Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Bugün olağan kurultayımızda sadece bir parti programını değil; devletin yurttaşına yeniden güven vereceği yeni bir dönemi ilan ettik. Bizim güvenlik anlayışımız polis barikatlarıyla, TOMA’larla veya yasaklarla ölçülemez. Biz korkuyu yöneten değil, güveni büyüten özgür bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Annelerin evlatları için endişe etmediği, sınırların "devlet ciddiyetiyle" korunduğu ve dijital...

154,599 просмотров • 9 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Ümit Özdağ: 🎙️Ekonomik kriz, çok ağır bir şekilde ve her geçen gün daha da ağırlaşarak devam ediyor. Zenginlik el değiştiriyor. Tarım çöküyor. Kırsal alan insansızlaşıyor. Şimdi toprak da el değiştirmeye başlamış durumda. Ağır bir yoksulluk yıllardan buyana sürerken, halkın geniş kesimleri açlıkla mücadele ediyorlar. Küçük bir yandaş azınlık grup ise kamu ihalelerinden beslenmeye devam ediyor, zenginleşmeye devam ediyor. Ortak olma adı altında insanların emekleriyle üretmiş oldukları zenginliklere el konuluyor. Hukukun üstünlüğünün olmadığı bir ülkede yatırımcı kendisini güven içerisinde görmüyor ve Türkiye'den dışarıya büyük bir servet kaçışını görüyoruz. Çıkan sadece nakit sermaye değil, beşeri sermayenin de Türkiye'yi terk ettiğini ne yazık ki görüyoruz. Türkiye'nin geleceğini inşa etmesi gereken beyinler bu ülkede Erdoğan yönetimi altında gelecek görmedikleri için vatanlarını terk ediyorlar. Başka diyarlarda, başka ülkelere, başka toplumlara bilgilerini sunuyorlar ve o toplumların kendilerini geleceğe hazırlamasına, zenginleşmesine katkıda bulunuyorlar. Biraz önce partimizin Hollanda temsilcisiyle görüştüm. Siber güvenlik uzmanıymış. Türkiye'nin çok önemli firmalarının birisinde siber güvenlik uzmanı olarak çalışırken, Hollanda'ya gitmiş, şimdi Hollanda'da çalışıyor. Kendisi gibi yüzlerce siber güvenlikçi gibi… Türkiye zengin bir ülke ancak Türk halkı fakir ve fakirleşmeye devam ediyor. Biz, Zafer Partisi olarak kurulduğumuz günden buyana bu soygunun durdurulması ve zenginliklerin küçük bir azınlık grubuna değil Türk Halkı’na verilmesinin mücadelesini veriyoruz. Ancak Zafer Partisi'nin özellikle 13 milyon sığınmacı ve kaçağın vatanlarına dönmesi konusundaki politikaları ve terörizmle mücadele konusundaki politikaları ön plana çıktı geride bıraktığımız dört yıl içerisinde. Ancak partimizin ekonomiyle ilgili politikalarını da gündeme taşımak ve geniş halk kitlelerine iletebilmek amacıyla 8 ay önce yeni bir çalışma süreci daha başlattık, Küreselleşme ve Zafer Ekonomisi başlıklı raporumuzu değerli basın aracıyla kamuoyu ile paylaştık. Ve daha sonra heyetlerle Türkiye'nin değişik Ticaret ve Sanayi Odaları’nı ziyaret ederek programımızı anlatma mücadelesine başladık. Ancak bildiğiniz gibi hukuksuz bir şekilde Öcalan için rehin alınmam ve 5 ay süreliyle Silivri'de tutulmamla bu çalışmamız bir ara vermek zorunda kaldık. Şimdi “Zafer Ekonomi Konseyi” olarak ikinci bir çalışma sürecini başlatıyoruz. Bu konsey, Zafer Partisi'nde görev alan ve ekonominin akademi, özel sektör ve devlet sektöründe üst düzey yöneticilik yapmış deneyimli Zafer Partilinin olduğu bir ekipten oluşuyor. Zafer Ekonomik Konseyi, partimizin ekonomik politikalarını şekillendirecek hem de topluma büyük bir tempoyla, etkili bir tempoyla bütün Anadolu'yu dolaşarak anlatacak. Değerli arkadaşlar AK Parti iktidarı tükenmiş ve sona gelmiştir. AK Parti gidiyor. Bu gidişi, yapmış olduğu çalışmaların hiçbirisinin durduramayacağı da görülüyor. Ancak gerisinde büyük bir enkaz bırakarak gidecek ve biz şimdiden bu enkazı nasıl kaldıracağımızı planlamak ve bu planı da Türk Halkı’na anlatmak zorundayız. Konseyimizin amacı ekonomideki yeniden inşa sürecinin sürdürülebilir planlı kalkınma anlayışıyla nasıl yürütüleceğini; tarımdaki, sanayideki ekonomik kalkınmanın hangi zeminde, hangi teorik çerçevede gerçekleşeceğini; hangi adımların atılacağını Türk Halkı’na anlatmak olacak. Bugün bu amaçla bir araya geldik ve çalışmalarımıza başlıyoruz. Hayırlı olsun. “İttifak” sorusu üzerine Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ: Bakın benim söylediğim şuydu: Bahçeli'yle Öcalan'ın el ele tutuştuğu ve Erdoğan'ın da onların elinden tuttuğu bir siyasi tablo görüyoruz. 12 Temmuz'da Erdoğan yapmış olduğu konuşmada, “Biz bu yola AK Parti olarak Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM ile çıkıyoruz” dedi. Evet. Yani bir DAM ittifakı söz konusu. Böyle bir ittifakın oluştuğu ortamda muhalefetteki partiler ‘Biz bir araya gelmeyiz’ deme şansına, lüksüne sahip değildirler diye düşünüyorum. Açıkladığımız bu. Yoksa bir görüşme yapıldı, bu görüşmede bir anlaşma sağlandı noktasından daha uzaktayız. Bir ilkeyi açıkladık. Zafer Partisi olarak biz ittifaklara kapalı değiliz. Bakın o da söylemek için erken. Cumhurbaşkanlığı yarışında kimler aday çıkar? Bunları bilmiyoruz. İki aday mı olur? Üç aday mı olur? Dört aday mı olur? Bilmiyoruz. Onun için şimdi sadece Cumhur İttifakı'nın ve DEM iş birliğinin oluşturduğu DAM İttifakı’nı aşacak her türlü modelin çalışılması gerekir kanaatindeyiz.

Haberiniz

10,603 просмотров • 1 год назад

Alevilerin öne çıkan temsilcilerinden/liderlerinden Suriye ve Diaspora Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Şeyh Gazal Gazal bir açıklama yaptı. Şeyh Gazal Gazal, kendisine aracılar yoluyla sunulan bazı teklifleri ve müzakereleri reddetmiş. Gazal Gazal ayrıca Colani hükümetinin bir meşruiyet krizi yaşadığını, iflas etmiş durumda olduğunu ve 'ulusal uzlaşı' diye iddia edilen sürecin aslında bu krizi yönetmekle ilgili olduğunu söylüyor. Açıklamadan bazı bölümler: "Bizler, sınırları net bir davanın; bölünmesi veya pazarlık konusu yapılması imkansız bir halk hareketinin temsilcileriyiz. Bu davayı kişiselleştirmeye, basitleştirmeye, bizi yok saymaya ya da dünyanın öbür ucunda olduğumuzu iddia etmeye çalışmanız nafiledir. Davamızı şahıslara, devletlere veya gruplara bağlayarak, onların yokluğuyla biteceğini veya varlıklarıyla sınırlı kalacağını sanmanız da beyhudedir. Bu dava bir nutukla başlamadı, bir vaatle bitmeyecek; herhangi bir mevzide veya kalıpta kaybedilmiş değildir. Davamız, zulmün akıttığı ilk kan damlasıyla doğmuştur. Hak gasp edildiği, adalet rafa kalktığı ve bu topraklarda onurlu tek bir Alevi nefes aldığı sürece de devam edecektir. Bu mücadelenin meşru sahipleri, bedel ödeyen ve söz söyleyenlerdir. Onlar, sivil ya da asker ayırt etmeksizin binlerce tutuklunun, zorla kaybedilenin ve akıbeti meçhul insanın hesabını sormak için meydanlara inenlerdir. Halkın meydanlara inmesi tüm dengelerinizi altüst etti. Bu köklü toplumun masada pazarlık edilecek bir koz ya da denklemde önemsiz bir rakam olmadığı kanıtlandı. Sizler sesimizi ancak ahde vefa gösteren, boyun eğmeyen şeyhleri, alimleri, aydınları ve sivilleri zindanlara atarak, onları yok ederek kısabildiniz. Siz baskıcı rejimin gerçek yüzü olurken, biz kökleri derinlerde, asil bir halk olarak kalmaya devam ettik. Bugün yaşananlar ne 'ulusal uzlaşı' ne de 'gerçek ortaklık' olarak adlandırılabilir. Bu, olsa olsa, Suriye halkının hiçbir kesimiyle istikrarlı ilişki kuramayan, içeride her alanda iflas etmiş, ancak dış dünyada ne pahasına olursa olsun koltuğunu sağlamlaştırmaya çalışan, dayatma bir 'oldu bitti' iktidarının kriz yönetimidir. Karşımızda, toplumu meşruiyetin kaynağı değil, bir pazarlık aracı olarak gören; toplumsal grupları sırayla hedef almayı değişmez bir strateji haline getiren bir otorite bulunmaktadır. Bunun son örneği önce Kürtlere, ardından Şam’ın yerlilerine yapılan saldırılardır. Kimi zaman 'güvenlik ve kalıntılarla mücadele', kimi zaman ise 'devletin birliği ve bölünmeyi önleme' kılıfına sığınılmıştır. Bazen 'silah ve milislerle mücadele', bazen 'kurtuluş' adı altında hareket edilse de sonuç değişmemiştir: Sayısız ihlal, katliam ve askıya alınan haklar... Güvenlik, hukuka veya vatandaşlık haklarına göre değil, iktidarın kontrol ihtiyacına göre lütfedilip geri alınan bir kavrama dönüşmüştür. Halkın taleplerinden doğmayan, şeffaf temellere dayanmayan ve toplumun genelinin önerdiği köklü çözümleri içermeyen hiçbir vaat ya da müzakerenin kıymeti yoktur. Bunlar istikrar getirmez, sadece kaçınılmaz patlamayı erteler. Bu nedenle duruşumuzu net bir sorumluluk bilinciyle ilan ediyoruz: Biz gerilimi tırmandırmıyoruz, kimseyi tehdit etmiyoruz. Ancak, kanımız üzerinden yapılan pazarlıkları, yarım yamalak çözümleri, sus payı olarak sunulan rüşvetleri ya da 'reform ve istikrar' maskesi altında suçların aklanmasını asla kabul etmeyeceğiz. Devlet kurmayı becerememiş bir sistemin ne kılıfı, ne yakıtı, ne de rehinesi olacağız. Varlık, güvenlik ve yönetimde ortaklık; sadece ahlaki bir talep değil, minnetle veya pazarlıkla değil, eksiksiz olarak iade edilmesi gereken hukuki ve siyasi bir haktır. Bütün bu çileye ve belalara rağmen sözümüz budur. Bu sözleri şan, şöhret veya makam sevdasıyla değil; hakka ve emanete sadakatin bir gereği olarak söylüyoruz. Unutulmayan kana vefa, pazarlık kabul etmez bir onur ve silinemeyecek bir tarih adına konuşuyoruz."

Hasan Sivri

13,764 просмотров • 6 месяцев назад

Bu parlamentonun üyesi bir Diyarbakırlı olarak, #Narin cinayetinden dolayı hem üzgünüm hem kızgınım. #Diyarbakır 📌 Böyle canice bir cinayetin ardından yaşanan sessizliğin vicdanın ve başka değerlerin önüne geçmiş olmasından, toplumun bu kadar çürümüş olmasından son derece rahatsızım. 📌 Narin cinayetiyle beraber toplumun nasıl çürüdüğünü gördük, çocuklarımızın nasıl güvensiz yaşadıklarını, adalet mekanizmasının, güvenlik mekanizmasının nasıl işlemediğini gördük. 📌 8 yaşındaki bir çocuk, Diyarbakır’ın neredeyse merkezinde bir köyde kayboluyor ve biz akıbeti hakkında 19 gün bilgi sahibi olamıyoruz, kimseden beyan alamıyoruz. 19 gün sonra 1.5 kilometre ötede aşağı yukarı tahmin edilebilecek bir dere yatağında özel olarak gömülmüş bulunuyor. 📌 Bir çocuğun cesedine 19 gün gün boyunca ulaşamayan bir devlet nasıl olur? Güvenlik güçleriyle iç içe olan bir köyde istihbari olarak, güvenlik olarak bilgi alamıyorsunuz, üzerine gidemiyorsunuz ve tümüne izin veriyorsunuz. 📌 İkinci gün Tavşantepe’ye gittim, şu an tutuklu olan şüpheliyle, yani muhtarla görüştüm. Narin’in kaybolduğu güzergahı izledim, inceledim. 📌 Ortalama bir gözlemci, bir ceza avukatı olarak sekiz yaşındaki çocuğun o ortamda dışarıdan müdahale ile kaçırılamayacağı kanaatine vardım. Bu konularda benden daha tecrübeli olan güvenlik makamları, adalet mekanizmaları; -Bunu nasıl bilmez? -Nasıl bunu öngörmez? Nasıl dijital delillere hemen el koymaz? Nasıl muhtemel şüphelileri birbirinden ayırmaz, tecrit etmez, izlemez, takip etmez? 📌Ortada bir cinayet var, soruşturma gizli, toplum kan ağlıyor, gizlililik kararı da verilmiş. Peki, Diyarbakır Barosu avukatlarının bile olağan şüpheli olmamak için almadığı; sadece jandarma ve savcılıkta olan bu beyanlar nasıl basına sızdırılır? 📌 Adalet Bakanı diyor ki; “Soruşturma gizli olsa da sanık beyanları gizli değil.” Öyle mi? O beyan sadece jandarmada var, savcıda var. Başka kimsede yok. Veya göndermişlerse kendi bakanlığında var. Bilgi amaçlı göndermişlerse. Hepsi açıklandı. Ön izleme otopsi raporu, 3 tane savcının imzası var, açıklandı. 📌 Bu delillerin sızdırılması, şüphelilere mesaj vermek için yapıldı resmen. Diyarbakır’a üç bakanın gelip “Mutlaka bulunacak” demesi yetmiyor, topluma güven lazım. 📌 Çocuk cinayetleri konusunda topluma güven vermek amacıyla tüm siyasi parti grupları ortaklaşalım, adına “Narin Komisyonu” demesek de çocukların kaybı, cinsel istismarı, ölümü konusunda ortaklaşıp komisyon kuralım. Topluma güven veririz, hala bu Parlamentoya biraz da olsa inanç varsa bundandır, ortaklaşabilme ihtimalimiz içindir. 📌 Sadece son 8 yılda 110.000 çocuk kaybedilmiş. 2016'dan sonraki sayıları da bilemiyoruz. TÜİK veri dağıtmıyor çünkü. Toplum bizden bunu bekliyor.

