Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

CHP Genel BaşkanıBaşkanı Özgür Özel Bayburt mitinginde kamu işçilerini dile getirdi Bir de kamu işçileri var. Kamu işçilerinin 350 bini 6 aydır bekliyor 250 bini de 3 aydır bekliyor. Sendikaları Türk-İş ve Hak-İş 27 Şubat’ta tekliflerini sundu. Bugüne kadar sustular, 2 haftadır hep birlikte dile getiriyoruz. Dediler ki: 'Gerçek...

34,916 views • 1 year ago •via X (Twitter)

10 Comments

Yvzlhn's profile picture
Yvzlhn1 year ago

Helal başkanın akp ye oy yok Sebebi @isikhanvedat ve tuhistir!!!

Ömür Arslan's profile picture
Ömür Arslan1 year ago

Helâl olsun sana. İnşallah sözünde durursun

Hedgeye's profile picture
Hedgeye1 year ago

McCullough: Moody’s Downgrade Is Just ‘Macro Tourist Clickbait’ Hedgeye CEO @KeithMcCullough isn’t losing sleep over Moody’s recent downgrade of U.S. sovereign debt 🔊 "Don't get upset about it," McCullough said. “Actually, get really excited about it this morning. You should be really excited. Because there's a lot to do on this.” "The next time anybody tells you Moody’s is the forward-looking indicator for markets…what it is, is it represents everything that we've been talking about, the manifest manifestation of the machine. AI, clickbait, macro tourism." As the market works off headline noise, stay focused on signals instead of mainstream media headlines by subscribing to The Macro Show.

Sondaj İşçileri Platformu's profile picture
Sondaj İşçileri Platformu1 year ago

👏👏👏

hakkı ergün's profile picture
hakkı ergün1 year ago

Kamuİşçisine Hakaret Kamuİşçisi Grevİstiyor

CeVo's profile picture
CeVo1 year ago

İzmirde grev yapan işçilere destek olan devlet bugün işçilere %16 zammı reva görmüş o zaman bütün chp milletvekillerine çağrımız olsun gelip bizimle greve katılsınlar

Ahmet ÇİFTÇİ's profile picture
Ahmet ÇİFTÇİ1 year ago

Sayın özel çok teşekkür ederiz Allah razı olsun sizden

Mehmet Akif İçer's profile picture
Mehmet Akif İçer1 year ago

Sonuna kadar bizde seninleyiz, sana yemin,sana söz.

Nedendedo's profile picture
Nedendedo1 year ago

Helal olsun

Öztürk's profile picture
Öztürk1 year ago

Özgür ozelin belediyesi greve gittiler diye 1000 tane işçi çıkaracağını açıkladı bizim hakkımızı özgür ozelmi savunuyor biz Ergün Atalay başkana güveniyoruz ve nekadar zam alırsa da razıyız Ergün başkandan başkasını tanimayiz

Related Videos

KÇP'de İkinci Teklif de Beklentileri Karşılamadı Çukutli: "Binlerce İşçi Ocak Ayından Beri Bekliyor, Sözleşmenin En Kısa Sürede Bitirilmesini İstiyoruz" 2025 yılı Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü kapsamında TÜHİS ile yedinci toplantı 27 Haziran 2025 tarihinde TÜHİS Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi. Toplantıda, işveren heyetinin sunduğu ikinci teklif de beklentileri karşılamadı. HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcımız Halil Çukutli, “Binlerce işçi ocak ayından beri bekliyor, sözleşmenin en kısa sürede bitirilmesini istiyoruz” dedi. TÜHİS’te gerçekleştirilen toplantıya, HAK-İŞ Konfederasyonu Kamu Çerçeve Protokolü Koordinasyon Kurulu adına Genel Başkan Yardımcımız Halil Çukutli, Genel Sekreter Yardımcımız Hamdi Abdullah Koçoğlu, Öz Sağlık-İş Sendikamızın Genel Başkan Yardımcısı Adem Yavuz, TÜRK-İŞ ve TÜHİS yetkilileri katıldı. Genel Başkan Yardımcımız Halil Çukutli, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, TÜHİS tarafından daha önce verilen teklifin 2025 yılı ilk 6 ay için yüzde 16, ikinci 6 ay için yüzde 8, 2026 yılı ilk 6 ay için yüzde 7, ikinci 6 ay için ise yüzde 5 oranında zam teklif edildiğini anımsattı. Çukutli, bugün yapılan görüşmede ise 2025 yılı ilk 6 ay için yüzde 17, ikinci 6 ay için yüzde 10 teklif edildiğine dikkat çekerek, “Bugüne kadar geldiğimiz nokta itibariyle bizlere sunmuş oldukları bir önceki tekliften birinci 6 ay için yüzde 1, ikinci 6 ay için yüzde 2, üçüncü ve dördüncü 6 ay için de hiçbir artış getirmediler. Taban ücretle ilgili birçok talebimiz vardı. Bizim burada 21 tane talebimiz var. 21 talepten sadece ücretle ilgili kısımla ilgili bir teklifleri oldu. Onun dışında hiçbir teklifleri olmadı. O da hakikaten çok küçük rakamdı” şeklinde konuştu. “Eylem Kararları Aldık” HAK-İŞ Konfederasyonu tarafından taleplerimizin çok gerisinde kalan teklifin ardından geçtiğimiz hafta çeşitli eylemlerin gerçekleştirildiğini ifade eden Çukutli, “Bizler bugüne kadar dayandık, bununla ilgili olarak geçtiğimiz dönemdeki yapmış oldukları en son tekliflerden sonra da HAK-İŞ Konfederasyonu olarak da birçok eylem kararı aldık. İlk önce Cumhurbaşkanı Yardımcımız ve Çalışma Bakanımızla görüşme yaptık ve akabinde Maliye Bakanımızdan randevu talebimiz oldu” dedi. Çukutli, Maliye Bakanından henüz randevu talebimize bir yanıt gelmediğini, randevu gelmesi durumunda HAK-İŞ Konfederasyonu olarak, taleplerimizi kendisine ileteceğimizi ifade etti. Çukutli, Maliye Bakanına, “Bizleri duysunlar” diye seslendi. Çukutli, işçilerin taleplerinin karşılanacağı şekilde bir yol haritasının belirlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Beraber yol haritası belirlemek zorundayız. Biz bugüne kadar yaptığımız bütün çalışmalarda uzlaşmacı olarak, çözüm odaklı olarak yaklaşmaya çalıştık. Çabamız o doğrultuda oldu. Toplantılarının bu kadar sürmesinin de bizi sıkıntıya soktuğunu ifade etmek istiyorum” dedi. Başta Aile ve Sosyal Hizmetler’de olmak üzere Ocak ayından bu yana yüzbinlerce işçinin beklediğini ifade eden Çukutli, 6 ay geçmesine rağmen herhangi bir yol katedilemediğini, bunun trajikomik bir durum olduğunu kaydetti. Çukutli, “Bu süreçlerin mutlaka en kısa süre içerisinde bitirilmesini ve sözleşmeyi de güzel bir şekilde bitirmeyi hedefliyoruz” dedi.

HAKİŞ KONFEDERASYONU

53,212 views • 1 year ago

TÜRK-İŞ GENEL MERKEZİ ÖNÜNDE BASIN AÇIKLAMASI GERÇEKLEŞTİRİLDİ TÜRK-İŞ Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu, hazırladığı Toplu İş Sözleşmeleri Kamu Çerçeve Anlaşma Protokolü teklifini 27 Şubat 2025 günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına sunmuş, fakat günümüze kadar Bakanlıktan teklifimize yönelik bir cevap alınamamıştır. TÜRK-İŞ Kamu Koordinasyon Kurulu yaşanan bu süreci geniş bir çerçevede değerlendirmek üzere 2 Haziran 2025 Pazartesi günü saat 10:30’da Konfederasyon Genel Merkezinde bir araya gelmiş, ardından da saat 11.30’da bir basın açıklaması gerçekleştirmiştir. Basın açıklamasına TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcıları Ramazan AĞAR, Eyüp ALEMDAR, HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcıları ve Yöneticileri, TÜRK-İŞ Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu Üyeleri, TÜRK-İŞ’e bağlı sendikaların Genel Başkanları ve Yöneticileri ile Şube Başkanları, Şube Yöneticileri ve işçiler katıldı. TÜRK-İŞ adına açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR konuşmasında; Bugün burada kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri sürecinde geldiğimiz noktayı ve ne yazık ki, karşı karşıya olduğumuz belirsizliği sizlerle paylaşmak üzere toplandık. Bizler, 600 bine yakın kamu işçisinin alın terini, emeğini, çocuklarının geçimini temsil ediyoruz. Şubat ayında TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ olarak hükümete ilettiğimiz ortak teklifimizde enflasyon karşısında ezilen ücretlerin insanca yaşam seviyesine çekilmesi, sosyal haklarımızın güncellenmesi, kamu işçisinin refahının artırılması gibi son derece makul gerekçeli talepler sunduk. Ancak gelin görün ki, bugün 2 Haziran olduğu halde… Aradan üç ay geçmiş olmasına rağmen hükümet cephesinden hâlâ somut bir ücret teklifi gelmemiştir. Görüşmeler başlamış olsa da, masada hâlâ boş bir sayfa duruyor. Bu sessizlik sadece masadaki bizleri değil, evinde mutfağında tencereyi kaynatmaya çalışan yüz binlerce işçi kardeşimizi de tedirgin etmektedir. Buradan hükümete sesleniyoruz: Kamu işçisinin alın terini görmezden gelemezsiniz. Üç ay boyunca susmak, bu emeği yok saymaktır. Bu masada işçinin sabrını sınayan bir anlayış değil, sosyal diyaloga dayalı, şeffaf ve çözüm odaklı bir yaklaşım görmek istiyoruz. Biz her zaman yapıcı olduk. Ama bilinmelidir ki, hakkımızı alana kadar da kararlı olacağız. Toplu sözleşme bir lütuf değil, anayasal bir haktır. Bu hakkın gereği olan ücret teklifinizi bir an önce masaya koyun. Aksi halde; işçi sınıfının sabrı taşar, bu sabır sokakta ses bulur. Bugün burada yalnızca kamu işçilerinin değil, milyonlarca dar gelirlinin, evine ekmek götürme mücadelesi veren her emekçinin sesi olmak için toplandık. Kamu kesimi toplu iş sözleşmesi görüşmeleri resmen başladıktan bu yana üç ay geçti. Bizler bu sürece iyi niyetle, çözüm odaklı bir yaklaşımla, ortak akılla katkı verdik. Emekçinin alın terini, ailesinin geçimini, çocuklarının geleceğini düşünerek masaya oturduk. Ancak bugün itibarıyla, hükümetten hâlâ bir ücret teklifi gelmemiştir. Bakınız hayat durmuyor! Markette, pazarda etiketler her gün değişiyor. Kiralar, faturalar, temel gıda maddeleri, her kalemde artış var. Bu ülkede sabit gelirliler nefes alamaz hâle geldi. Her geçen gün işçi için kayıptır! Masaya konmayan her teklif, soframızdan eksilen bir lokmadır. Biz sadece zam istemiyoruz. Biz, emeğin hakkını, insan onuruna yaraşır bir yaşamı istiyoruz. Bugün bu ülkede bir kamu işçisi, alın teriyle çalışan bir baba ya da bir anne çocuğuna süt, yumurta, bir ayakkabı dahi almakta, evinin ihtiyaçlarını, geçimini sağlamakta zorlanıyorsa bunun sorumlusu hükümettir. Buradan hükümete açık ve net çağrımızdır: Bu sessizlik artık kabul edilemez. Masaya gelecek teklif bir lütuf değil, sosyal devletin bir gereğidir. Emekçiyi oyalamak, belirsizlik içinde bekletmek, sosyal barışa zarar verir. Bizim sabrımızı sınamayın. Biz bu ülkenin üretim gücüyüz, binlerce çalışan kamu işçisi adına konuşuyoruz. Alın terinin hakkını alıncaya kadar susmayacağız. Kamuoyunun da; bu adaletsizliğe sessiz kalmayacağına inanıyoruz. Bu mesele; yalnızca işçinin meselesi değil, bu mesele, herkesin meselesidir, ülke meselesidir. Çünkü bugün, ağırdan aldığınız, sustuğunuz, görmezden geldiğiniz, alın teriyle çalışan işçiler, kamu hizmetlerinin temel taşlarıdır. Gece gündüz demeden, her koşulda çalışan biz emekçiler sayesinde kamu düzeni aksatılmadan sürmektedir. Sözün özü şudur, açık ve nettir. Biz emeğin karşılığını istiyoruz. Beklemeye, oyalanmaya, belirsizliğe tahammülümüz kalmamıştır. Her geçen gün cebimizden eksilen soframızdan alınandır. Hükümet en kısa zamanda teklifini masaya koymalı, bu süreci uzatmadan, adil ve kabul edilebilir bir çözümle sonlandırmalıdır. Biz buradayız. Birliğimizden, emeğimizden ve haklı talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Biz teklifimizi sunduğumuz günden bugüne sadece takvim değişmedi, marketteki etiket değişti, kira değişti, mazot değişti… Kısacası alım gücü düştü, geçim derdi büyüdü. Üç ay önce sunduğumuz teklif bile bugün eridi, gitti. İşçi, bekledikçe kaybediyor. Bu sessizlik, emeğe yapılan haksızlıktır. Yaşanan enflasyonun sebebi biz değiliz. Krizin de nedeni biz değiliz, bedelini de biz ödemeyiz. Sayın Maliye Bakanı. “Kötü günler geride kaldı” dedi. Peki iyi günler nerede? İyi günler geldiyse, neden biz hissetmedik. Kötü günler geride kaldıysa, biz hala neden geçinemiyoruz? İyi günler geldiyse, işçiye neden hala yok. Emeğin hiçe sayılmasına, görmezden gelinmesine, sessiz kalmayacağız. En kısa zamanda hükümet tarafından müzakere edilebilir bir teklif sunulmazsa, müzakere ve arabulucu süreci sona eren her iş yerinde, yasal hakkımızı kullanarak üretimden gelen gücümüzü kullanacağız. 81 ilde kamu iş yerlerinde eylem planlarımızı tek tek hayata geçireceğiz. Hükümete çağrımız nettir. Artık oyalamayın, işçinin sabrı tükendi. Bu masa susarsa, meydanlar konuşur. Emeğin gücü susturulamaz. Hak verilmez alınır deriz, emekten ve üretimden gelen gücümüzü sonuna kadar kullanırız. YAŞASIN İŞÇİLERİN BİRLİĞİ, YAŞASIN BİRLİK VE DAYANIŞMA MÜCADELEMİZ. Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Basın açıklamasının tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.

