Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Devlet Bahçeli Devlet Bahçeli bugün grup toplantısında öyle bir konuşma yaptı ki, tartışmaların tamamını tek cümleyle kapattı: “Yeter ki terör hayatımızdan sökülüp atılsın, yeter ki barış bulalım… Bizim sonumuz da varsın darağacı olsun.” Bu söz, siyaset dilinde cesaretin, kararlılığın ve devlet aklının karşılığıdır. Günlerdir “İmralı heyeti” üzerinden Bahçeli’ye saldıranlar,...

14,487 Aufrufe • vor 8 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Susalım diyoruz ama... TÜRK olunca susamıyorsun... Dedik ya elimizdeki belgeleri dökmeye kalkarsak hiç hoş şeyler çıkmaz... Bunun için susuyoruz. Susarkende bari bir sorma hakkımız olsun: DEM PKK'nın siyasi uzantısı mı ? Evet. TÜRK milleti bu adamları mecliste bile görmekten rahatsız mı ? Evet. Hatta ''Ne zaman kravatlılara sıra gelecek'' diye haykırmıyor mu ? Evet. Bırakın kravatlıyı biz BAŞ TERÖRİSTİ salıp salmamayı konuşuyoruz. Hemde sayın Devlet bahçeli eli ile. Bu teklifi özgür özel yapsaydı kemal kılıçdaroğlu yapsaydı anlardık. Bizi yaralamazdı bile. Ama bunu Sayın devlet bahçeli terörün tam bitme noktasında iken yapması ne demektir ? Terör bitmedi mi ? Evet tarihin en bitik seviyesinde. Buna şöyle örnek verebiliriz. Bir boks maçındasınız rakibinizi yere seriyorsunuz NAKAVT olacak. Ama bir anda son yumruğu indirmeden önce elinden tutup ayağa kaldırıyorsunuz ''NAKAVT OLDUĞUNU AÇIKLA VURMAYACAM'' diyorsunuz. Buna ne denir ? Sayın meteyarar Çok önemli bir yere vurgu yaptı. Ve şuan canlı yayında aklımızdan geçen herşeyi bir bir anlatıyor. Birde bunlara özel yasa mı çıkartılacak yoksa ? Peki cephedeki askerimizi nasıl tutacaksınız ? Şehit ailelerine ne anlatacaksınız ? 40 bin şehit ailesi demek, her ailede yakın akrabaları dahil 15 kişi desek ki daha fazladır. Ortalama 600 bin canı yanmış insanı, evladı için her bayram mezarlıkta ağlıya ağlıya bayram geçirenlere siz ne anlatacaksınız ? Bir önceki videomuzda anlattık ya... Ne diyeceksiniz ? Bu arada bizim ailemizdede şehit var... Ve sürekli kabrini ziyaret ederiz. Beni ikna edemediniz... Benim rızamı alamadınız... 600 bin şehit yakının rızasını nasıl alacaksınız ? Gazileri saymıyoruz. Yetimleri de saymıyoruz. Kürd'ün hakkıymış... Bu hak nedir şunu açık açık bir anlatın ? Bu ülkede kim ayrımcılık yapmış ? Kürtler istediği yerde yaşayamamış mı ? Heryerden dışlanmış mı ? Aksine bizi izleyen binlerce Kürt kardeşimiz var hepsi vatanın bayrağına sımsıkı sarılı... Ozaman biz neyin mücadelesini veriyoruz ? Umuyoruz ki değerli tarih hocamızın da dediği gibi Sayın Devlet Bahçeli hepimizi ters köşe yapsın. Çünkü bugüne kadar hep yapmıştı... Eğer aksi olursa herkes şunu bilsin ki BİZ İKNA OLMADIK ve SUSMAYIZ da... Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan T.C. Millî Savunma Bakanlığı Hakan Fidan

GERÇEKLER TV

24,419 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bahçeli'e soruyorum, terörist başı Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün MHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde affını istemiş ve TBMM’de DEM grubuna hitap ederek PKK’nın lağv edilmesini istemesini tekrar gündeme getirmiştir. Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın serbest kalması için çalışmaktadır. Türkiye Yüzyılı, süper güç, gibi süslü lafların arkasına saklanarak terör örgütü elebaşısı Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmak için mücadele etmektedir. Bahçeli, ‘Tabular kalktıkça, ezberler bozuldukça statüko delindikçe, insanlar birbirine dürüst davrandıkça içlerinden geçeni özgürce söyledikçe bir anlaşma ve mutabakat noktasından diğerine küçük adımlar ile ilerlemek daha kolaydır.’ Diyerek açıkça Öcalan ve PKK terör örgütü ile müzakereleri savunmaktadır. Öcalan’a umut hakkı vermek, Türk Milletinin gelecek umudunu elinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek binlerce asker, polis, jandarma, öğretmen, savcı, hakim, korucu şehidinin ailelerinin adalet umudunu ellerinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek, bacağını, kolunu gözünü bazen hepsini kaybetmiş şehitlerimizin gazilerimizin adalet umutlarını ellerinden almaktır. Bahçeli Türk Milletini Öcalan’ın serbest bırakılmasının ile terörün biteceği konusunda aldatmaktadır. Öcalan’ı ‘TBMM’ye gelse ve PKK’yı lağvettim, terörü lanetliyorum’ dese de PKK içinde birçok grup bu açıklamayı reddedecek, PYD Suriye’de, PJAK İran’da varlığını ve terör eylemlerini sürdürecek, Türkiye için tehdit olmaya devam edecektir. Devlet Bahçeli, terörist başının ‘TBMM DEM parti grubuna gelmesine itiraz ediyor da İmralı’da kalmasına niye tepki göstermiyor? Bu ne yaman çelişkidir’ diyor. İnanılır gibi değil. TBMM Gazi, İstiklal Harbi vermiş milli mabettir. İmralı ise Türk adaletinin terörist başını yolladığı hapishane. Nasıl bir akıl bahçelinin söylediğini söyleyebilir. Bunu Türk Milletinin sağ duyusuna bırakıyorum. Öcalan’ı TBMM’de konuşmaya davet etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni terör örgütü karşısında mağlup etmek demektir. Bahçeli, Atatürk’ün Şeyh Sait’i TBMM’de konuşmaya davet ettiğini duymuş mu? Bahçeli, Atatürk’ün Seyyit Rıza’yı TBMM’de konuşma yapmaya davet ettiğini duymuş mu? Türk Milleti hiç böyle rezil bir teklif ile karşı karşıya gelmedi. Bahçeli, ‘Zaman Türk ve Türkiye yüzyılı zamanıdır’ diyor. Biz de Bahçeli’ ye soruyoruz, Türk ve Türkiye yüzyılını Öcalan’ı TBMM de konuşturarak mı kuracaksınız? Bahçeli, ‘Osmanlı İmparatorluğu yerel kültürleri ve etnik toplulukları bünyesinde nasıl bir arada tutup barış ve sükunet ortamına tesis etmişse, ecdadımızın ayak izlerini takip ederek Türk barışı devrinde aynısını yaşatabilecektir ’diyor. Türkiye Cumhuriyeti milli-üniter-laik devletinin 101. yılında Bahçeli’nin kafasında gelmiş olduğu yer burası mıdır? Üstelik Osmanlı yerel kültür ve etnik toplulukları bünyesinde tutamadığı için parçalanmıştır Şimdi, Türk Milleti önünde ve Türk tarihi önünde Devlet Bahçeli’ye şu soruları soruyorum: Mayıs 2023 de ‘önümüzdeki günlerde çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez’ dediniz. Türkiye’yi nasıl bir badireye sürükleyeceksiniz ki inşallah Türkiye değişmez diyorsunuz? Yapacaklarınız Türkiye’nin parçalanmasına neden olabilir mi? Mayıs 2024’te TBMM’de ‘Türkiye Milleti’ dediniz. Milletimizin adını bu şekilde mi değiştireceksiniz? Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? Osmanlı Devleti’nin verdiği hakları mevcut Anayasamızın ilk dört maddesini değiştirmeden nasıl vereceksiniz? Erdoğan ve Bahçeli’nin temel amacı Erdoğan’ın ölene değin cumhurbaşkanlığı yapacak bir düzenleme için Türk Devleti ve Türk Milletini bir tehdit ile karşı karşıya getiriyorlar. Bahçeli basın toplantısında ‘Sefaletin doruk noktası bir başkasının iradesine bağımlı olmaktır.’ diyor. Evet, gerçekten de bu sefaletin doruk noktasıdır. Son olarak size İmralı’da ilçe başkanlığı açmanızı öneririm. Bir oy bir oydur. Türk milliyetçilerinden alamadığınız oyu Öcalan’dan alın.

