Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

12,241 görüntüleme • 1 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Arjantin’in gol krallığı sıralamasında Lautaro tarafından yakalanmak (35 golle) Hernan Crespo’da iki zıt duyguyu aynı anda uyandırmış: “Toro”nun giderek daha acımasız ve Arjantin için vazgeçilmez hale gelmesinden duyduğu mutluluk ve bir yandan da hüzün. “Çünkü,” diyor Crespo, “zaman geçiyor, ellili yaşlarımı aştım, saçlarım beyazladı ve Sao Paulo’daki çocuklarla idman maçları yaptığımda, eskiden yaptıklarımı artık yapamıyorum. Ama artık düşünmem gereken başka şeyler var. Brezilya futbolunun büyük kulüplerinden biri olan Sao Paulo’nun başındayım ve enerjimi tamamen bu kulübü yeniden eski görkemine döndürmeye adıyorum.” Lautaro Martinez’ten ve onun golcülüğünden başlayalım. Sizce nasıl bir oyuncu? “O tam bir forvet. Bunu yıllardır hem Inter’de hem de Arjantin Milli Takımı’nda gösteriyor. Ceza sahasında ölümcül bir oyuncu, kaleyi çok az kişi onun kadar iyi görür. Takımla oynamayı biliyor, arkadaşlarıyla paslaşabiliyor ve boş alanlara çok iyi koşular yapıyor. Dribling yeteneği de güçlü. Daha ne diyebilirim? Evet, onu bir şampiyon olarak görüyorum. Bir santrfor gol atıyorsa, üzerine fazla bir şey eklemeye gerek yok: görevini yapmış demektir.” Artık gerçek bir lider haline geldi, değil mi? “Kesinlikle öyle, bunu oyun tarzından da anlıyorsunuz. Kişiliği güçlü, rakip savunmalar ondan çekiniyor, çoğu zaman üzerine iki kişiyle çıkıyorlar. Bu da olgunluğa tamamen ulaştığının göstergesi.” Biraz geçmişe gidelim: Milli takımla ilişkiniz nasıldı? “Muhteşemdi. Her gol attığımda formayı öperdim; bu, ülkem ve halkıma duyduğum sevginin bir ifadesiydi. İlk golümü 1998 Dünya Kupası elemelerinde, Buenos Aires’te Ekvador’a karşı atmıştım. O dönem çok güçlü bir kadromuz vardı. Benim dışımda Batistuta, Veron, Almeyda, Simeone, Zanetti, Sensini, Chamot, Ortega, Claudio Lopez gibi isimler vardı. Teknik direktörümüz Daniel Passarella’ydı, beni River Plate’te büyük futbola kazandıran adam. Ancak çeyrek finalde Hollanda’ya elendik; bu büyük bir hayal kırıklığıydı.” O sizin ilk Dünya Kupanızdı. Sonra 2002 ve 2006 geldi… “2002 Japonya ve Kore’de tam bir felaketti, gruptan bile çıkamadık. 2006’da ise yine çeyrek finalde, bu kez ev sahibi Almanya’ya penaltılarla elendik. Kariyerim boyunca hep o kupanın peşinden koştum. Bizim neslimiz, Maradona ve 1986’daki Dünya Kupası efsanesiyle büyüdü. O muhteşem anları Arjantinlilere yeniden yaşatmayı hayal ettik ama başaramadık. Bu, içimde hep bir ukde olarak kaldı.” Hazır konu açılmışken, başka pişmanlıklarınız var mı? “İstanbul 2005… Milan-Liverpool Şampiyonlar Ligi finali. Maldini’nin golünden sonra ben iki gol attım, ilk yarıyı 3-0 önde kapattık. Sonra İngilizler geri döndü ve penaltılarda kaybettik. İki gol attıktan sonra böyle bir yenilgiyi hazmetmek kolay değil. Yıllarca o maçı izlemeyi reddettim. Ancak son zamanlarda o lanet hikâyeyle barışabildim. Ama fazla kurcalamayalım, yoksa o öfke yeniden kabarıyor.” Kariyeriniz boyunca birlikte oynadığınız en iyi takım arkadaşı kimdi? “Sadece teknik yetenekleri değil, karakter özelliklerini de dikkate alarak söylüyorum: Paolo Maldini. Milan’da bir sezon birlikte oynadık ve bir kaptanın nasıl davranması gerektiğini ondan öğrendim.” Bugün teknik direktörsünüz. Hangisi daha kolay: futbol oynamak mı, yoksa kenarda oturmak mı? “Bir oyuncu genelde sadece kendisini ve kendi formunu düşünür. Ama bir teknik direktör, 25-30 kişilik bir grubun sorumluluğunu taşır. Sizce hangisi daha zor? Ben hep şu örneği veririm: Bir öğretmenin, bir sınıf dolusu öğrencinin eğitiminden sorumlu olması gibi. Antrenmanları yönetirken kendimi aynen böyle hissediyorum.” Örnek aldığınız isimler kimler? “Üç isim söyleyebilirim: Ancelotti, Mourinho ve Bielsa. Carlo benim için bir baba gibiydi; 1996’da İtalya’ya geldiğimde 21 yaşındaydım ve ondan her şeyi öğrendim. Mou müthiş bir motivatör; Chelsea döneminde bunu bizzat yaşadım. Oyuncuların kafasının içine onun kadar girebilen kimse yok. Bielsa ise bir vizyoner, bugünün ötesini görebiliyor ve futbolu modern bir şekilde yorumluyor. Onlardan ilham alıyorum, ama onların başarılarına ulaşabileceğimi sanmıyorum. Yine de ben de kazandım; Arjantin’de, Brezilya’da, Katar’da ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde güzel zaferlerim oldu.” Kendinizi en çok hangi takıma bağlı hissediyorsunuz? “Parma’ya. Beni henüz bir çocukken transfer ettiler ve dünya çapında bir santrfora dönüştürdüler. Orada birçok başarı kazandım. Komik ama, River Plate’e ilk seçmelere giderken futbolcu olmayı hiç düşünmüyordum; bir arkadaşıma eşlik etmek için gitmiştim. Deneme maçında fena oynamadım, beni aldılar. O dönem odamdaki duvarda Van Basten’in posteri asılıydı. Televizyonda Sacchi’nin o efsane Milan’ını izlerdim ve Hollandalı’nın hareketlerine hayran kalırdım. Onu antrenmanlarda taklit etmeye çalışırdım ama... Böyle bir fenomeni kim taklit edebilir ki? İmkânsız. Onun seviyesinde bir santrfor bir daha gelmedi. Güçlü oyuncular oldu ama Van Basten başka bir gezegendendi.” Peki “büyüyünce” ne yapmak istersiniz? “Bir Avrupa takımını, hatta mümkünse bir İtalyan kulübünü çalıştırmak isterim. Bu benim için dairenin tamamlanması olurdu. Sınır koymadan bekleyelim; şimdilik Sao Paulo’ya odaklanmam gerekiyor.”

calciolog

21,030 görüntüleme • 1 yıl önce