Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

"Defol git buradan! Ben burada devlet için para harcıyorum, çekemezsin, yasak!" Önce Phaselis, şimdi de Milli Park bünyesindeki Küçük Çaltıcak Plajı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Halk Plajı yapılması için ihale verdiği firmanın çalışanlarının görüntü alan vatandaşa tavrı bu.

519,857 Aufrufe • vor 3 Jahren •via X (Twitter)

10 Kommentare

Profilbild von Yusuf Yavuz
Yusuf Yavuzvor 3 Jahren

2-Olay bugün Antalya Küçük Çaltıcak Plajı'nın girişinde yaşanıyor. Burası hem milli park hem de 2. derece doğal sit alanı. Kıyıya inen dev vinç kamyonunu gören bir vatandaş, Phaselis olayı da gündemde olunca görüntü almak için duruyor. O sırada çalışanların sesi duyuluyor.

Profilbild von Yusuf Yavuz
Yusuf Yavuzvor 3 Jahren

3-Ardından görüntü alan vatandaşın yanına gelen çalışanlar ellerinde sigarayla alandan uzaklaştırmak istiyorlar. Daha sonra ise en baştaki videoda "defol buradan, devlet için para harcıyoruz" diyen kişi geliyor. Anayasa'nın 56. Maddesi, devlete de vatandaşa da koruma ödevi verir.

Profilbild von Yusuf Yavuz
Yusuf Yavuzvor 3 Jahren

4-Küçük Çaltıcak, Beydağları Sahil Milli Parkı içerisinde ve Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescilli. Burada daha önce de bir işletme vardı ancak şimdi Bakanlık burada Halk Plajı işletmesi yapmak için 7 Aralık 2022'de ihale yaptı. Halka çemkirerek halk için plaj olmaz!

Profilbild von Yusuf Yavuz
Yusuf Yavuzvor 3 Jahren

5-Milli park bünyesinde yıllardır korunan bu bölgede bulunan Küçük Çaltıcak yakınında bir balıkçı barınağı inşa edilerek kıyı ve deniz ekosistemine zaten epeyce zarar verildi. Şimdi de halk plajı için sahaya kamyonlar iniyor ve alan bir süreliğine şantiyeye dönecek.

Profilbild von Haydar elms
Haydar elmsvor 3 Jahren

Video ve fotoğraftan rahatsız olanlar suç işlemeye meyilli kişilerdir kimsenin görmesini istemezler. Anlaşılan rant talanı çekmenizi istememiş.

Profilbild von asli altan
asli altanvor 3 Jahren

@nihatsirdar Finikeli Tüm Dostlara Yanı başımızda Phasalis teki Doğa katliamına dur demek için.. 04.03.2023 saat 12..00 da Finike Sosyal tesislerde buluşup..12:30 da Bölgeye hareket edeceğiz. Sıra Finikeye.. Güzelim koylarımıza da gelecek.... İleri de üzülmemek için bekliyoruz.

Profilbild von Ken Güçlütekmeᅠᅠ
Ken Güçlütekmeᅠᅠvor 3 Jahren

Bir türlü tabiata saygı duyarak iş yapmayı öğrenemedi şu millet. Halbuki dedelerimiz gayet iyiydiler bu konuda. Arada bi yerde bi kopukluk olmuş, para hırsı heryerini sarmış insanların

Profilbild von yesim_kurekci
yesim_kurekcivor 3 Jahren

@TCKulturTurizm @csbgovtr birşeyler yapmayı düşünüyor musunuz? Görev tanımızda bu alanları korumak yok mu!?

Profilbild von F.Güloglu
F.Gülogluvor 3 Jahren

Devlet için para harcamak mı? O ne ya, bedavaya mı yapıyorsun kardeşim 🙁

Profilbild von Tunç Ali Kütükçüoglu
Tunç Ali Kütükçüogluvor 3 Jahren

Halbuki devletin asli görevi doǧayı talan edip birilerinin rantına çalışmak deǧil tam tersi, koruyup gelecek nesillere bırakmak, bu güzelliklerden herkesin faydalanmasını saǧlamak. Bu dinci-talancı-betoncu neoliberal devlet anlayışından ve zorbalıǧından kurtulmalıyız.