Ümit Özdağ

518,499 Aufrufe • vor 1 Jahr

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,268,661 Aufrufe • vor 1 Jahr

Çocuk, yaşlı demeden her gün sivilleri katlediyorlar. Lübnan’da katlediyorlar, Suriye’de katlediyorlar, Gazze’de katlediyorlar. Hatta gidip İran’ın başkentinde, İran’ın misafiri Haniye’yi şehit etme pervasızlığını gösteriyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi, bu melanetin nihai hedefinde Türkiye var. Çünkü İsrail, bir din devleti olarak bu topraklar üzerindeki emellerinden hiçbir zaman vazgeçmez. Böylesi büyük bir tehditle karşı karşıya olduğumuz bu dönemde, büyük bir devlet adamı olmanın sorumluluğuyla Sayın Devlet Bahçeli bir el uzattı. Bir barış eli uzattı. Türkiye’nin birliği ve beraberliği için bir ortak duruş sergilemek için yaptı bunu. Dünyaya da bir mesaj olsun dedi: “İçeride birliğimizi ve dirliğimizi sağlayalım, yine siyasetimizi yaparız. Ama bu ülkenin birliği ve dış tehditlere karşı bir olmamız devlet adamı sorumluluğudur.” Sayın Cumhurbaşkanımız da bu çağrıyı net bir şekilde destekledi. Peki, el uzattığı adamlar ne yapıyor? Bugün Diyarbakır’ı karıştırmak için meşguller. Bugün tüm Türkiye’ye çağrılar yapıyorlar. Örgüt liderinin talimatıyla hareket ediyorlar. Basın açıklamaları yapıp açık açık talimat verdiler. Diyarbakır’da, tam da böyle bir yumuşama ortamının herkeste umut yarattığı bir dönemde, “Biz kaostan besleniyoruz, biz kargaşadan besleniyoruz, huzur bizim işimize gelmez, birlik beraberlik işimize gelmez,” dediler ve yine vazifelerini yapıyorlar. Bugün bütün Türkiye’ye çağrıda bulundular. Valiliğin yasaklama kararına rağmen Diyarbakır’da yasak miting yapmaya çalışıyorlar, Diyarbakır’ı karıştırmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü 50 binin üzerinde insanın ölümüne, acılara ve kaosa neden olmuş bir örgüt liderinin serbest bırakılması için uğraşıyorlar. Bu örgüt lideri, bu ülkede insanların ölümüne, kan dökülmesine ve acıların yaşanmasına neden olmuş. Şimdi de bu liderin özgürlüğü için uğraşıyorlar. Kardeşim, sen siyaset yapıyorsun. Hani demokratik siyaseti öncelemiştin? Barışı, huzuru, hizmeti öncelemiştin? Ama belediyelerde hizmet üretemiyorlar. Her gün birbirlerine düşüyorlar. Millet memnun değil. Ne yapmaları lazım? Kaos ve kargaşa çıkarmaları lazım ki beceriksizliklerini örtbas etsinler. Bundan besleniyorlar. İnşallah buna da müsaade etmeyeceğiz. Diyarbakır halkı da bu oyuna gelmeyecek. Eski günler geride kaldı. Onlara yedirtmeyiz, onlara bunu yaptırmayız. Bu yüzden bu kongrelerimiz önemli arkadaşlar. Demokrasi için, hep birlikte hizmet için, Türkiye’yi daha büyütmek için, istihdam yaratmak için, üretmek için, güzellikler için. Ve Ortadoğu’daki yaklaşan bu tehdit için, İslam aleminin birliği ve dirliği için, AK Parti sadece Türkiye’ye değil, bütün ümmete, bütün mazlumlara, bu coğrafyaya lazımdır. Allah, Recep Tayyip Erdoğan’a (Recep Tayyip Erdoğan )uzun ömür versin ve Türkiye’nin başından eksik etmesin. Bizler büyük bir sorumluluk içindeyiz. Burada sıradan bir siyasi partinin kongresi yapılmıyor arkadaşlar. Bütün bu bahsettiğimiz tehdit ve tehlikelerin karşısında, bu partinin güçlü olması lazım. Bu milletin, oynanan oyunları iyi görmesi lazım ve her zaman olduğu gibi liderinin arkasında, önderinin arkasında dimdik durması lazım.

Galip Ensarioğlu

38,836 Aufrufe • vor 1 Jahr

🔴Cihat Yaycı : Ben bunu gerçekten, binlerce yıllık Türk devlet tarihinde ilk defa yaşanan bir olay olarak görüyorum. Devlete başkaldırmış, devlete isyan etmiş, 55.600 kişinin katledilmesi emrini vermiş birinden bahsediyoruz. Onun verdiği emirler ve kurduğu örgüt neticesinde 55.600 vatandaşımız şu veya bu şekilde hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra, bu caninin kurduğu örgütle mücadele için trilyonlarca dolar harcandı. 📌Bu örgüt tamamen Siyonist bir örgüttür, bunu çok net bir şekilde ifade etmek gerekir. Bugün PKK, bu caninin ve terörist elebaşının kurduğu bir Siyonist örgüttür. Bunu yalnızca laf olsun diye söylemiyorum. Yurt dışında gerçekleştirdikleri tüm mitinglerde bu örgütün İsrail bayrağı bulunuyor. Daha dün İsrail Başbakanı Netanyahu, Güney Suriye’de bir Dürzi-Kürt otonom yönetimi kuracaklarını ve burayı kendi kontrollerine alacaklarını açıkladı. Suriye'nin güneyinin askerden arındırılarak kendilerine teslim edilmesi gerektiğini, bunun garantörünün de İsrail olacağını belirtti. 📌Bu açıklamalar gösteriyor ki, sözde "Büyük Kürdistan Projesi" aslında "Büyük İsrail Projesi"nin bir parçasıdır. Halkımızın bu gerçeği çok iyi bilmesi gerekiyor. Bu örgütün dinle, imanla hiçbir ilgisi yoktur. Marksist-Leninist ideolojiye sahip bir yapılanmadır. Ne Kur’an’la, ne Müslümanlıkla, ne de başka bir inançla alakası vardır. Tamamen Siyonizme hizmet eden, İslam düşmanı, Türk düşmanı, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ve Osmanlı Devleti’ne de geçmişte düşmanlık etmiş bir yapıdır. 📌Osmanlı’nın son 150 yılında, sözde "Kürt isyanları" adı altında bu tür kalkışmalar zaten vardı. Amaç, devleti bölmekti. 250 yıldır, adı Osmanlı olsun ya da Türkiye Cumhuriyeti olsun, bu toprakları parçalamak için aynı oyunlar oynanıyor. Önceki dönemlerde bu örgütlerin yerinde şeyhler, şıhlar, eşkiyalar ve çeşitli unsurlar vardı. Bunlar, İngiliz ve Siyonist oyunlarının bir parçasıydı. Osmanlı’nın parçalanmasını istediler ki İsrail devleti kurulabilsin, Türkiye Cumhuriyeti parçalanabilsin ki "Büyük İsrail" hayali gerçekleştirilebilsin. Olayın özü budur. 📌Türkiye Cumhuriyeti, bu süreçte binlerce can verdi, kan döktü, trilyonlarca para harcadı. Ancak tüm bunlara rağmen terörle mücadelede büyük bir başarı sağladı. ❗️Bugün “terörsüz bir Türkiye” zaten var. O zaman "Terörsüz Türkiye" sloganı ise yanlış bir ifadedir. İktidar, terörü bitirdiğini ifade ederken neden "Terörsüz Türkiye" diye bir slogan kullanılıyor? Eğer terör bitti deniliyorsa, bu söylem kendi kendini inkâr etmektir. 📌Daha dün Malatya’daydım. Ne terör var, ne başka bir şey. Elazığlıyım, Diyarbakır’a gitmek artık sorun değil. Türkiye’nin her yerinde devlet otoritesi tam anlamıyla sağlanmış durumda. Peki, bu durumda 26 yıldır hapiste tutulan, millet düşmanı, devlet düşmanı ve Siyonist örgüt lideri olan birine neden hala bir anlam atfediliyor? Onunla neden görüşmeler yapılıyor? 📌Bugün onun için Van ve Diyarbakır’da dev ekranlar kurulacağı, paylaşımlar yapılacağı söyleniyor. Bu çok üzücü bir durumdur. Gerçekten akıl tutulması yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör örgütü liderine muhtaç olur mu? Ondan medet umulur mu? 📌Dem Parti gibi yapılar, Türkiye’de ayrıştırıcı bir dil kullanıyor. Mesela "Amed" gibi ifadelerle Diyarbakır’ın adını değiştirme çabasına giriyorlar. Osmanlı döneminde bile buranın adı Diyarbakır’dı, bugün de Diyarbakır’dır. "Amed" nereden çıktı? 📌Daha da vahimi, bu terörist elebaşına "Sayın" denilmesi, onun sözlerinin "Asrın Çağrısı" olarak lanse edilmesi. Türk milleti bunu nasıl kabul edebilir? Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz bunu nasıl kabul edebilir? Türk tarihi bunu nasıl kabul edebilir? 📌Bu, devletin tarihinde hiç olmadığı kadar küçük düşürüldüğü bir durumdur. Osmanlı Devleti bile bu kadar küçük düşürülmemiştir. Bir milletin bağımsızlığı, şehitlerinin kanıyla ve gazilerinin fedakarlıklarıyla korunur. Ancak bugün, bu kadar mücadele verilmiş bir konuda yapılanlar, milletimizin ve devletimizin onurunu zedelemektedir. 📌Yayının tamamının linki aşağıdadır; 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

