Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Darıca Hayvanseverler Derneği ile örnek bir çalışmayı daha gerçekleştirdik. İlçemizde, müdahale edilmesi gereken, saldırgan veya hastalıklı olan doğadaki dostlarımızı Belediye ve Millet olarak el ele verip Hayvan Barınma Merkezi'ni kurduk. 📍Bayramoğlu Mahallesi #DarıcaBirlikteGüzel

34,499 views • 2 years ago •via X (Twitter)

10 Comments

güliz gündüz🐾🌱's profile picture
güliz gündüz🐾🌱2 years ago

Kanuna göre en geç 1 Ocak 2022'de KISIRLAŞTIRMA/TEDAVİ yapmak için RM kurması gereken DARICA BELEDİYESİ kanunu delerek kurmadığı gibi, toplama alanı yapmıştır. Soruşturma, tutanak ve ceza talep etmekteyiz. @KocaeliDKMP @kocaelivaliligi @kadircokcetin06 @pervintuba

Dilek E. SOÇED's profile picture
Dilek E. SOÇED2 years ago

Hasta olan canlar rehabilitasyona değil tedaviye gönderilir. Saldırgan dediğiniz canın ısırılma raporu varsa 10 gün rehabilitasyona alınır, sonra geri bırakılır. Ayrıca agresif köpek çoklu yerde kalamaz. Demek ki agresyonla ilgi hiç bir bilginiz yok. Bebeklerin yanında anneler yok neden ayrılmış? Sorulacak çok soru var....

Ömer's profile picture
Ömer2 years ago

Kanuna göre bütün kedi köpekleri kısırlaştırıp aldığınız yere geri bırakmalısınız başka bir göreviniz, yetkiniz yok.

Ömer's profile picture
Ömer2 years ago

Bu yapılan 5199 Kanuna aykırı. Böyle bir iş yapamazsınız. İyi okuyun! Araya Cumhurbaşkanı’nı katıp olayı normalleştiremezsiniz. Böyle bir emir yok. Dikkat edin de üretim ve satış olmasın! @TC_icisleri @AliYerlikaya @TCTarim

Dilara Erkmen's profile picture
Dilara Erkmen2 years ago

O hayvanlar yağmurda,çamurda ne yapıyorlar Nerde veteriner Nerde revir Nerde bölmeler Belediye güzellemesine hayvanları kurban mı ediyorsunuz? Üstelik gönüllülere hakaret ederek,hayvanseverlik mi yapılıyor? Cumburbaşkanımız @RTErdogan bomboş alana toplayın mı dedi? Ne zaman dedi?

Ömer's profile picture
Ömer2 years ago

Bunlar mı saldırgan?! Peki kısırlaştırmalar ne alemde?

OnNumara's profile picture
OnNumara2 years ago

Başka şehirlerden neden alım yapıyorsunuz? Amacınız nedir? @Daricabeltr

Dilara Erkmen's profile picture
Dilara Erkmen2 years ago

Milletin bahçesine girerek topladıklarınız mı? Böyle bir kanun var mı? Özel mülkten çipli,sahipli köpeği almak. 7/24 bekliyor musunuz hayvanları? Köpeklerin birarada yaşamalarının mümkün olmadığını bilmiyor musunuz? Ayrıca süre icin de neden RM kurmadınız? Amacınız nedir

Simurg's profile picture
Simurg2 years ago

Rehabilitasyon merkezi kurmak yerine barınak ne alaka?

Fatih Yenisu's profile picture
Fatih Yenisu2 years ago

Tedavi klinik merkezini göremedim Hasta yaralılar için tecrit alanını göremedim Saldırgan köpekleri göremedim Kısırlaştırma ve aşılama alanı görmedim Hayvanlar için barınma yuvaları göremedim Tek gördüğüm uysal ve yavrular ayrıca çamurdan bir bölge de açık alandalar toplu halde

Related Videos

📍 Edremit Belediyesi Eşbaşkanları Koç ve Komi: Özür diliyoruz, köpeğe yapılan kötü muameleyi kabul etmiyoruz Edremit Belediyesi, bir köpeği sokaktan alırken kötü muameleye maruz bırakan iki personeli hakkında idari soruşturma başlattığını duyurdu. Belediye Hayvan Barınma Evi’ne getirilen köpeğin sağlık durumunun iyi olduğu ve bir süre burada gözetim altında tutulacağı açıklanırken belediye Eşbaşkanları Rabia Başak Koç ve Cemil Komi, barınma evini ziyaret ederek köpeğin sağlığı hakkında bilgi aldı. Van’ın Edremit Belediyesi, belediye personeli tarafından alındığı sırada kötü muameleye maruz bırakılan sokak köpeğinin sağlığı için seferber oldu. Söz konusu köpek, Van Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde gördüğü tedavi ardından Edremit Belediyesi Hayvan Barınma Evi’ne getirildi. Yapılan tetkiklerde sağlık durumunun iyi olduğu belirtilen köpeğin sahiplenme süreci netleşene kadar burada gözetim altında tutulacağı açıklandı. Eşbaşkanlar, Hayvan Barınma Evi’ni ziyaret etti Belediye, sosyal medyada tepki çeken görüntülere neden olan iki personeli hakkında idari süreç başlattıklarını duyurdu. Belediye Eşbaşkanları Rabia Başak Koç ve Cemil Komi ise köpeğin getirildiği Hayvan Barınma Evi’ne giderek köpek hakkında bilgi aldı. Eşbaşkanlar burada yaptığı açıklamada, yapılanın yanlış olduğunu ve konun takipçisi olacaklarını dile getirdi. Eşbaşkan Koç: Özür diliyoruz, yapılan hatayı hoş görmeyeceğiz Burada konuşan Belediye Eşbaşkanı Rabia Başak Koç, yapılan hatayı hoş görmeyeceklerini söyledi. Koç, şu şekilde konuştu: “ Görevde olduğumuz süre zarfında sokaktaki canlarımıza ilişkin titizlikle çalıştık. Dünkü üzücü hadiseden dolayı biz de çok üzgünüz. Sesini çıkaramayan bu canların yanında olacağız. Bunun takipçisi olacağız. Gelen tepki ve eleştirilerin hepsini anlıyoruz. Yapılan hatayı hoş görmüyoruz. Personelimiz ile ilgili gereken soruşturmayı yapacağız ve bunu şeffaf olarak sizlerle paylaşacağız. Bu vicdani bir mesele. Eksiliği kabul etmiyoruz. Sahipsiz hayvanların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. Tüm kamuoyundan özür diliyoruz. Sonraki süreçte yaşanabilecek olası durumların yaşanmaması için elimizden geleni yapmaya gayret göstereceğiz. Köpeğin durumu şu an iyi. Biraz korkmuş tabi ki. Sahiplenmesi ile ilgili süreç devam ediyor. Belediye olarak vicdan doğrultusunda hareket edeceğiz. “ Eşbaşkan Komi: Yanlışlığa karışan personelimiz hakkında idari süreç başlatılacak Ardından Konuşan eşbaşkan Cemil Komi ise personeller hakkında idari süreç başlatacaklarını söyledi. Komi, Edremit Belediyesi Van’ın modern hayvan barınma merkezine sahip tek ilçesi. Şu ana sokak hayvanları ile ilgili gereken tüm çalışmaları yaptık. Ancak dün gece toplumun vicdanını rahatsız eden görüntüler meydana geldi. Belediye olarak bu durumdan rahatsızız. Tüm eleştirilere hak veriyoruz. İnsanların hassasiyetini saygıyla karşılıyoruz. Ortada bir yanlışlık var. Yönetim olarak geldik, kötü muameleye maruz kalan köpeği gördük , durumu iyi. Bu işe karışan personelimiz hakkında gereken idari ve hukuki süreci başlattık. Bu noktada göz yummayacağız. Bu yanlışa ortak olmayacağız. Doğru bilgilendirmeleri yapacağız. Merak eden insanlar varsa buraya gelip hayvan barınma evimizi ziyaret edebilir. Bu konuda şeffafız.” İfadelerine yer verdi. Belediye veteriner hekimi: Sağlık durumu iyi Belediye Veteriner hekim Yunus Alırız ise şunları söyledi; “Van Büyükşehir Belediyesi Rehabilitasyon Merkezi’nde gerekli tedavileri gördükten sonra belediyemiz barınma evine getirdik. Sağlığı şu an gayet iyi. Sahiplendirene kadar hayvanın sağlığı ve beslenmesi ile biz ilgileneceğiz. Bizim gözetimimizde olacak. Gebe olması ile ilgili de ultrason gibi gerekli tetkikleri yapacağız. Hem söz konusu köpek hem de diğer sahipsiz hayvanlar konusunda elimizden geleni yapıyoruz.” Diye konuştu. #vanedremitbelediyesi