Ähnliche Videos

Cihat Yaycı; ‼️ Yeniden Haçlı Birliği Ruhu İznikten Diriltilmeye Çalışılıyor ❗️Uyan Türk milleti, uyan! ❗️Uyan ve yarın saat 14.00’te İznik Ayasofya Camii’nin önüne gel, bu girişime dur de! Değerli Türk Vatandaşları, Türkiye’ye yönelik çok ciddi bir operasyon yürütülüyor. Bölücülük sadece PKK gibi terör örgütleri tarafından değil, aynı zamanda bir Haçlı zihniyetiyle Türkiye üzerinde ayrı bir proje üzerinden de uygulanıyor. Şimdilerde İznik’te bir ayin yapılması ve buraya Papa’nın davet edilmesi isteniyor. Bu ayini organize eden kişi, Türkiye’deki Fener Rum Patrikhanesi’nin başındaki patriktir. İnanılmaz bir durumla karşı karşıyayız. Fatih Kaymakamlığı'na bağlı bir imam seviyesindeki bir kişi, bir devlet başkanı statüsündeki Papa’yı Türkiye’ye davet ediyor ve diyor ki: “Gel, İznik’te 325 yılında yapılmış Konsil’i yeniden toplayalım, İncil’i tekrar ele alalım ve buradan yeni bir Haçlı ruhu doğuralım.” Doğu’da yeni bir Haçlı zihniyetinin doğmasını amaçlıyorlar. Bu ifadelerin tamamı Yunan basınında yer alıyor. İznik’te yapılacak bu ayinin “yeni bir Haçlı birliği” olacağı açıkça ifade ediliyor. Yeni seçilen Papa’nın Ortodokslara çağrı yapacağı ve bu çağrıyla birlikte “yeni bir Haçlı ittifakı” oluşturacağı söylenmektedir. Bu Haçlı birliği projesine maalesef devletin ilgili kurumlarının – özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın – bir kültür faaliyeti adı altında destek verdiği iddia ediliyor. Daha dün, yani 8 Mayıs 2025 tarihinde, bu kara papaz Yunanistan’a gitti. Ondan önce ise Antalya’da, papalık yetkileriyle gizli bir toplantı yaptı. Bu toplantıyı Yunan basınından öğrendik; Fener Rum Patrikhanesi’nin internet sitesinde dahi yer almıyordu. Antalya’daki toplantının temel konusu şuydu: “Bu topraklardan bir Haçlı ruhu nasıl yeniden doğurtulur? İznik’ten bu hareketi nasıl başlatırız?” Toplantı sonrası bu şahıs Atina’ya gidiyor, Yunanistan Başbakanı ile görüşüyor. Başbakan kendisini kapıda karşılıyor. Görüşme masasının bir tarafında Yunan bayrağı, karşısında ise ekümenik patrikhane paçavrası yer alıyor. Yani, bu şahsa bir devlet statüsü kazandırılmak isteniyor. Bu nedenle, yarın 10 Mayıs 2025 günü saat 14.00’te İznik’te, Ayasofya Müzesi önünde hep birlikte buluşacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve onun bölünmez bütünlüğüne gönül vermiş olan tüm vatandaşlarımızı, Atatürkçüleri, muhafazakârları, herkesin orada olmasını bekliyoruz. Bu bir milli birlik günüdür. Bu bir milli duruş günüdür. Ekümenikliğe, yeni Haçlı birliğine hayır deme günüdür. Burada çok önemli bir soru vardır ve bu soruyu özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yöneltiyoruz. Türk milletini uyandırmak için soruyoruz: Haçlılar kime karşı kurulmuştur? Türklere ve Müslümanlara karşı! Muhafazakâr bir hükümetin, bu Haçlı zihniyetinin yeniden Türkiye’de, hem de Osmanlı’nın ve Selçuklu’nun kök saldığı İznik’te tekrar dirilmesine izin vermeyeceğini umuyoruz, diliyoruz. Uyan Türk milleti, uyan! Uyan ve yarın saat 14.00’te İznik Ayasofya Camii’nin önüne gel, bu girişime dur de!

TÜRK DEGS / TURK MAGS

39,267 Aufrufe • vor 1 Jahr

🅾️Bakınız, Fethiye'deki aynı Çalış Plajı. ECRİMİSİL ödeyerek plajın sahibi olduğunu zanneden işletmeci, aslında bir dernek. ÇALIŞ DERNEĞİ adı altında dernek işletiyorlar. Ama dernek dediğiniz şey tüzüğünde "kamu yararına" ibaresi yazan oluşumlardır. Bunlar Dernek adı altında sahili işgal etmişler, ECRİMİSİL ödeyerek plaja çökmüşler, plajı kendi malları sanıp ahlaksızca milletten para topluyorlar, insanların plaja havlu sermesini engelliyorlar. Yerel bir TV kanalı da dernek başkanına mikrofon uzatmış, günah çıkarmasına vesile oluyor. Yani bakın bu rant düzenine herkes ortak... Yerel Halk, dernek, belediye, yerel tv kanalı. Hepsi yasanın çiğnenmesinden, sahillerin işgalinden para kazanıyor. ‼️Belediyeler, yahut il özel idareleri KANUNEN PLAJLARI KİRALAYAMAZ, KİRAYA VEREMEZ. Kıyı Kanunu bunu yasaklamıştır, zira Kıyılar Halka Aittir. 👉İşte bu kanunu çiğnemek, yasaya tecavüz etmenin de kolay yolunu bulmuşlar: ECRİMİSİL. 📌Önce Plajı kime, hangi çeteye tahsis edeceklerini belirliyorlar. Sonra o çete plaja gidip şemsiye ve şezlong koyuyor, baraka-kulübe inşa ediyor. Sonra çitle çeviriyor ve sezon geldiğinde de halktan para topluyor. 📌İlgili Belediye yahut Özel İdare bu işgalcilerden Ecrimisil bedeli alıyor. Yani aslında bunlara geçmişe dönük illegal işgal cezası kesiyorlar. İşgalci çete de bu ecrimisil ödemesini, plajın resmi kiralama belgesi olarak görüyor ve insanlara bunu gösteriyor. ‼️Aslında yapılan şey yasalara tecavüz etmekten başka bir şey değil. Kanun ECRİMİSİL yoluyla Baypas ediliyor. İnsanlar işgalci çetelere soyduruluyor. Malesef kamu kurumları da bu işe göz yumuyor, işgalcilerle ortak iş yapıyor. ⚠️UNUTMAYIN...!!! 👉Hiçbir Kamu kurumu ve Belediye sahilleri kiraya veremez, birilerine tahsis edemez. Kıyılar Tamamen Halkındır. ‼️Sizden ücret talep eden, geçişinizi engelleyen, plaja sokmayan işletmeler için derhal Kolluk Kuvvetlerini arayın, şikayetçi olun ve bununla ilgili tutanak tutturun ve ilgili tutanakla mahkemeye başvurun. ‼️Madem Devlet ve Belediyeler vazifesini yapmıyor, o halde mahkemeler vastasıyla sahillerimizi, plajlarımızı kazanmak bize düşer. #Fethiye #Muğla #Marmaris #kıyılarhalkındır #plajlarhalkındır #perşembe #Bodrum #hırtsorununuçözün #hırtişgali #hırttehciri #HerkeseEşitAdalet #çözümüyokmu #FCMvBJK #Ecrimisil #yangın #sahillerhalkındır

