Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Büyük cesaret ...

182,044 просмотров • 6 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

6 Şubat depreminde neredeyse yerle bir olan Gaziantep Nurdağı'ndaki Nurdağı Viyadüğü; Burası aslında devasa bir yaylı sistem gibi çalışıyor. Doğu Anadolu Fay Hattı'nın dibinde bu kadar yüksek ayaklı bir yapı inşa etmek büyük cesaret ve daha büyük bir matematik ister. 6 Şubat depremlerinde o kadar şiddetli sarsıntıya rağmen bu viyadüğün ayakta kalması tesadüf değil. Mühendisler her bir ayağın tepesine sismik izolatör dediğimiz o dev kauçuk yastıkları yerleştirirken, yapının depremle inatlaşmasını değil, depremle beraber esnemesini hedefledi. Yani yer altı sarsılırken viyadük kendi ritminde salınarak o korkunç enerjiyi yuttu ve o kritik günlerde lojistik damarın açık kalmasını sağladı. İnşaat aşaması ise tam bir mühendislik şovu. "İtme-sürme" dediğimiz yöntemle, devasa beton bloklar sanki bir yapbozun parçalarıymış gibi metre metre o uçurumun üzerinden karşıya sürüklendi. 150 metre yükseklikte rüzgarla dans ederek bu blokları milimetrik birleştirmek her yiğidin harcı değil. Özellikle o yüksek ayakların tasarımı, sadece depremi değil, o yükseklikteki sert rüzgarların yarattığı görünmez girdapları da sönümlemek üzerine kurulu. Bugün oradan geçerken gördüğünüz o dev kolonlar, aslında mühendisliğin kağıt üzerindeki hesaptan çıkıp sahada hayat kurtardığı o kritik noktayı temsil ediyor. Şimdi AKP trolleri diyorlar ki; "Bak AKP ne güzel iş çıkarmış, eleştirmeye utanmıyor musun?" Tahmin ettiğiniz gibi bu viyadük daha AKP kurulmadan yıllar önce, 1993 yılında yapıldı ve yandaş bir firmanın değil devletin malı. Video (Instagram) @kanatlivizor

Profesorfacia

131,010 просмотров • 3 месяцев назад

Tamam anladık sen Aziz İhsan Aktaş’ın arkadaşı değilsin Gürsel Tekin ! Peki CHP’liler “ortakların” dese de ben; 📌 Şeref Bülbül 📌 Yılmaz Koç 📌 Gökhan Yüksel için senin nitelendirmeni kullanıp, “arkadaşların mı” diye sorayım! Neden önemli bu sorunun cevabı biliyor musun sn Gürsel Tekin? Mesela senin “arkadaşlarına” ait üstelik de senin Kadıköy Belediye Başkan Yardımcılığı döneminde “şirketleşme” sürecini tamamlayan bu ÇEVLOG, EGE TEM, ALTAŞ ve NORM şirketlerinden birinin 2024 yılında Kartal Belediyesi’nden aldığı Çöp Toplama-Taşıma-Süpürme- Yıkama için İş Makinası ve (Şöförsüz) Araç Kiralama Hizmet Alım işi 2024/991693 İhale Kayıt Numarası ile en büyük VURGUN olarak kayıtlara geçmiş. ÇEVLOG firmasına verilen bu işin İhale sözleşme bedeli 1.074.466.370,00 TL. Bu sözleşme bedeliyle, sözleşme konusu araçların 4 defa satın alınabileceği ve Belediyenin kendi malı olabileceği belirtiliyor. Demem o ki; CHP’li belediyelere kök salan bu dört şirketle senin aranda bir “arkadaşlık” bağı olduğunu 40 yıllık tüm CHP’liler dile getiriyor. Bu şirketlerin ihale tablosunu Mansur Yavaş ın cesaret edip çıkaramayacağını bildiğim için küçük çaplı bir araştırma ile ben çıkardım ve eke bıraktım. Toplam 226 ihale almışlar. Evet evet tamı tamına 226 ihale. İhalelerin döviz cinsinden güncel değerini ne sen sor ne ben söyleyim! Ama şu kadar söyleyebilirim; senin “arkadaşlarının” CHP’li belediyelerden aldığı ihaleler, “onların arkadaşı” olan Aziz İhsan Aktaş’ın aldığı ihalelerin sayısını birkaç kat katlıyor. İhale sayılarının olduğu tabloda bedelleri yeşil bantladım zira itiraz etmen ya da etmeniz durumunda güncel değeri 3 rakamlı milyar/katrilyon olan o bedelleri de paylaşırım sizle ve kamuyuyla. Sözün özü Gürsel Tekin; evet sen Aziz İhsan Aktaş’ın “arkadaşı” değilsin, ballı kaymaklı işleri sevdiğin için sen Şeref Bülbül, Yılmaz Koç ve Gökhan Yüksel’in arkadaşısın!

