正在加载视频...

视频加载失败

Deniz Akkaya’dan çok konuşulacak iddia! Katıldığı programda Nevşin Mengü ile geçmişte yaptığı bir görüşmeyi anlatan Akkaya, Haluk Levent hakkındaki iddialarının Mengü tarafından engellendiğini öne sürdü: "Bana dedi ki; 'Seçimleri etkiler. Söylemeyelim, konuşmayalım.'"

364,480 次观看 • 26 天前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Hocanın naifliği akıl sınırlarını zorlar boyutta. Hala "Haluk Abi yapmaz" diyor. Bilim adamı olarak yol gösterici olması beklenen bu insanların ferasetsizlik seviyesi üzücü gerçekten. Ancak madem vakit ayırıp uzun yazdınız ben de uzunca cevaplayayım: -"Bu proje için herhangi bir bağış toplanmamıştı" demişsiniz. Bizzat katıldığınız programda Fatih Altaylı "Bu parayı ne kadar zamanda toplamayı planlıyorsunuz" diye soruyor. Haluk da "2-3 ay içerisinde" diyor. Yetmiyor finansal akarı nereden olacak deyince de bizzat sizler yandan Bursa Ticaret Odası diye ekliyorsunuz. Halktan bağış alımına sürekli açık bir derneğin zaten reklamını yaptığı projeler sonrasında insanların yardım yapmadığını iddia etmek safdillik en basit tabirle. O çıktığınız yayını izleyip cep telefonundan anlık AHBAP'a bağış yapan insanlar olmadı mı yani? Onların bağışı bağıştan sayılmıyor mu? Ki birkaç ay öncesinde (24 Ekim) aynı projeyi BABALA kanalında da anlatıp "PARA LAZIM" da diyor açık açık Haluk (videoyu koyuyorum) -2022 öncesinde Haluk Levent menemen yapıp şarkı söylüyordu, bu kadar büyük finansal boyutu yoktu demişsiniz. Bu da doğru değil. Bizzat Haluk Levent 28 Kasım 2019 yılında katıldığı Katarsis isimli programda "Ahbap platformunda yılda belki 100 trilyon para vardır" diyor (linki koyuyorum izleyebilirsiniz = ) 2019 yılının 100 milyon lirası bugünün 800-900 milyon lirası. Yani iddia ettiğiniz gibi ufak bir dernek değildi AHBAP 2022 yılında da. -Haluk Levent ile ilgili de halen daha "Aşırı iyi kalpliliğine şahidim" demişsiniz. Buna artık izah ederek vakit kaybına ihtiyaç duymuyorum. Islah olmuyorsunuz. Paranızı kumarhanede çarçur etmiş, hadi neyse onu yedirdiniz kendinize. Sizin emekler çöp oldu ya. O kadar vakit harcadınız boşa gitti. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor gerçekten merak ediyorum halen daha adamı aklamaya çalışırken?

Redmaner

114,382 次观看 • 29 天前

İDDİALAR ÇOK VAHİM GÜRSEL TEKİN : “CHP’YE YAKIŞMIYOR” CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, İmamoğlu'na yönelik olarak devam eden casusluk soruşturmasına ilişkin ilk kez konuştu.. Tekin, "Dosya açılmadığı için herhangi bir arkadaşımı zan altında bırakmak istemiyorum.. Hiç bir arkadaşıma ajanlık yakıştıramam ama iddialar da çok vahim." dedi RÖPORTAJ: ERSOY DEDE KAMERA: DİDEM DEDE PARAYI KİM VERİYORSA BENİ DE O ENGELLİYOR CHP'ye yakın televizyon kanallarının kendisine ambargo uygulamasına da değinen Gürsel Tekin, "Beni eleştirebilirler. buna diyecek sözüm yok. Ama çıkıp bana namussuz diyorlar. Hem de benim gibi partinin içinden yetişmiş birine partiye sonradan gelmiş kişiler söylüyor bunu." diye konuştu. Söz konusu televizyonların yöneticileriyle temasa geçtiğini de anlatan Tekin, "kendimizi savunmamıza bile izin vermiyorlar. Hayatımızda bir kısım medya mensubuyla geçmişe dönük dostluklarımız var. Çok üzmek isterim ama içim el vermiyor. Kendi savunmamızı yapalım dedim çıkarmadılar. Ben de yasal haklarımı kullandım. Şimdi çıkacağım., siz Aziz İhsan Aktaş’ın iş ortaklarını çıkarttınız bana namussuz dediler. Cevap verelim dedim izin vermediler. Kendilerine özgür medya diyorlar, değiller." ifadelerini kullandı. Tekin, mahkemeden cevap hakkı için karar çıkarttığını belirterek kendisine ambargo koyduranların ise kanalları fonlayan yapılar olduğunu söyledi ancak isim vermedi.. KILIÇDAROĞLU VE ÖZEL'İ AYNI EVDE BULUŞTURACAKTIK Gürsel Tekin, çağrı heyeti teklifi kendilerine ilk geldiğinde bir arabulucu görevi üstlenmek istediklerini anlattı. "İlk bu teklif bize geldiğinde bizim bir başka misyonumuz olmalı. Bir an önce sayın Kılıçdaroğlu ile sayın Özel'i aynı evde bir araya getirmek istedik. Bu kadar iyi niyetli çabamızı bizi suçlayarak berhava ettiler." dedi. SATILACAK OLSAK CHP'DE SATILIRDIK Gürsel Tekin, bu süreçte AK Parti ile işbirliği yaptığı iddialarına da sert tepki gösterdi: "Diyorlar ki, bunlar AK Parti'ye satıldı mı? Bizim bir fiyatımız yok. Satın alınabilecek bir ürün olsak CHP’de satın alınırdık. Neden dışarıya gidelim." PARAYLA HABER YAPAN GAZETECİLERİ BİLİYORUM Gürsel Tekin bazı gazetecilerin maaşa bağlandığını da iddia ederek “Parayla haber yapıyor olabilirsiniz, maaş alıyor olabilirsiniz. Ama en son laf söyleyeceğiniz adamı hedef alıyorsunuz. Masak raporlarında bunlar belli." dedi. TAMAMI YOUTUBE KANALIMIZDA 👇🏻