Sezgin Tanrıkulu

125,583 просмотров • 1 год назад

Partizanlığı bir kenara bırakın ve sadece beş dakika şunu düşünün. İktidar da Zafer Partisi olsa ; 1. Ülkemizde bir tane bile sığınmacı kaçak olmayacak! 2. Başıboş Hırt sorunu kökünden çözülecek! 3. Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanlarına asla Taviz verilmeyecek! 4. Harp Okulları gerçekten harp okulu kimliğine kavuşturalacak! 5. Askeri hastahaneler tekrar açılacak! 6. GATA yine askeri sağlık sisteminin akademik merkezi yapılacak! 7. Askeri mahkemeler tekrar açılacak! 8. Köy okulları ve askeri liseler yeniden açılacak! 9. Milli eğitim sistemi sil baştan ele alınacak! 10. Eğitim Müfredatı 21. Yüzyılın gerekleriyle uyumlu olacak! 11. Çocuklarımız yeniden okullarda Andımızı okuyacak! 12. Sokaklarda, Türk devleti bütün gücü ile olacak! Çeteler ise ait oldukları yerde; hapiste ve mezarda olacaklar. 14. Türk milletinin suyunu, toprağını kurutup, geleceğini karartan iklim mühendisliği oyunlarına boyun eğilmeyecek, izin verilmeyecek! 15. Türkiye Atatürk'ün yönettiği gibi yönetilecek ve Son Uluğ Başbuğumuz kuralları geçerli olacak! 16. Sınır güvenliği sağlanacak! 17. Türk vatandaşlığı yeniden kıymetli olacak! 18. Hukuk ve adalet herkes için eşit işleyecek! 19. Terörle tavizsiz mücadele edilecek! 20. Liyakat esas alınacak, torpil bitecek! 21. Türk gençliği kendi vatanında geleceğini güven içinde kurabilecek! 22. Her üniversiteye, aldığı öğrenci kadar yurt kapasitesi oluşturma zorunluluğu getirilecek! 23. Belediyelere, sınırlarındaki öğrenci ve kamu personeli için yurt yapma yükümlülüğü getirilecek! 24. Bütçeden ayrılan kaynakla (örneğin 3,7 trilyon TL ile 14 bin yurt yapılabilir) acil inşaatlar başlatılacak. Çiftçi desteği gibi, öğrencilere de barınma yardımı desteği verilecek! 25. Yurtlara, fiyat üst sınırı getirilecek ve zorunlu güvenlik standartları oluşturulacak. Cemaat yurtlarından uzaklaşmayı teşvik için devlet yurtları çoğaltılacak! 26. Üretici, aracı ve tüketici zincirini sıkı bir biçimde denetleyecek! 27. Bütün çağdaş dünyada olduğu gibi fahiş fiyat uygulamasına ağır müeyyideler uygulayacak! 28. Akkaya Sınır Kapısı’nın adının “Talat Paşa Sınır Kapısı” olarak değiştirilecek! 29. Silivri siyasetçilerin, belediye başkanlarının, fikir suçlularının atıldığı yer olmayacak. Uyuşturucu tacirlerinin katillerin, çete mensuplarının atıldığı yer olacak! 30. Devlet Planlama Teşkilatını yeniden çalışır hale getirilecek! —Özetle Türkiye Cumhuriyet ayarlarına dönecek ve Atatürk'ün yönettiği gibi yönetilecek! —"Bütün bunları nasıl yapacaksınız?" Diyorsanız Zafer Partisi projelerini incelediğinizde yapılabilirliğini göreceksiniz. —Yazdıklarım yapacaklarımızın özetidir. Daha fazlasının yapılacağından emin olabilirsiniz. —Şimdi sizlere bir sorum var. Yapmak istediğimiz bunca güzel /olumlu şeylerin yapılmasını, huzur, güven, refah içinde yaşamak istemez misiniz? #Zaferpartisi #TürkünZaferi

Stiles

334,476 просмотров • 5 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Savunma Bakanları Toplantısı için gittiği Brüksel’de, Türk basın mensupları ile de bir araya geldi. NATO Savunma Bakanları Toplantısı ve gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: NATO SAVUNMA BAKANLARI TOPLANTISI Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde Brüksel’deki NATO Karargâhında düzenlenen Ukrayna Savunma Temas Grubu ve NATO Savunma Bakanları toplantılarına bugün katıldık. Genel olarak NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşu, Ukrayna'ya sağlanabilecek destek ve diğer güvenlik konularının ele alındığı toplantılar yaptık. ▪️ NATO’ya kuvvet katkısı sağlayan ülkeler arasında daima ilk 5’te yer alan bir ülke olarak İttifak’ın savunma ve caydırıcılığına sağladığımız katkıları, ▪️ %5 savunma taahhüdü hedefine ulaşılması konusunda kaydettiğimiz kararlı ilerlemeleri -ki %5 hedefine süratle ilerliyoruz, ▪️ Ukrayna’ya ikili düzeyde ve NATO kapsamında destek ve katkılarımız ile barışa yönelik diplomatik çabalara desteğimizi, ▪️ Ankara Zirvesi kapsamındaki hazırlıklarımız ve beklentilerimizi ifade ettik, ▪️ Bölgesel barış ve istikrarın sağlanması kapsamında İran-ABD Savaşı’nı sona erdirmek amacıyla varılan mutabakatı memnuniyetle karşıladığımızı da ilettik, teşekkür ettik ve gerektiğinde Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliğine destek vermeye hazır olduğumuzu vurguladık. Toplantılar vesilesiyle muhataplarımızla savunma ve güvenlik ajandasındaki gündemi, ikili ve çok taraflı ilişkiler ile iş birliğini geliştirme imkânlarını ele aldık. 70 yılı aşkın süredir NATO Müttefiki bir ülke olarak katılım sağladığımız bu toplantılarda; hem İttifak gündemindeki konularda hem de bölgesel konulardan Avrupa Güvenliğine uzanan geniş bir yelpazede millî tutum ve değerlendirmelerimizi muhataplarımıza ilettik. Ayrıca Müttefik Savunma Bakanlarını Ankara Zirvesi’nde ağırlamaktan memnuniyet duyacağımızı da kendilerine ilettik. NATO LİDERLER ZİRVESİNİN ÖNEMİ Bugün NATO, tarihinin en karmaşık güvenlik ortamlarından biriyle karşı karşıyadır. Konvansiyonel tehditlerin yanı sıra hibrit tehditler, siber saldırılar, terörizm, enerji güvenliği riskleri ve bölgesel istikrarsızlıklar güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Nisan ayında düzenlenen “NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansında da ifade ettiğim gibi, Türkiye NATO'nun yalnızca coğrafi merkezlerinden biri değil, aynı zamanda stratejik aklının ve operasyonel kapasitesinin de ayrılmaz bir parçasıdır. Ankara'da gerçekleştireceğimiz NATO Zirvesi'ni yalnızca bir liderler toplantısı olarak görmüyoruz. Bu zirve, NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığını ortaya koyacağı ve geleceğe yönelik stratejik yöneliminin şekilleneceği önemli bir dönüm noktası olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapması, İttifaka sunduğumuz askerî katkıların, operasyonel tecrübemizin ve güvenlik üretme kapasitemizin doğal bir yansıması olarak görüyoruz. Bununla birlikte, Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu etkili, güvenilir ve sonuç odaklı lider diplomasisi de Ankara Zirvesi'nin en önemli unsurlarından birisi olacağını değerlendiriyoruz. Türkiye, krizlerin çözümüne katkı sunan, diyalog kanallarını açık tutan ve bölgesel istikrarı destekleyen yaklaşımıyla İttifak içerisinde müstesna bir konuma sahiptir. Hedefimiz; NATO'nun birlik ve dayanışmasını güçlendirmek, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine yönelik ortak kararlılığı vurgulamak ve İttifakı geleceğin tehditlerine karşı daha hazırlıklı hâle getirecek stratejik vizyonun geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Ankara Zirvesi'nin, NATO'nun birlik ve beraberliğini pekiştiren, ortak aklı güçlendiren ve İttifakın geleceğine yön veren tarihî bir buluşma olacağına inanıyoruz. ABD-NATO-AVRUPA GÜVENLİĞİ ABD Avrupa’dan tam manasıyla çekilmiyor, Avrupa’daki asker sayısını azaltıyor. Avrupa ülkeleri de oluşabilecek boşluğu doldurma gayretindeler. Savunma sanayi yatırımlarını artırmaktalar ve zorunlu askerlik uygulamasına dönmekteler. Avrupa’nın güvenliğinin Avrupalılar tarafından sağlanması gerektiğinin farkındalar. YERLİ VE MİLLÎ SAVUNMA SANAYİ VE NATO Türkiye'nin savunma sanayinde elde ettiği başarılar yalnızca ulusal güvenliğimize değil NATO'nun kolektif savunmasına da katkı sunmaktadır. Yerli ve millî sistemlerimiz, müttefiklerin birlikte çalışabilirlik kapasitesini desteklemekte ve İttifakın genel caydırıcılığına katkı sağlamaktadır. Güçlü savunma sanayi, güçlü caydırıcılık ve güçlü NATO demektir. Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında gerçekleştirilecek “Savunma Sanayi Forumu”nun, müttefikler arasında savunma sanayi alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Toplantılar esnasında NATO üyesi üç ülkenin savunma bakanı, Türk savunma sanayinin gelişmişliği ve Türkiye ile iş birliğinin artırılmasının önemli ve gerekli olduğunu özellikle vurguladılar. TÜRKİYE’NİN NATO VİZYONU Türkiye'nin vizyonu; güçlü, dayanıklı, birlikte hareket etme iradesini koruyan, müttefiklerinin güvenlik kaygılarına eşit hassasiyet gösteren ve değişen tehdit ortamına hızla uyum sağlayabilen bir NATO'dur. Ankara Zirvesi'nden beklentimiz; öncelikle NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma anlayışının ve 5'inci maddeye olan bağlılığın güçlü şekilde teyit edilmesidir. Bunun yanında müttefiklerin savunma harcamaları ve yetenek hedeflerine ilişkin kararlılıklarını somut adımlarla ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini güçlendirecek ve caydırıcılığı artıracak ortak iradeyi göstermeleri büyük önem taşımaktadır. ÜLKEMİZİN NATO’YA KATKILARI Türkiye’nin NATO’ya katkıları konusunda ise Türkiye; NATO'nun güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda İttifakın en büyük ikinci ordusuna sahip müttefikidir. Askerî eğitimden tatbikatlara, harekâtlardan komuta-kontrol faaliyetlerine kadar NATO'nun tüm temel görev ve sorumluluklarına etkin katkı sunmaya da devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi Steadfast Dart-26 Tatbikatı’na katıldık. Binlerce personelimiz ve Anadolu Deniz Görev Grubumuzla NATO'nun caydırıcılık ve savunma duruşuna güçlü destek verdik. Uzak coğrafyalara süratle kuvvet intikal ettirebilme kabiliyetimiz, yüksek hazırlık seviyemiz ve operasyonel etkinliğimiz burada bir kez daha teyit edilmiş oldu. Kahraman ordumuz, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar geniş bir alanda edindiği tecrübeyle NATO'nun en etkin ve en hazırlıklı kuvvetleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda komando birliklerimizin kapasitesini artırmaya ve değişen tehdit ortamına uygun yeni kabiliyetler geliştirmeye de devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde NATO'nun en kritik kuvvet yapılarından biri olan Müttefik Reaksiyon Kuvveti'nin komutasını üstlenecek olmamız da Türkiye'nin İttifak içerisindeki güvenilirliğinin ve stratejik öneminin somut bir göstergesidir. Aynı şekilde KFOR Komutanlığı, NATO Hava Polisliği görevleri ve deniz harekâtlarına sunduğumuz katkılar, Türkiye'nin Balkanlar'dan Karadeniz'e, Akdeniz'den Avrupa'nın güvenliğine kadar geniş bir coğrafyada üstlendiği sorumluluğu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye bugün yalnızca NATO'nun güvenliğine katkı sağlayan bir müttefik değil; askerî kapasitesi, operasyonel tecrübesi ve liderlik sorumluluğuyla İttifakın caydırıcılığına, dayanıklılığına ve geleceğine yön veren başlıca ülkelerden biridir. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI VE KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ Rusya-Ukrayna Savaşı, iki ülke arasındaki savaş olmanın ötesinde Avrupa güvenlik mimarisini, enerji güvenliğini, küresel ticaret yollarını ve NATO’nun güvenlik gündemini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, savaşın başlangıcından itibaren dengeli, ilkeli ve yapıcı bir politika izlemiş; hem Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklemiş hem de diplomasi kanallarının açık tutulmasına katkı sağlayarak çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve adil, kalıcı bir barışın tesis edilmesine de gayret göstermiştir. Karadeniz'in istikrarı Avrupa-Atlantik güvenliğinin ayrılmaz parçasıdır. Türkiye, Montrö Sözleşmesi'ni kararlılıkla uygulayarak bölgesel istikrara katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu nedenle bölgesel sahiplenme anlayışını destekliyor, Karadeniz'e kıyıdaş ülkeler arasındaki iş birliğini de önemsiyoruz. Türkiye hem Rusya hem Ukrayna ile konuşabilen az sayıdaki ülkeden birisidir. Bu durum ülkemize önemli sorumluluklar da yüklemektedir. Tahıl Koridoru Girişimi, esir değişimleri ve taraflar arasındaki temaslarda üstlendiğimiz rol bunun en somut göstergesidir. Türkiye bundan sonra da diplomasi ve diyalog çabalarına katkı sunmaya devam edecek; krizlerin tarafı değil, çözümün parçası olmayı da sürdürecektir. NATO’NUN GÜNEY KANADININ ÖNEMİ Terörizm, düzensiz göç, enerji güvenliği riskleri, bölgesel çatışmalar ve hibrit tehditler NATO’nun güney kanadını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, NATO’nun güney kanadında yer alması nedeniyle bölgesel tehditlerle doğrudan mücadele eden bununla birlikte son yıllarda gelişen gücüne bağlı olarak İttifakın merkezinde önemli katkılar sunan müttefiklerin başında gelmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin güvenliğine yönelik tehditler aynı zamanda NATO’nun güvenliğine yönelik tehditler olarak da değerlendirilmektedir. Günümüz güvenlik ortamı, güney kanadının yalnızca çevresel değil, merkezî bir güvenlik meselesi olduğunu da göstermektedir. ORTA DOĞU’DAKİ GELİŞMELER Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler yalnızca bölgesel değil küresel güvenliği de doğrudan etkilemektedir. Orta Doğu'daki istikrar NATO'nun güvenliğiyle de doğrudan bağlantılıdır. NATO müttefiklerimiz de Orta Doğu’daki gelişmelere oldukça ilgililer ve çalışıyorlar. Türkiye bölgesel barış, istikrar ve güvenliği destekleyen yapıcı bir yaklaşım izlemekte, çatışmaların büyümesini değil, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesini savunmaktadır. Öte yandan, millî güvenliğimize yönelik risklerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınmakta, ilgili kurumlarla koordinasyon içerisinde çalışmalar devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin güvenliğini sağlamak için her türlü hazırlığa da sahiptir. HÜRMÜZ BOĞAZI Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Daha önce de vurgulamıştık. Enerji arz güvenliği, deniz ticaretinin kesintisiz sürdürülmesi ve seyrüsefer emniyetinin korunması yalnızca bölgesel değil, küresel istikrar açısından da önem taşımaktadır. Türkiye, gerilimin tırmanmaması ve sorunların diplomasi temelinde çözülmesi yönündeki yaklaşımını da sürdürmektedir. Bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunan bir ülke olarak, uluslararası hukuk çerçevesinde deniz güvenliği ve seyrüsefer emniyetini destekleyecek girişimlere gerekli katkıyı sağlamaya da hazırız. DOĞU AKDENİZ’İN GÜVENLİĞİ İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaş ve buna bağlı olarak ortaya çıkan füze ve insansız hava aracı tehditleri, Doğu Akdeniz'in güvenliğinin bir kez daha ne kadar hassas bir konu olduğunu da göstermiştir. Bu süreçte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliği için aldığımız ilave tedbirler yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliğine değil, Ada'nın tamamında istikrar ve güvenliğin korunmasına hizmet etmektedir. Türkiye'nin yaklaşımı her zaman olduğu gibi gerilimi artırmak değil, riskleri önlemek ve bölgesel istikrarı desteklemektir. NATO Savunma Bakanları Toplantısı'nda da vurguladığımız üzere, Avrupa-Atlantik güvenliği parçalı değil bütüncül bir anlayışla ele alınmalıdır. Güvenlik üretmesi gereken aktörlerin, bölgesel gerilimleri derinleştirecek adımlardan kaçınması; diyalog, iş birliği ve ortak güvenlik anlayışını öncelemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede Doğu Akdeniz'de son dönemde şekillenen bazı askerî iş birliği girişimlerini ve bölgesel güvenlik denklemini etkileyebilecek gelişmeleri de yakından takip ediyoruz. Son olarak garantörlük sıfatı olmayan Fransa ile GKRY arasında imzalanan anlaşma; aslında meşruiyeti olmayan, hassas dengeleri bozan ve uluslararası hukuka aykırı olan bir girişimdir. Türkiye'nin askerî kapasitesi, caydırıcılığı ve bölgesel konumu dikkate alındığında, ülkemizi ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir girişimin veya ittifakın başarı şansı bulunmamaktadır. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus, bölgesel güvenliği artırmak yerine belirli aktörleri çatışma ve krizlerin parçası hâline getirebilecek yaklaşımların uzun vadede bölge halklarının güvenliğine zarar verme riskidir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Kıbrıs Türklerinin güvenliğini hedef alan oldubittilere ve hasmane girişimlere karşı gerekli karşılığı verecek güce ve kabiliyete ve sarsılmaz bir iradeye sahiptir. Kıbrıs Adası'nın güvenliği ve statüsüne ilişkin düzenlemeler uluslararası anlaşmalarla belirlenmiştir. Türkiye, garantörlük hak ve sorumluluklarını uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru zeminde sürdürmektedir. Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahı bizim için hayati öneme sahiptir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki; Türkiye, Doğu Akdeniz'de barışın, istikrarın ve yapıcı diyaloğun tarafıdır. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğini tehdit edecek gelişmeler karşısında da garantörlük sorumluluklarımızın gereğini yerine getirme irademiz tamdır. Sonuç olarak, bugün karşı karşıya bulunduğumuz güvenlik ortamı, ülkelerin millî kabiliyetlerini güçlü tutmalarını zorunlu kılarken; müttefikler arasındaki iş birliği ve dayanışmanın da kritik rolünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu çerçevede dayanışma, caydırıcılık, birlikte çalışabilirlik ve stratejik öngörü, ortak güvenliğin temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Türkiye; güçlü ordusu, gelişmiş savunma sanayi, etkin diplomasisi ve sahip olduğu stratejik vizyonla NATO'nun, Avrupa-Atlantik güvenliğinin ve bölgesel istikrarın temel aktörlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Karadeniz'den Akdeniz'e, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş coğrafyada ortaya koyduğumuz yaklaşımın özü nettir: Gerilim değil istikrar, çatışma değil iş birliği, belirsizlik değil güvenlik üretmektir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında da millî güvenliğimizi kararlılıkla korurken, bölgemizin ve müttefiklerimizin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Çünkü bugün artık çok açık bir gerçek vardır: Türkiye, güvenlik mimarisinin kenarında değil, merkezinde yer alan bir ülkedir. NATO'nun geleceği şekillenirken Türkiye; gelişmeleri uzaktan izleyen değil, kararların alınmasına katkı sunan, sorumluluk üstlenen ve güvenlik üreten başlıca müttefiklerden birisidir. Güçlü ordusu, stratejik vizyonu ve üstlendiği görevlerle İttifak'ın geleceğine yön veren Türkiye'nin imzası, NATO'nun yarınlarında güçlü ve belirleyici şekilde yer almaya devam edecektir. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