288,612 Aufrufe • vor 1 Jahr

MHP lideri Devlet Bahçeli: “Türkiye’nin terörden arınması ve arındırılması beni alakadar etmez diyenlerin alayı birden suikastçıdır. Neymiş, bizi yargılayacaklarmış? Neymiş, bizden hesap soracaklarmış? Neymiş, anayasa ve kanunlara göre suç işliyormuşuz? Siz yargılasanız yargılasanız çantacı pespayeliğinizi ve cukka düşkünlüğünüzü yargılarsınız. Bakınız, şu yaşımda mertçe ve dürüstçe haykırıyorum, yeter ki Türkiye ve Türk milleti barış, huzur ve sükûnet bulsun, yeter ki terör hayatımızdan kalıcı olarak sökülüp atılsın; bizim sonumuz da varsın darağacı olsun. Biz korkuyu korkutalı çok oldu. Bizim sahte korkuluklara eyvallah ettiğimiz de hiç duyulmadı, hiç görülmedi. Kurt izine karışmış çakal izinin sahte meydan okumalarına aldırış etseydik ya ülkümüzden ya da ülkemizden çoktan şüpheye düşerdik. Kurdun takip edeceği yine kurttur, kimin kemik peşinde koşacağının cevabını verecek olanlar da bellidir. Şüphe istisna, güven asıldır. Bizim tarafımız asil Türk milletinin yeridir. Terörsüz Türkiye hedefinin en ciddi muhataplarından birisi İmralı’dır. TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” Komisyonu’nun geçtiğimiz Cuma günü İmralı’ya gitmek üzere nitelikli çoğunlukla aldığı karar, bu karar doğrultusunda MHP, AK Parti ve DEM Parti’den birer milletvekilinin adaya gitmesi tarihi bir gelişmedir. Bu vesileyle Genel Başkan Yardımcımız ve İstanbul Milletvekilimiz Sayın Feti Yıldız ile diğer milletvekillerimize yürekten teşekkür ediyorum. CHP ve komisyonda bulunan diğer partiler İmralı’ya gitmekten sarfınazar etmişler. Varsın etsinler, hiç sorun değil, ondan bundan medet umarak “Terörsüz Türkiye” hedefini takip etmiş olsaydık, onun bunun ağzının içine bakarak izin ve icazet arasaydık böylesi ağır bir sorunu bırakınız konuşmayı, yerimizden bile kıpırdayamazdık. Korkarak yaşayanlar yalnızca hayatı seyreder. Biz seyirci değiliz, hayatın yönünü değiştirme iradesi taşıyan zamanın ve zeminin müşahidi Milliyetçi-Ülkücü Hareketiz Cesaret zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık felaket götürür.”

serbestiyet

84,945 Aufrufe • vor 8 Monaten

📍TBMM Genel Kurulu Bu kürsüye elbette, Diyarbakır’ın Milletvekili olarak çıktım. Ama her zaman övüneceğim kimliğim Diyarbakır’ın Kızı olmaktır. Bu konuşmayı da geçmişi yaralarla dolu ve bu günlerde fazlaca ümitli Diyarbakır’ın Kızı olarak yapacağım… Sizlerinde bu konuşmayı bu hassasiyetle dinlemenizi rica ediyorum. Takdir edersiniz ki; benim konuşmam Terörsüz Türkiye sürecine dair olacaktır… Malumunuz İçinde bulunduğumuz süreç bilinen yaraları sebebiyle en fazla Diyarbakır’ı ilgilendiriyor… Tabi ki; en başta annelerimizi… Bilinmeli ki; Bu ülke; Annelerin gözyaşı üzerinden değil duası üzerinden yükselecektir. Hepimizin bildiği gibi 30 yılı aşkın bir süreçte seçmen; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan için 230 milyon kereden daha fazla evet mührü basmıştır. Siyasi rakipleri için hayal dahi edilemeyecek bu mühür bereketi, Cumhurbaşkanımız için mazidir… Elbette; o bereketin artarak devamı en samimi, en içten arzumuzdur... Fakat o güne daha var… Meclisimizin çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu marifetiyle bu millet için paha biçilmez bir süreç yürütülmektedir. Yüce Meclisimizin sahiplendiği bu süreç büyük siyasi risklerin yanında cesaretle alınması gereken kararları da gerektirmektedir. Güçlü ve kararlı bir siyasi irade gerektiren bu süreci 2013 yılında; “çözüm için baldıran zehri içmek gerekirse biz o zehri içeriz” diyen Cumhurbaşkanımız ile ancak Devlet Bahçeli bilgeliği başlatabilirdi ve O başlatmıştır. Yarım asrı geçkin süre boyunca Türkiye’nin birliği, Bütünlüğü için düşünen, fikirler üreten Devlet Bahçeli… Türkiye’nin yarınları için taşın altına konulacak el bulunamadığı zamanlarda gövdesini taşın altına koymakta tereddüt etmeyen Devlet Bahçeli… Sayın Bahçeli’nin çağrısı ancak Abdullah Öcalan’ın cevabıyla amacına ulaşabilirdi ki… o da olmuştur. Abdullah Öcalan dışında; hiçbir muhatap o çağrıyı anlamlı kılamazdı… İşte bu şartlar altında bu ülke bu sorunu şimdi, bugün, bu meclis ve bu iktidarla çözmek zorundadır ve ikinci bir şansı yoktur. Bu iklim bir daha oluşmayacaktır ve ufukta bu liderlerin yerine ikamesi mümkün kimse gözükmemektedir… Hep birlikte; “ya şimdi ya hiçbir zaman” noktasındayız… Aksi halde bu millet hepimize cevabını veremeyeceğimiz şu soruyu sorar; Bu kadar can verdik, kaç can daha istersiniz… Ne olur… Uzatın ellerinizi… Cumhuriyetin ikinci asrı, birinci asrının en büyük sıkıntısından kurtularak başlasın… Ne kadar becerdim bilmiyorum ama, Diyarbakır’ın kızı olarak duygularına tercüman olmaya çalıştım… Siz yine de Diyarbakır’a gelin ve kendisinden dinleyin… Oradaki yaslı annelerin YAŞLI gözlerinde yeşeren ümidi görün… Bu da son sözüm olsun: O ümide kıymayalım. Ayrıca bu meselede kimse şehit ailelerini istismar etmemeli. Bir daha Şehit cenazesinin olmayacağı bir Türkiye arzusuyla tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. TBMM TBMM Genel Kurulu

