正在加载视频...

视频加载失败

DEVA Partisi Sözcüsü Sadullah Kısacık: "Biz, DEVA Partisi'ni kurarken AKP'de vardı CHP'de vardı İYİ Parti'de vardı. Ama biz belli noktalarda başka bir vizyonla DEVA Partisi'ni kurduk. Sonuç olarak bu partiler daha önce vardı. Ayrılan arkadaşlar kurucu arkadaşlar. Madem halihazırda var olan partilere gidecektin niye bu partiyi kurdun? Ben siyaseti...

64,068 次观看 • 5 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

Helal Olsun Dedi İse Çıkıyor Bu Adamı İzlesin Okan Buruk Serdar Kelleci: Haftalardır bunu anlatmaya çalışıyordum. Yani yayınlarda sürekli olarak bu puan tablosunu 64-63-60 bu gerçekleşebilir bir senaryo diye anlattığımız olay gerçekten gerçekleşti bu gece itibariyle. Çünkü Trabzonspor için yani burada mıyız orada mıyız karşılaşması bu kadar önemli bir karşılaşma ama ben Galatasaray'ın bu maça Bu kadar hazırlıksız çıkmasını hiç beklemiyordum. Yani oyuncu grubu açısından özellikle, yani oyuncular şampiyon olmuş havasında bir Galatasaray vardı. Bu bana enteresan geldi. Burada mıyız, orada mıyız? Sesle ilgili bir problem yok. Teşekkürler. Şimdi bir like'ınızı isteyeceğiz arkadaşlar. Maç bitince Binsports bol bol küfür dinletti. Abi hala diğer kanallarda Icardi fetiş izimi yapanlar ve ekip var. 2,5 senedir söylüyoruz. Kimse lafık yapmıyor. Serdar abi konusunu artık biraz sakinleyin. Arkadaşlar ben bu Icardi konusunda diyecek bir şeyim kalmadı benim artık. Ben bunu 1,5 sene evvel bugünleri anlatmaya çalıştım. Sporkest birazdan yayınlar bu arada. Trabzonspor'un atacağı gollerin nasıl olduğunu iki gol senaryosu anlattık Trabzonspor adına. İkisi de gerçekleşti. Ama ya bu Trabzonspor ne yapıyor? Yani mesela nedir ana fikri Trabzonspor'un? Çok basit bir ana fikri. Basit demeyeyim yani özür dilerim. Yani Trabzonspor, Fatih Tekin'in yaptığı iş gerçekten. Bunu her zaman söylediğim için burada alınacak gücenecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Fatih Tekke'nin değerini Alanya İstanbul günlerinden bu yana anlatan biri olarak. Ama hani Trabzonspor özelinde bin tane plan yok arkadaşlar. Yani iki üç çok sağlam planı olan bir takıma karşı yani şuradan sağ bek kullanımı ile ilgili sağ kenar kullanımı ile ilgili bu oyuncunun Trabzonspor oyuncusu Beki Pina veya işte buradan Zubkov'un buraya bindireceğini, Sporkest yayınını izleyenler açıp bir daha ya da izlemeyenler açıp bir daha izlesinler. Ortanın daha buradan yapılacağını net bir şekilde ya biraz Trabzonspor izleyip buna kanaat getirmek çok basit. Ve diğer taraftan duran toplarda Trabzonspor'un çok önemli bir organizasyonu olduğunu iki gol de böyle geldi. İki gol anlattık. Başka bir şey anlatmadık. Abi lig başladı özledik seni. Eyvallah Ayıp. Naçizane fikrim Galatasaray yönetimindeki Metin Öztürk. Sanki genel olarak futbolu geriyor. Vicdan anse ölüyorum. Yanlış anlaşılmasın. Ya valla açıklamaları dinlemedim. Ben yönetici açıklamalarını çok fazla da dinlemem. Benim için önemli olan teknik direktör açıklamaları. Çünkü yöneticiler genel olarak maçlar... Şimdi şöyle bir durum var ya. Galibiyette çıkıyorsunuz, mağlubiyette niye konuşmuyorsunuz diye. Bunlar görevlerini yapıyorlar arkadaşlar. Ne olur böyle bakın. Yani inanın ben tabii ki çok fanatik adamlar olabilir etrafımızda da var elbette ama genel olarak yöneticiler kendi aralarında bile konuşurken şu oluyor. Ya arkadaşlar biraz sert açıklamalar yapalım olur mu? Ben bunun ne olduğunu düşünüyorum. Karşılaşmaya geçeceğiz şimdi. Yavaş yavaş. Pijama iyiymiş be evet ya. Valla pijama evet doğru. İhsenovic.

Galatasarayultrataraftar

95,238 次观看 • 3 个月前

“Buffon’un yerine kimi seçeceğime karar vermem gerektiğinde tercihim Toldo’dan yana oldu. Roma’dan Antonioli ve Milan’dan Abbiati gibi isimler de vardı ama ben Toldo’yu uygun gördüm. Bu da haliyle bir miktar homurdanmayı beraberinde getirdi. Neyse ki İtalyan basını bile sonunda Zoff’un kaleci tercihinin eleştirilmesinin ne kadar anlamsız olduğunu fark etti. Toldo uzun boylu, neredeyse iki metreye yakın, atletik bir çocuktu. Inter forması giyiyordu. Amsterdam’a doğru giderken, uçakta yanıma geldi ve sordu: ‘Mister, biz aslında daha önceden tanışıyoruz, biliyor musunuz?’ Ona biraz şaşkın bir ifadeyle baktım: ‘Tabii ki tanışıyoruz, seni yıllardır çalıştırıyorum.’ ‘Hayır hayır,’ dedi gülerek, ‘daha da önceden... Hatırlamıyor musunuz?’ Hatırlamıyordum. Sonra şöyle anlattı: ‘Ben Padova’da yaşıyordum. Sheraton otelinin açılışında siz oradaydınız, otelin müdürüyle birlikte gelmiştiniz. Ben de garson olarak çalışıyordum o zamanlar. Yanınıza gelip bir imza istemiştim.’ Yüzüne dikkatlice baktım, hafızamı zorladım. Ve birden her şey yerine oturdu. Arkadaşım Giorgio Manenti, yöneticisi olduğu lüks oteller zincirinin Padova’daki açılışına beni davet etmişti. O gün, imza isteyen kalabalığın arasında bir çocuk vardı: Uzun boylu, güler yüzlü, içten bir bakışa sahip. Kaleciliğe olan tutkusunu anlattığında gözlerinde bir parıltı vardı; o tutkuyu gözlerinden okumak mümkündü. İşte şimdi hatırlamıştım Toldo’yu. Francesco Toldo’yu. 29 Haziran günü, Amsterdam’daki hava tam anlamıyla mükemmeldi. Hollanda ile İtalya arasında oynanacak olan Avrupa Şampiyonası yarı finali için adeta biçilmiş kaftandı. Stadyumun tamamı turuncuya boyanmıştı. Tribünlerde tek bir boş yer yoktu ve herkes ev sahibi Hollanda’yı destekliyordu, doğal olarak. Spor hayatında karşınıza çıkabilecek pek çok talihsizlik vardır. Ama en kötülerinden biri, tam da yolunuza formunun zirvesindeki bir kaleci çıkmasıdır. İşte o gün o talihsizlik Hollanda’nın başına geldi. Toldo... Benim Toldo’m... O sabah çok iyi uyanmıştı ve belli ki kendi kendine şöyle demişti: — Bugün bu kaleye hiçbir şey girmeyecek!” - Dino Zoff

