Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Bugün HDP kuruluşunda ciddi emek sahibi olan gerçek bir Türkiye devrimcisi olan Bülent Uluer’in ölüm yıldönümüymüş Bülent abinin yeri her zaman bambaşkadır dükkancı kampçı değil tertemiz bir sosyalist çizgi savunucusuydu hayatı boyunca insanlığın pırlantalarındandı

199,767 views • 18 days ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Ortodoks Yahudi Yisroel Goldstein: ''- Ben şuna inanıyorum: Mesih’in gelişi artık uzak bir ihtimal değil, çok yakın bir hakikat. - Mesih geldiğinde bunu herkes anlayacak; çünkü dünya değişecek. - Savaşların bittiği, nefretin söndüğü, insan tabiatının dönüştüğü bir çağ başlayacak. - Bugün dünyaya bakınca bunun henüz gerçekleşmediğini açıkça görüyorum. Demek ki gerçek Mesih henüz gelmedi. - Ama yaşadığımız karanlık çağ, aynı zamanda büyük dönüşümün eşiği olabilir. - Rebbe bize hep şunu öğretti: Mesih bir hayal değil, gerçekleşecek bir vaaddir. O, hayatı boyunca insanlığı o güne hazırlamak için çalıştı.Ölmeden önce de “Ben elimden geleni yaptım, şimdi siz yapın” diyerek bu sorumluluğu bize bıraktı. - Ben de diyorum ki artık bekleme değil, hazırlanma zamanı. - Her iyilik, her merhamet, her samimi dönüş, bu büyük gelişe bir adım olabilir. - Bazen bir söz, bir tebessüm, bir yardım bile teraziyi değiştirebilir. - Dünyada olan bitenler bana sıradan görünmüyor. - İran, savaşlar, korku, bölgesel gerilimler… bunların hepsi çok daha büyük bir dönemin işaretleri olabilir. - İnsanlar korkuyor, dünya sarsılıyor, düzen çatırdıyor. Ama ben tam da böyle zamanlarda kurtuluşun yakın olduğuna inanıyorum. - Korkuya teslim olmak değil, iyiliği büyütmek gerekiyor. - Umutsuzluk değil, iman ve sorumluluk gerekiyor. Mesih’in gelişi sadece gökten beklenecek bir olay değil; insanın iyilikle, bilinçle ve dönüşle yaklaşacağı bir hakikat. - Bu yüzden diyorum ki: zaman daralıyor, dünya değişiyor ve insanlık büyük bir eşiğe doğru gidiyor.''

Rauf Atilla Polat

18,706 views • 5 months ago

“Özgür Özel ve ekibi TİP listelerinden seçimlere girebilir mi?” Bu iddia birkaç gündür konuşuluyordu. alan’da TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün bu iddiaları yanıtladı. Doğan Ergün: Yani bunlar gerçeği yansıtmıyor. Açıkçası şu gerçeği yansıtmıyor. Yani oturup böyle partiler arasında görüşmeler, yoklamalar, çeşitli karşılıklı niyet beyanları vesaire gibi şeyler ortada yok. Şu elbette her zaman geçerlidir; Türkiye'de bir siyasi parti, hele ki işte Özgür Özel ekibi diyelim ki, Özgür Özel tarafı haksız, hukuksuz bir şekilde seçime sokulmama, demokratik haklarını kullandırmama yönünde bir girişim olduğu takdirde, bu nasıl daha önce HDP geleneğinden gelen partiler için geçerli olabildiyse, nasıl işte başka partiler için geçerli olabildiyse, Özgür Özel cephesi açısından da böyle bir şey gündeme gelebilir. Devletin çok büyük bir baskısıyla karşı karşıya kalabilirler. Ve o durumda bence bütün sosyalist partiler de ellerinden gelen yardımı yapmaya elbette gayret eder, desteği sergilemeye elbette gayret eder. Bu başka bir şeydir, bu bir teorik ihtimaldir. Mümkündür, bunlar tabii ki değerlendirilir, konuşulur. Ama bunun dışında, şu anda Türkiye'de sosyalist hareketin ve özel olarak da Türkiye İşçi Partisi'nin, Türkiye'nin bu anında kendi özgün, özgür ve bağımsız gücünü ortaya koyabilme, Türkiye'ye yeni bir alternatif yaratabilme ve genel olarak memlekette bu sağcılık ortamında, bu herkesin çürüdüğü ortamda, özellikle genç nesillere yeni bir siyasi alternatif yaratma zorunluluğu ve görevi var. Yani Türkiye sosyalist hareketinin ve Türkiye İşçi Partisi'nin de özel olarak bu alternatifi yaratmak gibi bir zorunluluğu var. Bunu bütün, hani hem seçimler için söyleyebiliriz, farklı toplumsal mücadeleler açısından söyleyebiliriz. O yüzden Türkiye İşçi Partisi ve sosyalist hareket genel olarak, böyle masa başı hesaplar yapacağı, oradan alırım buradan veririm, ona öyle yaparım buna böyle yaparım falan diyebileceği bir anda değil. Türkiye İşçi Partisi'nin, Türkiye'de sosyalist hareketin de öyle, olması gereken şey; var olan bu durumu, bu çürümüşlüğü ve bu rejimin yarattığı kirin karşısında yepyeni, heyecan veren, umut veren, gençleri kapsayan, emekçileri kapsayan bir siyasi kulvar yaratmak gibi bir derdi var ve olmalı. Onun dışında zaten hani bu demokrasi, özgürlükler, hak, hukuk, adalet mücadelesinde bir mağduriyet varsa, ona destek olmak, onun yanında olmak her zaman görevimizdir. Onu yaparız ama onun dışında böyle şayialara, dedikodulara, ince masa başı hesaplara falan gömülmüş değiliz. Bunlarla bir işimiz bulunmuyor."

