Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Devleti ayakta tutan şey ve devletin dini Adalettir…. Devlet yönetiminde bulunan teknokratlar bu hatayı nasıl yaparsınız…. 7438 EYT Yasası Anayasaya aykırıdır, Sosyal Hukuk Devletimizin bekası için Kademe elzemdir,zaruridir.. #KademeHemenYasaya

12,874 görüntüleme • 1 yıl önce •via X (Twitter)

7 Yorum

EMAD Selim Torun profil fotoğrafı
EMAD Selim Torun1 yıl önce

Adalet bekliyoruz sayın vekilim @aligokcek @Mv_CavitAri @MustafaErdem_06 @ratureli @veliagbaba #EmadderBursaMitingi

MUSTAFA ÇELİK profil fotoğrafı
MUSTAFA ÇELİK1 yıl önce

Bu adaletsizligi yaratanlar imzası olan bürokrat memur amir ve tüm siyasiler büyük vebal aldılar şimdi bu vebalden kurtulmaları için adaletsizliği gidermek için çalışmak zorundalar öyle kenara çekilip bekleme lüksleri yok.#KademeHemenYasaya

Emeklilikte Kademe profil fotoğrafı
Emeklilikte Kademe1 yıl önce

Ortada herkesin bildiği kabul ettiği,kimsenin inkar etmediği bir ADALETSİZLİK var ‼️1 gün ile insanların hayatından 17-20 yıl gidemez,gitmemeli! Kademeli Emeklilik;bir hak ve adalet,vicdan ve hukuk,onur ve eşitlik arayışıdır. Kademeli emeklilik anayasal haktır. #KademeHemenYasaya

Kubilay BALCI ⚖️ profil fotoğrafı
Kubilay BALCI ⚖️1 yıl önce

Hak ve Adalet ile Acil Kademeli Emeklilik #KademeHemenYasaya

(EMAD)bjk profil fotoğrafı
(EMAD)bjk1 yıl önce

Kademe gelmeden olmaz

Haluk Uykucu profil fotoğrafı
Haluk Uykucu1 yıl önce

Tek istediğimiz adaletin yerine gelmesi #KademeHemenYasaya

Durmus 🕊️ profil fotoğrafı
Durmus 🕊️1 yıl önce

İki yurttaş aynı yasitta biri 43 yadinda emekli oluyor diğer yurttaş 60 yaşında Bütün şartlari doldurduk doldurmadan bir şey demiyecegiz sadece temsili 1 gün sonra aynı dönem ise beraber basladik 17 yıl sonra hiç adil değil bu #EmadderBursaMitingi

Benzer Videolar

Anayasa Madde 5 : Devletin temel amaç ve görevlerinden biride , Toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. 7834 EYT yasası toplumun huzur ve mutluluğunu bozan , sosyal hukuk ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayan bir engeldir. Lütfen 8 Eylül 99 sonrası için adaletli ve makul bir kademe ile bu engeli ortadan kaldırın. Bakanım Sayın Vedat Bilgin hakikaten konunun ne oldugundan bir habersiniz. İzin verin çıkarmış oldugunuz EYT yasasının Anayasanın 2,5 ve 60. Maddelerine aykırı oldugunu size verilerle açıklayalım…Çok sığ bir bakış açısıyla EYT konusunu size anlatmışlar ! #2000LerTorbaYasaya Yılmaz TUNÇ Cevdet Yılmaz Mahi_Nur Mehmet Özhaseki Alparslan Bayraktar Prof. Dr. Vedat Işıkhan Dr. Osman Aşkın Bak Mehmet Simsek Ali Yerlikaya Mehmet Nuri Ersoy Dr. Fahrettin Koca yusuf tekin Prof. Dr. Ömer Bolat Abdulkadir URALOĞLU İbrahim Yumaklı Mehmet Fatih KACIR Dr. Fatih Erbakan Recep Tayyip Erdoğan Yeniden Refah Partisi Mehmet Aşıla Doğan Bekin @mvsuatpamukcu Mehmet Altınöz Naim Öztürk Av. Arb. Ahmet Gök Melih Güner İsa Karakaş/Başmüfettiş&Başuzman Yavuz Barlas ERCAN SEKİ Kürşad Oğuz Serap Belet Emine Başak Şengül Ece Üner Doğuşcan Aydın Aygün Feridun BAHŞİ @Av_Burcu03 ALİ DUMAN Raşit Emir Süer Adnan Beker Meral Akşener Koray Aydın UĞUR POYRAZ Ümit Dikbayır Prof.Dr.Kürşad ZORLU Dr. Erhan Usta Müsavat Dervişoğlu Orhan Kotan Ahmet AYDIN Adnan Beker

Emeklilikte Kademeli Yaş Düzenlemesi

19,605 görüntüleme • 3 yıl önce

ÖZGÜR ÖZEL’E AÇIK VE NET CEVABIMDIR! Bence yalan konuşuyorsunuz sayın Özgür Özel Sayın Özgür Özel, videonuzu başından sonuna kadar dinledim. Söylediklerinizi dikkatle dinledim ama açık konuşayım: Ben bu vaatlerinize inanmıyorum! “Her yere kreş yapacağız, kimseyi işsiz bırakmayacağız, her şeyi düzelteceğiz…” Söylemesi kolay Özgür Efendi! Türkiye Cumhuriyeti Devleti, seçim meydanlarında verilen sınırsız vaatlerle yönetilecek bir devlet değildir. Milyonlarca insanın geleceği, ekonomisi, güvenliği ve alın teri söz konusudur. Siz bugün çıkıp her soruna çözüm bulacağınızı söylüyorsunuz. Peki bunun kaynağı nerede? Hangi bütçeyle yapacaksınız? Hangi kadroyla yöneteceksiniz? Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ağır meseleleri nasıl çözeceksiniz? “İktidar olacağız” diyorsunuz. Peki, hodri meydan! Milletin karşısına çıkın; sadece slogan değil, somut projelerinizi anlatın. Ekonomiyi nasıl yöneteceğinizi, istihdamı nasıl artıracağınızı, devletin güvenliğini nasıl sağlayacağınızı açık açık anlatın. Çünkü devlet yönetmek başka, muhalefet sıralarında oturup vaat sıralamak başkadır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın yıllardır yönettiği bu devletin bütün yükünü, sorumluluğunu ve imkânlarını siz de çok iyi biliyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sizin seçim laboratuvarınız değildir! Bu millet neyin gerçek hizmet, neyin seçim vaadi olduğunu görecek kadar feraset sahibidir. Özgür Özel, söz sizin olabilir… Ama son söz daima MİLLETİNDİR! Sandık kurulduğunda herkes hesabını millete verecek. Bizim ölçümüz laf değil, eser; vaat değil, icraat; slogan değil, devlet ciddiyetidir. ÖNCE DEVLET, ÖNCE MİLLET, ÖNCE TÜRKİYE! BİZİM YERİMİZ BELLİDİR! Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, devletimizin ve milletimizin birlik ve beraberliği için her zaman Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Bilge Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin yanındayız. Duruşumuz nettir, sözümüz açıktır, istikametimiz bellidir. Liderimizin yanında, devletimizin emrinde, aziz milletimizin hizmetindeyiz. Ne makam hesabımız vardır ne de menfaat kaygımız. Bizim sevdamız Türkiye, davamız Türk Milleti, yolumuz Cumhur İttifakı’dır. Rabbim devletimizi, milletimizi ve liderlerimizi korusun. Ne Mutlu Türküm Diyene! 🇹🇷 Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Akın Gürlek Mustafa ÇİFTÇİ ABDURRAHİM AVCIOĞLU