calciolog

50,083 次观看 • 11 个月前

Memurun bütçesi görülmedi, Bütçede memuru görün diyoruz. Toplu sözleşme görüşmeleri sürerken Meclisi işaret edenler vardı. Biz o süreçte Hükümete ve hakeme cümle kurduk, mücadelemizi de sonuna kadar verdik. Bugün de Meclise cümle kuruyor ve diyoruz ki; İşte Meclis’in önündeyiz. İşte Bütçe görüşmeleri başlıyor. Memurun ve emeklinin durumunu Meclisteki bütün vekillerimiz, bütün partiler, hükümetin bütün yetkilileri biliyor. Bu çarpık tabloyu düzeltmek için Gazi Meclis iradesini kullansın, • Öncelikle emekliye de yansıyacak şekilde seyyanen zam Bütçeye girsin, kamuda çalışma barışı sağlansın. • 1. Dereceye 3600 yılsonuna kadar yasalaşsın, • Harcırah ve yiyecek yardımınailişkin sorunlarımız çözülsün, • Fazla çalışma ücretinde statülerarasında adalet sağlansın. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu artık ömrünü tamamladı. Toplu görüşmeden Toplu Sözleşmeye geçerken, Bizim öngörülerimiz ve önerilerimiz vardı. Bunların bir kısmı dikkate alınmadı. Biz, o zaman bu toplu sözleşme sistemiyle en fazla 4-5 toplu sözleşme ancak yapılabilir, sonra sistem tamamen tıkanır dedik. 15 yıllık süreçte 8 defa toplu sözleşme yaptık. Bunun yarısında uzlaşılamadı. Öngörümüzde haklı çıktık. Onun için feveran ediyoruz. Bu çarpıklığın faturasını memurlar olarak biz ödüyoruz. Böyle bir Kanunla, yasaklarla, adaletsiz Hakem Sistemiyle artık daha fazla yol yürüyemeyiz. Bu Kanun; Ne ILO normlarına, ne toplu sözleşme mantığına ne de demokratik Türkiye idealine yakışıyor. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Bu sistemin zinciri kırılmış, pedalboşa dönüyor. Gelin bu Kanunu değiştirelim. ▪️Toplu sözleşme kapsamını genişleten, ▪️Grev hakkını içeren, ▪️Masayı güçlendiren, ▪️Müzakereye yeterli süre veren, Devlet ciddiyetine uygun bir tutanak sistemi getiren, ▪️Adil ve tarafsız bir hakem kurulu tesis eden, ▪️Alternatif uzlaştırma yöntemleri geliştiren, ▪️Yetkinin hukukunu koruyan, Toplu sözleşmenin özerkliğini iseteminat altına alan yeni bir Sendika Kanununu hayata geçirelim.

Ali YALÇIN

61,574 次观看 • 9 个月前

IŞİD’in Suriye’de ve Türkiye’de yaptıklarını bir kez daha hatırlayalım. Yaşadıklarımızın, travmaların ne anlama geldiğini ancak o zaman anlayabiliriz. Neden özellikle bunları Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna söylüyorum? Kobane Kürtler için de, Türkiye için de çok büyük bir travmadır. Ve bu travmayı hâlâ anlayamamış bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla karşı karşıyayız. Kobane sınırına kadar, Türkiye sınırına kadar gelmiş caniler vardı. Üç yüz bin Kürt göç etmek zorunda kaldı, binlercesi büyük bir tehdit altındaydı. Buna rağmen Türkiye'de sınırları kapatan, oraya yardımların ulaşmasını engelleyen bir Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı vardı. Orada insanlar katliamın eşiğindeyken ne oldu? Geçen hafta Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü bir açıklama yaptı. Obama, Washington’dan Erdoğan’ı arıyor ve 'Sınır kapısını açın' diyor ve kapı açılıyor. Peşmerge, üç yüz kilometre yol aşarak buradan Kobane’ye gidiyor; Kürtlere yönelik IŞİD saldırılarına karşı yardıma gidiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yardım etmediği, sınırlarını kapattığı o sınırdan Peşmerge geçiyor ve IŞİD’e karşı savaşıyor. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tarihinde çok ağır bir sabıka vardır; şimdi o sabıkanın üzerine yenilerini ekliyor IŞİD’le birlikte. Kürtler bu Cumhuriyetin yurttaşlarıdır. Onların ortak duygusu ve vicdanı bugün Suriye’de yaşayanlarla birlikte atıyor. Bu bizim ortak vicdanımızdır. Sadece bizler değil; Türkiye’de ve bütün dünyada Kürtlerin kalbi bugün Rojava’dadır, Suriye’dedir. Buna ses çıkarmayan, oradaki canilere destek olan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Bundan vazgeçin. Bakın; teröre karşıyız, şiddete karşıyız ama bunu yapmayın. Kürtleri duygusal olarak bu Cumhuriyetten uzaklaştırmayın. 2015 yılına kadar burada defalarca konuştuk. İçinde nasıl destekler verildiğini anlattık. Elimizde Yargıtay kararı var; 2015 tarihli Yargıtay kararı ne diyor biliyor musunuz? “IŞİD diye bir terör örgütü Türkiye’de tanımlanmamıştır” diyor. O zamanki Başbakanınız ne diyordu? “Eylem yapmadan yakalayamıyoruz.” Neden? Çünkü örgüt olarak tanımlanmamıştı. Böyle bir ortamdaydık. IŞİD’in beyleri, ağaları; Êzidî kızlarını, Arap kızlarını, Alevi kızlarını köleleştirdi. Çocuklar pazarlardan alınıp getirildi. Hemen yanı başımızda Keçiören'de, Sincan’da, Gölbaşı’nda kaç tane çocuk bulundu ve bunların hepsi Türkiye’de oldu.

Sezgin Tanrıkulu

41,367 次观看 • 5 个月前

Resim sanatında ramazan diye bir şey yok arkadaşlar malum o yüzden ben de hem video hem müzik ile size bir tebessüm ettirmek ve bu resimlerle ilgili bilgi vermek istedim. :)) Hollanda Barok sanatında sofra natürmortları 17. yüzyıl boyunca bir patlama yaşadı. Bunun birkaç nedeni vardı: Ekonomik refah, sanata duyulan ilgi ve en önemlisi, Protestan iş ahlakıyla yoğrulmuş bir toplumda, dünyevi zevklerin hem kutlanması hem de sorgulanması. Bu dönemde Hollanda, deniz ticaretiyle büyük bir zenginlik kazanmış, baharatlardan lüks kumaşlara, egzotik meyvelerden gümüş işçiliğine kadar her türlü malı ülkeye taşımıştı. Dolayısıyla bu ihtişamı yansıtmak için ressamlar, devasa sofraları ve gösterişli ziyafetleri resmetmeye koyuldular. Ancak, bu resimler sadece bir “zenginliğin ilanı” değildi, aynı zamanda birer vanitas, yani dünyevi hazların geçiciliğini hatırlatan bir uyarı niteliğindeydi. Bu tür resimler “banketstukken” (ziyafet natürmortları) ve “ontbijtjes” (kahvaltı sahneleri) olarak ikiye ayrılırdı. Banketstukken büyük, görkemli ziyafetleri temsil ederken, ontbijtjes daha mütevazı kahvaltı sofralarını gösterirdi. Ama her iki türde de belirli semboller vardı ki, bunları okumak neredeyse bir dedektiflik işidir. (Ben de o işte yıllardır kendimi geliştirmeye çalışıyorum) Hollandalılar için sanat, yalnızca güzellik uğruna yapılan bir uğraş değil, aynı zamanda hayatın geçiciliğini hatırlatan bir araçtı. O dönemin tüccarları bu resimleri evlerine asarak servetlerini sergiliyor, ama aynı zamanda “Bu dünya geçicidir, ama biz de buradayız!” mesajını veriyorlardı. Bu yüzden, 17. yüzyılın Hollanda sofra natürmortları sadece sanat tarihi kitaplarında değil, aynı zamanda dönemin toplum yapısını, değerlerini ve inançlarını çözmek için harika birer ipucu olarak okunmalıdır. Bu anlamda google'dan aratarak bulabileceğiniz bir makale önermek istiyorum. Melek Ezgi Yüce'nin 17. Yüzyıl Hollanda Sanatında Sembol kullanımı adlı çalışması çok işinize yarar. Asıl bir de Defne Akdeniz'in "Resim Sanatında Gastronomi" kitabını okursanız tadından yenmez. Herkese iyi pazarlar dilerim. Sanatla kalın. 🙏🏻😊🖤

Celil Sadık

10,546 次观看 • 1 年前

Sosyal medyada görülen her şeye özenilmemesi gerektiğini iddia eden bir influencer: • Ben kendi işini tamamen kendi parasıyla kurmuş, üniversiteye başladığı günden itibaren hayatını tamamen kendisi kazanmış biriyim. • ⁠Ama ben İngilizce öğrenmeye daha kreşteyken başladım. 10 yaşındayken üç dil konuşuyordum zaten. • ⁠Senelerce yüzme, resim, tiyatro, satranç kurslarına taşındım. • ⁠Benim babam müteahhitti, sonradan battı. Ama öncesinde eğitime yapılan yatırım ve onun beraberinde getirdiği sadece kültürel sermaye bile aslında çok ciddi bir ayrıcalık. • ⁠Akıllı, hırslı, çalışkan bir insan olduğumu düşünüyorum ama en iyi hocalara erişimim vardı. • ⁠Sınavdan başka hiçbir şey düşünmeme lüksüm vardı. • ⁠Çok daha akıllı, çalışkan, hırslı insanlar benim kadar şanslı olmadığı için bugün istediği yerde olmayabilir. • ⁠Ayrıca biz de öyle çok zengin de değildik; orta-üst gelirli ama çocuğunun eğitimini çok önemseyen, bilinçli bir ailem vardı. • Ama sadece kültürel sermaye bile inanılmaz büyük uçurumlar açabiliyor. • ⁠Keşfette birilerini görüp kendinizi onlarla kıyaslayıp kötü hissediyorsanız bilin diye söylüyorum: Aynı yerden başlamamış olma ihtimaliniz çok yüksek. • Azim ve yetenek olmadan başarı da olmaz, evet. Ama bazen azim ve yetenek başarmaya yetmeyebilir. Bazen şans da gerekir, para gerekir. • ⁠Ne yazık ki bazen o şanssızlıkları ya da maddi yetersizlikleri kompanse etmek için herkesin 10 birim emek koyarak ulaştığı yere gitmek için sizin 50 birim emek koymanız gerekir. • ⁠Kendince zorluğu da kolaylığı da deneyimlemiş birisi olarak; hayata bazılarından önde, bazılarından çok geride başlıyoruz. • ⁠Bu, “Asla çabalamayın, zaten sistem size karşı.” falan demek değil. • ⁠Sadece bazen bir şeyler için çabalarken, emek verirken sanki herkes her şeyi çoktan başarmış da siz geride kalmışsınız, yetişememişsiniz gibi hissedebilir insan. • ⁠Öyle anlarda bu durum aklınıza gelsin yani.