Van Edremit Belediyesi

161,197 views • 1 year ago

Yüreklerimiz yandı 6 Şubat'ta... Tarihin en ağır can kayıplarından ve yıkımlarından birini yaşadığımız felaketin yaralarını sarmak için ilk günden beri ülke olarak tek yürek olduk. Yüzyılın felaketinin ikincisinin merkez üssü olan Elbistan'ımızı ayağa kaldırmak için “Devlet Millet el ele" verip çabaladık. Depremin yaralarını sarmak kolay değil elbette, ancak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde "bir" olduk ve hiç vazgeçmedik. Belediyemiz eliyle depremzedelerimizi en kısa sürede yeni yuvalarına kavuşturmak için ücretsiz olarak başlattığımız sosyal konut projemize aralıksız devam ediyoruz. Yapı stokunda yaşanan daralma sonucunda ortaya çıkan ciddi problemlere bu sayede çözüm olacağız. Diğer yandan az hasarlı ve hasarsız yaklaşık 40 bin binanın röntgenini çekerek depremin verdiği zararın bilimsel olarak tespitini yapmayı sürdürüyoruz. İşlemlerimizi halkımıza maddi hiç bir külfet yüklemeden hayata geçiriyoruz. Az hasarlı olarak tespit edilen 200 dar gelirli ailemizin evlerinin tamirat ve bakım onarım işlemlerini de ücretsiz yapıyoruz. Elbistanlı hemşehrilerimiz yeni evlerinde yaşamaya başladıklarında yüzlerde bir tebessüme vesile olabilirsek ne mutlu bize… En büyük zenginliğimiz birliğimiz, beraberliğimiz… Bizi Türkiye Yüzyılı'na taşıyan ortak "vicdan", ortak "yürek" ve ortak "tarihin" cesaretinden aldığımız güç ile durmadan çalışmaya devam edeceğiz. Depremlerde kaybettiğimiz canlarımız daima kalplerimizde… Elbistan’ımız dayanışma ile daha güzel, daha güçlü olacak! Geçmişi unutmadan, geleceğe daha güvenli bakacağız.

Mehmet Gürbüz

128,307 views • 2 years ago

📌UNUTMAYIN, 5199 Sy Kanun Hala TCK Türk Ceza Kanunu Kapsamında.📌 🖊️EK BİLGİLENDİRME: Uygulamalarında zulüm vahşet olan belediyeyi, 5199 sy Kanun TCK Adli Cezalar 28/A Maddesi gereğince, bakımevi koşulları kötü belediyeyi Yönetmelik 17-18-19 maddeleri gereğince, ve diğer tüm ŞİKAYETLERİNİZİ: "İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü 02.05.2025 tarihli 5199 Sayılı Kanun'un Uygulanması genelgesinin Madde 1/ (a) şıkkında çalışmaların takibi için YENİ kurulan" İL İZLEME ve DENETİM KOMİSYONU nun sekreteryası olan Valilik İdare ve Denetim Müdürlüklerine de YAPINIZ. 🖍Sevgili Hayvan severler, Değişik hali ile yeni 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda da BELEDİYE BAKIMEVLERİ net olarak tarif edilmiştir. Öncelikle ruhsatı olacak, ondan sonra kanundaki 60 küsur maddeye uygun özellikleri taşıyacak. 🙏LÜTFEN bulunduğunuz her yerde üzülüp kahrolmakla kalmayın. Bu maddeleri taşıyamayan ruhsatı olmayan hayvanların zulüm altında olduğu belediye barınaklarını: 1- Valilik İL İZLEME VE DENETİM Komisyonuna, 2- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonuna 3- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 4- Ayrıca oradaki Veteriner Hekimler Odasına ve yerel basına, 5- İl Hayvanları Korulu Başkanlığına da yazılı şikayette bulununuz. Özellikle YEREL BASINNDA bunu dile getiriniz. Çünkü kanun hala daha bakımevinde olması gereken özellikleri ŞARTLARI 60 ayrı madde olarak içeriyor. Bu adamları şikayet edelim ki, KANUNA KARŞI SUÇ İŞLEMELERİNİ gündeme getirelim, sevgili hayvanseverler. Nesrin Çıtırık Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu Başkanı. HayKonfed

