Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Devlet ele geçirilmez, devlete sahip çıkılır. Devlet kimsenin mülkü değildir. Devlet milletindir. FETÖ hiçbir zaman duran arabaya binmemiştir. Her siyasi partiye, her cemaate, her gruba sızmayı başarmıştır. Yavuz’un kaftanını çalıp, sahte bir "kurtarıcı" gibi, Humeyni gibi dönme hayalleri kuran FETÖ elebaşı ve avanelerine karşı 15 Temmuz’da milletimiz dur demiştir....

41,169 просмотров • 1 месяц назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Değerli Cumhuriyetçi Vatanseverler, Aziz Türk Milleti, Tarihimizde Türk Milletinin başını öne eğdirecek hiçbir soykırım, zulüm ya da utanç vesikası bulunmamaktadır. Türkiye topraklarında, bugün bir savaş da söz konusu değildir; dolayısıyla “barış” kelimesi kullanılarak halkı manipüle etmeye çalışan söylemler, gerçeği çarpıtarak kamuoyunu yanıltmayı hedeflemektedir. Bu sürece karşı çıkanlar adeta savaş ve çatışma yanlısı gibi gösterilmektedir. Türk milleti bunları görmektedir. Kanlı terör örgütü ve ihaneti ödüllendirenlerle barışmayacağız. Devlet Bahçeli’nin, bölücü terör örgütü PKK’nın lideri, terörist elebaşı Öcalan’ı meclise konuşma yapmaya davet etmesi, Türk milletinin vicdanını yaralamış, bu topraklarda binlerce şehit vermiş halkımızın, bilhassa şehit ailelerinin yüreğinde derin bir öfkeye yol açmıştır. Bahçeli’nin bu talebi üzerine Türk Milleti adına Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi, terörü övmek ve meşru göstermeye yönelik Devlet Bahçeli hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Bu davaya halkımız da bir dilekçe vererek katılabilir, bu konuda bizden destek alabilir. Yapılan suç duyurusu ardından Genel Başkanımız Sayın İsmail Hakkı Atal’ın fotoğrafı bir silah namlunun ucuna yerleştirilerek haber yapılmış, alenen tehdit edilip, hedef gösterilmiştir. Akit Gazetesi’nin bu haberi korku ve endişe yaymaya yönelik olsa da bilinmelidir ki bu tür tehditler, Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi’ni doğru bildiği yoldan geri döndürmeyecektir. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir”. Kökenlerimiz farklı ırklara dayansada tarih boyunca aynı bayrak altında yaşamış, tarihe birlikte yön vermiş büyük Türk milletinin mensuplarıyız. Tekrar tekrar önümüze getirilen bu mesele, emperyalist güçlerin ve ona hizmet edenlerin Türkiye’yi bölmek ve üniter ulus devlet yapısını bozmaya yönelik sinsi planlarının bir parçasıdır. Bin yıllık kardeşlik, akrabalık bağlarımız ortak tarihimiz ve kültürümüzle yoğrulmuştur. “Yeni paradigma” adı altında süslü tanımlamalar üzerinden ortak değerlerimizi sorgulatmaya çalışanlar başarılı olamayacaktır. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak Türk Milletine sesleniyoruz: Bizler aynı toprağın çocukları, aynı tarih ve kaderin ortaklarıyız. Bugün oynanmak istenen oyun, milletimizin birlik ve beraberliğini bozmayı hedeflemektedir. Ancak, Türk milleti her zamanki ferasetiyle bu tuzağı da bozacak, kardeşlik bağlarını daha da güçlendirecektir. Atatürk’ün emanet ettiği üniter devlet yapımız, emperyalizme karşı en büyük direncimizdir. Bu direnci koruyarak, kardeşliğimizi ve cumhuriyetimizi yüceltmeye birlikte devam edeceğiz. Saygılarımızla, Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

10,438 просмотров • 1 год назад

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen hain darbe girişiminin üzerinden 9 yıl geçti. Öncelikle, milletin manevi çatısı olan devletimizi korumak için, hayatlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum. Kıymetli Vatandaşlarım, Devletin sahibi millettir ve millet, devlet gücünü seçtiği temsilcileri aracılığıyla kullanır. “Millet iradesi”, hiçbir zaman önemini ve anlamını tartışmayacağımız, her zaman başımızın üzerinde taşıyacağımız, onu korumak için başımızı vermekte tereddüt etmeyeceğimiz bir kavram olarak, inşallah daima var olacaktır. Devleti korumayı, onun varlık sebeplerini, yani milleti, milletin varlığını, huzurunu, güvenliğini, istiklalini, istikbalini, değerlerini korumak sayacağız. İnsanlığın tarihi kadar eski olan, diğer milletler tarafından “Öldürülebilirler ama asla mağlup edilemezler.” cümlesiyle nitelenen ve bu gerçeği insanlık tarihine silinmeyecek bir şekilde kazıyan kahraman Türk Milleti’nin, her çağda, güçlü, kaim ve muzaffer olarak var olmasının sırrı, sahip olduğu milli kimlik, inanç ve güçlü devlet geleneğidir. Evet, sarsıldığımız zamanlar oldu ama 15 Temmuz’da da öncekiler gibi “Milletin istiklalini yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.” dedik ve Yüce Allah’ın inayetiyle yolumuza devam ettik. Çok korkunç hadiselere şahit olduk: 15 Temmuz’da, ülke dışından sevk ve idare edilen hain bir topluluğun, devletin en stratejik kurumlarına sızıp ele geçirebileceğini, sivil halktan, Özel Harekat karargahına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden Cumhurbaşkanlığı’na, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan Emniyet Müdürlüğü’ne, bomba atacak, mermi atacak kadar, akıllarını, izanlarını, imanlarını ve haysiyetlerini yitirdiklerini gördük. Devlet kadrolarındaki vatansever, milletperver cesur kadrolarla birlikte, milletimiz, devletine, ülkesine kahramanca, fedakarlıkla ve kararlılıkla sahip çıkmıştır. 15 Temmuz, tarihin çeşitli döneminde ve özellikle bugün yaşadığımız coğrafyada örneklerine sıklıkla rastlayabileceğimiz, küresel emperyalizmin, yaşadığımız toprakların, milletimize ait değerlerini yağmalamak için, piyonları, uşakları aracılığıyla yaptığı ve yine milletimiz tarafından bertaraf edilen operasyonlardan biridir. Terör örgütlerinin ve bölücü hainlerin ellerine güç geçtiğinde ilk fırsatta devlete, ülkenin bütünlüğüne ve milletin birliğine saldıracaklarını asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Bunu 15 Temmuz dahil pek çok kez test etmiş bir ülke olarak bu haseple “Terörle ve teröristle müzakere olmaz mücadele olur.” diyoruz. Yaşadığımız coğrafyada, hür ve bağımsız olmamızın yegâne yolunun güçlü olmamız, bunun da ancak milletimizin ortak değerleri etrafında birlik olmamız olduğunu hatırlatıyor, aziz şehitlerimizi tekrar rahmetle, gazilerimizi ise şükranla anıyor, necip Müslüman Türk Milleti’ni saygıyla selamlıyorum. Kahrolsun darbeler ve darbeciler, kahrolsun vatan haini teröristler. Yaşasın milli irade, Yaşasın 🇹🇷Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Yaşasın 🇹🇷Türk Milleti. #DemokrasiVeMilliBirlikGünü 🇹🇷

Mustafa Destici

29,731 просмотров • 1 год назад

Kamuoyuna Açıklamamdır Son günlerde sosyal medyada ve bazı basın organlarında konuşmamın sadece bir bölümü kesilip paylaşılmış ve ortaya büyük bir yanlış anlaşılma çıkmıştır. Pınarhisar’daki açılış töreninde yaptığım konuşma bağlamından kopartılarak, sanki sağlık çalışanlarına karşı olumsuz bir çağrı yapmışım gibi bir algı oluşturulmuştur. Öncelikle şunu net bir şekilde ifade etmek isterim: Sağlık çalışanlarımız bizim baş tacımızdır! Onlar gece gündüz demeden fedakârca çalışırken, benim ya da herhangi birinin onların emeğini görmezden gelmesi asla mümkün değildir. Bahsi geçen sözlerim, devlet olarak sağlık yatırımlarımızı tamamladığımızı ve hizmetin karşılıklı olarak en iyi şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade eden bir konuşmanın içindeydi. Ancak konuşmanın bütününe bakılmadan, cümlelerin sadece belirli bölümleri alınarak farklı bir anlam yüklenmeye çalışılmıştır.. Her ne kadar konuşma videomda oynama yapılmış ve çarpıtılmış olsa da bundan dolayı kırılmış olan alınganlık gösteren üzdüğüm bütün sağlık çalışanlarından özür dilerim onları kırdığım için . Lütfen haklarını helal etsinler Oysa her zaman sağlık çalışanlarının yanında olan bir milletvekili olarak orada bulunan bir çok samimi olduğum sağlık çalışanı arkadaşıma gülerek yapmış olduğum bir espiri maksadından saptırılarak bazı gazeteciler tarafından bir tahrik kusuru haline getirilmek istenmiştir Açıkça görülüyor ki burada bilinçli bir çarpıtma ve siyasi bir hamle söz konusudur. Kamuoyunun, bu tür manipülasyonlara karşı dikkatli olmasını rica ederim. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına konuşmamın tamamının dikkate alınmasını rica eder, tüm sağlık çalışanlarımıza sevgilerimi ve saygılarımı sunarım. Ahmet Gökhan Sarıçam AK Parti Kırklareli Milletvekili

Ahmet Gökhan Sarıçam

356,608 просмотров • 1 год назад

1⃣-) Kemalist görünümlü hesapların dünden beri X'te yaptığı şey aslında tam olarak DAEŞ propagandası. Diğer terör örgütlerinin büyük çoğunluğundan farklı olarak DAEŞ, artık eylemlerini belirgin ve sabit bir amaca yönelik gerçekleştirmiyor. Yıllardır İsrail'in ihtiyacı olduğu zamanlarda alet kutusundan çıkardığı, işi bitince tekrar yerine koyduğu bir aparat olarak varlığını sürdürüyor. Bu örgüt, devlet kurma ya da ideolojisini geniş kitlelere yayma gibi amaçlardan tamamen uzaklaşmış durumda. DAEŞ, Kendi militanları dışındaki herkesi kafir kabul eden, yalnızca Müslümanlara saldıran ve amacı İslam coğrafyasında korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmak olan çok açık bir İsrail organizasyonu. Bu terör örgütü, Türkiye'den toprak istemiyor, rejim değiştirmek ya da siyasi bir takım taleplerinin gerçekleşmesini sağlamak gibi bir amacı da yok. Zaten bu hedefe yönelik bir propagandası ya da üzerinden siyasi talepler geliştireceği bir kitlesi de mevcut değil. Son derece içine kapalı bir hücre yapılanması ile yıllarca bekleyip İsrail'den gelen talimatla anlık olarak harekete geçiyorlar. Nitekim herkesin önceden tahmin ettiği gibi yine İsrail'in tam ihtiyaç duyduğu anda sahneye çıktılar. Belliki bu terör eylemleri marifetiyle, Suriye'deki PKK unsurlarının silah bırakmasını engellemeyi ve Türkiye'de korku yayarak İslam'a karşı bir tepki oluşturmayı hedefliyorlar. Ancak DAEŞ'in Türkiye'de yapacağı herhangi bir eylem, tek başına bir korku ortamının oluşmasına tabiiki yetmiyor. ABD, Avrupa ve hatta Avustralya'nın en büyük şehirlerinde çok daha şiddetli terör eylemlerinin yaşandığı böyle bir dönemde, Türkiye'de gerçekleştirdikleri bu tip eylemlerle amaçlarına ulaşmalarının imkansız olduğunu sanırım herkes kabul ediyordur. Bu yüzden eylemlerinin toplum üzerindeki etkisini artıracak propagandaya ve algı operasyonlarına ihtiyaç duyuyorlar. Tam bu noktada sosyal medyada FETÖ tarafından kurulan yapı yine devreye giriyor ve DAEŞ'in eylemlerinin amacına ulaşması için gereken propagandayı hayata geçiriyor. Bu örgütün övülmeye ya da sempati toplamaya değil daha fazla korku ve nefret yaymaya ihtiyacı var. Bu açıdan bakıldığında dünden beri X platformunda Kemalist görünümlü FETÖ hesaplarının kusursuz bir DAEŞ propagandası yürüttüğünü söyleyebilirim. Tam olarak DAEŞ'in yani aslında İsrail'in hedeflediği şekilde, terör eylemleri üzerinden Müslümanlara ve silahsızlanma sürecine saldırıyorlar. FETÖ yapılanmasının en aktif hesabı @BRCNYLDRM_'ın gece boyunca yaptığı paylaşımların, hem İslam'a karşı tepki oluşturmaya hem de topluma terörizm üzerinden korku vermeye yönelik olduğu son derece açık. Bu aşağıda gördüğünüz son paylaşımında DAEŞ'in Türkiye'de 500 bin hücresi olduğunu iddia ediyor. Kaynak olarak alıntıladığı hesap, Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci isminde birisine ait. Şahıs, 2013 yılında Irak TV'sinde yayınlanan bir videoda EL KAİDE'nin böyle bir açıklama yaptığını iddia ediyor. Videoya dair hiçbir kanıt sunmadığı gibi net bir tarih ve kanal ismi de vermiyor. Bircan Yıldırım da uydurma olduğu her halinden belli olan bu saçmalığı, EL KAİDE'yi IŞİD'e çevirip kendi yalanını da ekleyerek paylaşıyor. Yani Bircan Yıldırım'ın iddiasına göre her hücrede bir kişi bile olsa en az 500 bin terörist şu an Türkiye'de gizleniyor anlamı çıkıyor. (DAEŞ'in zirve dönemindeki toplam militan sayısı bile 100 bin civarındaydı.) Alıntı yaptığı Atabey Kahveci, komplo teorileri uydurmasıyla tanınan bir sosyal medya ünlüsü. Barış Manço'nun reenkarnesinin olduğu ama devletin sakladığını, Papa'nın ziyaret sebebinin gizli bir kara büyü adasını bulmak olduğu gibi deli saçması başka iddiaları da var. (Aşağıdaki videonun devamında görebilirsiniz.) FETÖ yapılanması onun paylaşımına da RT desteği vermiş. İşte Bircan Yıldırım, bir terör saldırısının hemen sonrasında İslam'a kin kustuğu çok sayıda paylaşımla birlikte, topluma korku salmak amacıyla yanlış bilgilerle donattığı bu saçmalığı da paylaşıyor. İşte bu, örgütün Türkiye'de yaptığı bütün terör eylemlerinin amacını karşılayan net bir DAEŞ propagandası ve gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Aynı anda harekete geçen binlerce RT hesabı da @BRCNYLDRM_ gibi hesapların topluma korku ve nefret pompaladığı bu paylaşımları organize şekilde yaymaya başlıyor. -Alttaki paylaşımda devam ediyorum-