🎙️ Muhbir

15,815 次观看 • 12 小时前

Sanki Kocaelispor Şampiyonluğa oynuyor Tüm Suçlu Okan Buruk Erman Toroğlu: Okan Buruk'un Galatasaray teknik adamının geçen hafta hemen maçtan sonra verdiği beyanattan belliydi. Bu şunu gösteriyordu. Benim takımım fazla bir iş yapamıyor. Bu Kocaeli takımı da fena değil. Biz bunlara takılabiliriz. Bak çok da söyleyeyim. Ben şimdiden bir fitile ateşliyim. Seyirciyi meyirciyi rakibin üstüne yollayayım. Maçı alalım. Tam şark kurulazdı. Bunu Okan hep yapıyordu. Ne oldu? Kocaeli'li futbolcuları ateşledi. Kocaeli'li seyircileri ateşledi. Kocaeli'ni havaya soktu. Yani bu maçın sorumlusu maçtan bir hafta evvel Okan Buruk maalesef maçta da Okan Buruk. Ya dört oyuncu değişikliği yapıyorsun. En son İkardi var. Artı İkardi'yi alıyorsun. Kimi çıkarttı İkardi'yi alırken? Sara'yı. İkardi'ye topu kim atacak? Sara. İlkay'ı da çıkartacak. Toran'a mı atacak? O atacak topu. Orta atacak, bacak arası atacak, bir şey yapacak. Sen birini çıkarıyorsun, birini alıyorsun ve intihar ediyorsun. Hocam, kestirme söyleyeyim, hiç uzatmadan. Icardi vardı, Okan Buruk vardı. Osman vardı, Okan Buruk vardı. Osman yok, Icardi yok. Osman yok, Okan Buruk yok. O kadar mı söyleyeceğim ya? Sen bir tane futbolcuya mahkumsan bu kadroda, senin hatan var abi. Ama bunu bak, uzun zamandan beri dile getiriyordum, biliyorum Galatasaraylılar kızıyorlar. Kızabilirler abi, aklın yolu bir. Okal bu takımı idare edemedi. Yapamadı. Havayı yapamadı, bir şey yapamadı, yapamadı, yapamadı. Ki Fenerbahçe öyleyken, Fenerbahçe dağlara taşlara yaparken, senin açı kara götürmen lazımdı, götüremedi. Şimdi çok sonra soktun işini. Şimdi önümüzdeki maçları iki takımda alırsa, Fener seni yenerse, Fener şampiyon olacak. Evet. Sen kendi sandığında öyle bir maça çıkacaksın ki Fener'le oyuncuların ayakları titremeyecek. Senin ve senin oyuncuların ayakları titriyecek. Senin seyircin acaba diye maça gidecek. O kadar zor bir olay ki o. O kadar zordur ki o. Ayağını kaldırırsın top altından geçer. Fener'in kaybedecek neyi var ama Fener nerelerden nereye geldi? Kendi de tahmin etmiyordu. Tabi o simenin sakatlığı Allah korusun o çok kötü bir şey. Bir defa o simenin sakatlığı seni bu hale soktu ama sen hazırlıklı değilmişsin. Her türlü sakatlığa karşı hazırlıklı olacaktın kardeşim. Sen o simen var diye Icardi'yi 89'da oyuna sokmaya kalktın. Onu bir aile küstürdün. Onu yaptın bunu yaptın. Senin takımın gitmedi işte gördün bugün ya. Bugün senin takımın senin de büyük hatalarından Kocaeli'yi yenemediniz. İkinci yarı Kocaeli takımı top oynamaya başladı. Bak ilk yarıda Galatasaray oynuyor. Gayet iyi. Ama ne dedik? Bir sıfır rahat değil. Çünkü Kocaeli rahat takım. İkinci yarı baktın. Sanki Kocaeli şampiyonluğa oynuyor. Ne bileyim top yapıyorlar abi. Galatasaray takımı takım olarak çöktü. İşte o zaman el koyacaktın. Kaçıncı dakikadan itibaren el koymaya başladı? Hocam değişiklikleri yani 80'e geldi. 75'te yaptı. Golden sonra. Ama gidiyordu. Maçın gideceğini biz söylüyoruz. İkimiz konuşuyoruz. Bu maç artık gidiyor gibi diyoruz. Gol bağıra bağıra geldi. Bir topla direkten döndü. Çok kritik bir. O da gol olsa mağlup olacaktı. Hoş fark etmeyecek şimdi. Evet yani beraberlikle mağlubiyet arasında çok büyük farkı yok hocam. Kalan haftalarda.

Galatasarayultrataraftar

25,783 次观看 • 3 个月前

Diyanet en sonunda ruhbanlığa da soyundu !!! Bu iktidar dine diyanete “o kadar saygılı ve üstelik dindar ki” Kur’an meali yakan bir iktidar olarak tarihe geçmeye karar vermiş. Gerekçeleri de çok kurnazca: İslam dininin temel hükümlerine uymayan mealler vs yok edilecek. İslamın temel ilkeleri derken neyi kast ettiklerini bilmiyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı ve sn başkanının islamın temel hükümlerine ne kadar riayet ettiği de hayli tartışmalıdır. Yetkin ve saygın çok sayıda din alimi ve ilahiyatçı Diyanet Teşkilatının ve ona talimat veren Siyasi iktidarın islam dininin temel ilkelerine karşı pekçok uygulamasının olduğunu ifade ediyor. O zaman ben de buradan soruyorum: Siz “hangi islamın temel ilkerine göre” --Bu olmaz, bu da olmaz ama bu olur şeklinde kararlar vereceksiniz? Dün çok muteber ama bugün terörirst dediklerinizin yorumlarına göre mi, yoksa bugün muteber ama yarın hain ve terörist olarak düşmanlaştırcağınızın belli olmadığı bilmem ne cemaatlerinin yorumlarına göre mi? Hangisi arkadaşlar? Biz bunun ne için yapıldığını biliyoruz. Böyle muğlak ifadelerle tıpkı internet yasasında olduğu gibi, yanıltıcı bilgi muğlaklığı gibi, Siber Güvenlik yasasının içindeki aynı muğlak ifadeler gibi istediğinizi aklayıp istediğinizi kamyonun önüne atacağınız işlere kanuni gerekçeler uyduruyorsunuz. Yani allayıp pulladığıınız bu yasal düzenlemelerle aslında “YENİ BİR İKTİDAR DİNİNİN” TEMELLERİNİ ATIYORSUNUZ. Hiç değilse mübarek dinimize inancımıza karışmayın. Yakında islamın temel ilkeleri diye yeni saçmalıklar da uyduramayacağınızın bir garantisi de yok. Zaten islamın reforma ihtiyacı var diyen bir siyasetçi de vardı.

