Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Devlet Bahçeli: Bugün mesele Beyrut değil Ankara'dır. Bugün hedef Şam, Tahran, Sana ya da Bağdat değil İstanbul'dur. Bugün gizli gündem Türk vatanıdır. Orta Doğu'da atılan bombaların günbegün serpilen çalkalanmanın nihai sahası, Anadolu coğrafyasıdır.

24,283 görüntüleme • 1 yıl önce •via X (Twitter)

9 Yorum

Ozan Demir profil fotoğrafı
Ozan Demir1 yıl önce

Kesinlikle katılıyorum! Türkiye'nin geleceği için uyanık olmalıyız. 🇹🇷🇹🇷

A.Garden profil fotoğrafı
A.Garden1 yıl önce

Yurtta sulh cihanda sulh.Küçücük İsrailden mi korkacağız.Savaş tamtamları yerine Orta Doğuda barışçıl bir çözümü TC Devleti sağlayabilir

Kuşçubaşı Zenci Musa profil fotoğrafı
Kuşçubaşı Zenci Musa1 yıl önce

Mossadın tapınakçı köpeği fetö ile birlikte ırzına tecavüz etti ülkemdeki namus yoksunu olanların vatanını ve namusunu korumaya çalışan Filistin halkına taraf değil tecavüzcü ve katilden yana taraf olanlara inat Devlet reis Hakkı haykırıyor tüm kafirlere...

nihai profil fotoğrafı
nihai1 yıl önce

Yine mi beka?

Reddington profil fotoğrafı
Reddington1 yıl önce

Demek ki burda maden var ki sağlı sollu konuşuluyor. Sadece konuşuluyor.

Cismet profil fotoğrafı
Cismet1 yıl önce

🇹🇷🇹🇷🇹🇷

sansar profil fotoğrafı
sansar1 yıl önce

Amma korktunuz beeee daha geçen osmanli kurulacak muhabbeti bugün israilden korkmak :)))

Athens profil fotoğrafı
Athens1 yıl önce

Bugün ve yarın gündem gündemi değiştirip muhalefetin seçim galibiyetini unutturmaktır

Sinan Arıkan profil fotoğrafı
Sinan Arıkan1 yıl önce

Atma, atma!

Benzer Videolar

Bugün bir savcı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı “suç örgütü lideri” olarak tanımlayabiliyorsa, yarın aynı mantıkla bir bakanı, valiyi ya da kaymakamı da “örgüt yöneticisi” ilan edebilir. Oysa hukuk çok açıktır. Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi, suç örgütünü “suç işlemek amacıyla kurulan, süreklilik gösteren, hiyerarşik yapı” olarak tanımlar. Belediye başkanının görevi ise kamu hizmetini yürütmektir. İdari hiyerarşi, ceza hukuku anlamında örgütsel hiyerarşi değildir. İdari görevi “suç örgütü” gibi göstermek, kişiyi değil, hukuku hedef almaktır. Bu, masumiyet karinesine ve tarafsızlık ilkesine aykırıdır. Hukukun görevi siyasal öfkeye kılıf bulmak değil, adaleti korumaktır. Bugün Türkiye’de yaşanan süreç, uluslararası literatürde “lawfare” olarak tanımlanan, hukukun siyasal tasfiyenin aracı haline getirildiği bir tabloyu andırmaktadır. Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olmasaydı, ne yargılanır ne diploması tartışılırdı. Bu, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesidir. Brezilya’da Lula örneğinde yaşananlar, benzer biçimde “hukuki görüntü altında siyasi tasfiye”nin nasıl işlediğini göstermiştir. AİHM kararları da, devlet gücünün gizli siyasi amaçlarla kullanılmasını açık insan hakları ihlali saymaktadır. Demokrasi sandıkla değil, yargı eliyle dizayn edilemez. Hukuk; siyasetin silahı değil, adaletin teminatıdır. Bugün hedef Ekrem İmamoğlu’dur, ama asıl tehlike hukuk devletinedir. Hukuk ya hepimiz içindir, ya da hiç kimse için değildir.