Abdurrahim Avcıoğlu

13,143 görüntüleme • 1 ay önce

Anadolu’da aile, milleti ve devleti ayakta tutan en temel ögedir. Aile, kendi içinde varoluşun sırlarına uyumlu hareket ettiğinde; sevgi, muhabbet, paylaşma ve dayanışma odaklı bir aile sosyolojisi ortaya çıkar. Bu yapı, sadece milletin eğitimi ve devletin yükünü hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda insanlığın meseleleri karşısında ortak bir tavır geliştirilmesine de önemli katkılar sağlar. Bu nedenle, “Yapay zeka devrimi ve dijital dönüşüm karşısında aile ve büyük aile kavramlarını nasıl konumlandıracağız?” sorusundan ziyade, “Bu değerlerimizi yeni çağın koşullarında nasıl daha da güçlendirebiliriz?” sorusuna odaklanan çalışmalara her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Ailelerin kendi iç sorumluluklarını üstlenerek, iletişim kurmaları ve devletin yükünü paylaşmaları bugün her zamankinden daha elzemdir. İşte bu anlayışla hareket eden Anadolu’nun köklü ailelerinden Külünkoğlu Ailesi, önemli bir çalışmayı Umut Sensin ile birlikte gerçekleştirdi Mütevazı ve içten bir yaklaşımla, sadece bir haftalık kısa bir süre içerisinde Gazze’deki soykırım ve insanlık dışı saldırılar karşısında büyük bir acıyı yaşayan ve siyonizm tarafından yık edilmek istenen kardeşlerimizin asil mücadelelerinin yanında olduklarını göstermek ve ekmeklerini bölüşmek amacıyla harekete geçen Külünkoğlu Ailesi, Umut Sensin ‘un yöneticiliği ile Gazze’ye ekmek üretimi için un gönderdi. Bu kıymetli çalışmada hiç şüphesiz esas Umut Sensin olmuştur. Yerinde sahiplenen, süreci doğrudan yöneten Umut Sensin büyük bir sorumluluk üstlenmiş ve öncü bir rol oynamıştır. Hem Külünkoğlu Ailesi’ne gönülden teşekkür ediyor, hem de Umut Sensin ‘a bu gayretli ve samimi çabalarından dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.

Metin KÜLÜNK

63,374 görüntüleme • 1 yıl önce

BU KARARIN ARDINDAN TÜRKİYE'DE HİÇBİR YURTTAŞIN GELECEĞİ GÜVENDE DEĞİLDİR. BU KARARLA BİRLİKTE, HUKUK DEVLETİ BİR KEZ DAHA ASKIYA ALINMIŞTIR. 📌 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diplomasına ilişkin açılan davada, bugün 5. İdare Mahkemesi kararını açıkladı. 🔴 Mahkeme, yapılan başvuruyu reddederek İstanbul Üniversitesi’nin diploma iptaline ilişkin işlemini hukuka uygun buldu ve onayladı. 📌 Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için üniversite mezunu olma şartı vardır. Ekrem İmamoğlu’nun diploması, fiilen ve hukuken yalnızca Cumhurbaşkanlığı adaylığı açısından tartışma konusu yapılmıştır. 🔴 Nitekim Ekrem İmamoğlu gözaltına alınmadan bir gün önce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açık baskısı altında, yetkili makam olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bu yönde bir karar vermediği için, yetkisiz biçimde İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından diploma iptali kararı alınmıştır. Bu işlem başlı başına hukuka aykırıdır. 📌 İdare hukukunda idari işlemlerin istikrarı, hukuki güvenlik hakkı ve kazanılmış haklar ilkesi vardır. Bu ilkeler, hukuk devletinin omurgasını oluşturur. 📌 Danıştay içtihatlarıyla ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla yıllar içinde yerleşmiş bu temel ilkeler, söz konusu kararla yok sayılmıştır. Bu karar, yalnızca bir kişiyi değil, herkesi güvencesiz hale getirmiştir. ➡️ Ekrem İmamoğlu, yaklaşık 35 yıl önce Kıbrıs’ta öğrenciyken İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin Milliyet gazetesinde yayımladığı ilana başvurmuştur. ➡️ İlanda belirtilen tüm koşulları yerine getirmiştir. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, üç kişilik bir jüri/komisyon oluşturmuş, bu komisyon başvuruları incelemiş ve Ekrem İmamoğlu’nun başvurusunun uygun olduğuna karar vermiştir. Ardından kaydı yapılmıştır. ❓Bir öğrencinin, devletin bir kurumunun —bir üniversitenin— yaptığı işleme güvenmekten başka ne yapması beklenebilir? ➡️ Ekrem İmamoğlu, üniversitenin yaptığı bu işleme güvenmiştir. Eğitimini tamamlamış, derslerini başarıyla vermiş ve diplomasını almıştır. 🔴 Bugün ise kendisine, “31 yıl sonra sen iyi niyetli değilsin, kötü niyetlisin” denilmektedir. Bir mahkeme heyeti, 35 yıl önce bir gencin iyi niyetli olup olmadığını nasıl sorgulayabilir? Nasıl onun yerine geçerek böyle bir hüküm kurabilir? 🔴 Hukuk devletinin özü şudur: Devletin yaptığı işlemler askıda bırakılmaz, keyfi biçimde tartışmaya açılmaz. Eğer devlet kendi işlemlerini yıllar sonra geçersiz sayabiliyorsa, artık ortada bir hukuk devletinden söz edilemez. 📌Bu nedenle altını özellikle çizerek söylüyorum: ➡️ Bu karar Ekrem İmamoğlu’yla ilgili bir karar değildir. ➡️ Bu karar, bu Cumhuriyet’in hâlâ bir hukuk devleti olup olmadığıyla ilgilidir. ➡️ BU kararla birlikte, hukuk devleti bir kez daha askıya alınmıştır. #Ekremİmamoğlu