nesrin çıtırık

15,702 views • 1 year ago

📍Bu sabah yapılan operasyonlara ilişkin; 📌 Türkiye'de hukuk, tüm yurttaşlar bakımından öngörülebilir olsaydı her sabah bir operasyon haberiyle uyanmazdık veya “Yarın kime operasyon yapılacak, ne olacak?” diye bir beklenti içerisinde olmazdık. 📌 Yargı uzun zamandır bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirdi, siyasetle ortak bir biçimde Türkiye'nin siyasal gündemini belirlemeye başladı. 🔴 Amaç; o siyasal gündeme uygun olarak da yerelde iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi'ni yerel iktidardan ve en büyük adayı olduğu genel iktidarda uzaklaştırmak 📌 Gün içerisinde Adalet Bakanı çıkıp “Yargı bağımsız ve tarafsız” diyebilir. Peki yargı bağımsız ve tarafsızsa Sayın Erdoğan bundan 10 gün önce bu operasyonların başka illere yayılacağını nereden biliyordu? 📌 Eğer gerçekten siyasetle yargı arasında bir ilişki yoksa Sayın Cumhurbaşkanı’nda bu bilgi olmazdı, bu bilgiyi paylaşmazdı. Tüm bu operasyonları siyasetten bağımsız, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasal gündeminden bağımsız düşünmek mümkün değil. 🔴 Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız 2014'ten bu yana Adana'da Belediye Başkanı. Önce Seyhan Belediye Başkanıydı, Seyhan 2019'dan bu yana da Büyükşehir Belediye Başkanı. 🔴 Kendisiyle ilgili İstanbul’da yürütülen soruşturma kapsamında bir iddia başlangıcı varsa Ceza Muhakemesi hukukuna göre olması gereken; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bununla ilgili bilgileri Belediye Başkanının görev yaptığı Adana Cumhuriyet Baş Savcılığına göndermesidir. ➡️ İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının; “Yürüttüğüm bir soruşturmada Adana Büyükşehir Belediye Başkanı ve Adıyaman Belediye Başkanı ile ilgili bir suç iddiasına dair bilgi edindim. Bu bilgi benim İstanbul'daki görev alanı ve yetki yerimi aşmaktadır. Ceza Mahkemesi hukukuna göre senin görev alanına girmektedir. Ben soruşturmanın gizliliği prensiplerini uyarınca bu bilgileri sana gönderiyorum” demesi lazım. 🔴 Hukuk devleti ilkelerine göre gerçekten bağımsız ve tarafsız bir yargı ortamı olsa bütün bu soruşturmalara ortalama bir yurttaşımızın ikna olabileceği delillerin ikame edilmesi lazım. 📌 Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana Esenyurt’la başlayan süreçte, Adalet ve Kalkınma Partililer ve Milliyetçi Hareket Partililer dahil olmak üzere seçmenlerin büyük bir kısmı bunun siyasal bir operasyon olduğunu söylüyorlar. #Adana #Adıyaman #Antalya #ZeydanKaralar #AbdurrahmanTutdere #MuhittinBöcek

Sezgin Tanrıkulu

23,464 views • 1 year ago

📍İzmir Buca Kırıklar Cezaevi'nde İstanbul’daki operasyonların ardından buraya getirilen Belediye Başkanlarımızı ve diğer dostlarımızı ziyaret ettim. 📌 Cumhurbaşkanı Adayımız #Ekremİmamoğlu'yla ilgili başlatılan operasyon tamamen siyasi bir operasyon ve amaç kendisini siyasetin dışına itmek, algı yaratmak. 📌 İstanbul'da bulunan, ikametgahları İstanbul'da olan, soruşturmaları İstanbul'da devam eden yurttaşlarımız, dostlarımız buraya gönderildiler. 🔴 Buraya gönderilmeleri üç nedenle en temel insan haklarına aykırı. ➡️ ❗SAVUNMA HAKKI İHLALİ: 🔴 Bir tutuklunun veya hükümlünün -tutukluluk öncelikli olarak- adil yargılama ilkeleri bakımından savunma hakkı var. Dolayısıyla soruşturması nerede başlatılmış ve yürütülüyorsa, avukatına erişimi, avukatıyla iletişimi bakımından mümkün olduğunca orada bulunan bir cezaevinde olması gerekiyor. ➡️❗ÖZEL YAŞAMA, AİLE YAŞAMINA SAYGI HAKKININ İHLALİ: 🔴 Tutuklunun veya hükümlünün ailesi İstanbul’da; ancak kendisi daha uzak bir şehirde bulunan cezaevine gönderiliyor. Değişik yerlere sürgün edilmeleri, gönderilmeleri yanlış ve aile yaşamına, özel yaşamına saygı hakkının ihlal edilmesi anlamına geliyor. ➡️❗KÖTÜ MUAMELE VE İŞKENCE YASAĞI: 🔴 Yarım saatlik görüşme için insanları 6-7 saat yolculuğa göndermek, kötü koşullarda buraya getirmek, yolculuğa göndermek -cezaevi koşullarını bir tarafa bırakıyorum- en alt düzeyde kötü muamele yasağının ihlalidir. 📌 Bizler önceden de avukat olarak, insan hakları savunucuları olarak Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi’ne başvurular yaptık ve ağır insan hakları ihlalleri kararlarını aldık. Aradan 20 yıl geçti, o zaman da Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı vardı, şimdi de var. Bu kararlar açıkça bildirilmesine rağmen, bu siyasi operasyonda en temel insan hakları ihlalleri yapılmaya devam ediliyor. #İzmir #Buca #İstanbul #İBB #BucaCezaevi

Sezgin Tanrıkulu

11,007 views • 1 year ago

📍Kurucusu olduğum İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi'nin 18. Olağan Genel Kurulu'na katıldım. 📌 1988'de de Diyarbakır'da 25-30 arkadaşımızla birlikte İnsan Hakları Derneğini kurduk; ben de kurucu üyesiydim. 📌 Aradan 37 yıl geçti; bu 37 yıllık süre içerisinde gerçekten derneğin kendisi, tüzel kişi olarak ve üyeleri de bireysel olarak büyük hak ihlallerine uğradılar ama dernek 37 yıl sonra bir insan hakları hafızası olarak, bir okul olarak bu günlere kadar geldi. 📌 Derneğimizin önceki başkanlarından Selahattin Demirtaş 8,5 yıldır, birçok arkadaşımız da aramızda değiller. 📌 Vedat Aydın'ı da andık. 1990'da İnsan Hakları Derneğinin Genel Kurulunda 1990'da Kürtçe konuştuğu için 2932 Ankara Ulucanlar Cezaevinde hapis yatmıştı. Böyle bir ortamdan bu zamana kadar geldik. 📌 Barış, çatışmanın sonlanması, bu konuda İnsan Hakları Derneğinin büyük bir deneyimi var. Bütün şubelerinde ve genel merkez olarak bir deneyimi var. 📌 Bizim barış savunucularının tek hedefi, en önemli hedefi tabiki ülkede, coğrafyada barışın tesis edilmesi, çatışmanın sonlanması. Çünkü çatışma insan hakları ihlallerinin en ağır zeminini oluşturur. ➡️ Bugün için bizim yapacağımız ya da yapmamız gereken; Türkiye'de hak temeli bir ortaklık yaratmak. ➡️İkincisi, günlük insan hakları ihlalleri ile Türkiye'nin her yerinde mücadele etmek. ➡️ Üçüncü olarak, bu konuda büyük deneyimi olan diğer kurumlarla birlikte geçiş dönemi adaletinin nasıl olacağı konusunda çalışma yapmak. 🔴 Bu üç konu bence İnsan Hakları Derneği'nin gündeminin önceliği olması lazım. Böyle bir çalışma, böyle bir sürece en büyük destek olur aynı zamanda. İHD Amed İHD Genel Merkezi #İnsanHaklarıDerneği #Diyarbakır