Onur Öncü

24,980 views • 2 months ago

Bursa Mudanya Belediye Başkanı Sayın Deniz Dalgıç’in 24 Aralık tarihinde yaptığı açıklama, toplumda ciddi bir tedirginliğe yol açmıştır. Söz konusu açıklamada, 2.000’in üzerinde yapının yıkım planına alındığı ifade edilmiştir. Bu durumun yol açacağı manevi yıkımın yanı sıra, bugünkü piyasa değerleriyle 5 milyar TL’yi aşan maddi bir kayıp söz konusudur. Bu tablo, yalnızca bireysel mağduriyetler yaratmakla kalmayacak; aynı zamanda ülkenin bireysel ve milli servetinin yok edilmesi ve vatandaşların devletine ve yöneticilerine olan güveninin ciddi biçimde zedelenmesi anlamına gelecektir. Yapılan bu açıklamanın ardından, sağduyulu bir vatandaş olan Selçuk Yılmaz, kamu vicdanına seslenen bir videolu açıklama yapmıştır. Kendisinin bu haklı ve samimi çağrısını kamuoyuyla paylaşıyoruz. İMAR YASASINA TAKILANLAR DERNEĞİ TÜRKİYE (İmar Yasasına Takılanlar Derneği) olarak, yıllardır altını çizerek ifade ettiğimiz bir gerçek vardır: Yıkım, çözüm değildir. Sorunun gerçek sebepleri ortadadır ve çözüm yolları da bellidir. Bizler, hem sorunların kaynağını hem de uygulanabilir çözüm önerilerini kamuoyuyla defalarca paylaştık. Vatandaşın yuvası üzerinden siyaset yapılmamalıdır. Bu mesele siyasi değil, insani ve vicdani bir meseledir; siyaset üstüdür. Kimlerin bugüne kadar görevini yapmadığı, kimlerin göz yumduğu ve bugün yıkımın fitilini ateşlediği kamuoyunun malumudur. Burada yıkılan yalnızca bir bina değildir. Bir emek, bir umut, bir hayat yıkılmaktadır. Bu nedenle çağrımız nettir: Ülkemizi yöneten değerli yöneticilere, siyasetçilere ve yetkililere sesleniyoruz; Yıkımları durduralım ve bu kronik soruna, toplumu rahatlatacak kapsamlı ve kalıcı bir çözüm üretelim. #YapıKayıtElzemdir #YeniYıldaYapıKayıt AK Parti CHP 🇹🇷 MHP Yeniden Refah Partisi İYİ Parti Gelecek Partisi Saadet Partisi BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ Vatan Partisi HÜDA PAR Türkiye İşçi Partisi DEM Parti TBMM