Zihni Çakır

32,408 просмотров • 10 месяцев назад

Anahtarların Gizemi: 1. Anahtar, Selim’in korkularının kilidini açıyor. Burada İstanbul DurSel’ine çok tatlı ve anlamlı bir gönderme var. Selim’in korkuları yüzünden Duru ile kuracağı yuvadan, düğünden geri adım atması; fakat sonrasında Duru’ya duyduğu aşkın, tüm korkularının önüne geçerek onu dönüştürmesi… Ve sonunda o büyük adımı atıp Duru’ya evlenme teklif etmesi, düğünleriyle taçlanan o aşk hikâyesi bu anahtarın sembolizmini oluşturuyor. Bu anahtar, korkunun aşkla çözülmesini, kalbin cesaretle galip gelişini anlatıyor. 2. Anahtar ise Duru’nun cesaretini temsil ediyor. Burada da Kapadokya DurSel’ine çok zarif bir gönderme mevcut. Hikâye Duru ve Selim’in balayı için Kapadokya’ya gitmesiyle başlıyor; ancak bu sadece bir seyahat değil, Duru’nun sevdiği adam için her detayı düşünerek kurduğu büyülü bir dünya. Mekânlar, gezilecek yerler, tur rehberi, doğum günü sürprizi… Her şey önceden incelikle planlanmış. Cesaret burada yalnızca atılan adımlarda değil, aşkı sahiplenişte, ilişkiye yön veren o öncül ruhta saklı. Bu anahtar tam da buna işaret ediyor. Bir de bunu OzSin’sel olarak analiz edeceğim: 1. Anahtar, Ozan’ın; toplum normlarına, üzerine yapıştırılan “aile babası” yaftasına ve tüm korkularına rağmen aşkı için bu sınırları aşmasını simgeliyor. Kurulu düzenin güvenli alanını geride bırakıp duygularını seçebilme cesareti… Korkuların değil kalbin peşinden gitmek. Bu anahtar, Ozan’ın aşk uğruna içsel zincirlerini kırmasını temsil ediyor. 2. Anahtar ise Sinem’in cesaretini anlatıyor. İlişkilerinde daha net, daha açık, daha atılgan olan tarafın Sinem oluşuna güçlü bir gönderme var burada. Duygularını saklamayan, gerektiğinde yön veren, aşkın içinde aktif özne olan enerji… Hatta Sinem’in o ikonik sözüyle; “Ben tavlanmam, tavlarım.” Tam da bu ruhu taşıyor. Bu anahtar, dişil cesaretin, kararlılığın ve aşkı korkusuzca sahiplenmenin sembolü gibi. Kısacası iki anahtar da sadece kapı açmıyor; biri korkuları aşan aşkı, diğeri ise aşkı mümkün kılan cesareti temsil ediyor. Biri kalbin teslimiyeti, diğeri ruhun atılganlığı. Birlikte ise tamamlanan bir hikâye anlatıyor. #DurSel • #OzSin