Sezgin Tanrıkulu

21,133 görüntüleme • 8 ay önce

Sayın Cem Küçük Cem Küçük Sayın Murat İde Murat ide Sayın Fatih Atik Fatih Atik Dün akşam yayınlanan #MedyaKritik programında Sayın Bilal Erdoğan’nın ‘’EYT inanılmaz yüklere sebep oldu.’’ Sözlerine istinaden görüşlerinizi dikkatle izledik. ‘’1999 ve 2008 yıllarında yapılan Sgk reformları ile gelinen 20 senelik sıkı politika 3/3/2023 tarih 7438 sayılı yasa ile bir anda bozulmuştur’’ dediniz. Bununla beraber adalet, iş barışı ve sosyal devlet anlayışı da bozulmuştur. Özellikle bu durum göz ardı edilemeyecek büyük bir felakettir.‼️‼️ Ancak söz konusu düzenlemeler tüm çalışanları kapsayacak şekilde yapılmışken, 7438 sayılı yasa bir tarihi(8/9/99) baz alarak yaş şartsız düzenlenince aynı zamanda akranlar arasında 17/20 senelik uçurum oluşmasına da sebebiyet vermiştir.‼️ 7438 sayılı kanunun, 23/5/2002 tarihindeki anayasa mahkemesi kararında belirtilen adil, makul, ölçülü kademe gerekçesini dikkate almadan hazırlanması neticesinde anayasanın 2,5,10 ve 60. maddelerine aykırılık teşkil etmiştir.‼️ EYT yasasının sorumlusu ne muhalefet, ne de bu haktan yararlanan çalışanlar olamaz.‼️‼️‼️‼️ Seçim öncesinde tüm çalışanları kapsayan çalışma yapılıyor sözleri üzerine, kimseyi mağdur etmeyecek bir çalışma yapılıp, hem o güne kadar 50 yaşına kadar çalışan EYT çalışanların hakları korunup, hem de 99/2008 arasına adil makul ölçülü bir kademe konulabilirdi.‼️ Ne bütçe bu kadar zorlanırdı, ne çalışanlar arasında adaletsizlik olurdu, ne de 8/9/99 sonrası çalışanlar ikinci sınıf vatandaş konumunda hissederek hükümete güveni sarsılmazdı‼️ Belli oldu ki hükümet çalışıyoruz dediği EYT yasası için, hiç çalışmamış ve çalışan emeğini oy potansiyeli olarak hesaplayarak yasa yapmıştır.‼️ Asıl akademik çalışma konusu, çalışma hayatı olan bir bakanın bu kadar önü arkası düşünülmeden bir yasa yapmış olması bu gerçeği öne çıkartmaktadır. ‼️ EYT sorunu çözüldü reklamları, kamu spotları paylaşım yapılırken bu yasanın daha büyük mağduriyetler doğuracağı bilinmiyor olması mümkün değildir.‼️ Bu nedenle her mevkide ve her vatandaşta bir pişmanlık sözleridir aldı başını gidiyor‼️ Gelinen durumun tam bir felaket olduğu doğrudur‼️ Yaşı küçük olan emekli Yaşı büyük olan cezalı Primi az olan emekli Primi fazla olan ve cezalı Herkesin konuştuğu EYT yasasının en büyük mağduriyetini maalesef 2000-2008 arası çalışanlar yaşıyor şu anda‼️ Dünyadan çalışma hayatı yaş örnekleri verirken; Dünyanın hiç bir ülkesinde 43 yaşında emekli olmadığını değil de, Dünyanın hiç bir yerinde akranlar arası 17/20 yıl fark olmadığından da bahsedin lütfen‼️ Adalet sadece kendimiz haksızlığa uğradığımızda aklımıza gelecek bir kurtarıcı değildir. Adalet kişinin ve kişilerden oluşan toplumun ahlakının ilk şartıdır.‼️ Adaleti, adaletsizlik sadece kendi başımıza geldiği zaman ararsak, gün gelir, o adaleti hiçbir yerde bulamayız...‼️‼️‼️ #AdaletKademeİleMümkün #MedyaKritik TGRT HABER Cem Küçük Murat ide Fatih Atik AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Hasan Basri Yalçın Abdullah Güler

Mihriban UĞURLU ⚖️

32,851 görüntüleme • 2 yıl önce

Emeklilikte Yaş kriterinde , 8 Eylül 99 öncesine 38/43 sonrasına 58/60 yaş öngören EYT yasası sonrasında , Yaşları 40-55 arasında değişen milyonlarca üniversite , yükseköğrenim mezunu , Kayıtsız Stajyer ve depremzede vatandaş , Kendilerinden yaşça ve ödediği prim olarak düşük vatandaşların emekli edilmesini Anayasaya aykırı bularak , EYT yasası sonrası Adil , Makul ve Kademeli emeklilikte yaş kriterinin getirilmesi için siyasi düzlemde mücadele vermektedir. Bu dakikadan sonra Akıl , Mizan , Mantık ve adalet saikleriyle konuya yaklaştığınızda ( Bencil olarak değil ) , halen 38/43 yaş EYT yasasına dahil olabileceğini düşünen bir tane vatandaş var mıdır ? LÜTFEN SİZİ KİMSENİN KANDIRMASINA MÜSADE ETMEYİN… İstikametiniz devletimizin bekası , Sosyal Adalet , Toplumsal huzur ve Barış içinde kademeli olarak hakkımızı geri almak olmalıdır.EYT ile kaybettiğimiz Kademeli hakkımızı geri kazanmak için siyasi mücadeleye devam ‼️‼️ #2000LereAdaletliYasa Recep Tayyip Erdoğan Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Vedat Işıkhan Mehmet Simsek Dr. Mehmet Muş Binali Yıldırım Hayati Yazıcı Vedat Demiröz Mustafa Elitaş Mustafa Şentop Nihat Zeybekci 🇹🇷 HAMZA DAĞ Abdullah Güler Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Bahadır Yenişehirlioğlu Abdulhamit Gül Yılmaz TUNÇ Dr.Betül Sayan Kaya 🇹🇷 Mahir Ünal 🇹🇷 Jülide Sarıeroğlu 🇹🇷 Ayşe Keşir 🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Çiğdem Karaaslan Eyyüp Kadir İnan Prof. Dr. Ömer Bolat Erkan Kandemir Ahmet AYDIN Efkan Âlâ MUSTAFA ŞEN Lütfiye Selva Çam 🇹🇷 Mücahit Birinci @CeydaBC47 Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu Mehmet Ali Çelebi Hasan Doğan Yusuf Ziya Yılmaz🇹🇷 Hasan Basri Yalçın Fahrettin Altun Dr. Leyla Şahin Usta 🇹🇷 Derya Yanık AK Parti CHP 🇹🇷 Kemal Kılıçdaroğlu Veli Ağbaba Ömer Fethi Gürer Özgür Özel @Av_Burcu03 Dr. Müzeyyen Şevkin