İMAR YASASINA TAKILANLAR DERNEĞİ TÜRKİYE

10,450 views • 8 months ago

🗣️ Bülent Korkmaz: “Şenol Hoca'ya yıllardır sormak istiyorum ama bir türlü sormak nasip olmadı. Biz 5 yıldır tandem oynuyoruz ama niye Brezilya maçına Ümit Özat'la başladı, anlamak mümkün değildi.” 🗣️ Ümit Özat: “Sevgili Bülent Korkmaz, bak Bülent abi biz birbirimizi tanırız. Tugay abinin Okan Buruk'a attığı, Okan Buruk'un gol attığı maçtı galiba. Rövanşta da 5-0 mı 5-1 mi yendiğimiz maçta, o iki maçta da ben oynamıştım, liberolu oynamıştık. Şimdi bayağı bir dert olmuş... En azından Şenol Güneş libero Ümit Özat'ı libero oynattı. Senin gibi sol açık Harry Kewell'ı Hamburg maçında stoper oynatmadı! Sanki teknik adamlık yapmamışsın, sanki hayatında teknik adamlığında hiç yanlışlar yapmamışsın, her şeyi doğru yapmışsın gibi. Lüzumsuz bir konuşma olmuş yani. Zaten sahada da teknik olarak lüzumsuz işleri vardı. Mesela Köln'e gittim. Thomas Häßler yardımcı antrenördü. Thomas beni ne diye çağırdı biliyor musun? 'Bülent Korkmaz' dedi. Böyle yapıyor bana. Gittim. 'Ne diyor oğlum bu?' dedim tercümana. Roma'da karşılaşmışlar, Roma - Galatasaray maçı. 'Vurur gibi yapardım, yatardı' dedi. 'Bu tarafa çekiyorum, kayardı; bu tarafa çekiyorum, kayardı' dedi. Bülent abi futbolu bırakana kadar kaymamayı öğrenmedi, ayakta kalmayı öğrenmedi. Biz ona, hep profesyonelliğiyle, yaşından dolayı ona olan hürmetimizden, saygımızdan hep alıp bir yerlere koyduk ama tabii bazı insanlar her zaman her şeyi böyle tartamıyor demek ki. Falco Götz'le oynadın futbolcu oldun, Popescu'yla oynadın futbolcu oldun, Erhan Önal'la yanılmıyorsam oynadın... Oynadın oynadın, hep iyi futbolcularla oynadın. Ama ben biri sayesinde Ümit Özat olmadım. Sağ beke koydular, sağ bek oynadım. Sol beke koydular, sol bek oynadım. Liberoya koydular, libero oynadım. Stopere koydular, stoper oynadım. Ön liberoya koydular, ön libero oynadım. Ha bunu bir espri diye anlattıysan çok komik bir şey değil. Ama dediğim gibi Şenol Hoca, Ümit'i libero oynattı. Sen sol açık Harry Kewell'ı, sol sağ ön oynayan Harry Kewell'ı Hamburg maçında stoper oynattın!”

Krampon Sports

49,446 views • 3 months ago

12. gün, 180. kilometre… Kırşehir Akpınar’dan Ankara’ya doğru kararlılıkla yürümeye devam ediyoruz. Yıllarca bu vatan için sınırda, dağda, karakolda, en zorlu şartlarda görev yaptık. Görevimiz boyunca hiçbir zaman “yarın” demedik, geri adım atmadık. Bugün de aynı inanç ve kararlılıkla, yalnızca hakkımız olan özlük haklarını talep ediyoruz. Bu yürüyüş sadece emekli Uzman Çavuşların yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş; vefaya, adalete, eşitliğe ve verilen sözlerin tutulmasına inanan herkesin yürüyüşüdür. 180 kilometredir attığımız her adım, yılların emeğini, fedakârlığını ve devletine sadakatle hizmet etmiş binlerce kahramanın sessiz çığlığını temsil ediyor. Her kilometre adalet çağrısıdır. Her nefes, yıllardır bekleyen haklarımızın teslim edilmesi içindir. Üniformamızı çıkardık ama bu vatana olan sevgimizi, milletimize olan bağlılığımızı hiç çıkarmadık. Bugün istediğimiz şey ayrıcalık değil; emeğimizin karşılığı, hakkımızın teslim edilmesi ve yıllardır çözülemeyen özlük haklarımızın adil bir şekilde düzenlenmesidir. Vefa sadece alkışla değil, emek verenlerin hakkını teslim etmekle gösterilir. Emekli Uzman Çavuşların özlük hakları artık daha fazla ertelenmemelidir. Bu ses yalnızca yürüyenlerin değil, yıllarca bu ülkenin güvenliği için görev yapmış binlerce kahramanın ortak sesidir. Ankara’ya yaklaştıkça kararlılığımız daha da büyüyor. Hak yerini bulana, verilen sözler tutulana ve adalet tecelli edene kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bugün aramıza katılan, destek veren, sesimize ses olan herkese gönülden teşekkür ediyoruz. Birlikte yürüdükçe büyüyor, birlikte mücadele ettikçe güçleniyoruz. İnanıyoruz ki adalet mutlaka yerini bulacak. #UzmanÇavuş #KahramanlaraHakYürüyüşü Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği (TEMUD)