Ersoy Dede

57,553 次观看 • 9 个月前

UĞRADIĞIM SALDIRI İLE İLGİLİ TÜM DETAYLARI AÇIKLIYORUM: Akıllarınca beni küçük düşürmek için beş kişinin saldırısından kaçtığım videoyu paylaşarak, kaçmış olmamla alay ediyorlar. Oysa aklı olan ve strateji bilen biri beş kişiyle kavgaya girmek yerine kaçması gerektiğini bilir. Akiller buna mantık, aptallar korkaklık der. Dün o meydanı çeken kameraları aramak için aynı mekana gitmiştim fakat alanı çeken kamera bulamamıştım. Allah'ın sevgili kuluyum ki bizatihi kendi elleriyle çektiği videoyu paylaşarak aradığım delili tam da onlar bana sağladılar. Benim çekmiş olduğum videoyla bunu birleştirdiğimde bütün taşlar yerine oturuyor. Bu saldırının planlı, örgütlü ve organize bir şekilde yapıldığı çok net bir şekilde görülüyor. Savcının tespitini kolaylaştırmak adına altın değerinde bir video kaydı. Şimdi akıl ve mantıkla düşünülebilen herkese önce videoyu izlemelerini sonra şu soruyu sormalarını istiyorum: - Tam da bana saldırdıkları o 30 saniyede, herhangi biri neden tuvaletin giriş kapısını tam da bizim olduğumuz kısmı tam da o an gizlice video kaydına alır? Emir aldığı yere saldırının başarıyla tamamlandığını bildirmek için mi? Kendi çektikleri ve paylaştıkları videoyu bile net idrak edemeyenler ve avaneleri videoda sadece 1 kişinin bana saldırdığını iddia ediyor ama yavaşlatılmış kısımda net bir şekilde görüyorsunuz ki biri beni ısrarla tutup tuvaletin içine çekmeye çalışıyor. Benim bizatihi çektiğim videoda hepsinin yüzü net. Amaçları sessiz ve ıssız olan o kısımda grup halinde beni orada linç etmek idi. Tam kaçtığım sırada önümü kesip dizime tekme atan ikinci kişide çektiğim videolarda çok net görünüyor. Kameraya çeken kişi ve olası kaçma ihtimalini hesap ederek sağ taraftaki merdiven çıkışında iki kişi hazır bekliyordu. Zaman, mekan, plan, senaryo ve kamera herşey önceden hazırlanmıştı. Şimdi yapılan saldırıyı meşrulaştırmak ve duyarlı insanların bu saldırı karşısında bana olan desteğini kırmak için bugün aşağılıkça bir dezenformasyon uydurdular: "Azad evli bir kadının fotoğrafını çektiği için, kocası tarafından saldırıya uğradı" şeklinde. Tam da bu zihniyetin IQ seviyesinde ve ahlaksızlıkta bir argüman. Şayet anlattıkları gibi ise bahsi geçen o kadın kim? Neden hâlâ ismi ve resmiyle ortaya çıkmıyor? Bana saldıran kocası kim, ismi, resmi ikameti neresi ? Newroz alanında birinin karısını rahatsız ediyorsunuz, sosyal medyada herkes onun karısı üzerinden bir olay konuşurken adam olan ortaya çıkıp konuşmaz mı? Hikayenin senaristi bunamış bir Yeşilçam Klasikleri emeklisi olsa gerek. İşte bunlardaki senaryo mantık ilişkisi ancak bu kadar. Hayatlarında hiç kitap okumadıkları için hikaye akışı ve mantık ilişkisinden bihaberler. "Biz bir yalan uydurur ortaya atarız herkes de sorgulamadan buna inanır düşüncesi ile uydurulmuş bir zırva. Seviye bu. Önemli nokta: Kapıda bana saldıran esas kişinin kimliğini gizlemek istiyorlar, çünkü bir piyon gibi şiddet eylemi için kullandıkları o şahsın İsviçre'ye yaptığı iltica başvurusu red edildi ve sınır dışı kararı verilip kelepçelenerek Hırvatistan'a gönderilmişti. Nedenini yazmayacağım. Dava süreci bittiğinde açıklarım. Yani bana ilk saldıran ve olayı başlatan şahıs büyük ihtimalle İsviçre yargı sistemini hiçe sayarak, gruptakilerden birinin evinde illegal bir şekilde saklanıyor ve kaçak kalıyor. İsviçre'de bir resmiyeti olmadığından saldırı için kapı önüne özellikle onu koymuşlar. Bu şahıslar hakkındaki tüm detaylı bilgileri de, yapılan bu saldırının ahlaksızlık ve vandallık olduğunu idrak eden en yakınındaki arkadaşları ve dostları bana ulaştırdı. Kötünün dostu yoktur.

Azad Penaber

188,169 次观看 • 1 年前

Kendini 'Spiritüel Danışman ve Sophia Tarikatı lideri olarak tanıtan Yeliz Ergün hakkında inceleme başlatıldı: Çocuklara annenle konuşmazsan zengin olursun demiş, intihar eden çocuklar var Yeliz Ergün hakkında dolandırıcılık, intihara yönlendirme ve cinsel istismar iddiasıyla suç duyurusunda bulunuldu. İddialar üzerine hakkında inceleme başlatılan Yeliz Ergün, internet üzerinden 18 bin liraya ‘İçimizdeki Çocuk 2.0’ isimli eğitimi satışa sunuyor. Avukat Demirer, eğitim alan ve intihara sürüklenen mağdurlar arasında 16 yaşındaki bir kız çocuğunun yer aldığını belirterek, “Bu çocuk, 15 yaşından itibaren 1 yıl boyunca Yeliz Ergün’den eğitim almış. Ergün’ün etkisiyle ailesini CİMER’e şikayet etmiş ve yurda yerleştirilmiş. Ancak yurtta intihar etmiş. Mağdur çocuk, ‘ 16 yaşındayım, Yeliz Ergün'ün eğitimlerini satın aldım. Beni ve iki arkadaşımı manipüle ederek kandırdı. Eğitimleri alırsak zengin olacağımızı söyledi. Bunun karşılığında ailemizle bağlarımızı koparmamız gerektiğini belirtti. Bir süre Yeliz’in verdiği ritüelleri uyguladım, ancak bazı dedikleri çelişkili gelmeye başladı. Yeliz Ergün’ün talimatıyla ailemle bağımı kesmek amacıyla evden ayrıldım ve kendimi CİMER ve EGM’ye ihbar ettim. Polislere yurda gitmek istediğimi söyledim. Yeliz, ailevi sorunlarımı kullanarak hem paramı aldı hem de umutlarımı kırdı. Çocuk esirgeme kurumunda kötü deneyimler yaşadım. Oradan çıktıktan sonra depresyona girdim ve intihar girişiminde bulundum.” ifadelerini kullandı Ergün, sosyal medya hesaplarında paylaştığı videolarda ‘Annenizle görüşmeyi keserseniz zengin olursunuz’ ifadelerini kullandı. Carl Jung'un içsel çocuk arketipini yayınlarında anlatan Yeliz Ergün, bu kavramın kendi patentinde olduğunu iddia ediyor. Yeliz Ergün, günümüzde yaşayan bir Işık İşçisi olduğunu ve bu zamana doğmak yerine “enkarne olmayı seçtiğini” savunuyor. Yeliz Ergün, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda kendisinden danışmanlık hizmeti alanlara “Biraz zaman biraz çaba ile dönüşeceğiz, değişeceğiz. Binlerce ışık işçisi bu misyon için gezegene enkarne olmuş vaziyette” ifadelerini kullandı Ergün yaptığı paylaşımlarda çocukları uyuşturucuya özendirerek “Hayatınızda hiçbir şekilde yaşamadığınız müthiş bir duygu sizi bekliyor. Ben gençliğimde uyuşturucu kullanmış biriyim ve o uyuşturucuda ekstazi moment diye bir hâl var, çok yüksek bir hal. Onu yaşayacaksınız, o kadar yüksek bir duygu ki kalbin açılıyor, saf sevgi ve andalık dediğiniz şeyi tecrübe edeceksiniz. Her şeyi görmeye başlıyorsun, o perde kalkıyor gözlerinin önünden." dedi ‘Zihin Kontrol Tarikatı’ çıkışlı olduğunu ve kendisinin tarikat lideri olduğunu söyleyen Ergün’ün özellikle gençleri hedef aldığı sözde eğitimlerle aile bağlarını koparmaya teşvik ettiği ve umutlarını istismar ederek maddi kazanç sağladığı iddia ediliyor