Volkan Giritli 🇹🇷🇦🇿

143,107 Aufrufe • vor 17 Tagen

METİNER AMACINA ULAŞTI Metiner için üzülmeyin, o amacına ulaştı. Burada en üzücü durum Dışişleri’nin eski bir milletvekili diye bilinen(!) bir “medya mensubu” için talebinin reddedilmiş olması. Halbuki.. ABD geçen yıl vize talep edenlerin, sosyal medya hesaplarında ABD ve İsrail konusunda yazıp çizdikleri YZ vasıtasıyla incelenecek demişti. Metiner başta, yazar çizer takımı ve muhalif partiler o zaman neredeydi? Belli ki Metiner ABD’den kendisine vize verilmemesini bir nişane olarak kullanmak için kumpas kurmuş. Buna da Dışişleri’ni alet etmiş.. O da bu oyuna düşmüş. Ancak siz.. Aşağıdaki samimi yorumcular.. Siz de da bu rutin metnin yıllarca kullanıldığından bihabersiniz. Yani şimdi.. Ben çıkıp tek başıma.. Önce devlet insanı sonra siyasetçi olarak dünya yuvarlaktır, dedim diye kızıyorsunuz. Neyse.. Mehmet Metiner'i Sn Hakan Fidan'a havale ediyorum. Trollere ve onlara yönetenlere gelince... AKP yöntemlerini taklit etmeniz sırıtıyor. Bu CHP'ye uymaz. Yazık edersiniz. Bu nedenlerle.. Bir önceki twitimin eleştiri içeren bölümünü tekrar yazarak trollere bin kez okuma ve alttaki videoyu yüz kez seyretme görevi veriyorum: Bunun ilk defa oluyormuş gibi paylaşılıp yayılması ayıp. ABD’lilerin yaptığı zaten çok ayıp. Eski bir milletvekilinin vize talebi bu şekilde reddedilen bir Dışişleri Bakanlığı'nın düştüğü durum başka bir ayıp. Özellikle köşe yazarları ve gazetecilerin araştırmadan bunu yayması çok çok ayıp.

Dr. Aytun Çıray

80,782 Aufrufe • vor 3 Monaten

Bugün Eskişehir’de olan hadise ile ilgili benim gibi gazi olan meslektaşımla görüştüm mesajını sizinle paylaşıyorum videosunu sizinle paylaşıyorum bu hal bilmez hukuk bilmez terbiyesizlerin bir an önce buradan gönderilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını talep ediyorum Gazsine şehit yakınına saygı göstermeyen sahip çıkmayan vatana hizmet etmiş sayılmaz hepimiz bu vatana hizmet etmekle mükellefiz. ‘06/10/2025(bugün) saat 10:30 sularında Eskişehir tren istasyonuna 10.44 istanbul yht seferine yetişmek için geldiğimde üzerinde engelli kartı olan şahsıma ait aracımı tcdd’nin otoparkına müsait bir yere bırakmak istedim. Engelli otoparkının olması gerektiği ve ben aracımı oraya bırakmak istedim(başbakanlık genelgesi mevcut) Gazi olduğumu aracımda engelli kartı olduğunu terör gazisi olduğumu söylememe ve bizzat kartımı göstermeme rağmen gazi olman beni ilgilendirmiyor buraya park edemezsin git nereye park edersen et şeklinde küstahça cevap aldım devamında diğer güvenlik tarafından darp edildim. Sana bu gaziliği de vermemeleri lazım neren gazi gibi ithamlarda bulunuldu. Devletimizin devlet övünç madalyası sahibi bir gazi olarak bu yaşadıklarım benim kanıma dokunuyor. Trene yetişmem gerektiği için seyahatim dönüşünde bu akşam bu kişilerden şikayetçi olacağım. insanı üzen nokta “Bizler bu insanlar için mi vurulup gazi olduk” düşüncesine sevk etmesi.’ Gereğinin ibret olacak şekilde yapılmasını bekliyoruz Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Eskişehir Büyükşehir Belediyesi T.C. Eskişehir Valiliği T.C. İçişleri Bakanlığı T.C. Cumhurbaşkanlığı TÜGŞAV Emma Saville Türk Polis Teşkilatı #GazineSahipÇık