Ali Tilkici 🇹🇷

12,705 views • 1 month ago

Deniz, Boran’ın yanına gitmeden önce bir an için durur… Gözleri Cihan’a kayar. O bakışta çekingenlik, korku ve güven aynı anda vardır. Cihan, sadece yumuşacık bir tebessümle başını sallar. “Git oğlum, korkma…” demese de, o gülümseme Deniz’in tüm cesaretini toplamasına yeter. Minik adımlarıyla Boran’ın yanına yürür ve sarılır ona. Boran’ın sarılışı ise hem aç hem suçlu… ayların özlemini tek bir nefese sığdırmaya çalışır gibi. Deniz, “Ben de seni özledim. Ama ilk gördüğümde korktum. Annem ve babam her şeyi anlattılar… Öyle değil mi baba?” diyerek arkasındaki adama —babasına— bakar. Ve o anda görünmeyen bir gerçek daha belirir: Deniz’in kalbi Cihan’a çoktan bağlanmıştır. Bir yıldır yanında olan, ateşi çıktığında başında bekleyen, gece kabuslarında saçlarını okşayan hep Cihan’dır. Bir çocuğun “baba” demesi için kan değil, emek gerekir… Cihan da bunu fazlasıyla vermiştir. Onların arasındaki bağ; kan bağından üstün, yaralardan, fedakârlıklardan, güvenden örülmüş bir bağdır. Boran ise dışarıdan güçlü görünmeye çalışsa da, içi alev alev yanmaktadır. Deniz’in “baba” dediği her an, o kelime Boran’ın kalbine bir bıçak gibi saplanır. Kardeşine karşı içten içe bastıramadığı bir kıskançlık… Bir kin… Bir haksızlığa uğramışlık hissi… “Benim olan her şeyi aldı.” Diye haykırır aslında içindeki ses. Oğlunu… Karısını… Yuvasını… Ama en büyük ironi şudur: Bu hayatı kardeşine vasiyet eden kendisi olmuştur. Ölümü kabullendiğinde, karısını ve oğlunu iyi bir adama emanet etmek istemiştir. Ve o iyi adam da Cihan’dır. Şimdi nefes aldığı her saniye kendi seçiminin ağırlığı altında ezilmektedir. Cihan’ın bakışlarında kibir değil, sadece şefkat vardır. Deniz’in gözlerinde korkudan eser yoktur artık; sadece güven… Boran ise hem onların yakınlığını kıskanır… hem de o yakınlığa minnet duyar. Çünkü bilir: Cihan olmasaydı oğlu bugün bu kadar güçlü, bu kadar sevgi dolu olmazdı. Üç insan, bir kader düğümünün tam ortasında durmaktadır: Biri gerçek baba ama geç kalmış… Biri biyolojik bağsız ama kalbiyle baba olmuş… Ve biri iki babanın arasında, kalbinin sesiyle seçimini çoktan yapmış bir çocuk… #UzakŞehir • #CihAl

Bihter 👒

56,598 views • 9 months ago

Ben bu kürsüde sadece bir milletvekili olarak değil, ömrünü kara tahtanın tozuna, kürsünün heyecanına adamış; rektörlük yapmış bir hoca olarak konuşuyorum. Öğretim üyeliğim ve Rektörlük dönemim boyunca binlerce öğrenci yetiştirmenin mutluluğunu yaşadım. Bugün o evlatlarımın yüzlercesi, Türkiye’nin dört bir yanında, en ücra köylerden en kalabalık şehirlere kadar bayrağımızı dalgalandırıyor; öğretmen olarak milletimize hizmet ediyor. Sınıfa girdiğimde, onların gözlerinin içine baktığımda her zaman Geleceğin Lider Ülke Türkiye’sini gördüm. Çünkü öğretmen; sıradan bir memuriyetin değil, milletin yarınlarını sırtlayan kutsal bir mefkurenin adıdır. Bu yüzden onlara ne yapsak helaldir, hangi hakkı teslim etsek azdır. Bugün burada konuşmamız gereken bir "vicdan yarası" vardır. Bu vicdan yarası hepimiz zaman zaman meclis koridorunda karşılaştığı gençlerimizin yarasıdır. Peki kimdir bu gençlerimiz. Biz, o pırıl pırıl gençlerimize, o meslektaşlarıma asla ve kata “atanamayan öğretmen” demiyoruz! Çünkü ortada bir başarısızlık yoktur. Ortada eksik bir emek yoktur. Bu gençlerimiz devletimizin “Oku” dediği okulları bitirmiş midir? Evet. Devletimizin “Gir” dediği KPSS’den yüksek puanlar almış mıdır? Evet. Devletimizin istediği tüm şartları yerine getirmiş midir? Fazlasıyla getirmiştir! Öyleyse bu evlatlarımız bizlerden bir lütuf beklemiyor; onlar sadece alın terlerinin, göz nurlarının karşılığını, analarının ak sütü gibi helal olan haklarını istiyorlar! Milliyetçi Hareket Partisi olarak net bir şekilde ifade ediyoruz: İhtiyaç ortadadır. Talep haklıdır. 24 Kasım Öğretmenler Günü kapıdadır. Çağrımız şudur: Öğrencisiz kalan tek bir öğretmenimiz kalmamalıdır. Konuştuğum bu konu, sadece kadro sayılarından ibaret değildir. Şuan; Türkiye’nin geleceğini konuşuyorum! Evlatlarımızı kime emanet edeceğimizi, milletin kaderini belirleyen o stratejik gücü konuşuyorum. Öğretmenlerimizin her türlü sorununu çözmek için dün elimizi taşın altına koyduk, bugün de gövdemizi koymaya hazırız.