Selçuk ÖZDAĞ

12,429 次观看 • 1 年前

İranlı meşhur düşünür, felsefeci, kelamcı ve akademisyen Abdulkerim Suruş: "Size şöyle arz edeyim; Şia ve Sünni, İslam'ın iki yorumudur. Başta size söyledim ki İslam tarihi, İslam hakkında yapılan yorumların tarihinden başka bir şey değildir. Sakın İslam Peygamberi'nin başarısız olduğunu ve ondan sonra ümmetinin tamamen başka bir yola, onun sevmediği bir yola saptığını sanmayalım. Güya bir azınlık kalmış da onlar Peygamber'in doğru yolundan gidiyormuş... Hayır, Peygamber'in inşa ettiği bu ümmetin bugün %90'ı Ehl-i Sünnet, %10'u Şia'dır; bunların hepsi Müslümandır. Elbette İslam'dan kendi yorumlarına sahipler. Şiilerin çok güzel bir tezi vardı. Elbette pratikte kötü işler de yaptılar; biz Şii olduğumuz için bunu bilmeliyiz. Şiilerin sözü aslında şuydu: 'Peygamber'i (öğretilerini) kaybetmemek için Ali'yi tutmalıyız.' Dinliyor musunuz? Bu çok güzel bir plandı, iyi bir sözdü. Hepsi bu temizlikte, bu berraklıkta ve bu aydınlıkta söylüyordu demiyorum; ama eğer sözlerinin özünü sempatik bir şekilde ifade etmek istersek şuydu: Madem Peygamber dünyadan gitti, Peygamber'e erişebilmemiz için hangi yol daha güvenilirdir? Neticede iddia sahipleri çoktu, sözler çok fazlaydı. Tarihsel rastlantılar (contingencies) ve tesadüfi durumlar da ortaya çıkmıştı. Mesela Ali tesadüfen halife olamadı, Ebubekir tesadüfen halife oldu. Bunların hepsi başka türlü de olabilir, başka bir şekilde de gerçekleşebilirdi. Bu sebeple bunların hiçbiri inanç esaslarından (Usul-i Din) veya dinin rükünlerinden değildir. Bunların hepsi tarihin tesadüfleriydi; Ali'nin öyle öldürülmesi, Haricilerin meydana çıkıp öyle roller ve cinayetler işlemesi... Ama neticede gerçekleşti. İşte bir grup kendi kendine düşündü: 'Biz Peygamber'in takipçisi, Peygamber'in gerçek takipçisi olmak istiyoruz. Şimdi kimin kapısına gidelim? Peygamber'in öğretilerini daha sağlıklı, daha temiz ve şaibesiz bir şekilde nereden alacağımızdan nasıl emin olalım?' Teşhisleri şuydu: 'Ali'ye müracaat edebiliriz. O bizi Peygamber'e daha kolay ve daha tehlikesizce ulaştırır.' Diğerleri ise başka bir yol seçti. Sözün özü buydu. İmam Sadık'ın müritlerinden birine Şiiliğin ne olduğu sorulduğunda o da aynı şeyi söylemiştir. Demiş ki: 'İhtilaf çıktığında, bu ihtilaflar arasında ben Ali'nin söylediği sözü tutarım.' Daha güvenilir bir yoldur, daha tehlikesiz bir yoldur. Gerçekten ben de şimdi size aynısını söylüyorum; Şiilik budur. Geri kalan şeyleri unutun. İmamların masum olduğu, 12. İmam'ın olup olmadığı, şu veya bu... Bunların hiçbiri Şiiliğin kalbi değildir. İmamların masum olduğu meselesini, İmamlar kendi ashabının seçkinlerine (havas) öğretirlerdi. Aslında halktan böyle bir inanca sahip olmasını istemezlerdi bile. Kendi zamanlarında İmamların takipçilerinin çoğu, İmamları 'takva sahibi alimler' olarak bilirlerdi. Onlar hakkında bundan öte bir şeye kail değildiler. Bugün biz İran'daki Şiiler aşırıyız. Bunu aklınızda tutun. Biz 'Guluv' (aşırılık) ehliyiz. Maalesef Şiiliğin bu mirası bize ulaştı. Bir yerde yazdım; türbelerde okunan 'Ziyaret-i Camia-i Kebire' diye bir dua vardır. Bu, Gali Şiiliğin (aşırılıkçı) manifestosudur. Gali Şiilerin İmamlar hakkındaki görüşlerinin ne olduğunu bilmek için orayı okumalısınız. Orada yaratılanların rızkının onların elinde olduğu, kıyamet günü diriltildiğimizde onların huzuruna gideceğimiz, hesabımızı onların göreceği yazılıdır; 'İyabü'l-halki ileykum ve hisabuhum aleykum' (Yaratılanların dönüşü sizedir ve hesapları sizedir) vesaire vesaire... Bu, Gali Şiiliğin manifestosudur. Ve biz İranlılar Gali Şiileriz. Bunu unutmayın. Başlangıçta Şiilik bu değildi. Mutedil bir yoldu. Temsilcileri vardı; bizim İmam dediğimiz takva sahibi alimlerdi. Hem Şiiler hem Sünniler bu insanların tahir (tertemiz) oldukları, pak oldukları konusunda hemfikirdirler. Hayatlarında tek bir leke yoktur. Alim idiler, sözleri kabul edilebilirdi. Onlara vahiy geldiği, ilham geldiği, masumiyetleri (ismet) olduğu, şu veya bu, gayb ilmine sahip oldukları... Bunları bir kenara bırakın. Bunlar Şiilikte yoktu. Bunlar sonradan çıktı. Bunları Gali (aşırılıkçı) Şiiler ekledi. Bu sebeple başlangıçta Şia ve Sünni birbirinden pek de uzak değildi. Şimdiki gibi karşı karşıya durmuyorlardı; ya da Safevi döneminden beri gelen bu durum gibi değildi. Başlangıçta böyle değildi. İmam Ali bizzat çocuklarının adını Ömer, Ebubekir koymuştur. İmam Cafer Sadık bizzat kızının adını Ayşe koymuştur. Bir arkadaşım vardı, diyordu ki: 'Birinin minberde olduğu bir meclisteydim. Şöyle anlatıyordu; müminlerden biri İmam Musa Kazım'ın yanına gitti ve İmam Musa Kazım ona hiç teveccüh etmedi. Adam dedi ki: Efendim, ben sizin müritlerinizden ve dostlarınızdanım, neden artık bana bakmıyorsunuz? İmam dedi ki: Çünkü yakın zamanda bir kızın oldu ve adını Ayşe koydun.' Sonra tarih okumuş olan bu arkadaşımız gitmiş o hocaya demiş ki: 'Hocam, siz bizzat İmam Musa Kazım'ın bir kızının adının Ayşe olduğunu biliyorsunuz.' Arkadaşımız diyor ki: 'O beyefendi bana öyle bir gazaplandı ki oturumun sonuna kadar benimle konuşmadı. Verecek bir cevabı da yoktu zaten.' Bu laflar sonradan çıktı efendim. İmam Cafer Sadık bizzat Ebubekir'in torunlarındandır. Kendi büyükbabasına sövmeye, lanet etmeye gelir mi hiç? Şiilik başlangıçta bu şekilde ortaya çıktı. İyi, mutedil ve rasyonel bir kökeni vardı. Herkesin bu berraklıkta konuştuğunu söylemiyorum ama şimdiki zamanın Şiilerine diyorum ki; böyle bir köken vardı ve böyle rasyonel bir fikir mevcuttu. Kimse de muhalefet edemezdi. Sonra yavaş yavaş savaş meselesi geldi, güç meselesi geldi ve 'Gulat' (aşırılıkçılar), yani bu Gali'ler geldiler ve suyu bulandırdılar; ki bugüne kadar da bulanık kalmıştır."

