Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

13,589 Aufrufe • vor 6 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Norşin’de fırtına ve tipinin derme çatma okulumuzun tahtadan olan cam çerçevelerinin üzerinde karlar biriktiği bir Ocak ayında, Matematik dersindeydik. Muğlalı öğretmen, elindeki sopayla her zamanki gibi sınıfın içinde bağıra çağıra: “3 tane elma, 4 tane elma daha, 5 tane armut, tane, tane, tane…..” diye diye bilmediğimiz bir dilin kırbaçlarıyla bize canhıraşça vurarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, zavallı öğretmen karşısında, daha: “ Nasılsın, iyiyim” düzeyinde henüz birkaç kelime Türkçe’yi zihin haritasına damıtabilmiş 50’ye yakın naif ve ürkek -bir o kadar da anlamsız- gözleri gördükçe daha da hiddetleniyor, şakaklarındaki damarlar daha da kabarıyordu. Konu matematik ve basit toplama işlemi olsa bile, biz bütün sınıf başka bir evrende yolculuk yapıyorduk, yabancıydık; fakat öğretmenin katlanan sinir katsayıları eşzamanlı bizdeki korku ve kaygı düzeyini de arttırmıyor değildi. - Hiç unutmam- öğretmenimiz artık yorulmuş ve sesi çatallaşmış, sesinde sanki nodüller oluşmaya başlamıştı, derken sopasını kaldırarak birdenbire, okul dağılınca toprak damlı ağılında koyunlarına yem verecek olan en arka sırada oturan arkadaşımız Wahîdê ye dönerek şöyle dedi: “ Hadi oğlum Vahît, söyle bakalım 4 tane elma ile 3 tane elmanın toplamı kaçtır? Sınıfa derin bir sessizlik çöktü, Wahîdê’nin bedeninden kan usulca çekildi, göz bebekleri küçüldü, kafasında kılıç gibi bir sopa duruyordu, kem küm etti; aslında Wahîdê, bırak matematik işlemini çözmeyi, öğretmenin ne dediğini bile anlamadan, kurban pazarından kesime götürülen mahsum bir koyunun çaresizliğiyle ağır ağır etrafını yokladı; ama boşuna, Wahîdê dibini görmediği bir gölde göz göre göre boğuluyordu; ama nafile, sınıfta onu kurtarabilecek yüzme bilen kimse de yoktu, idama götürülen bir mahkum gibiydi, sağa sola bakarak medet dileniyordu; fakat sınıfta tık yoktu… Birkaç saniye sonra Wahîdê ağzında bir şeyler geveledi, zaman tekrar akmaya başlamıştı, evet oluyordu sanki, gittikçe ağzında gevelediği kelimeler anlaşılır olmaya başlamıştı, Wahîdê art arda: “ tane, tane, taner, taner…” diye sayıklıyordu, sonra birden bire büyük bir özgüvenle, sesine biraz da kuvvet vererek şöyle dedi : “ Ertmenin ( öğretmenim) ben anladi, Taner Esmo oğli asker gitmiş” Evet Wahîdê de hepimiz gibi onca Türkçe kelime ve cümleden sadece “tane” kelimesini naif hafızasındaki bilgileriyle ilişkilendirebilmişti, Wahîdê’ye göre öğretmen“ tane, tane” diyerek birkaç ay önce askere giden Esmo’ nun oğlu Taner’i merak edip sormuş, ve o da gereken cevabı verdiğine iman etmiş, büyük bir yükü omuzlarımdan atmayı başarabilmişti…. İlkokul bitti, her birimiz bir yerlere savrulduk, arkadaşım, Wahidê’yi de 30 yıla yakın bir zaman hiç göremedim, maalesef 2 yıl önce Bursa’da bir trafik kazasında bu dünyadan göçtüğünü büyük bir üzüntüyle öğrendim…