S.SANCAKTAR

37,452 Aufrufe • vor 10 Monaten

▫️Bu hafta, Devlet Bahçeli tarafından gündeme bomba gibi düşen ve çok büyük tepki alan “Öcalan meclise gelsin ve PKK Terör ögütünün silah bıraktığını açıklasın” söyleminin hemen ardından şimdi de #tusaş “Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Aş” ye gerçekleşen terör saldırısı gündeme düştü. 🔹Bu bir tesadüf mü sizce? 🔹İnsanlara neyin mesajı verilmeye çalışılıyor? 📌Ben tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Topluma, kaos, gerginlik ve güvensiz ortam psikolojisi oluşturularak gündeme gelen barış sağlamazsak olacak budur algısını vererek bu söylemlerin toplum tarafından tekrar düşünün mesajı verilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Bakın bunu yapmazsak bugün burada yarın başka yerlerde olabilir algısı. 📌Saldırı için seçilen yere baktığımızda yine stratejik ve milli güvenlik sorununu ön plana çıkacak bir nokta. 📌Uzun zamandır toplum korku,baskı ve terör tehlikesi ile kontrol ediliyor. Ne zaman topluma kritik bir karar verme süreci yaklaşıyor o zaman sağda solda bombalar silahlar patlamaya başlıyor. Seçim süreçlerinde de defalarca kez yaşandı ve bu strateji tuttu. Halk düzen bozulmasın huzur olsun, istikrar olsun dedi ama herşey daha kötüye gitti. 📌Türkiye’de halkının sinir uçlarıyla oynanarak, insanların sınırlarını görmek istedikleri bir döneme girdik. Hepimiz için hayırlısıyla bu sorunların bittiği ve huzur içerisinde yaşadığımız günleride görürüz. 📌Terör örgütü lideri Öcalan, Mustafa Kemal Atatürkün kurduğu ne Türkiye Büyük Millet Meclisine girebilir ne de konuşma yapabilir. Türk halkının kırmızı çizgileriyle oynuyorlar ve çok büyük hata yapıyorlar. BAYRAK İNMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ‼️

Tarık Eroğlu

84,064 Aufrufe • vor 1 Jahr

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 Aufrufe • vor 11 Monaten

“Bu işte politikacıların, bürokratların olmaması mümkün değil. Bu kadar kara para dönüyorsa orada çok büyük mafya grupları vardır.” 👉 Timur Soykan, Haluk Levent olayında politikacı, bürokrat ve büyük mafya gruplarının olabileceğini öne sürdü: • Bu kadar paranın döndüğü bir yerde bunların fark edilmemesi mümkün değil arkadaşlar. • Yani bu işte politikacıların, bürokratların olmaması mümkün değil. • Çünkü para çok büyük. 70 milyon dolar, bir 70 milyon dolar daha. • Yani ortada para var, milyarlarca liralık transferler. • Birileri var bu işin içinde. Haluk Levent de diyor, “Söyleyeceğim ben o birilerini.” diyor. • Politikacılar, devlet kurumları diyor ama konuşturmuyorlar. • Şimdi bir de şöyle bir şey var. • Bakın, böyle tablolar gördüğünüzde şunu bilin. • Burada mafyasız olmaz bu iş. • Ortada bu kadar kayıt dışı para dönüyorsa, kara para dönüyorsa orada çok büyük mafya grupları vardır. • Çok büyük mafya grupları vardır. • O mafya grupları bu paralar için her şeyi yapar. O işi çözer, o paranın büyük kısmını da onlar alırlar. • En sonunda Türkiye’deki mafya ikliminin en beslendiği nokta işte bu işlerdir. • Büyük paralar olduğu zaman orada o işi çocuklar mahkemeyle çözmezler o işleri. • Kirli para çünkü sonuçta ortada olan ve o anlamda başka neler çıkabilir? • Ne tehditler çıkabilir, ne ölüm riskleri var, ne ölüm tehditleri çıkar. • Yani çok acayip, çok karmaşık işler çıkar buradan. • Buradan çok mağdur çıkar.

🎙️ Muhbir

10,771 Aufrufe • vor 1 Monat

📍#KCAER Kocaer Çelik Analiz 🗣️ Kocaer de 10 liranın altında kalıcı bir fiyatlanma beklemiyorum.Temel tarafa baktığımda, 9–10 aralığını net bir fırsat bölgesi olarak görüyorum. 🗣️Zaten bunu iki sene önce de söylemiştim: Bu hikâye 2026 ve sonrası hikâyesi. Çünkü 2026 itibarıyla Avrupa Birliği, çelik sektörüne yönelik çok ciddi çevresel düzenlemeler getiriyor.Yenilenebilir enerji kullanmayan, karbon ayak izini düşürmeyen şirketlere ek vergiler gelecek ve Avrupa’ya satış zorlaşacak. 🗣️İşte burada bu şirketin farkı ortaya çıkıyor. Çünkü bu konuda çok ciddi adımlar attı. Hatta işi bir adım öteye taşıyıp Kocaer Enerji’yi kurdu. Amaç çok net: 👉 Yenilenebilir enerji tarafında kendi kendine yeten bir şirket olmak. 🗣️Bunu defalarca konuştuk. Ve bu yatırımların meyvesinin 2026 ve sonrasında toplanacağını söyledik. Şimdi tam da 2026’ya yaklaşırken, teknik olarak dip bölge olan 9–10 aralığına gelmiş olması bana göre ciddi bir fırsat. Ben buradan sonra; •İhracat tarafında, •Nitelikli çeliğin satışlar içindeki payının artmasıyla, •Enflasyon muhasebesinin de bir noktada devreden çıkmasıyla, hem mali tablolarda iyileşme, hem de yeni bir yükseliş dalgası görme ihtimalini oldukça kuvvetli buluyorum. Yusuf Kaderli { Prof. Dr. Yusuf Kaderli } Perihan Tantuğ { Perihan Tantuğ } EKOTÜRK #ilkseans #borsa #bist Yayının Tamamı için: 📌 Burada yer alan değerlendirmeler yatırım tavsiyesi değildir.