Prof. Dr. Filiz KILIÇ

152,832 views • 9 months ago

Etyen Mahçupyan “Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi” tartışmasını yorumladı: “Bir yol ayrımındayız evet, kaliteli bir tartışmaya ihtiyacımız var ama bu televizyon tartışmaları o yükü taşıyamaz” Etyen Mahçupyan: 💬Muhalefetin bundan rahatsız olması çok normal ve gerçekçi; çünkü hakikaten başka bir tarih tasavvuru, başka bir gelecek tasavvuru, buradan giderek başka bir millet, toplum, devlet ve nihayet kaçınılmaz olarak başka bir vatandaş tasavvuru öngörülüyor. Bu tümü bir bütünlüğe sahip. Bütünlüğe sahip olduğu zaman da tabii ne kadar tartışılırsa o kadar iyi. Şu anda ciddi bir tartışmanın ihtiyacı içinde Türkiye. Ama televizyonlardaki programlarda olacak olan şeyler değil bunlar. Ben geçen hafta içinde bu Deniz Göktaş'la ilgili olan bir iki tane programa rast geldim. Çok uzun süre izlemek mümkün değil; çünkü televizyon programında bayağı faşist insanlar konuşuyor. Böyle Türkiye'de ne gerçek bir tartışma olabilir ne de bununla Türkiye yeniden kendinden memnun bir ülke haline gelebilir. Mümkün değil. Türkiye kendi entelektüel zeminini kaybetmiş durumda. Oysa şu anda gerçekten bir yol ayrımı var. Dünyanın da önünde bir yol ayrımı var. Bu tespitler de yanlış değil. Bugün iktidarın yaptığı bazı tespitler, çıkış noktaları doğru. Yani dünya yeniden şekilleniyor ve burada kendimize bir yer bulmak durumundayız. Ama nasıl bir yer? Yıldıray Oğur: 💬"Biraz da tartışma olmasın diye o tartışmanın kalitesizliğinin sebebi. En radikal pozisyonlar tvlerde temsil ediliyor O zaman da bir tartışma çıkmıyor tabii. Etyen Mahçupyan: 💬"Ve bunu maalesef rejimden bekleme ihtimalimiz de yok açıkçası. Çünkü onlar yönetiyor ve en maliyetsiz şekilde de yönetmek istiyorlar. Dolayısıyla iktidarın değil, muhalefetin yapması gerekiyor bunu. Muhalefetin kaliteli hale gelmesi gerekiyor ki toplum kalitenin ne olduğunu anlasın. Çünkü rejim kendisi, şu anda iktidar kendi kendisini niye kaliteli hale getirsin ki? Zaten var olan yetiyor ona. Yıldıray Oğur: 💬"Muhafazakar muhalefet 90'larda bunu yapmıştı. Kendi alanını açmıştı. Kanal 7'yi, Yeni Şafak'ı düşünelim. Etyen Mahçupyan: 💬Çok doğru. Yani AK Parti 2002'de geldi kazandı, ondan sonra da işte Avrupa Birliği üyeliğini zorladı da Kürt meselesini çözdü. İyi de onun arkasında 90'lardaki mesela muhafazakar medyanın kalite sıçraması diye bir şey var. O zamanki Kanal 7'yi hatırlıyorum mesela. O Kanal 7'de yapılan tartışmalar başka hiçbir yerde yoktu ve insanlar o kaliteyi gördükleri için işin gerçek boyutlarını ve düşünmenin ne demek olduğunu idrak edebildiler ve kendilerini iyi hissetti. Yani toplum, izleyici; düşünebilen insanlardan oluşuyor. Ama sen ona malzeme olarak sürekli bu kalitesizliği verirsen ve muhalefet de o kalitesizliğe uyarsa, o zaman ya bir antipati doğuyor ya insanlar çekiliyor veyahut da giderek daha kalitesiz bir izleyici öne çıkıyor ve sen de onu tüm Türkiye sanmaya başlıyorsun. Bu da işte sonuçta anketlerde kararsız oylar, protesto oyları vesaire olarak hala %30'lara yakın öyle bir oy var. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