Suna KEPOLU ATAMAN

179,253 Aufrufe • vor 7 Monaten

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekilimiz Fethi Yıldız: Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli #22Ekim2024 tarihinde ki mecliste olduğumuz bir günde grup toplantımızın yapılacağı zaman tarihi konuşmasını yaptı. 🇹🇷Feti Yıldız : Bu tarihi konuşma yani bir yıllık, iki yıllık, beş yıllık falan değil, Cumhuriyet tarihimizin en cesur konuşmasıydı. O günden sonra her şey, Türk siyaseti ağır ağır değişmeye başladı. Gerçekten siyasetimizde bir milattı. Yıllar boyunca terör ve şiddetle mücadeleye, ayırmak zorunda kaldığımız devasa kaynaklar artık çocuklarımıza okul, yaşlılarımıza hastane, çiftçimize sulama kanalı, gençlerimize teknoloji merkezi, üniversiteye yatırım, gençliğe proje, kadınlara iştihdam, şehirlerimiz altyapı, tarlalarımıza bereket dönüşecektir. #22Ekim2024 tarihinden bugüne geçen zaman içerisinde çok şükür evlere, yüreklere yeni ateşler düşmemiştir. Bunun anlatacak ne bir kelime, ne maddi bir yekun, ne de bunu karşılayacak, bu hissi tam olarak karşılayacak bir cümle bulamıyorum. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nu kurduk bu süreçte. Temsilin, mecliste temsil gücü en yüksek komisyon oldu bu. Burada her şey dinlendi, Türkiye'den sözüm var diyen, bu konuda söz söylemek istiyorum diyen herkesi dinledik. Binlerce sayfalık dokümanlar oluştu, sonunda da bir rapor hazırladık. Bu rapora bakıldığında, Türkiye'nin üniter yapısından, milli birliğinden, bayrağından, başkentinden, dilinden, anayasanın ilk dört maddesinden, 22. maddesinden, 46. maddesinden, vatandaşlık tarifinden herhangi bir taviz verilmediği görülecektir. Fakat bazı gruplar maalesef okumadan hatta raporu bile incelemeden bu çalışmalarda anayasanın ilk 4 maddesinden taviz verildiği gibi bir iftira kampanyası başlatmaya çalıştılar ancak başlamadan yerle yeksan oldu.

MHP TBMM Grubu #MHP

12,338 Aufrufe • vor 1 Monat

-ABD ve İsrail emellerine ulaştı -Tarih sevinenleri şöyle yazacak: ABD, İsrail ve Türkiye -Bir Esad gitti bin tane Esad getirecekler senin başına -Irak'ı üçe böldüler. Suriye'nin de dörde bölünmesi söz konusu -Bundan sonra ilk hedefleri İran olacak -Nihai hedef Türk'ün parçalanmasıdır -Ne yazık ki Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var -15- 20 sene içinde devlet ve vatan diye bir şey bırakmayacaklar” -BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’tan Suriye değerlendirmesi… BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, “Suriye'yi bölmek isteyen İsrail emellerine ulaştı. Suriye'nin kuzeyinde terör devleti kurmak isteyen ABD emellerine ulaştı. Suriye'yi istikrarsızlaştırmak isteyen emperyalizm emeline ulaştı. Ben buna bakıyorum ve sizin o çok derin, çok müthiş, hiç kimsenin göremediğini gören devlet aklınız var ya, aklını ABD'ye kiraya verdi. Ne yazık ki ancak ve ancak Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var” dedi. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş Uşak’ta partisinin 9. Olağan İl Kongresine katıldı. Halil İbrahim Çakın’ın yeniden il başkanı seçildiği kongrede konuşan Hüseyin Baş, Suriye’de Esad döneminin sona ermesi üzerine dikkat çekici değerlendirmeler yaptı. Hüseyin Baş şunları söyledi; ‘ABD ve İsrail emellerine ulaştı’ “Bugün şunu görüyorum; Suriye'yi bölmek isteyen İsrail emellerine ulaştı. Suriye'nin kuzeyinde terör devleti kurmak isteyen ABD emellerine ulaştı. Suriye'yi istikrarsızlaştırmak isteyen emperyalizm emeline ulaştı. Ben buna bakıyorum ve sizin o çok derin, çok müthiş, hiç kimsenin göremediğini gören devlet aklınız var ya aklını ABD'ye kiraya verdi. “Bir Esad gitti bin tane Esad getirecekler senin başına” 2003'te Amerika Irak'a girdi. Ne faydanıza oldu? Irak'ta Saddam idam edildiğinde aynı şekilde davullar zurnalar çalındı. Sonuç? Bakın size çok enteresan bir anektodu aktarayım; Hasan El Jaburi Saddam'ın heykelini balyozla kıran adam. Bu adam aradan yıllar geçiyor diyor ki ‘O meydandan her geçtiğimde utanıyorum’ diyor. Neden? ‘Bir Saddam gitti bin Saddam geldi’ diyor. Ben Saddam'ı da savunmuyorum, O da verecek hesabını, bu başka konu ama sen benim coğrafyama, benim komşuma bin tane Saddam getirmek için beni bir tane Saddam’la tehdit ediyorsun ve bizim o derin devlet aklımız da ‘Evet, bu tehlikeli bir adam’ diyor. Bugün Esad'ı sevsen de sevmesen de eğer ona zalim diyorsan haberin olsun kardeşim; bir #Esad gitti bin tane Esad getirecekler senin başına. “Irak'ı üçe böldüler. Suriye'nin de dörde bölünmesi söz konusu” #Irak'ı üçe böldüler. Suriye'nin de dörde bölünmesi söz konusu. Ne olacak? Ne olacak ya, ne olacak? Bugün olaya şöyle bakın; Irak'ı Osmanlı'dan koparan, Suriye’yi Osmanlı’dan koparan, bütün Arap yarımadasını Osmanlı’dan koparan İngiliz’di. Onların başına İstedikleri adamları getiren İngiliz’di. Şimdi bu kadar işi İngiliz yaptı ve sen de bana diyorsun ki, ‘Biz de İngiliz'in kurduğu oyunu bozduk, onları geri indirdik.’ Geç o işi, geç o hikayeyi... “Ne yazık ki ancak ve ancak #Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var” Ne yazık ki ancak ve ancak Amerika'nın ve İsrail'in çıkarları için hareket eden bir hükümetimiz var. Unutmayın arkadaşlar; Hani denir ya ateş düştüğü yeri yakar. Evet, ateş düştüğü yeri yakar ama ateşin şöyle bir özelliği var; yayılır ve büyür. O ateş düştüğü yeri yaktıktan sonra yayılır gelir ve seni de yakar. Bak, aklını başına al, gelir seni de yakar. Şimdi sizi türlü bahanelerle, hikayelerle uyutmak isteyecekler ve ‘Biz #Suriye'nin kuzeyinde asla bir terör yapılanmasına ve devletine müsaade etmeyiz’ diyecekler. Batılı ülkelerin hepsi sıraya girmiş, ‘Suriye'deki bütün muhalif gruplarla iletişim halindeyiz’ diyor. +++

Eyüp Gündoğdu

45,442 Aufrufe • vor 1 Jahr

Son Dakika Sayın Ahmet Türk, iyi dinle Bir Kürt olarak Kürt kardeşlerimizin Türk Kardeşlerimizin canı sağ olsun istiyoruz. Demem o ki Ayrımcılık yapmak isteyene net cevabımız”dır canı cehenneme. Yapmış olduğunuz açıklamalara istinaden ben de bir Kürt olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Benim istediğim şey çok nettir: Türkiye Cumhuriyeti’nde huzur, refah, kardeşlik ve terörsüz bir gelecek istiyorum. Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge ve terörün gölgesinin olmadığı bir yaşam istiyorum. Sayın Ahmet Türk, Terör örgütü PKK’nın olmadığı her yerde huzur vardır, güven vardır, kardeşlik vardır, kalkınma vardır. İnsanlar korkmadan yaşar, çocuklar umutla büyür, esnaf huzur içinde çalışır, millet geleceğe güvenle bakar. Bunu en iyi bilenlerden biri de sizsiniz. Ben bir Kürt olarak çok şükür kimliğimden de, devletimden de gurur duyuyorum. Bizim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Biz bu devletin eşit ve onurlu vatandaşları olarak yaşamaktayız. Mardin, Şırnak, Hakkâri, Diyarbakır, Van ve diğer illerimizin tamamı Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılmaz parçalarıdır. Bu toprakların her karışı aziz vatan toprağıdır. Bu coğrafyada “Kürdistan” adıyla bir devlet veya bölge yoktur. Biz Kürtler ile Türkler yüzyıllardır aynı bayrak altında yaşamış, aynı ezanı dinlemiş, aynı kıbleye yönelmiş, aynı vatan uğruna omuz omuza mücadele etmiş kardeş bir milletiz. Bizim gücümüz birliktedir. Bizim gücümüz kardeşliktedir. Bizim gücümüz ay yıldızlı al bayraktadır. Kürt ile Türk’ün arasına fitne sokmak isteyenler bugüne kadar başarılı olamadılar, bundan sonra da olamayacaklardır. Rabbim devletimizi, milletimizi, güvenlik güçlerimizi ve aziz vatanımızı korusun. Ne mutlu Kürt doğdum. Ne mutlu Müslüman oldum. Ne mutlu Türküm diyene. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa ÇİFTÇİ Akın Gürlek Hakan Fidan Dr. M. Hidayet VAHAPOĞLU 🇹🇷 MHP T.C. Jandarma Gn. K TSK T.C. Sahil Güvenlik Komutanlığı Numan Kurtulmuş Bülent TURAN Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Ali Yerlikaya Ali Fidan CZR HBR Habertürk TRT HABER Mustafa Destici ABBAS GÜNDÜZ 🇹🇷 Saygılarımla, ABDURRAHİM AVCIOĞLU 🇹🇷