Abdullah Canlı

32,851 Aufrufe • vor 7 Monaten

Dubai'deki ultra lüks bir otelin kahvaltı büfesi sosyal medyada gündem oldu. Dünyanın dört bir yanından lezzetleri, özel kahve kavurma alanlarını ve hatta şampanya eşliğinde istiridye istasyonunu barındıran bu kahvaltı, izleyenlerin iştahını kabarttı. "Burası hayatımda gördüğüm en çılgın açık büfe kahvaltı mekanı. Hadi size etrafı gezdireyim. > İlk olarak burada harika bir fırın bölümü var. Yani, bu nedir böyle? Şunlar benim favorim: bademli kruvasanlar. Günaydın, nasılsınız? > Ayrıca tamamen ayrı bir kahve alanları bile var. Ben az önce bir Freddo Espresso sipariş ettim. Tam olarak Kıbrıs’taki gibi servis ediyorlar. Burada koca bir kahve kavurma makinesi de var. Çok da güzel kokuyor. Freddo Espresso, değil mi? Evet. Güzel. > Her çeşit yoğurt, puding, beyaz çikolata, bitter çikolata... Hala kruvasanım var ama canım bunu da çok çekti. Arkadaşlar diyetteyim ama boşverin! Daha fazla muffin ve kruvasan... > Şimdi burada tamamen başka bir bölüm daha var. Yani sadece şu kısım, normal bir otelin kahvaltısının tamamı kadardır. Kimsenin kullanmadığı küçük bir alan sadece. Şuraya bakın, köşede koskoca bir pizzacı var! Kendinize birkaç dilim pizza alabiliyorsunuz. Burası kelimenin tam anlamıyla cennet. > Şimdi işler daha da lüks bir hal alıyor; balık seçkisi. Midyeler var arkadaşlar. Yanında bir şişe şampanya da... Normalde bunu kendim asla sipariş etmezdim ama şimdi deneyeceğim. Günaydın, bir tane alabilir miyim lütfen? Hangisinden? Bilmiyorum. Teşekkürler. Tamamdır. Bunu rezil olmadan yemeye çalışalım. *(İstiridyeyi yer, limon sıkar)* Tamam, ben Freddo kahveme geri dönüyorum. > Bu, her gün böyle kahvaltılar yapabilmek için gerçekten çok zengin olmamız gerektiğine dair bir işaret. Düşünsenize... > Trüf peynirli çırpılmış yumurta. Bu iyi görünüyor. Ayrıca buradaki tüm insanların çok çılgın saatleri var. Gelip sadece bir tane kruvasan yiyorlar. Ben olsam bütün gün burada kalırdım dostum! Ah, Hint yemeği bölümü, tamam. Butter chicken, chicken tikka masala... Chicken tikka masala'yı severim. > Mekan o kadar büyük ki, diğer uca ulaşmak için 200 metre yürüdüm. Ve burası muhtemelen hayatımda gördüğüm en büyük ve en havalı meyve barı. Taze meyve suları, kereviz sapı, her çeşit meyve... Bali'deyken çok sevdiğim ejder meyvesi de var. > Şimdi yapacağım şey, biraz kahvaltı edip burada takılmak, kitap okumak, biraz çalışmak ve güne başlamak."

Netlog Medya

14,067 Aufrufe • vor 1 Monat

Runes ağı #Testnet airdrop Rune PROFESSIONAL Marketing ARM 🧵 Like & RT & Yer işaretlerine ekleyin Runes tarafına odaklandım size early kere early fırsatlar getirmeye devam ediyorum. Bakın karışık zor, anlaşılmaz gelebilir ama para burda, sebebi de şu, balinalar buraları iyi bilmez, buraları erken keşfedemez, biz onlardan önce alıp yada airdrop alıp, onlara pahalıdan satacağız Şimdi RunePro projesi ne işe yarıyor? Biz buradan neler edine ve kazanabiliriz, o sorularınıza işık tutacağım. İlk soru: RunePro Nedir ve ne işe yarar? RunePro Runes ağı üzerinde çalışan ve hizmet veren bir merkezi olmayan borsadır. Evet, Ordinallerden farklı olarak Runes ağı AI kategorisinden RWAya kadar herşeye adapte olabilir. İşte bu yüzden ben hype'lıyım. Bunun bir diğer örneklerinden biri de Runes ağı üzerinde merkeziyetsiz borsanın inşa edilebilmesidir. Şuan Testnette ve uygulamaya girerek her fonksiyonu kullanmamız ve puan toplamamız lazım. Muhtemelen bu platform da kendi token'ini çıkaracak ve puan sistemi de bizi ödüllendirmek içindir. 🔗Link: Siteye gidin, Unisat veya Xverse gibi cüzdanları kullanarak bağlanın. Fakat burada sizin ihtiyacınız olacak şey, test Bitcoinleridir. Almanız için de CoinFaucet kullanabilirsiniz. Fakat burada Testnete geçtikten sonra Taproot adresinizi değil, Native Segwit adresinizi Faucet'e yapıştırmanız lazım, yoksa gelmez. 🔗Link: Devamında uygulama üzerinde sol tarafta trading yaparak PENG, GUİN, SATS ve s. alıp satabilirsiniz. Burada emirler oluşturabilirsiniz. 2 tane Ordinal satın aldığınızda puanlarınız 127ye ulaşıyor. Bunun dışında aldıklarınızı geri satmaya da çalışın. Çünkü burada puanlar buradan gelecektir. Unutmayın, faucet günde bir kez 0.0001 BTC veriyor ve siz de günlük ortalama 127-150 puan kasabiliyorsunuz.