Emeklilikte Kademeli Yaş Düzenlemesi

28,173 görüntüleme • 2 yıl önce

Sayın Cevdet Yılmaz, Cevdet Yılmaz Sosyal medyada dile getirilen talepleri yalnızca uzaktan takip ettiğiniz ve doğrudan halkın içine inip sorunu bizzat yaşayanlardan dinlemediğiniz için, konuyu yalnızca muhalefetin popülist söylemleri çerçevesinde değerlendiriyorsunuz. Bize en büyük istismarı muhalefet değil adaletsizce çıkarttığınız 7438 sayılı Eyt yasası ile çok çalışan fazla primliyi 17-20 sene sonraya atarak bizzat sizler yaptınız. Muhalefetin bu konuyu istismar etmesinin önüne geçmek tamamen sizin elinizdedir. Bu doğrultuda, konuyu en iyi bilen, doğrudan mağduriyeti yaşayan ve bu alandaki en büyük sivil toplum kuruluşu olan EMADDER’in taleplerine kulak vermeniz gerektiğini düşünüyoruz. Sorunun çözümünü bizlerden, ilk ağızdan dinlemeniz büyük önem taşımaktadır. Kısa vadede çözüm üretmekten bahsederken, 3 Mart 2023 tarihinde yürürlüğe giren 7438 sayılı yasa ile EYT kapsamında yaşanan kademeli geçiş uygulamasına onay vermeyerek sosyal güvenlik sisteminde şimdiye kadarki en büyük mağduriyetlerden birine neden oldunuz. Bu durumun bir hata olduğunu defalarca sizler de ifade ettiniz. Bu düzenleme, kısa vadede alkış toplamak ya da oy kazanmak amacıyla yapılmış olsa da uzun vadede büyük bir adaletsizliğe ve güvensizliğe sebep olmuştur. Dediğiniz gibi bir kesimi memnun ederken, diğer kesimin hayatını ciddi şekilde etkileyen, sosyal barışı zedeleyen bir eşitsizlik ortaya çıkmıştır. Kalıcı sosyal kazanımlar için sağlıklı ekonomik politikaların yanı sıra, önce adaletin tesis edilmesi gerekir. Vatandaşlar arasında anayasal eşitliğe aykırı olan bu düzenleme bir an önce gözden geçirilmeli, kademeli ve adil bir geçiş sistemi hayata geçirilmelidir. Adalet olmadan üretimde, verimlilikte, eğitimde ya da teknolojide sürdürülebilir gelişme beklemek mümkün değildir. Devletin temel görevi, vatandaşlarına eşit haklar sunmak ve ayrıştırıcı uygulamalardan kaçınmaktır. Bugün toplumumuzun bir kesimi, kısa vadeli bir düzenlemenin uzun vadede doğurduğu mağduriyetle yaşamaktadır. Bu durumun adalet sağlanmadan düzelmesi mümkün gözükmemektedir. Devletimizin ekonomik gücünün yerinde olduğunu ve bazı kesimlerde yaşanan sıkıntıların farkında olunduğunu biliyoruz. Birçok AK Parti milletvekiline yaşadığımız mağduriyeti aktarma fırsatı da bulduk. Bu noktada muhalefetin popülist söylemleri bir yana bırakılarak, mevcut yasayla ortaya çıkan adaletsizliğin giderilmesi yönünde çözüm odaklı adımlar bekliyoruz. Bu vesileyle randevu talebimizi bir kez daha yineliyoruz. Adaletin olmadığı bir yerde verimlilikten, üretimden, refahtan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle EYT kapsamında doğan kademesizlik sorununun bir an önce çözülmesini ve bu konudaki taleplerimizin dikkate alınmasını önemle arz ediyoruz. EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ ‘ nin hiç bir siyasi görüşü ve tarafı yok her partiye ve lidere gönül veren arkadaşımız var. Adalet talebinin partisi olmaz, siyaset üstüdür. Lütfen adalet ekseninde yasal çerçeveler ile konuya bakınız. #KademeliEmeklilik bu ülkenin en büyük ADALET sorunudur‼️ Saygılarımla Emeklilikte Adalet Derneği Genel Başkanı Mihriban Uğurlu AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan Fahrettin Altun Abdullah Güler

Mihriban UĞURLU ⚖️

29,256 görüntüleme • 1 yıl önce

TV programına katılan B.A.E. vatandaşının konuşmasından alıntıdır. "Şunu sormak gerekiyor: Aynı dine mensup iki insan, neden iki farklı ülkede bu kadar farklı davranış biçimleri sergiliyor? Dubai’de yaşayan bir Müslüman genellikle sakin, kendine güvenli ve çevresine açıkken; Londra’da yaşayan bir Müslümanın bir kısmı neden radikalleşmeye, hatta antisemitizme sürükleniyor? Din aynı din. O hâlde mesele din değil, ortam. Dubai’de inanç, güçlü bir hukuk ve düzen sistemi içinde korunuyor. Devlet net bir çerçeve çiziyor. Din orada din olarak kalıyor; siyasi ya da ideolojik bir silaha dönüşmesine izin verilmiyor. Ama Londra’da tablo farklı. İnanç, devletin boş bıraktığı alanlarda, ideolojik aktörlerin eline terk edilmiş durumda. Hamas gibi bazı İslamcı yapılar İngiltere'ye entegrasyon için gelmedi. Onlar örgütlenmek için geldi. Gençleri propaganda ile etkiliyorlar, mağduriyet duygusunu körüklüyorlar, öfkeyi kimliğe dönüştürüyorlar. Bağışları finansmana, korkuyu itaate çeviriyorlar. Bir süre sonra insanlar ne söyleyebilir, neyi söyleyemez hâle geliyor; buna onlar karar vermeye başlıyor. Ve bu bir gecede olmadı. İngiltere bir anda çökmedi. Yavaş yavaş yeniden programlandı. Çeşitlilik, bir noktadan sonra uyum değil teslimiyet olarak yorumlanmaya başladı. Hoşgörü, sınırları olmayan bir sessizliğe dönüştü. Kimse rahatsız etmek istemediği için, asıl sorunlar konuşulamaz hâle geldi. Ben buna ‘İngilizstan’ diyorum. Yani hukukun ve ortak yurttaşlık kültürünün geri çekildiği, kimlik siyasetinin boşluğu doldurduğu bir yapı. Burada sorun din değil. Sorun, devleti ve toplumu ayakta tutan kuralların zayıflaması.” Sizce haklı mı? Acaba DİN ile DİNCİLİK gerçekten farklı olgular mı? Acaba DİNCİLİK, siyasilerin beceremediği ülke yönetiminde kalmak için sığındıkları son liman mı?