Bihter🍷

17,213 просмотров • 2 месяцев назад

BAĞIRILMASI GEREKEN YERDE SUSUP, SUSULMASI GEREKEN YERDE BAĞIRIYORUZ Sevgili Fenerbahçeliler, Birbirimize dürüst olmayacaksak bu kalabalığın anlamı yok. ✔️ Yıllardır “bize karşı herkes” diyoruz, sonra dönüp en ağırını kendi içimizde yapıyoruz. Deplasmanda rakibin görmediği baskıyı, bizim oyuncu Kadıköy’de görüyor. Bunun adı tutku değil, yönünü şaşırmış öfke. Ve kimse kusura bakmasın, bu öfke rakibi değil bizi zayıflatıyor. ✔️ Maç oynanırken kendi futbolcusuna söylenen her söz, rakibe yazılmış gizli bir destektir. Sen homurdanınca adam garanti oynar, risk almaz. Sonra da “cesaret yok” dersin. ✔️ Cesareti tribünde kırıp sahada beklemek adalet değil. Bu takım kusursuz olmak zorunda değil ama yalnız bırakılmamak zorunda. Büyük tribün hatayı görür ama maçın içinde büyütmez. Çünkü bilir ki o an destek kesilirse oyun da kopar. ✔️ Bir de artık şu gerçeği görün. Ekran başında Fenerbahçe konuşarak geçinen bir düzen var. Krizden beslenen, kaostan büyüyen, kavga çıktıkça izlenen bir dünya. ✔️ Hiç düşündünüz mü, o çok konuşanların kaçını 90 dakika sonra sesi kısılmış gördünüz? Kaçı maç bitince boğazı yanarak evine dönüyor? Ama yayına çıktıklarında sesleri aynı, enerjileri aynı, esprileri hazır, cümleleri sanki önceden yazılmış gibi akıyor. Çünkü onlar duyguyla değil içerikle bağlı. Siz yaşarken onlar yorumluyor. Siz üzülürken onlar başlık atıyor. ✔️ Biz aynı tarafı tutuyoruz sanıyoruz ama herkes aynı bedeli ödemiyor. ✔️ Tribünde bağıranla stüdyoda konuşan bir değil. ✔️ Biri yüreğiyle yaşıyor, diğeri gündemle. Ve o gündem çoğu zaman öfkeyi körüklüyor, sabırsızlığı büyütüyor, oyuncuyla taraftarın arasına mesafe koyuyor. Çünkü kavga ilgi çeker, huzur kimsenin işine yaramaz. SANA GELİNCE GENÇ KARDEŞİM; SEN SUÇLU DEĞİLSİN AMA YANLIŞ YÖNLENDİRİLİYORSUN ✔️ Sen Fenerbahçe’nin o ezip geçen yıllarını yaşamadın. Hep son anda kaçan şampiyonlukları gördün, hep “acaba yine mi” stresini yaşadın. O yüzden en küçük hatada için daralıyor, tepki vermek istiyorsun. Bu zayıflık değil, yorgunluk. Ama şunu öğrenmen lazım: Büyük takım taraftarı olmak, duyguyu kontrol edebilmektir. ✔️ Maçın içinde kendi oyuncusuna söylenen taraftar, rakibe bağırma hakkını zayıflatır. Çünkü futbolcunun kulağına ilk giden ses tribündür. ✔️ Sen “hadi koçum” dersen ayağı titreyen adam koşmaya devam eder, sen homurdanırsan bir sonraki topu garantiye oynar. Sonra da “risk almıyor” dersin. Özgüveni tribünde kırıp cesareti sahada beklemek akıl işi değil. Bu takım hatasız oynamak zorunda değil. BİZ HÂLÂ EN GÜÇLÜ SİLAHA SAHİBİZ AMA KENDİMİZE DOĞRULTUYORUZ ✔️ Onca badireye rağmen bu camia dağılmadıysa sebebi sizsiniz. Bu aidiyet dünyada az kulüpte var. Ama aynı güç yanlış yere dönerse yıkıcı olur. Rakibe giden öfke güçtür. Kendi oyuncuna giden öfke çürümedir. Tercih bizim. ✔️ Bizim sorunumuz sevgisizlik değil, sevgiyi yanlış kullanmak. Sahip çıkmak yerine baskı kuruyoruz. Koruyalım derken yıpratıyoruz. Özetle; Biz bu takımı sevmeyi kimseye bırakmadık, bırakmayız da. Ama sevgi bazen sessiz kalmayı bilmektir, bazen de doğru yerde gür çıkmaktır. ✔️ Unutmayın, bu kulüp en parlak günlerini sadece iyi kadrolarla değil, arkasında duran tribünle yaşadı. Biz itince bu takım ayağa kalktı, biz homurdanınca omuzlar düştü. Etkimizin farkında değilmiş gibi davranamayız artık. Bağırdığımız yer kader değiştiriyor, sustuğumuz yer boşluk yaratıyor. ✔️ Ekran başında öfke pompalayanlar yarın başka konu bulur. Ama biz yine burada olacağız. ✔️ Aynı koltukta, aynı tribünde, aynı umutla. O yüzden enerjimizi günübirlik gazlara değil, sahadaki mücadeleye verelim. Bu arma bizim, bu takım bizim, bu güç bizim. Ve biz istersek bu stad yine rakibe dar, bize umut olur. “Uyan Fenerbahçeli, gücünü rakibe sakla. Öfken yönünü bulursa Fenerbahçe durdurulmaz.” 👊 💛💙 DuyguFB DuyguFB