Av.Mahmut TANAL

73,382 görüntüleme • 8 ay önce

Alman Akademisyen ve Eski İstihbaratçı Prof.Dr. Udo Steinbach : "Sorun; Atatürk'ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay ürün Türk Devleti ve Türk Ulusu'dur. Sorun; Kemalizm ve Kemalizm'in ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun; uyduruk, zorlama ve yapay Türk Ulusu'dur. Böyle bir ulus yoktur!" "Türk ulusu yoktur" diyebilecek kadar idrakten yoksun ve hadsiz biri ya tarih bilmiyordur, ya da kasıtlı olarak Türk milletinin varlığını hedef alıyordur. Her iki durumda da onun Türk Devleti'nde, Türk Ordusu'nda, Türk toprağında, Türk ulusu hakkında bir kelime dahi etme hakkı yoktur. Türk Milleti yapay değil, tarihin ta kendisidir. Uydurma değil, destandır. Yok hükmünde değil, yedi düveli dize getiren asil ve kadim bir mirastır.! Bugün sınır ötesinden "Türk Milleti yoktur" diyen zihniyet, yalnız değil… Andımız'ı kaldıran da, "Türkiyelilik" ucubesini dayatan da, "Anadolu Milleti" masallarıyla kimliğimizi sulandıran da aynı çizginin devamıdır. Türk adını silmeye çalışan kim varsa, o eski istihbaratçının soğuk ve karanlık hezeyanlarını bugün fiiliyata döküyor. Ve daha da acısı, bir zamanlar "Ne Mutlu Türk'üm diyene" diyerek oy devşirenler, şimdi Türklüğü bir paranteze hapsetmenin taşeronluğunu yapıyor. Sınırlarımızı kevgire çevirenler, milyonları ülkeye doldururken "ulus" kavramını eritenler, bu sözleri fiilen uyguluyor. Yani o istihbaratçı sadece konuştu ve kitabında yazdı ama bu iktidar ve işbirlikçileri söylemediği her şeyi yaptı... Asıl tehlike, artık Türk milletinin sadece hedefte olması değil; kendi eliyle tasfiye edilmesidir..!

Didem Yavuzyılmaz

191,942 görüntüleme • 6 ay önce

🇹🇷 1️⃣ Cihat Yaycı : "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir." Bu söz sadece bir tanım değil, bir kuruluş manifestosudur! 📌 Atatürk, bu cümleyle etnik değil siyasi ve milli bir kimlik inşa etti. 📜 2️⃣ Anayasa'nın 66. maddesi de der ki: “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına bağlı olan herkes Türktür.” Hiçbir ırki, etniksel ve dinsel ayrım kabul etmez. Bu madde; bizi birleştirir, etnik değil vatandaşlık bağına dayalıdır. “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, tek dil” ilkesinin yasal zeminidir. ⚠️ 3️⃣ Bugün bazı çevreler bu tanımı ırkçılık ve etnik ayrımcılıkla kasten ya da bilmeyerek karıştırıyor. Ama unutmayalım: 🔹 Türk milleti kavramı, ırkî değil millî bir kimliktir. 🔹 Herkesi içine alan, birleştirici bir şemsiye kavramdır. 🧱 4️⃣ "Türk milleti" kavramını tartışmaya açmak, Türkiye'nin birliğini, devletin temelini, Anayasa'nın ruhunu hedef almaktır. Bu kavrama saldırmak; sadece bir söze değil, bir devlete, milli kimliğe ve tarihe ihanet demektir. 🧠 5️⃣ Türk milleti, sadece geçmişin değil; bugünün ve yarının da teminatıdır. 📢 Ne 66. madde, ne de 42. madde asla değiştirilmemelidir. Türk Milletinin adını değiştirmeye cüret edenlere Türk Milleti izin vermez! 🔥 6️⃣ "Ne mutlu Türküm diyene" demek, kimseyi dışlamak değil, herkesi birleştiren bir aidiyet bağıdır. Bugün bu bağı zayıflatmaya çalışanlar, bölücülüğün yeni versiyonudur. 🇹🇷 7️⃣ Bu devletin adı Türkiye, Bu milletin adı Türk milleti, Dili Türkçe’dir. Bu kimliğin teminatı 66. ve 42. maddedir, 📌 Anayasadan Türk'ü silmek, milli devletin kolonlarını kesmek demektir!