Abese İrca

30,709 просмотров • 7 месяцев назад

AKŞAMA NOT FETO’YU HIÇ GÖRMEDIĞIMIZ YA DA GÖRMEK ISTEMEDIĞIMIZ YERLERDE ARAMAMIZ GEREK 1-FINANS VE İŞ DÜNYASINDA 2-TEKNOLOJI DÜNYASINDA SORUYORUZ: 1.4 Trilyon TL Ar-Ge Desteklerinin adresleri Milli Güvenlik temelli tekrar tekrar gözden geçirilmelidir. DEVLETİN son 23 yılda sanayi ve teknoloji alanındaki firmalara sağladığı 1.4 trilyon TL’ye yakın Ar-Ge desteği, gerçekten ülkemizin teknolojik bağımsızlığına mı hizmet etti? Elbette ortaya çıkan hizmetler herkes tarafından takdirle karşılanıyor Ancak,bu devasa kaynak, 15 Temmuz öncesine kadar yeterince denetlenmeyen alanlar varmı? Sistemi içeriden çökertmeye çalışan yapıların(FETÖ) eline geçen var mı? 🔍 Bu desteklerle kurulan, büyüyen ya da ayakta tutulan firmalarda; yazılım, algoritma, yapay zekâ, büyük veri gibi alanlarda çalışan personelin ve yöneticilerin güvenlik geçmişi yeterince tarandı mı? 🔎 FETÖ başta olmak üzere, kripto ve paralel yapılanmalar tamamen temizlendi mi? 💻 Özellikle kamuya ve kritik kurumlara yazılım ve teknoloji hizmeti satan özel şirketlerde, fetö ilintili “kimin eli, kimin kodu var?” Bu sadece teknik bir konu değil; ulusal güvenlik meselesidir. ⚠️ Dijital sistemlerimize entegre edilen her satır kod, aslında potansiyel bir açık kapı anlamına gelir. Kod yazan ellerin sadakati, silah taşıyan ellerinki kadar önemlidir artık. 🔐 MİLLİ GÜVENLİK SORUSU: Devlet destekli projelerden beslenen, stratejik konumlara yazılım satan, veri işleyen bu firmalarda personel güvenliği, ideolojik bağlılık, şeffaflık ve denetim ne düzeyde? Startup'lar kimin elinde? 💣 Unutulmamalıdır ki, 15 Temmuz sadece sokaklarda değil, bilgi sistemlerinde, sunucularda ve yazılım satırlarında da yaşandı. Bugün aynı risk başka yüzlerle devam ediyorsa, bu ülkenin geleceği tekrar tehdit altındadır. 📢 Bu konu mutlaka çalışılmalı Bu sadece geçmişin değil, doğrudan geleceğimizin sorusudur. Bu ülkenin milli çocuklarının önü çok daha güçlü şekilde açılmalı ve arge destekleri milli projeler gibi "milli insanlara" destek olmalıdır. Geçmişe yönelik arge teşviklerinden faydalanan firmaların içerisinde örgütle iltisaklı unsurlar varsa mutlaka üzerine gidilmeli ve beraberinde bundan sonraki süreçte de bu ülkenin vatan evlatları dahi ve dehalığa varan bütün bütün çalışmalarında başarılı olması için bir seferberlik başlatmalıyız

Metin KÜLÜNK

148,236 просмотров • 1 год назад

Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte ABD’de olan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü” dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törene video mesaj gönderdi. Bakan Yaşar Güler, mesajında şunları kaydetti: BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ Şehit ve Gazilerimizin Değerli Yakınları, Kahraman Gazilerimiz, Kıymetli Silah ve Mesai Arkadaşlarım, Değerli Misafirler, Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında, “15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü”nüzü en içten duygularımla kutluyorum. Bu vesileyle vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz gecesi hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor; bu uğurda gazi olan kahramanlarımıza ve büyük bir destan yazan aziz vatandaşlarımıza saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Tarihimizin en karanlık gecelerinden birini yaşadığımız 15 Temmuz’u hatırlamak, geçmişten ibret almak için son derece önemli ve gereklidir. Millî iradeye karşı bir grup alçağın hıyanetiyle meydana gelen bu kalleş teşebbüs, milletimizin engin feraseti ve vatanına, devletine bağlı şerefli Türk askerinin korku nedir bilmeyen duruşuyla bir destana dönüşmüştür. O gece Türk milleti, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine her yaştan insanıyla bu alçaklara karşı durmuş; devletinin bekasına ve kendi geleceğine sahip çıkmıştır. Ordu-millet dayanışmasının en güzide örneğinin sergilendiği bu kararlı ve dik duruş sayesinde; - Hain Fetö’cülerin 40 yılı aşkın süredir planladığı sinsi kalkışma çok kısa bir sürede bastırılmış, - Milletimizin bağımsızlık ve özgürlüğüne verdiği önem, bir kez daha tüm dünyaya ilan edilmiştir. Birlik ve beraberliğimize kastedenlere karşı gösterilen bu millî ve güçlü duruş, asil milletimizin canı pahasına ortaya koyduğu cesaretin ve Türk ordusunun yüksek karakterinin en açık göstergesidir. Nitekim Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, - Dün Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta, - Bugün de yurt içi ve sınır ötesinde terörle mücadelede gözünü kırpmadan nasıl şehadete koştuysa, - 15 Temmuz’da da vatandaşlarımızla omuz omuza içine sızan hainlere diz çöktürmüş, demokrasiye olan inancını bir kez daha gözler önüne sererek ezber bozucu bir başarıya imza atmıştır. TSK ESKİSİNDEN DAHA CAYDIRICI Hainlerden temizlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; eskisinden daha etkin, caydırıcı, saygın bir şekilde görevlerini sürdürmekte, bu kapsamda son bir asrın en yoğun faaliyetlerini büyük bir başarıyla icra etmektedir. Elbette, bu büyük başarıdaki en büyük pay, vatanını korumak için sarsılmaz bir iradeyle hainlerin karşısında duran Ömer Halisdemirler gibi nice şehidimize ve gazimize aittir. Şehitlerimizin ruhları şâd ve mekânları cennet; gazilerimizin ömrü uzun ve sağlıklı olsun. Yüce devletimiz; hukuk kuralları çerçevesinde, şehit ve gazilerimizin kanlarını yerde bırakmamış, sevenlerinin gözyaşlarının hesabını sormuş, sormaya da devam etmektedir. Bakanlığımızın hain FETÖ örgütüyle mücadelesi de iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya kadar azim ve kararlılıkla sürdürülecektir. Kahraman ordumuzun şanlı üniformasını hiçbir hainin taşımasına asla müsaade etmeyeceğiz. Sonuç olarak Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî ve kutlu dönemde, “Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz” doğrultusunda; - Anayasa’ya ve Kanunlara bağlı olarak, - Millî, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde, - Atatürk İlke ve İnkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde, - Tüm paydaşlarla uyum, koordine ve istişare içerisinde, - Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için şevk ve gayretle çalışmalarımıza devam edeceğiz. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - 15 Temmuz’da vatanı, bayrağı ve ülkesinin geleceği uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı törenin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. #15Temmuz #15TemmuzMilletinZaferi #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

53,509 просмотров • 2 лет назад

Şimdi Kemal bey FETÖ yani fetullahçı terör örgütünün CHP içerisinde hala faal olduğunu söylediğine göre ve bu faaliyeti YSK ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı başta olmak üzere bir çok Devlet Kurumu'na da sızmadan pek mümkün olmayacağına göre ve bu yapının diğer siyasi partiler ile belediyeler aracılığıyla olan bağlantıları da bir şekilde ortaya saçılıyor iken Adalet Bakanlığının da acele etmesi ve acele açıklama yapması gerek miyor mu bu konuda? Ne diyor Kemal bey? İnanılır gibi değil FETÖ aparatlarıevar imiş fark edememişim diyor iyi de Kemal beyden önce Devletin fark etmesi gerekmiyor mu bunları? Devlet FETÖ ile mücadele de bu güne değin neden esnedi? Sebebi bilmiyorum ama biz hikmet ararken, siyaset önce kendi içinden temizleyip vitrin dışına koysun sonra biz alırız diye düşünülmüş olabilir belki demiş idik ki en çok Ak Parti'nin içine sızmış oldukları düşünülüyor idi. Herhalde merkez edinmek istediği şehir de FETÖ Hazım Sesli ve arkadaşlarından ibaret değildir siyasette. Ben 17/25 Aralık sonrası da hatta 15 temmuz sonrası da inanmadım zaten FETÖ ile mücadele de öne çıkanların FETÖ'yle mücadele de samimi olduğuna. İtirafçılar bile bir merkezden yönlendiriliyor gibi belli kalıplarda konuşuyor idi genelde. Yani sözde pişman olmuş ve konuşan itirafçılar üzerinden belki de soruşturma tıkanma noktasına getirildi. Hiç kimse kusura bakmasın madem bir özür dilenecek milletten sadece Kemal Kılıçdaroğlu değil, FETÖ'nün vatana ihanet suçu işlediği ve CİA ile Mossad ile Erdoğan'dan bile bağımsız habersiz iş tuttuğu anlaşıldıktan sonra FETÖ'yle mücadelenin ilgili birimlerinde yetkili herkes ve bütün parti genel başkanları da yüzleşip durumla özür dilemeli. Kemal Kılıçdaroğlu neden taksite böldü konuşmayı perde arkasında neler dönüyor? Bilmiyorum tabi ama Uşakın bu işin merkezi olduğunu ve FETÖ'nün Uşak üzerinden bir plan yürüterek CHP'ye ve Genel Başkanına operasyon çektiğini acilen ilave etmeli hiç değilse ve hiç değilse Uşak Haber Merkezi ekibinin FETÖ ile Mücadele'deki etkisini aktarmalı Sayın Kılıçdaroğlu. Aksi takdirde insanları samimiyetine inandırması da zor görünüyor ve ben uyarayım muhalafet dipdiri Türkiye'de ve insanlar çok kararlı bu kötü yönetimi değiştirecek ki bence de artık değişmeli. Tarafsız gazeteciliğe devam ederim belki inanmasam da artık ama yarın seçim olsa yine Ak Parti'ye oy vermem şahsen gitmem sandığa ya da gider geçersiz atarım. Millet bence İktidardan sıkıldı ve yoruldu ama muhalefet de İktidardan berbat şu haliyle en azından vitrin anlamında ve İktidar'ın değil muhalefetin yolsuzlukları konuşulur oldu ülkede. Oysa muhalefet temsilcilerinden beklenen iktidarı oluşturanların varsa yolsuzluklarını ortaya çıkarıp israfı ve haksız kazancı meydana koyup gündem oluşturmalarıdır. Hani var mı iktidara dair yada iktidar partisi belediyelerine dair bir tane yolsuzluk yada rüşvet işi ortaya çıkartan muhalefet temsilcisi ya da iktidar da da falancanın FETÖ bağlantısı olabilir diyen bir tane muhalefet temsilcisi var mı? Çözümü geçtik de sorunu ortaya koymaktan bile aciz ve dahi demogoji dışında iş bilmeyen yolsuzluk ve FETÖ batağına gırtlağa kadar batmış bir muhalefet görümtüsü var ortada. Ve tüm bunlar ülke her anlamda savruluyoruz iken ve aslında gerçekten kötü yönetildiğimiz neredeyse herkese aşikar iken böyle iyi mi? Hayır arkadaş iyi miyi değil iktidarı ile muhalefeti ile siyaset artık kendine çeki düzen vermeli ve zaten eskiler çekip gitmeli yeni yüzlere artık yer verilmeli. Kanuna toplum ahlakına uygun yaşam tarzları benimsemiş sıradan ama dürüst ve iyi insanlar gelmeli siyasetin başına. Başarı hikâyeleri olan insanlar gelmeli. Bize yaptığı hataları itiraf eden ve özür dileyen değil iş başarıp teşekkür bekleyen alkış bekleyen siyasetçiler lazım vesselam ve saygılar. .