17,461 просмотров • 2 месяцев назад

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.
2:41

Sensitive content

(18+) Videolardan bazıları üst seviye küfür barındırıyor. Ortalık bir yerde açmamalısınız. Özgür Özel'in okullar basılmasın diye bulduğu çözüm 65 bin güvenlik görevlisi atamak. Baskın okulda gerçekleştiği için dümdüz bir mantıkla her okula bir güvenlik görevlisi koyarak meselenin çözülebileceğini sanıyor. Mesela saldırganın "okulda silahlı güvenlik görevlisi var ben en iyisi okul yolunu kana bulayayım" diyeceğini düşünemiyor. Okul yoluna da üçer dörder güvenlik koymak lazım. Türkiye'de bazı okullar 4-5 bin öğrencili ve çok geniş bir alana yayılmış durumda. Bir güvenlik görevlisi ile olacak iş değil oraya da en az üç dört tane lazım. Okul civarında öğrencilerin takıldığı kafeler, parklar da var. Özgür Özel'in bulduğu çözüm için polis teşkilatına yakın büyüklükte bir okul güvenlik teşkilatının kurulması gerekiyor ve bulduğu çözüm, kendisini öldürmeyi göze almış bir çocuğu başkalarını öldürmeden önce emekli bir askere öldürtmek üzerine kurulu. Özgür Özel için bu sonuç bir sorun teşkil etmiyor anladığımız kadarıyla. Bomboş bir konuşma, her zaman olduğu gibi ne sorunu anlayabilmiş ne de çözüme dair mantıklı bir fikir üretebilmiş. ( Videonun son bölümünde o konuşması var.) Bugün Dünya çapında korkutucu bir hızla gerçekleşen kültürel bir değişim ile karşı karşıyayız. Toplumsal reflekslerin hızı, artık teknolojinin hızına yetişemiyor, günümüzün insan hakları, fikir özgürlükleri tanımları üzerine inşa edilmiş kanunları, internetin ortaya çıkardığı sayısız sorunu çözemeyecek kadar hantallaşmış durumda. Binlerce yıllık insanlık tarihinin vardığı noktada aileleri tarafından değil sanal bir bakıcı tarafından yetiştirilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Ölmek ve öldürmek kavramlarını "sanal dünya ölümsüzlüğü"nde öğrenen milyonlarca hatta milyarlarca çocuk ve genç şu an aramızda. Dünyadaki bütün çocukların birbirine bu kadar benzediği bir dönem daha önce yaşanmamıştı. 7-8 yaşından itibaren son derece gerçekçi grafiklere sahip katliam alanlarında, günde 100-200 sanal cinayet işleyen, bir o kadar da ölüp ölüp yeniden dirilen çocukların, ölmek ve öldürmek kavramlarını anlamakta zorlanması, aslında o kadar da şaşırtıcı bir durum değil. Google'a PUBG cinayetleri yazıp aratırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Tabii bütün suçu spesifik bir oyunun üzerine atarak kurtulamayız. Burada anlatmaya çalıştığım, bir insanın davranışlarını düzenleyen ve ruh halini belirleyen dopamin gibi çok hassas dengelere sahip hormonları, yapay zekanın da devreye girmesiyle artık kolayca manipüle edebilen bir algoritmalar dünyasında yaşıyor olduğumuz gerçeği. Yakın geçmişe kadar kişinin davranışlarına göre oluşturulan algoritmalar, artık kişilerin davranışlarını yönlendirecek şekilde oluşturulmaya başlandı. Asıl büyük tehlike psikolojisi bozuk birkaç çocuğun okulda katliam yapma ihtimali değil maalesef. Asıl büyük tehlike, psikolojisi bozuk toplumların ortaya çıkma ihtimali. Dünyanın en çok silaha ve silahlı personeline sahip ülkesi olan, dünyada okulları polis tarafından korunan beş ülkeden biri ve en iyi korunanı olan Amerika, aynı zamanda dünyada en çok okul baskınının ve öğrenci katliamının yaşandığı ülke durumunda. ABD'deki her okulda 3-4 silahlı güvenlik görevlisi var. Nüfusa oranla en çok polise, eyaletlere has emniyet güçlerine ve muazzam imkanları olan iç istihbarat birimlerine rağmen bu sorunu çözemiyor. Özgür Özel'in soruna getirmeyi düşündüğü çözümün alameti farikasının ABD'de işe yaramadığını net şekilde görüyoruz. Özgür Özel, biraz derinlemesine düşünmeyi gerektiren her meselede olduğu gibi bu konuda da hükümete alternatif olamayacağını ispatlamış oldu. Acilen yapılması gereken ilk şey, sosyal medyanın çocuklara ve gençlere kontrolsüz şekilde ulaşmasının önüne geçmek. Şu an internete bağlanma imkanı olan her çocuğun uçsuz bucaksız bir pornografi ve dipsiz bir şiddet arşivi ile arasında birkaç tuş var. Bugünün çocukları, anne babalarımızın zihninde ihtimalinin bile izi olmayan, bizim ise çoğumuzun kırk elli yaşına gelmeden varlığından dahi haberdar olmadığımız acayipliklerle o yaşlarda karşılaşıyorlar. Bu ise çocuğun sapkın olduğunu değil sıradan bir çocuk olduğunu gösteriyor. Sizin büyüdüğünüz evde bir fırsatını bulunca kurcalamadığınız bir kutu, anahtarını bulup da açmadığınız kilitli bir kapı kalmış mıydı mesela? O da her çocuk gibi büyüdüğü yerdeki her şeyi merak ediyor doğal olarak. İşte Özgür Özel'in ve genel olarak da muhalefetin anlamadığı nokta tam burası. İnternet denetimine yönelik düzenlemeleri, özgürlüklere yönelik bir saldırı olarak algılayıp gençleri de bunun üzerinden kışkırtmaya çalışıyorlar. Şu an CHP'nin koca koca milletvekillerinden tutun, gençlik örgütlerine kadar her unsuru, internetin devlet tarafından denetlenebilmesine karşı çıkıyor. Dahası hazırladıkları görsellerle, videolarla bir de "oyunuma karışma" isminde kampanya yürütüyorlar. Yani çocukların denetimsiz bir sanal dünyada psikolojilerinin bozulmasına izin verelim, okula saldıran olursa da "şahane kıyafeti olan" emekli bir askere işini bitirtiriz diyorlar. Çocukların psikolojisinin bozulmasını engelleyecek önlemlerin alınmasına karşı çıkıp hükümeti çocuklara şikayet ediyorlar. Dünyada buna karşı çıkan CHP iriliğinde bir muhalefet partisi de yok bu arada. Kedi köpeğin bile yavrusuna kural koyduğu şu alemde çocuklara ve gençlere sınırsız bir internet özgürlüğü vaadediyor CHP. Her konuda Avrupa Birliği'ni örnek gösteren Özgür Özel, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde olmayan okul güvenliği gibi çalışmadığı canlı örneklerle ispatlanmış bir uygulamayı önerdiği gibi Avrupa'nın tamamında uygulanan gençler ve çocuklara yönelik internet önlemlerine de karşı çıkıyor. Halbuki daha geçen gün Pedro Sanchez İspanya'da ne yapıyorsa biz de Türkiye'de aynısını yapacağız diye ballandıra ballandıra anlatıyordu. İspanya, sadece Avrupa'da değil dünya genelinde çocuklara yönelik en sert internet önlemlerinden birini hayata geçirdi bu yıl. Özgür Özel, 7/24 ağzından düşürmediği adamın ne yaptığından da habersiz. Yaşını bilmesem onun da eline tablet verilip büyütülen nesilden olduğuna dair yemin edebilirdim. Aşağıda bazı PUBG videoları var. Youtube birbirine sürekli küfür eden, ölümle tehdit eden hatta buluşup birbirini bıçaklayan oyuncuların videolarıyla dolu. Tekrar edeyim bir oyun tek başına çocukların hayatına yön veremez ama bunun sadece bir oyun olmadığını da anlamak gerek. Aşağıda örneğini gördüğümüz, bizden sonraki neslin yoğun şekilde maruz kaldığı sosyal medya dili. Bu dil de toplumu dönüştürme amacıyla oluşturulmuş algoritmik unsurlardan birisi. Bunlar gibi çok sayıda unsurun biraya geldiğini düşünün. Bir sonraki paylaşımda buradan devam ederiz. Saygılar.