TÜRK DEGS / TURK MAGS

13,016 görüntüleme • 1 yıl önce

GECEYE SON KELAM... UYUMAYANLAR OKUSUN, UYANANLARDA UYANDIĞINDA OKUSUN İNŞAALLAH.. Vatan-Millet Sevdam yüzünden hedef gösterilmek benim için onur vesilesidir, gurur vesilesidir.. Korkum da, endişem de yok.. Lâkin, Hedef gösterenlerin Özgül Ağırlıklarının çok düşük kalibreli olması üzüyor beni.. Zira biz surete değil, ağırlığa bakarız.. Özgül ağırlığa bakarız.. Ağırlıkları ayak altına düşmüş düşkünleri muhatap alarak seviyelilerine düşmez, oralı da olmayız... GERÇEK VATAN SEVDASI RÜZGAR ESTİKÇE YÖN DEĞİŞTİRENLERİN İŞİ DEGİL, FIRTINADA BİLE SARSILMAYANLARIN İŞİDİR.. Gerçek Zorluk; Hem Hainlerle, Hem de Hainlere Kapı Aralayanlarla Mücadeledir.. İşimiz hakikaten zor.. Bu ülkede yıllardır aynı gerçek karşımızda duruyor.. Bir yanda açıkça vatan düşmanlığı yapanlar, Diğer yanda ise “Erdoğan gitsin, Bahçeli gitsin” hevesiyle el altından aynı çevrelerle işbirliği yapanlar var.. Bugün Devlet Bahçeli Beyefendiye Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendiye saldıranların Aslında Dertleri liderlik Değil, Türkiye nin Devlet Aklına Saldırmaktır.. Türkiyenin Dik Duruşunu ve Direncini Kırmaktır.. Görünürde farklı gibi dursalar da, hedefleri aynı noktada birleşiyor.. Devleti zayıflatmak, milleti bölmek ve Türkiye’nin yürüyüşünü durdurmak.. Bugün Türkiye, sadece dış güçlere karşı değil, İçeride sinsi hesaplar yapan kesimlere karşı da mücadele veriyor.. Çünkü bu ülkenin asıl meselesi; Karşısında kim olduğundan ziyade, içeride kimlerin maskeli olduğunu bilmektir.. Açık düşman bellidir.. Asıl tehlike, kardeşlik görüntüsü verip millete ait değerleri örseleyenlerdir.. Bu zorlukların farkında olanlar bilir ki; Vatan savunması sadece sınırda yapılmaz.. Vatan savunması, sandıkta da yapılır.. Meydanlarda, sokakta, fikrin içinde, Duruşun özünde yapılır.. Bugün liderlere saldıranların Birçoğu, aslında Türkiye’nin güçlü devlet aklına saldırmaktadır.. Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sayın Devlet Bahçeli Beyefendiye yönelen kampanyaların altında; Türkiye’nin duruşunu kırmak, geleceğe yürüyüşünü sekteye uğratmak ve devlet düzenini zayıflatmak vardır.. Bilinmelidir ki; Milletin iradesiyle yolu yürüyen liderleri hedef almak, aslında milleti hedef almaktır.. Hainlerle aynı masaya oturup “Biz demokrasi mücadelesi veriyoruz” demek ise, en hafif tabiriyle samimiyetsizliktir.. Ama bu millet, oynanan oyunu görmektedir.. Kimin nerede durduğunu, kimin kimlerle kol kola yürüdüğünü, kimin ise bedel ödeyerek devletin ve milletin yanında saf tuttuğunu net bir şekilde bilmektedir.. Mücadelemiz bu nedenle kutsaldır.. Zordur, ama imkansız değildir.. Çünkü bu ülkenin öz evlatları, dün olduğu gibi bugün de hainlerin oyunlarını boza boza yürümeye devam etmektedir.. Ve unutulmamalıdır ki, Gerçek vatan sevdası; rüzgar estikçe yön değiştirenlerin değil, fırtınada bile sarsılmayanların işidir... Cümleten hayırlı geceler