TÜRK-İŞ

42,039 views • 1 year ago

Belediye şirket işçileri, yerel yönetimlerde 7/24 esasına göre, kamusal alanda halkımıza kamu hizmeti üretmektedir. Belediye şirketlerinde kamu hizmeti üreten işçiler çok çeşitlidir. Bizler, Asfalt işçileri, Aşçılar, Büro ve Çağrı Merkezi çalışanları, Enerji işçileri, Fen işleri – Park bahçe çalışanları, Garsonlar, Güvenlik görevlileri, İtfaiye Erleri, Kütüphaneciler, Mimarlar, Mühendisler, Operatörler, Otobüs şoförleri, Öğretmenler, Sayaç okuma işçileri, Su ve kanalizasyon çalışanları, Şehir plancıları, Şoförler, Teknikerler, Teknisyenler, Temizlik işçileri, Usta öğreticiler, Veteriner hekimler, Yazılımcılar, Yardımcı Zabıtalar ve daha sayamayacağımız birçok branşta emek veren, en zorlu koşullarda dahi bütün özverisiyle vatandaşa hizmet etmekten ve sorunlarını çözmekten geri durmayan belediye şirket işçileriyiz. Ülkemizde 1393 belediye bulunmaktadır. Bugün belediyelerde hizmet veren norm kadrolu 39.043 işçi bulunurken, belediye şirket işçisi sayısı 607.999'a ulaşmıştır. Norm kadrolu işçi sayısı her geçen gün azalırken, şirket işçisi sayısı ciddi oranda artmaktadır. Belediye şirket işçileri ve genel idarelerdeki taşeron işçiler ile birlikte, sayıları yine 1 milyona yaklaşan güvencesiz işçi ortaya çıkarmıştır. Bu da 4-5 milyon vatandaşı demektir. Nisan 2018'den itibaren, yaklaşık 6 yıldır belediye şirketlerinde, modern kölelik devam etmektedir. 607 bin 999 belediye şirket işçisi olarak taleplerimiz şunlardır: 1. NORM KADRO: 5393 Sayılı Belediyeler Kanunu'nun 49. Maddesi yeniden düzenlenmeli, belediyelerde hizmet üreten işçilerin çalışma statüsü Norm Kadro esaslarına göre düzenlenmeli, Norm Kadro sayıları revize ile artırılmalıdır. 2. TABAN ÜCRET: Sendikalar tarafından her ay açıklanan "Yoksulluk Sınırı," tüm belediye işçilerinin net taban ücreti olmalıdır. 3. İLAVE TEDİYE: Belediyelerde hizmet üreten tüm işçiler kamu işçisi olarak kabul edilmeli, 6772 sayılı kanuna göre, 52 günlük ilave tediye ayrım gösterilmeksizin her işçiye ödenmelidir. Ayrıca geriye dönük hakkedişlerimiz de teslim edilmelidir. Belediyelerde çalışma barışı sağlanmalıdır. 4. İŞ GÜVENCESİ: Haksız, hukuksuz, keyfi şekilde işten çıkarmalara son verilmelidir. İş davaları "Bölge İdari Mahkemeleri"nde görülmeli, davayı kazanan işçi işine kesin suretle ve hemen dönmelidir. Dosya masraflarının ağır olması işten çıkartılan işçilerin hak aramasındaki en büyük engeldir. İşten çıkartılan her işçiye baro tarafından ücretsiz avukat sağlanmalı ve iş davaları dosya harçlarından muaf tutulmalıdır. 5. VERGİ ADALETİ: Toplu İş Sözleşmelerinde (TİS) paraya taalluk eden tüm mali ve sosyal haklar "Brüt" yerine "Net" olarak belirtilmelidir. Belediye işçileri "Gelir Vergisi" yükü altında ezdirilmemelidir. İşçiye vergi muafiyeti sağlanmalı ve vergiler işveren tarafından karşılanmalıdır. İşçi Ocak'ta ne kadar ücret alıyorsa Aralık ayında da aynısını almalıdır. 6. EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET: Belediyelerdeki kadın erkek eşitsizliği, kadın istihdamının arttırılması ile çözülecek kadar basit bir sorun değildir. Belediyelerdeki cinsiyetçi iş bölümü ve ücretlendirme son bulmalı, kadınların güvenceli ve güvenli çalışabilmeleri için şartlar yerine getirilmelidir. Belediye çalışanlarının çocukları için kreş hakkı, günün koşullarına uygun ve gerçekçi biçimde karşılanmalıdır. Doğum iznine ayrılan kadın işçiler, döndüklerinde işlerini kaybetme endişesi taşımak zorunda kalmamalı. Bunların dışında: 60 günlük sendikal ikramiye, Haftalık 35 Saat çalışma, Ücretlere 3 ayda bir Enflasyon oranında zam, Refah payı, Meslek pirimi, Eşit yemek ve ulaşım ücreti, Tayin hakkı verilmelidir. Belediyelerin ve belediye şirketleri yöneticilerinin, holding patronu gibi kar elde etmeye çalışmaları, çalışanlarına maliyet kalemi olarak bakmaları istemiyoruz. Kadro Hakkımız Söke Söke Alırız Birleşen İşçiler Yenilmezler.

TABİB Türkiye

15,084 views • 2 years ago

Tarih 11 Mayıs 2023 Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Resmi hesaplarından, Cumhurbaşkanlığı resmi web sayfasından yazılı olarak Memurlara artış yapılacağını, bu artışların OTOMATİK olarak Memur Emeklilerinin aylıklarına da yansıyacağını paylaştı ve hala ilgili sayfalarda yayında ve duruyor Yine 11 Mayıs 2023 günü Hakiş kongresinde de haykırarak yasal süre olan 2023 Temmuz ayına yetişeceğini, bakanına talimat verdiğini ve Memurlara yapılacak artışların OTOMATİK olarak Memur Emeklilerinin aylıklarına da yansıyacağını dile getirdi Aradan 26 ay geçti ve 2 buçuk milyon memur emeklisi verilen sözün yerine getirilmesini bekliyor Sözü geçtik, söz verilmeseydi de memurlara yapılan artışlar OTOMATİK olarak Memur Emeklilerinin aylıklarına yansımak zorundadır zaten 26 aydır süren bu hukuksuzluktan bir an önce dönülmeli hem veeilen söz yerine getirilmiş olur hem de hukuka aykırılıktan dönülmüş olur, adalet tecelli etmiş olur Halen aylık 18.682 TL seyyanen ilave ödeme artışı hakkımızı alamıyoruz 2 buçuk milyon memur emeklisi mücadelesinden dönmeyecek Memur Emeklisi AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Mehmet Simsek T.C. İletişim Başkanlığı Fahrettin Altun NOW HABER NOW Doğan Şentürk CHP 🇹🇷 Özgür Özel Gamze Şengel TAŞCIER Ali Mahir Başarır Faik Öztrak Danıştay Başkanlığı Anayasa Mahkemesi Grok Memur-Sen Ali YALÇIN Türkiye Kamu-Sen Önder Kahveci KESK Ayfer Koçak Kamu-İş Osman KAYA Sunay Karamık Devlet Memurları Konfederasyonu Nilgün ÖK 🇹🇷 Abdullah Güler Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 MHP Devlet Bahçeli 🇹🇷Prof. Dr. Ruhi ERSOY Sadir Durmaz 🇹🇷 CEVAHİR ASUMAN YAZMACI İYİ Parti Müsavat Dervişoğlu Turhan Çömez Cemal Enginyurt Salih Uzun Prof. Dr. Vedat Işıkhan Şengül KARSLI Sunay Karamık Oktay SARAL Hasan Doğan Devlet Memurları Konfederasyonu Ayhan Ogan Ömer Faruk Gergerlioğlu DEM Parti #EmekliMemur #MemurEmeklisineAdalet

Memur Emeklileri Platformu 🇹🇷Ⓜ️☪️🇹🇷

10,148 views • 1 year ago

BAKAN AÇIKLAMASINA YÖNELİK DEĞERLENDİRMEMİZ! 1) Buradan da görüyoruz ki, doğru, yasal ve etkili bir örgütlü mücadele ve yanlışa toplu bir şekilde itiraz etmek, kazanım elde etmenin; var olan kazanımları korumanın yegâne yoludur. Sosyal medya platformları üzerinden yaptığımız ortak etiket etkinlikleri ve meydandaki eylemlerimiz sonucunda gelen bu açıklama, bize göre baştan bir yanlış anlaşılma değil, HATA YAPILMAMASI için verilen mücadelenin sonucu, örgütlü bir mücadelenin KAZANIMIDIR. ANCAK! 2) Hemşirelik Kanunu dün çıkmamıştır. 1954 yılında çıkan, 2007’de güncellenen, 2010 ve 2011 yıllarındaki yönetmeliklerle çalışma alanı, görev ve yetkileri derinleştirilen mevzuat açıktır. Bu hükümler, başka bir devletin hükmü değildir ve kamu/özel ayrımı SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Bir meslek kamuda farklı, özelde farklı uygulanamaz. Hemşirelik görev, yetki ve sorumluluk alanındaki girişimler, ÇALIŞMA ALANI FARK ETMEKSİZİN, SADECE HEMŞİRELER tarafından uygulanabilir. Bunun aksi uygulamalar, yasal olmadığı gibi halk sağlığı için de bir tehdittir. 3) Sağlık, çok disiplinli hizmetin lüks değil, zorunluluk olduğu bir alandır. Hiçbir sağlık disiplini, bir diğerinin AMİRLİĞİNDE, GÖZETİMİNDE olamaz, olmamalıdır. Bahse konu meslek grupları, her ne kadar geliştirilmesi gerekiyor olsa da kendi iş ve görev tanımları olan meslek gruplarıdır. Başından beri YARDIMCI isimli sınıflandırmanın karşısında olduğumuz malumdur. 4) Açıklama ne yazık ki hala eksiktir. Dile getirilen “onların olmadığı yerde, onların işlerini” ifadesi hala muğlaktır ve tedirginliğimizi arttırmaktan öteye gitmemiştir. Buradan tekrar yineliyoruz, tekniker eksikliği, hemşire eksikliği tüm politika yapıcı unsurların bilgisi dahilindedir. EKONOMİK POLİTİKALAR SAĞLIK HİZMETİNDEN ÇALAMAZ; SEÇİM YATIRIMLARI, HALKIN SAĞLIĞINDAN DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR. Bir an önce, birbiri yerine görevlendirme ve ası/üst yaratma çabası sonlanmalı; ihtiyaç olan her meslek grubu için kamu atamaları gerçekleştirilmeli, özel sektörde çalışan sağlık çalışanlarının özlük hakları ilgili mevzuatları kapsamında geliştirilmelidir. 5) Bu açıklama ve daha önceki açıklamaları birleştirdiğimizde, ilgili değişiklik girişiminin ne yazık ki hiçbir şekil, şart ve konjonktürde onaylamayacağımız bir olgu olan “ucuz iş gücü” yaratma derdi taşıdığını düşündürmektedir. Sağlık insan gücü, nitelikli personel gerektiren ve çalışan personelin meslek tanımına, eğitimine, deneyimine ve taşıdığı risk durumuna göre finanse edilmesi gereken bir kavramdır. Ucuz iş gücü arayışı, sağlıksız toplumdan çekinilmediğini gösterir ve bu tümüyle insan canına kast etmektir. Ülkemizin Sağlık Bakanının böyle bir düşünce ve niyet taşımadığına inanıyor, bir an önce bu işin yapılması gerektiği gibi yapılmasını talep ediyoruz. Kamuoyuna ve değerli sağlık çalışanlarına saygıyla arz ederiz. HEP-SEN Her adımda iz bırakan FARK yaratan sendika! HEP-SEN T.C. Sağlık Bakanlığı Dr. Fahrettin Koca 🌐 📷 0216 759 44 14 📷 📷 #nedenhepsen #hepimizinsendikası #hepsen2024 #Hepsen #Hepseninle #BakanKocayaMektupVar #hemşirelik #hemşire #tekniker #sağlıkçalışanı #sağlıkbakanı

HEP-SEN

14,107 views • 2 years ago

Ülkemizdeki hekimler ve sağlık çalışanları olarak sağlıkta şiddete, mali ve özlük haklarımızın yetersizliğine, mesleğimizin ve itibarımızın ayaklar altına alınmasına hep birlikte itiraz ediyoruz. Şiddet, mali haklarımız, özlük haklarımız, çalışma koşulları ve liyakat ile ilgili acil düzenlemeler bekliyoruz. Mali haklarımız ile ilgili 5 ana başlıktan oluşan taleplerimiz şunlardır: 1.Tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ücretleri, en düşük devlet memuru aylığı yoksulluk sınırı üzerine çıkarılarak, emekli aylığına yansıyacak şekilde tek kalem maaş olarak ödenmelidir. Uzman hekim maaşı yoksulluk sınırının üç katı olacak şekilde düzenlenmeli; tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının maaşları da eğitim düzeyi, hizmet yılı, mesleki sorumluluklar ve riskler gözetilerek yeniden belirlenmelidir. Tüm çalışanların vergi oranı %15 olarak sabitlenmelidir. 2.Nöbet ücretleri, aylık ücretin saat başına düşen tutarın en az 2 katı olacak şekilde ödenmeli, bu nöbet ücretine riskli birim ve gece çalışma farkı ile resmi ve dini bayramlar %100 olarak eklenmelidir. Nöbet ücretlerinin takip eden ayın en geç 15’inde genel bütçeden ödenmesi hüküm altına alınmalıdır. 3.Tüm kamu sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarına kendi bayram ve mesleki kutlama günlerinde (14 Mart Tıp Bayramı, Hemşireler Günü, Ebeler Günü, Sağlıkçılar Günü vb.) bir maaş tutarında tediye verilmelidir. Ayrıca, tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarına yılda iki kez bir maaş tutarında ikramiye verilmelidir. 4.Aile hekimi ve aile sağlığı çalışanından yıllık izin ve hastalık raporlarında maaş kesintisi yapılmamalıdır. Aile sağlığı çalışanlarının 1,5 olan tavan ücret katsayısı 3’e çıkarılmalıdır. ASM gider ödeneği kalemi oranları sosyo-gelişmişlik ödemesinde bölge oranları ve deprem bölgesi öncelikli olarak güncellenmeli ve çarpan katsayısı, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde yer alan ilk 1000 puana kadar olan hak ediş kalem katsayısı %100 arttırılmalıdır. ASM’ler güvenlikli fiziki koşulları uygun olacak şekilde kamu tarafından inşa edilmelidir. Bunlar gerçekleşinceye kadar ASM’lerin kira, personel ve her türlü giderleri merkezi bütçeden karşılanmalıdır. 5.Aile hekimliği dahil tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarına; giyim yardımı, aile yardımı, çocuk yardımı, kira yardımı, ölüm yardımı ve ulaşım yardımı güncel ekonomik rakamlara ve hizmet bölge ve gruplarına göre belirlenip ödenmelidir. Afet bölgelerinde görev yapan sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının barınma ihtiyaçları acilen karşılanmalıdır. Hekimler ve sağlık çalışanları olarak yaptığımız işlerin bedelinin maddi olarak ödenmesinin neredeyse imkansız olduğunu halkımız da takdir etmektedir. Bizler hakkımız olanı istiyoruz. Bu ülkede hekimlere ve sağlık çalışanlarına reva görülen mevcut mali düzenlemeler aslında bize verilen değeri de ortaya koyuyor ne yazık ki. Talep ettiğimiz bütün haklarımıza ve ideal sağlık sistemine kavuşmak için; 1-2 Ağustos tarihlerinde hep birlikte İŞ BIRAKIYORUZ. #GelinBirlikOlalım