Ramazan Bursa

32,579 次观看 • 2 个月前

Galatasaray 4 Maç 1 Galibiyet Alır Fenerbahçe ile Final Oynuyoruz Serdar Kelleci: Beraberlik dahi çok büyük bir önemi var. Nedenini yeri gelmişken anlatayım. Sahaya döneceğim tekrar. Bakın arkadaşlar, beraberlik halinde yüksek ihtimalle burada bulunan bütün Galatasaraylılar çok fazla memnun olmayacaklardır. Bunu anlayışla karşılayabiliyorum. Ama bir şey anlatacağım. İşte bu yüzden Okan Hoca'ya yardımcılarının çok önemli uyarılarda bulunması lazım maç içinde. Neden derseniz. Bakın Galatasaray bugün 64 puanla lider. 63 Fener, 63 Trabzonspor. Galatasaray maçını eşitlemeye gidiyor şu anda. Galatasaray eğer burada mağlup olursa 64-63 devam eder. Bakın Galatasaray'ın şöyle bir handikapı var. Bunlar çok zor maçlar. Diyelim Göztepe maçını Galatasaray beraber bitirdi. Ben Galatasaray... Taraftarının yerinde olsam çok üzülmem. Ama şu şartla şöyle üzülmem. Çok önemli bir puan Göztepe'den alınacak. Ne anlatıyorsun sen baba demeyin. İnanın şampiyonluk böyle matematiklerden geçer. Yani burada hani işkemmeden sallamıyorum. Göztepe Galatasaray diyelim berabere bitti maç. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Maç 75. dakika. 0-0 ya da 1-1. Okul hocanın yardımcılarının ona şunu demesi gerek. Hocam yemememiz, yemememiz gerekiyor. Atmamız evet biz de isteriz. Tabii ki çok mükemmel olur. Ama yersek bunun matematiksel bir cezası var. Onu anlatacağım. Ben Galatasaray olarak konuşuyorum. 64, 65 yaptım. 63 en yakın rakibimle puan farkını 2'ye çıkarttım. Kayıp. Puan farkını 2'ye çıkarttım. Kayıp mı? Evet ama puan farkını ikiye çıkarttım. Bakın arkadaşlar Galatasaray iyi değil. İyi top oynamıyor. Bu yüzden bu matematik hesabını yapıyorum. 65 puanlı Galatasaray Kocaeli ile içeride beraber kalabilir. Bu olabilecek bir senaryo imkansız gibi gözükebilir bugünün şartlarında. Olursa ne olur? Galatasaray 66 yapar. Fener ya da Trabzon'dan biri kazanırsa. Puanlar eşitlenir. Galatasaray liderliğini Trabzon olmazsa eğer ki devam ettirir. Hatta tabii Trabzon'la ikili averajdan dolayı ama Fener'e karşı genel averaj üstün olduğu için rakibinin Fenerbahçe olarak düşünürsek, öyle düşünerek konuşuyorum şu anda, puanlar eşitlenir. Bakın Göztepe beraber, Kocaeli beraber senaryosundan bahsediyorum ama yine de Galatasaray şampiyon olur bu senaryodan demek istiyorum. O da şu. İki maç bak önünde iki maç iki beraberlik. Arkadaşlar en kötü şeyleri bugün konuşmazsan yarın gerçekleştiğinde daha çok yanarsın. Ah orada bir puan diye. Bakın Göztepe beraber Kocaeli beraber Gençler Birliği Galatasaray görece daha basit bir karşılaşma olduğu için bu fikstürde basit diyorum. Galatasaray çok önemli bir yerde. İyi bir şekilde belki çıkmamış ama lider çıkmış. Bu önemli olan bu. İyi çıkmamış olabilirsin ama hala lider çıkmış olabilirsin. Gençler birinden alınacak 3 puan. Velev ki Fenerbahçe de kazandı. Final maçı. Galatasaray Fenerbahçe maçı. Futbolda her şey var. Kartlar var, o var, bu var, şu var. Ama o gün seni beraberlik kurtarıyorsa ve o beraberliği alıyorsan sen yine lider misin? Lidersin. Sonra gidip artık bir tek zor maçın kalıyor. Bir tek kazanman gereken zor yüksek seviye maç Samsun Spor maçı. Samsun'da da o galibiyeti elde edip görece daha bir fikstürde içeride Antalya deplasmanda Kasımpaşa ile sezonu kapatırsın. Bakın arkadaşlar bu senaryoda Galatasaray şampiyon oluyor diye anlattım. Ne kadar kötü bir senaryo değil mi? Göztepe'ye beraberlik, Kocaeli'ne beraberlik. Deplasmanda Gençler Birliği'ni yenen bir Galatasaray. 3 haftada sadece bir galibiyet. Fenerbahçe ile beraber 4 haftada sadece bir galibiyetle Galatasaray şampiyon olabiliri anlatmaya çalıştım. Bu matematiği mutlaka ki kafanın bir yerinde sabit tutman gerekiyor. Bilmiyorum ne diyeceksiniz ama. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bakın ne kadar ne diyorsun baba sen denilecek bir zanaryo farkındayım. Ama sonucu önemli olan şampiyonluksa Galatasaray için bunun mutlaka göz ardı edilmemesi lazım. Yarın Göztepe'de mağlubiyetle beraberlik arasında büyük bir fark var. Anlatmak istediğim hikaye bu. Bakın şu çok basit bir şey. Kardeşim sen büyük takımsın ezip geçeceksin.

Galatasarayultrataraftar

109,366 次观看 • 3 个月前

Bülent Ersoy’a alışverişte eşlik eden şahıs, yaşadığı ilginç anıyı paylaştı: Bir gün anons geldi. Dediler ki: — Mağaza müdürü seni çağırıyor. Neyse, gittim. Mağaza müdürü dedi ki: — Eylem, Bülent Ersoy kozmetik reyonunda alışveriş yapıyor. Biraz sonra kadın reyonuna gelecek. Senin onunla ilgilenmeni istiyorum. Servis vermeyeceksin, sadece yanında duracaksın. Ben de: — Tamam, dedim. O sırada Bülent Hanım’ın medyaya yansımamış, biraz çılgın bir sevgilisi vardı. Onu da göndermiş. O da erkek reyonunda alışveriş yapıyormuş. Ben önce bir korktum. Düşünsenize, 20 yıl önce Bülent Ersoy’un kadın reyonuna geldiğini… Yanlış bir şey yapsam mahvolurum diye düşünüyorum. Neyse, reyonda bekliyorum. Karşıdan geliyor. Arkadaşlar, simsiyah ama çok şık bir kadın geliyor. Zaten yaklaşık 1.80 boyunda. Uzun, simsiyah bir elbise giymiş, topuklu ayakkabıları var. Saçları benim saçlarım kadar siyah. Makyajı da simsiyah. İkonik zümrüt takımı vardı; kafam kadar büyük taşları olan bir set takmıştı. Parlayarak geliyor. Biz de iç giyimin ortasına bir sandalye getirdik. Oraya oturdu. Çorap istedi. İstediği çorabın markası Calvin Klein’dı. Konuşurken bir anda bacağını kasığına kadar açtı. Abartmıyorum, bunu hiç unutmuyorum. Kadının bir bacağı neredeyse benim boyum kadardı. Gerçekten inanılmaz uzun ve çok düzgün bacakları vardı. Tam o sırada mağaza müdürü beni gösterdi ve: — Eylem, sizinle o ilgilenecek, dedi. Bülent Hanım beni baştan aşağı süzdü. Hafifçe başını salladı, sonra arkasını döndü. O sırada iç giyimdeki arkadaşlar geldi. Dediler ki: — Bülent Hanım, Calvin Klein yok ama bu marka var. Mağazanın en pahalı markası bu. Bülent Ersoy da ağzı bozuktu. Kıza sert bir şekilde: — Anan giysin, dedi. Kızcağız bir anda kızardı, bozardı; resmen korktu. Bülent Ersoy, “İstemiyorum.” dedi ve konuyu kapattı. Aşağı katta sevgilisi alışveriş yapıyordu. Bir markanın kabanını beğenmişti ama istediği beden yoktu. O sırada erkek reyonundan iki arkadaş geldi. Biri ürünü gösterdi, diğeri de: — Giy bakalım, dedi. Sevgilisinin beğendiği paltoyu kısa boylu bir arkadaş giydi. Bülent Ersoy baktı ve: — Ay, bu nasıl bir tip? Ferda, kış, kış, kış! Çekil gözümün önünden! dedi. Çocuk yer yarılsa içine girecek durumdaydı. Hepimiz çok mahcup olmuştuk. Sonra uzun boylu bir personel arkadaş geldi. Paltoyu ona giydirdik. Gerçekten çok yakıştı. Bülent Ersoy bu kez: — İşte böyle personeller çalıştırmanız lazım, Ferda’cığım, dedi. Ferda, mağaza müdürünün adıydı. Ardından beğendiği ürünün bedeninin başka mağazada olduğunu öğrendi. Ancak sevgilisinin alışverişi henüz bitmediği için mağaza müdürü: — Bülent Hanım, sizi odama alayım, dedi. Bülent Hanım da: — Tamam Ferda’cığım, dedi. Koluma girdi. Ben de eşlik ederek müdürün odasına götürdüm. Kadın gerçekten çok heybetliydi. Ben de yanında iyice küçük kalıyordum. Bugünkü hâliyle kıyaslanmaz; o dönem gerçekten çok etkileyici bir duruşu vardı. Odaya girdik. Koltuğa oturdu. Bana da: — Sen burada oturacaksın. Hiçbir yere gitmeyeceksin, dedi. Ben de: — Bir çay ya da kahve içer misiniz? diye sordum. — Hadi bana bir kahve söyle dedi. Ben de kahvesini söyledim. Kapıyı da kapattırdı. Tam o sırada telefonu çaldı. Bir erkekle konuşuyordu. Küfürler havada uçuşuyordu. Hayatımda böyle bir telefon konuşmasına şahit olmamıştım.
4:05