Gazete Yolculuk World

30,655 次观看 • 1 年前

Galatasaray'ın yaptığı büyük proje 🔥 Fenerbahçe'de işler yolunda gitmiyor para yok projeler durdu İbrahim Seten: 200 milyon dolarlık bir bütçeden bahsediyoruz. Baba şimdi Fenerbahçe ve Galatasaray'ı şimdi yan yana koyarak sana bir projeksiyon yapacağım. Projenin bütçesinden bahsediyoruz. Projenin bütçesi 200 milyon dolar. 200 milyon doları bugün hiç kimse veremez. Ben sana söyleyeyim. 200 milyon dolar çok büyük paradan bahsediyoruz. Bak şu komplekse bak. Aşağıya doğru iniyor. Haluk burası çok değerli bir şey. Fenerbahçeliler de diyorlar ki arkadaş buradaki 62 bin metrekare inşaat alanı var. Bunu hesap edersen 10 milyar lira ediyor. Bu para, bu nasıl veriliyor filan diyorlar. Tamam mı? Bak 16.500 metrekare inşaat alanı diyor bu bölümü için. Bu da aşağı aşağı daha devam edecek. Bir de bunun görünmeyen tarafı da olabilir. Yani şu anda projede gözükmeyen... Ama orada 16.500 mi yazıyor? Daha fazla yazıyor orada. 165 mi yazıyor? Pardon. 16.500. Doğru söylüyorsun. 16.500. Fenerbahçelilerin ki 6.500 galiba imar şeyi. Şimdi bu da spor amaçlı tesis yaptığı için ayrı bir şey. Buraya alsan baba, satsan... Dünya kadar para ediyor aslında. Buraya alıp ev yapsan, residence yapsan, villa yapsan gibi düşün olayı. Stad'ın yanı güzel yer. Kodu da var. Şimdi kod farkı var baba bak. Stad'ın çatısını düşün. Stad'ın çatısından en aşağıya kadar yolun olduğu yere kadar gelen yere bak lütfen. O ikisinin arasında bir kod farkı var. Yani bir 30 katlı oraya bir gökdelen dikilecek bir pozisyon var. Biliyor musun? Bak yanında da Skyland falan var ya baba. Evet çok yüksek onlar. Şimdi oraya sen Benim bildiğim kadarıyla hastane yapabilirsin, yine hastane yapabilirsin, istiyorsan residence yapabilirsin filan. Hani bu bölümleri de sonradan ortaya çıkacağına dair bir kuvvetli bir inancım var. Neye dayanıyorsun dersen duvara dayanıyorum bunu söylerken. Bunun iznini kolay alabilir misin, alamaz mısın bilmiyorum. Ama bana sorarsan burada böyle bir ihtimal görüyorum. Yani Florya'yı bitiren... Dursun Özbeyir bunu da bitirme ihtimali olabilir. Şimdi 200 milyon euroluk bir inşaat işinden bahsediyoruz. Baba Fenerbahçe'de peki karşında ne oluyor biliyor musun? Fenerbahçe'nin batışı ❌️ Fenerbahçe'de sana gelelim baba. Şimdi Maltepe 9 Eylül'de tanıtım toplantısını yaptı ve temelini attı. Şantiyesini açtı. Maltepe futbol akademisinin gideceği bütün futbolun toplanacağı yerin inşaatı durdu. Para olmadığı için. Dere ağzında bütün futbol Maltepe'ye gidecekti. Dere ağzında da diğer sporlarla alakalı bütün tesisler olacaktı. O da durdu. O da zaten başlayamadı öbürü başlayamadığı için. Stad'la ilgili yenileme ve şey artırma çalışmaları olacaktı. Seyirci kapasite artırma çalışmaları. O da durdu. Bunların toplamı Maltepe 100 milyonmuş baba. 100 milyon euro. Dere ağzı 70 milyon euro. Stad'da 60-70 ile. Galatasaray 200 milyonluk. Projeye startını verdi baba. Fenerbahçe 250 milyonluk projelerini bekletiyor. Galatasaray her gün daha öne geçerek gidecek. Galatasaray orada çok büyük bir değer oluşturacak. 2 senede biter mi bilmiyorum. 3 diyorlar. 2 sene 3 sene içinde. Bittiğinde yalnız baba bittiğinde Galatasaray büyük fark atmış olur Fenerbahçe'ye. Fenerbahçe başlamadıysa da büyük şey kaybeder. Dursun Özbek dün için hayatımın en mutlu günü diyormuş. Abi haklı değil mi? Sen hiç satın almazsın böyle şeyleri. Ben seni tanıyorum. Abi bu şöyle. Bu zaten çok önemli bu işler. Bunları tamamlayacaksın abi. Ben tamamladığım proje, başlanmış proje çok değerlidir. Benim için tamamlanmış proje hepsinden daha değerlidir. Başta konuşmayalım bunu. Tabii ki konuşalım ama bittiği gün anlayabiliyoruz ya biz bir şeyin değerini. Ortaya çıkması gerekiyor.

Galatasarayultrataraftar

48,980 次观看 • 3 个月前

■ ABD'li emekli albay Douglas McGregor katıldığı yayında Türkiye'ye yönelik haddini aşan sözler sarf etti. McGregor, İran’dan sonra hedefin Türkiye olacağını öne sürerek Türkiye’nin bölgedeki en büyük engel olduğunu iddia etti. Pentagon'un GAYRİ RESMİ sözcüsü olduğu bilinen, emekli Albay McGregor, "İran'ı başarıyla yok ettikten sonra, dikkatler Türkiye'nin yok edilmesine çevrilecek. Kaçınılmaz olarak Türkiye, İsrail ile karşı karşıya gelecek, bu muhtemelen Suriye'de olacak" şeklinde konuştu. ■ Ermenistan Metsamor'u 20 yıl daha işletecek. Ermenistan hükümeti, Iğdır'a yalnızca 16 kilometre uzaklıkta bulunan, 50 yıllık nükleer santrali işletme kararını Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan açıkladı . ■ Epstein uçağının 16 Ağustos 1999'da, depremden 1 gün önce İstanbul'a geldiği iddia ediliyor. ■ Nijer’de iktidardaki cuntanın üst düzey generali Amadou Ibro: ▪️Seferberlik ilan edildi, Fransa’ya karşı savaşa hazırlanıyoruz. ▪️Fransa ile savaşa gireceğimizi herkes bilsin. ■ Elon Musk'ın kişisel serveti 900 Milyar Dolara dayandı. Simülasyon tarihinin ilk Trilyoneri olmak üzere. ■ Kıyametin kopması yakındır! Rusya, İsrail'den Gelen ve '10.000 Çocuğun Kanı' İçeren Adrenokrom Sevkiyatını Ele Geçirdi Rus istihbaratından sızdırılan bir rapora göre, şimdiye kadar kaydedilen en büyük adrenokrom sevkiyatını taşıyan bir İsrail gemisi, Suriye'deki Tartus deniz üssünde Rus güçleri tarafından ele geçirildi. Varış noktası mı? Hollywood, ABD. ■ Çinlilerin Las Vegas'ta ölümcül patojenleri sakladığı ruhsatsız laboratuvarın sahibinin bir İsrailli olduğu ortaya çıktı. Şahsın gözaltına alındiktan kısa bir süre sonra serbest bırakıldığı ve ardindan İsrail'e kaçtığı aktarıldı. ■ BLOOMBERG: ERDOĞAN'IN HALEFİ BİLAL ERDOĞAN !!! ■ Stratejik Plan yapanlar Kissinger 'a bir baksın. Yapılan plan devam ediyor. "Üçüncü dünya savaşı yolda ve bunun başlangıç noktası İran olacak" diyen Kissinger şöyle devam etmişti: Orduya 'Stratejik önemlerinden dolayı 7 Orta Doğu ülkesinin kontrolü bizde olmalı dedik. Çünkü o ülkelerde petrol ve diğer ekonomik kaynaklar bulunuyor. Şimdi tek adım kaldı: İran'ı vurmak.. ■ AKAPE hükümeti tarafından satışa çıkartılan BOĞAZ Köprülerini satarak elde edeceği gelirle 1 Aylık borç faizinin 3'te 1ni bile karşılayamadığı hesaplandı. ■ Bülent Arınç: Herkes dindarlardan kaçıyor, millet Müslümanlığı bıraktı . ▪︎ Arınç : “Bu toplum aziz millet olmaktan çıktı. Dindarlık şu anda herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı. Başörtüsünü terk ediyor. Namazı terk ediyor” sözleriyle dikkat çekti. ■ TBMM’de yaşanan kavga dünya gündeminde geniş yer etti. New York Post, o anları ‘Türk Parlamentosu’nda kavga’ başlığı ile haberine taşıdı. ■ Kayseri’de forkliftle kuyumcu soyan ve eşekle kaçan şahıs, dünya gündemine oturdu. ■ ABD Başkanı Trump: “Kömür, ulusal güvenliğimiz için kritik öneme sahip.” ■ ABD Temsilciler meclisi üyesi Moskowitz: "Epstein dosyalarında Trump'ın adı, Tanrı hakkındaki kitapta Tanrı'nın adından daha fazla geçiyor." ■ Roketsan ile Suudi Arabistan'ın devlet destekli SAMI Defense kuruluşu, ortak füze üretimi için resmi anlaşmaya vardı . ÖDEMELERİ yapamadığınız zaman , geriye verecek olduklarınızı tıpkı yüz yıl önce DUYUN - U UMUMİYE devrinde olduğu gibi elinizde ne varsa ,ortak üretim vesaire adları altında anlaşma ile devretmeye başlarsınız. ■ AKP'li Şamil Tayyar: "Mevcut işleyişte; davul siyasinin omzunda, tokmak bürokratın elindedir, yetkiyi bürokrat kullanmakta, hesabı vekil ödemektedir. Bu paradoks düzeltilmezse nihai aşamada faturayı toptan yürütmenin başı öder." ■ GÜNÜN SÖZÜ : Türkçenin atası Kaşgarlı Mahmut şah eseri Dîvânu Lugâti't-Türk’te ne diyordu; “ Türk'te böbürlenme yoktur. Türk büyük kahramanlıklar ve fedakârlıklar yaptığı vakit, önemli bir hareket yaptığından habersiz gibi görünür !” #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