Nurullah Çavuşoğlu

14,489 просмотров • 2 месяцев назад

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 21 Ocak’tan bu yana gayrı hukuki bir şekilde tutuklu. Yaklaşık 4,5 aylık bir tutukluluğun ardından 11 Haziran’da duruşmaya çıkacak. Ümit Özdağ, uzmanı olduğu ve hakkında yıllardır makaleler ve kitaplar yazdığı, konferanslar ve medyaya demeçler verdiği konularda, Türk milletini potansiyel risklere ve yakın tehlikelere karşı uyarmaya çalıştığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü, ulus devletimizi, sınır güvenliğimizi, demografik yapımızı, toplumsal barışımızı, ekonomimizi, geleceğimizi ve her şeyimizi savunmak için, bir siyasi parti liderinin sorumluluğu ve görev bilinciyle yaptığı uyarılardan ceza üretmeye çalışan iktidarın, artık iyice araçsallaştırdığı hukukla tutuklandı. Sığınmacı politikasının çok yanlış uygulandığı, Türkiye’nin sessiz istila edildiği, Türkiye’nin uyuşturucu bataklığına savrulduğu, Afgan ve Suriyeli göçmenlerin kontrolsüz ve kaçak ülkemize girdiği, Türkiye’nin demografik yapısının değiştirildiği gibi yaşamsal derecede önemli, beka sorununa evrilebilecek konularda Türk milletini uyarmaya çalıştığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yapması gerekenleri yaptığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, TCK 216’da yer alan; halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek veya aşağılamak suçlamasıyla tutuklandı. Çok haklı ve yerinde uyarıları suç unsuru olarak kabul edildi. Tıpkı benim, seçim güvenliği ve elektronik oylamanın sakıncalarıyla ilgili yaptığım uyarıların, halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, gerçeğe aykırı bilgiyi yayma amacıyla yaptığım suçlamasıyla, TCK 217A’dan tutuklandığım gibi. İkimiz de kamu barışını bozma suçlamasıyla tutuklandık, kamu barışının bozulma riskine karşı milletimizi uyarmaya çalıştığımız halde. Bu iki madde de maalesef muhalif düşünceleri bastırmak ve diğerlerine de gözdağı vermek amacıyla, somut kanıtlarla değil de niyet okumayla uygulanıyor. Hukuk hiç bu kadar eğilip bükülmemişti Türkiye’de. Yandaşlara dokunamayan ve cezasız bırakan ve daha çok cüretkarlaşmalarına yol açan hukuk, muhaliflere gelince düşman hukukuna dönüşüyor ve hedef kişilerin sosyal medya paylaşımlarından suç üretiliyor ne yazık ki. Oysa adalet devletin temelidir ve devletin dini adalettir. 2400 yıl önceden seslenen filozofun dediği gibi; Adalet olmazsa, devlet büyük bir çeteden başka nedir ki? Böyle bir devlet yurttaşlarına eşitlik, özgürlük, güvenlik, mutluluk, toplumsal barış ve ilerleme verebilir mi hiç? Ümit Özdağ, Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nı korumak için TCK’da yer alan, ancak partili bir Cumhurbaşkanın siyasi faaliyetleri ve konuşmaları için uygulanması bir hukuk garabeti olan, 2016’da benim de yargılandığım ve beraat ettiğim, neredeyse 7’den 70’e herkesin başını derde sokabilecek, TCK 299’dan da yargılanıyor. Ümit Özdağ, terör örgütüyle sürdürülen, bana göre bu şekilde çözüm olma ihtimali sıfır olan II. Açılım sürecinin tehlikeleri hakkında da, Silivri’den hala bizi uyarmaya devam ediyor ve çok iyi yapıyor. Tarihsel sorumluluğunu ve görevini her şart altında yerine getiriyor. Normal şartlarda asla olmayacak şey olan MHP – DEM yakınlaşmasına, teröristbaşının kurucu önder yapılarak meşru siyasi aktör haline getirilmesine, durduk yerde bebek katili terör örgütüyle masaya oturulmasına, Anayasa’mızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesinin tartışmaya açılmasına, PKK’nın Lozan’ı hedefe oturtmasına ve yeni Anayasa çalışmalarıyla birlikte ulus devletimize, milli birlik ve beraberliğimize, bekamıza tehdit olan konularda uyarılanı sürdürüyor. Gelecekte daha da zorlaşacak siyasette, Ümit Özdağ gibi, Zafer Partisi gibi, Türk milletinin çıkarlarını bilgiyle koruyacak ve tavizsiz mücadele edecek liderlere ve partilere daha çok ihtiyaç olacak.

Nasuh Mahruki

82,478 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende konuştu. Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimizin de katıldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: O GECE HEDEF ALINAN MİLLÎ İRADEMİZDİ Şehit ve Gazilerimizin çok değerli yakınları, kahraman gazilerimiz, kıymetli silah ve mesai arkadaşlarım, değerli misafirler, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sözlerimin başında vatanımızın bağımsızlığı, milletimizin istiklali ve devletimizin bekası uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlık ve uzun ömürler diliyorum. Aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin kıymetli ailelerine en derin saygılarımı sunuyorum. Bazı tarihler vardır ki takvimlerde yalnızca bir günü ifade etmez, işte o tarihler bir milletin hafızasına kazınır, ortak vicdanında derin izler bırakır ve gelecek nesillere aktarılması gereken tarihî bir emanete dönüşür. İşte 15 Temmuz 2016 da böylesine tarihî bir dönüm noktasıdır. 15 Temmuz gecesi asil milletimiz zorlu bir imtihandan geçmiş devletine, demokrasisine ve bağımsızlığına sahip çıkarak tarihimizin en anlamlı destanlarından birini yazmıştır. O gece hedef alınan yalnızca devletimizin anayasal düzeni değildi. Millî irademizdi. Demokrasimizdi. Bağımsızlığımızdı. Binlerce yıllık devlet geleneğimizdi. En önemlisi de milletimizin ortak geleceğiydi. O gece tarih bir kez daha gösterdi ki milletinin desteğini arkasına alan hiçbir devlet yıkılmaz, devletine güven duyan hiçbir millet de esaret altına alınamaz. 15 TEMMUZ BİR DİRİLİŞ DESTANIDIR Zira o gün Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; Silahların karşısına inancını, tehditlerin karşısına cesaretini, ihanetin karşısına vatan sevgisini koyan milletimiz; güvenlik güçlerimizle omuz omuza vererek millî iradeye sahip çıkmış, karanlık bir geceyi aydınlık bir sabaha dönüştürmüştür. Bilinmelidir ki 15 Temmuz sadece başarısızlığa uğratılmış bir ihanetin tarihi değildir. Aynı zamanda 15 Temmuz devlet ve millet arasındaki sarsılmaz güven bağının tarihe mühür vurduğu gündür. 15 Temmuz hürriyetinden asla vazgeçmeyen bir milletin iradesidir. Sonuç olarak 15 Temmuz şehitlerimizin fedakârlığı, gazilerimizin cesareti ve asil milletimizin ortak vicdanıyla yazılmış bir diriliş destanıdır. İÇ CEPHE MİLLETİMİZİN ORTAK VİCDANIDIR Milletleri güçlü kılan yalnızca sahip oldukları imkânlar değildir. Asıl güç ortak hedeflerde birleşebilmek zor zamanlarda kenetlenebilmek ve aynı istikbale birlikte yürüyebilmektir. 15 Temmuz’un bizlere bıraktığı en büyük ders de budur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Millî Mücadele’nin en çetin günlerinde iç cephenin önemine dikkat çekmiştir. Aradan geçen bir asra rağmen bu tespit bugün de bütün yönleriyle geçerliliğini korumaktadır. Zira iç cephe milletimizin ortak vicdanıdır. Ortak tarih şuurudur. Birbirimize duyduğumuz güvendir. Aynı bayrağın gölgesinde aynı geleceğe inanabilme iradesidir. İç cephe sağlam olduğu müddetçe hiçbir tehdit, hiçbir ihanet odağı ve hiçbir karanlık yapı Türkiye Cumhuriyeti’ni yolundan döndüremeyecektir. TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ, YALNIZCA BİR GÜVENLİK POLİTİKASI OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMELİ Yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler güvenliğin artık yalnızca sınırlarımızda verilen bir mücadeleden ibaret olmadığını açıkça göstermektedir. Devletler bugün konvansiyonel tehditlerin yanı sıra terör, siber saldırılar, dezenformasyon, ekonomik baskılar ve toplumsal ayrışmayı hedef alan girişimlerle de karşı karşıyadır. Böylesine hassas bir dönemde millî birlik ve beraberliğimizi korumak; güvenliğimizin, demokrasimizin, kalkınmamızın ve geleceğimizin de en büyük teminatıdır. Bu anlayışla ortaya konulan Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca bir güvenlik politikası olarak değerlendirilmemelidir. Bu hedef evlatlarımızın geleceğe umutla baktığı, anaların gözyaşının dindiği, kardeşliğin güçlendiği, huzurun kökleştiği ve aydınlık yarınlara duyulan güvenin daha da pekiştiği güçlü bir Türkiye idealidir. Çok iyi biliyoruz ki terörün olmadığı yerde güven vardır. Güvenin olduğu yerde ise üretim, yatırım, bilim,teknoloji ve kalkınma en önemlisi de huzur vardır. Terörün gölgesinden tamamen arınmış bir Türkiye, şehitlerimize duyacağımız vefanın en güçlü ifadesi, gazilerimizin fedakârlıklarına vereceğimiz en anlamlı karşılık olacaktır. Bugün Türkiye; güçlü devlet geleneği, kahraman ordusu, fedakâr güvenlik güçleri, yerli ve millî savunma sanayisinde ulaştığı göz kamaştırıcı seviye ve her şart altında devletinin yanında duran asil milletiyle, bölgesinde güven veren ve istikrar üreten bir ülkedir. Bu vesileyle vurgulamak isterim ki geçtiğimiz hafta ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla icra edilen NATO Zirvesi de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin uluslararası arenadaki etkinliğini ortaya koymuş, pek çok müttefik ülke lideri ordumuzun gücüne ve savunma sanayimizin mümtaz seviyesine dikkat çekmişlerdir. FETÖ İLE MÜCADELEMİZ KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLÜYOR Ülke olarak sahip olduğumuz gücün temel kaynağı, aziz milletimizin birlik ruhu, dayanışma azmi, ortak hedefleri ve geleceğe duyduğu sarsılmaz inançtır. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bağrından çıktığı bu asil milletin güvenine layık olmayı daima en büyük şeref saymış, şanlı tarihimizin her döneminde vatanın bekası için fedakârca görev yapmıştır. Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Sakarya’dan Kıbrıs’a, terörle mücadeleden sınır ötesi harekâtlara kadar her safhada aynı ruhla mücadele eden kahraman ordumuz, bugün de karada, denizde, havada, uzay çalışmalarında ve siber alanda üstlendiği görevleri üstün bir başarıyla yerine getirmektedir. FETÖ başta olmak üzere devletimizin varlığına kasteden tüm yapılanmalarla mücadelemiz, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde aynı kararlılıkla sürdürülmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hainlerden arındırıldıktan sonra çok daha güçlü, ve daha yüksek bir operasyonel kabiliyete ulaşmış, caydırıcılığı yüksek bir güç hâline gelmiştir. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında emin adımlarla ilerlediğimiz bu dönemde hedefimiz; huzurun kalıcı olduğu, terörün tamamen gündemden çıktığı, bilimin ve teknolojinin üretime yön verdiği, savunma sanayinde öncü ekonomide güçlü, demokrasisi kökleşmiş, kardeşliği pekişmiş bir Türkiye’dir. İnanıyorum ki Türkiye Yüzyılı; ayrışmanın değil dayanışmanın, korkunun değil güvenin, umutsuzluğun değil umudun, terörün değil huzurun yüzyılı olacaktır. Bizlere düşen görev, bugün yalnızca 15 Temmuz’u anmak değildir. Asıl görevimiz o gece bizlere emanet edilen ruhu yaşatmak ve gelecek nesillere eksiksiz aktarmaktır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere devletimizin bekası ve milletimizin istiklali uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı ve minnetle yâd ediyorum. Başta 15 Temmuz şehitlerimiz olmak üzere vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını feda eden bütün aziz şehitlerimize rahmet diliyor, kahraman gazilerimize sağlık ve afiyet temenni ediyor, ebediyete irtihal eden gazilerimizi minnetle anıyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