Abese İrca

130,498 просмотров • 4 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 просмотров • 5 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığında Mehmetçiklerimizle akşam yemeği yedi. Yemeğin ardından kahraman personelimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: DOSTLARIMIZA GÜVEN VERİYORSUNUZ Resmî ziyaret kapsamında dost ve kardeş ülke Katar’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Yüzyıllara dayanan tarihî ve kültürel bağlar üzerine inşa edilen Türkiye ile Katar arasındaki ilişkiler hemen her alanda hızla gelişmeye devam etmektedir. İki kardeş ülke, ortak bir medeniyetin ve inancın mirasçıları olarak birbirlerine her zaman destek olmuşlardır. Zor zamanlarda ülkelerimizin birbirlerine gönülden yardım etmesi Türk ve Katar halkları arasındaki dostluk ve kardeşlik bağlarını ve yardımlaşmanın gücünü tüm dünyaya göstermiştir. Katarla dostluk ve kardeşliğimizin en açık göstergeleri; - 2015 yılından itibaren Türk Kara Unsur Komutanlığımızın, - 2017 yılından itibaren de Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımızın burada sürdürdüğü güvenlik, eğitim ve askerî danışmanlık faaliyetleridir. Ayrıca son iki yıldır Katar Türk Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımız da Katar’ın güvenliği ile Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin savunma imkân ve kabiliyetlerini desteklemeye yönelik önemli katkılar sunmuşlardır. Sizler; buradaki varlığınızla dostlarımıza güven verirken iki ülke arasındaki dayanışma ve ortak güvenlik anlayışını da güçlendiriyorsunuz. Her birinizin yüksek disiplini, eğitim seviyesi ve görev bilinciyle Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünün, kararlılığının ve güvenilirliğinin temsilcisi olduğunu bilhassa vurgulamak isterim. Bu kapsamda siz kahraman silah arkadaşlarımın vazifelerinizi en iyi şekilde yerine getirme gayretinde olduğunuzu memnuniyetle müşahede ediyorum. ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM Ancak bu görevlerin icrasında kimi zaman bizleri derinden üzen hadiselerle de karşı karşıya kalınabiliyor. Nitekim 21 Mart’ta burada meydana gelen elim helikopter kazasında, kahraman silah arkadaşımız Hava Savunma Binbaşı Sinan Taştekin ile iki ASELSAN teknisyenimiz ve Katar Silahlı Kuvvetlerinden dört kardeşimiz şehit olmuşlardır. Bu vesileyle aziz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve kardeş Katar Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyorum. Bu acı hadise Türkiye ile Katar arasındaki askerî iş birliğimizin ve ortaklığımızın bir kader birliğine dönüştüğünü göstermektedir. Nitekim, bölgede meydana gelen hassas gelişmeler dost ülke Katar’da bulunmamızın ne kadar hayati önemde olduğunu da bir kez daha teyit etmiştir. Zira bölgemiz son dönemde kritik gelişmelere sahne olmaktadır. Özellikle İran ile Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında yaşanan savaş, tüm bölgeyi etkileyen bir güvenlik krizine dönüşmüştür. Bu süreçte Katar da coğrafi konumu ve stratejik önemi nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenmiş, çeşitli tehditlere ve füze saldırılarına maruz kalmıştır. Ancak bu zorlu süreçte Katar; sergilediği soğukkanlı, kararlı ve makul tutumuyla bölgesel istikrarın korunmasına önemli katkı sağlamıştır. Özellikle belirtmeliyim ki bu yaklaşım, tüm bölgenin güvenliği açısından da çok kıymetlidir. Türkiye olarak bizler için Katar yalnızca dost bir ülke değil; tarihî bağlarımızın, kardeşliğimizin ve karşılıklı güvenimizin güçlü şekilde tesis edildiği müstesna bir ortaktır. Bu anlayış doğrultusunda Türkiye, her zaman olduğu gibi bu zorlu süreçte de Katar’ın yanında olmuş, zor zamanlarda dayanışmasını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu anlayışımızı, bundan sonra da kararlılıkla sürdürecek, ikili iş birliğimizi her seviyede geliştirmeye devam edeceğiz. SİZLERİN BU KRİTİK SÜREÇTEKİ ÇALIŞMALARI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR Bölgemizde savaşın genişleme riski hâlen mevcuttur. Bununla birlikte, kırılgan da olsa ilan edilen ateşkesi kıymetli buluyor, bunun başta bölgesel güvenliğin sağlanması ve ekonomik istikrarın tesis edilmesi adına kalıcı hâle gelmesini temenni ediyoruz. Zira kalıcı bir istikrarın tesisi yalnızca bölge ülkelerinin değil, küresel güvenlik ortamının geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Bu süreçte Türkiye her zaman olduğu gibi barışı önceleyen, gerilimi düşüren ve istikrarı destekleyen bir yaklaşım sergilemeye devam etmektedir. Buradaki tüm unsurlarımızın icra ettiği görevler de bu stratejik yaklaşımımızın sahadaki en güçlü yansımalarından birini oluşturmaktadır. Böyle kritik bir dönemde sizlerin başarılı çalışmaları, hem ülkemizin itibarı hem de kardeş Katar ile olan bağlarımız açısından büyük önem taşımaktadır. Bu vesileyle, bugüne kadar ortaya koyduğunuz üstün performans ve özverili çalışmalarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, her birinizin gözlerinden öpüyorum. HEDEFİMİZ, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA DAHA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin en büyük gücü; sizlerin varlığı ve ortaya koyduğunuz çabalardır. Bu doğrultuda Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz başta ülkemiz olmak üzere tüm bölgemizde güvenlik mimarisinin en temel unsuru olarak faaliyetlerine azim ve kararlılıkla devam edecektir. Yegâne hedefimiz; sizlerin de katkısıyla bölgesinde ve dünyada daha güçlü bir Türkiye, daha saygın, daha etkili ve daha caydırıcı bir Türk Silahlı Kuvvetleridir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Siz kıymetli arkadaşlarımın bu kritik süreçte üstlendiğiniz tarihî sorumluluğu bundan sonra da yüksek bir adanmışlık duygusu ile yerine getireceğinize yürekten inanıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,129 просмотров • 4 месяцев назад

Organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar çeteleri tarafından kıskaca alınmış olan Türkiye, bu kıskacı Zafer Partisi'nin Tertemiz Türkiye Projesi’yle darmadağın edecektir. Zafer Partisi olarak iktidara geldiğimiz zaman Tertemiz Türkiye Projesi çerçevesinde organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar çetelerine karşı büyük bir mücadele başlatacağız. 1)Uyuşturucu ile mücadele mevzuatını bir araya getiren yanlış eksikleri gideren yeni ve bağımsız bir uyuşturucuyla mücadele kanunu çıkartacağız. 2)Sadece kumar ve sanal kumarla mücadeleyi düzenleyen bir yasal düzenleme gerçekleştireceğiz. 3)Uyuşturucu kaçakçılığını insanlığa karşı suç kapsamında tanımlayarak terör suçu ve uyuşturucu çetelerini de terör örgütü olarak tanımlayacağız. 4)Uyuşturucu ve sanal kumar çetelerine karşı terörle mücadele hukuki yöntemlerini ve idari yöntemlerini kullanacağız. 5)Yapılacak hukuki düzenlemeler ile uyuşturucu tacir ve çetelerinin bütün mal varlıklarına el koyarak devlete devredeceğiz. Diyelim ki 5 milyon dolarlık bir uyuşturucu sevkiyatını yakaladık ama çete liderinin mal varlığı 100 milyon dolar. Tamamına el konulacak. 6)Uyuşturucu ve sanal kumar suçlarıyla ilgili infaz indirimi yapılmayacak. Ancak ayrı yasal düzenlemeler gerekecek. Ve bu zorlaştırılacak. 7)Uyuşturucu örgütleriyle bağlantılı siyasetçi ve bürokratların mal varlığına el konularak hazineye devredilecek. 3. kişiler üzerine alındığı tespit edilen mal varlıklarına da el konulacak. 8)Narkotik mali suçlar ve organize suç birimlerinin insan gücü, eğitimi ve mali kaynakları arttırılacak. Narkotik daire, en güçlü dairelerden birisi haline gelecek. 9)Emniyet Genel Müdürlüğü’nün uyuşturucu örgütleriyle yurtdışında, diğer ülkelerin ilgili birimleriyle ortak veya bağımsız mücadele vereceği nitelikli operasyonlar yapabilmesi için imkân sağlayan hukuki düzenlemeler gerçekleştireceğiz. 10)Organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar örgütlenmeleriyle ilgili cezalar ağırlaştırılacak. 11)Özellikle İstanbul'da ilçelere bir geçiş dönemi için valilik yapmış mülki memurlar kaymakam olarak atanacak. İl Emniyet Müdürlüğü yapmış narkotik ve organize suç konusunda deneyimli İl Emniyet Müdürleri kadroları saklı olmak üzere ilçe emniyet müdürü olarak görevlendirecek. Bu mücadelenin, bu savaşın merkez üstü İstanbul'dur. İstanbul'u çetelerin elinden geri alacağız. 12)Uyuşturucu ve sanal kumar ile mücadele konusunda bilimsel araştırma ve projelere ağırlık verilecek. Üniversiteler uyuşturucu ve sanal kumar ile mücadeleye bilimsel temel oluşturacak araştırmalara yönlenecekler. 13)Bağımlılık ile kitlesel mücadele için klinik psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve benzer uzmanların eğitimi sağlanacak ve devlette istihdam edilecekler. 14)Uyuşturucu ile mücadele eğitim ile başlar, tek seferlik eğitimin baştan savma eğitimlerin yerini Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere değişik kurum ve kuruluşlarla bir sürekli eğitim haline getireceğiz ve gençleri, aileleri uyuşturucu çetelerine, sanal kumar çetelerine karşı eğiteceğiz. 15)Uyuşturucu ile mücadelede denetimli serbestlik müessesesi çok ciddi şekilde denetim altına alınacak ve ağır hukuki şartlara bağlanacak. Bugün savcıya bile gitmeden serbest bırakıldıklarını biliyoruz. Bu böyle devam etmez. 16)Tedaviyi gönüllü değil zorunlu hale getireceğiz. Nasıl vücuduna bomba bağlamış bir canlı bomba ‘bu benim kişisel yaşamım bu bomba patlarsa ben ölürüm bu kimseyi ilgilendirmez’ diyerek sokaklarda dolaşamaz ise bir uyuşturucu bağımlısı da ‘ben tedavi olmak istemiyorum böyle hayatımdan memnunum’ diyemez. Anne, baba veya kardeşlerinin imzasıyla zorunlu olarak tedavi edilecek. 17)Çetelerin insan kaynağını kurutacağız. Sınırlarımızı güvenlik altına almak ve sığınmacı ve kaçakları vatanlarına geri yollamak için oluşturduğumuz Anadolu Kalesi Projemizle sınırlarımızı teröristlere, göçlere ve uyuşturucu tüccarlarına tamamen kapatacağız. 18)Sevgili anneler, sevgili babalar, sizin yaşamış olduğunuz zorlukları hayal dahi edemeyiz. Ne kadar büyük bir ızdırap yaşadığınızı ancak tahmin edebiliriz. Bir anne bir baba çocuğunu bir hastalıkta bir kazada kaybettiği zaman veya ülke savunması sırasında şehit verdiği zaman hiç şüphesiz çok büyük bir acı yaşar. Ama siz çocuklarınızın ağır çekim ölümünü izliyorsunuz. Biz sizin yanınızda olacağız. Ve çocuklarınızı uyuşturucudan çetelerin elinden geri alıp sizlere sağlıklı evlatlar olarak vereceğiz. Size söz veriyoruz. 19)Mevcut haliyle uyuşturucu tedavi sistemi adeta çökmüştür. Tedavi için 5-6 ay beklenmektedir. Halen mevcut yataklı tedavi sayısı bin 500 civarındadır. 2 milyona yakın bağımlılığının olduğu bir ülkede bin 500 yataklı tedavi olur mu? Birkaç merkezle sınırlı kalır mı? Hayır. Yataklı tedavi merkezlerini ve ayaktan tedavi merkezlerini bütün Türkiye'ye yayacağız. Sadece psikolojik tıbbi değil sosyolojik bir rehabilitasyon da oluşturacağız. Bu insanlarımızı Türkiye'nin gücü olarak Türkiye'ye tekrar kazanacağız. Tertemiz bir Türkiye’de buluşma dileğiyle