Kumandan

16,182 görüntüleme • 7 ay önce

Bu dava; Bizzat staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının davasıdır. Adı da sahibi de bellidir...! Anadolu Ajansı İhlas Haber Ajansı Demirören Haber Ajansı TV100 Bengü Türk CNN TÜRK ANKA Haber Ajansı Anadolu Ajansı SÖZCÜ Televizyonu Haber Global Halk TV SÖZCÜ Televizyonu NOW HABER . Meltem TV Habertürk Star Ana Haber TRT HABER TGRT HABER atv Selçuk Tepeli Ece Üner Ezgi Gözeger merve yıldırım gulbin tosun Ferhat Murat Nagehan Alci Tuna Öztunç Serap Belovacıklı Tarkan Kaleli Gülden Kalecik İrem Sansak Can Coşkun Ezgi Gözeger Seda Akbay Damla Doğan Tuncel Ekrem Açıkel Gülgûn FEYMAN Ece Üner Gözde Şeker Ceylin Çağatay Ozan Gündoğdu SelinSabit Ferhat Ünlü simge fıstıkoğlu Burak Birsen ERCAN SEKİ Doğan Şentürk Kenan Şener Bugün… Yıllardır içimize attığımız cümleleri yüksek sesle söylemek için buradayız. Bugün, çocuk yaşta çalışıp Gençliğini atölyelerde, tezgâh başlarında bırakanların günü. Bugün, “staj sayılmaz” denilerek yılları yok sayılanların günü. Bugün, Kartal’dan yükselen ses Türkiye’nin vicdanına seslenecek. 18 Ocak Pazar günü, Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde Bir araya geliyoruz. Bu bir toplantı değildir. Bu bir organizasyon da değildir. Bu dava; Hiçbir kişi, hiçbir kurum, hiçbir yapı adına yürütülen bir dava değildir. Bu dava; Sahiplenildiği sanılan, Sözlerle yönlendirileceği zannedilen, Birilerinin vitrinine, kariyerine ya da hesabına yazılacak bir mesele hiç değildir hak davasıdır hak görenlerin davasıdır ve buna destek ve gönül verenlerin davasıdır. Bu dava; Bizzat staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının davasıdır. Adı da sahibi de bellidir. Bu dava; Çocuk yaşta çalışıp emeği kayıt dışı bırakılanların, Aynı iş yerinde çalışıp biri emekli olurken diğeri bekletilenlerin, Sağlığını, uzuvlarını, gençliğini bu ülkenin üretimine vermiş olanların davasıdır. Bununda kimse önüne geçemez. Çünkü bu ses; Yaşanmışlıktan gelir. Alın terinden gelir. Haklılıktan gelir. Ve bugün, bu haklı mücadelede Anahtar Parti Genel Başkanı Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun katılımlarıyla Sesimiz daha gür, umudumuz daha güçlü olacak. Kartal’da sadece bir salon dolmayacak. Yıllardır bastırılan bir adalet duygusu ayağa kalkacak. Hepimiz orada olacağız. Çünkü bu dava, bir kişinin değil; Bir neslin davası. Bugün susmuyoruz. Bugün vazgeçmiyoruz. Bugün Kartal’dan yükseliyoruz. Kartal'dan Yükselen Ses #StajÇıraklıkSGKBaşlangıcıOlsun

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

19,794 görüntüleme • 6 ay önce

Güya kendini direnişçi olarak tanımlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi başkanı; Meslek Fabrikası’na sahip çıkma konusundaki samimiyetsizliğini tekrar ispat edercesine işi gücü bırakıp ‘büyük miting’ dediği eylemde ‘Güya kendini solcu olarak tanımlayan bir gazeteci’ diyerek yine bana sataşmış. Emek düşmanlığı, grev kırıcılığı, muhbirlik, iftira atmak, kindarlık, tutarsızlık, kendi partililerine düşmanlık edip güç odaklarına yaranmak, dün söylediğini bugün inkar etmek gibi özelliklerle ‘popüler’ olmaktan bir türlü kurtulamayan, bu lekelerden kurtulması da mümkün olmayan biri benim solculuğuma devrimciliğime en son söz söyleyecek kişidir! Kendisi henüz Fransa’dayken ben Meslek Fabrikası’nın önünde, direniş alanındaydım ve hem yayınlarımda hem twetlerimde ‘mesele cemil tugay meselesi değil, mesele İzmir meselesi’ diyerek direnişe sahip çıktım. Henüz bugün bile ‘cemil tugayı sevmeyenler dahi eyleme gitmeli’ dedim. Ama çokça insanda olan şüpheyi kendi tavrıyla ispat etti sağolsun. ‘Beni sevmiyorsanız, buraya gelmeyin’ demek dışında bir şey değil bu! Yani yine şaşırtmadı! Okumadığını iddia etse de tüm yazılarımı okuduğu gibi yayınlarımı da izliyor ama ANLAMIYOR. Kendisini eleştirdiğim ve özellikle de belediye işçilerinin hak arayışına sahip çıktığım için kamusal gücünü her kapalı toplantıda benim üzerimde kullanmayı alışkanlık haline getiren bu sahte demokrat, bundan önce gizli gizli yaparken şimdi eylem alanlarında hedef gösteriyor. Sonra da ‘ben okumuyorum ama arkadaşlar söyledi’ diyor 🤦‍♂️ Bence artık okuma ve izleme çünkü belli ki uykuların kaçıyor! Direniş, insani değerlere sahip olan herkese çok yakışır da sana o bile yakışmıyor. Tekrar ediyorum: Meslek fabrikası cemil tugayın değil, İzmir’indir! Ve İzmir’i, İzmir değerlerini ona rağmen savunmaya devam edeceğiz!