38,847 просмотров • 1 месяц назад

🇹🇷 #UzmanÇavuş; – Dağın başında yalnız nöbet tutandır. – Eksi 30’da sabahlayıp “vatan sağ olsun” diyendir. – Siperin en önünde, riskin tam ortasında dimdik durandır. Peki ya sonra? ⚠ Emeklilikte statüsüz, ⚠ Törenlerde isimsiz, ⚠ Toplumda görmezden gelinen bir gölgeye dönüşmek mi kaderimiz? 🔹 3269 sayılı kanunun çağın gereklerine göre yenilenmesini, 🔹 Kıdemin rütbe sayılmasını, 🔹 Emeklilikte insanca yaşamı istiyoruz. Türkiye’nin sınırlarından şehir merkezlerine, dağlarından karakollarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada; gecesi gündüzüne karışan, sessizliği sorumluluğa, zorluğu sadakate dönüştüren bir meslek grubu var: Uzman Çavuşlar. Onlar, devletin emanetini omuzlarında taşıyan; yeri geldiğinde bir kar tanesi gibi fark edilmeden, yeri geldiğinde bir kaya gibi sarsılmaz şekilde duran bu ülkenin görünmez kahramanlarıdır. Ancak ne yazık ki yıllardır biriken sorunlar, bu kahramanlığın ardında derin bir sessizliği ve yorgunluğu barındırmaktadır. Ve bu sessizlik artık yalnızca bir camianın değil; devletin vicdanının da sınandığı bir alana dönüşmüştür. Görevle Yoğrulan Bir Ömür, Emeklilikte Biriken Soru İşaretleri Uzman Çavuşlar, görevde oldukları her an, devlete sadakatin kitabını adeta yeniden yazmaktadır. Ailelerinden aldıkları son bakış, ateş hattında verilen mücadele, yasaklı bölgelere gece gündüz yapılan intikaller… Bunların her biri, mesleğin görünmeyen ağır yükünün sayfalarıdır. Fakat görev bitip de emeklilik kapısı aralandığında, senelerini devletine adamış bu insanların karşısına umut değil, çoğunlukla belirsizlik çıkmaktadır. Emekli olduklarında aldıkları düşük maaşlar, çağın ekonomik şartlarıyla örtüşmemekte; yıllarını devlete veren bir insanın huzurlu bir yaşama kavuşma hayali çoğu zaman yarım kalmaktadır. Devletine boyun eğmiş, düzenine sadakatle bağlanmış bu insanların tek isteği; karşılarında bir lütuf değil, adil bir düzen bulmaktır. Kanunların Gölgesinde Kaybolan Haklar 1986’dan bu yana yürürlükte olan 3269 sayılı kanun, geçen otuz dokuz yıl içinde değişen dünya şartlarının gerisinde kalmıştır. Görev tanımları çeşitlenmiş, riskler artmış, yükümlülükler genişlemiş; fakat kanunlar bu değişime eşlik edememiştir. 5510 sayılı kanunun getirdiği kısıtlamalar, 5434’e tabi personelin 1. dereceye düşememesi, 3600 ek göstergeden yararlanamaması, resen emeklilik uygulamalarının yarattığı adaletsizlik. Devlet, adalet terazisini yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun her kesimine gösterdiği yaklaşımda da taşır. Uzman Çavuşların yaşadığı bu mağduriyet, artık bu teraziyi yeniden ayarlamayı gerektirir hale gelmiştir. Devlet Ciddiyeti, Millet Vicdanı ve Geciken Bir Teşekkür Hiçbir devlet, kendisini koruyan eli görmezden gelerek güçlü kalamaz. Hiçbir millet, onu savunanların fısıltı hâline gelmiş sorunlarına kulak tıkayarak huzuru sürdüremez. Uzman Çavuşların talepleri; köklü bir reformdan ziyade, adaletli bir dokunuşun zamanında yapılmasıdır. Makuldür, yerindedir, uygulanabilir niteliktedir ve her şeyden önemlisi, yıllardır beklenen bir teşekkür niteliği taşır. Bu insanlar hiçbir zaman devlete ses yükselten bir topluluk olmamıştır. Her zaman hiyerarşinin vakarına, devlet ciddiyetine ve düzenin huzuruna saygıyla bağlı kalmışlardır. Bugün dile getirilenler ise bir isyanın değil; onurlu bir sabrın, vefalı bir bekleyişin, devletine bağlı bir camianın sessiz fakat kararlı çağrısıdır. “Sorunlar Değil, Çözümler Konuşulsun” Bugün gelinen noktada, artık aynı soruların etrafında dönmek yerine somut adımlar atmanın zamanı gelmiştir. Çünkü bu mesele yalnızca bir ekonomik kaygı değildir; devletin kendi evlatlarına gösterdiği ilginin, adaletin ve vicdani sahiplenmenin bir yansımasıdır. Uzman Çavuşların beklentisi nettir: “Biz görevimizi onurla yaptık, şimdi devletimizin bize adaletle yaklaşacağı güne inanmak istiyoruz. Uzman çavuşlar, yıllarca omuzlarında taşıdıkları sorumluluğun karşılığını görmek istiyor. Kadro ve emeklilik hakkı artık ertelenmemeli; adalet herkes için eşit olmalı. Türkiye Emekli Uzman Erbaşlar Derneği (TEMUD)

Ali Tilkici 🇹🇷

30,322 просмотров • 8 месяцев назад

Bir süredir “Erdoğan ile Bahçeli arasında bir sorun mu var?” sorusu sıkça gündeme geliyor. Oysa ortada bir “kişisel gerilim” değil, devlet yönetimi açısından kabul edilemez nitelikte ciddi bir rahatsızlık var. Meselenin özü şudur: Devletin en kritik noktalarındaki atamalar, uzun süredir Devlet Bahçeli’yi rahatsız edecek raddeye getirmiş durumda. 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında ölümü göze alarak FETÖ ile mücadele eden, tehdidin üzerine korkusuzca yürüyen kadrolar bir bir sistem dışına itiliyor. Buna karşılık o süreçte ortalıkta görünmeyen, “bekle–gör” siyaseti izleyip köşeye çekilen, hiçbir sorumluluk almayan isimler kritik görevlere taşınıyor. Dahası, toplumda geçmişi tartışmalı olan, FETÖ bağlantılı süreçlerde adı geçen, hakkında dosyalar açılmış kişiler bugün devletin en hassas makamlarına getiriliyor. Bu tablo, “Devletin beka hassasiyetini zayıflatacak tercihler mi yapılıyor?” sorusunu artık açıkça gündeme taşıyor. Çünkü devletin sinir uçlarına yapılan yanlış bir atama, sadece hata değildir; zafiyettir. Zafiyet ise milletin güvenliğiyle oynar. Gazeteci Ceyhun Bozkurt’un ifade ettiği gibi, devlette bazı makamlar bir milim zafiyet kaldırmaz. Buraya oturtulan her isim, sadece koltuğu değil, milletin güvenliğini taşır. Velhasıl, sorumlu isimlerin bu gidişata karşı derhal, tereddütsüz ve tavizsiz tedbir alması şarttır. Aksi halde, Başbuğ Alparslan Türkeş’in sert uyarısı bugün çok daha anlamlı bir hâl alır: “Gaflet ile ihanet arasında kıldan ince bir çizgi vardır. Beceremediği hâlde makam-mevki işgal etmek, en büyük ihanettir.” Ceyhun Bozkurt Nedim Şener 🇹🇷 Gaffar Yakınca Nedim Şener 🇹🇷 Fuat Uğur🇹🇷 Yıldıray ÇİÇEK

YAMTAR

284,926 просмотров • 8 месяцев назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile iftar yaptı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları ve Bakan Yardımcıları da yer alırken, Bakan Yaşar Güler yaptığı konuşmada şunları söyledi: HER BİR ŞEHİDİMİZ, TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ YARINLARINI AYDINLATAN BİRER MEŞALEDİR Çok kıymetli Şehit ve Gazi Ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz, değerli silah ve mesai arkadaşlarım; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında sizlerle birlikle olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Her milletin kendine özgü hasletleri vardır. Binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan asil milletimizin en büyük özelliklerinden biri de vatanına, bayrağına ve bağımsızlığına olan bağlılığı ile şehitlik ve gaziliği şeref payesi görmesidir. Bu değerler uğrunda canlarını ortaya koyup şehit ve gazilik payesine ulaşan kahramanlarımız; birlik ve beraberliğimizin, istiklal ve istikbalimizin en büyük teminatıdırlar. Vatanımız uğrunda hayatlarını feda eden her bir şehidimiz, Türkiye’nin güçlü yarınlarını aydınlatan birer meşaledir. Onların mücadelesi, cesareti ve fedakârlığı sayesinde bugün bağımsız, onurlu ve güçlü bir devlet olarak varlığımızı sürdürüyoruz. İstiklal Marşı’mızda da ifade edildiği gibi, bu vatanın her karış toprağı, aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, kahraman gazilerimizin mücadelesiyle korunmuştur. Binlerce yıldır bağımsızlığımızı koruyan, bu topraklara sarsılmaz bir vatan sevgisiyle sahip çıkan kahramanlarımız, asil milletimizin gönlünde en müstesna yere sahip olup büyük bir gurur kaynağıdırlar. SİZLER TÜRK MİLLETİNİN YİĞİTLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TİMSALİ OLDUNUZ Cesaret timsali fedakâr Şehitlerimiz ve kahraman Gazilerimiz; sizler, “Ölürsek şehit, kalırsak gazi!” anlayışıyla canınızı ortaya koyan, milletimizin cesaret ve dirayetini en somut şekilde temsil eden kahramanlarsınız. Tarih boyunca nice destanlar yazan ecdadımızın mirasını şerefle taşıyan sizler, Türk milletinin sarsılmaz imanının, tevekkülünün ve yiğitliğinin en güçlü timsali oldunuz. Bugün 86 milyon, vatanımızda özgürce yaşıyorsak, bayrağımız göklerde dalgalanıyorsa, bunu aziz şehitlerimiz ile siz kahraman gazilerimize borçluyuz. Sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Dolayısıyla şehitlerimizin ve sizlerin yazdığı kahramanlık destanları, bugün olduğu gibi tarih boyunca da milletimizin hafızasında yaşamaya devam edecektir. Sizler, bizim için sadece birer kahraman değil, aynı zamanda vatan sevgisinin yaşayan abidelerisiniz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. DEVLETİMİZ VE YÜCE TÜRK MİLLETİ SİZLERE MİNNETTARDIR Çok kıymetli Şehit ve Gazi ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz; sizler, bu vatan için kelimelerle tarif edilemez büyük fedakârlıklar gösterdiniz. Yaşadığınız acılar karşısında metanetinizi asla kaybetmediniz, vakur duruşunuzdan asla ödün vermediniz ve milletimizin ferasetini dosta düşmana bir kez daha gösterdiniz. Sizler, Türk milletinin baş tacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin manevi mimarlarının biricik emanetisiniz. Devletimiz ve yüce Türk milleti, sizlere minnettardır. Devletimizin tüm kurumları, büyük bir koordinasyon içerisinde sizlerin yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarınıza çözüm üretmek, hak ettiğiniz desteği sizlere sunmak için büyük bir gayret içerisindedir. Şunu çok iyi biliyoruz ki acınızı paylaşmak, gözyaşlarınızı dindirmek, sizleri hiçbir zaman yalnız bırakmamak, bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Aynı şekilde şehit ve gazilerimizin uğruna mücadele ettiği değerleri koruyarak bu mirasa sahip çıkmak hepimizin en önemli vazifesidir. HİÇBİR ZAMAN ONURLU VE ŞANLI MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK Bildiğiniz üzere uzun yıllar gündemimizin ilk sırasında hep terörle mücadele olmuştur. Bu süreçte nice evladımızı şehit verdik, nice evladımız da gazi oldu. Ancak hiçbir zaman vatan uğruna sergilediğimiz onurlu ve şanlı mücadelemizden vazgeçmedik. Şehit ve gazilerimizden aldığımız cesaret ve kararlılıkla vatanımıza canımız pahasına sahip çıktık. Onların kahramanlık ve fedakârlıkları, gazi ve muzaffer ordumuzun en büyük ilham kaynağı oldu. Hem milletimizin sarsılmaz iradesi, hem de kahramanlarımızın mücadele azmi sayesinde hain planları her zaman boşa çıkardık, terör örgütlerine ve tüm şer odaklarına karşı büyük bir başarı elde ettik. Tüm bu başarılarda en büyük pay elbette aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Tarih boyunca üstlendiği tüm vazifelerde olduğu gibi terörle mücadele de kahraman Mehmetçik her türlü gayreti göstererek kanının son damlasına kadar üzerine düşeni yapmıştır, yapmaya da devam etmektedir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARINI TESLİM ETMELİDİR Geldiğimiz süreçte yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Silah bırakma talimatı alan terör örgütünün, bir an önce gereğini yapması, artık kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortadadır. Terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda veya isimlerle faaliyet gösteren tüm uzantıları nerede olduklarından bağımsız olarak bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur. Süreci ihtiyatlı ve temkinli bir şekilde takip etmekle birlikte şu hususu özellikle vurgulamak isterim: PKK ve uzantılarının mevcut gelişmelerden faydalanarak yeniden yapılanmasına, büyük kayıplarını telafi etmesine ve bu olumlu süreci bozmasına ve sabote etmesine izin vermeyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde terörsüz bir Türkiye hedefimizi gerçekleştirmek için üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz. Kahramanlarımızın ortaya koyduğu gayretlere sıkı sıkıya sahip çıkacak, verdikleri emeğin bir zerresinin dahi yok olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Aynı şekilde ödediğimiz bedellerin esas yükünü taşıyan şehit ve gazilerimiz ile onların siz saygıdeğer ailelerinin de her zaman yanlarında olacağız. TÜRKİYE, DÜNYADA YÜKSELEN GÜÇ HÂLİNE GELDİ Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, etkin ve caydırıcı ordusu, gelişmiş yerli ve millî savunma sanayisi ile dünyada yükselen bir güç hâline gelmiştir. Özellikle savunma sanayimiz gıpta ile takip edilen bir seviyeye ulaşmıştır. Kendi imkânlarımızla ve kendi mühendislerimizle ürettiğimiz İHA, SİHA ve TİHA’larımız, uçak ve helikopterlerimiz, gemilerimiz, denizaltılarımız ile daha nice silah ve sistemlerimiz güvenlik mimarimizin geldiği mümtaz noktayı ortaya koymaktadır. Bugün, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında da barış ve istikrara katkı sağlayan bir ülke konumundayız. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük katkısıyla Türkiye, pek çok kriz ve anlaşmazlığın çözümünde kilit bir rol üstlenerek, uluslararası güvenlik ve diplomasinin vazgeçilmez bir aktörü haline gelmiştir. Bu kritik dönemde, ülkemizi daha büyük ve daha güçlü yapmak için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Bu vesileyle, tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Yarın idrak edeceğimiz Mübarek Kadir Gecesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyor, Ramazan Bayramı’nızı da şimdiden tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