Abdurrahim Avcıoğlu

12,703 Aufrufe • vor 1 Monat

Ben bir Kürt evladı olarak konuşuyorum! Bu vatan bizimdir. Bu bayrak bizimdir. Bu devlet bizim devletimizdir! Baran Mardinli; TikTok’ta paylaşıp ahkâm kesmek kolay. Klavye arkasından konuşmak cesaret değildir. Yazdığım sözleri çarpıtıp prim yapmaya çalışman sadece ne kadar seviyesiz bir siyaset anlayışına sahip olduğunu gösterir. Uzaktan atıp tutmakla adam olunmaz. İnsan biraz omurgalı olur, biraz duruş sahibi olur. Başkasının sözünü kullanarak gündem olmaya çalışmak acizliktir. Eleştiri yapacaksan adam gibi yap. Hakaretle, algıyla, çarpıtmayla değil. Bu milletin değerlerine dil uzatarak kimse büyümez, sadece kendi küçüklüğünü ortaya koyar. Sözün arkasında durmak yürek ister. Sosyal medyada şov yapmak değil. Ben de bir Kürt olarak alıyorum ki; bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı hiçbir Kürt halkına zarar vermemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na hakaret eden, zihniyeti bozuk, beyninde terör fışkıran büyücüler Allah belasını versin diyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındayız. Sayın Erdoğan’a diktatör diyen zihniyetine diyorum ki; siz İsrail’in uşağısınız, İsrail’in siyonizm masasısınız, siz dünyanın en a@lçak insanlarısınız ve k@ahpesiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı Irak başkanı Saddam Hüseyin’le, Suriye’nin Esad’ıyla, İran’ın Hamaney’iyle aynı kefeye koymak sizin için en büyük acizlik ve n@mussuzluktur. Ve sizin bilmediğiniz şu var: Türkiye Cumhuriyeti’nin devletini demek ki tanımıyorsunuz. Kürdüyle, Lazlıyla, Çerkeziyle, Arabıyla 90 milyon insanı; İran halkıyla da, Suriye halkıyla karıştırıyorsunuz. Mesela, vatansız topraksa 90 milyon insan ayağa kalkar. Bırak sıra Erdoğan’a gelmezse, Erdoğan’ın ayakkabısını bile alamazlar. Bırak Erdoğan’ı öldürmeyi; Erdoğan’ın arabasının lastiğini sökemezler. Erdoğan’ı öldürmek için 90 milyon insanı öldürmeniz gerekir. Zihniyeti bozuk, İsrail’in uşağı, Amerika’nın köpekleri. Türkiye Cumhuriyeti’nin milleti imanlı bir millettir. Kahpeler sizin. Kürt Türk milleti birdir, bir kalacaktır. Ne mutlu Kürt doğdun. Ne mutlu Müslüman oldum. Ne mutlu Türküm diyene. Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa ÇİFTÇİ T.C. İletişim Başkanlığı Hakan Fidan Ali Yerlikaya Tuncay Akkoyun Bülent TURAN Yılmaz TUNÇ Ömer Çelik Yıldıray ÇİÇEK T.C. Jandarma Gn. K TSK T.C. İçişleri Bakanlığı Birol Ekici Mustafa Yavuz Murat KURUM Arslan Tatar Numan Kurtulmuş TBMM Saygılarımla, ABDURRAHİM AVCIOĞLU 🇹🇷

Abdurrahim Avcıoğlu

139,330 Aufrufe • vor 5 Monaten

Ey Özgür Özel, Bu Halkın Sesine Kulak Verin! Son günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in söylemleri toplumun derin yaralarına tuz basmakta, milletin hafızasında silinmeyen acıları yeniden hatırlatmaktadır. “Kürt milleti, bu türküleri sizin için söylüyorum” diyerek yapılan duygusal söylemler, gerçekte samimiyetten uzak ve siyasi çıkar odaklı bir yaklaşımın ürünüdür. Ey Özgür Özel! Bu millet artık sizin sözlerinize değil, icraatlarınıza bakıyor. Biz bu ülkede geçmişte yaşanmış acı olayları çok iyi biliyoruz. Zilan Katliamı’nı, Şeyh Said isyanlarını, Bediüzzaman Hazretleri’nin sürgünlerini sadece tarih kitaplarından değil, dedelerimizin anlattığı hatıralardan öğrendik. Ve Allah’a yemin ederim ki, CHP bu ülkenin başına gelirse, biz o karanlık dönemlere geri döneriz. Siz iktidara gelmeye değil, bu millete tekrar zulmü yaşatmaya hazırlanıyorsunuz. Bugün dindar bir gencin, başörtülü bir kadının, ana dilini konuşan bir vatandaşın özgürce yaşamasını sağlayan şey sizin mücadeleniz değil, bu millete adanmış bir liderin, Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradedir. Siz geçmişte başörtüsünü sorun yaptınız, imam hatipleri küçümsediniz, milletin dini değerlerini hor gördünüz. Şimdi kalkıp “halkın yanındayız” demeniz samimi değildir. Ey Özgür Özel! Bu millet sizin amacınızı çok iyi biliyor. Sizin derdiniz ne Kürt halkı, ne Türk halkı, ne de bu vatanın birliği. Sizin tek derdiniz, bu milletin adamı Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek. Ama biz buradayız, dimdik ayaktayız! Allah izin verirse, Reisim sağ oldukça, milletin desteği onunla oldukça, siz bu emelinize ulaşamayacaksınız. Biz milletiz, siz vesayet özlemcisisiniz. Biz birliğiz, siz ayrıştırıcısınız. Biz inancımıza, değerlerimize, liderimize sahip çıkıyoruz. Ve Allah’tan diliyoruz: Reisimizi başımızdan eksik etmesin, onun ömrüne ömür katsın. Kürt ve Türk Milleti Birdir, Bir Kalacaktır Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, “Kürt milleti, Kürt halkı… Bu türküleri sizin için söylüyorum, iyi dinleyin” sözleri kamuoyunda dikkat çekti. Hatta bu türkülerin “Özgür Özel’in şerefi için çalıştığı” gibi ifadelerle bir övgüye dönüştürülmesi, samimi olmaktan çok uzak bir algı operasyonunun parçası gibi durmaktadır. Ey Özgür Özel, ben sana açıkça şunu söylüyorum: Allah’a yemin ederim ki CHP bu ülkenin başına gelirse, Türkiye yeniden eski karanlık günlerine döner. Zilan katliamları gibi acılar yeniden yaşanır, Şeyh Said gibi hak mücadelesi verenlerin isyanları tekrar gündeme gelir. Bediüzzaman Hazretleri’nin sürgün yılları geri gelir. Çünkü siz bu millete hizmet etmek için değil, bu millete zulmetmek için geliyorsunuz. Siz bu halkın diniyle, inancıyla, kültürüyle, diliyle her zaman problem yaşadınız. Başörtüsünü yasakladınız, imam hatipleri küçümsediniz, Kürtçeyi görmezden geldiniz. Bu millet sizi tanıyor. Eğer siz iktidara gelirseniz, başörtüsü yine sorun olur, Kürtçe yine yasaklarla anılır, her etnik kimlik bir tehdit gibi görülür. Ama Allah’a hamdolsun ki bugün bu milletin başında Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider var. Allah onun ömrüne ömür katsın. Bizler de diyoruz ki, Allah bizim ömrümüzden alsın, onun ömrüne versin. O sağ oldukça, siz bu milleti bölmeye, değerlerini aşağılamaya asla muvaffak olamayacaksınız. Sizin tek derdiniz bu millete hizmet etmek değil, Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek. Ama başaramayacaksınız! Çünkü biz biriz, kardeşiz, omuz omuzayız. Kürt’üyle Türk’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle bu millet bir bütündür. Recep Tayyip Erdoğan Ali Yerlikaya T.C. Jandarma Gn. K Devlet Bahçeli Hakan Fidan Dr.İzzet Ulvi YÖNTER MHP TSK Arslan Tatar Birol Ekici Murat Zorluoğlu Ülkücü Hareket Ömer Çelik Özgür Özel Mehmet Ali Çelebi Ali Mahir Başarır İbrahim Yumaklı İbrahim Kalın Allah birliğimizi, beraberliğimizi bozmasın. Bayrağımızı indirtmesin, vatanımızı böldürtmesin, kardeşliğimizi zedeletmesin. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Kürt ve Türk milleti birdir, bir kalacaktır. Ne mutlu Kürt doğdum! Ne mutlu Müslüman oldum! Ne mutlu Türk’üm diyene! Saygılarımla, Abdurrahim Avcıoğlu 🇹🇷