Mehdi Mutlu

76,057 Aufrufe • vor 2 Jahren

YOLSUZLUĞU AKLAYAN CHP SOLA MI KAYDI ? YOLDAN MI ÇIKTI ? CHP milletvekili Murat Emir kurultay salonundaki yandaş TV de konuşuyor ve “CHP sola kayıyor” diyor. Yanındaki hanımefendi de yanılmıyorsam Gül Çiftçi oda aynı özgüvenle “program sola kayıyor” diye ekliyor. Şaka gibi ama konuşmalarına ve siyasetteki geçmiş pratiklerine baktığımda sol düşünce kavramının içini doldurmaktan aciz olan bu ikili , CHP’nin sola kaydığını iddia ediyor. Murat Emir’in “sol” diye anlattığı başlıkların neredeyse tamamı, neoliberal düzenin kendisini ayakta tutmak için ürettiği kavramlardan ibaret. Piyasa kutsal, sermaye dokunulmaz, imtiyaz ilişkileri sorgulanmaz; sonra da bu çerçeveye birkaç “sosyal” cümle eklenip adına “sol politika” deniyor. Sol ideolojiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir resim bu. Önce şu soruyu sormak lazım ; Sola kaydığı iddia edilen partiyi kimlerle yönetiyorsunuz? Kendi düşünsel konumunu netleştiremeyen, ideolojik olarak nereye bastığını bilmeyen bu insanlar , bugün hiç çekinmeden “CHP sola kayıyor” diyebiliyor. Solda olmayı , birkaç slogan ve ezber cümleyle tarif edenlerin önce siyasetteki sınıfsal tercihlerini , kamuculuk, eşitlik ve adalet üzerine pratik ve iradelerini net olarak ortaya koymaları gerekiyor. 5’li çeteye iki yıldır laf edemeyen , kamuda ki yolsuzlukların üstüne gitmeyen, belediyelerindeki yolsuzluklar ile ilgili yargının yürüttüğü soruşturma ve kovuşturmalara inkar refleksi ile cevap veren, seçmen ve halkta “yolsuzluk yok” algısını yaratan ve pekiştiren, sermaye sahipleri ile yakın ilişkiler kurup hatta çakarlı aracını tahsis edenlerle CHP nasıl sol kaymış oluyor ? Bir bilen varsa anlatsın bizde öğrenelim. Sola kaydığı iddia edilen ” CHP, kamudaki özellikle de yerel yönetimlerdeki yolsuzluklara nasıl bakıyor? Yolsuzluk yapanla arasına mesafe koyamayan, yolsuzluk iddialarını daha ilk günden “kökten reddetmeyi” refleks haline getiren bir CHP, nasıl oluyor da sola kaymış oluyor? Açık söylemekte fayda var CHP nin içinde bulunduğu hali göz önüne aldığımda bu sorulara makul bir cevap vermek çokta mümkün değil. Çünkü ; Yolsuzluk iddialarını görmezden gelen, siyaseti çıkar ilişkilerinden arındıramayan, güç sahiplerine dokunmaktan ısrarla kaçınan bir anlayış, sol anlayış olamaz. Sol, en başta kamunun malına, halkın vergisine, emekçinin alın terine sahip çıkmak demektir. Yolsuzluk karşısında sessiz kalıp tam aksine yolsuzluk yaptığı iddia edilenle arasına mesafe koymayıp sahip çıkılıyorsa artık soldan bahsedilemez. O yüzden Murat Emir ve diğer yönetenlerin açık açık şu sorulara cevap vermeleri lazım ; Kamudaki yolsuzluklara karşı CHP ‘nin net, tavizsiz ve şeffaf bir çizgisi varmı ? Yoksa CHP, “bizimkiler yaparsa susarız, başkası yaparsa konuşuruz” diyen çifte standartlı bir siyaset mi yürütüyor? İşte bu sorunun cevabı, CHP’nin gerçekten sola mı kaydığını, yoksa sadece lafta mı solculuk yaptığını herkese gösterecek. Hadi bakalım verin cevabınızı da aydınlansın herkes. Murat Emir CHP 🇹🇷 Özgür Özel Ekrem İmamoğlu Kemal Kılıçdaroğlu CHP Kadın CHP Gençlik Kolları