Sezgin Tanrıkulu

23,732 views • 1 year ago

İBB 'de ÇİFTE KAZANÇLI İHALELER : KONSER İHALELERİ Sayıştay Raporunun 111-125.sayfaları, BULGU 23: Sayıştay 15 sayfa usulsüzlükleri yazmış. Özet olarak şöyle diyor: * Aralarında bağlantı olmadığı için bir arada ihale edilmesi mümkün olmayan işler birlikte ihale edilmiş, * Aynı ihale içinde ihale edilmesi gereken benzer işler ayrılarak ihale edilmiş, * İhale ilan ve dokümanında işlerin nitelikleri tam olarak belirtilmemiş, * İhale şartnamesine rekabeti engelleyici hükümler konularak ihaleye başka firmaların katılımı engellenmiş, * İhaleyi alan firma işi kendisi yapmamış, payını alarak daha düşük bedellere alt yüklenicilere yaptırmış. * İçerikleri zaten israf olan bu ihaleler, işi yapana doğrudan ihale edilse Belediye milyonlarca TL daha az ödeme yapacak. (Sayıştay'ın sadece 2 ihalede tespit ettiği fark 44 milyon 859 bin TL) Sonuç: · Yaklaşık maliyeti şişirilmiş ihalelere tek firmanın katılımına izin verip, ihale ona yapılıyor, · İhaleyi alan firma da işi daha düşük bedellere başkalarına yaptırıyor, · Belediyeden işin gerçek yapım değerinden çok para çıkıyor, · İşin yapım bedeli ile ihale bedeli arasındaki fark birilerine gidiyor. ·Yapılan iş zaten tümüyle israf: Konser, gösteri, reklam işleri. Belediyenin tüm kaynağı, imkanları, yönetimlerine yandaşların atandığı şirketlere aktarılıyor, oradan da siyasi hedefleri, reklam ve algı yönetimi için kullanılıyor. 2023 yılında yapılan konser ihalelerinden 3 adet tanesi; 431.108.825,00 TL+KDV 553.871.400,00 TL+KDV 555.402.000,00 TL+KDV. Sadece bu 3 ihalede, 1 milyar 540 milyon 382 bin TL+KDV (KDV dahil 1.848.458.000,00 TL)

Muhammet Kaynar

11,947 views • 1 year ago

Rusya Silahlı Kuvvetleri'nin Kuşatma Harekatları hakkında; Kuşatma, manevra ve ateş desteğini kullanarak muharebe gücü tatbiki suretiyle, savunan tarafı avantajlarından mahrum bırakır. Komutanlar düşmanın zafiyetini istismar edecek, saldırıya açık -yan- bulur veya kendisi yaratır. Düşman bazen hasmının bulunduğu yerden habersiz olarak kendi ileri hareketiyle açık -yanını- gösterir. Geniş alana yayılmış kuvvetler, ateş desteği ve endirekt ateş desteğinin birleşimiyle düşmanı arzu etmediği arazide tecrit edip, saldırıya açık bir yan meydana getirerek kuşatma için uygun şartları oluşturur. Taarruz eden kuvvet, beklenmeyen yönden yaklaşarak, saldırıya açık olan yanı meydana çıkarabilir. Komutan, asıl taarruz ile düşmanın zayıf yanını ve gerisini vurmak için manevra yaparken ateşlerle, tali taarruz ve şaşırtma taarruzlarının birleşimi sayesinde savunanın dikkatini cepheye doğru çekebilir. Kuşatma, düşman tarafından seçilmiş arazide taarruzdan kaçınmayı sağlar ve düşmanı iki veya daha fazla istikamette muharebeye zorlar. Taarruz edenin, düşman kendi savunmasını yeniden düzenlemeden önce, muharebe gücünü toplamaya yetecek kadar çevik olması gerekir. Aşağıda Rusya Silahlı Kuvvetleri'nin taarruz harekatlarına örnek bir görüntü yer almaktadır. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri'nin savunma hatlarında derin boşluklar oluşmuş durumdadır. Savunma birlikleri toparlanamaz ve yanlarda bu şekilde boşluklar vermeye devam ederse geri kuvvetlerde büyük çözülmeler başlayacaktır. Bu da Rusya Silahlı Kuvvetleri'nin Dinyeper Nehri'nin doğusunu ele geçirmesi anlamına gelir. 📍Güney Pokrovsk #outflanking #manoeuvre #Russianarmy

Askeri Çalışmalar Merkezi

17,875 views • 1 year ago

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 views • 6 months ago

ALT YAZI: 🇺🇸 Eski CIA Analisti Larry Johnson: "ABD kuvvetlerini İran topraklarına sokmayı içeren tatbikat yapmıştık." "Tatbikat bittiğinde çıkarılan ders şuydu: Bunu yapmayın." "İnsan hayatı açısından çok maliyetliydi ve düşündüğümüz sonuçlara ulaşmayacaktı." "ABD Neden İran'a Kara Harekatı Düzenleyemez?" "İran İşgalinin İmkansızlığı: 500 Bin Asker Bile Yetmeyebilir." "Yeraltı Şehirleri ve İntihar Botları: ABD'nin İran Tatbikatından Çıkan Acı Dersler" ➖ CIA'daki planlama çalışmalarınızdan bahsetmek istiyorum. ➖ İran'ı işgal etmeye yönelik bazı planların incelenmesinde yer aldınız. ➖ Bu potansiyel planları incelemekten neler öğrendiğinizden ve Basra Körfezi üzerinden karadan bir işgal olması durumunda İran'ın ne yapacağını düşündüğünüzden bahsedin. ➖ Bu CIA'da değildi. CIA'dan ayrıldıktan sonraki 23 yıl boyunca Savunma Bakanlığı için yüklenici olarak çalışırken oldu. ➖ Özellikle Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) ile çalıştım. ➖ 20 yılı aşkın bir süre önce bir tatbikat yaptık ve bu tatbikatlardan biri, tüm detaylara girmeden, belirli bir hedefe saldırmak için ABD kuvvetlerini İran topraklarına sokmayı içeriyordu. ➖ Tatbikat bittiğinde "çıkarılan dersler" denilen bir süreciniz olur. ➖ Çıkarılan ders ya da en azından öğrenilmesi gereken şey şuydu: Bunu yapmayın, maliyeti çok yüksek. ➖ İnsan hayatı açısından çok maliyetliydi ve düşündüğümüz sonuçlara ulaşmayacaktı. ➖ Şimdi, 20 yıl geçti, daha iyi hale geldik diye düşünebilirler. ➖ İran aradan geçen 20 yılda çok daha iyi bir hale geldi. ➖ Bu süre zarfında inşa ettikleri yeraltı şehirleri, daha sofistike hale geldi ve güvenlikleri arttı, 20 yıl önceki gibi değil. ➖ Yani Amerika Birleşik Devletleri, Hark Adası'nı ele geçirmeye çalışırsa, bu Hürmüz Boğazı'nı açmak için hiçbir işe yaramayacaktır. ➖ Burada eksik olan şey, askeri görevin net bir tanımıdır. ➖ Eğer görev, İran'ın bu boğazdaki seyrüsefer serbestisine müdahale etme tehdidini ve yeteneğini ortadan kaldırmaksa; bunu yapmak için en az 500.000 kişilik bir askeri güce ihtiyacınız olacak. ➖ Hürmüz Boğazı kıyısına çıkarma yapmanız gerekecek ve burası kuzeyden güneye yaklaşık 100 mil uzunluğundadır. ➖ Daha sonra içeriye doğru ilerlemeniz gerekecek çünkü dronların fırlatılabileceği dron sahalarını ve yeraltı füzelerinin fırlatılabileceği sahaları etkisiz hale getirmelisiniz. ➖ Ayrıca intihar botu olan insansız dron botlarının bulunduğu mağaralara da girebilmeniz gerekiyor. ➖ Manevra yapabilen sualtı dronları da var. ➖ Torpido taşıyan minyatür denizaltılar var. ➖ Tüm bunları ortadan kaldırabilmeli ve temizlemelisiniz, çünkü ancak o zaman sigorta şirketleri "tamam, gemileri sigortalayacağız" diyecektir. ➖ Çünkü İran'ın bir dron, bir roket, bir denizaltı veya bir mini denizaltı torpidosu fırlatma riski devam ettiği sürece boğaz kapalı kalacaktır. ➖ Dolayısıyla burada üç veya dört ay sürecek bir operasyondan bahsediyoruz.