Sensitive content

Bülent Ersoy’a alışverişte eşlik eden şahıs, yaşadığı ilginç anıyı paylaştı: Bir gün anons geldi. Dediler ki: — Mağaza müdürü seni çağırıyor. Neyse, gittim. Mağaza müdürü dedi ki: — Eylem, Bülent Ersoy kozmetik reyonunda alışveriş yapıyor. Biraz sonra kadın reyonuna gelecek. Senin onunla ilgilenmeni istiyorum. Servis vermeyeceksin, sadece yanında duracaksın. Ben de: — Tamam, dedim. O sırada Bülent Hanım’ın medyaya yansımamış, biraz çılgın bir sevgilisi vardı. Onu da göndermiş. O da erkek reyonunda alışveriş yapıyormuş. Ben önce bir korktum. Düşünsenize, 20 yıl önce Bülent Ersoy’un kadın reyonuna geldiğini… Yanlış bir şey yapsam mahvolurum diye düşünüyorum. Neyse, reyonda bekliyorum. Karşıdan geliyor. Arkadaşlar, simsiyah ama çok şık bir kadın geliyor. Zaten yaklaşık 1.80 boyunda. Uzun, simsiyah bir elbise giymiş, topuklu ayakkabıları var. Saçları benim saçlarım kadar siyah. Makyajı da simsiyah. İkonik zümrüt takımı vardı; kafam kadar büyük taşları olan bir set takmıştı. Parlayarak geliyor. Biz de iç giyimin ortasına bir sandalye getirdik. Oraya oturdu. Çorap istedi. İstediği çorabın markası Calvin Klein’dı. Konuşurken bir anda bacağını kasığına kadar açtı. Abartmıyorum, bunu hiç unutmuyorum. Kadının bir bacağı neredeyse benim boyum kadardı. Gerçekten inanılmaz uzun ve çok düzgün bacakları vardı. Tam o sırada mağaza müdürü beni gösterdi ve: — Eylem, sizinle o ilgilenecek, dedi. Bülent Hanım beni baştan aşağı süzdü. Hafifçe başını salladı, sonra arkasını döndü. O sırada iç giyimdeki arkadaşlar geldi. Dediler ki: — Bülent Hanım, Calvin Klein yok ama bu marka var. Mağazanın en pahalı markası bu. Bülent Ersoy da ağzı bozuktu. Kıza sert bir şekilde: — Anan giysin, dedi. Kızcağız bir anda kızardı, bozardı; resmen korktu. Bülent Ersoy, “İstemiyorum.” dedi ve konuyu kapattı. Aşağı katta sevgilisi alışveriş yapıyordu. Bir markanın kabanını beğenmişti ama istediği beden yoktu. O sırada erkek reyonundan iki arkadaş geldi. Biri ürünü gösterdi, diğeri de: — Giy bakalım, dedi. Sevgilisinin beğendiği paltoyu kısa boylu bir arkadaş giydi. Bülent Ersoy baktı ve: — Ay, bu nasıl bir tip? Ferda, kış, kış, kış! Çekil gözümün önünden! dedi. Çocuk yer yarılsa içine girecek durumdaydı. Hepimiz çok mahcup olmuştuk. Sonra uzun boylu bir personel arkadaş geldi. Paltoyu ona giydirdik. Gerçekten çok yakıştı. Bülent Ersoy bu kez: — İşte böyle personeller çalıştırmanız lazım, Ferda’cığım, dedi. Ferda, mağaza müdürünün adıydı. Ardından beğendiği ürünün bedeninin başka mağazada olduğunu öğrendi. Ancak sevgilisinin alışverişi henüz bitmediği için mağaza müdürü: — Bülent Hanım, sizi odama alayım, dedi. Bülent Hanım da: — Tamam Ferda’cığım, dedi. Koluma girdi. Ben de eşlik ederek müdürün odasına götürdüm. Kadın gerçekten çok heybetliydi. Ben de yanında iyice küçük kalıyordum. Bugünkü hâliyle kıyaslanmaz; o dönem gerçekten çok etkileyici bir duruşu vardı. Odaya girdik. Koltuğa oturdu. Bana da: — Sen burada oturacaksın. Hiçbir yere gitmeyeceksin, dedi. Ben de: — Bir çay ya da kahve içer misiniz? diye sordum. — Hadi bana bir kahve söyle dedi. Ben de kahvesini söyledim. Kapıyı da kapattırdı. Tam o sırada telefonu çaldı. Bir erkekle konuşuyordu. Küfürler havada uçuşuyordu. Hayatımda böyle bir telefon konuşmasına şahit olmamıştım.

🎙️ Muhbir

712,199 次观看 • 4 天前

1 Ay'a Kadar Federasyon Değişir Serdar Ali Çelikler: Abi hiç bize anlatmayın bundan sonra, yok biz Real Madridliyiz, yok biz Juventusluyuz, yok efendim Interliyiz, Galatasaray'la Şampiyonlar Ligi'ndeyiz falan. Siz Haiti'siniz, Haiti, bu kadar basit abi. Siz Haiti kadarsınız işte. Bütün olayınız Haiti kadar olmak, yani 64. saniyede gol yiyen bir takım, bu kadarsınız yani. Bu kadarsınız. Neyse yani Montella'yı ara vedaçı deriz, ama bence Temmuz'daki mali kongrede federasyon değişmesi de yarından itibaren gündeme gelecektir. Hatta bu geceden itibaren kulisler, yani orada gece ya, Amerika'da gece ya, orada, orada, oradan itibaren kulisler başlayacaktır, muhtemelen bir bir saat içinde telefon trafikleri olur. Bir ay sonra federasyonun değişme ihtimalini de görüyorum artık. Muhtemelen bir Türk hoca gelir, Aykut Kocaman'ın ismi geçer. Okan Buruk'un ismi geçer, başka ne anlatayım? Milli takım sevimliliğini kaybetti, o kötü oldu. Yani sevimli çocuklardı bunlar, onu kaybettiler, son derece başarısız bir turnuva geçirdiler. Hocam futbol analizini daha iyi yapar ama ben yani özellikle, böyle bir tutukluk, bir tuhaflık, bir saç, bir şey, bir şey seziyorum. Yani takımda bir problem olsa bu kadar olur. Ben problemli takım seyrettim 2016'da. Yani takım içi problemli takım seyrettim 2016'da ama orada mesela 3. maçta bir reaksiyon vermişti Arda'yla Burak. 2-0 yenmiştik Çek Cumhuriyeti'ni. Emre Mor'un falan mükemmel oynadığı maç, Burak'ın muazzam oynadığı maç. Yani takımın reaksiyonu da yoktu. Eee, yani Hakan'ın liderliği sorgulanır. Bu takım artık biraz böyle Hakan takımı olmaktan çıkar. Başka ne anlatabilirim? rakamları birazdan vereceksin, kalecimiz yok demektir o. O rakamlar kalecimiz yok demektir, gerçekten de kalecimiz son derece kötü goller yedi. Avustralya'dan yediği 2. golle, bugün bu 64. saniyede yediği golle berbat bir turnuva geçirdi. Demek ki bunların olayı katılana kadarmış. Katıldıktan sonra hepsi salmışlar. E gitmeseydiniz bari, biz de uyanmasaydık sabah sabah. Bütün millet bu kadar reklam veren, bu kadar insan, bu kadar şey, bu kadar firma, hepsi sizin arkanızda, Amerika maçında artık çıkıp hiç olmazsa prestijlerini kurtarmaya oynayacaklar. Onu da kurtarabileceklerini pek sanmıyorum ama stres düştüğü için şimdi oynayabilirler. Yani öyle rahatladılar, bazı futbolcularımızın da fazla şişirildiği, eee, bu iki maç sonunda görüldü. Yani bu seviyede, ilk defa çıkılan seviyede, hem Kenan'ın hem Arda'nın, hem Kenan'ın hem Arda'nın, eee, hadi Kenan'ın ilk maçta, 2. yarıda fena değildi ama bu maçın başından sonuna kadar Kenan'ın, Arda'nın, eee, biraz fazla şişirildiğini de kabul ederim. Deniz Gül'ü adam oynatmamakta haklıymış, dedirtti bana. İki tane çok net pozisyon var. Bir tanesi bacak arasından kaçırdı, bir tane kafada, kafa vuruşunu da düzgün yapamadı. Ofsaytta olduğu canını atamadığı pozisyonda da bari at, topa vur, içeri girsin. Yani ofsayt olsun ama vur, içeri at. Yani onu bile atamıyor. Can uzunu daha erken alabilirdi. Montella, Montella da çok kötü bir turnuva geçirdi, Montella gider, Türk hocalar gelir. Federasyonun da bugünden, bugün itibariyle federasyon şey başlar. Ya federasyonu değiştirsek mi konuşmaları başlar. Değişir, değişmez bilmem ama bu konuşmalar başlar, onu biliyorum. Bazı futbolcularımızın da biraz şişirme olduğunu artık gördük. Arkadaşlar, yorumlarınızı, beğenilerinizi bekliyoruz.