10,382 次观看 • 6 个月前

📌BAŞKAN ALİ KOÇ: “BU SEÇİM ÖNCESİ YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR!” Ali Koç, C. Alanyaspor maçı sonrası basın mensuplarına açıklama yaptı. 💥 “BENİM KALBİM BU VÜCUTTA ATTIĞI MÜDDETÇE…” “Pazar günü seçim var. Sadece şunu size ifade etmek istiyorum. Bu seçim öncesi yapılmış bir operasyondur. Kimse bana digital atamaydı filan hikayesini anlatmasın. Zaten federasyondaki herkes de digital atama filan olmadığını gayet iyi biliyorlar. Bile-bile, isteye-isteye, buraya en son atanacak bir hakemi Galatasaray nick name’i ile eğitim programına katılacak kadar yüzsüz birini buraya atamak seçim öncesi zaten pazar günkü maçtan sonra böyle bir şey bekliyorduk. Bizim seçimimize bir operasyondur. Yalnız olay bu hakemler değil. Bu hakemlerin ne olduğu, bu iki hakemin de ne olduğu Fenerbahçeliler tarafından gayet iyi bilinir. Şimdi buradan açık açık Türkiye’ye sesleniyorum. Benim kalbim bu vücutta attığı müddetçe Sn. Ferhat Gündoğdu’nun ne olduğunu, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini öyle ya da böyle tüm ülke görecek. Çünkü bu iş böyle olmaz. 💥“BUNU BURAYA YOLLAYAN KİŞİ BU İŞİN SORUMLUSUDUR” Sn. Federasyon Başkanı ne dedi: ‘VAR hakeminin hata yapmasını kabul edemem.’ Biraz bekledik. Sizin temsil ettiğiniz kanallarda bu konu nasıl yorumlanıyor, nasıl ele alınıyor diye. Ve çok enderdir bir pozisyonda iki penaltı pozisyonun aynı anda olması. Burada böyle bir pozisyon yaşandı. Hangi otoriteye sorarsan sor, ‘Ya iki penaltı var’ diyor, ‘ya iki pozisyondan biri kesin penaltı’ diyor. Şaka gibi. Uzatmalar zaten iki dakika oynandı. VAR’a gidecekmiş gibi dinledi. Sonra da maçı bitirdi. Bunu buraya yollayan kişi bu işin sorumlusudur. 💥“FENERBAHÇE SEÇİMLERİNE BİR OPERASYONDUR, BİR MÜDAHALEDİR” Sn. Başkan size sesleniyorum: ‘Siz dediniz ki, ‘VAR hakemi hata ya-pa-maz.’ Tavrınızı bekliyoruz. Türk futbolunun selameti için MHK hakeminizin, başkanınızın kim olduğunu, ne olduğunu lütfen ve lütfen kulak verin. Bütün Ankara bu konuyu, bu kişiyi konuşuyor. Siz niye kulak vermiyorsunuz? Etraflıca niye araştırmıyorsunuz? Zaten hakemlik kariyeri açısından MHK Başkanlığı yapabilecek bir sicile de sahip olmayan bir insanı… Geçen sefer atadılar, arkasına birini koydular. Ahmet Şahin diye. Esas oydu. Hala akıl hocası o ve birkaç kişi daha. Buraya bu hakemin seçim öncesi atanması Fenerbahçe seçimlerine bir operasyondur, bir müdahaledir. 💥“BİZ ÖYLE YA DA BÖYLE ŞAMPİYON OLACAĞIZ” Biz öyle ya da böyle şampiyon olacağız. Bugün çok mu iyi oynadık, hayır. Beraberliği hak ettik mi, kesinlikle hayır. Bir penaltı kaçırdık. Saçma sapan bir gol yedik. Kalecilerin kaderinde bu vardır ama en kritik yerde geldi. 3-0, 5-0, 4-1 iken gelse bir şey olmaz. Tamam ama o demek değildir ki iki bir değil, iki pozisyonda aynı anda bir kornerde penaltıyı VAR’ın çağırmaması, hakemin gördüğünü çalmaması, VAR’ın da onu çağırmaması olacak iş değil. Bu adamlar buraya bir vazife için geldiler. Vazifelerini yerine getirdiler. 💥“BU ZİHNİYET 100 MİLYONLARCA EURO HARCANAN TÜRK FUTBOLUNUN BAŞINDA OLAMAZ, OLMAMALI!” Geçen hafta burada bir derbi maçı oynandı. Çizgiyi geçen topta golümüz verilmedi. Kırmızı kart verilmesi gereken pozisyon VAR’dan verildi. Orta saha hakemi vermedi. Rakibimizin attığı golün gol olduğunu iddia ediyor. Fenerbahçe’nin çizgiyi geçen golü neredeyse hiç konuşulmuyor. Yapı-yapı derken bunları boşuna söylemiyoruz. İnanın sezonun başındaki bu durumlar aslında sezon sonundaki sıralamayı belirleyen ana unsurların başında geliyor ama şunu söyleyeyim; bu işin intikamı olacaktır. Böyle iki tane hakem yollayıp bize operasyon çekip seçimleri etkilemek için veya pazar günü çok baskı yedik, Fenerbahçe’ye kıyak yaptık gibi gözüküyor. Medyada böyle hava yaratılıyor ya medyada onun için bu sefer de tam tersini yapalım. Bu zihniyet 100 milyonlarca Euro harcanan Türk futbolunun başında olamaz. 💥FEDERASYON BAŞKANINA ÇAĞRI! Sn. Başkana bir kez daha sesleniyorum.Türk futbolu paydaşları tarafından iyi niyetinizden şüphe edilmesini istemiyorsanız, bu konuya derinlemesine bakmanız gerekiyor.