Kuşçu

20,142 views • 4 months ago

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi ve Şubelerine, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıklamalarında yer alan “aile rehberi” kavramı, sosyal hizmet mesleği açısından önemli bir gündem maddesi oluşturmuş ancak henüz uygulamaya geçirilmemiştir. Bu kavramın hayata geçirilmesi aşamasında, sosyal hizmet uzmanlarının mesleki sınırlarını ve yetkinliklerini korumaya yönelik tedbirlerin alınması gerektiğine inanıyoruz. Aile Rehberliği ve Sosyal Hizmet Uzmanlarının Rolü Bakanlık tarafından önerilen aile rehberi sistemi, ailelerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve sosyal hizmetlere erişimlerinin kolaylaştırılması amacıyla tasarlanmaktadır. Ailelerin karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmek amacı taşıyan bu sistemin, sosyal hizmet uzmanlarının yetkinlikleri ve rolleri temel alınarak yapılandırılması önemlidir. Aile rehberliği; toplumsal sorunları analiz edebilen, birey ve ailelerin psikososyal ihtiyaçlarını doğru bir şekilde değerlendirebilen profesyoneller tarafından yürütülmesi gereken bir alandır. Bu bağlamda, sosyal hizmet uzmanları; ailelerin eğitim, sağlık, sosyal ilişkiler ve ekonomik destek ihtiyaçlarını bütünsel bir yaklaşımla ele alabilecek en donanımlı meslek grubu olarak öne çıkmaktadır. Ancak, bu kavramın net bir çerçevede tanımlanmaması, farklı meslek gruplarının bu alanda faaliyet göstermesi riskini beraberinde getirebilir. Mesleğimizi Korumak İçin Derneğin Rolü Daha önce “sosyal çalışma görevlisi” gibi kavramlar yoluyla yaşanan mesleki işgal deneyimleri, sosyal hizmet mesleğinin sınırlarının korunmasının önemini bir kez daha göstermiştir. Aile rehberliği kavramının benzer bir duruma yol açmaması için Derneğimizin aktif bir savunuculuk rolü üstlenmesi gerekmektedir. Özellikle şu konularda adımlar atılması gerektiğine inanıyoruz: 1. Mesleki Tanımlama ve Çerçeve Oluşturma: Aile rehberliği kavramının sosyal hizmet uzmanlarının yetki ve sorumluluklarını merkeze alacak şekilde net bir şekilde tanımlanmasına katkı sağlanmalıdır. 2. Bakanlık ile İletişim ve İş Birliği: Bakanlık ile iletişime geçilerek, sosyal hizmet uzmanlarının aile rehberliği uygulamalarındaki rolünün vurgulanması ve bu rolün resmiyet kazanması için iş birliği yapılmalıdır. 3. Eğitim ve Bilgilendirme: Sosyal hizmet uzmanlarının, aile rehberliği kavramı ve bu sistemin potansiyel uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacak eğitim programları düzenlenmelidir. 4. Kamuoyu Farkındalığı: Aile rehberliği hizmetinin sosyal hizmet uzmanları tarafından yürütülmesi gerektiğini vurgulayan farkındalık kampanyaları planlanarak, bu konuda toplum bilgilendirilmelidir. 5. Savunuculuk ve İzleme: Aile rehberi sisteminin hayata geçirilmesi aşamasında, sosyal hizmet uzmanlarının mesleki sınırlarını ihlal edecek uygulamalara karşı gerekli önlemlerin alınması için savunuculuk faaliyetleri yürütülmelidir. Sonuç ve Taleplerimiz Henüz hayata geçirilmemiş olan aile rehberi sistemi, sosyal hizmet uzmanlarının mesleki bilgi ve yetkinliklerini temel alarak yapılandırıldığında toplumsal fayda sağlayabilir. Ancak bu süreçte mesleğimizin sınırlarının korunması ve sosyal hizmet uzmanlarının bu sistemin asli aktörleri olarak tanımlanması kritik öneme sahiptir. Derneğimizin, aile rehberliği kavramını netleştirme ve sosyal hizmet mesleğinin korunması yönündeki çalışmalarını artırması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda gerekli görüşmelerin yapılması ve sosyal hizmet uzmanlarının haklarının savunulması adına güçlü bir duruş sergilenmesi gerekmektedir. Saygılarımızla. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Shuder Diyarbakır Shuder Ankara Şube SHUDER İstanbul Şube SHUDER Konya Şubesi SHUDER İZMİR ŞUBE SHUDER Öğrenci Komisyonu shuderhatay SHUDER Manisa Şubesi SHUDER ADIYAMAN ŞUBE Ramazan YUKSEL