mufettis 🐋

33,203 Aufrufe • vor 2 Jahren

Rabbim ruhunuza merhamet etsin; siz ve sizin gibi düşünenler için üzülüyorum. Allah "Rahman ve Rahim olandır." Keşke, Allah'a her iman eden kişi bu keramet dolu sözcüğün mânâ ve önemini bilseydi.. İki hoca da Hoca burada Nur Suresi 5. Ayeti pas geçmiş gözüküyor. "Ancak bundan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler hariçtir" Tüm zina ayetlerini toplayıp baktığımızda şunları görüyoruz: İlk başta uyarı, tevbe çağırısı, sonra ceza. Zina suçunda önce tevbe etme yolu açıktır. Devam eden icin ev hapsi uygulayın der. Sonra 100 celde denir. Özellikle kadın için 4 şahit ister Kur'an. Madem Kur'an'ı ciddiye almıyorsunuz alın size incil'den bir alıntı ve Halife Ömer'e ait bir kıssa! Ve İsa dedi ki; "ilk taşı günahı olmayan atsın!" Hepsi ellerindeki taşları yere attılar ve dediler ki; "sen günahsızsın ilk taşı sen at!" İsa dediki; ben de atmıyorum!!! Sonra zina suçuyla getirilen kadıncağıza şöyle dedi; "Allah'tan af dile ve git buradan ve kendine yeni bir hayat kur" Yuhanna İncili 8. Bölüm Bir adam Halife Ömer'in yanına geldi. Bir problemim var, çözemedim, bana yardım eder misin, dedi. Ömer anlat deyince de anlatmaya başladı: "Benim bir kızım vardı. Onu cahiliye döneminde diri diri gömmek için toprağa koydum. Sonra da ölmeden çıkardım. Daha sonraki yıllarda önemli bir yanlışlık yaptı, zinaya düştü. Yaptığı bu yanlışlık onu o kadar sıkıntıya düşürdü ki, intihar etmeye yeltendi. Damarlarını kesti. Onu zor kurtardık. Kızım bu hadiseden sonra tövbe etti. İyi bir yönelişle Allah'a yöneldi. Şimdi ise kızıma bir talip çıktı. Onu evlendireceğim. Kızıma talip olanlar ise bu olaydan -zinadan- haberdar değiller. Şimdi sana soruyorum ey müminlerin emiri! Ben ne yapayım? Damat olacak kişiye, kızımın bu olayını anlatayım mı yoksa susayım mı?" Kızın babasını büyük bir dikkat ve sabırla dinleyen Ömer, kızın yaptıklarını deşip hiddetleneceğine adama şöyle seslendi: "Adam! Allah'ın örttüğünü, ortaya saçmadığını sen mi deşifre edeceksin? Allah'a yemin ederim ki, böyle bir şey yaparsan yani kızının açığını yayarsan seni bu ülkenin insanlarına rezil ederim. Git ve kızını başından hiçbir olay geçmemiş namuslu bir kadın gibi evlendir." (İbnül Cevzi, Menakıbı Ömer, s. 169)

Mustafa Alpay

10,449 Aufrufe • vor 1 Jahr

📍Doğayı talan eden sermaye rantı bu sefer de #Hopa ‘da bir can daha aldı! Bu ülkede yaşanan hak ihlallerinin cezasızlıkları sürdükçe, yürekli insanların yaşamdan koparılmalarının da sonu gelmeyecek. #Artvin #Hopa Cankurtaran mevkiinde doğa turizmi adı altında orman parkı projesi için ihale yapıldı. Köylüler doğa turizmi adı altında ormanın talan edileceğini öğrenip, projeye karşı gerekirse nöbet de tutacaklarını ifade ettiler. Köylülerin bir endişesi de ihaleyi alan grubun daha önce taş ocağı ihalesi aldığı, ancak o projenin direnişle engellendiği, orman parkı denilerek başlanarak köyde taş ocağının da kurulmasıydı. 9 Ağustos’ta projeye karşı bilgilendirme toplantısı yapıp projeye geçit vermeme kararı almışlardı. Orman parkı projesi için iş makineleri ormanlık alana girince köylüler kesim ekibine müdahale etti. Ormanlarının kesilmesini istemediklerini, buna izin vermeyeceklerini ifade eden köylüler iş makinelerine engel olmaya kalkınca şirketle bağlantılı M.U. isimli şahıs köylülere silahla saldırdı. Saldırıda üç kişi yaralandı. Hopa Devlet Hastanesi’nde tedavileri sürerken kimseye zarar gelmesin diye kendini silahın önüne atarak yaralanan #ReşitKibar tüm müdahalelere rağmen malesef yaşamını yitirdi. 1’i özel gereksinimli, 3 evlat sahibi #ReşitKibar ‘ın geride kalan ailesine sabır ve bu uzun maratonda mücadele azmi diliyorum. Kendi yaşadıklarımdan pay biçmek ve uyarılarda bulunmak isterim; 📍Bu meselenin hızla çözüme ulaşması için acil kamuoyu yaratılmalıdır, 📍Davaya bakacak olan savcı dahil tüm hukukçuların araştırma ve takipleri yapılmalıdır, 📍Şirketin ticari / siyasi ilişkileri incelenmelidir, 📍 Şirket herhangi bir yıldırma politikası (tehdit, şantaj vb.) izlemeden önce veya itirafçı/görgü tanığı vb. kişilere para ödeme yöntemine başvurmadan önce gerekli belge ve deliller toplanmalıdır, 📍Köylü veya aile tüm baskılara rağmen şimdi birbirine daha sıkı kenetlenmeli ve cesur davranmalıdır. Kimse bildiğini, gördüğünü saklamamalıdır! #AliUlviAysinBüyüknohutçu #BüyüknohutçuDavası #BüyüknohutçuCinayeti #MetinLokumcu