Alphan Manas

55,239 görüntüleme • 9 ay önce

Sabaha not düşelim… Tarihte büyük imparatorlukların ve güçlü devletlerin çöküşündeki en temel sebeplerden biri, orta sınıfın yok olması ve zengin ile dar gelirli arasındaki mesafenin derinleşmesidir. ARA NOT:BUGÜN ÜLKEMİZDE OLAN BUDUR DİKKAT. Çünkü devletleri ayakta tutan asıl güç; toplumdaki adalet duygusu, denge ve sokaktaki insanın ekonomik anlamda nefes alabilmesidir. Cebin,mutfağın,sofranın etrafında ki insanın ve ailenin nefes alma kabiliyetinin mümkün olmasıdır. Ne yazık ki bugün uygulanan politikalar, Türkiye’nin omurgasını oluşturan geniş kitlelerin hayatını her geçen gün daha da zorlaştırırken, küçük bir azınlığın sahip olduğu imkânları ölçüsüz biçimde büyütmüş, toplumdaki ekonomik ve sosyal uçurumu tehlikeli bir seviyeye taşımıştır. Tarih, bu dengenin bozulduğu hiçbir yerde uzun süre huzurun korunamadığını gösteriyor. Anlayan anladığı kadar anlar… Vesselam. Roma İmparatorluğu: Toprak ve servet belirli elitlerin elinde toplandı, halk ağır vergiler altında ezildi, orta sınıf zayıfladı ve devletin toplumsal gücü çözüldü. Fransız Devrimi:Elitler büyük bir refah içindeyken halk açlık ve ağır ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldı; gelir adaletsizliği toplumsal öfke ve patlamaya dönüştü. Osmanlı İmparatorluğu Gerileme Dönemi:Üretim zayıfladı, vergi yükü halkın üzerine yıkıldı, ekonomik denge bozuldu ve devlet-millet arasındaki güven aşındı.Bir grup yönetici ve elit refah içinde hiçbir şey olmamış gibi yaşadı Sovyetler Birliği’nin Dağılması:Halkın yaşam standardı düşerken ayrıcalıklı bürokratik sınıf büyüdü; ekonomik adaletsizlik ve sistemin halka yabancılaşması çözülmeyi hızlandırdı. 1929 Büyük Buhranı:Orta sınıfın çökmesi, işsizliğin büyümesi ve servetin dar bir çevrede toplanması birçok devleti siyasi ve sosyal krizlere sürükledi. Esas hep aynı nokta: Devletler çoğu zaman dış saldırılarla değil, içeride bozulan özellikle gelir ve sosyal adalet dengesiyle zayıflamıştır ve çöküş sürecine girmiştir.

Metin KÜLÜNK

139,169 görüntüleme • 4 ay önce

İnsanı yaşat ki, Devlet YAŞASIN! Sn: Recep Tayyip Erdoğan Sn: Devlet Bahçeli Sn: Oktay SARAL Sn: Prof. Dr. Vedat Işıkhan Sn: Mehmet Simsek Sn: İbrahim Yumaklı Sn: Talat Atilla TV100 Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu T.C. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi T.C. Cumhurbaşkanlığı T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı T.C. Millî Eğitim Bakanlığı T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı HAKKIMIZ DEVLETİN ZİRVESİNDE: ÇIRAKLIK VE STAJ SİGORTASI MAĞDURİYETİ ÇÖZÜM BEKLİYOR! Staj ve Çıraklık Sigortası Mağdurları Federasyon olarak, yıllardır her platformda gür sesi olduğumuz haklı mücadelemiz, devletimizin en üst kademesi olan Cumhurbaşkanlığı nezdinde ve ulusal basında en güçlü haliyle yankılanmaktadır. Tv 100 ekranlarında yayınlanan "Talat Atilla ile Memleket" programında ortaya konan gelişmeler, haklı hak arayışımızın devletimizin zirvesinde nasıl büyük bir karşılık bulduğunu ve çözüm kapısının aralandığını bir kez daha kanıtlamıştır. Bir Memleket Meselesinin Sesi: Sn. Talat Atilla “Meslek okulları memleket meselesidir” düsturuyla yola çıkan Federasyonumuz, yüzbinlerce geçmişin çırak ve stajyerinin hakkını ve geleceğini ilgilendiren bu hayati mücadeleyi, doğrudan Sayın Bakanımıza aktaran duayen gazeteci Sayın Talat Atilla’ya camiamız adına canıgönülden teşekkür ederiz. Kendisi, canlı yayında sergilediği tarafsız yayıncılık ve ilkeli duruşuyla, konuyu Bakanlar Kurulu seviyesinde gündeme getirmek için çaba göstermiş; haklı sesimizin en yetkili mercilere iletilmesinde çok kıymetli bir köprü olmuştur. TV100 ailesine ve Sayın Talat Atilla’ya bir kez daha teşekkür eder, desteklerinin devamını dileriz. Sesimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın Makamında: Sn. Oktay Saral ​Programda paylaşılan en umut verici gelişme, haklı mücadelemizin ve sesimizin devletin zirvesine ulaştığı gerçeğidir. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sn. Oktay Saral’ın, çıraklık ve staj sigortası mağduriyetimizi bizzat Sayın Cumhurbaşkanımıza ulaştırdığını ve bu durumu "Hak ve Adalet Çağrınızı İlettim" diyerek teyit etmesi, yürüttüğümüz kararlı duruşun en somut yansımasıdır. Sesimizi doğrudan devletin en üst makamına duyurarak adaletin kapısını aralayan Sn. Oktay Saral’a teşekkür ediyor; bu sürecin haklarımızın tanınmasıyla nihayete ermesi için desteklerinin devamını bekliyoruz. Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a Sesleniyoruz: Makamınıza sunulan bu hak ve adalet çağrımız; Çocuk yaşta tezgah başında, sanayide, atölyede döktüğümüz alın terinin, verdiğimiz emeğin hakkıdır. İlk işe giriş tarihimizin uzun vadeli sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi, devletimizin büyüklüğünün ve adalete olan inancımızın bir tezahürü olacaktır. Zat-ı devletlerinizin bu adaletsizliği tek bir iradeyle çözeceğine ve hakkımızı teslim edeceğine olan inancımız tamdır. Tarım ve Orman Bakanımız Sn. İbrahim Yumaklı’ya Sesleniyoruz: Programda gösterdiğiniz yapıcı yaklaşım ve bu konuları kabine toplantısında Milli Eğitim Bakanımıza aktarma yönündeki iradeniz bizim için çok kıymetlidir. Gösterdiğiniz hassasiyet vesilesiyle, kabinede bu koordinasyonun sağlanmasında öncü olmanızı bekliyoruz. (ÇSGB) ile (MEB) Sesleniyoruz: Çıraklık ve stajla çalışma hayatına başladığımız günlerde, Ticaret Odaları, MEB, işverenler ve ailelerimizin imzasını taşıyan resmî sözleşmelere güvenerek geleceğimizi inşa ettik. O gün atılan imzalar, devletin güvencesini temsil eden resmî taahhütlerdir. MEB bünyesinde çırak ve stajyer olarak fiilen çalışan, üreten; bir işçi gibi emek veren bizlerin işçilik haklarının, ÇSGB tarafından tam sosyal güvenceyle yasal güvence altına alınması ve insan onuruna yakışır, adil şekilde değerlendirilmesi Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereğidir. Resmî iş sözleşmesi ve SGK işe giriş bildirgesiyle çalışıp kısa vadeli sigorta kollarından mahrum bırakılan, maliyetsiz iş gücü olarak çalıştırılan çırak ve stajyerlerin hak ettiği değeri teslim edin. Hâlen devam eden bu sisteme son verin. Geçmişin emeğine sahip çıkmak, bugün hakları teslim etmek ve geleceği inşa etmek ancak böyle mümkündür. İlgili bakanlıklarımızın ortak akılla bu düğümü çözmesi kaçınılmaz bir sorumluluktur. Sn. Cumhurbaşkanım #ÇırakStajyerinHakkıSizde