71,144 просмотров • 1 год назад

-ÖNEMLİ- Sizi hepimizin maruz kaldığı bir FETÖ saldırısı konusunda uyarmak istiyorum. Beni bilirsiniz paylaşımlar için destek istediğim olmamıştır ama bu biraz farklı. Bu anlatacağım bütün mahalleyi ilgilendirdiği için bu durumun herkes tarafından bilinmesi ve ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. O yüzden bu paylaşıma destek istiyorum. Aşağıda gördüğünüz paylaşım, hakkında başlatılan soruşturma sonrası yurtdışına kaçan Cemil Çiçek isimli FETÖ itirafçısına ait. Örnek olarak bu paylaşımı seçmiş olmamın sebebi de bahsettiğim FETÖ yapılanmasının en net şekilde izlenebildiği hesap olması. FETÖ yapılanması bu hesaba çok önem veriyor çünkü Cemil Çiçek, FETÖ ile Atatürkçü kitle arasında bir köprü vazifesi görüyor. O yüzden Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarının önemli bir bölümü Cemil Çiçek'in paylaşımlarına etkileşim veriyor. İşte o etkileşim veren hesapları sadece algı operasyonunda kullanmıyorlar. X algoritmasındaki bir açıktan istifade ederek hepimizin hesaplarının da görüntülemesini düşürüyorlar. Eğer hesabınızın takipçi sayısındaki artış durduysa ya da takipçi gelmesine rağmen takipçi sayısı artmıyorsa büyük ihtimalle FETÖ tarafından saldırı altındasınız anlamına geliyor. Şimdi size bunu nasıl yaptıklarını göstereyim. Önemli Not: Siz de mutlaka Cemil Çiçek'in paylaşımlarındaki hesapların sizi engelleyip engellemediğini kontrol edin. Cemil Çiçek'in paylaşımını RT'leleyen hesapların büyük çoğunluğu benim hesabımı bloklamış durumda. Ben bu hesapların çoğunu bugüne kadar hiç görmedim, hiçbir iletişimim de olmadı. Meseleyi incelemeye başlayınca çok daha fazlası olduğunu, daha önce karşıma bile çıkmayan binlerce hesap tarafından bloklanmış olduğumu farkettim. Önce bunun FETÖ hesaplarına sorduğum soruların verdiği rahatsızlıktan kaynaklandığını düşündüm ama daha sonra sebebin çok daha farklı olduğunu bunun organize bir saldırı olduğunu anladım. X'in algoritmasında bir açık var ve FETÖ bu açığı kullanarak muhtemelen hepimize farkında olmadığımız ama son derece etkili ve yoğun bir saldırı gerçekleştiriyor. Benim Hesabım şu ana görebildiğim kadarıyla 3 bin civarı FETÖ hesabı tarafından bloklanmış, daha fazlası da var gibi duruyor. Sizdeki durum muhtemelen bu kadar ağır değildir ama 100 hesap tarafından engellenmenin bile, korkunç boyutta negatif etkileri olduğunu bizzat X platformunun kendisini söylüyor. İstediğiniz kadar kaliteli içerik üretin 40 bin hesaba sahip FETÖ, sizi 100 hesapla engellerse işte bunlar oluyor. 🔵100 hesap tarafından bloklanmanın sonuçları nedir? 🔴GROK: X'in kendi dokümantasyonunda da belirtiliyor: Birçok hesap seni bloklarsa veya mute'lerse, bu güçlü bir negatif sinyaldir ve içeriğinin reach'ini sınırlar. X'in algoritması (açık kaynak kodundan da bilinen) engelleme (block) ve sessize alma gibi negatif sinyalleri çok güçlü şekilde dikkate alır. Birçok kişi seni engellerse, sistem bunu "bu içerik istenmiyor" sinyali olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında (önerilerde) ve arama sonuçlarında içeriğinin daha az gösterilmesine yol açar. 🔴Özellikle koordineli/toplu bloklama (mass block) durumunda algoritma spam, toksik veya düşük kaliteli hesap olarak işaretler. 🔴Instagram / TikTok: Doğrudan "block" sayısına göre algoritma cezası olmayabilir ama koordineli kitle bloklaması (örneğin bir fan kitlesi veya grup) shadowban benzeri etki yaratabilir. İçeriğin keşfedilebilirliği düşer. 🔴Genel olarak sosyal medya algoritmaları engagement ve negatif feedback'e çok duyarlıdır. Pratik Etki 🔴100 blok tek başına çok aşırı bir sayı değilse de görüntülemelerde belirgin düşüş yaşanır. Hesabın genel "güven skoru" düşer, yeni takipçi kazanmak ve viral olma şansı azalır. Algoritmalar negatif kitle tepkisini sevmez. Özellikle X'te bu oldukça net bir mekanizma. 🔵 Yani organize hareket eden bir grup hesap, görüntülemesini düşürmek istedikleri belirli hesapları bu yöntemle etkisiz hale getirebilir doğru mu? 🔴X bu tür manipülasyonlara karşı bazı korumalar ekledi ama çözemedi. Koordineli davranışların tespit edilmesi zor olabiliyor, özellikle bot veya yarı-bot gruplar devreye girerse. 🔴Özetle: Evet, organize bir grup bu yöntemle bir hesabı büyük ölçüde susturabilir. Bu, platformun en büyük zayıf noktalarından biri. İçerik üreticileri de bu yüzden bazen “savaşmadan” düşük profil tutmak zorunda kalıyor. Eğer senin hesabın böyle bir şeye maruz kaldıysa, bir süre kaliteli ve az tartışmalı içerikle toparlanmaya çalışmak en mantıklısı. 🔴Organize hareket eden bir grup hesap, hedefledikleri bir hesabı toplu bloklama ile görüntülemesini (impressions/reach) ciddi şekilde düşürebilir ve hatta uzun vadede etkisiz hale getirebilir. Neden Etkili Oluyor? X’in algoritması (açık kaynak kodundan ve 2025-2026 analizlerinden bilinen) 🔴Block ve mute’ları çok güçlü negatif sinyal olarak değerlendirir (yaklaşık -74 kat ceza katsayısı). 🔴Birçok hesaptan aynı anda blok alırsan, sistem bunu "bu içerik istenmiyor, düşük kaliteli veya toksik" olarak yorumlar. 🔴Bu, For You akışında, arama sonuçlarında ve önerilerde içeriğinin gösterimini azaltır (deboosting / visibility filtering). Koordineli kampanyalar (grup chat’leri, Discord, Telegram grupları vs. üzerinden organize) bu mekanizmayı kötüye kullanmak için biliniyor. 🔴X’in eski CVE-2023-29218 gibi açıkları ve hâlâ var olan zayıf noktaları nedeniyle tam korunamıyor. Gerçekçi Etkisi Ne Kadar? 50-100+ blok bile impressions’larda belirgin düşüş yaratabilir. 🔴Uzun vadede: Sürekli koordineli blok + report gelirse hesap shadowban benzeri duruma düşer (gönderiler takipçilere bile az gösterilir, arama ve keşifte çıkmaz). 🔴Özellikle siyasi, tartışmalı veya hedef alınmış konularda bu taktik sık kullanılıyor. Birçok kullanıcı ve analiz, bunu “silahlaştırılmış negatif feedback” olarak tanımlıyor. Algoritma pozitif etkileşimden (like, rt) daha ağır cezalandırıyor negatif sinyalleri. 🔵 Mesela FETÖ gibi bir terör örgütünün 40 bin hesabı olduğunu varsayalım. Bunlar tamamen siyasi sebeplerle bu tip çalışmalar yapıyorsa X bunu önleyemiyor anlamına mı geliyor? 🔴Evet, büyük ölçüde önleyemiyor — en azından tam ve sürekli olarak. Bu, X’in (ve genel olarak büyük sosyal medya platformlarının) en büyük yapısal zayıflıklarından biri. 🔴Neden Tam Olarak Önleyemiyor? 40 bin hesap gibi devasa bir ölçekte koordineli eylem (toplu blok, report, mute, aynı anda aynı içerikleri yayma) tespit edilmesi zor. Özellikle hesaplar uzun süredir aktif, organik görünümlü ve gerçek kullanıcılar gibi davranıyorsa. 🔴X’in algoritması block/mute’ları güçlü negatif sinyal olarak alıyor. Koordineli bir grup bunu sistematik kullanırsa, hedef hesabın reach’ini ciddi şekilde düşürebilir (visibility filtering ve reputation score düşüşü). Bu, açık kaynak kodda da belgelenmiş bir vulnerability. 🔴Coordinated Inauthentic Behavior (CIB) platformların uzun yıllardır mücadele ettiği bir şey. X, state-linked operations’ları (devlet bağlantılı) tespit edip askıya alıyor ama tam zamanlı, sofistike ve “authentic” görünen ağlar için başarı oranı %100 değil. 🔴X’in Gerçek PerformansıX, terör örgütleri ve şiddet içeren gruplara sıfır tolerans politikası uyguluyor ve her yıl on binlerce hesabı bu gerekçeyle askıya alıyor (örneğin 2024-2025 raporlarında violent & hateful entities için 30-50 bin+ suspension). 🔴Ancak büyük ağlar (özellikle siyasi/ideolojik motivasyonlu) sıklıkla kısmi başarı sağlıyor. Hesaplar ban yiyince yenileri açılıyor. 🔴Türkiye bağlamında FETÖ/Gülen bağlantılı hesaplar konusunda hem Türk hükümeti hem de X tarafında karşılıklı eylemler var (bloklamalar, propaganda suçlamaları). Ama tam temizleme çok zor. 🔴Tarihsel olarak X, Türkiye, Rusya, Çin bağlantılı koordineli ağları tespit edip binlerce hesabı kaldırmıştı. 🔴Gerçekçi Sonuç Evet, 40 bin hesap gibi organize bir yapı, siyasi sebeplerle belirli hesapları hedef alıp onların görüntülemesini ciddi oranda düşürebilir. X bunu tamamen engelleyemiyor çünkü Algoritma negatif feedback’e aşırı duyarlı tasarlandı (kötüye kullanım için açık kapı). 🔴Gerçek kullanıcı kitlesi ile bot/köle hesap ayrımı her zaman net değil. 🔴Platformlar hukuki ve operasyonel sınırlamalara tabi (özellikle uluslararası ağlarda). 🔴X bu konuda diğer platformlardan (eski Twitter’a göre) daha şeffaf olmaya çalışıyor ama sorun hâlâ çözülmedi. Büyük ölçekli koordineli kampanyalar platformların “town square” idealini baltalıyor.Kısaca: Önleyemiyor demek doğru. En iyi ihtimalle gecikmeli ve kısmi müdahale edebiliyor. Bu tür taktikler sosyal medyanın kronik sorunu. 🔵Yani X’in Türkiye için bir milli güvenlik sorunu olabileceğini söyleyebiliriz doğru mu? 🔴Evet, Türkiye açısından makul bir endişe olarak söylenebilir, ama bu "X platformu = milli güvenlik sorunu" diye genellemekten ziyade, sosyal medya platformlarının kötüye kullanım potansiyeli üzerinden değerlendirilmelidir. 🔴Neden Milli Güvenlik Boyutu Var? Koordineli dezenformasyon ve propaganda. FETÖ, sosyal medyayı (X dahil) propaganda, hedef alma, koordineli blok/report kampanyaları ve kamuoyu manipülasyonu için kullanabiliyor. Büyük ölçekli (binlerce hesap) organize faaliyetler, ulusal birliği zedeleyebilir, toplumsal kutuplaşmayı artırabilir ve güvenlik operasyonlarını etkileyebilir. 🔴 Günümüzde istihbarat ve güvenlik uzmanları, sosyal medya platformlarını hibrit savaş araçları arasında sayıyor. Yabancı bağlantılı ağlar üzerinden yürütülen kampanyalar (siyasi istikrarsızlık yaratma, sahte haber yayma, hedefli karalama) birçok ülke için milli güvenlik meselesi haline geldi. Türkiye bu konuda somut tecrübe yaşıyor (2016 sonrası FETÖ faaliyetleri dahil). 🔴Türkiye hükümeti bu nedenle sıklıkla X’ten hesap kapatma, içerik kaldırma taleplerinde bulunuyor ve “milli güvenlik” gerekçesiyle erişim engelleri uyguluyor. Bu talepler hem FETÖ hem de diğer tehdit unsurları için geçerli. Gerçekçi Değerlendirme; 🔴Doğru; Türkiye gibi stratejik öneme sahip, iç ve dış tehditlerle karşı karşıya olan bir ülke için büyük sosyal medya platformlarının kötüye kullanımı potansiyel milli güvenlik riski taşır. Birçok devlet (ABD, Çin, Rusya, AB ülkeleri) de benzer kaygılarla kendi düzenlemelerini yapıyor (Digital Services Act, ulusal güvenlik yasaları vs.)