15,695 views • 2 months ago

Bugün, Şanlıurfa’nın bereketli topraklarında, Tülmen Köyü’nde, bu ülkenin vicdanını, gerçeğini ve onurunu temsil eden bir ismin hatırası önündeyiz. Bugün, Bekir Coşkun’u anmak için buradayız. Ama yalnızca bir gazeteciyi değil, bir dönemi, bir mücadeleyi, bir onuru anıyoruz. Bekir Coşkun, kalemiyle sadece yazmadı. Kalemiyle direndi. Kalemiyle hakikati savundu. Kalemiyle halkın sesi oldu. O, iktidarın değil, halkın gazetecisiydi. O, gücün değil, gerçeğin yanında durdu. O, suskunluk değil, cesaret yazdı. O, dalkavukluk değil, doğruluk anlattı. Bekir Coşkun, Şanlıurfa’nın Tülmen köyünde doğdu, ama kalemi tüm Türkiye’nin sesi oldu. Köydeki yoksul çocuğun da, şehirdeki işçinin de, taşeronun, köylünün, memurun, emeklinin de dili oldu. Onun kaleminde ayrıcalık yoktu. Onun satırlarında iktidar yoktu, ama halkın alın teri, emeği, umudu vardı. Bekir Coşkun, Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü hakkını bir yaşam biçimine dönüştürmüş bir insandı. O maddeyi yalnızca hukuk kitaplarında değil, her yazısında, her nefesinde, her sözünde yaşattı. Çünkü o biliyordu ki; bir ülkede ifade özgürlüğü susturulursa, orası artık demokratik bir ülke değil, baskının, korkunun ve yalanın hüküm sürdüğü bir ülkedir. Bugün, Türkiye’de çok sayıda gazeteci susturulmak isteniyorsa, bugün, hakikati yazanlar tehdit ediliyorsa, bilin ki Bekir Coşkun’un yazdıkları hâlâ doğruları söylüyor demektir. Bekir Coşkun, Cumhuriyet’in yazarıydı. Ama o Cumhuriyet’i sadece yazılarında değil, yaşamında da yaşadı. Cumhuriyet onun için bir tarih değil, bir vicdan meselesiydi. Cumhuriyet onun için sadece bir yönetim biçimi değil, halkın onuruydu, halkın eşitliğiydi, halkın ekmeğiydi. O, laikliğe inandı. Çünkü bilirdi ki, laiklik yalnızca bir anayasal ilke değil, bir halkın huzur garantisidir. O, adalete inandı. Çünkü bilirdi ki, adalet olmadan hukuk yaşayamaz. O, özgürlüğe inandı. Çünkü bilirdi ki, özgür olmayan bir millet nefes alamaz. Bekir Coşkun’un kalemi, yolsuzluğa, israfa, baskıya karşı bir halk kürsüsüydü. O, “Ben halkın gazetecisiyim” derken, aslında bu ülkenin en sade insanını temsil ediyordu. Sarayların lüksünden değil, halkın tenceresinden konuştu. Makamlardan değil, pazarda file dolduramayan yurttaşın sesinden yazdı. Bugün biz burada onun mezarı başında, işte o halkın sesiyle konuşuyoruz. Bekir Coşkun, hiçbir dönemde iktidarın sofrasına oturmadı. Hiçbir zaman sus payı almadı. O, kalemini satmadı, yüreğini kiraya vermedi. Bu yüzden baskı gördü. Bu yüzden yargılandı. Bu yüzden susturulmak istendi. Ama o sustuğunda bile, yazıları konuşmaya devam etti. O, susturulan basının değil, direnen basının yüzüydü. O, bu ülkenin basın özgürlüğü mücadelesinde bir milattır. O, halkın haber alma hakkını savunurken bedel ödeyen bir aydındı. Çünkü bilirdi ki, basın sustuğu gün halk kör olur, halk sağır olur, halk çaresiz olur. Bugün Türkiye’nin her köşesinde, doğruyu yazdığı için cezaevinde olan gazeteciler varsa, biz onların her birinde Bekir Coşkun’un mirasını görüyoruz. Bekir Coşkun aynı zamanda doğanın, hayvanların, insanın dostuydu. O, doğaya da adalet gözüyle bakardı. Çünkü o, yaşamın her alanında adaleti savunurdu. Bir köpeğe yapılan zulmü de, bir çocuğun açlığını da aynı yürekle hissederdi. Onun yazılarında vicdan vardı, merhamet vardı, insanlık vardı. Bugün burada, Tülmen Köyü’nde, onun toprağından yükselen sesle bir kez daha söylüyoruz: Kalem susturulamaz! Gerçek yasaklanamaz! Cumhuriyet teslim alınamaz! Bekir Coşkun’un hayali, özgür bir basın, bağımsız bir yargı, adil bir Türkiye idi. Bu hayali yaşatmak, bizim hem vatandaşlık borcumuzdur, hem de insanlık görevimizdir. Bu topraklarda doğan bir çocuk, kalemiyle bir millete yol gösterebildiyse, bu, Cumhuriyet’in nasıl büyük bir ışık yaktığının kanıtıdır. Bekir Coşkun o ışığın taşıyıcısıydı. O ışığı söndürmek isteyenler çok oldu, ama o ışık hâlâ yanıyor, çünkü o ışığın adı halktır, adalettir, özgürlüktür.