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

12,265 görüntüleme • 3 ay önce

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 21 Ocak’tan bu yana gayrı hukuki bir şekilde tutuklu. Yaklaşık 4,5 aylık bir tutukluluğun ardından 11 Haziran’da duruşmaya çıkacak. Ümit Özdağ, uzmanı olduğu ve hakkında yıllardır makaleler ve kitaplar yazdığı, konferanslar ve medyaya demeçler verdiği konularda, Türk milletini potansiyel risklere ve yakın tehlikelere karşı uyarmaya çalıştığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü, ulus devletimizi, sınır güvenliğimizi, demografik yapımızı, toplumsal barışımızı, ekonomimizi, geleceğimizi ve her şeyimizi savunmak için, bir siyasi parti liderinin sorumluluğu ve görev bilinciyle yaptığı uyarılardan ceza üretmeye çalışan iktidarın, artık iyice araçsallaştırdığı hukukla tutuklandı. Sığınmacı politikasının çok yanlış uygulandığı, Türkiye’nin sessiz istila edildiği, Türkiye’nin uyuşturucu bataklığına savrulduğu, Afgan ve Suriyeli göçmenlerin kontrolsüz ve kaçak ülkemize girdiği, Türkiye’nin demografik yapısının değiştirildiği gibi yaşamsal derecede önemli, beka sorununa evrilebilecek konularda Türk milletini uyarmaya çalıştığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yapması gerekenleri yaptığı için tutuklandı. Ümit Özdağ, TCK 216’da yer alan; halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek veya aşağılamak suçlamasıyla tutuklandı. Çok haklı ve yerinde uyarıları suç unsuru olarak kabul edildi. Tıpkı benim, seçim güvenliği ve elektronik oylamanın sakıncalarıyla ilgili yaptığım uyarıların, halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, gerçeğe aykırı bilgiyi yayma amacıyla yaptığım suçlamasıyla, TCK 217A’dan tutuklandığım gibi. İkimiz de kamu barışını bozma suçlamasıyla tutuklandık, kamu barışının bozulma riskine karşı milletimizi uyarmaya çalıştığımız halde. Bu iki madde de maalesef muhalif düşünceleri bastırmak ve diğerlerine de gözdağı vermek amacıyla, somut kanıtlarla değil de niyet okumayla uygulanıyor. Hukuk hiç bu kadar eğilip bükülmemişti Türkiye’de. Yandaşlara dokunamayan ve cezasız bırakan ve daha çok cüretkarlaşmalarına yol açan hukuk, muhaliflere gelince düşman hukukuna dönüşüyor ve hedef kişilerin sosyal medya paylaşımlarından suç üretiliyor ne yazık ki. Oysa adalet devletin temelidir ve devletin dini adalettir. 2400 yıl önceden seslenen filozofun dediği gibi; Adalet olmazsa, devlet büyük bir çeteden başka nedir ki? Böyle bir devlet yurttaşlarına eşitlik, özgürlük, güvenlik, mutluluk, toplumsal barış ve ilerleme verebilir mi hiç? Ümit Özdağ, Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı’nı korumak için TCK’da yer alan, ancak partili bir Cumhurbaşkanın siyasi faaliyetleri ve konuşmaları için uygulanması bir hukuk garabeti olan, 2016’da benim de yargılandığım ve beraat ettiğim, neredeyse 7’den 70’e herkesin başını derde sokabilecek, TCK 299’dan da yargılanıyor. Ümit Özdağ, terör örgütüyle sürdürülen, bana göre bu şekilde çözüm olma ihtimali sıfır olan II. Açılım sürecinin tehlikeleri hakkında da, Silivri’den hala bizi uyarmaya devam ediyor ve çok iyi yapıyor. Tarihsel sorumluluğunu ve görevini her şart altında yerine getiriyor. Normal şartlarda asla olmayacak şey olan MHP – DEM yakınlaşmasına, teröristbaşının kurucu önder yapılarak meşru siyasi aktör haline getirilmesine, durduk yerde bebek katili terör örgütüyle masaya oturulmasına, Anayasa’mızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesinin tartışmaya açılmasına, PKK’nın Lozan’ı hedefe oturtmasına ve yeni Anayasa çalışmalarıyla birlikte ulus devletimize, milli birlik ve beraberliğimize, bekamıza tehdit olan konularda uyarılanı sürdürüyor. Gelecekte daha da zorlaşacak siyasette, Ümit Özdağ gibi, Zafer Partisi gibi, Türk milletinin çıkarlarını bilgiyle koruyacak ve tavizsiz mücadele edecek liderlere ve partilere daha çok ihtiyaç olacak.

Nasuh Mahruki

82,502 görüntüleme • 1 yıl önce

‼️Fener Rum Kilisesi'nin fahri basın danışmanı gibi hareket eden Hakan Çelik’ten bir Fener Rum Kilisesi reklamı daha… 📌Fener Rum Kilisesi Başpapazı’nın, adeta bağımsız bir devlet başkanıymış gibi ABD’ye gidip, doğrudan ABD Başkanı tarafından kabul edilmesini yapan isim yine Hakan Çelik oldu. 📌Asıl sorulması gereken soruları sormayıp da, ADETA BAŞPAPAZININ VE KİLİSENİN PROPAGANDASINI yapıyor. Halbuki burada asıl sorulması gereken hayati sorular vardır: ⁉️26 Ekim 2021’de Biden’a, 17 Eylül 2025’te ise Trump’a “Ekümenik Taht’a verdiğiniz daimi destek için minnettarız” diyebilen; ardından da “ABD Başkanı ile Türkiye’deki az sayıdaki Hristiyan’ın yaşadığı zulümleri konuştuk” sözlerini sarf eden Fener Rum Patriği, hangi hakla Türkiye Cumhuriyeti’ni yabancı başkanlara şikâyet edebilmiştir? ⁉️Batı Trakya’da Türk okulları kapatılırken, Fener Rum Kilisesi Başpapazı hangi hakla Türkiye’de devletin denetiminden muaf bir Ruhban Okulu açılmasını ABD Başkanından talep edip, Türkiye Cumhuriyetine baskı yapılmasını isteyebilmektedir? ⁉️Fener Rum Başpapazı, Gökçeada ve Bozcaada’nın Yunanistan ile yeniden birleşmesini çağrıştıran Pan-İmbroz Konferanslarını nasıl tertip edebilmektedir? ⁉️Neden dış seyahatlerinde Doğu Roma -sözde Bizans- bayrak ve sembollerini taşımaktadır? ⁉️Yunan Devleti neden dış seyahatleri için ona özel uçak tahsis etmektedir? ⁉️Fener Rum Kilisesi neden ısrarla Lozan Antlaşması’na, Türk Anayasası’na ve Türk hukuk sistemine aykırı bir biçimde “ekümeniklik” iddiasını sürdürmektedir? ⁉️Bu yapı neden uluslararası platformlarda Türk Devleti’nin resmî temsilcileriyle eşit statüdeymiş gibi davranmaya çalışmakta, kendini “devlet” gibi lanse etmektedir? ⁉️Fener Rum Patriği neden her fırsatta seçilen tüm ABD Başkanlarına Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Türk Milleti’ni şikâyet etmektedir? ⁉️ABD ve Batı başkentlerinde Fener Rum Patriği’nin önüne kırmızı halılar serilirken, Türk milletinin iradesiyle kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Lozan’dan kaynaklanan hakları neden görmezden gelinmektedir? ⁉️Yunanistan ve Rum lobileriyle birlikte hareket eden Fener Rum Kilisesi’nin, Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’ndeki jeopolitik emellerle nasıl bir bağlantısı vardır? ⁉️Bu PR çalışmalarının amacı, Türkiye’yi Lozan’ın temel hükümlerinden taviz vermeye zorlamak ve “sözde ekümeniklik” dayatmasını meşrulaştırmak değil midir? 📌Ancak Hakan Çelik, bütün bu kritik soruları sormayıp yaptığı tek şey; Fener Rum Kilisesi Başpapazı’nın söylemlerine mikrofon tutmak, onu bir “lider” gibi sunmak ve Türk milletinin hukukunu, tarihini, Lozan’ın maddelerini hiçe sayan iddialarına ekranlarda meşruiyet kazandırmaktır. 📌Bizim yerli ve milli bir Türk gazetecisinden beklediğimiz ; Türk Cumhuriyeti’nin egemenliğine ve Anayasamıza yönelen her türlü tehdidi sorgulamak, Lozan’ın ruhuna sahip çıkmak, devletimizin ve milletimizin haklarını savunmaktır. 📌Ama görüyoruz ki burada yapılan, tam tersi yönde, Türk kamuoyunun gözünde Fener Rum Kilisesi’ni yüceltmeye ve hukuksuz iddialarına zemin hazırlamaya dönük bir PR çalışmasıdır. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan’dan beri Fener Rum Kilisesi’ni sadece Gökçeada, Bozcaada ve İstanbul’daki dini bir azınlık cemaatinin başı olarak tanımlamış ve tanımaktadır. Hiçbir devlet, hiçbir hükümet, hiçbir gazeteci bu tarihi ve yasal gerçeği değiştiremeyecektir.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