Hekim Birliği

22,707 views • 3 years ago

Yönetim kurulu,Kamu oyuna ve Halkımıza; Biz KFC TÜRKİYE VE PİZZA HUT ADINA adına yıllarını vermiş, hatta yılları toplasak bir ömür edecek insanlar olarak bugün burada toplandık. İş gıda adı altında çalıştığımız süreçte, haklarımızdan, huzurlu çalışma ortamından,güvenilirlik ve doğrulur esaslarından uzak tutulduk. Önceliğini her zaman insanlara adamış bu firmalarda, ne yazık ki insan kavramı artık yok sayılıyor. KFC ve Pizza Hut franchise sözleşmesinin feshedilmesiyle sarsılan İş Gıda, 7.7 milyar TL borçla Konkordato başvurusunda bulundu. İş Gıda A.Ş. tarafından yapılan (iflas çağrısı/konkordato) suni olup, şirketin geçmiş kayıtlarının incelenmesi gerekmektedir. Krispy Kreme, ve İş Teknik'e devredilen maddi ve gayri maddi varlıklar incelenmelidir. Maddi zorluklar yaşadığımız süreçte Peyman'dan alınan kredinin farklı amaçlar için kullanıldığını düşünmekteyiz. Ve ek olarak ilkem şahine ait olan Jant fabrikası, tedarik sorunları yaşadığımız bir dönemde satın alındı. Maddi ve manen zorlandığımız bu dönemde Krispy Kreme şubeleri açıldı. Burada ocak ayında günlerce çalışmış olup şirket tarafından maaşını alamayan insanlar mevcutken, Krispy Kreme çalışanlarına geçen ay ikramiye verildi. Sayın ilkem Şahin.;"Çocuğunuzun yemeği için savaştığınızı söylüyorsunuz ama konkordato kararından önce iş gıda a.ş çatısı altında olan Krispy kreme firmasında krispy creme üretim a.ş firması olarak ünvan değişikliğinde bulundunuz. 23 Ocak tarihinde Krispy Kreme şubelerini Gökçe Elif Şahin isimli kişi adına devrettiğinizi görmekteyiz, ve belgelerle kanıtlıdır. Bu olay üzerinden birkaç gün sonra da Konkordato kararı alındı. Planlı olarak bu işlemlerin yapıldığını düşünmekteyiz, ve göz önüne sermektesiniz. Sizin hiç vicdanınız ve korkunuz yok mu?" Bu kadar insanın emekleri ve senelerce ödenmeyen primleriyle 50 milyonluk bir malikane satın alındı, nasıl rahat oturuyorsunuz?” 5 Şubat tarihinde Rüzgarlıbahçe de bulunulan ana binadaki bütün eşyaların boşaltıldığını ve kaçırıldığını gözlemliyoruz. Kar/zarar raporlarında gösterilen giderlerin hiçbiri ödenmemiştir. Şirket içi firmalar dışında birçok firmaya da borçlusunuz. Belirtilen hususlar firmaya aittir ve araştırılmalıdır. "Yeni evlenen, kira ödeyen, kredi borcu olan, çocuklarını okula gönderen binlerce insan var. Maaşlarımızın garanti fonundan karşılanacağı söylendi, fakat garanti fonunun da 3 Ayın sonunda ödenecek yapacağı, şirkete atanan komiserler tarafından belirtiliyor. Soruyorum sizlere 3 ay boyunca maaş gelmeden nasıl geçineceğiz? Bu çalışanlar YUM markalarına, KFC ve Pizza Hut markalarına güvenerek şirkete katıldılar. Ancak markanın asıl sahibi Yum brands geçmişteki tüm haklarını İş Gıda'ya devretti bizi ve binlerce insanı kaderine terkettiler. Yum Brands’ın kendini geri çekme sebebi nedir? Biz, binlerce çalışanımız hala Yum markalarından olumlu haberler bekliyoruz. Türkiye Harekâtı ile ilgili olarak size gelin ya da gidin demiyoruz, sadece hayatımızı buna göre planlayabilmemiz için sizden net bir ifade istiyoruz. Bu süreçte farklı bir firmada çalışamıyoruz, çünkü sözleşmemizde farklı bir firmada izinsiz çalışmamız halinde, iş akdimizin haklı sebeple sonlandırabileceğini belirtmiştiniz. Bu süreçte farklı bir firmada sigortalı olarak çalışabilecek miyiz? Bizler, binlerce KFC ve PH çalışanı, İş Gıda'nın devralması ve süreci her geçen gün yanlış yönetmesi, sadece kendi finansal çıkarlarını tasarlayıp şirketi bu konuma getirmesi sonrası mağdur ve terk edilmiş durumdayız. Bize net bir açıklama yapılmadı. Şu anda algı yönetimi ve kurbanı oynama iş gıda ve Yum brands üzerinde yapılıyor. Tasarlanan her şey tamamen şirketin kendi çıkarları için olup, devletimizin kandırılması söz konusudur. İlkem Şahin 6 ay önce yılın İş İnsanı seçilerek, bir ödül aldı. Şiddetle kınıyoruz. Sözün bittiği yerdeyiz. Sayın İlkem Şahin Üst ve alt şirketlerdeki ilişkilerin bozulmuş olmasından iş ve işçiler kesinlikle sorumlu değillerdir. Ailelerimizle birlikte yaklaşık 25.000 insanın mağduriyete ve açlığa terkedilmiş olmalarını nasıl seyrebiliyorsunuz? Haksız bir şekilde mahkeme ve kayyumlarla zaman kazanarak bizleri oyalamayın. Buradan hükümet ve kamuoyuna yetkililerine de sesimizi duyurmak istiyoruz. Ulusları arası dev şirketler ve onların buradaki ortaklıkları nasıl oluyor da bir anda alicengiz oyunları oynanarak bozuluyor ve biz işçileri bir anda ortalıkta bırakıp kayboluyorlar. Gözümüzün içine bakarak bizleri açlığa ve yoksulluğa sürüklüyorlar. Ana yasada, iş kanununda olan haklarımızın, iş ve işveren arasındaki ilişkilerin denetlenmemesinin şaşkınlığı ve üzgünlüğü içerisindeyiz. Bugün burada halkımıza ve kamuoyuna sesimizi duyurmayı hedefliyoruz. Haftalardır sorunlarımıza çözüm bulunacağı nedeniyle sabretmekte ve beklemekteyiz. Fakat gün geçtikçe görüyoruz ki, Herşey gittikçe lehimize hitap edecek bir şekil almaya devam ediyor. Çoluk çocuğumuzun geleceğini,yıllara dayanan emeklerimizin değerlerini kimseye bırakmayacağımızı ve hakkımızı sonuna kadar savunacağımızı burada bulunan Recep Tayyip Erdoğan Veli Ağbaba Cemal Enginyurt Özgür Özel

𝕋.ℂ. Ü𝕝𝕜ü𝕔ü 𝔹𝕒ş𝕜𝕖𝕟𝕥

11,546 views • 1 year ago

KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR TÜRK-İŞ, 24 Aralık 2024 tarihinde almış olduğu kararla; Asgari Ücret Tespit Komisyonu gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu doğrultuda, konfederasyonumuzun bugün (12 Aralık 2025 Cuma) gerçekleştirilen Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplantısına katılmama yönündeki gerekçeleri, TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yazılı olarak yeniden iletilmiştir. Bu çerçevede basın mensuplarına açıklamalarda bulunan AĞAR, kararı şu ifadelerle kamuoyuna duyurmuştur: “TÜRK-İŞ, 1974 yılından bu yana Asgari Ücret Tespit Komisyonunda işçileri temsil etmektedir. Ancak Komisyonun mevcut yapısı, yıllardır işçilerin karar süreçlerinde etkili bir şekilde yer almasına imkân tanımamakta; kararlar çoğunlukla hükümet ve işveren kesiminin oylarıyla alınmaktadır. TÜRK-İŞ, 24 Aralık 2024 tarihinde aldığı kararla; Komisyon gerçek anlamda adil ve demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar komisyon çalışmalarına katılmayacağını kamuoyu ile paylaşmıştır. 24 Aralık 2024 tarihinden buyana geçen yaklaşık bir yıllık sürede Komisyonun yapısı ve işleyişine ilişkin hiçbir iyileştirme yapılmamıştır. Bu nedenle TÜRK-İŞ, almış olduğu kararın arkasındadır ve 2026 yılı Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına katılmayacaktır. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun üye sayıları ve yapısı tartışılabilir olmakla birlikte, asgari ücretin seviyesini belirleyen esas unsur ekonomik göstergelerin gerçeğe uygun biçimde değerlendirilmesidir. Bu nedenle, üye sayılarındaki değişimlerden bağımsız olarak, ücret tespitinin ekonomik veri temelli yapılması zorunludur. Geçtiğimiz yıl TÜİK tarafından açıklanan yüzde 44,38 oranındaki enflasyona rağmen asgari ücrete yalnızca yüzde 30 oranında zam yapılmıştır. Yapılan zam enflasyon oranının altında kalmıştır. O günden bu yana temel ihtiyaç ürünlerinde fiyat artışları hız kesmeden devam etmiştir. Gıda, kira, eğitim ve ulaşım giderlerinde yaşanan yüksek fiyat artışları hane bütçesini ağır biçimde baskılamaktadır. Elektrik, doğal gaz ve suya yapılan zamlar da bu baskıyı daha da artırmaktadır. Asgari ücretin düşük belirlenmesiyle birlikte, işçi ve ailesi başta zorunlu tüketim ürünleri olmak üzere tüm harcama kalemlerinde ardı ardına gelen fiyat artışlarıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, işçinin ücretinin hızla eridiğini ve alım gücünün her geçen gün daha da düştüğünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ortaya çıkan ekonomik tablo yalnızca çalışanları değil, yıllarca prim ödeyen ve ülkenin kalkınmasına emek vermiş olan emeklileri de derinden etkilemiştir. Türkiye ekonomisi son yıllarda büyümekte; Gayri Safi Milli Hasıla artmakta ve kişi başına düşen gelir yükselmektedir. Ancak bu büyümenin oluşturduğu refah, çalışanlara ve emeklilere yansımamakta; gelir artışı toplumun geniş kesimlerine ulaşmamaktadır. Buna karşılık dolar milyarderi sayısının her yıl artması, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun daha da derinleştiğini göstermektedir. Bir kesim servetine servet katarken, milyonlarca işçi ve emekli temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanmaktadır. Bu nedenlerle; asgari ücret belirlenirken öncelikle geçtiğimiz yıl karşılanmayan yüzde 14,38’lik enflasyon kaybı tam olarak telafi edilmelidir. Buna ek olarak gıda, ulaşım, kira, eğitim ve fatura kalemlerinde art arda yaşanan yüksek fiyat artışları ile gerçekleşen enflasyonun yol açtığı kayıplar eksiksiz biçimde karşılanmalıdır. Tüm bunların ötesinde, ekonomik büyümenin oluşturduğu refahın işçiye yansıtılmasını sağlayacak ilave bir artış yapılması zorunludur. Asgari ücret tartışmalarının başladığı her dönemde bazı işveren çevrelerinin, “asgari ücretin bir geçim ücreti olmadığı” yönünde açıklamalar yaptıkları bilinmektedir. Önceki dönemlerde bu söylemin Komisyon tarafından benimsenmesi sonucunda, asgari ücret ülkemizde fiilen bir taban ücret olmaktan çıkarak ortalama ücret seviyesine dönüşmüştür. Bugün çalışanların yarısından fazlası ya asgari ücretle ya da asgari ücrete çok yakın bir ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu durum, ücret skalasının daralmasına, mesleki kıdem ve vasıf düzeylerinin ücretlere yansımamasına yol açmaktadır. Mevcut eğilim sürdüğü takdirde çalışma barışının bozulmasıyla birlikte nitelikli işgücünün de asgari ücret seviyesine sıkışması riski ortaya çıkacaktır. Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “Asgari ücret artarsa enflasyon artar” iddiası, ekonomik verilerle ve enflasyonun temel dinamikleriyle uyumlu değildir. Geçtiğimiz yıllarda enflasyon olağanüstü düzeyde yükselmiş, 2025 yılında ise artış hızı yavaşlamakla birlikte enflasyonun yükselişi devam etmiştir. Enflasyonun artış hızının azalması, enflasyonun düştüğü anlamına gelmemektedir. 2025 yılının Temmuz ayında asgari ücrete herhangi bir artış yapılmamasına rağmen fiyatların yükselmeyi sürdürmesi, enflasyonun kaynağının ücretler olmadığını açık biçimde göstermektedir. Dolayısıyla enflasyonu yalnızca asgari ücret artışına bağlamak, ekonomik sorunların yapısal ve çok boyutlu nedenlerini göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Bunun yanında, asgari ücret artışının istihdamı azaltacağı yönündeki söylemler de gerçekçi değildir; Sendikal örgütlenmenin olmadığı işyerlerinde bir işçi zaten iki ya da üç işçinin işini yapmaya zorlanmakta, ağır çalışma koşulları iş sağlığı ve güvenliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Buna ek olarak, çalışma hayatında çocuk işçiliği halen yaygın şekilde sürmekte; okulda olması gereken, parkta oynaması gereken çocuklar ağır koşullarda çalıştırılmaktadır. Gebze Diloavası’nda meydana gelen yangında yaşamını yitiren çocuk işçiler, bu vahim durumun en çarpıcı örneğidir. Bu tablo karşısında, asgari ücret artışının istihdam kaybına yol açacağı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Yoksulluğu ve hayat pahalılığını en ağır biçimde yaşayan asgari ücretliler, işsizler ve emekliler için insan onuruna yaraşır bir gelir düzeyi sağlamak Devletin temel sorumluluğudur. Her bireyin insanca yaşama hakkı, sosyal devlet ilkesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, işçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek, yaşam kalitesini koruyabilecek ve geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacak gelir politikalarının hayata geçirilmesi zorunludur. TÜRK-İŞ, bu hakkın eksiksiz biçimde tanınması ve uygulanması için kararlı mücadelesini sürdürecektir. TÜRK-İŞ olarak toplumun en temel hakkı olan adil gelir ve yaşanabilir ücret için tüm kesimleri sorumluluk almaya ve gerçekçi adımlar atmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.“ Genel Başkan Yardımcısı Ramazan AĞAR’ın açıklamasının tamamını aşağıdaki videomuzdan izleyebilirsiniz.