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

57,709 Aufrufe • vor 1 Jahr

Allah Barzanilerin Öcalan ile olan muhabbetini daim kılsın. Mesrur Barzani iki gün önce Bahçeli-Öcalan ikilisinin projesine “barış süreci” diyerek Öcalan’a tam destek verdi. Öcalan ise 30 Mayıs 2025’te DEM Parti’nin İmralı heyeti ile yaptığı görüşmede Barzanilere “alçak, faşist” dedikten sonra “bütün gücümü onu bitirmeye harcayacağım. İntikam duygum boğazımı geçti” diyor! Öcalan: (yetkiliye dönerek) Barzani’ye devlet kurdurtmak istiyorlar. Barzani dedikleri kanımız üzerine devlet aygıtını kurmuş, en büyük baş belasıdır ve çözmemiz lazım. Bu gidişata dur demek lazım. Yetkili: Biz Habur’u yaşadık. Şimdi örgüt kendini feshetti. Bizim zorluğumuzu anlatmaya çalışıyorum. Devletin çabasının sahibi olarak bunları anlatmaya çalışıyorum. Silah bırakma ile alakalı somut bir adım bekleniyor. Öcalan: (kızarak) Barzani ile anlaşmışlar. Arkadaşlar silah bırakma görüntüsü verecek. Onurlarını çiğneyecekler. Onurlarını koruyacağız. Buna izin vermeyeceğiz. Yetkili: Bir öneri yapalım. Sembolik bir sayı ile Barzani, Talabani ve Irak merkezi hükümeti gözetiminde bir silah bırakma girişimi olsun, diğer işler başlasın. DEM Parti heyeti: Ben cevap vereyim. Barzani sizlerle beraber gerillaya karşı savaşıyor. Hareket güvenmez. Yasal düzenleme olmadan olmaz. Öcalan: PKK bir isyan hareketi mi? Kendini feshetti mi? Bu somut bir olgu mu? Bunların tümünün cevabı evet. Peki bütün sorunları yani Türkiye devleti ile sorunları ortadan kaldırmak istiyor muyuz? Evet öyle. Yetkili: Biz buraya gelsinler demiyoruz. Silah bırakabilir ve orda kalabilirler. Öcalan: Ben izledim. Davutoğlu da söyledi. Barzani şerefsiz. Alçak. O yapar bunu. Ama biz yapmayız. Bunların huzurunda silah bırakırmıyız? Böyle çözüm olur mu? Böyle sürerse başka Kürt ile anlaşın diyeceğim. Barzani devlet kuracak adammıydı? Bunlar bizim sayemizde ordalar. Savaşarak mı devlet kurdu. Yetkili: Barzani bizim umurumuzda değil. PKK’ye ile ilgili olduğu için gündemimizde. DEM Parti heyeti: PKK’ye karşı savaştıkları için destek veriyorsunuz. Yetkili: Az önce gönderdiğiniz metni yani Bahçeli’ye mektubu teşkilat başkanına gönderdim. Yanıtı şöyle; Bahçeli diyecek ki silah bırakmadan hiçbir adım atılmaz. Başladığımız yere döneriz’ dedi. Öcalan: Silah bırakılmadan olmaz demekten kastınız nedir. (DEM Parti heyetine dönerek) Bir adım atılmadan olmaz denilmesinden ne anlıyorsunuz? DEM Parti heyeti: Bu, teslimiyet olarak anlaşılır. Hareket böyle kabul etmez. KDP siteleri ve bazı çevreler teslim oldular demeye başladılar. Öcalan: Bu iş basit gözüküyor. Teslimiyet durumu var. Belli ki kurbanlık koyun gibi başımızı uzatmamızı istiyorlar. Barzani veya başka güçler devrede. Teslim siyaseti dayatılıyor İbrahim beye. İyi niyetli olabilir. Ben son derece makul öneriler yapıyorum. Belli bir küçük grubu teslim alarak görüntü verip ‘Teslim olmaya başladılar’ demek istiyorlar. DEM Parti heyeti: Tamamen amaç odur. Evet bunu hedefliyorlar belli ki. Öcalan: Böyle bir çözüm olmaz. İmha tehlikesi var. Barzani bunu istiyor. Böyle bir yaklaşım geliştirmenizi istiyorlar. Barzani en değme faşisttir. Ben oyunu biliyorum ve bu şansı ona vermem. Yetkili: Gelin teslim olun demiyoruz. Teslim olun demek cezaevine girin demek olur. Öcalan: Türkiye’ye karşı tek bir silah sıkarsa kellemi veriyorum. Silah Türkiye’ye karşı kullanılmıyor. Barzani Kandil’deki yüz köyün yarısını imha etmeye gelecek. Ben gelip onunla savaşırım, Türkiye ile çatışma yok. KDP yüz yıl daha egemen olacak. Demokratik siyaset ve hukuk olunca Türkiye ile bir sorunumuz olmaz. Teslim olmanın neye tekabül ettiğini biliyorum. Ben de burada çürürüm. Ben çocuk değilim. Dikkatli bir dil ile Barzani’yi demokratik uzlaşıya çağırmalı. Aksi takdirde onunla yaman bir mücadele içinde olurum. Ona deyin ki Öcalan Türkiye Cumhuriyeti ile anlaşıyor. O Türkiye’yi iyi tanır. Eski durum var sanıyor. Öyle değil. Bütün gücümü onu bitirmeye harcayacağım. İntikam duygum boğazımı geçti.