25,714 görüntüleme • 1 yıl önce

KADEMELİ EMEKLİLİK: YARALI BİR NESLİN GÖZYAŞI, ADALETİN YÜREĞİ! Düşünün: Bir anne, ömrünün baharında prim ödeyen, geceleri uykusuz kalan, hayalleri için didinen… Yine de 20 yıl daha zincir vurulmuş. Bu, bir yasanın değil, vicdanın isyanıdır. Emekçinin alın teri, bir tarih çizgisinde kaybolmasın! Giriş: Kalplerdeki Feryat 03.03.2023’te doğan 7438 sayılı EYT Yasası, umut değil, gözyaşı getirir: Yalnızca 08.09.1999 öncesi sigortalıları kucaklar; prim ve süreyle kadınlar 38, erkekler 43 yaşında özgürleşir. Peki ya sonrası? 58/60 yaşa mahkûm, 17-20 yıllık bir karanlık – bir ömür çalınmış, hayaller solmuş, aileler dağılmış. Bu yasa, Anayasa’nın kutsal damarlarını keser: 2 (sosyal hukuk devleti – vicdanın bekçisi), 5 (temel görevler – refahın yemini), 10 (eşitlik – kalplerin terazisi), 49 (çalışma hakkı – emekçinin nefesi) ve 60 (sosyal güvenlik – geleceğin kalesi). Yaş şartsız darbe, refahı parçalar; bir kesimi tahtına oturturken, diğerini uçuruma iter. Milli dayanışma mı? Adalet mi? Hayır, bu bir kalp yarası – yarınların çocuklarını yetim bırakır! EMADDER olarak, gözyaşlarını silmek için buradayız: Kademeli emeklilik, anayasal bir feryat, bir umut ışığıdır! Anayasal Feryat: Her Madde Bir Kalp Atışı #EmadderKademeDiyor emad fanous Anayasa Mahkemesi Türkiye Barolar Birliği Emeklilikte Kademeli Yaş Düzenlemesi Yargıtay Başkanlığı Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Danıştay Başkanlığı Prof. Dr. Vedat Işıkhan T. C. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Prof. Dr. Vedat Işıkhan İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı TİHV-HRFT Recep Tayyip Erdoğan Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Vedat Işıkhan Mehmet Simsek Dr. Mehmet Muş Hayati Yazıcı Vedat Demiröz Mustafa Elitaş Mustafa Şentop Nihat Zeybekci 🇹🇷 İsmet Büyükataman E. Semih Yalçın Mustafa Kalaycı İsmail Faruk Aksu @UlviYonter Tamer Osmanağaoğlu Prof. Dr. Filiz KILIÇ Prof.Dr.Kamil Aydın BAKİ ERSOY Doç.Dr. Pelin Yılık