TÜRK-İŞ

38,225 views • 8 months ago

2025-2027 DÖNEMİ MESS GRUP TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ TEKLİFİMİZ (Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Özkan Atar’ın konuşma metnidir) Değerli basın emekçileri, Metal işkolu Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecindeyiz. Toplu pazarlık sürecinin önümüzdeki günlerde başlamasını bekliyoruz. Bugün sizlere özetini sunacağım toplu sözleşme taleplerimizi ve teklifimizi önümüzdeki günlerde MESS’e vereceğiz ve ilk toplantının gününü belirleyeceğiz. İşkolumuzdaki Grup Toplu İş Sözleşmeleri; sözleşme kapsamındaki işçinin çokluğu, işçilerin örgütlülük düzeyinin yüksekliği ve niteliği, MESS’in işveren örgütleri içindeki farklı durumu ve sektörün ekonomi içindeki büyüklüğü nedeniyle hep önemli olmuştur. MESS ile yapılan Grup Toplu İş Sözleşmesi özel sektördeki en büyük, en fazla işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesidir; başka sektörler için de sonuç yaratmakta, başka sektörleri de etkilemektedir. Bu nedenle, “Metal İşçisi Kazanırsa Bütün İşçiler Kazanır” sözü gerçek bir duruma işaret etmektedir. Metal sektörü, otomotivden beyaz eşyaya, demirdökümden elektroniğe geniş bir alanı kapsamaktadır ve Türkiye ekonomisinin lokomotifi niteliğindedir. Ekonominin üçte birini metal sektörü oluşturmaktadır. ISO’nun En Büyük 500 Firma araştırmasında ilk 10 sırada yer alan şirketlerin çoğu metal sektöründedir. Yine ilk 50 firmanın yarısından çoğu metal sektöründedir. Bu nedenle, her bakımdan önem taşıyan bir toplu iş sözleşmesi sürecindeyiz. Değerli basın emekçileri, Bu dönem yapılacak Grup Toplu İş Sözleşmesi, sendikamızın örgütlü olduğu 32 işletme bünyesindeki 43 fabrikadan yaklaşık 11 bin işçiyi kapsıyor. Sendikamız ile MESS arasında yapılacak yeni dönem TİS hazırlıkları haziran ayında başladı ve 43 fabrikanın işyeri TİS komiteleri ile toplantılar yapıldı. Bu toplantılara katılan yüzlerce İşyeri TİS Komitesi üyesi, fabrikalardaki binlerce metal işçisinin toplu sözleşme teklifine yönelik görüşlerini dile getirdi. Bütün fabrikalardan üyelerimizin görüş ve önerileri önce Başkanlar Kurulumuzda, ardından da Merkez TİS Komisyonumuzda ele alındı. Merkez TİS Komisyonu toplantısına MESS’e üye işyerlerinin temsilcileri ile şube yöneticileri katıldı ve yeni dönem toplu sözleşme teklifinde nelerin yer alması gerektiğine yönelik görüş ve önerilerini belirttiler. Sonrasında Başkanlar Kurulumuz bir kez daha toplanarak bütün bu görüş ve önerileri ayrıntılarıyla ele aldı ve böylece teklifimize son hali verildi. Bugün sizlere toplu sözleşme teklifimizi açıklayacağım. Ancak, teklifimizi açıklamadan önce bazı gerçekleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Metal işçilerinin çalışma koşulları ağırlaşırken yaşamları alabildiğine zorlaşmaktadır. Metal işçilerin reel ücretleri sürekli gerilemektedir. Hemen her gün yapılan zamlar karşısında gündelik temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale gelinmiştir. İnsanca yaşayacak bir ücret almak yaşamsal bir mesele haline gelmiştir. Resmi enflasyonun gerçek enflasyonla bağı uzun dönemdir kopmuştur. TÜİK tarafından açıklanan enflasyonun gerçeği yansıtmadığı hemen her kesim tarafından genel kabul görmektedir. Artık hiç kimse resmi enflasyona inanmamaktadır. Buna rağmen ücret zamlarımız ilk 6 aylık dönem dışında, kalan 18 aylık dönemde resmi enflasyon kadar arttığı için ücretlerimiz reel olarak sürekli gerilemektedir. Diğer yandan TÜİK’in resmi enflasyonu ile İTO tarafından açıklanan enflasyon arasındaki açı da giderek artmaktadır. Yakın döneme kadar birbirine yakın oranlarda enflasyon açıklayan bu iki kurumdan TÜİK, uzun dönemdir İTO’nun altında enflasyon açıklamaktadır. Ücretlerimiz yıllardır yoksulluk sınırının altındadır. Sendikamızın Sınıf Araştırmaları Merkezi BİSAM’ın, Açlık ve Yoksulluk Sınırı Temmuz 2025 Dönem Raporu'na göre açlık sınırı 25 bin 952 lira, yoksulluk sınırı ise 89 bin 768 lira olmuştur. Diğer yandan ortalama ücret alan bir metal işçisi ise ikramiye ve gelir vergisi istisnası dahil net 55 bin 511 TL ücret almaktadır. Aldığımız ücret yoksulluk sınırının neredeyse yarısıdır. Geçinemeyen, harcamalarını karşılayamayan işçilerin başvurdukları tek yol ise borçlanmadır, borcu borçla kapatmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle de işçiler, ücretiyle geçinenler kredi kartlarının esiri olmakta, sermayeye bağımlı hale gelmektedir. Kira artışlarının son yıllardaki anormal seyri bilinmektedir. Ücretle geçinenler, emekliler İstanbul’dan kaçıyor; memurlar artık büyük şehirlere, İstanbul’a tayin istememektedir. Aylık gelirimizin büyük kısmı kiraya gitmektedir. İstanbul’da kira artış oranları şöyledir: · 1 Yıllık %39,29 · 2 Yıllık %101,64 · 3 Yıllık %322,52 · 4 Yıllık %1.003,57 Son dönemde kira artış hızı düşmüş olmakla birlikte bu durum kiraların düştüğü anlamına gelmemektedir. Bu yılın temmuz ayı baz alındığında İstanbul’da 100 metrekarelik bir evin kirası ortalama 32.500 TL’dir. Ortalama ücret alan bir metal işçisinin ücretinin 55 bin 511 TL olduğu dikkate alınırsa, işçinin aylık gelirinin yüzde 68’i kiraya gitmektedir. Kira ödemesi sonrası elde kalan ise yalnızca 23.011 TL’dir. Bu para hangi ihtiyacı karşılayacaktır? Okulların açılmasının yaklaştığı bu günlerde, okula başlama maliyetinin geçen yıla göre yüzde 108 oranında arttığı belirtiliyor. Yine özel üniversite okul harçlarının da aynı oranda arttığını görüyoruz. Üniversitenin sadece kapısından girmek için ödenmesi gereken ücret bir senede %108 arttı. Değerli basın emekçileri, Ekonomi yönetiminin yoksuldan alıp zengine aktaran, sermayeyi kollayan politikaları sonucu ortaya çıkan krizin yükü işçilere ödetilemez. Bizler sorumlusu olmadığımız bir şeyin sonuçlarını yüklenemeyiz. Kriz, kapitalizmin doğasında var. Patronlar her zaman ve sürekli yüksek oranlarda kâr elde etmeyebilirler. Bazen kâr oranlarında dalgalanmalar olabilir. Halkın deyimi ile “kârdan zarar” edebilirler. Kimi işyerlerinde işten çıkarmalar sonrası çalışmaya devam eden işçilerin iş yükleri alabildiğine artırılmaktadır. Daha önce iki işçinin yaptığı iş, bir işçiye yaptırılmak istenmektedir. Bunun adı, sömürünün yoğunlaştırılması, reel ücretlerin düşürülmesidir. Bu duruma teslim olmayacağız. Ülkemiz çeşitli bakımlardan ilginç bir ülke. Bu ilginçliklerden birisini de işçiler çalıştıkça ücretlerinin artması yerine azalması. Bu ilginç durum nasıl yaşanıyor? Vergiler yoluyla. Örneğin, ocak ayında 50.830 TL ücret alan bir işçi aralık ayında 43.577 TL alıyor; aradaki fark 7.252 TL. İşçi, yılbaşı ile yılsonu arasında yüzde 11,31’lik oranda ücret kaybına maruz kalıyor. Bu işçi vergi dilimlerinin yüzde 15’te sabitlenmemesi ve vergi dilimleri artışlarının oldukça düşük tutulması nedeniyle yılda yaklaşık bir maaş gelir kaybına uğruyor. 2020 yılından bugüne ilk vergi dilimi resmi enflasyon oranında artırılsaydı 516 bin 34 TL olacaktı. Asgari ücret artış oranında artırılsaydı 544 bin 319 TL olacaktı. Oysa bugün bu tutar 158 bin liradır. Bu rakamlar vergi dilimlerinin nasıl düşük artırıldığını, ücretlilerden nasıl daha fazla vergi alındığını açık biçimde göstermektedir. Değerli basın emekçileri, Şimdi toplu iş sözleşmesi teklifimizi açıklayacağım. Öncelikle ücret zammı teklifimizden başlamak istiyorum. Ücret zam teklifimiz 3 bölümden oluşmaktadır. İlk olarak, düşük ücretli işçilerin ücretlerinin bir ölçüde yükseltilmesi amacıyla, saat ücreti 170 TL’nin altında olan işçilerin saat ücretlerinin 170 TL’ye yükseltilmesini teklif ediyoruz. Bu teklif şu anlama gelmektedir: Aylık ikramiye dahil net 31.250 TL’nin altında ücret alan işçilerin ücretlerinin öncelikle 31.250 TL’ye getirilmesidir. Bu iyileştirmeden sonra tüm işçilerin saat ücretlerine yüzde 15 ve bunun üzerine de seyyanen 100 TL ücret zammı teklif ediyoruz. 3 kalemden oluşan ücret zam teklifimizin oransal karşılığı ilk 6 aylık dönem için yüzde 58,5’tir. Teklif ettiğimiz bu zam oranı ile ortalama bir metal işçisinin ücreti ikramiye ve vergi istisnası dahil yüzde 15’lik vergi dilimine göre net 84.666 TL olacaktır. Bu tutar bugün asgari düzeyde geçinebilecek bir ücrettir. Bugün ortalama bir metal işçisinin ikramiye ve gelir vergisi istisnası dahil ücreti ise net 55 bin 511 TL’dir. Diğer altışar aylık zam dönemleri için teklifimiz, resmi enflasyonun gerçeği yansıtmaması nedeniyle, çıkacak enflasyona enflasyonun yarısının eklenmesi ile bulunulacak oran kadardır. Belirtmek isterim ki gerek ücret artışlarında gerekse de sosyal hakların artışlarında yalnızca yüzde oranlarına bakılması yanıltıcı olacaktır. Önemli olan yüzde kaç istenildiğinden öte hangi tutara bu artış oranının istendiğidir. Çok düşük bir ödemeyi biraz normale yükseltmek görece yüksek bir yüzdeye tekabül edebilir; ama bizler öncelikle yüzdeye değil, bu artış sonucu ortaya çıkacak rakama bakmak zorundayız. Değerli basın emekçileri, Metal işçilerine ödenen sosyal haklar oldukça düşük tutarlardadır. Yapılan ödeme ile ödeme yapılmasını gerektiren konu arasında bir bağ kalmamıştır. Örneğin; Aylık ödenen çocuk parası net 101 TL ile 126 TL arasında değişmektedir. Bu rakamları söylemek bile acı vermektedir. Bu tutarlar, bir çocuğun bir günlük şehir içi ulaşım parasını bile karşılamaktan uzak tutarlardır. Ramazan Bayramı’nda metal işçilerine net 2.200 TL ile 4.200 TL arasında değişen miktarlarda ödeme yapılmaktadır. Bu paranın bayram için yapılacak hiçbir masrafı karşılamayacağı açıktır. İşçinin izne çıkması durumunda verilen para net 2.525 TL ile 4.527 TL arasında değişmektedir. Bu tutar, bir işçinin ailesini bırakın, kendisinin şehir dışına çıkmak için yol ücretini bile karşılamaktan uzaktır. Bu tutarlardan da görüldüğü gibi, sosyal ödemelerdeki bu adaletsizliğin giderilmesi ve ödemelerin yükseltilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sosyal ödemeler amacı ile bağlantılı, amaca hizmet eder düzeye getirilmelidir. Bu nedenle, sosyal haklarda 3’lü paket olarak ifade edilen ‘bayram, izin ve yakacakta’ yüzde 190 oranında artış teklif ediyoruz. Diğer sosyal haklardaki artış talebimiz ise yüzde 150 oranındadır. Sosyal hakların 2’nci yılında ise çıkacak yıllık enflasyonun yarısı kadar eklenerek bulunacak oran kadar artış talep ediyoruz. Talebimiz yüzde olarak yüksek görünebilir; ancak önemli olan yüzde değil, rakamdır, tutardır. Hangi sosyal hakkın kaç TL olduğuna bakmak gerekir. Aylık ücret ile diğer yan ödeme ve sosyal haklar dışında, çok sayıda maddede değişiklik teklif edeceğiz. Bunlardan bazıları şunlar: · Toplu sözleşme kapsamının genişletilmesi, · İşe giriş ücretinin yükseltilmesi, · Yüzde 15’lik vergi diliminin üzerinin işveren tarafından karşılanması, · Fazla çalışma ücretinin artırılması, · Gece zammının yükseltilmesi, · Yıllık izin ve mazeret izinlerinde düzenleme yapılması, · Tamamlayıcı sağlık sigortasından işçinin eş ve çocuklarının da yararlanması, · Kreş yardımı verilmesi, · Ebeveyn izni, · Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler yapılması, · Banka promosyonları ile ilgili düzenleme yapılması, · Prim verilmesi. Değerli basın emekçileri, İşçiler sürekli yoksullaşmakta, ücretleri reel olarak gerilemekte ve bunun sonucunda temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmektedirler. Ücret zam teklifimiz başta olmak üzere, taleplerimizin tümü haklı taleplerdir, bunlar işçilerin en doğal haklarıdır ve bu taleplerin karşılanması hiç de zor değildir. İşverenler, taleplerimizi karşılayacak güce ve olanaklara sahiptir. Bu taleplerimizin karşılanması için sendika ayrımı gözetmeden, tüm metal işçilerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Grup sözleşmesi kapsamındaki tüm metal işçilerine bu zorlu mücadelede kolaylıklar diliyor, başaracağımıza inanıyoruz. BİZ KAZANACAĞIZ!

