini daha fazla yükseltmelidir. Biz, bu amaçla tüm kapıları zorlamaya, elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz.

Fahrettin Altun

139,961 Aufrufe • vor 2 Jahren