Arif Zêrevan

61,849 Aufrufe • vor 1 Jahr

İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya Bakanımızın görevlendirdiği en genç üç İl Emniyet Müdüründen biridir Volkan Sazak. İlk kez Şırnak’ta İl Emniyet Müdürlüğü yapıyor ama sahada öyle bir duruş sergiliyor ki, sanki 20 yıllık tecrübeli bir il müdürü gibi… Uyumuyor, şehrin huzuru için gece-gündüz demeden çalışıyor. Ali Yerlikaya T.C. İçişleri Bakanlığı Mahmut Demirtaş Ben Abdurahim Avcıoğlu olarak söylüyorum: Bir Şırnaklı olarak, müdürümüze yapılan haksızlığı asla kabul edemeyiz. Şırnak milletvekili Mehmet Zeki İrmez’in, İçişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde Şırnak İl Emniyet Müdürü Volkan Sazak’a yönelik açıklamaları kamuoyunda geniş bir tartışma yarattı. Elbette ki her milletvekili ve her birey düşüncesini ifade etme özgürlüğüne sahiptir; buna kimsenin bir itirazı yok. Ancak ifade edilen sözlerin sahadaki gerçeklikle örtüşmesi de en az özgürlük kadar değerlidir. Sayın vekilin sözlerini okudum Düşündüm Ve gördüm ki ya kendisine eksik bilgi aktarılmış ya da henüz Volkan Müdür’le oturup konuşma, halkın nabzını yerinde tutma fırsatı olmamış. Ben bu Coğrafyayı iyi biliyorum ben gerçekleri söylerim,yıllardır Şırnak için ter döken herkesi, her kurumu, her çabayı halka aktarmayı kendime görev bildim. Yanlışı da yazarım, doğruyu da. Kimse beni bir yere çekemez; ben yalnızca gördüğümü, bildiğimi ve sahada şahit olduklarımı yazarım. Ve sahada gördüğümüz gerçek nettir: “Huzur, huzur, huzur…” Volkan Sazak göreve geldiği günden bu yana başka bir cümle kurmadı. “Kim ne derse desin, Şırnak’ın huzuru için söylemeye de çalışmaya da devam edeceğim” diyerek daha en baştan duruşunu ortaya koydu. Sayın vekilin eleştirilerini duyduğumda bir kez daha anladım ki sahada gördüklerimizle masada söylenenler arasında uçurum var. Çünkü biz bu şehrin sokaklarını adım adım gezenler, halkla konuşanlar, gece yarısı bile sahada çalışanların emeğine tanıklık edenler biliyoruz ki: Şırnak bugün yeniden nefes alıyorsa, bunda Volkan Sazak’ın imzası vardır. Bu bir abartı değil; tamamen gerçeğin, emeğin ve sahadaki karşılığın ifadesidir. Sadece 65 günde: 20 bin insanın elini sıkmak, Her gece halkın içinde olmak, Çocukların gözünden korkuyu silmek, Uyuşturucuyu okul çevrelerinden temizlemek, 500’e yakın aranan şahsı yakalatmak, 20 kilo esrarı daha ilk haftalarda operasyona çevirmek, Cizre’de 15 torbacıyı adalete teslim etmek, Tüm ilçelerde eş zamanlı narko uygulamaları başlatmak Bunlar sadece rakam değil; bir şehrin kaderine dokunan çalışmalardır. Ve belki en önemlisi Bu şehirde yıllarca polis görünce ürken, devlet görünce tedirgin olan bir çocuk kitlesi vardı Bugün o çocuklar polisle fotoğraf çektiriyor, sarılıyor, sohbet ediyor. Bu bile başlı başına bir devlet-millet yakınlaşması devrimidir. Şırnak uzun yıllar sonra ilk kez “Devlet bana yakın” duygusunu yeniden hissetmeye başlamıştır Ve bu duygu masa başında değil, sahada alın teriyle kazanılır Bu nedenle açık konuşuyorum: Böyle bir adama sahip çıkmak görevdir. Böyle bir yöneticiyi korumak sorumluluktur. Huzurun olduğu yerde fitneye fırsat vermemek namustur Siyaset elbette eleştirir; doğaldır. Ama sahada karşılığı olmayan ithamların bu şehre tek bir faydası yoktur Bugün Volkan Sazak, Şırnak’ın her ilçesine, her sokağına, her çocuğuna dokunmuş; gönüllere girmiştir. Halk onu sevmiş, o da halkı… Bu sevgi siyasetin değil, vicdanın oluşturduğu bir bağdır. Bizim duruşumuz nettir: Huzur için çalışanların yanındayız. Halkın içine girenlerin yanındayız. Gece-gündüz demeden koşanların yanındayız. Ve Şırnak’ın huzuruna gölge düşürmek isteyenlerin karşısındayız. Bugün Şırnak çok daha güvenliyse, Uyuşturucu sokaklardan siliniyorsa, Çocuklar korkmadan büyüyorsa, Aileler huzurla nefes alıyorsa… Bunda Volkan Sazak’ın payı büyüktür ve inkâr edilemez. Bu yüzden bir kez daha tüm samimiyetimle söylüyorum: Şehr-i Nuh’a hoş geldiniz Volkan abi… Bu şehir sizin gibi çalışanları bekliyordu. Biz, sizin emeğinize, samimiyetinize ve duruşunuza kefiliz. Sahadayız, yanınızdayız, arkanızdayız. Şırnak Emniyet Müdürlüğü Abdurahim Avcıoğlu

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

19,072 Aufrufe • vor 8 Monaten

🔴 MALUM KESİMLER, SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİNE KARŞI ÇIKANLARI İSRAİLCİ GİBİ GÖSTERME KAMPANYASI BAŞLATTILAR! ‼️ Cihat Yaycı : İsrail zaten Kürdistan’ın kurulmasını istiyor. Kardeşim, ben İsrail’e karşıyım. 📌PKK, YPG ve Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına karşı çıkınca seni hemen “İsrail yanlısı” ilan ediyorlar. Bakın, böyle bir kampanya başlattılar şimdi. Ben İsrail’i de sevmem, ötekini de sevmem. Ben Türkiye’yi severim, Türk milletini severim. Önce bunu net bir şekilde ortaya koyalım. 📌Şimdi, eski İsrail Eğitim Bakanı ve Yamina İttifakı Milletvekili Naftali Bennett, Türkiye’nin Suriye’de olası operasyonları hakkında bir açıklama yapıyor: “İsrail halkı olarak şu anda Türkiye’nin saldırısı altındaki Kürt halkına dua ediyoruz.” Peki, kim kimi destekliyor? PKK ve YPG’nin asıl destekçisi kimmiş? Zaten PKK ve YPG onların maşası haline geldi. 📌 İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid diyor ki: “Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlere yapılacak herhangi bir saldırıya karşılık Türkiye’ye yaptırım uygulanmalı ve NATO üyeliği askıya alınmalı.” Bu açıklama 2019’da yapıldı. Hangi döneme denk geliyor? Hangi operasyon sürecindeydi? Barış Pınarı Harekâtı’nın yapıldığı dönemde, Trump ile aynı söylemi kullanıyorlardı. 📌Bir de İsrail’in sürekli bölgedeki azınlıklarla ilgili yaptığı açıklamalar var. İsrail’in söylemi şu: “Bölgedeki azınlıkların birleşmesi gerekiyor. Kürtler, İran ve Türkiye’nin zulmünün kurbanıdır. İsrail, Kürtlerle ilişkilerini güçlendirmelidir.” 📌Yani, PKK ve onun siyasi uzantılarının kullandığı “Kürtler eziliyor” söylemiyle birebir aynı şeyleri söylüyorlar. İsrail, kendisini bölgede bir azınlık olarak tanımlıyor ve diğer azınlıkları doğal müttefikleri olarak görüyor. 📌Bütün bunları topladığımızda, PKK’nın da YPG’nin de Kürdistan kurma hedefinin aslında Büyük İsrail Projesi’nin bir parçası olduğu çok net. Türkiye bu konuda çok dikkatli olmak zorunda. 📌İsrail’in bu konudaki desteği yalnızca siyasi değil, aynı zamanda askeri ve istihbari olarak da devam ediyor. 📌Bir de Netanyahu’nun oğlu var. O da sürekli sosyal medyada Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yapıyor. Türkiye’nin yarısını Kürdistan olarak gösteren haritalar paylaşıyor. Amerika’da yaşıyor ve Türkiye’yi soykırım yapmakla suçluyor. 📌Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölünmesi gerektiğini açıkça savunuyor. PKK ve YPG’nin “dört parça” söylemiyle aynı dili kullanıyorlar. Kandil’deki terörist elebaşları da sürekli “dört parça” diyor. Peki, bu söylemler birebir örtüşmüyor mu? 📌Şimdi, Türkiye’nin bölünmesine karşı çıkanlar “İsrail yanlısı” mı oluyor? İnanamıyorum! Böyle bir kampanya başlattılar. Yani, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorsan, “Kürt sorunu” diye bir şeyin olmadığını söylüyorsan, seni hemen İsrail yanlısı ilan ediyorlar. Bu nasıl bir iş? Türk milleti demek bile ırkçılık sayılıyor artık! 📌Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuların farkında. Ben inanıyorum ki bu milletin feraseti var, bu karanlık günleri atlatacağız, bu tuzağı bozacağız. Türkiye büyük bir tuzakla karşı karşıya. 📌Şimdi gelelim PKK’nın son açıklamalarına… PKK, “Ateşkes ilan ettik” diyor. Terör örgütü ne zamandan beri devlet gibi hareket edip ateşkes ilan edebiliyor? Devlet, bir terör örgütünün ateşkes ilan etmesini nasıl kabul edebilir? Bunun karşısında kimse bir şey söylemiyor mu? Bir devlet yetkilisi çıkıp “Bu nasıl bir söylem?” demiyor mu? 📌Bir de bu işin TBMM’ye taşınması meselesi var. PKK’nın siyasi uzantıları sürekli Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni adres gösteriyor. Açıkça “Anayasada değişiklik yapılmalıdır” diyorlar. Peki, neyin değişmesini istiyorlar? Ne yapmaya çalışıyorlar? Bunu herkesin görmesi lazım. 📌Bu mesele sıradan bir mesele değil. Türkiye’nin bölünmesi için uzun yıllardır yürütülen büyük bir projenin parçaları bunlar. O yüzden, bugün tarihe bir not düşmek gerekiyor: Bu süreçte kim, neyin yanında duruyor, bunu iyi görmek zorundayız.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