BİRLEŞİK METAL-İŞ

45,324 views • 11 months ago

Özgür Özel'i gerçekten anlamak istiyorum ama yemin ederim ki anlayamıyorum. O kadar çok konuşup o kadar çok şey söyleyip o kadar çok bilgi olduğunu düşündüğü şeyler anlatıyor ki.. Ancak aynı cümleler içerisinde inanılmaz çelişkiler yaşadığını da fark etmiyor. Akın Gürlek'i falan da savunmuyorum. Beni ilgilendirmez. Adalet Bakanı'dır, kendini savunur. Atayan Cumhurbaşkanı veya partisi gereken tavrı gösterir. Ben sadece Özgür Özel'in; ne yapmaya çalıştığını, anlaşılmazlığını, çelişkilerini ortaya koymaya çalışıyorum. Şimdi, anlaşılabilir olabilmek adına biraz daha açayım; Özgür Bey bir aydan fazla süre kamuoyunu meşgul ederek sözlerini tutmayarak Akın Gürlek'e ait mal varlığını açıklayacağını söyledi. Bunu söylediğine göre bütün bilgiler net olarak elinde olmalı diye düşündük. En sonunda 2 gün önce 12 tapu açıkladı, 4 tane de 'daha önce alıp sattığı'nı söylediği tapuları açıkladı. Ara not olarak belirteyim: Bunların hepsine de 'tapu' dedi ve hepsinin ID numaraları var diye duyurdu. İlk önce, 5'inin ID numarasını açıkladı. Neden elinde olduğu halde hepsini açıklamadığı anlaşılamadı. Bugün, kalan 7'sinin de ID numaralarını vererek, anlaşılamaz bir şekilde, 'bunlar elimizdeydi açıklamadık' dedi. Açıklanan tapuların tamamının da; görsel olarak hazırlanmış, gerçek tapu ile ilgisi olmayan, üzerine 'tapu' yazılan 'örnek' denilen Photoshop görüntüler olduğu anlaşıldı. Şimdi bugün diyor ki: "Gürlek 4 tane tapu gösteriyor, daha önce aldıklarını sattıklarını göstermiyor." "Şu şu şu yerlerden aldıkları yerler var, sözleşmeli, daha onların tapusu yok o yüzden görünmüyor.." E tamam da o zaman onları nasıl 'tapu' diye açıklıyorsunuz? Olmayan tapuların ID'leri nasıl oluyor. Ayrıca, "Biz mal varlığını açıkla diyoruz. Mal varlığı dediğin şeyin içinde; taşınmazlar vardır, araçlar vardır, TL ve yabancı mevduat hesapları vardır, varsa; takılar, altınlar, kol saatleri vardır.. Hepsinin teker teker açıklığa çıkması lazım." diye anlatıyor. E hani, Akın Gürlek açıklamazsa, siz mal varlığını açıklayacaktınız, yani bu söylediklerinizin hepsini açıklayacaktınız.. Neden açıklayamadınız? Özgür bey bir de Tuzla'ya ait dedikodu yapıyor: "Gürlek'in kurucuları arasında olduğu bir kooperatif olduğunu, orada yolsuzluklar yapıldığını, imar geçirilmeye çalışıldığını, o işin mimarının Akın Gürlek olduğunu, bunların hepsini bildiğini.." anlatıyor. 'Lüks Yat'la ilgili önceki gün söylediği şeyin dedikodu olduğunu zaten kendisi ifade etti. Elinde hiçbir somut bilgi olmadığını söyledi. Konuyla ilişkilendirerek bahsettiği '3 kişi'nin üzerinden; neler alındı neler verildi, kimin adına alındı, kim ödedi bilgisi yok. RTÜK'teki emekli polis ve 'Çayyolu Avukatlık Bürosu'ndaki avukatlarla/insanlarla ilgili hiçbir belge bilgi yok. Ama Özgür Bey anlatmaya devam ediyor, anlattıkça da çelişkiler büyüyor. Soruyorum: Özgür bey; "Akın Gürlek'in 12 tapusu var.." dediğiniz halde, şimdi diyorsunuz ki filtrelenmiş sayfa gösteriyor 'almış satmış, açıkladığı 4 tapu bugünkü tapusu'.. Şu da var: Ben bir filtreleme göremiyorum. Şu anda, dün itibarıyla üzerinde olan tüm taşınmazlar sayfada görünüyor. Sadece bazı bilgileri blurlamışlar/bulanıklaştırmışlar, o da gayet normal. O zaman sizin açıkladığınız tapular fiilen yok demektir. Açıklamanızda, 'eskiden bunları almış satmış' diye açıklamanız gerekmiyor muydu? Nasıl 12'nin dışında açıkladığınız 4 tapuyu ayırarak, 'bunları almış satmış' dediyseniz, diğerleri için de aynı şekilde açıklama yapmanız gerekmiyor muydu? Neden böyle yapmayıp da kamuoyunu yanıltıyorsunuz, algı oluşturma peşinde koşuyorsunuz? Elinizdeki belge ve bilgilerin gerçekliğine uygun bir açıklama yapsaydınız daha doğru olmaz mıydı? SONUÇ Cumhurbaşkanı, Kamu Görevlileri Etik Kurulu'na başvurarak; Gürlek'in bugüne kadarki mal varlığının, alınan satılanlarla, nereden nereye geldiğinin denetlenmesini istemeli ve sonucunu olumlu/olumsuz açıklayarak kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamalıdır. CHP 🇹🇷 Özgür Özel Akın Gürlek Halk TV

Bülent Gürsoy

13,144 views • 5 months ago

🔴 Kayyum/butlan/kurultay falan derken, mülakatın son bölümünde, Kılıçdaroğlu'nun yeniden dönüşünün şifrelerini verdiği sözleri pek tabii dikkat çekmedi. Oysa o butlan kararının sebebi, burada uzun süredir anlattığımız savaş konsepti, burjuvazi ile devletin yayılma ihtirası, reelpolitiğin dayatmaları, muhalefetin yeniden dizaynı vs hepsi şu 4 dakikada saklı. 🔴 Takip eden arkadaşlar hatırlayacaklardır, Selahattin Demirtaş için de Ümit Özdağ için de Ekrem İmamoğlu için de bu mecrada hep şunu yazdım: "Tımar edilecekler ve tahliye edildiklerinde asla aynı adamı bulamayacaksınız!'' Ve geçen günlerdeki Osmanlı coğrafyası ile İç Asya'ya yayılmak gerektiği söylemiyle birlikte şu konuşmasını düşündüğümüzde, Kılıçdaroğlu'nun da tımarının tamamlandığını söyleyebiliriz. Devletle anlaştığı, bu hususların uzun uzun konuşulup dayatıldığı o kadar belli ki. Terkoğlu da hatırlatmış; daha 2-3 sene önce tezkereye de de karşı çıkarak ''Ne işimiz var Libya'da?'' diye soran adam, bugün mahkeme kararıyla döndükten sonra Libya ile yapılan deniz yetki alanı anlaşmasını savunuyor. Ya da Karabağ savaşında yardımcısı ''Maalesef Azerbaycan'a destek verdik'' diyen, ''Rus tehdidine karşı Ukrayna'nın yanında yer almalıyız'' diye zırvalayan adam, bugün devletin dengelerine riayet ederek diğer taraftan da devletin ve burjuvazinin bütün yayılma ihtirasını sahipleniyor. Ve bugüne kadar yapılan bütün CHP operasyonları yerli yerine oturduğu gibi, gökyüzünde bir balık da ufka doğru süzülüyor :) 🔴 Abiler, ablalar, az takipçili güzel hanımlar; sizin için ne kadar üzücü olduğunu biliyorum ama önce önümüzdeki matematik problemini çözebilmek için verilen-istenen tasnifini yapmak zorundasınız. Mevcut durumu yaygarayla ya da küfür kıyamet klavyeyi yumruklayarak kavramanız ve doğru pozisyon almanız mümkün değil. ✅ Şu mülakatla birlikte Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığı tescillenmiş oldu. Hiç öyle terletildiğini falan zannetmeyin. Kendisi bile bu kadar memnun ayrılacağını tahmin etmemiştir Neden mi? Karşısındaki gazetecileri nasıl topa tutmadığınızı halen anlamıyorum. Bu kadar cehalet, kendi sordukları sorulara dair bu kadar bilgisizlik, adeta sosyal medyadan apardıkları soruları sormaları, Özel kanadından servis edildiği apaçık belli olan ve esasen hiçbir cevabı da olmayan soruları güya Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırarak yöneltmeleri ve iyi hazırlandığı belli olan Kılıçdaroğlu'nun da hepsini göğsünde yumuşatarak taca atması bunu sağladı. Soylu'nun Yanardağ & Saymaz ile yaptığı canlı yayını hatırlayın :) En ufak bir fark yok. Orada Soylu karşısındaki gazeteci kılıklar sayesinde 'şeklen' zevahiri kurtarmıştı, şimdi de Kılıçdaroğlu karşısındaki sosyal medya trolünden farksız bilgisiz yaygaracılar sayesinde zevahiri kurtardı Düşünün, şu paylaştığım 4 dakikalık dış politika konusu bile en son başlıktı. Yok butlan yok tebligat yok toma yok polis... Oysa Kılıçdaroğlu'nun devletle ve siyasi iktidarla anlaştığının en açık ispatı, en çok sıkıştırılacağı nokta dış politika konusundaki dönüşümüydü. Ama sadece 4 dakika konuştular. Orada da çelişki yakalama muhalefetimizin klasik ''Dün şunu diyordun bugün bunu diyorsun, eee?'' sığlığında sordular. Ve tabii Kılıçdaroğlu ustalıkla top çevirdi. Yani Kılıçdaroğlu size ihanet ettiyse, bence şu programdaki gazeteciler de bilerek/bilmeyerek o kadar etti :) ✅ Zaten belliydi de, Özel/İmamoğlu kliğinin butlana dair hiçbir hazırlığı yokmuş işte! Bilmem kaç senedir, kaç seçimdir kaybeden, tüm eleştirileri hak eden, yaptığı kasıtlı hatalar saymakla bitmeyen, bugüne kadar en büyük vazifesi Erdoğan'ı ve AKP'yi kazandırmak olan Kılıçdaroğlu'nun çeyreği kadar parti yönetmekten anlamadıkları da ortada. Bunu, objektif bir gözle şu mülakatı izleyip, servis ettikleri sorulara bakarak da anlayabilirsiniz. ✅ Daha önce de defalarca yazdığım gibi, İmamoğlu'nun CHP kariyerinin bittiğini artık kabullenmelisiniz. Belli ki bir daha bu partiye döndürülmeyecek. En azından 5-10 yıllık zaman zarfında, böyle. ✅ Kılıçdaroğlu'nun, tıpkı devletin istediği şekilde, İmamoğlu'nu ve kliğini alenen satmayı kabul ettiği takdirde Özel ile anlaşmak istediği anlaşılıyor mülakattan. Muhtemelen de CB adaylığı vermek istiyor. Özel de CB adayı olmak istiyor. Lakin İmamoğlu da bu gerçekleştiği takdirde bel altı vurmak için pusuda bekliyor. Özel aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık. Cidden çok zor. Butlan kararı neticesinde, avucunda gördüğü CHP CB adaylığı Kılıçdaroğlu ile uzlaşma şartına bağlanmış oldu. Ve sinsice, sessizce zaten sattığı İmamoğlu'nu bu sefer açıktan satması gerekiyor 🔴 Velhasıl, CHP seçmenine yine kan yine göz yaşı düşüyor gibi. Sahne hazırlanmış, Kılıçdaroğlu tımar edilmiş durumda. Savaş konseptinde, Enversiz Enverci Kemalsiz Kemalci Eylül Türkiyelerindeyiz. Ve el konulan CHP'nin ülkeyi okuyacak ya da dünyayı yorumlayacak bir tane kafası çalışan adamı bile yok. Ne vekil ne de danışman... Bu yüzden de başına gelenleri kavramaktan fersah fersah uzakta, ''Korkuyorlar! Yönetemiyorlar!'' diye avuntu yaygarası yapılıyor. Yönetemiyorlar mı? O halde nedir bu hal? :)

Bay Woland

12,109 views • 1 month ago

6 Şubat deprem felaketinin üzerinden üç yıl geçti. Resmî kayıtlara göre 53 binden fazla yurttaşımız yaşamını yitirdi; binlerce yurttaşımız yaralandı ve çok ağır mağduriyetler yaşandı. Bu mağduriyetler ne yazık ki hâlâ devam ediyor. Diyarbakır da depremin doğrudan etkilendiği illerden biriydi. Kentimizde 414 yurttaşımız hayatını kaybetti, 912 yurttaşımız yaralandı. Deprem sırasında 26 bina yıkıldı, 4 bin 612 bina ağır hasar gördü; 3 bin 428 bina orta hasarlı, 46 binden fazla bina ise az hasarlı olarak tespit edildi. Şu anda bulunduğumuz yer, Diyarbakır’ın merkezi sayılabilecek Dağkapı’ya çok yakın bir noktada yer alan Diyar Galeria binasının bulunduğu alan. Bu binada da 89 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Evet, hükümet üç yıl içinde konutlar yapıldığını, yardımların ulaştırıldığını açıklıyor. Yapılanlar elbette vardır; bunları yok saymıyoruz. Ancak biliyoruz ki Türkiye bir deprem coğrafyasında yer alıyor ve olası depremler her an yaşanabilir. Depremi önleyebilir miyiz? Hayır ama depremin yol açacağı ağır sonuçları önleyebilirdik. Bu kadar büyük kayıpların yaşanmadığı, bu denli yıkımın olmadığı bir Türkiye mümkündü. Dirençli kentler yaratabilirdik. Ancak bu yapılmadı. Yurttaşlarımız 1999’dan bu yana telefon, elektrik ve benzeri faturalar üzerinden her ay düzenli olarak deprem vergisi ödedi. Bugüne kadar bu kalemden 40 milyar dolardan fazla kaynak toplandı. O yasa açıkça şunu söylüyordu: Toplanan bu paralar genel bütçe giderleri için değil, olası depremlerin risklerini azaltmak için kullanılacaktı. Peki ne oldu? Adalet ve Kalkınma Partisi 23 yıldır bu ülkeyi kesintisiz yönetiyor. Toplanan deprem vergileri, depremin kalıcı etkilerini azaltmak için kullanılmadı. Başka alanlara harcandı. Ben Diyarbakır milletvekili olarak bu durumu geçmişte de sordum. O dönem Maliye Bakanı olan, bugün de aynı görevi yürüten Sayın Mehmet Şimşek’e 2011 yılında şu soruyu yönelttim: “Toplanan deprem vergileri ne oldu? Deprem için mi harcandı, nereye harcandı?” Verilen cevap çok açıktı. Denildi ki: 5018 sayılı Kanun kapsamında bütçe geliri olarak kaydedilen bu tutarlar, deprem dâhil olmak üzere planlanan ve ihtiyaç duyulan kamu giderleri için harcanmıştır. Yani deprem için toplanan paralar, başka kamu harcamalarına aktarılmıştır. O dönemde “yol yaptık, duble yol yaptık, havalimanı yaptık” denildi. Açık söylüyorum: Bu, görevi kötüye kullanmadır. Deprem vergilerinin deprem için harcanması gerekiyordu. Bununla da yetinilmedi. AKP döneminde tam 8 imar affı çıkarıldı. Bu imar aflarından yaklaşık 26 milyar dolar gelir elde edildi. Bu paraların da dirençli kentler, güvenli konutlar ve kentsel dönüşüm için kullanılması gerekiyordu. Ancak maalesef bu kaynaklar da amacına uygun kullanılmadı. Peki Diyarbakır’da ne oldu? Evet, Oğlaklı’da 16–17 bin konut yapıldığı ifade ediliyor. Yaklaşık 6 bin yurttaşımız bu konutlara taşındı. Eksikleri var; bunları da dile getiriyoruz. Yapılanları inkâr etmiyoruz. Ancak kentin içinde, özellikle Bağlar’daki üç mahallede neredeyse yüzde 90 oranında hasar alan binalarla ilgili ne yapıldı? Kentin diğer bölgelerinde durum nedir? Bunlara ilişkin net bir planlama ve kamuoyuna yapılmış bir bilgilendirme yok. En azından bugün, valiliğin Büyükşehir Belediyesi ile birlikte bu konularda bir açıklama yapması gerekir. Hangi planlama yapıldı, yol haritası nedir, bunlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bir diğer önemli konu da şudur: Diyarbakır’ın da içinde bulunduğu bölge için yerinde dönüşüm ve kentsel dönüşüm amacıyla hibe ve kredi desteği sağlanmıştı. 750 bin lira hibe, 750 bin lira kredi öngörülmüştü. Ancak bu desteğin süresi sona erdirildi. Bu uygulamanın yeniden hayata geçirilmesi şarttır. Ben Diyarbakır’dan bir kez daha depremde yaşamını yitiren bütün yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Acıyı hâlâ yüreğinde taşıyan yurttaşlarımıza sabır diliyorum. #6subat2023 #6subat #6subatdepremi #Maraş #Hatay #Adıyaman #Malatya