Ümit Özdağ

46,402 просмотров • 8 месяцев назад

Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir? PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş. Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim. Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor. /// Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım: “O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.” Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır. Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür. Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır? Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır. /// Peki sözlerinin anlamı nedir? Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir. Açalım: • Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. • Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü. • “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır. Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır. • “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor. • Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir. • PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir. • Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır. Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar. Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur. “Suç yok” demek şu anlama gelir: • Köy basmak suç değil. • Çocukları öldürmek suç değil. • Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil. • Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil. • Mayın/EYP döşemek suç değil. • Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil. • Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil. • Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil. • Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil. • Siyasi suikastlar suç değil. • Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil. • Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil. Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır. Bununla; • Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar. • Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar. • Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar. • “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar. Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur: • Terörü “çatışma”ya çevirmek, • PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak, • Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak, • Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak. Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir. Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor? Çünkü: • Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor. • Bazı medya yapılarına sızılmış durumda. • Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor. • Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor. • Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor. İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor. Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor: • “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.” • “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.” Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.” Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK; • Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya, • Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor. Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar. Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır. Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var. • Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var. • Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir. Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz. Son sözüm: Terör bitmeli midir? Evet, kesinlikle evet. Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil. Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir. Böylece af dilemelidir. O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir. Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur. Gerisi karanlıktır. Saygılarımla 30 Kasım 2025

Abdullah Ağar

1,493,662 просмотров • 9 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende konuştu. Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimizin de katıldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: O GECE HEDEF ALINAN MİLLÎ İRADEMİZDİ Şehit ve Gazilerimizin çok değerli yakınları, kahraman gazilerimiz, kıymetli silah ve mesai arkadaşlarım, değerli misafirler, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında vatanımızın bağımsızlığı, milletimizin istiklali ve devletimizin bekası uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlık ve uzun ömürler diliyorum. Aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin kıymetli ailelerine en derin saygılarımı sunuyorum. Bazı tarihler vardır ki takvimlerde yalnızca bir günü ifade etmez, işte o tarihler bir milletin hafızasına kazınır, ortak vicdanında derin izler bırakır ve gelecek nesillere aktarılması gereken tarihî bir emanete dönüşür. İşte 15 Temmuz 2016 da böylesine tarihî bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz gecesi asil milletimiz zorlu bir imtihandan geçmiş devletine, demokrasisine ve bağımsızlığına sahip çıkarak tarihimizin en anlamlı destanlarından birini yazmıştır. O gece hedef alınan yalnızca devletimizin anayasal düzeni değildi. Millî irademizdi. Demokrasimizdi. Bağımsızlığımızdı. Binlerce yıllık devlet geleneğimizdi. En önemlisi de milletimizin ortak geleceğiydi. O gece tarih bir kez daha gösterdi ki milletinin desteğini arkasına alan hiçbir devlet yıkılmaz, devletine güven duyan hiçbir millet de esaret altına alınamaz. 15 TEMMUZ BİR DİRİLİŞ DESTANIDIR Zira o gün Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; Silahların karşısına inancını, tehditlerin karşısına cesaretini, ihanetin karşısına vatan sevgisini koyan milletimiz; güvenlik güçlerimizle omuz omuza vererek millî iradeye sahip çıkmış, karanlık bir geceyi aydınlık bir sabaha dönüştürmüştür. Bilinmelidir ki 15 Temmuz sadece başarısızlığa uğratılmış bir ihanetin tarihi değildir. Aynı zamanda 15 Temmuz devlet ve millet arasındaki sarsılmaz güven bağının tarihe mühür vurduğu gündür. 15 Temmuz hürriyetinden asla vazgeçmeyen bir milletin iradesidir. Sonuç olarak 15 Temmuz şehitlerimizin fedakârlığı, gazilerimizin cesareti ve asil milletimizin ortak vicdanıyla yazılmış bir diriliş destanıdır. İÇ CEPHE MİLLETİMİZİN ORTAK VİCDANIDIR Milletleri güçlü kılan yalnızca sahip oldukları imkânlar değildir. Asıl güç ortak hedeflerde birleşebilmek zor zamanlarda kenetlenebilmek ve aynı istikbale birlikte yürüyebilmektir. 15 Temmuz’un bizlere bıraktığı en büyük ders de budur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele’nin en çetin günlerinde iç cephenin önemine dikkat çekmiştir. Aradan geçen bir asra rağmen bu tespit bugün de bütün yönleriyle geçerliliğini korumaktadır. Zira iç cephe milletimizin ortak vicdanıdır. Ortak tarih şuurudur. Birbirimize duyduğumuz güvendir. Aynı bayrağın gölgesinde aynı geleceğe inanabilme iradesidir. İç cephe sağlam olduğu müddetçe hiçbir tehdit, hiçbir ihanet odağı ve hiçbir karanlık yapı Türkiye Cumhuriyeti’ni yolundan döndüremeyecektir. TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ, YALNIZCA BİR GÜVENLİK POLİTİKASI OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMELİ Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler güvenliğin artık yalnızca sınırlarımızda verilen bir mücadeleden ibaret olmadığını açıkça göstermektedir. Devletler bugün konvansiyonel tehditlerin yanı sıra terör, siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik baskılar ve toplumsal ayrışmayı hedef alan girişimlerle de karşı karşıyadır. Böylesine hassas bir dönemde millî birlik ve beraberliğimizi korumak; güvenliğimizin, demokrasimizin, kalkınmamızın ve geleceğimizin de en büyük teminatıdır. Bu anlayışla ortaya konulan Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bir güvenlik politikası olarak değerlendirilmemelidir. Bu hedef evlatlarımızın geleceğe umutla baktığı, anaların gözyaşının dindiği, kardeşliğin güçlendiği, huzurun kökleştiği ve aydınlık yarınlara duyulan güvenin daha da pekiştiği güçlü bir Türkiye idealidir. Çok iyi biliyoruz ki terörün olmadığı yerde güven vardır. Güvenin olduğu yerde ise üretim, yatırım, bilim,teknoloji ve kalkınma en önemlisi de huzur vardır. Terörün gölgesinden tamamen arınmış bir Türkiye, şehitlerimize duyacağımız vefanın en güçlü ifadesi, gazilerimizin fedakârlıklarına vereceğimiz en anlamlı karşılık olacaktır. Bugün Türkiye; güçlü devlet geleneği, kahraman ordusu, fedakâr güvenlik güçleri, yerli ve millî savunma sanayisinde ulaştığı göz kamaştırıcı seviye ve her şart altında devletinin yanında duran asil milletiyle, bölgesinde güven veren ve istikrar üreten bir ülkedir. Bu vesileyle vurgulamak isterim ki geçtiğimiz hafta ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla icra edilen NATO Zirvesi de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin uluslararası arenadaki etkinliğini ortaya koymuş, pek çok müttefik ülke lideri ordumuzun gücüne ve savunma sanayimizin mümtaz seviyesine dikkat çekmişlerdir. FETÖ İLE MÜCADELEMİZ KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLÜYOR Ülke olarak sahip olduğumuz gücün temel kaynağı, aziz milletimizin birlik ruhu, dayanışma azmi, ortak hedefleri ve geleceğe duyduğu sarsılmaz inançtır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bağrından çıktığı bu asil milletin güvenine layık olmayı daima en büyük şeref saymış, şanlı tarihimizin her döneminde vatanın bekası için fedakârca görev yapmıştır. Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Kıbrıs’a, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar her safhada aynı ruhla mücadele eden kahraman ordumuz, bugün de karada, denizde, havada, uzay çalışmalarında ve siber alanda üstlendiği görevleri üstün bir başarıyla yerine getirmektedir. FETÖ başta olmak üzere devletimizin varlığına kasteden tüm yapılanmalarla mücadelemiz, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde aynı kararlılıkla sürdürülmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hainlerden arındırıldıktan sonra çok daha güçlü, ve daha yüksek bir operasyonel kabiliyete ulaşmış, caydırıcılığı yüksek bir güç hâline gelmiştir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında emin adımlarla ilerlediğimiz bu dönemde hedefimiz; huzurun kalıcı olduğu, terörün tamamen gündemden çıktığı, bilimin ve teknolojinin üretime yön verdiği, savunma sanayinde öncü ekonomide güçlü, demokrasisi kökleşmiş, kardeşliği pekişmiş bir Türkiye’dir. İnanıyorum ki Türkiye Yüzyılı; ayrışmanın değil dayanışmanın, korkunun değil güvenin, umutsuzluğun değil umudun, terörün değil huzurun yüzyılı olacaktır. Bizlere düşen görev, bugün yalnızca 15 Temmuz’u anmak değildir. Asıl görevimiz o gece bizlere emanet edilen ruhu yaşatmak ve gelecek nesillere eksiksiz aktarmaktır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere devletimizin bekası ve milletimizin istiklali uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı ve minnetle yâd ediyorum. Başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını feda eden bütün aziz şehitlerimize rahmet diliyor, kahraman gazilerimize sağlık ve afiyet temenni ediyor, ebediyete irtihal eden gazilerimizi minnetle anıyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

38,847 просмотров • 1 месяц назад

🇹🇷 Cihat Yaycı: “Türk Devletleri Teşkilatı’yla ilgili çok önemli bir konu var. Bunu açık açık konuşmamız gerekiyor. Azerbaycan dışındaki Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri, 33 yıl boyunca tanımadıkları Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni geçen yıl tanıdılar, büyükelçilik açtılar. Daha da önemlisi, Türkiye’yi Kıbrıs’ta ‘işgalci’ olarak nitelendiren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını kabul ettiklerini yazılı şekilde beyan ettiler. Bu, gerçekten sindirilmesi zor bir durumdur. Her şeyi pembe göstermek doğru değildir. Yanlışları da konuşacağız ki kamuoyu bilinçlensin, eksikler görülsün ve gerekli adımlar atılsın. Elbette iyi yapılan işleri de takdir ediyoruz. Bugün savunma sanayinde dünyanın 11’inci sırasındayız. Dünyanın ilk 20 ekonomisi içerisindeyiz. Türkiye’nin jeopolitik önemi her geçen gün artıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü ortadadır. Türkiye, kim ne derse desin, bugün bölgesel oyun kurucu, küresel oyun bozucu bir devlettir. Artık küresel oyun bozmanın ötesine geçip küresel oyun kuran bir devlet olma yolunda ilerliyoruz. Ama bunun için eksiklerimizi de konuşacağız. Sadece eleştirmek için değil, çözüm üretmek için konuşacağız. Benim yaptığım da budur. Mavi Vatan bir öneridir. Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakatı bir öneridir. Kıbrıs konusunda da çözüm önerileri ortaya koymak gerekir. Öncelikle milletimize ve bütün dünyaya şu gerçeği anlatmalıyız: Kıbrıs hiçbir zaman bir Yunan adası olmamıştır. Biz Kıbrıs’ı hiçbir zaman Yunanistan’dan almadık. Kıbrıs’ı Venediklilerden aldık. Diğer adaları Cenevizlilerden ve Saint Jean Şövalyeleri’nden aldık. Dolayısıyla Yunanistan’ın Kıbrıs üzerinde tarihî hak iddia etmesi hem tarih bakımından hem de hukuk bakımından dayanaksızdır. Şunu herkes çok iyi bilmelidir: Kıbrıs Adası’ndan vazgeçersek Mavi Vatan’dan vazgeçeriz. Mavi Vatan’dan vazgeçersek Türk milletinin geleceğinden vazgeçeriz. Türk milletinin refahından vazgeçeriz. Türk milletinin güvenliğinden vazgeçeriz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği ve bekası, inanamayacağınız ölçüde tehlikeye girer. Onun için Kıbrıs’a sahip çıkmak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yaşatmak ve güçlendirmek herkesin bir numaralı hedefi olmalıdır. Geçmişte Annan Planı ile önümüze getirilen anlayışın benzerlerini yeniden gündeme getirecek girişimlere karşı son derece dikkatli olmak zorundayız. Kıbrıs’ta verilecek her taviz, yalnızca Kıbrıs’ı değil, Mavi Vatan’ı; Mavi Vatan’da verilecek her taviz ise Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini doğrudan etkileyecektir.” YAYININ TÜMÜ👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