Abese İrca

355,643 просмотров • 2 месяцев назад

Türkiye, AKP dönemi olan son 23 yılda "eğitim reformu" diyerek çok fazla sayıda sistem değiştirdi. Bunun asıl amacını eski bakan ve YÖK denetleme kurulu başkanı itiraf ediyor: Bilimsel eğitim almış bir nesil felsefe, mantık, matematik, metodoloji vb. sayesinde eleştirel düşünceye sahip olur ve yönetimi sorgular. Bu da din ve cehaleti araç edinen siyasetçilerin halktan çalarak zenginleşmesi önündeki en büyük engeldir. Bu engeli kaldırmak için de içi boşaltılmış bir eğitim sistemiyle hiçbir işe yaramayan diploma verilir. Liyakat yerine akrabalar kayırılır. Öğretmenler ve bilim insanları düşük ücretlere mahkum edilerek aşağılanır. Böylece bilim değersizleştirilir. Niteliksiz insanlar çok para kazandığını lüks yaşantısıyla sosyal medyada öne çıkarır ve herkes için rol model olur. Toplumda çürüme başlar. Herkes belli bir oranda suç ve ahlaksızlıktan pay alarak zenginleşmeye çalışır. Bu da bir yolsuzluk hiyerarşisi yaratır. İşte bu şekilde siyaset, hukuk, ekonomi ve toplum ilişkisiyle ortaya koyulan bir çürüme yaşanır. Bugün Türkiye'de yeniden lise eğitim sisteminde değişiklik gündeme getirildi. Ancak, bütün bunların basit bir açıklamayla liyakatsizlik veya beceriksizlik olarak görülmemesi gerekir. Çünkü ilkokul mezunu ama aklı selim ve vatansever bir kişi 23 yıl çabalasaydı yine mevcut koşullardan daha iyi bir "sistem" sağlayabilirdi. Zaten bunun için ülkede "eğitim yönetimi" alanında doktoralı çok sayıda "uzman" var! Ancak, tüm bunlara rağmen yine de bu kadar kötü tablo ortadaysa bunun tek nedeni yukarıda açıklandığı gibi bile iste, kasten ve kötü niyetli bir iradedir. Bütün bunların sonucunda da iş dünyasında, kamu kurumlarında, üniversitelerde veya bürokraside son derece büyük sorunlara yol açan liyakatsizlik ve daha da önemlisi biat kültürü yani sorgulamadan, düşünmeden, hukuk ve toplumsal ortak menfaatler gözetilmeden körü körüne partizanlık ve itaat davranışları görülmektedir. Bu davranışlar teşvik edilmektedir. Bu davranışlar 23 yılda bir kültür haline gelerek lise seviyesine kadar inmiştir. Bu, başarılı olmuş sistematik bir projedir! Bugün ergen öğrenciler mevcut yöneticilerin bir kopyası olarak aynı davranışları sergileyecekler; tıpkı siyasetçilerin babadan oğula görevi devretmesi gibi... Bir kez daha söylüyorum ki bilimsel dayanakları olan görüşüme göre, Türkiye'nin yalnızca %3-8 kadar düşük bir orana sahip toplumsal kurtuluşu olabilecek. Bunun için de hayatın her alanında yani devlet, şirket ve birey için bilimsel yönetim danışmanlığı gerekecektir. Bunun önemini ve değerini anlayabilen gerçekten nitelikli temel eğitim alabilmiş kişiler rasyonel düşünce, bilim ve teknik, teknokrasi ve toplumsal adalet çerçevesinde sürdürülebilirlik biliminin dört ana boyutunda refaha kavuşabilecekler. Bunun dışındakiler biat kültürü altında yolsuzlukla zengin olabilir veya örgütlü suçlarla aynı başarıyı (!) kazanabilir. Bunun dışında aileden gelen büyük bir servet olsa dahi bunun garanti görülmemesini önemle hatırlatırım. Çünkü aynı siyasi anlayış "harami" yaklaşımıyla kendilerine göre "kafir" ilan ettikleri kişilerin mallarını yağmalamayı helal kabul ettikleri bir fetva yayımlıyorlar. Bu şekilde herkes ama herkes bir gecede terörist ilan edilerek şirketlerine kayyım atanabilir. Sabah ezanı sırasında PÖH evine baskın yapabilir. Ailesini bir daha göremez ve tüm servetini kaybeder. Türkiye'nin son yıllarda yurt dışından gayrimenkul alımında rekor kırmasının kök nedeni budur. Bazı büyük holdinglerin yönetimi devretmesinin nedeni de budur. Bazı şirketlerin halka arz olmasının nedeni de budur. Bazıları benim böyle paylaşımlara "Ben sizin kadar karamsar düşünmüyorum" şeklinde yanıt veriyor. Bunlar "Fenerbahçe şampiyon olacak." şeklinde bir "fikir" değildir. Benim biyografimde dahi yazmadığım çok fazla detay var. Bunların hepsinin özet açıklaması "finansal yönetim danışmanı" olarak geçer ama ülkemizde unvanların hiçbir önemi yok çünkü herkes serbestçe kullanabiliyor. Ancak, benim için esas olan bilimsel bilgiden ziyade ABD ve İngiltere merkezli dünyanın en büyük yatırım bankacılığı şirketlerinin ortaklarıyla 10 yıldır çalıştığımdan her türlü finans ve istihbarat bilgisini aylık toplantılarda istişare ediyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırım kararları bu şekilde alınıyor. ABD, İngiltere, Katar ve Dubai ve daha geniş ölçekte MENA ve bu merkezlerden yönetilen AB veya Çin gibi küresel ölçekte bankalar, borsalar, özel şirketler veya yatırım projeleriyle her türlü bilgiye sahip olabiliyorum. Ayrıca, rekor ölçekli ve çok özel adli bilirkişilik, kayyımlık veya uluslararası tahkim hakemliği gibi hukuk süreçlerinde de aynı dosyaları somut olarak görebiliyorum. Bu nedenle burada "özet" açıklamalarım kimilerine göre "uzun" ama yine de bedava sunulmuş hayat kadar değerlidir. Bütün bunlara dayanarak ben gerçekçi bir yaklaşım ortaya koyuyorum ama kimilerine göre kötümser bulunabilir. 25 yıllık küresel mesleki deneyimlerimde bunlarla çok karşılaştım ama yanıldığım bir stratejik analizim olmadı çünkü tamamının somut dayanakları var. Yalnızca "bilgi asimetrisi" ve "bilişsel önyargı" olarak açıkladığımız gerekçelerle insanlar görüşlerime katılmayabilir. Bunda benim için bir menfaat olmadığı için benim için hiçbir önemi de yok. Ancak, 6 ay sonra "İbrahim Bey, siz söylemiştiniz. Başıma bunlar geldi. Şimdi beni sadece siz kurtarırsınız." gibi çok fazla talep alıyorum. Bunu söylemek için de araya hatırlı dostlar koyuyorlar ama milyon dolar da sunsalar ilgilenmiyorum. Bir kadın ve bir erkek birbirlerinden hoşlanıp seks yaparken bana mı soruyor da 9. aya erişmiş hamilelikte bu çocuğu istemiyoruz aldıralım diye bana geliyorlar. Herkes kararlarının sonuçlarına kendisi katlanır. Bilimsel yönetim danışmanlığı çok boyutlu katma değer yaratır ama mucizeler yaratamaz. Bu ancak şarlatanların bir iddiası olabilir.

Dr. İbrahim Can, CPA

20,199 просмотров • 1 год назад

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile gittiği Malatya’da, 2’nci Ordu Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. 2’nci Ordu Komutanlığına bağlı birlik komutanlarının da katılımıyla video telekonferans toplantısı gerçekleştiren Bakan Yaşar Güler, devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alarak yapılacak çalışmalara ilişkin talimatlar verdi. Bakan Yaşar Güler, birlik komutanlarına hitaben yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: DAİMA GÜÇLÜ VE UYANIK BULUNMAK ZORUNDAYIZ Bugün Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Şüphesiz böylesine kritik bir ortamda, bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunmak zorundayız. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenliği ve huzuru için Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı, en yoğun ve en etkin faaliyetlerini icra ediyoruz. TERÖR TEHDİDİNİ ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDEN UZAKLAŞTIRDIK Bu gayretlerimiz sonucunda yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Sınırlarımızın güvenliğini en üst düzeyde sağlarken terör tehdidini de ülkemizin gündeminden uzaklaştırdık. Öyle ki terör örgütü artık silah bırakma noktasına gelmiş durumdadır. Bu büyük ve tarihî başarıya, devletimizin kararlı tutumu ile sizlerin yılmaz iradesi ve samimi gayretleri ile ulaştık. “Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru ilerlememizde şüphesiz, en büyük pay millî ve manevi değerlerimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların fedakâr ve cefakâr ailelerine aittir. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Aynı şekilde kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm seçkin personeline kahraman jandarma ve polis teşkilatımıza, gözü pek güvenlik korucularımıza ülkemizin birliği ve dirliği için gösterdikleri gayret için teşekkür ediyorum. TERÖR ÖRGÜTÜ, FESİH KARARINI BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRMELİ Bir kez daha vurgulamak isterim ki alınan fesih kararı, vakit kaybetmeden bir an önce hayata geçirilmelidir. Terör örgütü PKK ile farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları silahlarını bırakmalı, süreci sabote edebilecek sözlü ve eylemsel her türlü provokasyondan uzak durulmalıdır. Bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri olarak meydana gelebilecek her türlü gelişme karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini en üst seviyede sağlamaya devam edeceğimizden de hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeri gelmişken özellikle altını çizmek isterim ki bu aziz topraklarda etnik kökeni ve inancı ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın ailelerine, şehirlerine ve en önemlisi vatanlarına duydukları sevgi ve sadakat yadsınamaz bir gerçektir. Bu bağlılık asil milletimizin asırlardır taşıdığı ortak bir değerdir. Hiçbir yapay gündem veya dış etki bu sarsılmaz bağı koparamaz. Hep birlikte, sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz da yoktur. GÜVENLİK, BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN KRİTİK GÖREVLER İCRA EDİYORUZ Terörle mücadele ve hudutlardaki görevlerimizle eş zamanlı olarak Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Aynı şekilde pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik, barış ve istikrar için kritik görevler icra ediyoruz. Bugün Kafkaslar’dan Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Akdeniz’e kadar birçok coğrafyada barış ve istikrarın tesisine yönelik önemli inisiyatifler üstleniyoruz. Şanlı tarihimizden aldığımız ilham ve stratejik bakış açımızla icra ettiğimiz tüm bu faaliyetlerimiz, ülkemizin; uluslararası alandaki görünürlüğünü ve küresel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez üyesi olarak etkinliğini daha da artırmaktadır. Tüm bunlarla birlikte hem ordumuzun hem de ülkemizin gücüne güç katan yerli ve millî savunma sanayimizi, her geçen gün daha da geliştirerek bu alanda mukayeseli üstünlüğe sahip olmak için yoğun bir gayret gösteriyoruz. Şunu gönül rahatlığıyla ve büyük bir gururla ifade etmeliyim ki Türkiye, bu alanda son yıllarda yaptığı kapsamlı yatırımlarla artık dünyada yükselen bir marka hâline gelmiştir. Elde ettiğimiz başarı ve kazanımlardan da anlaşılacağı üzere ülkemizin savunma ve güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için var gücümüzle çalışıyor, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz. HER TÜRLÜ OLUMSUZLUĞA VE SENARYOYA KARŞI HAZIRLIKLIYIZ İçinde bulunduğumuz coğrafya, tarihin her döneminde stratejik öneme sahip olduğu gibi bugün de aynı şekilde tüm kritik gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Bu durum ülkemize büyük avantajlar sağlamakla beraber, çok boyutlu risk ve tehditlerin daima yanı başımızda ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır. Özellikle son günlerde meydana gelişmeler şu gerçeği bir kez daha göstermiştir ki tehditler karşısında proaktif bir güvenlik politikası izlemek, oluşabilecek risk ve tehditleri meydana gelmeden önlemek bizim için olmazsa olmazdır. Nitekim İsrail’in Gazze’den başlayıp Lübnan’a yaydığı, şimdi de komşumuz İran’a yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırılar, bölgemizi daha büyük bir kaosa sürükleme riskini beraberinde getirmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak söz konusu kaotik gelişmeler karşısında daima uyanık ve teyakkuzda hareket ediyor, gerekli tüm tedbirleri alıyoruz. Her türlü olumsuzluğa ve senaryoya karşı hazırlıklıyız ve hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Asil milletimize karşı sorumluluklarımızı biliyoruz. Siz kıymetli arkadaşlarımın da Mehmetçiğimizle birlikte bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerinizi en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,967 просмотров • 1 год назад