fenertalks

15,564 次观看 • 10 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Savunma Sanayisi Başkanı Haluk Görgün’ün birlikte katıldığı 8’inci Konya Savunma Sanayisi Tedarikçi Buluşmaları’nda Bakan Yaşar Güler bir konuşma yaptı. Bakan Yardımcısı Musa Heybet’in de hazır bulunduğu programda Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: KONYA, ÜRETİM VE KALKINMA YOLCULUĞUMUZDA ÖNCÜ ROL OYNUYOR Huzurun ve hoşgörünün şehri, Mevlana ile gönüllere damga vuran güzel insanların diyarı, güzide şehrimiz Konya’da böylesine önemli bir organizasyon vesilesiyle sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu önemli fuarın Konyamıza, ülkemize ve savunma sanayimizin tüm paydaşlarına hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Anadolu’nun en köklü ve büyük şehirlerinden biri olan Konyamız; sanayiden tarıma, ulaştırmadan kültür ve turizme kadar pek çok alanda sahip olduğu yetenekleri ve ülkemize sağladığı katma değerler ile Türkiye’nin göz bebeği şehirlerindendir. Konya, kadim tarihiyle bugünkü dinamizm ve gücünü birleştirerek üretim ve kalkınma yolculuğumuzda da öncü bir rol oynamaktadır. Savunma sanayisi de Konyamızın büyük katkılar sunduğu alanlardan biridir. Kamu kurumlarımızın gayretleriyle birlikte başta Sanayi Odamız olmak üzere ilgili odalarımızın ve şirketlerimizin kapsamlı çalışmalarıyla şehrin bu alandaki etkinliği ve marka değeri her geçen gün artmaktadır. Ülkemiz savunma sanayisinde, yerlilik ve millîlik ilkeleri doğrultusunda büyük aşamalar katederken Konya da kendi üzerine düşeni yaparak bu ekosistemin güçlü bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları’nın 8’incisini icra etme başarısının gösterilmesi de Konya’nın bu alandaki yetkinliğinin en somut göstergelerinden biridir. Memnuniyetle müşahede ediyoruz ki Konya Sanayi Odamızın öncülüğünde düzenlenen bu fuar, sanayicilerimizi, yatırımcılarımızı, şirket temsilcilerimizi ve mühendislerimizi aynı hedef etrafında buluşturmuştur. Bu çerçevede faaliyetin sektörde yeni iş birliklerini geliştirmeye imkân tanıması bakımından önemli ve faydalı olduğunu değerlendiriyor, yerli üretim, inovasyon ve teknoloji tabanlı büyüme hedeflerimize yeni bir ivme kazandıracağına da yürekten inanıyorum. SAVUNMA SANAYİ YATIRIMLARIYLA CİDDİ İLERLEME KAYDETTİK Türkiye olarak son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde kapsamlı sanayileşme hamleleri ve birbirinden değerli savunma sanayi yatırımlarıyla ciddi bir ilerleme kaydettik. Gururla ifade etmeliyim ki savunma sanayindeki güçlü kapasitemiz, zengin birikimimiz ve kabiliyetlerimiz sayesinde pek çok ülkeyle ikili iş birliğimizi üst düzeyde geliştiriyor, ülkemizin dünyadaki imajını yükseltiyor ve ekonomimize de katkılar sağlıyoruz. Şüphesiz bir asır, hatta yarım asır önce hayal dahi edilmeyen bu noktalara gelmemizde yerli ve millî bir irade, yüksek bir azim ve kararlılık ile kamu, vakıf ve özel sektörümüz arasındaki yakın koordinasyon ve verimli iş birliği belirleyici olmuştur. Üretimden tasarıma, tedarikten ihracata kadar her aşamada oluşturulan bu sinerji Türkiye’yi savunma teknolojilerinde dışa bağımlılıktan kurtarmış, özgün ve rekabetçi bir savunma ekosisteminin gelişimini sağlamıştır. Bugün Türk savunma sanayisi kara, deniz ve hava platformlarıyla siber alanda geliştirdiği kritik sistemlerle dünyada söz sahibi bir konumdadır. Artık sadece ithal eden değil ihraç edebilen, teknolojiyi yalnızca takip etmekle yetinen değil üreten ve paylaşan, dahası geleceğin teknolojilerine yoğunlaşan bir seviyeye gelmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Elbette bu noktada savunma sanayimizin üretim üslerinden biri olan Konya’nın ve Konyalı sanayicilerimizin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üstleneceği stratejik rol daha da önemli olacaktır. Türkiye yerli-millî savunma sanayisinin artan etkinliğiyle birlikte köklü tarihî birikimi, stratejik coğrafyası, etkin caydırıcı ve saygın ordusuyla bölgesinde ana aktör dünyada ise prestij sahibi bir ülke hâline gelmiştir. Tüm bu özellikleriyle Türkiye kendi güvenliğini teminat altına alma kudretinin yanında, stratejik dış politikası ikili askerî ilişkileri, krizleri yöneten ve çözüm üreten akılcı ve barış odaklı hamleleriyle pek çok bölgede güvenlik, barış ve istikrara katkı sağlayan bir ülke konumundadır. Bu etkinlik ve gücümüzü muhafaza edebilmek ve daha da artırmak maksadıyla içerideki birlik ve beraberliğimizi tahkim etme ve pekiştirme gayretlerimizi de sürdürüyoruz. TERÖRSÜZ TÜRKİYE, AR-GE VE İNOVASYONA DAHA FAZLA YATIRIMIN YAPILDIĞI SÜRECİN ADIDIR Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koydukları devlet iradesiyle yürütülen Terörsüz Türkiye süreci bu politikamızın en somut yansımasıdır. Hedefimiz yıllardır ülkemizin daha fazla ilerlemesine engel teşkil eden ve millî kaynaklarımızın boş yere harcanmasına sebep olan terör belasından tamamıyla kurtulmaktır. Terörsüz bir Türkiye, savunma sanayine teknolojiye, AR-GE ve inovasyona daha fazla yatırımın yapıldığı, milletimizin alın terinin büyük kalkınma yatırımlarıyla karşılık bulduğu bir sürecin adıdır. Nitekim terör örgütünün aldığı fesih kararı kapsamında 26 Ekim’de yaptığı açıklamayla ülkemizden tamamen çekilme kararını, sürecin işlerliği ve hızlanması adına kayda değer ve önemli buluyoruz. Ancak bir kez daha vurgulamak isterim ki PKK ile diğer isimlerdeki uzantıları ve iltisaklı tüm gruplar yurt içinde ve sınırlarımızın ötesinde derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını tamamıyla teslim etmelidirler. Hâlihazırda sahadaki gelişmeleri büyük bir hassasiyetle yakından takip ediyor, ülkemizin ve asil milletimizin bekası için gereken ne varsa kararlılıkla uyguluyoruz. Şu bir gerçek ki kim ne derse desin, Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda ve sizlerden de aldığımız destekle ülkemizi en üst düzeyde kalkındıracak aydınlık ve müreffeh bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Bu noktada “güçlü savunma sanayii eşittir güçlü ve tam bağımsız Türkiye” şiarıyla ülkemizi daha muteber kılmak aynı zamanda bağımsız ve caydırıcı savunma kapasitemizi geliştirmek için her birimize hayati görevler düşüyor. Boşa geçirecek tek bir dakikamızın olmadığının bilinci ve başarının bir varış değil yolculuk olduğu anlayışıyla artan bir şevk ve gayretle çalışmalıyız. Dolayısıyla sizlerin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağı katkıların çok değerli olduğunu belirtiyor, tüm paydaşlarımızla eş güdüm içerisinde kararlılıkla çalışmaya devam edeceğimizi vurgulamak istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken 8’inci Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları’nın bir kez daha güzel Konyamıza ülkemize ve savunma sanayindeki tüm paydaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Organizasyonda emeği geçen başta Konya Sanayi Odamız olmak üzere tüm paydaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, hayatta olan gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,229 次观看 • 9 个月前