Ümit KARTAL

17,646 görüntüleme • 3 ay önce

Bir Türk vatandaşı DNA testi yaptırıyor ve "içinde tek damla Türk geni yok" raporuyla karşılaşıyor. Bugün bu testi Türkiye'de 100 kişiden 90'ı yaptırsa benzer sonuçlarla yüzleşebilir. Anadolu, binlerce yıldır dünya kavimlerinin gelip geçtiği, karıştığı, kaynaştığı bir coğrafya... Bu topraklarda "Türk" diye saf bir genetik havuzdan söz etmek mümkün değil. Mustafa Kemal Atatürk bunu 90 yıl önce gördü. Onun için "Ne Mutlu Türk'e" demedi; "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" dedi..! Çünkü bildiği şuydu: Bu topraklarda "Türklük" asla bir kan meselesi, bir soy meselesi olmadı. Bir ülkü meselesiydi, bir ortak gelecek iradesiydi... Ne yazık ki 100 yıldır bir kısım devlet aklı bunu anlamamakta direndi. Türklüğü etnik bir üstünlük, bir çatı zorbalığı, bir "öteki" üretme aracı hâline getirdi. Safkanlık masalları anlattı; "kanımız" dedi, "soyumuz" dedi. Özellikle milliyetçi siyasiler Orta Asya'da bir Türk ile kurduğu bağı, sınırları içindeki bir Kürt'le kuramadı. Genç Türkiye'nin bölünme korkusu ve dönemin çeşitli Kürt isyanları da bu ayrışmayı derinleştirdi. Oysa Türkiye'de Türklük, etnik bir kimlikten ziyade bir ideolojidir. Tam da bu sebeple devlet 100 yıl boyunca türklüğü "çatı kimlik" olarak sunmaya çalıştı fakat bugün geldiğimiz noktada bunun tam anlamıyla karşılık bulmadığını görüyoruz. Sonuç? Bugün DNA testiyle yüzleşen milyonlar ve hâlâ süren "ben daha Türk'üm, sen değilsin" kavgaları... Gerçek vatanseverlik, "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" demekten gocunmamaktır. Çünkü o cümle bir ırk beyanı değil, bir vatandaşlık sözleşmesidir. O cümle "bu topraklarda birlikte yaşama iradesini" kabul eden herkesi kucaklar: Kürt'ü, Çerkes'i, Arap'ı, Boşnak'ı, Arnavut'u, Laz'ı, Pomak'ı, Roman'ı… Ve elbette, DNA testinde "%0 Türk" çıkanı... Milliyetçilik, milliyetçilere bırakılmayacak kadar hassas bir konudur. Bu topraklarda milliyetçilik ne olacaksa, kimin "biz"den sayılacağına kim karar verecekse, bunu ırkçı laboratuvarlar değil, bu ülkenin eşit yurttaşları hep beraber belirleyecek. Çünkü tam da bu ortak irade, bizi asırlardır bir arada tutan en güçlü bağdır. İşte bu yüzden; Ne Mutlu Türk'üm Diyene... Ve ne mutlu, bunu hâlâ gururla söyleyebilene... 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 #NeMutluTürkümDiyene