Türkiyeleşme, Öcalan’ın Kemalist Kompleksinin Siyasal Adıdır Bu metni 2023’te, artık X’te (eski Twitter) erişilemeyen bir videoyu izledikten sonra kaleme almıştım. Dün o videoyu yeniden buldum; bu nedenle bu kısa yazıyı bir kez daha gözden geçirip yeniden paylaşmak istedim. Görüntülerde, Murat Karayılan ile Duran Kalkan’ın huzurunda yapılan, adeta bir “Judenrat” sahnesini andıran bu buluşmada bir komutan Kürtlükle alay ediyordu. Mardinli olduğunu söylüyor, anne ve babasının adlarını—biri Kurdê, diğeri Kurdo idi—tek tek sayıyor ve kahkahalar arasında şunu ekliyordu: “Bir de katırımız vardı; o da ‘Kürt’tü… ‘Kürtçe çifte bile atardı.’” Bu sahne, basit bir kabalık ya da münferit bir “şaka” değildir. Burada işleyen şey, Kürtlüğün insanî, tarihsel ve siyasal bir aidiyet olmaktan çıkarılıp zoolojik bir alaya, aşağı bir varoluş biçimine indirgenmesidir. Kürt kimliği, bir ulusal özneleşmenin zemini olarak değil, aşılması gereken bir “hamlık” ve utanılacak bir tortu olarak kurulmaktadır. Tam da bu noktada “kro” figürü belirir. Bir insanın kendi Kürtlüğünü—seçmediği bir dili, bir etnisiteyi, ulusal aidiyetini ve kültürel varoluşunu—başkalarına saldırmadan, kimseyi asimile etmeden, hiçbir şiddet pratiğine başvurmadan yalnızca sahiplenmesinin bu denli aşağılanması ve hor görülmesi bir rastlantı değildir. Türkiye, on binlerce Kürdü rızaları dışında söylemsel ve retorik düzeyde Türklüğün bir tahakküm ve fetih nesnesine dönüştürmüş; devlet aygıtı Kürt bedenlerini ve kimliklerini Türkçülüğün zorunlu imgesel alanı içinde yeniden biçimlendirmiştir. Bu zorunlu dönüşümün en görünür tezahürlerinden biri, Kürtlere dayatılan ve Türk ırksal üstünlüğünü simgesel biçimde ilan eden soyadlarıdır: Öztürk, Boztürk, Göktürk, Baytürk, Koçtürk, Alptürk, Karatürk, Aktürk, Ertürk, Söntürk, Kantürk, Gençtürk, Yiğittürk… Türkçülüğün bu adlandırma ve Kürt silme rejimi, yalnızca bürokratik bir kayıt meselesi değildir; daha en başından coğrafyasıyla, mekânsal düzeniyle ve siyasal alanın kurucu mantığıyla birlikte Kürt varlığını bedensel ve simgesel olarak aşağı bir konuma yerleştiren kolonyal bir şiddet biçimidir. Devletin bütün kurumları, yasaları, egemenlik dili ve anayasal düzeni, bu ülkede mutlak ve münhasır aidiyetin yalnızca Türk kimliğine ait olduğunu tekrar tekrar ilan eder. Türkçeden başka bir ana dile sahip olanın, bu siyasal düzen içinde tam anlamıyla eşit bir yurttaş ve meşru bir insan öznesi olamayacağı fikri, Kürt varlığının inkârını dahi anayasal güvenceye bağlayan bir dışlama rejimi olarak işler. Bunu aklı başında olan herkes bilir. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bugün Türk devleti Öcalan aracılığıyla her Kürde “Türkiyeleşme”yi telkin eden, Kürt sosyal ve kültürel varoluşunun daha önce bütünüyle tasfiye edilememiş alanlarını dahi disipline etmeye ve hizaya sokmaya çalışan yeni bir kolonizasyon dilini devreye sokmaktadır. Herkesin tanıklık ettiği şey budur: Kürtlerin yalnızca bastırılması değil, aynı zamanda kendi kendilerini inkâra zorlanmalarıdır. Fakat en sarsıcı olan şudur: Elli yıl boyunca Kürt adını siyasal alana taşıyan, yok edilmek istenen, adı anıldığında bile nefes alınamaz hale getirilmeye çalışılan bir hareketin içinden, bugün bizzat Kürtlükle alay eden ve Kürtlüğü tasfiyeyi neredeyse tarihsel bir görev gibi gören bir dil yükselmektedir. Kürt kimliğini aşağılayan, Kürdün katırını bile “Kürtçe çifte atan” bir karikatüre dönüştüren bu söylem, faşist Türkçü tahayyülün yalnızca dışarıdan dayatılması değil, içeriden yeniden üretilmesidir. Bu, Kürt’e karşı kurulan kolonyal prototipin Kürt siyasetinin içinde dahi içselleştirilmiş hale gelmesinin en çıplak göstergesidir. Öcalanperestlerin “Türkiyeleşme” siyaseti, fiilen tam bir Kırolaştırma ve kültürel kırımı derinleştiren disipliner bir kampanyadır. Buradaki Kıro, basitçe “Kürt” değil; Kürtlüğün inkârıyla “medenileştirilmesi gereken eksik-Türk” prototipinin aynı anda üretildiği kolonyal bir ara figürdür—yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan ise bu sürecin başlıca aracısı, hatta başlıca figürüdür: Kemalist devlet aklının Kürt siyasal varoluşunu yeniden biçimlendirmek üzere devreye soktuğu “baş Kıro”laştırma mekanizmasının tam merkezinde yer alır. Öcalan, Kürt’e ilişkin Kemalist tahayyülü derinlemesine içselleştirmiş bir figür olarak, hayatı boyunca Kürtleri “Kürtlükten kurtarmayı” adeta bir misyon gibi görmüş; Kürtlüğü ulusal ve siyasal bir ufuk olmaktan çıkarıp aşılması gereken bir “hamlık” olarak yeniden kodlamaya yönelmiştir. Bu iddiayı belgelendiren en çıplak ifadelerden biri, Öcalan’ın Kürt varlığını neredeyse insanlık-dışı bir ara kategoriye indirgediği şu sözleridir: “Kişilik üzerine birçok çözümlemeler yaptım. Hâlâ Kürt’ü tam yakaladığımı, çözdüğümü söyleyemem. Çünkü kendisi olmaktan epeyce uzaklaştırılmıştı. Şeklen Kürtvari gözükse de, özde başkalaşmıştı. İhanetinin boyutlarının farkında bile değildi. Ona ne insan yasaları ne de hayvan yasaları işliyordu. Adeta üçüncü bir varlık türünü oynuyordu.” (Öcalan, 2004, Bir Halkı Savunmak, s. 222). Burada Kürt, bir ulusal özne değil; ne insan ne hayvan yasalarına tâbi olmayan, “üçüncü tür” olarak kodlanan bir ham maddeye, yani Kırolaştırmanın nesnesine indirgenmektedir. Bu dil, yalnızca bir betimleme değil, Kürtlüğün siyasal statüsünü düşüren kolonyal bir epistemolojidir: Kürt varlığı, hak ve egemenlik talep eden bir ulus olmaktan çıkarılıp terbiye edilecek, dönüştürülecek bir aşağı kategoriye yerleştirilir. İşte “Kıro” figürü tam da bu ontolojik düşürmenin adıdır. Çünkü Kıro, “Türkleştirilmesi gereken Kürt”tür: hem Öcalancı söylemin hem de Kemalist tahayyülün Kürt üzerine bindirdiği prototip. Kürdü zamandışı ve parokyal bir dağ varlığına indirgeyen; dili çözülemez, kimliği belirsiz, siyasal varoluşu “ilkel” sayılan aşağı bir özne-konumu. Kıro, yalnızca bir hakaret değil, modern Türk ulus-devlet aklının Kürt’ü tanımlama biçimidir: Kürdü ulus olma kapasitesinden yoksun, kültür ve tarih taşıyamayan, medeniyetle bağdaşmayan bir “artık” olarak kodlayan kolonyal bir kategoridir. İşte Öcalan’ın Kürtlüğe yaklaşımı da tam olarak bu kolonyal prototipin içselleştirilmesi üzerinden şekillenir. Öcalan’ın Kürtleri “Kürtlükten kurtarma” girişimi, basit bir siyasal taktik değil, derin bir Kemalist kompleksin ve kolonyal/ırkçı bir mimicry rejiminin ifadesidir. Bu kompleks, Öcalan’ın kendisini Türk ulus-devlet aklının ölçütleri içinde “insan” sayılabilir bir varoluşa yaklaştırma çabasında; Kürtlüğü ise aşılması gereken bir hamlık olarak kodlamasında görünür. Burada “Kıro” figürü belirleyicidir: Kıro, eşzamanlı olarak hem Kürt varlığının inkârını hem de “tamamlanmamış,” “medenileşmemiş” bir Türk prototipini temsil eder—bir tür yarım-insan, yarım-vatandaş formu. Öcalan, Türklüğü insan olmanın normu olarak kabul eder; fakat aynı zamanda bu norm karşısında kendisini ontolojik bir eksiklik içinde konumlandırır. Bu eksiklik, Lukács’ın yabancılaşma ve bütünlük kaybı bağlamında düşündüğü türden bir “eksik-totalite” hissiyle, sürekli telafi edilmesi gereken bir varlık açığına dönüşür. Mimicry, tam da bu açığın yönetimidir: taklit, asla “asıl” olamaz; fakat kolonyal düzen içinde zorunlu bir sınav gibi dayatılır. Öcalan’ın Türkiyeleşme projesi, bu nedenle, Kürt özgürleşmesinin değil, Kürt öznesinin Kırolaştırılarak devletin ontolojik ölçüsüne yaklaştırılmasının—hiçbir zaman tamamlanamayacak bir Kemalist taklidin—siyasal adıdır. Bu Kırolaştırma mantığının en açık göstergelerinden biri, Öcalan’ın Kürtleri bir ulus olarak değil, tekrar tekrar bir “olgu” olarak adlandırmasıdır. Nitekim Öcalan, Demokratik Konfederalizm’de Kürtlerden defalarca “olgu” diye söz eder (2015: 39). Bu kelime seçimi tesadüf değildir: Kürt varlığını tarihselliği, egemenlik iddiası ve siyasal özne statüsü olan bir ulus olmaktan çıkarır; üzerinde işlem yapılacak ham bir nesneye indirger. “Olgu,” burada hak talep eden bir kolektif özne değil, disipline edilecek, dönüştürülecek, Türkiyeleşme içinde eritilecek bir Kıro maddesidir. Bu nedenle “demokrasi,” “Türkleştirme” ve “Türkiyeleşme” aynı mantığın farklı adlarıdır: Kürt bir olgudur; Türk milletiyle bütünleştirilmesi, terbiye edilmesi ve “medenileştirilmesi” gerekir. Mehmet Uçum’un Öcalan’la aynı çizgide söylediği gibi, “Türk milleti birdir; Türk ve Kürtten oluşan tek bir millet vardır ve onun da tek dili Türkçedir.” Burada kast edilen tam da budur: Kürt, ancak Türklük içinde eritildiği ölçüde meşru bir varoluşa kavuşabilir. Öcalan’ın “kültürel talepleri” dahi gayrimeşru sayması, Bülent Arınç’ın 2014’te dile getirdiği “Kürtçe medeniyet dili değildir” sözleriyle aynı epistemik şiddetin farklı versiyonlarıdır. Bu söylemlerin ortak zemini açıktır: Kürt varlığını inkâr etmek, Kürtlüğü bir siyasal özne değil, terbiye edilecek bir hamlık olarak görmek ve “Kıro”yu medenileştirme kisvesi altında Kürtlüğün tasfiyesiyle uğraşmak. Aradaki tek fark şudur: Devlet aklı bunu açık ırkçı Türkçülükle yapar; Öcalan ve ona tapanlar ise kendi içselleştirilmiş Kıroluklarını genelleştirerek bütün Kürt milletini de kendileri gibi kokusu ve zamandışı bir varlık olarak tahayyül ederler. Kolonize edilmiş bir mimicry (taklitçilik)—adeta bir “ev zencisi” pozisyonu—üzerinden, Türk efendisinin haklılığını ispatlamak için Kürtler aleyhine simgesel, dilsel ve epistemik şiddete başvururlar. Kürt ulusal ısrarını “ilkel milliyetçilik,” Kürt varoluşunu “geri hamlık,” Kürt siyasal ajansını ise “kardeşlik düşmanlığı” diye damgalarlar. Türk devleti bir asırdır yapamadığını, bugün Öcalanperestler yapmaya çalışmaktadır: Kürdü “Türkiyeleştirmek,” yani fiilen Kırolaştırmak—Kürt ulusunu, kendi kendisiyle alay eden, kendi varlığını inkâra yönelen, kolonyal prototipi içeriden yeniden üreten bir aşağı özne-konumuna mahkûm etmek. Hayatını kaybeden Rêzan Javid’in annesinin feryadını asla unutmayacağım. O, PKK’nin Kürtleri kurtarmak için silaha sarıldığına hâlâ inanıyordu. Cenazede “Kürdistan bayrağına kurban olayım” diye haykırdı. İşte yeni-Kırolaşma, Türkiyeleşme adına, devletçi aklın içselleştirilmesiyle Kürtlüğü böyle imha eder: bir halkın onurunu değil, kendi kendisiyle alay etmesini siyasal ufuk hâline getirerek.