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 次观看 • 11 个月前

Aşağıda Kemalist ilkay isimli Kemalist taklidi yapan FETÖ hesabını görüyorsunuz. (Tabi kendisi bunu şiddetle reddediyor.) İlkay Bey, İki gün önce, 15 Temmuz gecesi 34 şehit verdiğimiz köprüde etkisiz hale getirilmiş bir darbecinin fotoğrafını "Yıllar önce sınırdan geçirilen teröristlerin, yıllarca süren katliamlarını çaresizce izlemekten bıkmadınız mı?" şeklinde bir notla birlikte paylaşmış. Ağır silahlarla memleketi işgale kalkışan darbeci hainlere karşı, canını siper eden Türk milletinin kahraman evlatlarına terörist diyebilmek büyük bir şerefsizliktir ama aynı zamanda da büyük bir cesaret işidir. Tahmin edeceğiniz gibi İlkay da diğer FETÖ'cülerle birlikte vatanından kaçmak zorunda kalmış. Yani cesareti, çevresinde çok fazla Türk bulunmamasından kaynaklanıyor. Aşağıdaki videoda Kemalist İlkay'ın başka paylaşımlarını da görebilirisiniz. Kendisi Kemalistim diyor ama terörist Fetullah Gülen'in "darbeyle alakam yok" konulu röportajlarını paylaşıyor. Darbeyi Erdoğan yaptı iftirasını atan FETÖ'cülerin çok sevdiği ABD'li Güvenlik danışmanı Bolton'un saçmalıklarını da paylaşıyor Kemalist İlkay. Yani darbeyi FETÖ yapmamış. Bütün FETÖ'cüler de bunu söylemiyor mu zaten? 16 Temmuz sabahı kelepçelenip yan yana dizilen FETÖ'cü hainlerin fotoğrafını "kıyafetleri çıkarılıp aşağılanan askerlerimiz" şeklinde, darbenin bir numarası Akın Öztürk'ün jandarma tarafından götürülürken çekilmiş fotoğrafını ise "15 Temmuz'da rejim değişti, ordu paramparça oldu" notuyla paylaşmış. Yani Türk milletine kadın çocuk demeden tankla helikopterle ateş eden o vatan hainleri, Kemalist İlkay için hala TSK'nın meşru askerleri. Bu da sadece firari FETÖ'cülerden duyabileceğiniz bir söz değil mi? Türk milletine ait silahlarla Türk milletine saldıran o vatan hainlerinlerini FETÖ'cülerden başka kim savunabilir bu dünyada? Kemalist İlkay FETÖ'cü değil ama sürekli firari FETÖ'cü Cevheri Güven videoları paylaşıyor. İlkay'ın paylaşımlarının altında dünyanın dört bir tarafına kaçmış FETÖ'cüler, 15 Temmuz'un intikamını alacaklarına dair yeminler edip, tehditler savuruyorlar. (Videoda bir kısmı var ama hemen şu an girip kendi gözünüzle de görebilirsiniz.) Bizi tehdit edebilmek için önce 3500 km uzaklaşmaları gerekmiş tabi, biraz daha kaçsalar Iğdır'dan tekrar Türkiye'ye gireceklermiş. (Türk milletine ihanet edip her an onun korkusuyla yaşayanlar için dünyanın yuvarlak olması ciddi bir dezavantaj.) Kendi milletinin gözünde tescilli vatan hainleri olarak ve kaçtıkları ülkelerdeki yabancıların da aslında onların vatan haini olduğunu bildiğini bilerek onursuz şekilde ölüp gidecekler. O yüzden kendilerine kızamıyorum bile. Zaten bir insanın yaşayabileceği en aşağılık hayatı yaşıyorlar, biz yakalasak bu kadar ağır bir ceza veremezdik muhtemelen. Kemalist İlkay, 15 Temmuz'da darbecileri destekleyen bir Kemalist. Darbeyi aslında FETÖ'cüler yapmamış, Kemalist subayları tasfiye etmek hükümet yapmış. Yani o tutuklandığını gördüğümüz darbeciler aslında masum Kemalist askerlermiş. Bir çoğunuza komik gelebilir ama FETÖ şu an ciddi ciddi bu söylem üzerinden yeniden yapılanmaya çalışıyor. E zaten her yere Kemalist taklidi yaparak sızmışlardı, pratikte Kemalistlerden çok fazla farkları da yok. Geriye "biz numara yapmıyorduk ki gerçekten Kemalisttik" demek kalıyor. Fetullah da öldü gitti nasıl olsa. Ergenekon, Balyoz gibi tatsız konuları da onun üstüne yıktılar mı geriye pırıl pırıl hem de Avrupa görmüş Kemalistler kalır. Tabi ufak tefek darbecilik suçları var ama o kadarı zaten gerçek Kemalistlerde de var, çok sorun olacağını sanmıyorum o meselenin. Cevheri'yi bile Atatürkçü diye pazarlıyorlar bu aralar. Ben kendi adıma Cevheri'nin Atatürkçü olmasını çok isterim. Yani bir insanın en fazla ne kadar alçalabileceğini, öz saygı, şeref ve haysiyet kavramlarından tamamen uzaklaştığında ne kadar süre hayatta kalabileceğini hep merak etmişimdir. Hani son yıllarda Kemalizm yükselişte diyorlar ya işte 20 senelik sosyal medya tecrübesi ve troll ağıyla birlikte FETÖ tam kadro Kemalistlerin safına katıldı aslında onu söylüyorlar. Et yiyen bakteriler gibi Kemalizmi sessiz sessiz yiyor şu an FETÖ. En acayibi de kolunu bacağını FETÖ'ye kaptırmış Kemalistlerin hala Kamer Genç paylaşıp bize laf sokmaya çalışması. Ben artık ortalıkta orijinal Kemalist göremiyorum. Farkında mısınız eskiden sizinle her konuda uzun uzun tartışabilen Kemalistler vardı, artık onlar yok piyasada. Kemalizmi şu an FETÖ itirafçısı Cemil Çiçek, Adnan Oktar'ın villasından kaçan Bircan Yıldırım, Otomatik Faresi'ye Atilla Taş, Deniz Akkaya, Gülben Ergen gibi medya m. kolonileri temsil ediyor artık. laff-a-lympics'teki Gerçek Kötüler takımının efsane kadrosunu yeniden kurmuşlar resmen. Tabi bir de sosyal medyada çok aktif olan ama hiçbir sorunuza cevap vermeyen bu anonim Kemalist hesaplar var. Mesela Kemalist İlkay' bakın. 1-) 15 Temmuz darbecilerini savunuyor ve 15 Temmuz'un hesabını soracaklarını söylüyor. 2-) 15 Temmuz sonrası yurtdışına (Hollanda'ya) kaçmış ve orada yaşıyor. 3- Fetullah Gülen röportajları paylaşıyor. 4-) Cevheri Güven videoları paylaşıyor. 5-) Takipçilerinin yüzde doksan dokuzu FETÖ paylaşımı yapan hepimizin bildiği ekip. 6-) 5 Aralık'ta yaptığım paylaşımdaki ekran görüntüsünde İlkay'ın o tarihte 85.800 gönderisi olduğu gözüküyor. 2 Ocak itibari ile bu sayı 93.300'e ulaşmış. Yani İlkay 29 günde 7500 paylaşım yapmış. Bu günde ortalama 258 paylaşım yaptığı anlamına gelir, yani gece gündüz aralıksız saatte 10.7, paylaşım yapıyor İlkay. Yani Hollanda'da yaşayan İlkay, 7 gün ve 24 saat, bayram, seyran, tatil demeden senelerdir aralıksız her 5.5 dakikada bir Türkiye siyaseti ile ilgili bir paylaşım yapıyor. Dahası İlkay'ın iki hesabı daha var ve onlar da son derece aktif. Yani İlkay'ın mesleği, X'te Türkiye ve TC hükümeti karşıtı paylaşımlar yapmak. Hadi birisi bana Kemalist İlkay'ın hayattaki bütün umutlarını AK Parti iktidarının devrilmesine bağlamış firari bir FETÖ'cü olmadığını söylesin.