Didem Yavuzyılmaz

261,969 görüntüleme • 8 ay önce

CHP kongresinde bazı konuşmacıların Anadolu’yu “kadın tanrıçaların yurdu” olarak tanımlaması, aslında uzun süredir süregelen bir zihinsel kopukluğun yeni bir tezahürü. Bugün reddi mirasa karşı duruşumuzun ne anlama geldiğini anlatırken tam da bu örnek üzerinden konuşabiliriz. Bu toprakların tarihi, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve oradan Cumhuriyet’e uzanan büyük bir devamlılık çizgisidir. Cumhuriyet bu köklü geleneğin bir reddi değil, bilakis onu taşıyan, yeniden yorumlayan ve geleceğe aktaran tarihsel bir eşiktir. Tarihi bütünlüğü içinde kavradığımızda görürüz ki Cumhuriyet’in kurduğu siyasal akıl, bu milletin bin yıllık devlet tecrübesinin modern zamandaki en güçlü formudur. Bizim siyaset anlayışımız, işte bu kurucu hafızaya yaslanır. Mesele yalnızca geçmişe duyulan hürmet değil; geçmişi bir tarih bilinciyle çözümleyip bugünün dünyasında anlamlandırabilme meselesidir. Bu nedenle tarihle kavga etmeyiz. Çünkü biliriz ki kim kendi tarihinin ağırlığını taşıyamazsa, yarını da inşa edemez. Bugün CHP’nin yaklaşımı ise tam tersine bir zihinsel savrulmayı işaret ediyor. Köklerini bu toprakların İslami, Türki ve Anadolu merkezli tarihsel sürekliliğinde değil; Yunan mitolojisinde, bu coğrafyanın kültürel çizgisine yabancı kadim uygarlıklarda arayan bir perspektif var karşımızda. Selçuklu–Osmanlı hafızasını ya bütünüyle yok sayan ya da bir geri kalmışlık anlatısına indirgeyen bu yaklaşım, toplumsal kimliği tarihsizleştirme arzusunun doğal bir uzantısıdır. Bu milletin yürüyüşünü ayakta tutan şey, işte bu tarihsel devamlılıktır. Tarihine yaslanan, mirasını taşıyabilen toplumlar geleceğin dünyasında söz sahibi olur. Bu nedenle, reddi mirasa karşı duruşumuz bir siyasi tercih değil; bu toprakların hakikatine sadakat meselesidir. Çünkü bu milletin kimliği ne mitolojik arayışlara ne de kültürel kopuşlara sığar. Bizim hikayemiz, bin yıllık devlet aklının, kültürün ve medeniyet yürüyüşünün devamıdır.

Mahir Ünal 🇹🇷

48,819 görüntüleme • 8 ay önce

Devlet Bahçeli, Bese Hozat özelinde tarafların söylemsel düzeyde bile olsa gerilmelerine gerek yok. Herkes diline dikkat etmek zorunda ama herkes aynı zamanda kendi kitlesini konsolide tutmak zorunda, söylemler biraz da bu kaygıdan kaynaklanıyor. Bese Hozat'ın "Suç işlemedik, af istemiyoruz..." minvalindeki sözleri ilk değil, tek değil hepimiz söylüyoruz bunu zaten, yeni duymuş da şaşırmış gibi yapmasın kimse. 13 yıl önce aşağıdaki konuşmayı yaptığımda divanda Mehmet Uçum oturuyordu, Devlet Bahçeli "çözüm" diyen herkesi asacaz diyordu, CHP bugünden daha sert şekilde "Biz oynamıyoruz" diyordu, Bese Hozat henüz KCK eş başkanı olmamıştı ama bugün ne diyorsa o gün de onu diyordu. Öcalan'ın özgürlüğü ve "yasal düzenleme" dediğim için Mehmet Uçum daha sonra bana "Örgütlü bir şekilde bunu bilerek söylüyorsunuz, halkın Öcalan gibi bir derdi yok, Öcalan muhatap olamaz" demişti, bugün Öcalan'ı muhatap alanların beyin takımında, Devlet Bahçeli bu işe bulaşan herkesi asarız diyordu, öncülüğü o yapıyor şimdi, CHP o zaman daha radikal karşı çıkıyordu bugün düne göre çok daha makul bir çizgide, O gün "Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan" dediğimde hoşuna gitmeyen, sicilimiz bozulmasın diye bozulan tipler de bugün Kürt legal siyasetinin karar alıcı aktörleri olmuş, Roller çok değişti, tavırlar duruşlar çok değişti, her şey değişti ama Öcalan'ın muhataplığı meselesi, PKK'ye yönelik yasal düzenleme zorunluluğu meselesi değişmedi, devlet de o noktaya geldi çünkü işin doğasına uygun olan bu, yenilgi ya da zafer değil, olması gereken zorunluluk buydu. Hiçbir şeyi şeffaf yürütmeyen, gizli olması gerektiğini söyleyen taraflar bu tartışmaları da illa yapacaklarsa gizli yapsınlar, halkın önünde yapmasınlar bence. Bu ülkede toplumsal kırılma falan olmaz çünkü herhangi bir şeye kırılabilecek bir toplum yok ama gereksiz gerginlik provokasyonlara zemin hazırlar, o zemini vermemek lazım, eğer gererek bitirmek istemiyorsanız tabi. Herkesin bildiği basit bir gerçek var; Abdullah Öcalan'ı kendisine lider kabul eden Kürtlerin Öcalan'ın ve siyasi tutsakların özgürlüğü, PKK'ye yönelik, asla onur kırıcı olmayacak, yasal düzenlemeler, inkar, imha ve asimilasyonun son bulması ve toplumsal barışa, demokrasinin gelişmesine hizmet edecek adımlar gibi net ve somut talepleri var, ülkenin tamamının da bunlara ihtiyacı var. Bunlar kolaylıkla yapılabilecek şeyler, farklı bir ajandanız yoksa eğer, işi yokuşa sürmeye gerek yok, germeyin birbirinizi. 13 yıl önce söylemişim yine söylüyorum hem devlet hem PKK diline dikkat etmeli, her iki halkın da ciddi travmaları var, kimse öbürünün gözüne bir şey sokmaya kalkmasın, iki taraf da zarar eder. Besê Hozat başka şekilde ifade etse daha iyi olurdu denilebilir belki ama söylediği şey çok yalın bir gerçek, aynı fikirdeyiz hepimiz. Hepimiz dediğim Öcalan'ı lider kabul eden Kürtler, bütün Kürtler değil ama bütün Kürtlerin de bütün Türklerin de ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.