Emin Vahap Şimşek

15,766 Aufrufe • vor 8 Monaten

Hakikat ve İtibar Arasında Kalan Tarikat: Cübbeli Ahmed'in İtibar Kalkanı En son konuşmasında, "Siz bana bakın, benim Mahmud Efendi adına yanlış yaptığım nerede görülmüş? Bana güvenin," diyor. Dikkat ederseniz, sıkışmış, çaresiz kalmış, insanları ikna etmekte ve kandırmakta zorlanan, iyice çuvallamış birini görüyoruz. İtibarını kalkan gibi kullanmasına ne demeli? Bu, İslam'ın temel kaidelerini açıkça çiğnemek değil midir? Hakikat, ne zaman kişilerin şahsi faziletine ve şöhretine bağlandı da bizim haberimiz yok, Allah aşkına? "Eğer doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin," emri nerede kaldı? Öyle bir isbat yapıyor ki meşruiyetini yine kendisinden alıyor; resmen "bir bilen safsatası" yapıyor, "Ben diyorsam delil sormayın," diyor açıkça. “Meşruiyeti kendinden menkul” bir çıkarımdan öteye gidemiyor. Nefsini tezkiye ederek göz boyuyor, hakikati karartıyor. Kaza yapana, "Mutlaka sen hata yapmışsındır, adam 40 yıllık şoför!" denildiği gibi, siz de tüm itiraz edenlere "yanlış yapıyorsunuz, yahu, adam 40 yıllık Cübbeli Ahmed deyin" demek istiyor galiba. Hani, Hakk'ın hatırı her şeyden üstündü... "Benim hatırım için beni dinleyin," demek nereden çıktı şimdi? Şahsiyet ile hakikati savunmak, sadece masumiyet ile korunmuş nübüvvet makamının işi iken, mahfuzluk şemsiyesinde korunan Allah'ın veli kulları bile böyle bir iddiadan kaçarken, bizim medya vaizinin şahsiyetini öne sürmesi tam bir akıl tutulması değil mi? Halbuki şahsiyeti, davasının önündeki en büyük engel ve bu, lehine değil, aleyhine bir durum farkında değil. Maalesef bu tavır rabbanî değil, firavnî bir tavırdır. Bu hile dolu yol, tüm müktesebatını, şahsileştirdiği davasına feda ettiğini ve en önemlisi de, mahrumiyeti satın aldığını gösteriyor aslında. İmam Şatıbi'nin dediği gibi..."İlim talibinin kulluk dışında bir derdi olması, onu şuursuzca fetvâ vermeye ve sonunda insanları saptırmaya götürecektir," Bir dava, ancak makbul delillerle ve İslamî usul ve kaidelerle müdafaa edildiğinde hakikate hizmet eder. Kendi şahsiyetine dayalı dava ve müdafaa, ilmî ve ahlakî değerlere karşı büyük bir saygısızlık, pervasızlık, deli saçmasıdır, itibarı da yoktur. Kur'an ve sünnet, her türlü ihtilafın temel medarı olmalı. Ulemanın, "Delil ile ilim, şahıslardan üstündür," sözünü unutmayalım. Hakikat, şahısların gölgesinde kalmamalı; aksine, şahıslar hakikatin gölgesinde yok olmalı ve kendi şahsi menfaatlerini feda etmelidir. Tüm bunlara en büyük cevabı, Hz. Ebubekir (radıyallahu anh) ilk hutbesinde vermiştir. Dikkatle okuyalım, başka bir şey söylemeye gerek bırakmayan asil bir tavır: "Sizin en hayırlınız olmadığım halde, sizi idare etmek üzere seçildim." "İyilik yaparsam, bana yardım ediniz; kötülük yaparsam beni doğrultunuz." "Doğruluk, emanet; yalancılık da hıyanettir." "Sizin yanınızda zayıf olanlar, benim yanımda güçlüdürler, ta ki onların bu illetini onlardan uzaklaştırayım. Yanınızda güçlü olanlar da, onlar üzerindeki hakkı alınıncaya kadar yanımda güçsüzdürler."

Muhittin ÖDEMİŞ

17,003 Aufrufe • vor 1 Jahr