Galatasarayultrataraftar

39,530 次观看 • 24 天前

🔴Adalet ve Kalkınma Partisi 2002'de iktidara geldiğinde çatışmanın, silahın, terörün olmadığı bir Türkiye'yi devraldı ve kendilerinden siyasi olarak bir adım atmaları beklendi. 🔴 Hatırlayalım; o dönem #Türkiye'nin demokratikleşmesi, AB sürecinin başlaması gibi eş zamanlı ilerleyecek süreçler vardı. O dönem tek bir çatışma olmamasına rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi o siyasi vizyonu koyamadı. 🔴Adalet ve Kalkınma Partisinden önce de bu sorun vardı ama Adalet ve Kalkınma Partisi bu sorunu daha bölgesel, uluslararası müdahaleye açık ve karmaşık hale getirdi. 🔴 Mesela 2016 yılından önce de terör yok muydu Türkiye'de? Daha şiddetli biçimde vardı ama hiçbir siyasal iktidarın aklına kayyum ataması gelmemişti. 2016 yılında bunu Adalet ve Kalkınma Partisi icat etti. 🔴 2016'dan önce yargı uygulamaları da bu kadar berbat durumda değildi. 2016'da dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla, siyasetçiler cezaevine atıldılar, belediyelere kayyum atandı, siyasetçiler sürgüne gitmek zorunda kaldı ve adil olmayan yargılama süreçlerinden sonra da çok ağır cezalar aldılar. 🔴 Parlamentoda aralarında benim de olduğum, çatışma çözümü konusunda uzun çalışmalar yapmış milletvekilleri var. Çatışma çözümü, artık bir bilim dalı. Dolayısıyla her siyasetçinin aklına eseni söyleyebileceği meseleler değil. 🔴 Şu anda dünyada bölgesel hale gelmiş, uluslararası etkiye açık, 40 yıldır süren, travması çok büyük olan başka bir mesele kalmadı. Birçok yerde çatışma çözüldü, birçok yerde sivil yaşama dönüldü, 🔴 Türkiye'de Adalet ve Kalkınma Partisi bu meseleyi kendi siyasi geleceğiyle bağlantılı gördüğü için çözülemedi maalesef. 🔴 Genel Başkanımız da bir tespit yapıyor ve diyor ki; Türkiye'nin bir Kürt meselesi vardır ve Kürtler benim sorunum yoktur deyene kadar da bu sorun vardır. 🔴 Yöntem de parlamentoda açık, şeffaf ve toplumsal mutabakatı sağlayacağımız bir süreçle olur diyoruz. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisinin beklentilerine, siyasi gündemine göre siyaset yapacak halimiz yok. 🔴 Yedi ay önce yaptığımız seçimlerde yüzde elli beş, yüzde altmış oy almış belediye başkanlarını bu halkın iadesine rağmen #Mardin'de, #Hakkari'de, #Batman'da, #Halfeti'de, #Esenyurt'ta görevden alırsanız, böyle bir ortamı yaratırsanız kimse sizin bu tarzınıza rıza göstermez, biz de razı olmayız. #kayyum 🔴Bu bir niyet meselesidir. O niyet demokratik adımlarla olur ve kendi bozduğunuz demokrasi dışı yöntemleri ortadan kaldırmakla olur. 🔴 2016 yılında 15 Temmuz darbesini Kürtler mi yaptı? Belediye başkanları mı darbeye katıldı? Ağızlarından tek bir övgü lafı mı çıktı? Darbeyle ilgili kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi alıyorsunuz ama bu yetkiyi darbeyle bağı olmamış ve darbeye karşı çıkmış belediye başkanlarına karşı kullanıyorsunuz. 🔴 1980 yılında anayasa yaparken darbecilerin bile aklına böyle bir yöntem gelmedi. 2016 yılında darbeden sonra bu yetkiyi alan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin aklına geldi. 🔴 Şimdi kim darbeci? Kim demokrasiden yana değil? Tele1 TV İnan Demirel

Sezgin Tanrıkulu

20,134 次观看 • 1 年前

Çok büyük terbiyesizlik Serdar Kelleci: istemiyorum. Hakem de konuşmak istemiyorum. Oyunu da çok konuşasım yok. Ama ne olur bunu böyle mazeret gibi algılamayın. Sıra gideceğim ama birkaç şey anlatacağım. Çok uzun tutacağım bir yayın olmayacak ama çok aşırı sinirlendiğim birkaç durum oldu. Oyunla ilgili birazdan konuşuruz ama Kötü bir ses söylememek için zor tutuyorum kendimi. O da şundan dolayı. Arkadaşlar buraya geldiğimizden bu yana maçtan önceki basın toplantısı olmak üzere daha doğrusu onu demeyelim ama bugün özelliğinde Liverpool çalışanları öyle söyleyeyim. Bize yaptığı muamele, biz Türk gazetecilere yaptığı muamele, arkadaşlarımıza yapılan muamele gerçekten çok çirkindi. Bizi oturtturdukları yerler, maalesef bazı arkadaşlarımız taraftarın arasında oturmak zorunda kaldı. Bir tane çok özür dileyerek söylüyorum. Lavuğun biri. Gerçekten lavuk bir görevli. Yani lavuk diyelim ona. Başka bir şey demeyeceğim. Daha ağır bir şey söylemek istiyor insan ama bizim bir alanımız var. Mixon dediğimiz yer. Ve orada duruyoruz. Okan hocayı falan bekliyoruz. Neyse. Okan hoca basit toplantısına girecek falan. Tam bir gerizekalı olması lazım bir insanın. Yani Galatasaray teknik direktörü geliyor. Okan hocayı kolundan tutmaya çalışıyor. Nereye gidiyorsun falan diye. Bakın ben bunları böyle bilmiyordu falan diye bu kadar basit olacağı, basit işler olduğunu düşünmüyorum. Bunlar yapılabilir. Problem değil. Bunlar yapılsın tamam bunlar problem değil. Bizim alanımızı bantla falan çekip bizi affedersiniz şu kadarcık yere on kişiyi falan sığdırmaya çalışıyorlar. Bakın bir dahaki İngilizlerin bir daha Türkiye'ye geldiği maçta eğer ki burada İngilizlere doğru bir muamele yapılırsa bakın hiç kesinlikle taviz vermeden Konuşmamız ve yapmamız, uygulamamız gerekiyor. Çünkü biz bunlara bu kadar iyi davrandığımız sürece onlar bize köpek muamelesi yapacaklar. Yani benim teknik direktörüme kusura bakmayın ama kolundan tutmaya çalışıp nereye gidiyorsun falan diyemezsin. Galip geldin tebrik ediyoruz. Eyvallah ne yapıyorsan git yoluna bak. Ama Galatasaray teknik direktörü oradan içeri girecek. Sen tanımıyorsan zaten orada işin ne zaten. Adama diyorum ki Icardi'yi tanıyor musun sen diyorum. Hani bu takımın en ünlü oyuncusu Icardi ya. Bu bir mazeret değil arkadaşlar. Ben herkesi tebrik etmeyi iyi bilen bir adamım. Yenildiğim zaman her zaman için tebrik etmeyi iyi bilirim. Ama pislik yaptığınız zaman kusura bakmayın. Ben orada biz de aynı şekilde davranalım isterim. Bu adamlar nasıl bize bu muameleyi yapıyorlar? Eğer ki bir daha bir İngiliz takımı bizim topraklara girdiği anda onlara iyi muamele yaparsak ben de kusura bakmayın. Hani burada ya biz centilmen olalım, biz işte misafirperol olmayalım abi. Olmayalım. Yani kısasa kısas dediğimiz şeyde de kusura bakmasınlar. Eğer bunu bize hak görüyorlarsa ve az sonra teknik direktörünü orada o muameleyi yapıyorlarsa bize basın mensubu olarak bizi orada oturmamız gereken yer bu kadarcık bir yer vermişler. Defterimi koyayım, çantayı mı koyayım? Neyi koyacağımızı şaşırdık. Bu adamlar buraya geldiği zaman ben size söyleyeyim. Her zaman oturduğum yerde oturamıyorum. Oraya gidiyor İngilizler oturuyor.