Kamal Soleimani

23,596 просмотров • 6 месяцев назад

Süleymancıların 2016'da hayatını kaybeden lideri Ahmet Arif Denizolgun Alihan Kuriş tarafından öldürüldü mü? Mavi Takkeliler Süleymancılar belgeseli 2016'da cemaatin lideri Ahmet Arif Denizolgun sağlığı yerindeyken Beykoz'daki çiftliğinde birden ölü bulundu. Tarih 15 Temmuz darbe girişiminden 2 ay sonra. 36 saat kimse yanına girmedi. 36 saat kimse bu adama ne oldu demedi. 36 saat sonra birden yanına girme gereği hissettiler ve öldüğünü gördüler. Polis çağırdılar. Polis saatler sonra oraya geldi. Olay yeri inceleme bir takım deliller toplayarak rapor hazırladı. Bu raporu Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına verdi. Başsavcılık bir bilgilendirme notu hazırladı. Ve bu bilgilendirme notunda Ahmet Arif Denizolgun'un şüpheli şekilde öldüğü belirtildi. Ağzından hala 36 saat sonra dahi kan gelmeye devam ediyor. Köpük geliyor. Boğazında da darp izleri var. O dönem yanında olan bazı kişiler ortada yok. Kaçmış, firar etmiş. Bu da şüpheli bir durumdur. Yani böylesine bir lider bakanlık yapmış, milletvekilliği yapmış, bütün dünyada faaliyet yürüten bir cemaatin lideri evinin çok yüksek derecede üst düzey bir güvenlikle korunması gerekirken çiftliğin kapısının anahtarı kilidin üstünde olur. Ve çok ilginç, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının bu şüpheli ölüm notuna rağmen adli tıp ölüm normaldir diyerek üstünü örtüyor. Ve herhangi bir soruşturma açılmıyor. İddia o ki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra devlet, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süleymancıların lideri Ahmet Arif Denizolgun'la görüştü. Destek istedi devletin FETÖ ile etkin bir mücadele yürüteceğini. Bunun için de Süleymancıların desteğini istediğini belirtti. Ahmet Arif Denizolgun tamam dedi. Fakat bundan rahatsız olan FETÖ bağlantılı bir kesim, Ahmet Arif Denizolgun'u cemaatin liderliğinden öldürerek indirdi. Bu iddiayı bizzat Fatih Süleyman Denizolgun ortaya attı. Ve biz araştırdık, öğrendik ki Alihan Kuriş, cemaatin çeşitli hocalarıyla lider olmadan önce hem Türkiye'de hem yurt dışında özellikle de Kanada'da bazı FETÖ bağlantılı isimlerle toplantılar yaptı. Ve bu toplantılarda Alihan'ın lider olması kararlaştırıldı. Ki Alihan Kuriş kim? Aslında göz önünde olan biri değil. Hatta iddia o ki cemaatin siyasi ve ticari ilişkilerini kendi menfaatleri için kullanan ve bu yolla zenginleşen birisi olduğu için Ahmet Arif Denizolgun döneminde yasaklanmış bir kişi. Ve bu kişi yaptığı çeşitli gizli toplantıların ardından cemaatin başına şüpheli bir şekilde geçti. İşte bu toplantılarda yer alanlardan biri de AG, cemaatin merkez yurdunun en önemli hocası. Uzun yıllardır merkezde görevli, FETÖ bağlantılı, Hidayet Karaca'nın evine gidip namaz kıldıran AG, Alihan Kuriş'i lider yapan isimlerden birisi. Biz bu tarihten itibaren bakıyoruz. Siyasi olarak cemaat açıktan tavır belirtiyor. İyi Parti'ye destek veriyor. İyi Parti'ye pek çok yerde belediye kazandırıyor. İyi Parti'ye pek çok yerde milletvekili kazandırıyor. Daha sonra CHP ile iş birliği yapıyor. CHP'de özellikle Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Antalya'da, İstanbul'da, Beykoz'da, Üsküdar'da, Tuzla'da, Beyoğlu'nda CHP ile açıktan iş birliği yapıyor. Bunun karşılığında hem siyasi hem ticari menfaat elde ediyor. Belediyelere kendi kadrolarını sokuyorlar. Özellikle İBB'de, Üsküdar'da, Beykoz'da, Ankara'da, Antalya'da, Alanya'da çok fazla belediye çalışan Süleymancılardan oluşuyor. Uzun yıllar cemaatin içinde bulunmuş pek çok kişi, Alihan Kuruş hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Hem dolandırıcılık suçu, mali suçlar, şüpheli ölüm suçları, suikast suçları, cemaat yurtlarında işkence, dayak, mobbing, baskı, tehdit, şantaj, hırsızlık, silahlı tehdit. Ortada büyük bir suç ve terör faaliyeti var. Bu terör faaliyetine destek var. Ortak olmalar, iş birliği var. Yapılan pek çok suç duyurusu var. Hem devlet içindeki kaynaklardan edindiğimiz bilgeye göre, hem cemaat içindeki önemli yöneticilerden öğrendiğimiz bilgeye göre, Alihan Kuruş ve yönetimine devlet operasyon yapmaya hazırlanıyor. Fatih Süleyman Denizolgu'nun 2021'de de bir operasyonu yapılacağı, ancak devlet içerisindeki bazı bürokratların buna engel olduğunu söylemişti. Şimdi biz yeni bir bilgiyi açıklıyoruz. Hükümete yakın üst düzey yöneticiler yeni bir talimat verdi ve yargıda şu an Süleymancılarla ilgili bir dosya hazırlanıyor. Çağlayan da özellikle örgütlü suçlar ve terörle mücadele suçlarda bir iddianame hazırlanıyor. Süleymancılara operasyon yakın. Fatih Süleyman Denizolgu'nun Alihan Kuruş'un bu durumdan haberdar olduğu, bilgisi olduğu, farkında olduğunu belirtiyor ve Alihan Kuruş'un Hollanda'ya kaçmaya hazırlandığını söylüyor. Devletin raporları Türkiye'de uyarıyor. Vatandaşları uyarıyor. Biz de uyarıyoruz. Süleymancılar cemaati Türk milletini ve Türk devletini tehdit eden bir konuma geldi. Artık bu yapıya karşı FETÖ'yle mücadele edildiği gibi etkin mücadele edilmeli. Çünkü hala bugün yargı içinde de, emniyet içinde de Süleymancılar faaliyet yürütüyor. Bunu bizzat emniyet mensuplarımız söylüyor. Mesela Adnan Oktar örgütüne operasyon yapan dönemin İstanbul Mali suçlarla mücadele şube müdürü Furkan Sezer bizzat şunu söyledi. Darbe girişiminden sonra emniyete giren rütbeli polislerin %20'si Süleymancıyım diyerek girdi. Başka bir delil, aydınlık bir fotoğraf yayınladı. O fotoğrafta dönemin Silifke Cumhuriyet Başsavcısı Selman Eskiler, cemaatin lideri Alihan Kuruş'un bir adım arkasında boynunu bükmüş, ellerini önden bağlamış şekilde ona hürmet edercesine yanında yürüyor. Bizim o fotoğrafı yayınlamamızdan sonra yargı harekete geçti ve Selman Eskiler'in görev yeri değiştirildi. Ve görevi düşürüldü. Başsavcılıktan savcılığa düşürüldü. Mersin'den Niğde'ye gönderildi. Aslında bir sürgün göreve gönderildi. Ama biz şunu görüyoruz. Süleymancılar bugün hala devlet içinde, emniyet içinde, yargı içerisinde aynı FETÖ vari taktiklerle faaliyet yürütmeye devam ediyorlar. Şırnak Üniversitesi'nde FETÖ yapılanmasını ortaya çıkardığımızda bizim karşımıza önemli bir bilgi çıkmıştı. Cemaat'in, üniversite içindeki en önemli elemanı, Bedirhan Önem'in bilgi kaynakları, en önemli yanındaki adamlar Süleymancıydı. Hem üniversitede hem emniyette. Ona bilgi aktaran kişiler Süleymancıydı. O bilgileri Almanya'da firari FETÖ'cü Cevheri Güven'e gönderen kişi Süleymancıydı. Bunların hepsini topladığımızda Süleymancıların nasıl tehlikeli bir yapı olduğunu, devlet içinde hala paralel bir faaliyet yürüttüğünü, FETÖ vari yöntemlerle çalıştığını görüyoruz. Bu tehlikeye, bu tehdide karşı Türk milletinin bilinçli olması lazım. Türk devletinin de artık etkin mücadele ederek müdahale etmesi lazım.

Herodot Diyor Ki

311,463 просмотров • 6 дней назад

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir konuşma yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları, Bakan Yardımcıları, 15 Temmuz şehitlerimizin aileleri ile 15 Temmuz’da gazi olan vatandaşlarımızın da yer aldığı törende konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: 15 TEMMUZ GECESİ ONURLU BİR DESTANA DÖNÜŞTÜ "Sözlerimin başında vatanı, bayrağı, mukaddesatı için 15 Temmuz’da hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, bu uğurda gazi olan kahramanlarımızı şükranla anıyorum. İstiklal ve istikbalimiz uğruna bu topraklara kanlarıyla mühür vuran şehitlerimizin ve gazilerimizin emanetleri olan siz değerli ailelerimize ve milletimizin yazdığı bu destanın her bir satırına ortak olan tüm vatandaşlarımıza saygılar sunuyorum. Tarih; geçmişin tanığı, geleceğin de rehberidir. Milletlerin kaderi de tarihten ilham ve ibret alarak şekillenir. Binlerce yıllık şanlı tarihimiz de milletimiz için ibretlik hadiselerle doludur. İşte 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan hain darbe girişimi de şanlı tarihimizin en karanlık olayı olarak ortaya çıkarken, kısa sürede onurlu bir destana dönüşerek hafızalarımızdaki yerini almıştır. Devletimizin bekasına, milletimizin iradesine kasteden bu menfur teşebbüs Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, asil milletimizin sarsılmaz iradesi ve güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle akamete uğratılmıştır. O gece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Jandarma ve Emniyet Teşkilatlarımızın vatansever mensupları, vatandaşlarımızla omuz omuza vererek millî iradeye, bağımsızlığımıza ve hukuka olan bağlılıklarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. BİR MİLLETİN KENDİ KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİNİN TESCİLİDİR 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişiminin püskürtülmesi değil, aynı zamanda bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin tescilidir. Bu şanlı direniş, Türk milletinin topyekûn bir inançla egemenliğine ve istiklaline nasıl sahip çıktığının eşsiz bir örneğidir. Ordu-millet anlayışındaki asil milletimiz, kahraman ordumuz ve güvenlik güçlerimizle birlikte tek yürek, tek yumruk olarak cumhuriyetimize, demokrasimize ve tüm bu kazanımlara canı pahasına sahip çıkmış bir kez daha dosta ve düşmana, Türkiye’nin asla esir edilemeyeceğini Türk milletine asla diz çöktürülemeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta sergilediği kahramanlığı karada, denizde, havada ülkemizin ve asil milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamak için gösterdiği kararlılığı ve 15 Temmuz’daki asil duruşu ile milletimizin göz bebeği olmuştur. Bugün de içine sızan hain unsurlardan temizlenen kahraman ordumuz, her zamankinden daha güçlü, daha disiplinli, daha caydırıcı ve daha etkin bir şekilde görevlerini ifa ederek necip milletimize nice gururlar yaşatmaktadır. TEK BİR KİŞİ KALMAYANA DEK FETÖ İLE MÜCADELEMİZ SÜRECEK Millî Savunma Bakanlığı olarak FETÖ ile mücadelemizi ilk günkü kararlılıkla sürdürüyoruz. Kim olduğuna bakmaksızın iltisaklı tek bir kişi dahi kalmayana dek bu mücadelemiz hukuk çerçevesinde etkin bir şekilde devam edecektir. Zira devletin kılcal damarlarına sızmış her illegal yapı, güvenliğimiz için ciddi bir tehdittir. Bu konuya dış güvenlik penceresinden bakıldığında da meselenin önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Öyle ki en son İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında aynı şekilde Ukrayna ve Rusya içerisindeki asimetrik saldırılarda, iç tehditlerin dış güvenliği nasıl zafiyete uğratabileceğine hepimiz şahit olduk. Bizler geçmişten ders alarak geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyoruz. Bu yüzden ülkemizin güvenliğini zedeleyebilecek en küçük bir zafiyete dahi tahammülümüz yoktur. Gerekli mevzuat çalışmaları stratejik önlemler ve tüm paydaş kurumlarla iş birliği içerisinde tüm tedbirlerimizi kararlılıkla almaya devam ediyoruz. ÜLKEMİZİN HEM BÖLGESEL HEM DE KÜRESEL ÖLÇEKTE GÜÇLÜ OLMASI ZARURET HÂLİNİ ALMIŞTIR Dünya hızla değişiyor krizler, çok yönlü tehlikeler, çatışmalar ve savaşlar her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Risklerin ve tehditlerin giderek çeşitlendiği bu ortamda ülkemizin hem bölgesel hem küresel ölçekte güçlü olması bir zaruret hâlini almıştır. Bu hassas ortamda Türkiye sadece kendi coğrafyasında değil, gönül coğrafyamızda da umudunu bize bağlamış dost ve kardeş ülkelerin güvenliğini gözeten, aktif ve yapıcı bir rol üstlenmektedir. Bu durum şanlı tarihimizin omuzlarımıza yüklediği büyük bir sorumluluktur. Bugün; ▪️Afrika’da kalkınmanın, Kafkasya’da barışın, ▪️Karadeniz’de istikrarın, Orta Doğu’da huzurun, ▪️Avrupa’da güvenliğin temel taşlarından biri olmuştur Türkiye. Ülkemizin bu vizyoner dış politikasının sahadaki en güçlü temsilcisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerimizdir. Kahraman ordumuz; Azerbaycan’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a, Kosova’dan Bosna Hersek’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada, barış ve istikrarın teminatı olarak görev yapmaktadır. Tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim ki Millî Savunma Bakanlığı olarak milletimizin sarsılmaz desteği ve millî-manevi değerlerimizin ışığında kutsal vatanımızın güvenliğini sağlamak için gece gündüz demeden çalışıyoruz. AMACIMIZ 'TERÖRSÜZ TÜRKİYE' SÜRECİNİN BAŞARIYLA TAMAMLANMASI 'Terörsüz Türkiye' hedefi yakın zamanda ulaşmayı amaçladığımız en temel eşiklerden biridir. Millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bir ve beraber olarak her türlü tehdidin üstesinden geleceğimize yürekten inanıyor her türlü kirli planı bertaraf edebilecek güçte olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyorum. Gerçek şu ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen süreç, sadece bugünümüzün değil, yarınlarımızın da güvenliğini sağlamaya yönelik tarihî bir adımdır. Yegâne amacımız, sürecin başarıyla tamamlanması ile milletimizin birliğinin ve kardeşliğinin pekişmesidir. Bu doğrultuda ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içinde dikkatli ve akılcı bir yaklaşımla çalışmaları sürdürüyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesinde ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunmuş, terör örgütlerine karşı kararlı duruşumuz ve etkin mücadelemiz gerçekleşmiştir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, hayatta olan gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine şükran ve saygılarımı sunuyorum. ÇOK YÖNLÜ FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ Savunma ve güvenlik görevimizin bir diğer önemli cephesi de Mavi, Gök ve Siber Vatanımızdır. Bu alanlardaki hak ve menfaatlerimizi korumak için yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesinden, geniş çaplı tatbikatlara kadar çok yönlü faaliyetlerimizi büyük bir azim, kararlılık ve başarıyla sürdürmekteyiz. Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye ve daha kudretli bir Türk Silahlı Kuvvetleri bırakmak için çalışmalarımıza yüksek bir heyecan ve motivasyonla devam edeceğiz. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygı ve minnetle anıyor; 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını veren tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize, şehit ve gazi ailelerimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Bu anlamlı programın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

52,764 просмотров • 1 год назад