Emine Büyüknohutçu 🌿

14,441 Aufrufe • vor 1 Jahr

Oytun Erbaş, Almanya'da karşılaştığı gurbetçi ile arasında geçen diyaloğu anlattı: ◽️Geçenlerde 80-90'lı yaşlarda bir ablamız "Ya oğlum, biz buralı değiliz. Hamburg'dan geliyoruz. Ama Türkiye'ye gidiyoruz, Türkiyeli de değiliz" dedi. ◽️"Türkiye'de bize gurbetçi diyorlar, burada da Alman değiliz" dedi. "Türkiye'de Türk değiliz. Arada kaldık" dedi. Boş verin, biz onları öyle görmüyoruz. ◽️Ben her zaman yurt dışında yaşayan Türklerin şöyle bir önemi olduğunu düşünüyorum. Oraya gidip bir kültür transferi yapıyorlar. Oradan bize kültürü getiriyorlar. Her şeyi getiriyorlar. Sonuçta bir de orada üreyip çoğalıyoruz. Yani biz Avrupa'yı bir nevi Türkleştiriyoruz. Bizim için o nedenle önemli. ◽️Bir de Avrupa'da yaşayan Türkler daha milliyetçi. Çünkü uzakta oldukları için memleketini, milletini, Türklüğü daha çok seviyorlar. ◽️Almanya'da, yurt dışında her yere gittiğimde şöyle; Onlar o kadar milliyetçiler ki... Bir de insanlar namazında, niyazında. Tam Türk-İslam sentezi insanlar. Ve ülkelerini çok seviyorlar. ◽️Ben yurt dışına gittiğim zaman daha çok gururlanıyorum. Onları görünce Türklere karşı güvenim kat be kat artıyor. Çünkü ülkelerine daha bağlılar. ◽️Yani ben desem ki, "Milli kalkınma hamlesi olacak, şu olacak, bu olacak." Önce gurbetçiler gelirler. Yani para da yatırırlar, yürek de yatırırlar. Gerçekten ülkelerini seviyorlar.

ENSONHABER

93,436 Aufrufe • vor 1 Monat

📌 TÜGVA ve Büyükşehir Belediye Yetkililerinin "Umre" Gezisi Skandalı ➡️ Manevi Yolculuk Adı altında kamu mallarına soygun mu? Van'dan Başlayan Şüphe Bulutları: İhale Yolsuzluğu ve Lüks Umre TatiliVan Büyükşehir Belediyesi'nde skandal üstüne skandal! Daha önce duyurduğumuz gibi, Büyükşehir Daire Başkanı ve TÜGVA Lise Koordinatörü Öner Çayırlı'nın eliyle yürütülen bir ihale, Meşale Kültür Sanat Organizasyon firmasına tam 631 bin 800 TL'ye verilmişti. Bu ihale, belediyenin kültür-sanat etkinlikleri için ayrılan kamu parasının, şeffaflıktan uzak bir şekilde yakın çevrelere aktarıldığının en somut kanıtı. Peki, bu para nereye gitti? Etkinlikler mi yapıldı, yoksa ceplere mi indi? Kamu denetçileri nerede? Vatandaşın vergisiyle finanse edilen bu "organizasyon"un detayları hâlâ muğlak – ve bu, sadece buzdağının görünen yüzü!Ama asıl bomba şimdi patlıyor: TÜGVA yönetim başkanı Hamza Sığınç ve TÜGVA üyeleri, aileleriyle birlikte "umreye hac"a gittiler! Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar ve videolar, lüks otellerde, Kâbe önlerinde poz veren bu "manevi kafileyi" gözler önüne seriyor. Aralarında Öner Çayırlı'nın kız kardeşi Sabriye Çayırlı'nın da bulunduğu bu grup, sanki sıradan bir tatil değil, adeta bir "aile şirketi" gezisi gibi davranıyor. Peki, bu lüks umre masrafları –ki bir kişi için 2025 fiyatlarıyla en az 60 bin TL'yi bulan uçak, otel, transfer ve rehberlik giderleri– kim tarafından ödendi? TÜGVA'nın "gençlik vakfı" bütçesinden mi, yoksa yine Van Büyükşehir Belediyesi'nin kasasından mı fatura edildi? Yoksa o 631 bin TL'lik ihale parası, bu "hac" tatiline mi dönüştü?Sert Gerçek: Kamu Parası ile Peygamber Yolculuğu mu Yapılıyor?TÜGVA, gençlere eğitim ve manevi destek vaadiyle kurulan bir vakıf. Ama son yıllarda, ihalelerdeki "yakınlık" ilişkileri ve kamu kaynaklarının vakfa aktarılması iddialarıyla nam saldı. Öner Çayırlı gibi hem belediye bürokratı hem vakıf koordinatörü olan isimler, bu ikili rolüyle tam bir "çıkar ağı" örüyor. Hatırlayın: TÜGVA, İstanbul Sözleşmesi tartışmalarından, deprem yardımlarındaki usulsüzlüklere kadar pek çok skandala bulaştı. Şimdi de Van'da,Hamza Sığınç aile üyeleriyle umre keyfi! Bu, gençlerin geleceğine yatırım mı, yoksa yönetici elitlerin cebine ve tatiline mi? Maliyet Hesabı Yapalım: Bir umre paketi (ekonomik sınıf bile olsa) 50-70 bin TL arasında. Kafilede 10-15 kişi varsa, toplam masraf milyon TL'leri bulur. TÜGVA'nın bağışları mı kullanıldı, yoksa belediye bütçesinden "kültürel etkinlik" kisvesi altında mı? Sabriye Çayırlı gibi aile üyelerinin dahil olması, bu gezinin "kamu yararı"ndan uzak, nepotizm kokan bir aile pikniği olduğunu bağırıyor! Sosyal Medya Delilleri: Paylaşımlarda Kâbe önü selfie'si, lüks iftar sofraları... Ama Van'daki gençler işsizlikten kıvranırken, bu "hac" heyecanı mide bulandırıyor. ➡️ Büyükşehir'in Rolü: Belediye, ihalelerde Çayırlı gibi isimlere alan açarken, şimdi umre faturasını da mı kesti? 631 bin TL'lik Meşale ihalesi gibi, bu da "organize" bir usulsüzlük zincirinin halkası mı? 📍Yeter Artık! Denetim Çağrısı ve Halkın Uyanışı Şart: Bu rezalet, Türkiye'nin "vakıfçılık" kisvesi altındaki yolsuzluklarını özetliyor: Kamu parası, ihalelerle vakıflara akıyor; vakıflar da yöneticilerine ve ailelerine lüks tatiller! Öner Çayırlı'ya ve Hamza Sığınç'a sesleniyoruz: Bu umre dualarınız, Van halkının hakkını gasp ettiğiniz için makbul mü? Sayıştay ve T.C. İçişleri Bakanlığı nerede bu denetimler? Vatandaş olarak bizler, bu "manevi" soyguna sessiz kalmayacağız! T. C. Hâkimler ve Savcılar Kurulu @ozgurcelikchp