FenerSol

33,532 просмотров • 5 месяцев назад

Görülmemiş Bir İftira: “Peygamberler Kabirlerinde Cima Ediyorlar” Rasûlullah Efendimiz’e ve Enbiyâ-i Kirâm’a Yöneltilen Akıl Almaz İsnad Cübbeli Ahmed’in Birelvîlikle Derinleşen Kabir Anlayışı Cübbeli Ahmed’in aşağıda kaydını paylaştığımız son konuşmasında, Ehl-i Sünnet itikadımızın temellerine ciddi bir tehdit teşkil eden ifadeler kullandığını hayret ve teessüfle izledik. Bu aşırılık artık görmezden gelinemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Cübbeli Ahmed’in, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hakkında –hâşâ ve kellâ– kabir hayatında cima (cinsi münasebet) ettiğine dair iftiraları, sıradan bir dil sürçmesi olarak görülmesi ya da tevile elverişli kılınması mümkün değildir. Zira bu ifadeleri, başta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in, sonra da Mahmud Efendi Hazretleri'nin bizler gibi, hattâ daha güçlü bir şekilde hayatta olduğunu ve insanları irşad etmeye devam ettiğini ispat sadedinde dile getirmiştir. Hâşâ, sümme hâşâ! Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in vakarına, izzetine ve iffetine yöneltilmiş böylesi sözler, dil sürçmesiyle geçiştirilemez. Aksine, bu ifadeler, sözün sahibinin itikadî sınır tanımadığını göstermektedir. Ne Kur’ân-ı Kerîm’de, ne sahih hadislerde, ne de selef-i sâlihîn ulemânın eserlerinde böyle bir iddiaya dair zerre kadar bir işaret mevcut değildir. Buna rağmen, bu uydurma söz, sanki sahih bir hadis-i şerifmiş gibi zikredilmiş ve halkın zihnine telkin edilmiştir. Bu derece cür’etkâr bir yaklaşımın, ümmetin zihninde derin ve telafisi zor itikadî tahribatlara yol açacağı şüphesizdir. Peki, hadis diye takdim ettiği bu sözün kaynağı nedir? Bu meselenin kökü, Hint alt kıtasında doğmuş ve tasavvuf kisvesi altında birçok itikadî aşırılığı meşrulaştırmaya çalışan Birelvîlik ekolüne dayanmaktadır. Aşağıdaki linkte Cübbeli Ahmedle olan güçlü bağlantılarını görebilirsiniz. Hatta bu sapkın tarikatın türkiyede kök salmasına ve tanınmasına bizzat Cübbeli Ahmed önayak olmaktadır. ( Bu ekolün kurucusu olan Ahmed Rıza Han, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabir hayatını dünyevî vasıflarla nitelendirmiş, hattâ cima gibi fiilleri kendisine izafe etmekten çekinmemiştir. Malfûzât adlı eserinde geçen şu ibare bu zihniyetin özetidir: “Peygamber Efendimiz kabirlerinde yerler, içerler, hanımlarıyla birlikte olurlar.” İşte Cübbeli Ahmed, bu sözün Arapça aslını, “Peygamberler kabirlerinde namaz kılarlar” hadîs-i şerifinin hemen akabinde okuyarak adeta metnin içine sokuşturmuştur. Bu, bilinçli bir yönlendirme çabasıdır. Ne gariptir ki Cübbeli Ahmed, türkiyede yer tutup kök salmalarını istediği Birelvilerin kurucusu Ahmet Rıza Han'dan: "Mevlânâ ve Seyyidinâ Müceddidi'l Karni'r Râbiate Aşer Ahmed Rıza Han" (Mevlâmız Efendimiz 14. Asrın Müceddidi...) diye bahsetmektedir: Link: Ahmed Rıza Han ve onun yolunu takip eden Cübbeli Ahmed, bu ve benzeri şaz iddiaları, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabir hayatını, dünyayı yöneten mutlak bir hayata dönüştürme çabasının malzemesi hâline getirmiştir. Ancak kabirde cima gibi bir