34,947 просмотров • 1 месяц назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Şırnaklı STK temsilcileriyle de Öğretmenevi’nde istişare toplantısı gerçekleştirdi. Bakan Yardımcısı Şuay Alpay’ın da yer aldığı toplantıda konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: BUGÜN TABLO ARTIK ÇOK FARKLI “Türkiye Yüzyılı” buluşmaları vesilesiyle güzel Şırnak’ımızı ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ayrıca sizlerin şahsında buradan tüm Şırnaklı hemşehrilerime, saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Sözlerimin başında Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyorum. Şırnak’ımız; Cudi’den Gabar’a uzanan engin dağlarıyla verimli ovalarıyla tarihî derinliği ve kültürel zenginliğiyle yurdumuzun en müstesna şehirlerinden biridir. Coğrafyasındaki bu ihtişam gibi Şırnak’ımızın kadirşinas insanlarının mertliği misafirperverliği ve vefası da gönüllerimizde özel bir yer tutmaktadır. Ne var ki bu kadim ve güzel şehir yıllarca terörün etkisiyle potansiyelini ortaya koymakta zorlanmış, sahip olduğu imkânlarını kullanamamıştır. Zira terör yalnızca güvenliğe değil maalesef pek çok alana ket vurmuş, Şırnaklı kardeşlerimin hayatını olumsuz etkilemiştir. Bugün ise tablo artık çok ama çok farklıdır. GÜVEN ORTAMI YENİDEN TESİS EDİLDİ Kahraman Mehmetçiğimizin, fedakâr Jandarmamızın, özverili emniyet teşkilatımızın ve yürekli Güvenlik Korucularımızla birlikte en önemlisi çok değerli Şırnaklı kardeşlerimizin ve elbette ki tüm milletimizin kararlı duruşu sayesinde, huzur ve güven ortamı yeniden tesis edilmiştir. Çok şükür terörden uzaklaşıp tehditlerin bertaraf edildiği bir ortama kavuştuk. Artık kalkınma ve refahın ivme kazandığı bir dönemin içerisindeyiz. Nitekim devletimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu eşsiz toprakları çatışmalarla değil aksine zengin petrol üretim kabiliyetiyle, yenilenebilir enerji kaynakları ve yatırımlarıyla, modern ulaşım projeleriyle, verimli tarımsal kalkınma hamleleriyle anılır kılmak için var gücüyle çalışmaktadır. Tüm bu alanlarda Şırnak son yıllarda hem merkezi hükümetimizin büyük gayretleri hem de Şırnak Belediyemizin verimli çalışmalarıyla muazzam ilerlemeler kaydetmiş, şehir bölgedeki yatırımların merkez üslerinden biri olmuştur. Yapılan her yeni yatırım, atılan her adım Şırnak’ımızın bugünlerini geliştirirken geleceğine dair umutlarını da yeşertmektedir. Ne mutlu bizlere ki Şırnak artık enerji üretiminde Türkiye’nin gururu tarımda ve seracılıkta bölgesel marka, sporda ve kültürde yükselen bir değerdir. Nitekim; - Cumhuriyet tarihimizin en büyük rezervlerine ev sahipliği yapan petrol kuyularının üretim rekorları kırdığı, - Yapılan yatırımlarla şehrin çehresinin estetik hâle geldiği, - Pek çok sektörde açılan yeni tesislerin yüzlerce kişiye istihdam sağladığı, - Sporcularımızın Türkiye çapında ve uluslararası arenada birbirinden önemli başarılar elde ettiği bu yeni dönem her bir kardeşimin umutlarını güçlendirmektedir. Şehrin her bir köşesinde heyecan ve üretim coşkusu hissedilmektedir. Ben de bugün şehrimizi ziyaret ederken bir yandan güvenliğin tesis edildiği emin bir kent görürken aynı zamanda kalkınmanın, üretimin ve müreffeh yarınlara ilerleyen bir şehrin motivasyonunu yakından ve memnuniyetle müşahede etmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum. DEVLETİMİZ BÜYÜK BİR TİTİZLİKLE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR Şüphesiz bugünlere umudun hâkim olduğu bu seviyelere kolay gelinmedi. Şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz kahramanlıkları ve fedakârlıkları, ailelerinin engin dirayet ve metanetleri bölge halkımızın sabrı ve direnci ile ortak gayretlerimiz sayesinde bu huzur ortamına kavuştuk. Bugün terör bitme noktasına getirilmişse, örgüt fesih kararı alarak silahlarını teslim etme aşamasına gelmişse bu toplumumuzun el birliği ile yürüttüğü kararlı mücadele ile mümkün olmuştur. Bin yıllık kardeşliğimizi daha da güçlendirecek “Terörsüz Türkiye” vizyonumuz işte bu güvenli ortamı sürekli kılmaya yönelik hedefimizin en somut yansımasıdır. Bu çerçevede devletimizin tüm ilgili kurum ve kuruluşları sürecin etkin bir şekilde işlemesi için büyük bir titizlikle çalışmalarını sürdürüyor. Gazi Meclisimizin çatısı altında teşekkül eden “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon”u da kendi alanında önemli kararlara öncülük etme misyonuyla çalışmalarına başladı. Şurası muhakkaktır ki sürecin başarısı oldukça önemlidir. Zira elde edilecek somut sonuçlar güvenlik, barış ve huzur iklimini pekiştirirken Şırnak’ı ve tüm bölgeyi kalkınmanın ve refahın da en güçlü merkezlerinden biri yapacaktır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm grupları yapılan çağrı ve fesih kararına uygun derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede olduklarından bağımsız olarak- bir an önce koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını teslim etmelidir. KAYNAKLARIMIZ ARTIK DAHA ÇOK ŞEHİRLERİMİZİN VE İNSANLARIMIZIN HİZMETİNDE OLACAK Özellikle vurgulamak isterim ki terörün ülkemizin ve bölgemizin gündeminden tamamıyla çıkmasıyla kaynaklarımız artık daha çok şehirlerimizin ve insanımızın hizmetinde olacak. Bu çerçevede Şırnak’ı son zamanlarda olduğu gibi bundan sonra daha da güçlü bir şekilde; - Dağlarında ve yaylalarında festivallerin heyecanının yankılandığı, - Sahalarında spor müsabakalarının coşkusunun yaşandığı, - Ova ve bahçelerinde bereketin çoğalıp tarımsal üretimin arttığı, - Çarşılarında ve sınır kapılarında ticaretin canlı ve bereketli şekilde yürütüldüğü, - Enerji projeleriyle üretimin ve istihdamın en üst seviyelere yükseldiği, - Tüm bu katma değer özellikleriyle ülkemize güç kattığı bir şehir olarak anacağız. Yegâne hedefimiz bu gelişim ivmesini kalıcı hâle getirmek, Şırnak’ımızı Türkiye’nin marka şehirlerinden biri yapmak ve her bir Şırnaklı kardeşimin refahını güvenini ve umutlarını daha da güçlendirmektir. Bunun için de devletimizin tüm imkânlarını seferber ediyoruz. Elbette ki tüm bu kazanımların kalıcı hâle gelmesi ve daha da artarak devam etmesi için tüm vatandaşlarımıza ve özellikle de bölge insanımıza düşen en önemli görev tesis edilen güvenlik, barış ve huzur iklimini titizlikle korumak, ona sahip çıkmaktır. Zira barışa ulaşmak emek, huzurun sürekliliği de fedakârlık ister. İnanıyorum ki Şırnak’ımızı ve ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımak için birlik ve kardeşlik ruhuyla kenetlendiğimiz bu süreçte hiçbir engel bize ket vuramayacaktır. Hep birlikte el ele vererek bu kadim toprakları en güçlü şekilde kalkındıracak, çocuklarımıza ve torunlarımıza barış dolu müreffeh bir gelecek bırakacağız. Bu vesileyle şehrimizin kalkınması için gecesini gündüzüne katan başta Sayın Milletvekilimiz, Sayın Valimiz, Şırnak Belediye Başkanımız ile diğer ilçe ve belde belediye Başkanlarımız olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımızın seçkin yönetici ve personeline teşekkür ediyorum. Ayrıca bu huzur ikliminin sürekliliği için gayret gösteren ve daima devletinin yanında yer alan tüm Şırnaklı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Halkımızı bilgilendirmek gibi oldukça hayati bir görevi icra eden siz değerli basın mensuplarına da çalışmalarınızda üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,887 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konulu konferansa katıldı. İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı iş birliği ile düzenlenen panelde konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TÜRKİYE NATO’DA BELİRLEYİCİ AKTÖRLERDEN BİRİ HÂLİNE GELDİ Bugün Türkiye’nin NATO’ya katılışının 74’üncü yılı vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı panelde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Öncelikle nazik davetiniz için teşekkür ediyor, böylesine mühim bir organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımıza ve SETA Vakfımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle İttifak’ın bugüne kadar geçirdiği dönüşümü, Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO’nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmak için kıymetli bir zeminde buluştuğumuza inanıyorum. NATO kurulduğu 1949 yılından bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü ve en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürmektedir. Tarih boyunca birçok ittifak kurulmuşsa da bir kısmı kısa sürede dağılmış bir kısmı ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hâle gelmiştir. NATO ise farklı dönemlerin meydan okumalarına uyum sağlayabilen siyasi dayanışmasını koruyabilen ve askerî caydırıcılığını sürekli yeniden üretebilen yüksek kapasiteye sahip bir yapı olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu yönüyle NATO askerî bir ittifak olmanın ötesinde değişen güvenlik ortamına hızlıca entegre olabilen dinamik ve sürdürülebilir bir güvenlik mimarisi olarak öne çıkmıştır. Türkiye ise 1952 yılında İttifak’a katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Bu çerçevede ülkemiz sahip olduğu jeostratejik konumu, yüksek askerî kapasitesi ve kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı ile NATO’nun kolektif savunma yapısının güneydoğu kanadında cephe ülkesi olarak başladığı üyelik sürecinde artık kendisini merkez ülkelerinden biri olarak konumlandırmaktadır. TÜRKİYE SAHADA BELİRLEYİCİ KATKILAR SUNDU Elbette, İttifak’ın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO’nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmak da yerinde olacaktır. Bu bağlamda NATO 1949 yılında imzalanan Vaşington Antlaşması’nın 5’inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazanmıştır. İttifak, İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip Soğuk Savaş’ın gerektirdiği büyük askerî kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek ortak güvenliği sağlamıştır. Bu dönemde NATO’nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askerî yapı tesis etmek olmuştur. Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşanmıştır. Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” olarak tanımladığı Berlin Duvarı’nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askerî kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO’nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi’ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO; ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekâtlarına ağırlık verirken, müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askerî kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte İttifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış, bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir. Müttefikler bahse konu planların askerî kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askerî yetenek hedeflerini onaylamış ve bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey’de icra edilen Liderler Zirvesi’nde taahhüt etmişlerdir. Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD’nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir. Öte yandan, ABD’nin Avrupa’ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO’nun bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa’nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması, savunma sanayi üretiminin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar. Ayrıca hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirleri hayata geçirilmektedir. Bu çabaların temelinde ise NATO’nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolü yatmaktadır. Nitekim bu rol sadece organizasyon yapısından değil oluşturduğu askerî kabiliyetlerden kaynaklanmakta ve Avrupa’da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmamaktadır. İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO’nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye uzun tarihsel süreç içerisinde İttifak’ın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlenmiş ve sahada belirleyici katkılar sunmuştur. Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem İttifak hem de ülkemiz çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş’ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan’dan Afrika’daki güvenlik sorunlarına, terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken, tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak, NATO’nun neden hâlen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye’nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır. GEÇİCİ ATEŞKESİ MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ Sizlerin de yakından takip ettiği üzere artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçilmektedir. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizliğin ve öngörülemezliğin hâkim olduğu bu ortamda konvansiyonel tehditler siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlenmektedir. Bölgesel çatışmalar terörizm hibrit harekât ve vekâlet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır. Çin’in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkati büyük ölçüde Hint-Pasifik’e yönelmekte, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimleri belirmektedir. Esasen, son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte İsrail’in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığı görülmektedir. Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD’nin İran’a saldırıları, buna karşı İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz. MİLLÎ DAYANIKLILIĞIMIZI ARTIRACAK ÖNLEMLERİ ALMAYI ZORUNLULUK OLARAK GÖRÜYORUZ Özetle içinden geçtiğimiz dönem uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça göstermektedir. Bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ve güvenlik ortamında NATO’nun kritik önemi de devam etmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik denklemi, ulusal güvenliğin ve sınırların korunmasının yanı sıra toplumların direnç kapasitesini kritik altyapıların emniyetini siber ve dijital alanın savunulmasını ve kamuoyunun manipülasyona karşı korunmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede NATO dâhil olmak üzere uluslararası güvenlik yapılarının makul, dengeleyici ve koruyucu bir bakış açısı benimsemesi yalnızca bölgesel istikrar için değil, küresel düzenin sürdürülebilirliği açısından da hayati önemdedir. Şu bir gerçek ki NATO’nun geleceği artık yalnızca askerî kapasitesine değil stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlıdır. Bu nedenle dayanıklılık kavramı İttifak’ın yalnızca askerî gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı hâline gelmiştir. Dolayısıyla müttefik ülkelerin bu alanda geliştirecekleri kapasite NATO’nun bütüncül savunma yaklaşımının ayrılmaz bir parçasını teşkil etmektedir. Bu bakımdan bizler de kahraman ordumuzun ve göz bebeğimiz savunma sanayimizin güçlendirilmesi çabalarımızla millî dayanıklılığımızı daha da artıracak önlemleri almayı bir zorunluluk olarak görüyoruz. Burada temel soru şudur: “Tehdit artık yakındır ancak bu tehdide karşı koyabilecek gerçek bir ordu yapımız var mı?” Bu sorunun cevabı dünyanın pek çok ülkesinde savunma mimarisinde başta personel yetersizliği ve donanımsal eksiklikler olmak üzere ciddi bir stratejik kırılma yaşandığını da göstermektedir. Söz konusu durum aynı zamanda disiplin, tecrübe, muharebe devamlılığı ve komuta-kontrol kültürünün aşınması anlamına da gelmektedir. KAHRAMAN ORDUMUZ PROFESYONEL OMURGASIYLA GÖZ DOLDURUYOR Birçok ülkede askerî hazırlık düzeyi tartışılır hâle gelmişken Türkiye çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bugün kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarımızın yüksek muhariplik seviyesi, müşterek harekât kabiliyeti ve gerçek saha deneyimi sayesinde caydırıcılığını her koşulda ortaya koyabilen bütünleşik bir güç yapısına sahiptir. Nitekim kahraman ordumuz her türlü arazi ve iklim şartında meskûn mahal, özel harekât ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekât, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü, doğru personel politikaları, etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve millî savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve millî savunma sanayimiz; insansız sistemler, hava savunma çözümleri elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri, deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil, NATO’nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı hâline gelmiştir. TÜRKİYE ARTIK MERKEZÎ BİR MÜTTEFİK OLARAK KONUMLANDI NATO’nun Caydırıcılık ve Savunma Konsepti ile beraber Türkiye terör tehdidini öne çıkarmaya devam etmiş, kendi coğrafyasında sağladığı askerî etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleri ile hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekât alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olmuştur. Böylece ülkemiz Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden artık Avrupa coğrafyasının tamamında güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlanmıştır. Bu stratejik rol kapsamında ülkemiz Afganistan’dan Bosna-Hersek’e ve Kosova’ya, Akdeniz’den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlenmiş; askerî, lojistik ve eğitim katkılarıyla her zaman güvenilir bir müttefik olmuştur. Dolayısıyla Türkiye yalnızca bulunduğu coğrafyada değil İttifak’ın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıkmaktadır. İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak askerî eğitim, tatbikat, harekât ve diğer sorumluluklarımızı örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirmekteyiz. Türkiye NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifak’ın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO’nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, Merkez Bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki, NATO’nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur. Ayrıca konvansiyonel kapasitemizi artırmaya da devam ediyoruz. Komando Tugayı kapasitemizi 25’e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekât bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. Üç yıl içerisinde ilave Komando Tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40’lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup, günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir. Ayrıca 2028’den itibaren 2 yıl süre ile NATO’nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini üstleneceğiz. Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi NATO’ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğindeki merkezî rolünü bir kez daha vurgulamaktadır. Öte yandan Kosova’da da NATO Kosova Gücü yani KFOR Komutanlığı görevini ikinci kez devraldık. Operatif İhtiyat Taburumuzu dört kez Kosova’ya konuşlandırarak Türkiye’nin Balkanlar’daki barış ve istikrar bakımından ne derece güven verici bir aktör olduğunu açık şekilde ortaya koyduk. Bunun yanı sıra Akdeniz ve Ege’de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekât ve Misyonlarının komutası ülkemiz tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edilmektedir. Ayrıca, bu yıl Estonya’da akabinde Romanya’da NATO Hava Polisliği görevlerini icra edeceğiz. Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO’nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. CUMHURBAŞKANIMIZIN ETKİLİ VE GÜVENİLİR LİDER DİPLOMASİSİ, ANKARA’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE ÖN PLANA ÇIKACAK NATO’da askerî ve operasyonel katkılarımızın ulaştığı bu seviye doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığımızı da daha görünür kılmaktadır. Ülkemizin İttifak’a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askerî ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi’nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO’nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO’nun kararlılığının vurgulanmasıdır. Geleceğin NATO’sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi’nden beklentimiz öncelikle müttefiklerin 5’inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleridir. Buna ilave olarak; - Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, - Savunma üretim kapasitesini artırmak, yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, - Liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca Zirvede Avrupa Birliği’nin başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO’yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği’ni bu yaklaşımının Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığına, ABD’nin Avrupa’da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa’nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor, diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz. TÜRKİYE NATO’YA AKTİF KATKI SUNAN BİR MÜTTEFİK OLMAYA DEVAM EDECEK Sonuç olarak küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu önümüzdeki süreçte NATO’nun devamlılığının ülkemiz ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatindeyim. Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan, çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir. Nitekim en son İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta ülkemizin Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımı her kesimden vatandaşlarımız tarafından doğru bulunmakta ve desteklenmektedir. Aynı şekilde ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir. Özellikle belirtmeliyim ki Türkiye’nin NATO içindeki kritik rolü bağımsız karar alma kapasitesi ile müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayanmaktadır. Bu yaklaşım hem millî menfaatlerimizin korunmasını hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılmaktadır. Türkiye kendi güvenliğini de içeren NATO’nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye NATO’nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO’nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bu anlamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımız ve SETA Vakfımız olmak üzere katkı sağlayan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca programımıza teşrif eden siz kıymetli katılımcılara değerli katkılarınız ve ilginiz için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,388 просмотров • 4 месяцев назад