Nitelikli Sosyal Hizmet X

12,416 views • 1 year ago

Başıboş #KöpekTerörü halk olarak top yekün mücadele etmemiz gereken, altında bir çok istismarcı bulunan can alan bir sorun. Farkedip mücadeleye başladığım 2022 yılı mart ayından itibaren bu sorunun Devlet eliyle ve kanun değiştirilerek çözülmesi gerektiğini söyledim. Konuyu mesleki olarak değil insan hakları ve hayvan refahının temini için insanlığa yakışan vicdani bir görev gibi görerek hareket ettim. Bir kaç mağdurun vekaletini almak yerine o sessiz yığınların dili olmaya çabaladım. Bana sorulan her soruya cevap vermeye çalışırken tüm takipçilerime yargı yolunu gösterdim. Benzer şekilde Sayın Av. Meltem Zorba da gece gündüz demeden çalıştı, hatta Meltem Hanım çok daha büyük özveri ile vekaletini aldığı bir çok mağdura vekil olarak da yardımcı oldu. 55 tanesi kendi adıma olmak üzere 200 den fazla şikayet dilekçesinin mağdurlarca Cumhuriyet Başsavcılıklarına verilmesi için gerekli yardımı yaptım. 2022 yılından bir örnek aşağıdadır. Söz uçar yazı kalır, şikayetlerinizi yapın! CİMER, Açıkkapı, savcılık, idare mahkemesi her yolu deneyeceğiz dediğimiz için dahi hakaretlere uğradık! “Yazdık da ne oldu” “Şikayet ettik de ne oldu” Sevgili Av. Meltem Zorba bu kez de yargı yolunda karşımıza çıkan engelleri aşmak ve Anayasa Mahkemesi na durumun ciddiyeti ve aciliyetini gösterebilmek için bireysel başvuru yolunu da denedi. Fakat hukuk derin bir deryadır, hatta okyanus! Olan olduktan sonra, azledersen paranı alırım, diyerek şikayetleri yapacak avukat çok bulunur! Mesele zarar oluşmadan kamu görevini yerine getirmeyen kamu görevlileri hakkında yaptığımız şikayetlerin yerini bulması, iddianameler düzenlenerek davalar açılmasını sağlamaktır! Sevgili Av. Meltem Zorba yı zoru seçtiği için tebrik ediyorum. Dezenformasyon diyerek araya giren şahsın huyudur Meltem Hanımı takip edip gölgesine sığınmak, bugün bin bir iftira ile karalanmaya çalışılan Güvenli Sokaklar Derneği Derneği’nin TBMM önündeki basın açıklamasına koşa koşa gelip Av. Meltem Zorba yanında görüntü verebilmek için Sayın Mehmet ALTUNTAŞ’ı Mehmet Altuntaş itişi de bugün yaptığının vücut bulmuş halidir. Herkes kendi işine baksın, bizler kanun değişmeli dedik, kanun değişti! Şimdi İl Hayvanları Koruma Kurullarından kanuna uygun kararlar çıkarak uygulamaya konuluyor! Köpekleri toplamayarak görev ihmali yapan yetkililerle ilgili ZARAR OLUŞMADAN cezalandırılmaları için yapılan suç duyurularında iddianameler düzenlemesi de uygulamada oturduğunda hiçbir açık kalmayacak. Güvenli Sokaklar Derneği misyonunu layıkıyla tamamlamıştır. Birbirinden değerli meslektaşlarım ve vatandaşlar parçalanmış çocuklara tazminat almak için değil çocuklar parçalanmadan kamu görevi ifa edilsin, etmeyen sorumlular cezalandırılsın diye yargı yoluna başvurabilir!

Devrim KOÇAK

11,771 views • 1 year ago

📍TBMM Genel Kurulu Bu kürsüye elbette, Diyarbakır’ın Milletvekili olarak çıktım. Ama her zaman övüneceğim kimliğim Diyarbakır’ın Kızı olmaktır. Bu konuşmayı da geçmişi yaralarla dolu ve bu günlerde fazlaca ümitli Diyarbakır’ın Kızı olarak yapacağım… Sizlerinde bu konuşmayı bu hassasiyetle dinlemenizi rica ediyorum. Takdir edersiniz ki; benim konuşmam Terörsüz Türkiye sürecine dair olacaktır… Malumunuz İçinde bulunduğumuz süreç bilinen yaraları sebebiyle en fazla Diyarbakır’ı ilgilendiriyor… Tabi ki; en başta annelerimizi… Bilinmeli ki; Bu ülke; Annelerin gözyaşı üzerinden değil duası üzerinden yükselecektir. Hepimizin bildiği gibi 30 yılı aşkın bir süreçte seçmen; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan için 230 milyon kereden daha fazla evet mührü basmıştır. Siyasi rakipleri için hayal dahi edilemeyecek bu mühür bereketi, Cumhurbaşkanımız için mazidir… Elbette; o bereketin artarak devamı en samimi, en içten arzumuzdur... Fakat o güne daha var… Meclisimizin çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu marifetiyle bu millet için paha biçilmez bir süreç yürütülmektedir. Yüce Meclisimizin sahiplendiği bu süreç büyük siyasi risklerin yanında cesaretle alınması gereken kararları da gerektirmektedir. Güçlü ve kararlı bir siyasi irade gerektiren bu süreci 2013 yılında; “çözüm için baldıran zehri içmek gerekirse biz o zehri içeriz” diyen Cumhurbaşkanımız ile ancak Devlet Bahçeli bilgeliği başlatabilirdi ve O başlatmıştır. Yarım asrı geçkin süre boyunca Türkiye’nin birliği, Bütünlüğü için düşünen, fikirler üreten Devlet Bahçeli… Türkiye’nin yarınları için taşın altına konulacak el bulunamadığı zamanlarda gövdesini taşın altına koymakta tereddüt etmeyen Devlet Bahçeli… Sayın Bahçeli’nin çağrısı ancak Abdullah Öcalan’ın cevabıyla amacına ulaşabilirdi ki… o da olmuştur. Abdullah Öcalan dışında; hiçbir muhatap o çağrıyı anlamlı kılamazdı… İşte bu şartlar altında bu ülke bu sorunu şimdi, bugün, bu meclis ve bu iktidarla çözmek zorundadır ve ikinci bir şansı yoktur. Bu iklim bir daha oluşmayacaktır ve ufukta bu liderlerin yerine ikamesi mümkün kimse gözükmemektedir… Hep birlikte; “ya şimdi ya hiçbir zaman” noktasındayız… Aksi halde bu millet hepimize cevabını veremeyeceğimiz şu soruyu sorar; Bu kadar can verdik, kaç can daha istersiniz… Ne olur… Uzatın ellerinizi… Cumhuriyetin ikinci asrı, birinci asrının en büyük sıkıntısından kurtularak başlasın… Ne kadar becerdim bilmiyorum ama, Diyarbakır’ın kızı olarak duygularına tercüman olmaya çalıştım… Siz yine de Diyarbakır’a gelin ve kendisinden dinleyin… Oradaki yaslı annelerin YAŞLI gözlerinde yeşeren ümidi görün… Bu da son sözüm olsun: O ümide kıymayalım. Ayrıca bu meselede kimse şehit ailelerini istismar etmemeli. Bir daha Şehit cenazesinin olmayacağı bir Türkiye arzusuyla tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. TBMM TBMM Genel Kurulu