Av.Mahmut TANAL

18,976 views • 10 months ago

Vincenzo Montella: "Basın toplantısına başlamadan önce biraz düşüncelerimi paylaşmak istiyorum sizinle beraber. Bu iki buçuk senenin bilançosunu beraber konuşmak istiyorum sizinle. Biliyorsunuz ki benim için çok önemli olan ve kalbimden gelen bu sözleri söylerken önceliğim tabii ki de futbolcularımız. Çünkü bunu bugün yapmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Yarın çünkü maçtan sonra belki çok heyecanlı ve yoğun bir şekilde duyguları yaşayacağımız için yorgun olabilirim. İlk düşüncem, dediğim gibi futbolcularımız için. Onlar her şeyden önce, gerçek adamlar tabiri caizse büyük futbolcu olmadan önce gerçek adamlar olarak her zaman, elinden gelen her şeyin en iyisini yaptılar bugüne kadar. Çok zor dönemde, belki de çok kritik bir dönemde teknik direktörlük koltuğuna geldim. O zaman da biliyorsunuz ki, çok önemli bir takıma karşı bir maçımız vardı ilk maçımız olarak. Ve belki de kendi tarihi boyunca hiçbir şekilde kendi evinde, topraklarında kaybetmemiş Hırvatistan'ı yendik. Ondan sonrasında biliyorsunuz ki, o günden itibaren bu oyuncular o başarıyla birlikte bana her zaman her şeylerini verdiler. Sahada ne olursa olsun, mücadeleyi bırakmadılar. Yani oynayan da oynamayan da hepsi hep birlikte savaşan bir grup oldular. Her zaman şunu hissettim, formalarının arkasında sadece kendi isimlerinin değil, aynı zamanda büyük Türk halkının, milyonlarca insanın ve çocukların isminin yazdığının bilinciyle hareket ettiler. Ve bu büyük milleti temsil ettiklerinin her zaman farkındalar. Ben de buraya geldiğim günden beri bu ülkenin bana kendilerinden biri gibi hissetmesini kalbimde taşıyorum. Ve bu sevgiye karşılık vermek için her zaman gururla, tutkuyla ve alçakgönüllülükle mücadele ettim. Bu güzel göreve seçildiğim ilk günden bugüne kadar, federasyon başkanımız İbrahim Hacıosmanoğlu'nun ve direktörün ve yönetim desteğini her zaman hissettim. Eğer resmi maçlarda tarihi boyunca en yüksek galibiyet ortalamasına sahip ilk teknik direktör olarak tarihe geçtiysem, bu tamamen hem oyuncuların hem de yönetimin bana verdiği bu destek sayesindedir. O yüzden bu başarı hepimize aittir. Bugün Avrupa'da ve dünyada hem oyun hem de sonuçlar açısından saygı duyulan bir milli takım haline geldik. Avrupa Şampiyonası'na lider olarak katılmamız, turnuvadaki performansımız, Uluslar Ligi A'ya yükselmemiz, FIFA sıralamasında 42'ncilikten 25'inciliğe yükselmemiz... Bu muhteşem yolculuk beni %110 Türk gibi hissettirdi. Bu yüzden bir kez daha herkese teşekkür etmek istiyorum. Oyunculara, çünkü özellikle onlara kendi evlatlarım gibi hissediyorum, kardeşlerim gibi hissediyorum. Ve bu büyük ailenin başında olan başkanımıza bir baba gibi her zaman yanımızda. Yarın ise bu oyuncularla birlikte hep birlikte tüm gücümüzle birbirimiz için savaşarak ve fedakarlık yaparak, uzun zamandır hepimizin bildiği ve beklediği bu hayali gerçekleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız inşallah."

Le Marca Sports

43,311 views • 5 months ago

Bir baba ile oğul… Bir omuzda yılların tecrübesi, diğerinde gençliğin tertemiz heyecanı! Ve birkaç saat sonra, aynı vatan toprağına düşen iki şehit… Belki de tarihin en ağır imtihanlarından biriydi bu. Bir babanın evladıyla birlikte şehadete yürümesi… Dünyanın bütün makamları, bütün servetleri ve bütün alkışları böyle bir fedakarlığın yanında anlamını yitirir. Erol Olçok ağabeyin hayatı boyunca yaptığı çalışmalar elbette çok önemliydi. İletişim alanında ortaya koyduğu eserler, siyasi kampanyalara kattığı vizyon ve üretkenliği hafızalarda yaşamaya devam edecektir. Fakat onu asıl şereflendiren şey, iletişim alanında yaptıkları değil, son tercihi olmuştur. Çünkü insanı tarif eden, en çok ölüm karşısındaki duruşudur. 15 Temmuz bize bir hakikati yeniden hatırlattı! Vatan, sadece üzerinde yaşanan toprak değildir. Gerektiğinde uğruna can verilen emanettir. O emanetin bedelini kimi zaman adı bilinmeyen kahramanlar, kimi zaman da Erol Olçok ve Abdullah Tayyip gibi baba-oğullar birlikte öder. Bugün onların isimlerini anarken yalnızca bir acıyı hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bir sorumluluğu da omuzluyoruz. Şehitler, hatırlansın diye değil, uğruna can verdikleri değerler yaşatılsın diye can verirler. Eğer adalet zedelenirse, emanet bilinci kaybolursa, millet olma şuuru zayıflarsa, onların fedakarlığını sadece törenlerde anmış oluruz. Oysa gerçek vefa, onların uğruna yürüdüğü istikameti koruyabilmektir. Erol Olçok’un hikayesi bize şunu söyler! Bir insanın en büyük mirası malı değil, duruşudur. Bir babanın evladına bırakacağı en kıymetli servet, karakteridir. Ve bir milletin hafızasını diri tutan şey, kahramanlarını unutmamasıdır. Allah, Erol Olçok ve evladı Abdullah Tayyip başta olmak üzere 15 Temmuz’un bütün şehitlerine rahmet eylesin. Ruhları şad, makamları ali olsun. Çünkü onlar, bu topraklarda ezanın susmaması, bayrağın yere düşmemesi ve millet iradesinin esir edilmemesi için canlarını verdiler. Bazı ölümler vardır ki bir ömrü bitirmez, bir millete sonsuza kadar nasıl ayakta durulacağını öğretir. Huu… Cevat OLÇOK