10,543 Aufrufe • vor 1 Jahr

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 Aufrufe • vor 11 Monaten

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu Muhalefete yönelik mesajlar — Muhalefet cephesinde kaos ve kargaşa hakimken, biz uyum içinde, İttifak (Cumhur) olarak dayanışma içinde 86 milyonun birlik ve dirliği için çalışıyoruz — Sanal ve saçma gerilimlerle vaktimizi ziyan etmiyoruz. Tahriklere rağmen muhalefetin içinde debelendiği çamur güreşine bizi de çekmesine müsaade etmiyoruz — Paralel yönetim modeli sadece ana muhalefet partisinin kendisini değil, Türkiye siyasetini de paralize ediyor — Ülke meselelerinin çözümü noktasında muhalefet de iktidar kadar yapıcı davranmalı, yasama süreçlerine olumlu katkıda bulunmalıdır — İster iktidar ister muhalefet hepimiz, iradesini temsil ettiğimiz milletimize karşı sorumluluk taşıyoruz. Birinci görevimiz, ülkeye ve millete hizmet Dış politika — Türkiye, bugün bölgesinde ve dünyada daha önce hiç tecrübe etmediği bir ağırlık, bir itibar kazanmıştır — Şu bir gerçek ki İran krizi sürecinde yaşananlar Türkiye Cumhuriyeti'nin ne kadar büyük bir devlet olduğunu herkese göstermiştir — Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin kriz yönetiminde ülkemize sağladığı asimetrik avantajlar berraklaşmıştır İsrail — Gözü dönmüşlükle birbiriyle yarışan azgın bir güruh, bölgemizde silahların susmasını asla istemiyor — Terörü ve işgali devlet politikası haline getiren katliam şebekesi, büyük emekle varılan mutabakatı dinamitlemek için son 10 gündür elinden geleni yapmakta — Bölgemize eğer barış gelecekse, İsrail'e rağmen gelecek. Bölgemizde huzur olacaksa, İsrail'in fitnelerine rağmen olacak — Türkiye olarak iğne ucu kadar bile olsa, barış şansının değerlendirilmesi için üzerimize ne düşüyorsa yapmaktan geri durmayacağız İran — Önümüzdeki dönemde İran krizinin kalıcı çözümüne yönelik çabalara her türlü desteği vermeyi sürdüreceğiz Terörsüz Türkiye — Şunu bir defa artık herkes kabul etmeli: Terör çıkmaz yoldur ve miadını doldurmuştur — Terör defteri tamamen kapanınca 86 milyonun tamamı yaklaşık yarım asır sonra derin bir nefes alacak — Örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak yasal çerçeve üzerinde çalışıyoruz. Gerekli istişareleri yaptıktan sonra düzenlemeyi Meclis'in takdirine sunacağız — (Terörsüz Türkiye) Devletimizin niteliklerinden milletimizin değerlerinden taviz vermeden meseleyi çözecek kapasiteye sahip olduğumuza inanıyorum — Cumhur İttifakı olarak Meclisimizin de desteğiyle inşallah bu hayırlı süreci tamama erdirecek, tarihe, gururla anacağımız bir kayıt düşeceğiz — Tekrar bir Yenikapı ruhu aranıyorsa, bunun vücut bulması gereken zemin, Terörsüz Türkiye sürecidir — Siyaset kurumu farklılıklarını bir yana koymalı, sürece destek olmalı, bu meselenin milletin gündeminden çıkması için yük almalıdır

Anadolu Ajansı

12,703 Aufrufe • vor 1 Monat

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 Aufrufe • vor 6 Monaten

Cihat Yaycı : ❗️Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir, kimsenin tekelinde olamaz. ❗️Hele bizim gibi adamlara kimse milliyetçilik öğretemez. ❗️Sokakta öğrendiği milliyetçilikle bize kimse milliyetçilik satamaz. ❗️Milliyetçiliği bize anamız babamızdan öte, 13,5 yaşımızdan itibaren milliyetçiliği bize devlet öğretti. ❗️Hem de öyle bir milliyetçilik ki; devletin, vatanın, milletin ve bayrağın için düşünmeden canını vereceksin diye iliklerimize, beyinlerimize işledi. ❗️Bu nedenle, sadece siyaset yapıp, maddi kazançlar peşinde koşanlar, bize milliyetçilik öğretmeye kalkmasınlar. ❗️Biz, bildiğimizi söyleriz. ❗️Kimseden de milliyetçilik dersi alacak durumda değiliz. ❗️Milliyetçilik dersi almak isteyen varsa gelsin, biz ona anlatalım. ❗️Milliyetçilik dersi, Mavi Vatan haritasıyla, Libya Anlaşmasıyla, Montrö Sözleşmesi’nden elde edilen yıllık 3 milyar dolarla olur. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki hak ve menfaatleri savunmakla olur. Kerkük’ü ve Musul’u savunmakla, Türkmenlere sahip çıkmakla olur. Bugün, Suriye’de Araplardan sonra ikinci büyük etnik grup olan Türkmenlerden bahsetmeyeceksiniz, onları himaye etmeye kalkışmayacaksınız, Kerkük ve Telafer’den bahsetmeyeceksiniz ve tüm bu toprakları Barzani/Talabani’ye teslim edeceksiniz. Sonra da bunu bize milliyetçilik olarak yutturmaya çalışacaksınız. ❗️Üstelik terörist başını Meclis’e çağırıp bizi dünyaya rezil edeceksiniz. Sonra da ben ve benim gibilere “milliyetçilik dersi” vermeye kalkacaksınız. ❗️Ben milliyetçi değilsem, siz hiç değilsiniz! ❗️Kafamızı kesseniz, benim gibi bir milliyetçi, terörist başını Meclis’e çağırmaz, bunu kabul etmez. ❗️Bu devletin yok olma projesidir. ❗️Eğer bu projeyi “devlet aklı” olarak savunan varsa, çıksın, bu millete anlatsın. ❓Devlet bu kadar aciz duruma nasıl düşürülür? ❓Hapisteki bir terörist başını muhatap alır hale nasıl gelirsiniz? Bu bir kabus gibi. ❗️Şimdi bana “Devlet aklı var” diyen varsa, bu milletin karşısına çıksın ve arkasındaki planı açıklasın. ❗️Eğer bu plan, 42 ve 66. maddeleri değiştirip federatif bir yapı kurmak içinse, bunun adı Büyük Ortadoğu Projesi’dir ve İsrail’e hizmet etmektir. Sonra da “Ben İsrail’e karşıyım” diyemezsiniz. ❗️Hem iktidarı hem muhalefeti kınıyorum. Hiçbiriniz devlete sahip çıkmıyorsunuz. Bu kadar asker ve polis neden şehit oldu? PKK’nın şehit ettiği öğretmenler neden öldü? ❗️Ana muhalefet partisi lideri, “Şehit ve gazi derneklerinden icazet aldım” diyor. Ama bu dernekler, kendilerinin aranmadığını söylüyor. Aranan da biz böyle şey söylemedik diyor. ❓Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? ❗️Devlet elden gidiyor. ❗️Günlük siyaset ve koltuk uğruna ülkenin parçalanmasına göz yumuluyor. ❗️Bugün eski HDP’li bir milletvekili çıkmış,televizyonda parmak sallayarak “Rojava’yı kabul edeceksiniz” diyor. Aynı eski milletvekili çıkmış, “Silahla yapamadıklarımızı siyasetle yapacağız” diyor. ❓Daha ne desin? ❓Eğer bir siyasetçi çıkıyor, “Abdullah Öcalan Meclis’e gelip PKK’ya çağrı yapsın, serbest bırakalım” diyorsa, bu nasıl bir hukuk devletidir diye sormazlar mı? ❓40.000 kişinin katilini nasıl siyasi bir aktör haline getirirsiniz? ❗️Açılım sürecindeki tüm bölücüler ve FETÖ’cüler bugün piyasada. ‼️Eğer güçlüyüz, güçleneceğiz diyorsanız, Türkmeneli Devleti’ni kurun. ❗️Suriye’de Türkmenlerin üzerinden ekmek yediniz, şimdi onları başkalarına mı teslim edeceksiniz? Türkmenler her yerde savaştı. ❗️Suriye’nin bir kısmının ve Türk yurtlarının YPG’ye teslim edilmesine göz yuman milliyetçi parti olabilir mi? ❗️Anayasa’da, bölünmeye götürecek değişiklikler yapılması tehlikesi var. Çıkın ve deyin ki: “Türkçeden başka ana dilde eğitim olmaz. Türk vatandaşlığı tartışılmaz.” ‼️Uyan Türk milleti! Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkese sesleniyorum: Uyanın! Kardeş kavgasına dönüşmeden uyanın. Irak’ı ve Suriye’yi parçaladıkları gibi bizi de parçalamaya çalışıyorlar. Silahla yapamadıklarını şimdi siyasetle yapmaya çalışıyorlar. Yayının tümü linki 👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

249,434 Aufrufe • vor 1 Jahr