Suna KEPOLU ATAMAN

181,797 views • 7 months ago

📍13.02.2024 tarihli “Bireysel Silahlanmanın Kontrol Altına Alınması Önergesi” üzerine TBMM Genel Kurulu’nda yapmış olduğum konuşmamdır. 📌Ülkemizde bireysel silahlanma her geçen gün daha büyük bir toplumsal şiddet öğesi ve tehdit olmaya devam etmektedir. Özellikle, son yıllarda gündelik yaşamda silahlı çatışma haberlerine ve silahlı olaylara kamuoyunda daha sık karşılaşmaktayız. 📌Ülkemizde silahla adam yaralama ve cinayet haberlerine tanık olmadığımız tek bir gün dahi yok. 📌Hangi haber sitesini açarsanız açın her gün mutlaka böyle bir habere denk gelirsiniz. Silahlar sokaklardan tutun işyerlerine, eğitim kurumlarına ve hastanelere kadar girmekte, vatandaşlarımızın yaşamına kastetmektedir. 📌Değerli arkadaşlar, daha dün Adana Büyükşehir Belediye Başkanının Özel Kalem Müdürü belediye binasında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti kendisine Allah’tan rahmet ve yakınlarına baş sağılığı diliyorum. 📌İşte ülkemizdeki kontrolsüz bireysel silahlanmaların sonuçları bunlar trafikte, işyerlerinde, belediyelerde, kamu kurumlarında, hastanelerde dahası her yerde her an birisi size bir silah doğrultabilir. 📌Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığının verilerine göre ülkemizde 20 Haziran’dan bu yana yapılan operasyonlarda tam 4 bin 999 ruhsatsız silah ele geçirilmiş. Ülkede kafası atan herkes mafyacılık oynar hale geldi. 📌İstanbul’da tekel büfelerinde yaşanan olaylar da durumu özetleyen en açık tablodur, sokaklarda kontrolsüz bireysel silahlanma, kaçak ve ruhsatsız silahlanma kaynaklı suç olayları her geçen gün artıyor. Kayıtsız ve ruhsatsız silahlanmalar yeterince tehdit oluştururken kayıtlı olanlarında bir kısmının yeterli psikolojik testlerden geçmemiş kişilere, kontrolsüzce ruhsatlandırmalar yapıldığı görülmektedir. 📌Bireysel silahlanmanın artmasıyla birlikte, cinayetler, gasp olayları ve diğer suçlar da artış göstermektedir. 📌Sokaklarda herhangi bir anlaşmazlıkta veya gerginlikte silahların devreye girmesi, hayat kayıplarına ve travmatik olaylara yol açmaktadır. Ayrıca, silahların yasadışı yollarla temin edilmesi, organize suç örgütlerini ve kaçakçılığı teşvik etmektedir. 📌Bireysel silahlanmanın bir diğer endişe verici boyutu ise gençler arasında yaygınlaşmasıdır. Genç yaşlarda silah kullanımı, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin zarar görmesine ve toplumsal değerlerimizin zedelenmesine neden olmaktadır. 📌Eğitim ve iş imkanlarının sınırlı olduğu yerlerde, özellikle kenar mahalleler diye nitelendirilen ekonomik olarak zayıf mahallelerde gençlerin suça yönelmesinde silahların etkisi büyük olmaktadır. 📌Ekonomik olarak büyük bir buhran yaşadığımız şu günlerde maalesef ki insanlarımızın sinir halinde ilk başvurduğu yol şiddettir. 📌Bu sorunla etkili bir şekilde başa çıkmak için hem hükümetin hem de toplumun birlikte çalışması gerekmektedir. İlk adım olarak, mevcut yasaların sıkı bir şekilde uygulanması ve denetlenmelerin arttırılması gerekmektedir. 📌Ruhsatlı silah sahiplerinin kayıt altında tutulması ve periyodik denetlemelerin sıkılaştırılması denetlenmesi çok önemlidir. Ayrıca, toplumda silahsızlanma ve şiddetin alternatif çözümleri konusunda mahalle mahalle, ev ev çalışmalar yapılarak farkındalık oluşturulmalı, rehabilitasyon süreci hanelere kadar inmelidir. 📌Değerli arkadaşlar, sizleri bu sorunu çözmek adına, birlikte çalışarak buradan çıkaracağımız kanunlarla, cezaların caydırıcılığıyla toplumumuzun güvenliğini sağlamak için birlikte mücadeleye davet ediyorum.

Doğan Demir

14,409 views • 2 years ago

Sayın Abdurrahman Yıldırım; Abdurrahman Yıldırım Sayın Serap Belet’ in Serap Belet #ParaGündem programında ele aldığınız Türkiye’ de emeklilik yaşının kadınlarda 60, erkeklerde 65 yaşına yükseltilmesi konusundaki görüşlerinizi aşağıda detayları verilen mağduriyet açısından yeniden değerlendirmenizi rica ederim. Yapılması planlanan düzenlemeyi ‘Zaten olması gereken, beklenen sistem’ diye ifade ederek, gelecekteki sosyal güvenlik dengesi açısından ve ‘kademeli emeklilik konusunu da ‘bunun sonu yok’ , şeklinde gerçeklikten uzak bir ifade kullanarak sorunun kaynağına inmeden değerlendirme yapmışsınız. Öncelikle Avrupa örneklerini gösterilirken sadece Avrupa’ daki yaşı örnek göstererek, Avrupa’ da akranlar arasında bu şekilde 17 yıl farkın hiç bir zaman oluşmadığını görmezden gelmektesiniz.‼️ Avrupa’da Yaşam standardı ve çalışma koşulları ayrı bir boyut.. Hangi Avrupa ülkesinde, yaşı küçük ve primi az olan emekli olurken, yaşı büyük ve primi fazla olan 10/15 sene fazla çalışmak zorunda bırakılmıştır. ‼️ Kademeli emeklilik konusuna gelince kademeli emeklilik talebi EYT örmeğinde olduğu sisteme bir anda 4 milyon emekli girmesine sebep olmayacağı için bütçeye bir yükü olmayacaktır. Sisteme her yıl kademeli geçiş ile 300/400 bin çalışanın ilave edilmesi hem bütçeye yük olma endişeni kaldıracak, hem de tüm sosyal güvenlik mağduriyetlerini çözerek adaleti sağlayacak bir sistemdir. 1999- 2008 arasında işe başlayan çalışanlar için talep edilen Kademeli Geçiş sistemi, son bir tarih içermesi gerekmediğinen akranlar arasında emekliliğe ulaşmada uçurum açılmayacak, makul, ölçülü ve adil bir geçiş sağlanmış olacaktır. Prime göre emeklilikte maaş sözünüze istinaden; 5975 günü borçlanarak dolduran 43 yaşında bir kişi emekli olabiliyorsa, 8/9000 primi doldurmuş çalışanların 17 sene daha çalışması size normal geliyor olamaz.‼️ En düşük emekli maaşı (12.500TL) ile hesap yapıldığında; 17 sene önce emekli olması nedeniyle toplam 2.500.000 TL fazla maaş alan akranlarımız ve küçüklerimizle aramızda oluşan bu maddi kaybı ne kadar maaş vererek kapatabilirler. Ayrıca biz 17 sene daha ayrıca prim ödemeye devam edeceğiz.‼️ Yasanın çıkacağı dönemde gerek basından, gerek siyasilerden gerek üst düzey yöneticilerden çoğu sırf kendileri de bu haktan yararlanacağı için, bu adaletsizliğe sessiz kaldı dediniz. Neden bir STK nın burada bir adaletsizlik var demesi gerekiyordu. Gün yüzü gibi ortada olan bir adaletsizliğe imza atılıyordu hem de sadece oy uğruna …. Biz EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ olarak daha 1 aylık bir STK iken çok itiraz ettik bir bahane ile örtbas etmeye çalıştılar. İtiraz eden CHP’li vekiller vardı yasa onaylanırken şerh düştüler, kademesiz geçiş olması adaletsizlik yaratır diye ama dikkate alındı mı tabiki HAYIR‼️ Sonuçta iktidar partisi yasa teklifi verdi, tüm partiler güle oynaya EVET oyu kullandı bu yasaya. Bu yasa geçerken Sgk bütçesi düşünülmedi mi❓ Çalışma Bakanı Vedat Bilgin Vedat Bilgin başta olmak üzere akademik kariyeri olan bir çok uzman bürokrat ve danışman komisyonda görev aldı. Şimdi gelinen noktada geleceği düşünmek için 1999/2008 arası çalışanları mı seçtiniz❓ Ama şu konuda size katılıyoruz. Sgk Sosyal Güvenlik Kurumudur. Yatırdığımız primlerin emanetçisidir ve zamanı geldiğinde karşılığını bize ödemek zorundadır.Bir kesime oy uğruna sana 17 yıl fazla maaş ödeyeyim demesi büyük adaletsizliktir.‼️ Türkiye’de de seçim zamanını geçirmek için anayasa mahkemesi süresini de hesaplayarak 3/3/2023 te alelacele çıkan yasanın sorumlusu biz değiliz Bakın şu anda Türkiye de bu adil olmayan yasa nedeniyle; 43 yaşında 5000 gün zor dolduran erkeklerin maaşını, 50 yaşında 8500 gün çalışan anneler ödüyor ‼️ Önce 1999/2008 arasına adil makul ölçülü bir kademe ile adalet sağlanacak. ‼️ Emeklilik reformu ayrı bir çalışma konusudur. Talebiniz olması halinde bu konuda en büyük STK olan EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ Emad Derneği Başkanı olarak sizinle görüşme sağlayabilirim. Saygılarımızla #KademeYoksaSeçimVar Habertürk HabertürkTV