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,764 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde TSK Komuta Kademesi ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görev yapan Mehmetçiklere de hitap eden Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK TEKNOFEST vesilesiyle, Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu kritik süreçte çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk arz etmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası asil milletimizin güvenlik ve huzuru için İstiklal Harbimizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Kahraman personelimizin üstün gayretleri ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Terör örgütü, bu operasyonlar neticesinde fesih ve silah bırakma seviyesine getirilmiş durumdadır. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve en üstün tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada küresel ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrar için etkin roller üstleniyoruz. İcra ettiğimiz tüm bu görevlerle uluslararası güvenlik mimarisinin etkin ve vazgeçilmez üyelerinden biri hâline gelmiş durumdayız. Sizler de bu misyonun güzide ve fedakâr mensupları olarak hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. KIBRISLI SOYDAŞLARIMIZIN GÜVENLİĞİ HER ZAMAN ÖNCELİKLİDİR Kıbrıslı soydaşlarımızın güvenliği ve huzuru bizler için her zaman önceliklidir. Bu bağlamda, yarım asır önce Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulüm ve baskılar karşısında kahraman ordumuzun büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı; - En başta soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlarken, - Ada’daki herkes için güvenlik, barış ve istikrarın anahtarı olmuştur. - Ayrıca bu harekât; ne pahasına olursa olsun Doğu Akdeniz’de tarihî hak ve çıkarlarımızın korunma konusundaki kararlılığımızı da açıkça göstermiştir. Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde iki aşamada gerçekleştirdiğimiz bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı ve fedakârlığı bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birlik olma şerefine nail olmuştur. Bu kapsamda Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca bir mücadele sergilemiş bu uğurda şehitler vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. TÜRKİYE OLDUBİTTİYE KESİNLİKLE İZİN VERMEYECEK Büyük bir kahramanlık örneği sergileyen 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada tarihî bir vazife icra ediyorsunuz. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında Türk askerinin buradaki varlığı sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Özellikle enerji kaynaklarının keşfiyle birlikte; çeşitli aktörlerin Kıbrıs’ın güneyinde siyasi, askerî ve ekonomik faaliyetlerini artırmaya çalıştığı Rum tarafına yönelik tek taraflı desteklerin yoğunlaştığı açıkça görülmektedir. Bu bağlamda; bazı üçüncü tarafların, Rum kesimiyle gerçekleştirdiği tek taraflı anlaşmaları gerçekleştirilen askerî tatbikatları yürütülmeye çalışılan enerji projelerini ve Rum tarafının bazı konjonktürel gelişmelerden hareketle çeşitli şekillerde rol kapma çabalarını dikkatle takip ediyoruz. Tüm bunlara karşı ülkemizin hak ve menfaatlerini zedelemeye dönük her türlü girişime karşı gerekli önlemleri büyük bir kararlılıkla alıyoruz. Şu husus asla unutulmamalıdır ki Türkiye, herhangi bir oldubittiye kesinlikle izin vermeyecektir. Bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim ki uluslararası meşruiyeti haiz ve garantör ülke sıfatıyla olan Ada’daki askerî varlığımız hem Kıbrıs Türk halkının huzur ve güvenliğinin hem de Doğu Akdeniz’deki stratejik dengelerin teminatıdır. TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU TÜM HAKLARI KARARLILIKLA KULLANACAK Tarih boyunca Akdeniz’e yön veren hâkim güçlerden biri olan Türkiye, bugün de bu coğrafyada tarihî sorumluluğunu sürdürecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve kendi çıkarlarının korunması için uluslararası hukuka bağlı olarak sahip olduğu tüm hakları kararlılıkla kullanacaktır. Yeri gelmişken bir kez daha vurgulamak isterim ki Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü teyit etmeyen hiçbir çözüm formülü asla kabul edilemez. Bu kapsamda muhataplarımızı artık; miladı dolmuş statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya, bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türklerin hem de Rumların müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en ideal yolun bu olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak Türkiye; Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edecektir. Bunun bilincine olan siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın bu tarihî görevinizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkının var oluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri, mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyor; hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

73,047 просмотров • 1 год назад

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: 📌Gazze’de yaşanan katliam ve yıkımın gerisindeki failler, İsrail’e sınırsız destek verenlerdir. Buradan hem İsrail’e hem onu destekleyip teşvik edenlere sesleniyorum: Gazze’de masumlar ölmeye devam ettikçe bölgemize gönderilen hiçbir gemi, hiçbir uçak, yapılan hiçbir siyasi şov barış getirmeyecektir. İsrail yönetimi güvenliği 10 bin kilometre ötede değil, Türkiye başta olmak üzere bölgesindeki komşularında aramalıdır. Bugün sırtını dayayarak efelendiği güçler, yarın kendi evlerindeki yangını söndürmek için pılısını pırtısını toplayıp gittiğinde İsrail halkının güven ve merhamet arayacağı ilk yer, tıpkı 500 yıl önce olduğu gibi yine Türkiye olacaktır. İsrail yönetiminden ve toplumundan istediğimiz, milletimizin asırlara sâri bu merhamet duygusunu zedeleyecek tavırlardan uzak durması, barış çağrımıza kulak vermesidir. 📌Gazze’deki acil ihtiyaçları karşılamak için hemen bir insani koridor oluşturulmalı, ihtiyaç maddelerinin girişine, yaralıların çıkışına, tahditsiz izin verilmelidir. Biz hastanelerimizi bütün bu yaralıların tedavisi için emre amade kıldık, kılıyoruz. Refah sınır kapısı insani yardımlar için muhakkak sürekli açık tutulmalıdır. İhtiyacın yüzlerce tırla ifade edildiği bir bölgeye gönderilen 20 tırlık yardım malzemesinin, denizde damladan öte hiçbir anlam taşımadığını herkes gayet iyi biliyor. İsrail, Gazze halkına yeterli miktarda insani yardım ulaştırılmasına, yıkıntıların temizlenmesine, sudan enerjiye şehrin altyapısının ayağa kaldırılmasına, hızla geçici barınma alanları ve sahra hastaneleri inşasına kesinlikle engel olmamalıdır. Biz sahra hastanemizi, jeneratörleri, küçük orta büyük gönderdik; ne gerekiyorsa göndermeye devam edeceğiz. 📌 Ramallah başta olmak üzere, bölgede yıllardır süren yerleşimci terörü bir an önce son bulmalıdır. Filistinlilerin evlerini, arazilerini gasp eden, silahlanıp canlarının istediği sivilleri öldüren, üstelik bunları da İsrail güvenlik unsurlarının desteğiyle yapan bu işgalcilerin suçlarını hiçbir kavram örtmez. Tıpkı teröristin terörist olarak yaftalandığı gibi yerleşimci kılıklı veya asker-polis üniformalı hırsızlara hırsız, katillere katil denmedikçe ve bunlara o şekilde muamele edilmedikçe bölgeye huzur gelmez, gelemez. Savaşın yayılmaması için tüm aktörler sorumlu hareket etmeli, bölge dışı güçler İsrail’le dayanışma adına ateşe benzin taşımaktan vaz geçmelidir. Akıl ve vicdan sahibi diğer tüm ülkeleri, İsrail devletinin aklıselime dönmesi için Netanyahu hükümetine baskı kurmaya davet ediyorum. 📌 Bu savaşın kalıcı barışa giden yolu açması için Türkiye sorumluluk almaktan asla kaçınmayacaktır. Teklif ettiğimiz garantörlük müessesesini, hâlihazırda meseleye en azından kısa ve orta vadede gerçekçi çözüm getirmeye yönelik en somut, en tutarlı, en etkili yöntem olarak görüyoruz. İnsani, siyasi ve askeri varlığımızla Filistin tarafının garantörlerinden biri olmaya hazırız. Bu konuda hüsnü niyet ve irade sahibi ülkeleri bir an önce bu teklifimizi değerlendirmeye, somut adım atmaya, barışa giden kapıları aralamaya davet ediyoruz. Adil bir barışın kaybedeni olmayacağı tespitine gönülden inanan bir ülke olarak bölgede etkili tüm aktörlerin yer alacağı bir “Uluslararası Filistin-İsrail Barış Konferansı” düzenlenmesini öneriyoruz. Bu konferans, son 30 yılda yapılan, Madrid’ten Oslo’ya, Şarm el-Şeyh’ten Annapolis’e kadar nice benzer toplantının akamete uğrayan akıbetinden alınan dersler ışığında gerçekleştirilmelidir. Garantörlük teklifimiz başta olmak üzere, daha güçlü, bağlayıcı ve uygulamaya dönük kararlar ışığında atılacak bu tür adımlara, her iki tarafın da ihtiyacı var. 📌 Her fırsatta tekrar tekrar dile getirdiğimiz “Dünya 5’ten büyüktür” itirazımız, Gazze’deki son gelişmelerle bir kez daha teyit edildi. Buradan bir kez daha, “Dünya 5’ten büyüktür” diyerek küresel yönetim ve güvenlik sisteminin adaletsizliği, dengesizliği, etkisizliği konusundaki haykırışımızı tekrarlıyorum. Birleşmiş Milletler ve özellikle de Güvenlik Konseyi, kendini süratle reforma tabi tutmalıdır. Dünyadaki insanların kendilerini, coğrafi ve inanç dağılımı başta olmak üzere tüm çeşitlilikleri ve dengeleriyle, adil şekilde içinde hissedecekleri bir Birleşmiş Milletler işleyişi ve Güvenlik Konseyi yapısı kurmalıyız. Dünyanın güvenliğini, 5 devletin çıkarlarına teslim eden bir yapının sürdürülebilirliği yoktur. Gazze’de yaşananlar, bu açık gerçeğin en son örneğidir.