fiili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e nisbet etmek, sadece dinî bir ifrat değil, aynı zamanda edebin ve vakarın da çökmesidir. Bu iddia ne sahih bir hadistir, ne sahabe kavlidir, ne de selef imamlarının ifadelerinde mevcuttur. Tamamen bid’at, hezeyan ve iftiradır. Birelvîlerden Faiz Ahmed Çiştî gibi bazıları bile bu iddianın savunulabilir olmadığını fark ederek zamanla “sadece bir nakildir” veya “ille cima anlamında değil, manevî bir beraberlik de kastedilmiş olabilir” gibi tevillere sığınmıştır. Ancak sapkınlık sadece bu sözde değil, onu pervasızca aktaran ve bu aktarımla “mutlak tasarruf, kemâlî hayat ve fiilî yönetim” gibi bâtıl inançlara zemin hazırlayan zihniyettedir. Cübbeli Ahmed ne yaptı? Tekrar bakalım: Bu sözün sahibini zikretmeksizin, sahih hadislerin arasına bu ifadeyi sinsice yerleştirdi. “Peygamberler kabirlerinde namaz kılarlar, hac yaparlar” gibi rivayetlerin arasına bu iffetsiz isnadı sokuşturdu. Oysa Birelvîler bile bu sözü doğrudan “hadis” diye sunmaya cesaret edememiştir. Lakin Cübbeli Ahmed bunu yaptı. Ve sonuçta, dinleyen ve ona itimat eden halkın, bu ifadeyi sahih bir hadis zannetmesini sağladı. Bu konuda usta olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Bu noktada durup ciddi bir şekilde sormak gerekir: Bu söz, Ehl-i Sünnet’in kaynaklarında olmayan, bid’at bir ekolün şaz görüşü ise neden ve hangi cüretle, herkesin kabullendiği sahih bir meseleymiş gibi sunulmaktadır? Mesele o kadar vahimdir ki, gafletle değil, kasıtla yapılmış olduğu açık ve nettir. İlimle meşgul olan, halka vaaz eden, hele ki kendisini tasavvuf ve tarikat geleneği içerisinde gören bir kişinin, bu derece ağır ve hassas bir konuda bu kadar laubali bir tavır takınması asla mazur görülemez. Zira burada bahsi geçen zat, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Onun hakkında yalan isnat edenin akıbeti bellidir; bu hususta şeriatımız son derece açıktır. Burada dikkat çekmemiz gereken önemli bir mesele daha var: Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’ya verilen “ödül” meselesi ve Diyûbendîler: Cübbeli Ahmed, “kabirden irşad” iddiasını savunurken, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’nun “15. Asrın Müceddidi” ilan edilmesini delil olarak getirmektedir. Ona göre, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû diridir, Mehdi zuhur edene kadar kabirden fiilen irşad etmeye devam edecektir. Hattâ insan sûretinde zuhur ederek, dünyadaymış gibi müridlerini irşad etmesine izin verilmiştir, iddiasındadır. ( Peki bu “müceddid” unvanını Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’na kim vermiştir? Muhammed Kâsım Nânûtevî’nin yolundan giden Diyûbendî ulemâsı. Peki bu Nânûtevî kimdir? Birelvîlerin şiddetle reddettiği, hattâ tekfir ettiği ulemânın başında gelen, itikadî sapmalara karşı mücadele etmiş büyük bir âlimdir. İşin en trajik ve ironik yanı ise: Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû’yu müceddid ilan edenler, Cübbeli Ahmed’in benimsediği (kurucusu Ahmed Rıza Han olan) Birelvîlik tarafından mürted ilan edilmiştir! Evet evet yanlış duymadınız mürted ilan edilmiştir!, tekrar okuyun isterseniz! Şimdi soralım: Bir yandan