Mihriban UĞURLU ⚖️

26,306 views • 2 years ago

TOPUK KANI GİBİ GENEL SAĞLIK TARAMA TESTLERİNE ZORUNLU DEMEK; 1-) ANNE BABANIN VELAYET VE TIBBİ MÜDAHALE RET HAKLARINI YOK ETMEK DEMEKTİR. 2-) BUNUN AMACININ; "SAĞLIK SEKTÖRÜNE İŞ TEMİN ETMEK" OLDUĞU AÇIKTIR! Sağlıklı her Çocuktan ZORLA test kanı almanın anlamı; -İstediğini hasta ilan etmek, (Testler ayarlanabilir-zaten ayarlanmasa da kesin ve hatasız sonuç vermiyorlar) -Hasta ilan ettiğine İstediği tedavi prosedürünü zorlamak, -Aile bu prosedürlere karşı koyarsa da onu yargı ile zorlamak, -Dolayısı ile bu test-tedavi prosedürleri ile çocuklar hasta olur veya ölürse sorumlu da olmamaktır! -Bu yetki kötü niyetli birilerinin elinde rahatça bir silaha dönüşebilir! DEVLET ELBETTE:"Anne-babanın; uyuşturucu, alkolizm, akıl Hastalığı gibi sebepler ile çocuğuna bakmaması, aç bırakması, terbiye sınırını aşacak şekilde dövmesi, çocuğu suça itmesi vs." İSTİSNAİ HALLERDE, "Türk Milleti adına" AİLEYE MÜDAHALE EDEBİLİR. Bu Milletimizin gelenek ve isteklerine de uygundur. (Ne yazıkki bu konularda pek müdahale göremiyoruz...) Ama bunların yapmaya çalıştığı şey; tıbbi müdahaleyi ret ve tedaviyi seçme haklarını anne-babadan alıp, ÖZELLEŞMİŞ, PERFORMANS-PRİM ODAKLI (İçinde "Yenidoğan Çetesi" gibi birçok çetenin bulunduğu) SAĞLIK SİSTEMİNE DEVRETMEKTİR... Yani çocuklarımıza (bir nevi) EL KOYMAK, onu sağlık sisteminin KOBAYI yapmak, RANTLARININ mezesi haline getirmektir. DEVLET DEVLET DEYİP DURUYORLAR??? Ancak Devlet insanlardan oluşur ve insanlar da hata yapabilir, satın alınabilir, tehdit edilebilir, hatta İhanet edebilir... (Devlet memurları meleklerden oluşuyor ise İdare Mahkemelerine ne gerek vardır...) Devlet bir toplumsal sözleşmedir, çatısı Anayasadır, amacı kamu hizmetlerinin organize bir şekilde yürütülmesidir, kısaca Devlet (Hükmü tartışılamaz, emri reddedilemez) bir Tanrı değildir, aksine Milletin HİZMETKÂRIDIR. (En azından böyle olmalıdır.) Millet de devlet görevlilerinin kölesi değildir. Millete rağmen kanun-kural olmaz! (Sorun bakalım millete zorla aşı-test kanı alınmasına rıza gösteriyormu?) Yani Bazı Sağlık Bakanlığı bürokratları (Ve fonlanan basın) "ÇOCUKLARIN İYİLİĞİ- ÜSTÜN YARARI VS." ajitasyonları ile ve iki prosedür icad ederek millete ZORBALIK YAPAMAZ! Böyle bir baskı en son NAZİ ALMANYASINDA GÖRÜLMÜŞTÜR! Bu gün Sağlık Bakanlığının; Sağlık Sektörü üzerinde çok zayıf bir denetim yetkisi vardır. Yani Bakanlık sistemi değil, sistem bakanlığı yönetmektedir. Sağlık Sistemi ise kendi kendini (SGK'yı da kullanarak) döndürmektedir. Bu sebep ile bu hukuksuz uygulamaya bazı Bakanlık bürokratının dahil olması; bu işi MEŞRU VE HUKUKA UYGUN HALE GETİRMEYE YETMEZ! Sağlık Sistemi (Özelikle Türkiyede) Global ellerce yönetilmektedir. O yüzden bunların Devletten kasıtları bence DSÖ ve fiilen kurulmuş olan Global Dünya devleti olabilir. DSÖ ve onu yöneten Uluslararası Siyonist Global Çeteler ise sağlık sistemini rantlayarak Dünya Nüfusunu (Özelikle Türkiye Nüfusunu) azaltmak istemektedir. Ve nitekim bu nüfus azalması gerçekleşmektedir de zaten! (Ama hangi kesimin nüfusu?) Milletimiz çok büyük bir tehlike altındadır, (Bahane bu olsa da) amaç çocuklarımızın sağlığı değildir! Çocuklarımız ne yiyor, ne içiyor diye düşünmeyen, bir bebe asprinini bedava vermeyen sistemin topuk kanı için yaptığı bu eşi benzeri görülmemiş baskı beni haklı çıkartmaktadır. (Bunların bizim çocuklarımızı bizden daha çok düşündüğüne inanan varsa beni dava etsin lütfen...) Netice olarak: İnsan haklarını yerle bir eden, insanı hukuken bir hayvan-kobay konumuna düşüren ve rant kokan bu BASKIYA NE PAHASINA OLURSA OLSUN BOYUN EĞMEYECEĞİZ. ÇOCUKLARIMIZ BİZİMDİR... (Bize Allahın emanetidir.) SİZE GÜVENMİYORUZ, SİZE TESLİM ETMİYORUZ, ALABİLİYORSANIZ ZORLA ALIN! 👇

Avukat Cüneyt Bülent Şeker

25,591 views • 1 year ago