Sezgin Tanrıkulu

20,153 views • 6 months ago

TÜRK-İŞ BAŞKANLAR KURULU TOPLANDI TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, 4 Kasım 2025 Salı günü Konfederasyon Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantıda asgari ücret ve vergi başta olmak üzere çalışma hayatının güncel sorunları görüşüldü. Toplantının ardından Genel Başkan Ergün Atalay, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. ATALAY: “Yönetmelik değişmezse biz aynı noktadayız. Biz katılmıyoruz. Ama asgari ücretlilerin problemini, sorunlarını her gün söylemeye devam ederiz. Bir an evvel yönetmelik değişirse gene Başkanlar Kurulunu toplarız. Kurulun alacağı karara göre hareket ederiz.” Atalay'ın açıklamasının tamamını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu Bildirisi: 4 Kasım 2025 Salı, Ankara Konfederasyonumuz yapılan değerlendirmeler sonrasında aşağıdaki hususların kamuoyuna duyurulmasına karar vermiştir: 1. Konfederasyonumuz, Asgari Ücret Tespit Komisyonunda 1974 yılından bu yana “bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi kuruluşu” olarak görev yapmaktadır. Komisyonda kararlar ağırlıklı olarak işveren ve hükümet kesimi temsilcileri tarafından alınmakta, işçi kesimi çoğu zaman alınan kararlara muhalefet şerhi koymak durumunda kalmaktadır. 2000 yılından bu yana geçen 24 yılda alınan 29 karardan yalnızca 6’sı oybirliği ile alınmıştır. İşçi kesimi hükümetle sadece 2 kez birlikte oy kullanmış, asgari ücreti ise 21 kez hükümet ve işveren tarafı birlikte belirlemiştir. 2025 yılında geçerli olacak asgari ücretin belirlenmesi için toplanan Asgari Ücret Tespit Komisyonunda, TÜRK-İŞ’in teklifine karşılık hükümetten ve işverenden herhangi bir karşı teklif gelmemiş; Komisyon, 24 Aralık 2024 günü akşamı “karar için” doğrudan toplantıya çağrılmıştır. Konfederasyonumuz, asgari ücret teklifi konusunda herhangi bir bilgilendirme yapılmadan düzenlenen bu toplantıya katılmama kararı almış ve Asgari Ücret Tespit Komisyonu demokratik bir yapıya kavuşturulana kadar Komisyon çalışmalarına katılmayacağını beyan etmiştir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, Komisyonun yapısında bir değişiklik olmadığı sürece 2026 yılı geçerli olacak asgari ücretin belirlenmesi için toplanacak olan Asgari Ücret Tespit Komisyonuna Konfederasyon olarak katılım sağlanmayacaktır. 2. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu Yüksek Hakem Kurulu’nun mevcut yapısının temsil adaleti ve demokratik katılım ilkeleri bakımından önemli eksiklikler içerdiğini değerlendirmektedir. Yüksek Hakem Kurulu; 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu uyarınca, toplu iş sözleşmesi uyuşmazlıklarında son karar mercii konumundadır. Ancak Kurulun mevcut yapısında işçi tarafının sınırlı temsil edilmesi ve devlet ağırlıklı bir yapıya sahip olması sebebiyle karar alma süreçlerinde taraflar arasında denge ve eşit katılım ilkesi sağlanamamaktadır. Yüksek Hakem Kurulu temsiliyetinde işçiler adına yaşanan sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 3. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün daha da derinleşmektedir. Ekonomik büyümeden elde edilen kazanç, toplumun tüm kesimlerine adil biçimde yansımamakta; zengin daha zenginleşirken, geniş halk kesimleri yoksullaşmaktadır. Çalışanların önemli bir bölümü, açlık sınırının dahi altında olan asgari ücretle geçimini sürdürmek zorunda kalmıştır. Asgari ücret, adeta bir taban ücret olmaktan çıkmış, ülkenin genel ücret standardı hâline gelmiştir. Bu durum, gelir adaletsizliğini yapısal bir soruna dönüştürmekte ve emek kesiminin refah payından giderek daha az pay almasına yol açmaktadır. Bu nedenle, asgari ücretin insan onuruna yaraşır bir düzeyde belirlenmesi gerekmektedir. 4. Ücretli çalışanlar üzerinde, hem doğrudan gelirlerinden hem de dolaylı olarak harcamalarından kaynaklanan ağır bir vergi yükü bulunmaktadır. Ücretlerin vergilendirilmesinde mevcut tarife ve oranlar çalışanları mağdur etmektedir. İşçilerin yılın başında aldığı net ücret, ilerleyen aylarda vergi dilimlerindeki düzenlemeler nedeniyle giderek azalmaktadır. Bu durum, toplu iş sözleşmeleriyle elde edilen ücret artışlarının anlamını yitirmesine neden olmaktadır. İşçilerin vergi nedeniyle uğradıkları gelir kaybının önlenmesi için acilen düzenleme yapılması gerekmektedir. Sosyal devlet olmanın gereği olarak vergide adalet sağlanmalı, gelir vergisi tarifesi ve oranı ücretliler lehine yeniden düzenlenmelidir. 5. Sendikal hakların hayata geçirilmesinin önünde hâlâ ciddi engeller bulunmaktadır. Yasal güvencelere rağmen sendika üyesi oldukları için işçilerin işten çıkarılmaları önlenememekte; bu durum örgütlenme özgürlüğünü fiilen zayıflatmaktadır. Toplu iş sözleşmesi sürecinde karşılaşılan uzun yargı süreçleri, işverenlerin yetki itirazlarını bir oyalama aracı olarak kullanmaları ve yetki tespitlerinin bekletici unsur hâline gelmesi, çalışanların toplu sözleşme hakkından zamanında yararlanmalarını engellemektedir. Öte yandan, grev hakkının kullanımına yönelik yasal ve fiilî sınırlamalar, temel sendikal hakların özünü aşındırmaktadır. Bu nedenle, çalışma mevzuatının Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarıyla uyumlu hale getirilmesi ve sosyal tarafların ortak beklentilerini karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmesi zorunludur. Demokrasi ve sosyal diyalog kültürünün güçlenmesi, ancak sendikal hakların tam anlamıyla güvence altına alınmasıyla mümkün olacaktır. 6. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kadroya geçirilen işçilerin, ücret, ikramiye ve diğer özlük hakları ile çalışma koşulları bakımından hâlen önemli eksiklikler bulunmaktadır. Bu eksiklikler, hem çalışanların yaşam standartlarını olumsuz etkilemekte hem de işyerlerinde çalışma barışını ve verimliliği zedelemektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarında kalıcı bir huzur ortamı ve adil bir çalışma düzeni tesis edilebilmesi için, söz konusu sorunların ivedilikle giderilmesi ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca kamuda hâlen taşeron işçisi olarak çalışanlar bulunmaktadır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) düzenlemesi dışında bırakılan işçilerin bir an önce kamuda kadroya alınmasını ve kamuda taşeron işçisi sorununun tamamen çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 7. 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programında Tamamlayıcı Emeklilik Sisteminin (TES) kurulacağı belirtilmektedir. TES uygulaması, sosyal güvenliğin finansman sorunlarını çözmekten ziyade kamusal sosyal güvenlik yükümlülüğünü bireylere devretme riski taşımaktadır. Türkiye’nin mevcut ekonomik koşulları, gelir seviyesi ve işgücü piyasasının yapısı dikkate alındığında, sosyal güvenliğin bireyselleştirilmesi yönünde atılacak bu adımlar son derece risklidir. Bu yaklaşım, gelir eşitsizliklerini derinleştirme ve çalışan kesimi gelecekteki belirsizliklere karşı korumasız bırakma tehlikesi taşımaktadır. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu, kamusal emeklilik sisteminin güçlendirilmesi ve devletin sosyal güvenlik alanındaki sorumluluğunun artırılması yönünde adımlar atılmasını talep etmektedir. 8. Çırak ve stajyerlerden yalnızca iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık sigortası primleri alınmakta, emeklilik açısından belirleyici olan uzun vadeli sigorta primleri ise mevzuat gereği yatırılmamaktadır. Bu nedenle, çıraklık ve stajyerlik döneminde yapılan sigorta girişleri emeklilik koşullarının belirlenmesinde dikkate alınmamakta ve bu durum erken yaşta çalışma hayatına adım atan gençlerin emeklilik haklarını olumsuz etkilemektedir. Çalışma hayatına fiilen katılan bu kişilerin emeklerinin karşılığını alabilmesi ve sosyal güvenlik sisteminde adaletin sağlanabilmesi için, çıraklık ve stajyerlik dönemlerinin emeklilik hesabında başlangıç olarak kabul edilmesini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. 9. 2023 yılında yürürlüğe giren Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi, 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olan çalışanlara yaş şartı aranmaksızın emeklilik hakkı tanıyarak önemli bir sorunu çözmüştür. Ancak bu tarihten yalnızca bir gün sonra sigorta girişi yapılan çalışanlar, mevcut mevzuata göre kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş koşuluna tabi olmaya devam etmektedir. Bu durum, aynı dönemde çalışma hayatına katılmış işçiler arasında ciddi bir adaletsizlik duygusu yaratmakta; “bir gün farkla” emeklilik hakkından mahrum kalan yüz binlerce emekçiyi mağdur etmektedir. Yasal düzenleme yapılarak bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi gerekmektedir. 10. Banka promosyonları, işçilerin maaş ödemelerinin belirli bir banka aracılığıyla yapılması karşılığında, banka tarafından işyeri adına ödenen maddi katkılardır. Özel sektörde ve kamuda bulunan alt işverenlerin büyük bölümü, promosyon bedellerini kendi uhdesinde tutarak çalışanlara yansıtmamaktadır. Bu uygulama, eşitlik, hakkaniyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğu gibi, işçinin emeğinden doğan mali haklarının da ihlali anlamına gelmektedir. Bu nedenle, özel sektör işyerlerinde yapılan banka promosyon anlaşmalarından doğan tutarların, tamamının çalışanlara aktarılması gerekmektedir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu olarak, yukarıda belirtilen tüm sorunların takipçisi olacağımızı, çalışanların haklarını koruma ve emek dünyasında adaletin sağlanması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

TÜRK-İŞ

44,516 views • 9 months ago

İsmail Saymaz dahil muhalif tetikçilerin, milyarlarca liralık yolsuzluk, rüşvet, irtikap ve ihaleye fesat dahil çok sayıda yüz kızartıcı suçlamayı içeren İBB merkezli CHP’li belediyelere yönelik operasyonlardaki tavırlarının çıkara, beslendikleri fonların çapına göre belirledikleri bilinmeyen bir şey değil. Ama öyle detaylar var ki; bu bilinenler ete kemiğe bürünüyor bunlarda. Mesela İsmail Saymaz'ın, Ekrem İmamoğlu’nun suç örgütü iddiasıyla tutuklu bulunduğu İBB merkezli milyarlarca liralık yolsuzluk soruşturmasındaki tanık ve itirafçılar için kullandığı ifadelerle Antalya’da Muhittin Böcek’in tutuklandığı ifadelerin sahibi olan “itirafçı” için kullandığı ifadeler arasındaki tezatlık, aslında tepkilerini ve kullandıkları dili hakikatin değil beslendikleri para kaynaklarının belirlediğini ispatlar türden. Gelin İsmail Saymaz'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) operasyonlarıyla ilgili itirafçılar hakkında kullandığı ifadelere bir göz atalım. 2 Haziran 2025 tarihli X paylaşımı: - “İtirafçı dedikleri, İBB’den ihale alamayan, kendini kurtarmak için iftira atanlar.” - “AKP’ye hizmet eden, fütursuzca yalan söyleyebilen seyyar müfteriler.” Halk TV Programları ve Yazılarından: - “Bu itirafçılar, kamu zararına yol açıldığı yalanıyla CHP’yi karalamak için kullanılıyor.” - “İtirafçıların ifadeleri, siyasi amaçlarla soruşturmayı yönlendirmek için bir araç.” - “Etkin pişmanlık adı altında yalan söyleyerek kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar.” Saymaz, İBB soruşturmalarındaki “itirafçılar” için kullandığı SEYYAR MÜFTERİ, İFTİRA ATANLAR gibi ifadelerle “itirafçıların” İBB soruşturmalarında siyasi bir araç olarak kullanıldığını iddia ediyor. İsmail Saymaz, özellikle Aziz İhsan Aktaş, Eyüp Subaşı, Güngör Gürman ve Ertan Yıldız gibi en önemli itiraflarda bulunan ve soruşturmaların seyrini değiştiren isimlerin ifadelerinin altında siyasi motivasyon olduğu imalarında da bulunuyor. İsmail Saymaz, hem CHP Kurultayı hem de İBB soruşturmalarında açık tanık olan Tolgahan Erdoğan'ı da "seyyar müfteri" olarak nitelendiriyor, yalancı tanıklık yaptığını iddia ediyor. İŞİN UCU CAFER MAHİROĞLU’NA DEĞİNCE “İTİRAFÇI” BİR ANDA “İŞ ADAMI” OLDU! Şimdi asıl bomba geliyor… İBB soruşturmasındaki “itirafçılar” için demediğini bırakmayan sözde gazeteci İsmail Saymaz, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in gözaltına alınması ve tutuklanmasına sebep olan “itirafların” sahibi Yusuf Yadoğlu için bambaşka bir dile evriliyor. Sözde gazeteci Saymaz, 21 Temmuz 2025 günü Halk TV’de Kürşad Oğuz’la Rota programında, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in tutuklanma sürecinin konuşulduğu bölümde, tutuklanmaya sebep ifadelerin sahibi Yusuf Yadoğlu’nun ismini vermeden sürekli “iş adamın” tanımlaması yapıyor. Peki İBB soruşturmasındaki “itirafçılara” yönelik hakaret içeren ifadelerin aksine Yusuf Yadoğlu’na neden bu özenli dili kullanıyor İsmail Saymaz? Cevabı çok basit! Çünkü Yusuf Yadoğlu, İsmail Saymaz’ın patronu Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu ile iş ilişkileri bilinen yakın hemşehrilik hukuku olan hatta Aziz İhsan Aktaş’ın iddiasına göre CHP’li belediyelerdeki vurgunları Cafer Mahiroğlu ile üleşen, Mahiroğlu’nu işlerinde aracı olarak kullandığı iddiası kayıtlara geçen biri. İBB soruşturmasındaki itirafçı ve tanıklarla ilgili kullandığı hakaret içeren ifadelerin aksine Muhittin Böcek’in tutuklanmasına sebep olan itirafların sahibi Yusuf Yadoğlu’nun, çalıştığı kanalın patronuyla bağlantılı olması sözde gazeteci İsmail’i daha temkinli daha özenli ifadeler kullanmaya itmiş. Ne diyelim; Bağımsız gazetecilik cesaret ister İsmail. Para kaygısıyla sergilenen bu çifte standart da güven kaybettirir İsmail.