Galatasarayultrataraftar

84,485 次观看 • 3 个月前

Brezilya’da yaşayan bir Türk genci, ülkedeki sağlık sistemini eleştirdi: “1 ilacı 5 ayda yazmadılar.” Hayatı boyunca Türkiye'de yaşamış biri olarak Brezilya'nın sağlık sistemini asla anlayabileceğimi düşünmüyorum, anlayamayacağım da muhtemelen. Hani yaşadığım bir örnekle anlatacağım şimdi. Benim Türkiye'den getirdiğim bir ilacım vardı ve ilacım bitmek üzere. O yüzden hastaneye gidip dedim ki; benim ilacım bitiyor ve yeni ilaç yazdırabilmek için doktora görünmem gerekiyor dedim. Şöyle, zaten ilacımı aile hekimi yazacak tamam mı, normal doktor da değil, aile hekiminden randevu alamıyorum. Kadın bana dedi ki; 'Bu ilacı ben yazmıyorum aile hekimi olarak ama sana randevu verebilirim bir ay sonrasına.' Tam olarak 4 hafta sonrasına sana randevu vereyim, 'Gel buraya sana bakayım, hangi doktora yönlendireceğime bakayım.' dedi. Gittim bir ay sonra arkadaşlar, bana ilaç yazdı ama dedi ki; 'Şu doktora gitmen gerekiyor.' dedi. Ben o doktora gidebilmek için önce hastaneye gittim, hastaneden randevu aldım, eve döndüm. İki ay sonrasında tekrar hastaneye gittim, işte randevum için. Sonra bana dedi ki; 'Önce kan tahlili yaptıracağız sana.' dedi. 'Tamam' dedim, kan tahlili yaptıralım ama sonuçlar bir ay sonra çıkıyor. Sonuçlar çıktıktan sonra, sonuçları almaya gittiğimde doktor için bir ay sonrasına randevu alıyorum. Yani otomatik olarak 5 ayda ben ilacımı tekrar yazdırabildim. Şimdi bugün şöyle bir şey yaşadım; benim ilacım bitti ve ilacımın yan etkileri biraz ağır. O yüzden dedim ki; benim ilacım bitti ne yapayım? Bana yine bir ay sonrasına randevu verdiler. Ama benim ilacım bitti. Ne yapacağım yani sonuç olarak? Sonra işte ilacı kestim, dedim artık ben buradaki hiçbir sağlık sistemiyle hiçbir şey yapmayacağım. İlacı içmiyorum, umrumda değil, kestim kendi kendime. İki gün sonra, kestikten iki gün sonra öyle bir yan etkiler yaşadım ki arkadaşlar, gerçekten öleceğim sanıp şehadet getirdiğim falan oldu. Sonra bugün hastaneye gittim, dedim ki ben de şöyle şöyle yan etkiler var, 2 hafta sonra benim doktor randevum var ama çok kötüyüm ne yapayım? Dediler ki; 'İlacını kes.' Acile yönlendirdiler. Acil dedi ki; 'İlacını kes, bir ay sonrasında sana randevu verilir.' O yüzden gelip de bana işte 'Türkiye kötü, kurtuldun, işte doğru düzgün bir ülkeye gittin' falan demeyin. Ciddi anlamda Türkiye sistemi kadar iyi bir sistem yok dünyada, ben buna inanıyorum. Ve yurt dışında yaşayan bütün arkadaşlarım da buna inanıyor."

Aykırı

47,924 次观看 • 1 个月前

Bir gün Warren Buffet, İbn Haldun ve ben, beraber, aynı paylaşım için yan yana gelmişsek bilinsin ki aklımı peynir ekmekle yiyorum. Warren Buffet, başına gelen tüm iyi şeylerin doğru zamanda, doğru ülkede doğmasından kaynaklandığını söylemeye bayılır. Bu bana İbn Haldun’un meşhur “Coğrafya kaderdir” sözünü hatırlatıyor. Ve ben ikisine de katılmıyorum. Hatta şiddetle karşıyım. Her ikisi de kendini peşinen inkâr ediyor demektir. Kimin umurunda! Biri dolar milyarderi bir yatırımcı, diğeri yüzyılları aşmış bir filozof. Ya Ben?😊 Rana Foroohar (Rana Aylin Foroohar; yazar, Financial Times’da yardımcı editör, küresel ekonomi analisti...) “Dikkate değer insanlar herhangi bir ülkeden çıkabilir elbet. Ama bazıları, belli zamanlarda, başarıya ulaşmaları için vatandaşlarına diğer ülkelere nazaran daha çok fırsat sunar” diyor. Ne vesileyle söylüyor? Bir dönem teşrikimesaide bulunduğumuz Newsweek dergisinin “En İyi Ülkeler” konulu özel sayısı şerefine... 🧐 15 yıl kadar önce, basit ama zor bir soruya cevap için küresel bir dosya yayımlamıştık: Bugün doğsaydınız, hangi ülke size sağlıklı, güvenli, makul bir refah düzeyinde ve toplumsal olarak yükselebileceğiniz bir hayat için en iyi fırsatı sunardı? Bu soruya sizin de muhakkak bir cevabınız vardır. Aslında temel soru şudur: Bir ülkeyi diğerlerinden daha iyi yapan ne? 🥺 O araştırmanın ardındaki danışmanlar kurulu buraya sığmaz: Nobel ödüllü Prof. Joseph E. Stiglitz, McKinsey Küresel Enstitüsü Direktörü James Manyika, McGill Üniversitesi Sağlık ve Sosyal Politikalar Enstitüsü Direktörü Prof. Jody Heymann, Çin Beijing Brookings-Tsinghua Kamu Politikaları Merkezi Direktörü Geng Xiao ve daha kimler... 😤 Bizde böyle araştırmalar hiç yapılmaz. Bırak haber medyasını, akademik dünyada bile olmaz. Bence kendimize ciddi sorular sormaktan korktuğumuz için böyle... Ya doğruluğundan emin olduğumuz şeyler öyle değilse? Bu bizim için sanılandan büyük mesele, zira biz her konuda kendi düşüncemizin doğru olduğundan o kadar eminiz ki! Peki madem öyle; yani her şeyi doğru düşünüyor, doğru biliyorsak, neden bu haldeyiz? Halimizde ne var, diyen olursa konu kapanır, dağılırız arkadaşlar. NOW Ana Haber 19.00’da. Etiket #değilmiymiş

NOW HABER

16,607 次观看 • 6 个月前

Galatasaray maçıyla ilgili Ange Postecoglou'nun basın toplantısı ve oyun analizindeki rezil rüsva tercümesinden bir örnek 😭🤣 Soru: Tottenham bu sezon ilk kez Galatasaray'a karşı topa daha fazla sahip olamadı. Bu bir tercih miydi yoksa Galatasaray mı zorladı? Ange: "Hayır. Özellikle ilk yarıda çok top kaybettik. Rakip nedeniyle değil. Soğukkanlılıktan yoksunduk ve topla daha sakin olmalıydık ama değildik. Galatasaray’ın oyuna girmesine fırsat verdik. İlk yarıda topu iyi tutabilseydik, güçlü bitirebilirdik ama bunu yapamadık. Bedelini ödedik." Tercüme: İlk yarı çok top kaybettik. Galatasaray topa daha iyi hakim olabildi. Dolayısıyla bunun bedelini aslında yenilgiyle ödedik İngiliz Gazetecinin Sorusu: İlk yarıda neden oyunu kontrol etmekte zorlandınız? Atmosferin bir rolü var mıydı yoksa bu kadar çok rotasyon yaptığınızda bu da riskin bir parçası mı? Yoksa Galatasaray mı fevkaladeydi? Sorunun Türkçe Tercümesi: İlk yarı sence neden bu şekilde sonuçlandı? Neden kendinizi gösteremediniz? Atmosfer mi acaba etkiledi? Ange: "Hayır, sanmıyorum. Muhtemelen tüm bu şeylerin bir birleşimiydi. Ben sadece kendi kendimize yaptığımızı hissettim. Topu tutmak için çok basit çözümlerimiz vardı ve 10 kişiyken de gösterdiğimiz gibi bunu yapmak o kadar da zor değildi. Sadece yapamadık. Oyuncuların topa daha fazla sahip olması ve her hafta oynamaya çalıştığımız futbolu oynamamız gerekiyordu ama bunu yapamadık. Belki biraz da yaptığım değişikliklerden ve ortamdan, atmosferden ya da ne derseniz deyin rakipten kaynaklandı. Dikkatimi çeken anlar, üzerimizde baskı olmadığı halde topu kaptırdığımız anlardı. Bu anlarda daha iyi olmamız gerektiğini düşünüyorum çünkü bu anlarda daha iyi olursak rakibin sahip olduğu tehdidi en aza indirirsiniz ve aynı zamanda istediğimiz alanlarda oyuna dahil oluruz. Bunu 10 kişiyken başardık. Onları 10 kişiyken oldukça kolay geçebiliyorduk ama 11 kişiyken ihtiyacımız olan inanca sahip değildik, bu hayalkırıklığı yarattı." Tercüman: Bilemiyorum. 10 kişi kaldık zaten sonunda. Her hafta oynadığımız gibi oynamaya çalıştık aslında. Ama onlar topa çok iyi hakimdi ve önemli kayıplar yaşadık ve bu hatalardan dolayı da sonuç olarak bu şekilde bitti.

Alper Öcal

16,209 次观看 • 1 年前