Birelvîlerin görüşlerini savunacaksınız, Diğer yandan Birelvîlerin tekfir ettiği bir ekolden gelen “ödül”le kendi görüşlerinize delil devşireceksiniz… Bu nasıl bir çelişki, nasıl bir tutarsızlıktır? İlim; tutarlılık, omurga, vakar ve ahlak ister. Hem Birelvî çizgiye meyledip hem de onların tekfir ettiği bir kadrodan davanıza delil aramak, ne ilmî, ne ahlakî, ne de itikadî bakımdan kabul edilebilir bir tutumdur. Bu iddialar halkın zihninde şu soruları doğurmaktadır: – Bütün peygamberler ve evliyâlar yaşıyor ve tasarruf sahibiyse, hepsi aynı anda mı tasarruf ediyor? – Görüşleri farklı olursa hangisinin isteği geçerli oluyor? – Yalnız bir kısmı tasarruf ediyorsa, “hepsi tasarruf ediyor” iddiası bâtıl olmuyor mu? – Tasarruf edenin kim olduğunu siz neye dayanarak tayin ediyorsunuz? – Eğer bir kişi tasarruf edecekse, bu neden Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem değil de başka bir velîdir? – Bu, peygamber olmayanların, peygamberlerden üstün tutulduğu bir anlayış değil midir? Bu sorulara verilecek cevaplar ya hurafeye kapı aralayacak ya da insanları –özelinde tarikat, genelinde dinden– soğutacaktır. Yok eğer, “Biz de tasavvufta bilindiği gibi yalnızca sınırlı ve meşru bir tasarruf kast ediyoruz; bu da irşad manasına gelmez” diyorsanız! O hâlde insanları kendinize mecbur etmeyi bırakın. Dileyen dilediği mürşidi arasın. Yeni intisaplara engel olmayın. Ve hiç olmazsa, tarikatın esaslarını tahrif etmekten vazgeçin. Gelelim esas meseleye: Varsayalım ki Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû tam tasarruf sahibi. Peki neye hükmettiğini, neye karar verdiğini biz nereden bileceğiz? İşte oklar burada Cübbeli Ahmed’i göstermektedir. Zira o, kendisini Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû tarafından yönlendirilen, onun vasıtası ve SILA'sı gibi konumlandırmaktadır. Böylece kendine postmodern bir şeyhlik makamı ihdas etmektedir. Maalesef tüm mugalatalar bu bâtıl iddiaya çıkmaktadır. ( Postmodern şeyhlik arzusu Cübbeli Ahmed’i daha nerelere sürükleyeceğini zaman gösterecek. Ancak şunu artık açıkça söylemeliyiz: Ne gidecek yol kalmıştır. Ne de sapacak sapkınlık… Âlimlere çağrımızı yineliyoruz! Kim olursa olsun, kitapta ve sünnette olmayan bir şeyi dine sokuyorsa, bu bid’at sahiplerinden hesap sorulmalı, açık ve net bir şekilde uyarılmalı ve yanlıştan dönmeleri istenmelidir. Bu mesele, artık sadece bir cemaatin iç meselesi olmaktan çıkmış, bütün ümmeti ilgilendiren ciddi bir itikadî problem hâline gelmiştir. Cübbeli Ahmed’in yanında yer alıp da “Bu görüşlerine katılmıyoruz” diyen hocalara da sesleniyoruz: Eğer şimdi konuşmazsanız, sonra suskunluğunuzun telafisi olmayacaktır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e ve evliyâullaha atılan bu tür iftiralar karşısında susan, dilsiz şeytan konumuna düşer. Allah Teâlâ bizleri sahih itikad üzere sabit kılsın. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in şerefini, vakarını ve makamını korumayı, Mahmud Efendi Hazretleri kuddise sirruhû gibi sâdıkların izinden ayrılmamayı cümlemize nasip eylesin. Rabbim şerlilerin şerrinden hepimizi korusun. Amin...

Muhittin Ödemiş

398,411 просмотров • 1 год назад