ZİHNİ ÇAKIR

19,441 views • 1 year ago

📢 STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU BASIN AÇIKLAMASI Eğitim Adı Altında Sömürüye, Güvencesizliğe ve Evlatlarımızın Ölümüne Sessiz Kalmayacağız! AK Parti MHP Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Özgür Özel Yusuf Tekin T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Prof. Dr. Vedat Işıkhan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Mehmet Simsek T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Akın Gürlek T.C. İletişim Başkanlığı CHP 🇹🇷 İYİ Parti Yeni Yol TBMM Grubu Saadet Partisi Gelecek Partisi DEVA Partisi Demokrat Parti Yeniden Refah Partisi Anahtar Parti Zafer Partisi BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ Demokratik Sol Parti Bağımsız Türkiye Partisi Türkiye İşçi Partisi DEM Parti Doğru Yol Partisi Emek Partisi Anadolu Ajansı ANKA Haber Ajansı Türkiye Basın Federasyonu TÜBAF İhlas Haber Ajansı Demirören Haber Ajansı TV100 Bengü Türk CNN TÜRK ANKA Haber Ajansı SÖZCÜ Televizyonu Haber Global Halk TV NOW HABER . Meltem TV Habertürk Star Ana Haber TRT HABER TGRT HABER Gençtopya Bizler, yıllardır "staj" ve "çıraklık" adı altında emeği sömürülen, sigorta girişleri yapılmasına rağmen emeklilik hakları gasp edilen milyonlarca staj ve çıraklık mağdurunun gür sesiyiz. Bugün sadece geçmişteki haklarımızın değil, aynı sömürü çarkının içinde bugün can veren evlatlarımızın da savunucusuyuz! 🛑 MESEM Bir Eğitim Değil, Sistematik Sömürü Düzenidir! Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülen MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) projesi, "mesleki eğitim" maskesi altında çocuk işçiliğini yasallaştırmıştır. Federasyonumuzun ve kamuoyunun dikkat çekmek istediği acı gerçekler şunlardır: Çocukların haftalık çalışmaları karşılığında ödenen ücretler ve sigorta primleri patronların cebinden değil, işçinin/emekçinin alın teri olan İşsizlik Fonu’ndan karşılanmaktadır. Tıpkı geçmişte bizlere yapıldığı gibi, bugün MESEM bünyesinde çalışan çocukların sigorta primleri de "emeklilik başlangıcı" olarak kabul edilmemektedir. Çocukların geleceği daha ilk günden çalınmaktadır. Ağır sanayide, tehlikeli iş kollarında hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadan, denetimsizce çalıştırılan çocuklarımız adeta ölüme gönderilmektedir. 🚨 Acı Tablo Büyüyor: Süleyman Tuna Ergüler’i Kaybettik! Daha 14 yaşındaki Arda Tonbul’un çalıştığı iş yerinde kafası makineye sıkışarak can vermesinin acısı yüreğimizde tazeyken, İSİG verilerine göre 18'e ulaşan MESEM cinayetlerine bugün bir yenisi daha eklendi. Kütahya Yoncalı Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi 16 yaşındaki Süleyman Tuna Ergüler, staj için gönderildiği Antalya Alanya’daki otelin lojmanında çıkan yangında ağır yaralandı. Güvenlik önlemlerinden yoksun, denetimsiz lojmanda can veren Süleyman evladımız, 39 günlük yaşam mücadelesini maalesef kaybetti. Çocuklarımızın can güvenliğini lojmanlarda dahi sağlayamayan, onları ucuz iş gücü olarak görerek her gün ölüme uğurlayan bu bozuk düzeni kabul etmiyoruz! ✊ Federasyon Olarak Taleplerimiz Net! Staj ve Çıraklık Sigortası Hak Kaybı Son Bulsun: Geçmişten bugüne tüm çırak ve stajyerlerin sigorta başlangıçları, emeklilik hakkı doğuracak şekilde tescil edilmelidir. İş Cinayetlerinin Sorumluları Yargılansın: Arda’nın, Süleyman’ın ve kaybettiğimiz tüm evlatlarımızın ölümünde ihmali olan patronlar, denetim görevini yapmayan kamu görevlileri en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Çırağın ve stajyerin emeğini sömüren, geleceğini çalan ve canını hiçe sayan bu düzene karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz! Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyonu Ucuz Can Ucuz işgücü #StajyerçırakÖlüyorÖldürülüyor

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

11,794 views • 1 month ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Tersanesi Komutanlığımızda gerçekleştirilen “Deniz Platformlarının Hizmete Giriş, Bayrak Çekme ve İlk Sac Kesim Töreni”nde konuştu. Bakan Yaşar Güler’in de beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Bakan Yardımcıları Musa Heybet ve Salih Ayhan ile birlikte katıldığı törende, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: TÜRKİYE-PAKİSTAN DOSTLUĞU, KIYAMETE KADAR DEVAM EDECEK Bugün çok özel bir program münasebetiyle dünyanın göz bebeği şehri İstanbul’da, İstanbul Tersane Komutanlığımızda sizlerle bir aradayız. Deniz platformlarımızın hizmete giriş, bayrak çekme ve ilk sac kesme töreni vesilesiyle sizlerle bir arada olmaktan memnuniyet duyuyorum. Törenimize Pakistan'dan teşrif eden kıymetli misafirlerimize, ikinci evleri olan Türkiye’ye hoş geldiniz, sefalar getirdiğiniz diyorum. Mavi Vatan'ın dört bir yanında büyük bir adanmışlıkla görev yapan tüm personelimize, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın tüm mensuplarına ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Türkiye için çalışan, Mavi Vatan'ın muhafazası ve gerektiğinde müdafaası için gecesini gündüzüyle birleştiren herkesten Cenabıallah razı olsun. Yine bu vesileyle; asırlardır nazlı hilalin özgürce dalgalanması için toprağa düşen şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Evet, bugün Türk tersaneciliği ve donanması açısından bir gurur anına, hem de çok büyük bir gurur anına hep beraber şahitlik ediyoruz. Öncelikle bizlere bu gururu yaşatan İstanbul Tersane Komutanlığımızın işçisinden mühendisine bütün mensuplarını canıgönülden tebrik ediyor, kendilerine şahsım ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum. Ülkemiz tersanelerine güvenmekte ne kadar haklı olduğumuzu bugün bir kez daha görüyoruz. Malumunuz Pakistan Deviz Kuvvetlerinin ihtiyacını karşılamak üzere Eylül 2018 tarihinde 4 adet MİLGEM inşa sözleşmesi imzalamıştık. İlk gemi PNS Babür’ü 24 Mayıs 2024 tarihinde Pakistan’a teslim ettik. Bugün de her türlü test ve tecrübe faaliyetlerini başarıyla tamamlayan PNS Hayber’in teslimini yapıyoruz. Projenin 4’üncü gemileri Karaçi Tersanesinde inşa ediliyor. 3’üncü gemi PNS Bedir’in Haziran 2026 sonunda, 4’üncü gemi PNS Tarık’ın ise 2027 yılının ilk çeyreğinde teslimi planlanıyor. En son teknolojiyle donatılmış bu gemilerin kardeş Pakistan donanmasına şimdiden hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Kökleri ortak tarihimizin derinliklerine uzanan ve asırlar boyunca sınanarak bugünlere gelen Türkiye-Pakistan dostluğu; Allah’ın izniyle kıyamete kadar devam edecek, serpilecek, güçlenecektir. Değerli arkadaşlar, çok değerli misafirler; bugün burada denize uğurladığımız ve bayrak çektiğimiz platformlar alın terinin, aklın, emeğin, cesaretin ve adanmışlığın eseridir. Bunların en başında havadan bağımsız tahrik sistemi ve gelişmiş sonar yetenekleriyle sessiz derinliklerin millî bekçisi olacak TCG Hızırreis denizaltımız vardır. Hızırreis denizaltımızı bugün hizmete veriyoruz. Hizmete aldığımız bir başka platformumuz, yeni tip çıkarma gemimiz Ç159’dur. Bu platform hem askerî harekâtlarda hem de barış dönemindeki insani yardım operasyonlarında fırtınalı sularda görev yapacaktır. Ulaq silahlı insansız deniz aracımız bir diğer kıvanç kaynağımızdır. Dijital dönüşümün, yapay zekâ tabanlı otonom sistemlerin denizlerdeki sembolü olacak Ulaq, geleceğin harekât sahasının öncülerindendir. Ulaq SİDA’nın bir başka özelliği, Türk mühendislerinin geliştirdiği yüzde 90 yerlilik oranına sahip Marin motorunu kullanmasıdır. Her 3 deniz platformunun da hayırlı olmasını temenni ediyorum. TCG KOÇHİSAR’I MAYIS SONUNDA DONANMAMIZA KATACAĞIZ TCG Koçhisar karakol gemimiz, Mavi Vatan’daki hak ve hukukumuzu koruma irademizin nişanesidir. Barış zamanında milletimize hizmet edecek, kriz zamanlarında caydırıcı gücümüz olacak Koçhisar’ı mayıs sonunda donanmamıza katacağız. Son olarak bugün ayrıca, açık deniz karakol gemimiz Seferihisar’ın sac kesimini gerçekleştireceğiz. Şimdiden hayırlı, uğurlu olsun diyorum. Türkiye olarak savunma sanayi alanında yürüttüğümüz her projede ürün geliştirmekle kalmıyor; ekosistemi, insan kaynağını ve teknoloji üretim kapasitesini de büyütmeyi hedefliyoruz. Savunma Sanayi İcra Komitesinde aldığımız kararları önce millet, önce devlet anlayışıyla ilgili kurumlarımızın koordinasyonunda tek tek hayata geçiriyoruz. Şurası bir gerçek ki savunmada başarı ancak bütüncül bir stratejiyle elde edilir. Havada güçlü olmadan, denizde etkin olmadan karada caydırıcı olamazsınız. Hamdolsun, biz tüm bu alanlarda çok güçlü bir varlık gösteriyoruz. Kapasitemizi günden güne artırıyor, imkân ve kabiliyetlerimizi aralıksız geliştiriyor, kendi teknolojimizi yine kendimiz üretiyoruz. Savunma sektöründeki 3.500’ü aşkın firmamız, 100 bini aşkın insan kaynağımız, varını yoğunu Türkiye’nin güvenli yarınlarına vakfediyor. Araştırma-geliştirme çalışmalarından tasarıma, yazılımdan seri üretime, tüm süreçleri yerli ve millî kaynaklarımızla yönetiyoruz. Şu anda savunma ihracatında dünyanın en büyük 11’inci ülkesiyiz. Son 11 aylık dönemde savunma ve havacılık ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artarak 7 milyar 445 milyon dolara ulaştı. Sadece kasım ayı ihracatımız önceki kasım ayına kıyasla yüzde 22 artışla 742 milyon dolar oldu. Bu sabah itibarıyla, 8,6 milyar doları aşmış bulunuyoruz. Kendimize inandık, Türk savunma sanayisine güvendik, kısa sürede işte bu rakamları yakaladık. Elbette burada durmayacağız, 2028 senesi için belirlediğimiz hedef 11 milyar dolarlık ihracat rakamıyla savunma ve havacılık ihracatında dünyada ilk 10’a girmektir, bu hedefe doğru sağlam adımlarla ilerliyoruz. KENDİ SAVAŞ GEMİSİNİ DENİZE İNDİREN 10 ÜLKEDEN BİRİYİZ Şunu da burada büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim: Dünyada kendi savaş gemisini geliştirip denize indiren 10 ülkeden biri Türkiye’dir. Türk tersaneleri bugüne kadar dünyanın birçok ülkesine farklı ebatta 140’ın üzerinde deniz platformu ihraç etti. Güvenlik kuvvetlerimiz; kendi ürettiğimiz araç, ekipman ve mühimmatlarla havada, karada ve denizde âdeta destan yazıyor. Sahadan aldığımız verileri titiz bir şekilde analiz ediyor, geri bildirimler ışığında mevcut teknolojimizi daha da ileri noktalara taşıyoruz. Tüm bunları yaparken doktrin ve pratik arasındaki dengeyi birbirlerini besleyecek şekilde en verimli surette temin ediyoruz. Başkanı olduğum Savunma Sanayi İcra Komitesinde aldığımız kararlar çerçevesinde başlayan projelerimizin meyvelerini birer birer topluyoruz. Bakınız, 4 ay önce sistemler sistemi Çelik Kubbe'yi envanterimize kattık. Geçen ay insansız savaş uçağımız KIZILELMA, dünya havacılık tarihinde bir ilki başardı. Ana muhalefetin "Balıklar rahatsız oluyor." diyerek testlerimizi eleştirdiği Sinop’ta, KIZILELMA’mız jet motorlu bir hedefi görüş ötesi hava-hava füzesiyle vurarak etkisiz hâle getirdi. Bir diğer stratejik projemiz olan Bayraktar TB3 envantere girdi. TCG Anadolu’nun abisi olacak 300 metre uzunluğundaki uçak gemimizin inşa süreçlerini evet başlattık. İnsansız araçlardan fırkateyne kadar tüm deniz platformlarında hem kendi ihtiyaçlarımızı hem de dost ve müttefiklerimizin taleplerini karşılıyoruz. Savunma Sanayii Başkanlığımız, ASFAT’ımız, askerî tersanelerimiz, sivil tersanelerimiz; uyum içinde iş birliği ve güç birliği içerisinde çalışıyor, imar ve inşa ediyor, ürettikleri ürünleri dünyanın farklı ülkelerine ihraç ediyor. Buradaki başarıyı görmek için uzaklara gitmeye hiç gerek yok, Türkiye’nin savunma sanayisinde son 23 senede kat ettiği mesafeyi görmek için öyle 70’leri, 60’ları evet deşelemeye de gerek yok, bunun için geçtiğimiz haftalarda kamuoyumuzla paylaşılan projelere ve çalışmalara bakmak fazlasıyla kâfidir. Füzelerden tüfeklere, insansız araçlardan roketlere, deniz toplarından elektronik harp sistemlerine sektörün tamamında büyük bir dinamizm var, üretkenlik var, maşallah heyecan ve gayret var. Buradan kamu-özel ayrımı yapmadan Türk savunma sanayinin gelişmesi ve güçlenmesi için ter döken tüm firmalarımıza, oralarda çalışan tüm kardeşlerime ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. MORALİMİZİ BOZMAYA ÇALIŞANLARA ALDIRMAYIN Sizlerin şahsında sektördeki tüm kardeşlerimden şunu rica ediyorum: Moralimizi bozmaya çalışanlara lütfen aldırmayın. Cesaretimizi kırmak için uğraşanlara lütfen pirim vermeyin. Televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve gazete köşelerinde sağa-sola karamsarlık aşılayan felaket tellallarına lütfen kulak asmayın. Biz bugüne kadar ne yaptıysak unutmayın, bunlara rağmen yaptık. Yüzde 20 yerli sermayeyle başlatıp şu anda yüzde 80 yerli sermayeye biz ulaştık. Eğer biz çalışırsak, biz hedeflerimizden kopmadan mücadele edersek, evvelallah bunların hiçbiri bizim önümüzü kesemez, şevkimizi kıramaz. Bizi yolumuzdan çevirmeye çalışanlara inat hep beraber omuz omuza verecek, çok daha kararlı bir şekilde hedeflerimize yürüyeceğiz. İşte bugün hem Mavi Vatanımızın güvenliği hem Pakistan’ın savunma kapasitesi açısından çok stratejik adımlar attık. Yakın gelecekte inşallah başka müjdelerimiz olacak, başarılarımıza yenilerini ekleyecek, karada, denizde, havada ve elbette siber vatanda caydırıcılığımızı artıracak projeleri tek tek devreye alacağız. Kendimizle birlikte komşularımızın, müttefiklerimizin ve kardeşlerimizin güvenliğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Burada her fırsatta vurguladığım bir hususu tekrar hatırlatmak istiyorum. Bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yok. Biz, hiçbir ülkeyle gerilim istemiyoruz, kriz, kavga, çatışma istemiyoruz. Komşularımız için huzur ve istikrardan başka bir şey murat etmiyoruz. Türkiye olarak herkesin emin olabileceği, güven duyabileceği, en zor, en sıkıntılı günlerinde sırtını yaslayabileceği bir ülke biziz. Bununla birlikte biz, hak ve hukukunun çiğnenmesine müsaade etmeyen ve asla etmeyecek olan bir ülkeyiz. Bugün burada olduğu, hayata geçirdiğimiz bütün bu yatırımlarımız savaşa hazırlanmak için değil; barışı, istiklali, istikbali korumak içindir. Rabb'im yâr ve yardımcımız olsun diyorum. Sözlerime son verirken bu önemli platformların Türk donanmasına ve Pakistan Deniz Kuvvetlerine hayırlı olmasını temenni ediyor; emeği geçen herkese, tüm kurumlarımıza, tersanelerimize şükranlarımı sunuyorum. Sizleri tekrar sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Dost ve kardeş Pakistan halkına buradan selamlarımı, muhabbetlerimi gönderiyorum. Tüm gemilerimizin denizleri sakin, pruvası inşallah neta olsun. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