Abese İrca

119,198 次观看 • 7 个月前

Bu bir; “Ya kaza değilse” analizidir. Jeopolitik Fırtınanın Tam Ortasında: “Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara.” Genkur. Baş. Org. Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelen Libya Genkur. Baş. Org. Muhammed Ali Al-Haddad, MSB Bakanı Yaşar Güler ve diğer üst düzey Türk askeri yetkililerle görüştükten sonra ülkesine dönerken, uçağı Ankara yakınlarında düştü. / Libya Genelkurmay Başkanı uçağının Ankara semalarında düşmesi ve yakın geçmişte yaşanan (havada olanlar dahil) ardışık olaylar birer kaza ve tesadüften mi ibaret? En baştan söylemek zorundayız. Evet, mümkün? Ama biz bunların sadece birer kaza ve tesadüften ibaret olmadığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dizilim son derece sıra dışı ve tam bir jeopolitik mücadelenin ortasında yaşanıyor. Bütün bunların raslantısal olduğunu düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanıza gerek yok. Ama raslantısal olmadığını düşünüyor ve ne olduğuna dair muhakemenizi-bakış açılarınızı geliştirmek istiyorsanız; biraz zihniniz yorulacak, ama eminim okumanıza da değecek. / Hadi başlayalım: - Türk C-130’unun Azerbaycan’dan dönerken Gürcistan üzerinde düşmesi. - Türkiye 4 savaşın ortasında kalmış, merkezde ve kenar kuşakta doludizgin yaşanan doğrusal etkiler, asimetri ve manipülasyonlar. - Karadeniz başta denizlerde yaşanan istikrarsızlığın/ardışık olayların havada da gözükmesi. - En son Türk Hava Sahasında görülen menşei belirsiz S(İHA)lar. - Ve son olay: Libya Genel Kurmay Başkanının uçağının Ankara semalarında düşmesi… Benzeşen bağlam; yakın geçmişte İran Cumhurbaşkanının helikopterinin Güney Kafkaslarda düşmesi. /// Bütün bu olaylar raslantısal mı, komplo mu, bir etki/mücadele biçimi mi? Tekil olarak mı okunmalı, bağıl mı? Gerçekte nedir; bir baskı/manipülasyon mimarisinin katmanları mı? /// Libya’da 3 günlük yas ilan eden Libyalı yetkililer olayın ilk saatlerinde ‘uçağın bir kaza kırıma uğradığı’ açıklaması yaptı. Oysa bu dakikada olayın bir kaza kırım olduğunu tespit etmek mümkün değildi. Bu açıklama/ön alma çabası, durumun Libya için de kadar hassas olduğunu gösteriyor. TC. İletişim Başkanlığı ise; “Bu süreçte kamuoyunun sadece resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalara itibar etmesi; bunun haricinde sosyal medyadaki teyitsiz bilgi, spekülasyon ve komplo teorilerini dikkate almaması, dezenformasyon girişimlerine prim verilmemesi adına oldukça önemlidir” açıklaması yaptı. Bu açıklama da Türkiye’nin; ‘daha kontrollü, daha az konuşur, daha az görünür’ bir yaklaşımla, daha kapalı, daha sert, daha sıkı bir faza geçtiğini gösterir. /// Olayın değdiği noktalar: - Akdeniz, MEB-deniz yetki alanları, kaynak ve alan mücadelesi, - Gazze savaşının başlangıcından beri Türkiye-İsrail arasında başgösteren gerginliğin bölgesel ve teopolitik rekabete, sürtüşmeye dönüşmesi, - İsrail-GKRK-Yunanistan yakınlaşması, - İsrail-YPG/PYD yakınlaşması, - Suriye’nin üniterleşme arayışı ve Türkiye’nin olası Suriye Harekatı, - Libya iç dengeleri, Afrika geçidi, enerji ve üsler, - Kafkaslarda Orta Koridor mücadelesi, - Türkiye yaşanan operasyon ve güç kavgalarının temas ettiği uluslararası ayaklar. /// Bu olay bir kaza değilse, Yüksek Düzey Askeri-Diplomatik Güvenlik Olayı (High-Level Military-Diplomatic Security Incident) sınıfa girmiştir: Bu sınıfın özellikleri: - VIP askeri hedef, - Devlet merkezinde gerçekleşme, - Kritik görüşme sonrası zamanlama, - Alınan kararları manipüle etme potansiyeli, - Ve çoklu aktörü; devleti/alanı/güç odağını etkileme potansiyeli. Bu tür olaylar kazayla başlar, ama kazayla bitmez. /// Kim kazandı sorusu en önemli ipucu: Stratejik analizde ilk soru “kim yaptı?” değil, “kimin işine yaradı”dır. Peki bu olay kimin işine yarar? /// Türkiye-Libya hattından rahatsız olanlar: - Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya deniz yetki alanları, - Trablus merkezli meşru askeri yapı, - Türkiye’nin Akdeniz’de kalıcı askerî varlığı, Bu hatta istikrar değil, belirsizlik isteyen herkes için bu olay kazançtır. /// Libya’da “komuta boşluğu” isteyen aktörler: Libya’da hala ciddi bir komuta boşluğu var. Ülke, siyasi olarak parçalanmış ve askeri yapılar arasındaki bütünlük hem iki başlı ve hem de eksenler içi bağlar oldukça zayıf. Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Libya'da dengeyi sağlayan önemli bir figürdü. Bu tür kritik bir liderin kaybı, iç politikada gerginlikleri artırabilir ve dış müdahalelere zemin hazırlayabilir. /// Türkiye’de iç güç mücadelelerini uluslararası zeminlerde nasıl kullanıldığı, örnekleriyle tarihsel olarak bilinir. Bu konuda hiç polemik yapmayacağım, hiç de girmeyeceğim. Sadece şunu vurgulayacağım: Yakın dönemde kamuoyunun da yakından ilgilendiği sansasyonel medya-fuhuş-uyuşturucu operasyonlarında, iç siyasi rekabet ve eksen içi güç mücadelelerinde ayak izi görülen uluslararası bağ nedir? Olan ve olası iç operasyonlar ile olası Suriye harekatının etkilenme potansiyeli nedir? Bu tür olayların caydırıcılığa psikolojik saldırı modu vardır. Algı artık harp unsurudur, sessiz ama derin etkilidir. /// Şimdi en hayati, en dikkat çekmek istediğim nokta: Ya da en tehlikeli senaryo: Yanlış okuma: Bu tür olayların en tehlikeli sonucu, yanlış aktöre yanlış anlam yüklenmesidir. Yanlış bir okuma: - Yanlış diplomatik tepkiyi, - Yanlış askeri pozisyonu, - Yanlış cepheleşmeyi, - Yanlış geri dönüşsüz tırmanmayı getirir. Yani “Yanlış savaş/yanlış mücadele ihtimali” tam da bu eşikte doğar. Bu tür durumlarda devlet, aceleci kararlar almaktan kaçınarak, “Ya Sabır” çekip stratejik sabra yönelir. “Aceleyle alınan kararlar, yanlış sonuçlar doğurabilir” diye düşünür. Ancak bu stratejik sabır da kendi içinde büyük bir risk taşır. Çünkü bu süreçte de; - 2014 Kobani olayları merkezli 2013-2015 yanlış odaklanma, - “2019’dan beri olduğu gibi” durağanlık ve zaman tuzağına düşme olasılığı vardır. Yavaş ilerlemek, bazen gereksiz yere duraklamaya ve fırsatları kaçırmaya yol açabilir. /// Bu olayın Libya üzerinden görünmesi ama Ankara’da olması, bana şunu söylüyor: Hedef coğrafya başka, mesaj verilen merkez Türkiye. Suriye dosyası şu an Türkiye’nin askeri olarak en sıcak, diplomatik olarak en kırılgan ve uluslararası alanda en ağır baskıyla karşılaştığı dosya. Ve bütün şu başlıklar aynı anda masada: - Türkiye’nin “bekle-gör”den çıkma hazırlığı, - Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri harekat, - YPG/PKK terör örgütünün varlığı, statüsü, - Suriye (YPG/PKK-HTŞ-Dürziler-Nusayriler) + Gazze üzerinden yeniden şekillenen Türk-ABD-İsrail-Rusya-İran-Arap denklemi, Bu ortamda Türkiye’nin karar eşiklerini etkilemek isteyen biri, doğrudan Suriye hattına dokunur. Ama doğrudan vurmak pahalıdır, o yüzden dolaylı vurur. Libya bu denklemde kullanılıyor olabilir mi? Evet, hem de sadece bir tek mermiyle birkaç kuşu vurabileceği için tekrar tekrar evet. Son sözü Türkiye’nin aklı, caydırıcılığı ve caydırıcılığını kullanma iradesinin belirleyeceğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bütün oyun da; Türkiye’nin stratejik aklı ile caydırıcılığını kullanma iradesini etkileme üzerine dönüyor.” /// Libya Özeli: Libya, Türkiye için meşru ve savunulabilir bir angajman alanı. Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi, meşru hükümeti destekleyerek dengeleri lehine değiştirti. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki rolü, Hafter ekseniyle kurulan ve gelişen ilişkiler de, Libya'nın üniter yapısının korunması açısından da çok önemli. Türkiye, burada açık bir siyasi ve askeri inisiyatif kullanıyor, ancak bu durum bazı dış aktörler tarafından hazmedilemiyor. Özellikle AB-Yunan-İsrail-BAE hattında. Yani Libya’ya dokunmak, Türkiye’ye önce “başka dosyalar da yanar” mesajı veriyor. Bu aslında çapraz bir baskı tekniği: Suriye’de hamle yaparsan, bedelini Libya’da, Akdeniz’de, hatta merkezinde üretsin demek istiyor. /// Ankara’da olması: Karar merkezine, karar merkezinde mesaj: Bu çok kritik. Eğer konu sadece Libya olsaydı: olay ya Libya’da olurdu ya Akdeniz üzerinde ve gelirken. Ama olay Ankara kalkışlı, Ankara yakınında, stratejik kararların alındığı bir görüşme sonrasında yaşandı. Bu; “Tek mermiyle çoklu atış yapıyorum: Sahada değil, masada verilen kararlara mesaj veriyorum” demektir. Bu, Türkiye’nin geliştirdiği/geliştireceği inisiyatifleri, özellikle de harekâtı önlemek isteyen irade(lere) ait bir sinyaldir. /// Bütün bu yaşadıklarımızda 2013-2015 terör kuşağında olduğu gibi ve/veya 2019’dan beri yaşanan jeopolitik engelleme-zaman kazanma süreçlerinde olduğu gibi, benzer şeyler görüyorum. Ama koca bir fark eşliğinde. O zaman Karabağ Savaşı, Ukrayna savaşı, küresel-teopolitik Gazze manipülasyonu ve İsrail karşı katliamları ile İran-ABD/İsrail savaşları yaşanmamıştı. Bütün bu olaylar dizisi, bu mücadelelerin bağlamında yaşanıyor. O zaman yeni durumu kavramsallaştırmaya çalışalım: 2013-2015 terör saldırı kuşağının çok daha gelişmişi; - Çok eksenli, - Çok aktörlü, - Çok devletli, - Çok alanlı, - Çok zamanlı, - Çok daha tehlikeli, karar mekanizmalarını ve sosyolojik fay hatlarını hedef alma potansiyeli son derece yüksek bir asimetrik saldırı ve maniplasyon kuşağının içindeyiz. /// Bu tür olaylar birkaç sonucu tekil ya da çoklu üretmek ister: - Türkiye’nin kararlarını etkilemek, - Türkiye’yi durdurmak, - Durduramıyorsa oyalamak, zaman tuzağına düşürmek, - Türkiye’yi yanlış yere savurmak. /// Peki ben neden hala ısrarla olası Suriye harekatının peşinde koşuyorum? - Türkiye’de Suriye ön koşullu “Terörsüz Türkiye süreci” çöker. YPG/PKK terör örgütünün Türkiye’ye bir tuzak kurduğu, oyun oynadığı, zaman kazanmaya çalıştığı ortaya çıkar. - Türkiye Suriye harekatına hazırlandığını gösterir. - Türk karar verici heyet (Fidan-Güler-Kalın) Şam’a gider. - Bunlar bazı aktörlerin kırmızı çizgisine girer. - Bu karar verici ziyaretle eş zamanlı Suriye’de çatışmalar çıkar, YPG/PKK ekseninden iddialı, yüksek perdeden tehditler ve mesajlar gelir. - Türkiye’de YPG/PKK paydaşı açık ve kapalı bazı aktörler aktifleşir. - Siyasetteki (iktidar kanadı içindekiler dahil); İran ve ABD eksenlerindeki Kürtçülerin ayrışması ve rekabeti ayak izleri kendini göstermeye başlar. - Ve diğer İrancı ve Atlantikçiler devrededir. - FETÖ devrededir. - Dışarıdaki angajeler maliyetli olduğu için doğrudan karşı çıkamazlar. - O nedenle dış kaynaklı dolaylı, flu, inkâr edilebilir olay-olaylar üremeye başlar. - Bunlar peşi sıra olaylar dizisi şeklinde gelişir. - Diğer radikaller (IŞİD vb) fonda rol alma peşindedir. - Kimi yüksek profilli, merkezde, belirsizken, kimi kenar kuşaktadır. Sonuçta; Türkiye bir karar verirken “arka planda başka dosyalar da açılır” duygusu üretilir. Konsantrasyonu bozulmak istenir, “özellikle zafiyeti olanlar başta” kişisel mesajlar ve etkiler üretilir. Bu tam olarak: çok alanlı caydırma, çok dosyalı baskıdır. Bugün güney merkezli yaşanan olayların kaynak kodunda bir terör devletinin inşaşı ve Türkiye’nin bunu engelleme iradesini kırma çabası vardır. Kuzey merkezli olayların kaynak kodunda da Türkiye’yi savaşta taraf etme çabası. /// Kaza değilse (-ki kaza olsa bile durum okuması çok değişmiyor) bu olay, Libya’dan çok “Suriye karar dosyasını” etkilemeyi amaçlamış bir ön-alıcı baskı ve uyarı hamlesidir. Bunu başarırlarsa amaca ulaşmış olurlar. Libya gibi görünen bu olay Ankara’da yaşanıyor, ama sadece Libya’yı değil Akdeniz’i, Gazze’yi, Suriye’yi, Suriye Harekatını ilgilendiriyor. O yüzden bu mesajın bir özeli bir de geneli var: Özeli: Cephe Suriye, mesaj Ankara, araç Libya. Geneli: Cephe Türkiye’nin stratejik özerkliği, mesaj Ankara, araç Libya. /// Türkiye için aşırı sert tepki de risktir, ama geri çekilme de risktir. Bence doğru olan kararı bozmayıp, yöntemi sertleştirmektir. Bu yoğun asimetri, manipülasyon ve baskı ortamında Türkiye’nin hareket ekseni aslında çok belirgin ve masumdur. İster İran; “Türkiye’yi İsrail’le savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin”, ister İsrail/ABD; “Türkiye’yi İranla savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin.” İster AB-İngiltere Akdeniz denklemini bozmak, Karadeniz’i ısıtmak, ister Rusya Türkiye’yi karşısında değil yanında-yakınında görmek istesin. Türkiye’nin geleceği yakın tehdidini yok etmekten geçer. Çünkü en büyük tehdit, en yakın tehdittir. Bütün bu olaylar, en büyük yani en yakın tehdidi, uzak ve küçük bir tehdit olarak gösterme çabasının bir parçasıdır. Hançer El bu Kemal-El Kaim hattına değdiği an… Türkiye sadece çoklu cepheleri değil, çoklu ihtiras ve dogmaları da çökertmiş olur. Aynı IŞİD ve dogmasını Dabık’ta çökerttiği gibi. Bir ömür öğrenilenle-bir gece sabahlayarak yazılan yazılardan biri oldu. Saygılarımla… Abdullah Ağar 24 Aralık 2025

Abdullah Ağar

143,146 次观看 • 7 个月前