NECİP FAZIL ERGÜT

13,105 views • 1 month ago

Bülent Korkmaz'a Cevap Verdi 🤔 Ümit Özat: Biz Bülent Korkmaz'la birbirimizi biliriz yani. Konuşuruz, abi kardeşiz. Tabii dün böyle bir açıklaması olmuş, ne demiş? Şenol Hoca'ya yıllardır sormak istiyorum ama bir türlü sormak nasip olmadı. Biz 5 yıldır tandem oynuyoruz ama niye Brezilya maçına Ümit Özat'la başladı, anlamak mümkün değildi demiş. Hı hı. Sevgili Bülent Korkmaz, bak Bülent abi biz birbirimizi tanırız. Kaldı ki ben sana bir şey hatırlatayım, sen Galatasaray'da tandem oynuyordun 98 yılına kadar. Popescu gelince, hatta Popescu'nun ilk geldiğinde libero oynuyordunuz, sonra tandeme döndünüz. Sen 98'den sonra tandem oynamaya başladın, Falcao'yla liberolu sistemde oynuyordun. Popescu'yla ilk 2 sene zaten liberolu sistemde oynuyordun. O Dünya Kupası'na giderken son iki play-off maçı vardı ya, Avusturya'yla oynadığımız 1-0 ve 5-1 ya da 5-0 yendiğimiz deplasmanda 1-0. Tugay abinin Okan Buruk'a attığı, Okan Buruk'un gol attığı maçtı galiba. Rövanşta da 5-0 mı 5-1 mi yendiğimiz maçta, o iki maçta da ben oynamıştım, liberolu oynamıştık. Şimdi bayağı bir dert olmuş işine. En azından Şenol Güneş libero Ümit Özat'ı libero oynattı. Senin gibi sol açık Harry Kewell'ı Hamburg maçında stoper oynatmadı. Sanki teknik adamlık yapmamışsın, sanki hayatında teknik adamlığında hiç yanlışlar yapmamışsın, her şeyi doğru yapmışsın gibi. Lüzumsuz bir konuşma olmuş yani. Zaten sahada da teknik olarak lüzumsuz işleri vardı. Mesela Köln'e gittim, Thomas Estler yardımcı antrenördü. Thomas beni ne diye çağırdı biliyor musun? Ne diye? Bülent Korkmaz dedi, böyle yapıyor bana. Gittim, ne diyor oğlum bu dedim tercümana. Roma'da karşılaşmışlar, Roma-Galatasaray maçı. Vurur gibi yapardım, yatardı dedi. Bu tarafa çekiyorum, kayar dedi. Bu tarafa çekiyorum, kayar dedi. Bülent abi futbolu bırakana kadar kaymamayı öğrenmedi, ayakta kalmayı öğrenmedi. Biz onu Cüneyt Tanman herhalde getirdi, ilk onu Türk futboluna. Biz onu hep profesyonelliğiyle, yaşından dolayı ona olan hürmetimizden, saygımızdan hep alıp bir yerlere koyduk. Ama tabii bazı insanlar her zaman her şeyi böyle tartamıyor demek ki. Ya şimdi senin yani bak, Falco Göst'le oynadın, futbolcu oldun. Poposcu'yla oynadın, futbolcu oldun. Erhan Önal'la yanılmıyorsam oynadın, oynadın, oynadın. Hep iyi futbolcularla oynadın. Ama ben biri sayesinde Ümit Uzat olmadım. Sağ beki koydular, sağ bek oynadım. Sol beki koydular, sol bek oynadım. Liberoya koydular, libero oynadım. Stopera koydular, stoper oynadım. Ön liberoya koydular, ön libero oynadım. Ha bunu bir espri diye anlattıysan çok komik bir şey değil. Ama dediğim gibi Şenol Hoca libero, Ümit'i libero oynattı. Sen sol açık Harry Kivil'ı, sol sağ ön oynayan Harry Kivil'ı Hamburg maçında stoper oynattın. Demek ki.

Galatasarayultrataraftar

289,049 views • 3 months ago