41,502 views • 8 months ago

ASTSUBAY CAMİASININ ONUR LU İSYANI: YETER ARTIK! NE SİYASİ İRADE NE DE GÜDÜMLÜ YÖNETİM, SUSMAYACAĞIZ! SAYGIDEĞER BASIN MENSUPLARI, BU ONURLU DAVANIN GERÇEK SAHİPLERİ AZİZ ASTSUBAY CAMİASI VE ŞANLI TÜRK MİLLETİ! Bugün burada, yıllardır süren onurlu mücadelemizin ulaştığı vahim tabloyu ve içimizdeki derin yaraları haykırmak için bir aradayız! 2002'den bu yana ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli değişimler yapan iktidar, ne yazık ki en fedakar kesimlerden biri olan biz astsubayları ve emeklilerimizi sürekli görmezden gelmiş, hak ettiğimiz iyileştirmeleri yapmaktan imtina etmiştir! Defalarca sesimizi duyurmaya çalıştık; sosyal medyada, ulusal ve yerel basında feryat ettik! Ancak ne Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ne de siyasi iradeden beklediğimiz karşılığı bulamadık. Baş sorumlunun Genelkurmay Başkanlığı olduğunun bilinciyle soruyoruz: Ordumuzun güvenini, gücünü, manevi bütünlüğünü ve aidiyet duygusunu yıpratan bu akıl almaz inat ve haksızlıklar vatanseverlik midir? Yoksa...?! Bu sorunun cevabını aziz milletimizin vicdanına bırakıyoruz! Siyasi iktidarın ülkemizi küreselleşen dünyada güçlü bir konuma taşıma çabasını takdir etmekle birlikte, altını çizerek haykırıyoruz: Aşağıdaki vazgeçilmez taleplerimiz karşılanmadıkça, bu güce tam anlamıyla güven katılamaz, aidiyet duygusu pekişemez! Artık siyasi iradenin sesimizi duymasını, taleplerimizi değerlendirmesini ve bu zulme derhal son vermesini bekliyoruz! ASTSUBAYLARIN 2025 YILI VAZGEÇİLMEZ VE ERTELENEMEZ TALEPLERİ: EKONOMİK VE ÖZLÜK HAKLARI MAAŞ ADALETSİZLİKLERİ DERHAL GİDERİLSİN! İnsan onuruna yakışır bir yaşam standardı istiyoruz! ASTSUBAY MAKAM, GÖREV VE KADROSUZLUK TAZMİNATLARI EKSİKSİZ VERİLSİN! Yıllardır gasp edilen haklarımız derhal teslim edilsin! 5400 EK GÖSTERGE HAKKI DERHAL UYGULANSIN! TSK SAĞLIK MALULLÜĞÜ VE SOSYAL GÜVENLİK TAZMİNATLARI GÜNCELLENSİN! STATÜ VE KARİYER DÜZENLEMELERİ İNTİBAK DÜZENLEMESİ TÜM PERSONELE AYRIMSIZ UYGULANSIN! Bu tarihi adaletsizliğe son verilsin! ALEYHTE NASIP DÜZELTMELERİ DERHAL İPTAL EDİLSİN! MECBURİ HİZMET SÜRESİ VE RÜTBE SÜRELERİNDE EŞİTLİK SAĞLANSIN! Oluşan maddi ve manevi kayıplar giderilsin! ASTSUBAY MESLEK KANUNU DERHAL ÇIKARILSIN! Mesleki statümüz hukuki güvence altına alınsın! EĞİTİM VE GELİŞİM ASTSUBAY EĞİTİM KURUMLARI LİSANS SEVİYESİNE ÇIKARILSIN! SINIF OKULLARI MSÜ’YE BAĞLANARAK AKADEMİK NİTELİĞE KAVUŞTURULSUN! YURTDIŞI KURS VE GÖREVLERDE EŞİT FIRSAT VERİLSİN! Subayları kayıran ayrımcılık son bulsun! KAPSAYICI VE ADİL BİR PERSONEL REJİMİ OLUŞTURULSUN! SOSYAL VE TEMSİLİ HAKLAR OYAK VE VAKIF YÖNETİMLERİNDE TEMSİLDE ADALET SAĞLANSIN! LOJMAN DAĞITIMINDA EŞİTLİK VE LİYAKAT ESAS ALINSIN! Adaletsizlikler giderilsin! CEZAEVİNDEKİ HÜKÜMLÜLERE TANINAN SİCİL AFFI, TERTEMİZ GÖREV YAPMIŞ ASTSUBAYLARA DA TANINSIN! İNSAN ONURUNA AYKIRI FAZLA MESAİ UYGULAMALARINA SON VERİLSİN! HUKUKİ VE MESLEKİ GÜVENCE DİSİPLİN KANUNU VE ASKERİ CEZA KANUNU’NUN KEYFİ MOBBİNG ARACI OLARAK KULLANILMASINA SON VERİLSİN! Hukuksuzlukların önüne geçilsin! PEKİ YA İÇİMİZDEKİ ÇÜRÜME?! KOLTUK SEVDASI VE İKİ BAŞLI YÖNETİM ZULMÜ! Büyük umutlarla 02 Aralık 2024'te değişen TEMAD yönetiminde yer almış bir dava adamı olarak, gördüğüm akıl almaz tablo karşısında susma lüksümüz kalmamıştır! Daha fazla değersizleştirilmeyi, camiamızın davasının kişisel hesaplara kurban edilmesini reddediyoruz! Üzerimizdeki ağır baskıya rağmen, doğruları haykırmak, camiamızın vicdanı olmak için buradayız! TEMAD GENEL MERKEZİ'NDEN YAPILAN SÖZDE "GELİŞME" AÇIKLAMASI, BİR UTANÇ BELGESİDİR!"Geçinmeye değil, gelişmeye niyetimiz var" söylemiyle yayınlanan son açıklamayı üzüntüyle ve büyük bir şaşkınlıkla karşıladığımızı ilan ederiz! Bu açıklama, çözüm üretmesi gereken bir kurumun, yapıcı eleştiriye tahammülsüzlüğünü ve camianın gerçek temsilcisi olan oluşumlara karşı geliştirdiği dışlayıcı, suçlayıcı, akıl ve vicdan yoksunu tavrın acı bir göstergesidir! BİZLER, "TAŞ TAŞIMAYAN" DEĞİL, TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYANLARIZ!Unutulmasın ki, bizler bu davanın "taş taşımayanı" değil, alın teriyle, emeğiyle bu mücadeleye omuz verenleriz! Bizler, kişisel ikbal hesaplarıyla değil, astsubay camiasının ortak vicdanı ve aklıyla hareket ediyoruz. Koltuklara değil, yıllardır kronikleşen sorunlara gerçek ve kalıcı çözümler üretmeye talibiz! TEMAD yönetimi, kendisine yöneltilen haklı eleştirileri dikkate almak ve değerlendirmek yerine, farklı düşünenleri ötekileştirme, yaftalama ve suçlama kolaycılığına düşmüştür. Bu tutum, ne yazık ki kurumun kendi kurumsal tükenmişliğini ve acziyetini örtme çabasından başka bir şey değildir! "Geçinmeye niyeti yok" diye yaftalananlar, aslında yıllardır sahalarda mücadele eden, bu dava için emeğini, vaktini ve yüreğini ortaya koyan, fedakâr astsubaylardır! Bizleri haksız ithamlarla hedef göstermek yerine, şu yakıcı sorularımıza samimiyetle yanıt vermeniz, camiaya ve kamuoyuna karşı en temel sorumluluğunuzdur: NEDEN ASTSUBAY ÖZLÜK HAKLARINA DAİR VERİLEN SÖZLER GÜNDEMİNİZDE YER BULMUYOR? NEDEN ONLARCA YILDIR SÜREGELEN TAZMİNAT EŞİTSİZLİĞİ KONUSUNDA SOMUT VE CİDDİ BİR ADIM ATMIYORSUNUZ? NEDEN TABANDAN YÜKSELEN MEŞRU ÖNERİ VE TEPKİLER SİZE TEHDİT GİBİ GELİYOR, NEDEN KULAK TIKIYORSUNUZ? NEDEN PLATFORMLARIN DÜZENLEDİĞİ YÜZ BİNLERCE KİŞİLİK EYLEMLERİNİ YOK SAYIYORSUNUZ, NEDEN BU GÜCE OMUZ VERMİYORSUNUZ? VE EN ÖNEMLİSİ: NEDEN TEMSİL ETTİĞİNİZ KOCA BİR CAMİAYI DIŞLAYARAK, SADECE KENDİ SESİNİZİ YÜCELTİYORSUNUZ?! SABRIMIZ TÜKENDİ! Cahit Koca'nın 15 Temmuz 2025 tarihli Niğde konuşmasında belirttiği üzere: Eğer bizlere söz verilen ve hakkımız olan tazminatlar 17 Ekim 2025 tarihine kadar yasalaşarak verilmez ise, bu tarihten itibaren Türkiye'nin dört bir yanında; Emekli Astsubaylar ve aileleriyle birlikte; meydanlarda basın açıklamaları ve büyük katılımlı mitingler gerçekleştireceğiz! dedi. Tarih geçte olsa göreceğiz..... Bu haykırışlar, onurlu ve erdemli bir emeklilik yaşamı sürmek isteyen astsubay camiasının son çabasıdır! Bizler yıllarca vatanın dört bir yanında, karada, denizde ve havada ülkemizin bekası için görev yaptık. Ailelerimizden uzakta, devletimizin ol dediği yerde olduk ve vatan savunmasında en ön saflarda görev aldık. Şehit olduk, gazi olduk ama hep onurumuzla taşıdık üniformamızı! Şimdi çalışan ve emekli yüz binlerce astsubay ve aileleri olarak sesimizin duyulmasını ve zaten tüm yetkililerce bilinen taleplerimizin karşılanmasını istiyoruz! Taleplerimiz karşılanana kadar sosyal medyada ve şehir meydanlarında eylem sürecini başlattığımızın bilinmesini istiyoruz! Onurumuzu ve yıllarca harcadığımız emeği hiçe sayanları insaflı ve adaletli olmaya davet ediyoruz! Değerli meslektaşlarım! Bir düşünürün dediği gibi: "BİR KERE YANLIŞ TRENE BİNDİYSENİZ, TREN KORİDORUNDA TERS İSTİKAMETE YÜRÜMENİN HİÇBİR FAYDASI YOKTUR." "NE KADAR KALİTELİ OLURSANIZ OLUN: YANLIŞ YERDEYSENİZ DEĞERSİZSİNİZ." İşte bu yüzden, bizler bu yanlış trenden iniyor, bu değersizleştirilmiş yapının bir parçası olmayı reddediyoruz! Astsubay camiasının onurlu davası, koltuk sevdalılarına, güdümlü zihniyetlere ve kişisel çıkarlara ASLA feda edilmeyecektir! Hatırlatmak isteriz ki; Eleştiri, ihanet değildir! Fikir ayrılığı, bölücülük değildir! Farklı yol ve yöntemler denemek, mücadeleyi baltalamak değil, aksine onu zenginleştirmek ve güçlendirmektir! Bizler; kişisel menfaatlerle değil, astsubay camiasının ortak geleceği için mücadele ediyoruz. Bizler; gelip geçici isimlerin değil, mücadelemizin temelini oluşturan ilkenin peşindeyiz. Bizler; sırtını koltuğa yaslayanların değil, bu dava için omuz omuza duranların ve mücadele edenlerin yanındayız. Unutulmasın ki; gerçek mücadele, kişisel yüceliklerle değil, tüm camianın omuz omuza verdiği toplumsal sorumlulukla kazanılır! Bizler, bu davanın gerçek sahipleri olarak, tüm meslektaşlarımızı bu kirli oyuna dur demeye, hakkımız olan onurlu geleceği hep birlikte inşa etmeye çağırıyoruz! KAMUOYUNA SAYGILARIMIZLA İLAN EDERİZ! BÜYÜK ASTSUBAY PLATFORMU [18 Temmuz 2025] #Astsubaylar Devlet Bahçeli Özgür Özel @CHPMuratBakan Dursun ATAŞ Mehmet Ali Çelebi Başkent Trafik&İş Kazaları Derneği Çankırı Bölge T TEMAD Genel Başkanlığı Mudanya Temad Kadir Koşar E.J.Asb. (1989-202) 🫡(ZARGANA (CW5)) ZaFeR KıRaBaL Savaş Çakmak 🇹🇷 @__oktayyildirim SBTD Yalçın TUNÇBİLEK FATİH ÇAM Erdoğan KARAKUŞ Ahmet Öztaş Astsubaycalistayi Büyük Astsubay Platformu TESUD Genel Merkez Assubay İnisiyatif Nezo Dr. Murat Sarıaslan Reyhan Şavk Ö. Sibel Örfi İlhan Aziz Ergün cemal blghn C. KOT (E.J.Astsb) ⚓ tmltyfn ⚓ Mehmet Küçükeken Ekonomist * Yazar * TEMAD * Asb. Cahit Koca SİNAN HENDEK Erdal Aydoğdu Ali Osman Özkaya mustafa büyüktarakçı Servet ULUTAŞ Menderes Akkuş Aydın Bildiş Ayhan Aksoy ömer BAYRAM Ercan AKTAŞ Salim ÖZDEM 🐺 YalnızKurt 🦅Emekli Asb🇹🇷 Murat Demirkıran Hüsamettin Özenen SALİH SAĞAZ EsraEsigil💙 Bayram Ali SERT Kadıköy Haydar Ereli

Nevzat Yüksel

23,568 views • 1 year ago