Sinan Aygül

56,262 görüntüleme • 8 ay önce

Herkesin dikkatle bunu anlamasını isterim. En başta şunu söyleyim “Sahadaki Doğru, Kenardaki Yalanı örtmez. “ Futbol, "at gibi koşmak" ya da ekran başında "kırık stoper" masalları anlatmak değildir; futbol, elindeki cevheri doğru madene yerleştirme sanatıdır. Bugün sahada izlediğimiz tablo, sadece bir galibiyet değil, aylardır kulak arkası edilen bir taktiksel hakikatin tescilidir. Üç Oyuncu, Tek Gerçek: Organizasyon • Agbadou: Rakip peşinde şuursuzca koşan bir "hayalet" değil, kalesinin önünde alanı daraltan, kademeyi süpüren ve yerini terk etmeyen bir savunma generali gibi oynadı. Savunmanın sigortası olduğunu, macera aramayarak kanıtladı. • Ndidi: Premier Lig tozunu yutmuş o gerçek kimliğine büründü. Orta sahada bir "anchorman" gibi çapa attı, beklerin açığını yamadı, stoperi üçledi. Takımın ciğeri olduğunu, masal anlatarak değil, her topu söküp alarak gösterdi. • Orkun Kökçü: Sonunda prangalarından kurtuldu. Onu sahanın her yerinde amaçsızca koşturup enerjisini emmek yerine, ceza sahası çevresinde bir cerrah gibi kullandık. Arkasındaki iki merkez ona özgürlük verdi; o da koşu mesafesiyle değil, gol ve asistle cevap verdi. Maval Bitti, Hakikat Başladı Ekranlarda "1v1 savunma" ve "alan savunması" gibi teknik terimlerin arkasına sığınıp taraftarı "boklayarak" zaman kazananlar, bugün bu takımı izlerken utanmalıdır. Eğer bu takımı devre arasına kadar suçlamak yerine sahiplenseydiniz, mazeret üretmek yerine çalışsaydınız; biz şu an zirve hesapları yapıyor, şampiyonluk şarkıları söylüyorduk. Bazıları "Sergen haklıymış" diyor... Mesele sadece Sergen değil; mesele, yanlışı görüp de dönmemekte direten zihniyetti. Biz aptal değiliz, kimin iş yaptığını kimin masal anlattığını çok iyi biliyoruz. Şimdi bırakın o boş lafları, sadece işinizi yapın. Siz sahada alın teri dökerseniz, biz zaten sizi omuzlarımızda taşırız. Bakınız Agbadou ne oynamış adam peşindemi koşmuş alan mı savunmuş.

𝗠𝗘𝗛𝗠𝗘𝗧 𝗦̧𝗔𝗞𝗔𝗥

64,724 görüntüleme • 5 ay önce