Zewe_Akay

31,136 Aufrufe • vor 8 Monaten

Turizm demek gösterişli yapılar, betonlaşma, yükselen duvarlar ve aşırı bakımlı mekanlar değil. Bir yere hiç müdahale etmeden, doğal haliyle koruyarak da dünyanın en cazip turistik alanı haline getirebilirsiniz! İşte Time Out'un “Dünyanın en güzel yürüyüş rotası” olarak listelediği LİKYA YOLU bunun bir örneği. Fethiye’den Antalya’ya uzanan yaklaşık 540 kilometrelik Likya Yolu, antik Likya uygarlığının ticaret ve iletişim ağlarından bugüne kalan bir kültürel peyzajdır. Modern dünyada ise bu yol, DEGROWTH yaklaşımının sahadaki en somut örneklerinden biridir. Daha fazla turist, daha fazla tesis, daha fazla tüketim değil; daha AZ MÜDAHALE müdahale, daha uzun ömür ve daha DERİN DENEYİM sunar. Likya Yolu, turizmin merkezileşmeden de mümkün olduğunu gösterir. Büyük oteller, kapalı tatil köyleri ve her şey dahil sistemler yerine KÖY PANSİYONLARI, yerel üretim ve küçük ölçekli ekonomik döngülerle var olur. Bu yapı, hem doğayı korur hem de gelirin yerelde kalmasını sağlar. Degrowth perspektifinde mesele büyümek değil, sürdürülebilir kalmaktır. Likya Yolu tam da bunu yapar. Yolu yürüyen kişi tüketici değil, geçici bir misafirdir. Doğaya iz bırakmadan ilerler, tarihi bir dekor olarak değil yaşayan bir hafıza olarak deneyimler. Bu rota, kültürel mirasın betonla çevrilerek değil, gündelik hayatın içine dahil edilerek korunabileceğini gösterir. Olympos, Patara, Xanthos, Myra ve Simena gibi alanlar, kitlesel turizme açılmadıkları ölçüde anlamlarını korur. Koruma, burada yasak koymak değil, sınır bilmektir. Sürdürülebilir turizm açısından Likya Yolu, yerel yönetimler için de önemli bir ders sunar. Altyapı, yönlendirme, bakım ve denetim kamusal sorumluluktur. Ancak yönetim, merkezi ve yukarıdan değil; yerel halk, sivil toplum ve yürüyüşçülerle birlikte yapılmalıdır. Bu yaklaşım, turizmi kırılgan bir sektör olmaktan çıkarır. Uluslararası saygın yayınların Likya Yolu’na duyduğu ilgi de tesadüf değildir. Time Out tarafından dünyanın en güzel yürüyüş rotası olarak gösterilmesi, Lonely Planet ve National Geographic Traveler tarafından kültür ve doğa dengesinin örneği olarak sunulması, bu yolun büyümeden değer üretme kapasitesini doğrular. Likya Yolu, daha azla daha iyi bir yaşamın mümkün olduğunu hatırlatır. Hızın değil ritmin, tüketimin değil temasın, fethetmenin değil eşlik etmenin yoludur. Bugün korunması gereken şey yalnızca bir yürüyüş rotası değil, başka bir turizm ve kalkınma anlayışının canlı kanıtıdır.

Seda Kaya Ösen

136,155 Aufrufe • vor 6 Monaten