Fahrettin Altun

708,799 просмотров • 2 лет назад

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HAVELSAN Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracı Hizmete Alma, Tesisler Temel Atma ve Açılış Töreni’nde konuştu. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde TSK Komuta Kademesi ile katıldığı törende Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: RABBİM AYAĞINIZA TAŞ DEĞDİRMESİN Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli mensupları, HAVELSAN'ınımızın değerli yöneticileri ve çalışanları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin değerli temsilcileri, kıymetli misafirler; sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle her birinizin Ramazan-ı Şerifini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Bu mübarek günlerin ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Sizlerin şahsında HAVELSAN’ımızın, savunma sanayi sektörümüzün ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarına buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Ay yıldızlı al bayrağımızın gökte gururla dalgalanması için, devletimizin bekası, milletimizin yarınları, vatanımızın bağımsızlığı için canlarını feda eden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Aynı şekilde bin yıldır kendimize yurt kıldığımız, etrafımıza barış ve güven yaydığımız bu topraklar için bedel ödeyen tüm gazilerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Son olarak savunma sanayiinde gecesini gündüzüne katarak bugünlere gelmemizi sağlayan tüm mühendislerimize, teknisyenlerimize, yazılımcılarımıza, akademisyenlerimiz ve tabii ki sahada kahramanca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin mensuplarını gönülden tebrik ediyorum. Bu çalışmaları etkin bir koordinasyon içinde yürüten Savunma Sanayii Başkanlığımızı ve sektördeki 3 bin 500’ü aşkın firmamızı başarılarından ötürü yürekten kutluyorum. Rabbim ayağınıza taş değdirmesin. Sizlerin bu emeğini, bu gayretini daha güçlü bir geleceğin, daha müreffeh yarınların teminatı eylesin diyorum. DENİZLERDEKİ İNSANSIZ KABİLİYETLERİMİZİ GÜÇLENDİRİYORUZ Bugün Türkiye’nin mühendislik aklına, savunma alanındaki imkân ve kabiliyetlerine, yerli ve milli teknolojiyle şekillenen istikbal yürüyüşüne bir kez daha şahitlik edeceğiz. Birazdan inşallah Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracımızı hizmete alacak, Simülatör Üretim ve Entegrasyon tesisinin temellerini atacak, Kaan Teknoloji Tesisi ile Deniz Savaş Yönetim Sistem Merkezinin de açılışını yapacağız. Envanterimize katacağımız Sancar SİDA ile denizlerdeki insansız kabiliyetlerimizi güçlendiriyor, güvenliğimizi, etkinliğimizi ve gözetim kapasitemizi arttırıyoruz. Simülatör üretim ve entegrasyon tesisiyle eğitim, hazırlık ve sürdürülebilir operasyon altyapımızı büyütüyor, insan kaynağımızı daha nitelikli hâle getiriyoruz. Bu kompleks tamamlandığında simülasyon teknolojilerinde Avrupa’nın en büyük üretim ve entegrasyon tesisi olacak. Kaan Teknoloji Tesisi ve Deniz Savaş Yönetim Sistem Merkezi ile hava ve deniz platformlarımızın kritik teknoloji omurgasını inşallah daha da sağlamlaştırıyoruz. Bu gurur verici sistem, tesis ve platformları bizlere kazandıran HAVELSAN’ımızı yürekten tebrik ediyor, kendilerine şahsım ve milletim adına şükranlarımı iletiyorum. Türkiye’nin hem Gök Vatan'da hem de Mavi Vatan'daki savunma gücünü, kapasitesini, caydırıcılığını bir üst seviyeye taşıyacak bu eserlerin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. TÜM DÜNYAYA PARMAK ISIRTAN SEVİYEYE ULAŞTIK Şunu evvelemirde açık açık ifade etmek isterim: Caydırıcılık yalnızca sahip olduğumuz sistem ve platformların sayısıyla ölçülemez. Günümüzde caydırıcılığın belirleyici faktörleri, platformlara akıl veren yazılım, güvenli veri akışı, kesintisiz haberleşme ve siber dayanıklılıktır. Bunun için Türkiye olarak savunma alanında dijital egemenliği millî güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bugün hizmete alacağımız, açılışını gerçekleştireceğimiz ve temellerini atacağımız bu yatırımlar, savunma ekosistemimizin bütüncül kapasitesini ve tesirini artıracak stratejik hamlelerin devamıdır. Bu tesis ve platformlarla birlikte mühendislik süreçlerimiz daha da hızlanacak. Test ve doğrulama disiplinimiz güçlenecek. Eğitim ve simülasyon kabiliyetlerimiz genişleyecek. Deniz ve hava unsurlarımızın yazılım temelli yetenekleri inşallah daha da yukarılara taşınacak. Şu hakikati en iyi sizler biliyorsunuz: Güvenlik ve savunma asla tek boyutlu değildir. Güçlü bir savunma mimarisi denizin derinliklerinden uzaya, karadan siber güvenliğe kadar her alanı kapsamak mecburiyetindedir. Biz hamdolsun özellikle insansız teknolojilerde son 23 yılda yaptığımız atılımla bugün artık tüm dünyaya parmak ısırtan bir seviyeye eriştik. Bu seviyeye dost ve müttefik bildiklerimizin önümüze çıkardığı engellere rağmen sabırla ulaştık, azimle ulaştık. Her hamlemizi en ince ayrıntısına kadar titizlikle planlayarak ulaştık. Bir zamanlar yüzde 80 düzeyinde olan dışa bağımlılık seviyesini yüzde 20'ye indirdik. Mühendislerimiz, teknisyenlerimiz, firmalarımız, tersanelerimiz havada, karada ve denizde tarihi bir başarı hikâyesi yazdı. Cenab-ı Allah'a hamdolsun ki artık kendi teknolojisini tasarlayan, kendi yazılımını üreten ve ürettiklerini tüm dünyaya ihraç eden bir Türkiye var. Artık yalnızca kendi ordusunun değil, talep edilmesi hâlinde dost, kardeş ve müttefiklerinin de güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan bir Türkiye var. Artık 3T modelini, yani tespit, teşhis ve taarruz süreçlerini yerli ve millî teknolojisiyle tatbik eden, dünyada yıldızı giderek yükselen bir Türkiye var. Büyük bir gururla ifade etmek isterim ki, bugün Türkiye dünyada kendi savaş gemisini geliştirip denize indiren 10 ülkeden biridir. HER GEÇEN YIL YENİ REKORLAR KIRIYORUZ Savunma ve havacılık ihracatında her geçen yıl yeni rekorlar kırıyoruz. Bakınız sadece geçtiğimiz sene savunma ihracatımız bir önceki yıla kıyasla yüzde 48 oranında artarak 10 milyar doları geride bıraktı. Bu rakam -dikkatinizi çekerim- 2002'de yalnızca 248 milyon dolardı. Hâlihazırda savunma ihracatında dünyanın en büyük 11. ülkesiyiz. 2028'de 11 milyar dolarlık ihracat hedefimize ulaşarak savunma ve havacılık ihracatında inşallah dünyada ilk 10 ülke arasına gireceğiz. 2025 sonu itibariyle savunma sanayindeki proje hacmimiz 100 milyar doların, proje sayımız ise 1.400'ün üzerine çıktı. Değerli kardeşlerim; peki, biz bu başarıları nasıl elde ettik? Her şeyden önce kendimize inandık. Aziz milletimize güvendik. Bu ülkenin gençlerine yatırım yaptık ve onların önünü açtık. Diğerleri yapabiliyorsa biz neden yapamayalım diyerek bu yola çıktık. Tam bağımsız Türkiye idealini savunma alanında kararlı bir devlet politikası olarak benimsedik ve uyguladık. Kritik teknolojiler başta olmak üzere sistemlerimizi, platformlarımızı, altyapımızı, sürekli gelişen, sürekli yenilenen bir teknoloji ekosistemine dönüştürdük. Bundan 22 sene önce HAVELSAN’a geldiğimde yabancı hava platformlarının simülatörlerini tecrübe ettiğimiz, dışa bağımlılığın sınırlarını her alanda hissettiğimiz o eski günleri çok iyi hatırlıyorum. Bugün ise yerli ve millî platformlarımızı kendimiz simüle edebiliyor, kritik süreçleri kendi yazılımımızla, kendi mühendisliğimizle yönetebiliyoruz. Bu büyük dönüşümde diğer kurumlarımız gibi HAVELSAN’ımızın da çok büyük bir payı ve emeği vardır. Şunu büyük bir kıvançla ve memnuniyetle ifade etmek isterim: Yürüttüğü projeler, gerçekleştirdiği çalışmalarla HAVELSAN, komuta kontrol, simülasyon, eğitim, siber güvenlik ve otonom kabiliyetler gibi alanlarda savunma gücümüzün dijital omurgasını teşkil eden yüz akı kurumlarımızın biridir HAVELSAN. Türkiye'nin savunma gücünü yazılımla büyüten, akılla derinleştiren, entegrasyonla hızlandıran stratejik bir kuvvet Çarpanıdır HAVELSAN. Bakın HAVELSAN’ımız şu anda çok önemli projeler yürütüyor. Türkiye'nin geleceği adına hayati bir misyonu icra ediyor. Bulut bilişim sistemi projesi bunlardan biridir. Bu proje nihayete erdiğinde Türk Silahlı Kuvvetlerimizin karargâhlarındaki operasyonlar, insanlı ve insansız sistemler HAVELSAN’ımızın komuta kontrol yazılımlarıyla gerçek zamanlı olarak yönetilecek. Yine HAVELSAN’ımızın geliştireceği yerli siber kalkanla korunacak bu sistemle stratejik, operatif ve taktiksel kabiliyetlerimizi tahkim edeceğiz. Şurası da mühimdir: Eğer bir ülkenin yazılımları millî değilse o ülkede güvenli bir gelecekten söz edilemez. Dolayısıyla tam bağımsızlık teknolojik bağımsızlıktan ayrı düşünülemez. İşte bu anlayışla Türkiye’nin verileri Türkiye’de kalmalı diyerek millî teknoloji hamlemizi yazılım sektöründe de devreye aldık. Türkiye’nin en kritik verileri HAVELSAN gibi millî ve güvenilir kurumlarımızın yazılımlarıyla kodladık. Kurumlarımızın altyapılarını HAVELSAN’ın millî mühendislik ürünü Kovan yeni nesil iş yönetim sistemiyle koruyor ve güçlendiriyoruz. Savunma ve bilişim sistemlerimize yaptıkları bu önemli katkılardan ötürü HAVELSAN ailesinin tüm mensuplarına bir kez daha şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. HAYALLERİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN CANIMIZI DİŞİMİZE TAKTIK Şunu da ayrıca sizlere ve milletimizin dikkatine getirmek arzusundayım: Uzun olduğu kadar dikenli de olan bu yolda önümüzü kesmek, ümidimizi yıkmak, cesaretimizi kırmak isteyenler oldu. Biz neden kendimiz üretelim, neden bunca sıkıntıya girelim? Hazır yapılmış var, onları alalım diyen vizyonsuzlar oldu. Biz her alanda tam bağımsız Türkiye ülküsüyle ilerlerken, bunlar bizim başımıza iş açacak, bu yoldan dönün diyen kifayetsizler oldu. Bunların hiçbirini aldırmadık, öğrenilmiş çaresizliklerin girdabına kapılmadık. Bizi kendi seviyelerine çekmek isteyenlere kulak asmadık. Vecihi Hürkuş'ların, Piri Reis’lerin, Barbaros Hayrettin Paşa’ların hayallerini gerçeğe dönüştürmek için canımızı dişimize taktık. 1940'lı yılların ilk yarısında kendi tasarlayıp geliştirdiği altı kişilik çift motorlu Nut-38 yolcu uçağını İstanbul'dan Ankara'ya 90 dakikada uçuran Nuri Demirağ'ın yarım kalan hikâyesini tamamlamak için uğraştık. Merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin davasını, mefkûresini kuvveden fiile çıkarmak, onun gibi nice akıncının, nice kahramanın ektiği tohumları yeşertmek için durmaksızın çalıştık. Yüzyıldan beri bir toplu iğne yapmaktan bile aciz bu milleti, radyosunu, otomobilini, traktörünü, dikiş makinesini yapmaya zorlayacak bir nizam, istersen bunları tenekeden yap fakat kendin yap diyecek bir nizam. İşte üstat Necip Fazıl'ın bu sözlerle resmettiği o muhteşem nizamı Allah'a hamdolsun savunma sanayinde kurmayı başardık. İnşallah bundan sonra da aynı azimle, aynı iştiyakla, aynı şevk ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Kıymetli misafirler; şu nokta da dünyada çoğu zaman göz ardı ediliyor: Bir şeyi nasıl yapacağını bilmek elbette önemlidir. Fakat bundan da önemlisi, o şeyi ne için yaptığını bilmektir. Biz tüm bu teknolojileri bir amacımız, bir hedefimiz, bir davamız olduğu için, millet olarak asra mührümüzü vuracağımız Türkiye yüzyılını inşa etmek için geliştiriyoruz. Farklı vesilelerle dile getirdiğim bir hususu bugün tekrar sizlerle paylaşmak isterim. Bizim kimsenin bir avuç toprağında gözümüz yoktur. Tahakküme dayalı bir güç ve nüfus peşinde asla değiliz. Tek derdimiz, bölgemizle birlikte küresel barış ve güvenliğe, huzur ve istikrara en yüksek düzeyde katkı sunan bir Türkiye inşa etmektir. Dost-düşman herkesin ilkeli duruşundan emin olduğu, sözünü, tavrını ve eylemlerini tüm dünyanın pür dikkat takip ettiği bir Türkiye inşa etmektir. Elimizi ve gerektiğinde gövdemizi taşın altına işte bunun için koyuyoruz. Tarihimize ve değerlerimize yakışır şekilde büyük millet olmanın hakkını vererek yolumuza inşallah bu şekilde devam edeceğiz. İşte sizler de gördünüz, NATO'nun Almanya'da düzenlenen tatbikatında ordumuz Bayraktar TB3 ve TCG Anadolu gemimizle birlikte adeta destan yazdık. Bu önemli tatbikatta Bayraktar TB3, Baltık Denizi'nin zorlu hava koşullarında atışlı görev icra edip, TCG Anadolu'ya emniyetli iniş yaparak NATO'nun en dikkat çekici performanslarından birine imza attı. Eurofighter savaş uçaklarıyla koordineli bir şekilde 8 saat havada kalan Bayraktar TB3 toplamda 1700 kilometrelik mesafe kat ederek üstün yeteneklerini tek tek sergiledi. Donanma havacılığı konseptine yeni bir soluk getiren bu başarılarda emeği geçen her bir kardeşimi yürekten tebrik ediyorum. Rabbim daha nice başarıları, nice eserleri bu aziz millete kazandırmayı sizlere, bizlere, hepinize inşallah nasip eylesin diyorum. Bu düşüncelerle bugün hizmete alacağımız, açılışını yapacağımız ve temellerini atacağımız sistem, tesis ve platformlarımızın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Millî Savunma Bakanlığımıza, Savunma Sanayii Başkanlığımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimize, HAVELSAN ailesine ve sektöre emek veren tüm paydaşlarımıza canıgönülden şükranlarımı iletiyorum. Bu sistemleri tasarlayıp geliştiren mühendislerimize, teknisyenlerimize, katkı sunan herkese yürekten teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah'a emanet olun. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

45,504 просмотров • 6 месяцев назад