Dr.Gözde ÇELİK

12,624 görüntüleme • 9 ay önce

🔴Cihat Yaycı : Ben bunu gerçekten, binlerce yıllık Türk devlet tarihinde ilk defa yaşanan bir olay olarak görüyorum. Devlete başkaldırmış, devlete isyan etmiş, 55.600 kişinin katledilmesi emrini vermiş birinden bahsediyoruz. Onun verdiği emirler ve kurduğu örgüt neticesinde 55.600 vatandaşımız şu veya bu şekilde hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra, bu caninin kurduğu örgütle mücadele için trilyonlarca dolar harcandı. 📌Bu örgüt tamamen Siyonist bir örgüttür, bunu çok net bir şekilde ifade etmek gerekir. Bugün PKK, bu caninin ve terörist elebaşının kurduğu bir Siyonist örgüttür. Bunu yalnızca laf olsun diye söylemiyorum. Yurt dışında gerçekleştirdikleri tüm mitinglerde bu örgütün İsrail bayrağı bulunuyor. Daha dün İsrail Başbakanı Netanyahu, Güney Suriye’de bir Dürzi-Kürt otonom yönetimi kuracaklarını ve burayı kendi kontrollerine alacaklarını açıkladı. Suriye'nin güneyinin askerden arındırılarak kendilerine teslim edilmesi gerektiğini, bunun garantörünün de İsrail olacağını belirtti. 📌Bu açıklamalar gösteriyor ki, sözde "Büyük Kürdistan Projesi" aslında "Büyük İsrail Projesi"nin bir parçasıdır. Halkımızın bu gerçeği çok iyi bilmesi gerekiyor. Bu örgütün dinle, imanla hiçbir ilgisi yoktur. Marksist-Leninist ideolojiye sahip bir yapılanmadır. Ne Kur’an’la, ne Müslümanlıkla, ne de başka bir inançla alakası vardır. Tamamen Siyonizme hizmet eden, İslam düşmanı, Türk düşmanı, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ve Osmanlı Devleti’ne de geçmişte düşmanlık etmiş bir yapıdır. 📌Osmanlı’nın son 150 yılında, sözde "Kürt isyanları" adı altında bu tür kalkışmalar zaten vardı. Amaç, devleti bölmekti. 250 yıldır, adı Osmanlı olsun ya da Türkiye Cumhuriyeti olsun, bu toprakları parçalamak için aynı oyunlar oynanıyor. Önceki dönemlerde bu örgütlerin yerinde şeyhler, şıhlar, eşkiyalar ve çeşitli unsurlar vardı. Bunlar, İngiliz ve Siyonist oyunlarının bir parçasıydı. Osmanlı’nın parçalanmasını istediler ki İsrail devleti kurulabilsin, Türkiye Cumhuriyeti parçalanabilsin ki "Büyük İsrail" hayali gerçekleştirilebilsin. Olayın özü budur. 📌Türkiye Cumhuriyeti, bu süreçte binlerce can verdi, kan döktü, trilyonlarca para harcadı. Ancak tüm bunlara rağmen terörle mücadelede büyük bir başarı sağladı. ❗️Bugün “terörsüz bir Türkiye” zaten var. O zaman "Terörsüz Türkiye" sloganı ise yanlış bir ifadedir. İktidar, terörü bitirdiğini ifade ederken neden "Terörsüz Türkiye" diye bir slogan kullanılıyor? Eğer terör bitti deniliyorsa, bu söylem kendi kendini inkâr etmektir. 📌Daha dün Malatya’daydım. Ne terör var, ne başka bir şey. Elazığlıyım, Diyarbakır’a gitmek artık sorun değil. Türkiye’nin her yerinde devlet otoritesi tam anlamıyla sağlanmış durumda. Peki, bu durumda 26 yıldır hapiste tutulan, millet düşmanı, devlet düşmanı ve Siyonist örgüt lideri olan birine neden hala bir anlam atfediliyor? Onunla neden görüşmeler yapılıyor? 📌Bugün onun için Van ve Diyarbakır’da dev ekranlar kurulacağı, paylaşımlar yapılacağı söyleniyor. Bu çok üzücü bir durumdur. Gerçekten akıl tutulması yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör örgütü liderine muhtaç olur mu? Ondan medet umulur mu? 📌Dem Parti gibi yapılar, Türkiye’de ayrıştırıcı bir dil kullanıyor. Mesela "Amed" gibi ifadelerle Diyarbakır’ın adını değiştirme çabasına giriyorlar. Osmanlı döneminde bile buranın adı Diyarbakır’dı, bugün de Diyarbakır’dır. "Amed" nereden çıktı? 📌Daha da vahimi, bu terörist elebaşına "Sayın" denilmesi, onun sözlerinin "Asrın Çağrısı" olarak lanse edilmesi. Türk milleti bunu nasıl kabul edebilir? Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz bunu nasıl kabul edebilir? Türk tarihi bunu nasıl kabul edebilir? 📌Bu, devletin tarihinde hiç olmadığı kadar küçük düşürüldüğü bir durumdur. Osmanlı Devleti bile bu kadar küçük düşürülmemiştir. Bir milletin bağımsızlığı, şehitlerinin kanıyla ve gazilerinin fedakarlıklarıyla korunur. Ancak bugün, bu kadar mücadele verilmiş bir konuda yapılanlar, milletimizin ve devletimizin onurunu zedelemektedir. 📌Yayının tamamının linki aşağıdadır; 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

288,747 görüntüleme • 1 yıl önce

Sayın Feti Yıldız ve MHP 22.09.2018 tarihli basın açıklamanızda Yargı içindeki FETÖ mensubu hâkim ve savcıların geçmişte adaleti ağır biçimde tahrip etmiş olması, bu tahribatın bedelinin topluma ve adli mahkûmlara yüklenmesini meşru kılmaz.(dı) Akabinde 3713 sayılı Kanun’a yaklaşımınız ile bugün 5275 sayılı Kanun ve 11. Yargı Paketi çerçevesinde ortaya çıkan tablo arasında ciddi bir tutarsızlık oluşmuştur. Terörsüz Türkiye, barış ve kardeşlik elbette ortak hedefimizdir. Ancak bu hedefin bedeli, adli mahkûmların kaderinin siyasi dosyalara endekslenmesi olamaz. Bugün gelinen noktada; 11. Yargı Paketi’nde adli mahkûmlar için sınırlı denetimli serbestlik konuşulurken, 3713 kapsamındaki dosyalar için şartlı tahliye ve cezai indirim tartışılmaktadır. Bu durum, infaz hukukunun temel ilkeleri olan eşitlik, öngörülebilirlik ve adalet duygusunu derinden zedelemektedir. 2018’den bu yana, 7242 sayılı Kanun ve Covid düzenlemesi dışında kapsamlı, kalıcı ve eşitlikçi bir infaz reformu ortaya konulamamıştır. Cezaevleri kapasiteyi aşmış, infaz sistemi ıslah amacından uzaklaşmış, düzenlemeler “yamalı bohça” hâline gelmiştir. Toplumda oluşan algı nettir: Tuz kokmuştur. Sayısız mahkûm ve ailesi yıllardır belirsizlik içinde yaşamaktadır. Devletin duymadığı bir yerde vatandaş kendini kime anlatacaktır? Halk adalet talep eder hâlde, neredeyse adalet dilencisi konumuna itilmiştir. Oysa talep edilen şey ayrıcalık değil; EŞİT, ADİL VE KAPSAYICI BİR İNFAZ DÜZENİDİR. Adli mahkûmlar, 3713 sayılı Kanun kapsamındakilerden daha suçlu değildir. Barış olacaksa adaletle olmalı, eşitlikle olmalı; suç türüne göre ayrım yapılmamalıdır. Hukuk devleti, ancak bu ilkelere sadakatle ayakta kalır. Artık verilen sözlerin tutulması, infazda gerçek bir eşitliğin hayata geçirilmesi zarurettir. Covid düzenlemesinde dahi eşit davranılmamış olması ve bugün gelinen noktada yeni düzenlemelerde de ayrımcı yaklaşım sürdürülmektedir. Halk olarak söylenen her cümle hâlâ hafızamızdadır; biz unutsak bile tarih unutturmayacaktır. #430BinMahkumVarsaAfElzemdir Devlet Bahçeli MHP TBMM Grubu #MHP

Nur Dmr

16,630 görüntüleme • 9 ay önce

‼️KAMUOYUNA‼️ 🟥EYT’liler Ekonomik Yük Değil Sosyal Adaletin Temsilcisidir‼️ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Prof. Dr. Vedat Işıkhan ın #EYT düzenlemesiyle ilgili yaptığı açıklamalara istinaden❗️ 📌EYT meselesi KÖKTEN ÇÖZÜLMEDİ. Söz verilmesine rağmen 2 hakkımız masada bırakıldı. O sistemde kalan 2.5 milyonun 1.5 milyonu söz verilip, eksik primlerini tamamlamak için borçlanan, ancak yasa eksik çıkınca ortada bırakılan, banka hacizlerine konu olan, hayatları karartılan, sefalete sürüklenen ve yaşam mücadelesi veren mağdur EYT lilerdir. 📌Halen daha meseleyi çözdük denilmesini REDDEDİYORUZ ‼️ 📌2025 itibariyle yaklaşık 2.5 milyon vatandaşımız EYT kapsamında emekli olmuş, bir o kadarının da başvuru yapmadığı tahmin edilmektedir. Toplamda 5 milyon kişilik bir kitleden söz edilirken, bu vatandaşlarımızın “ekonomiye yük” olarak tanımlanması hem teknik hem de etik açıdan kabul edilemez❗️ 📌Genç Emekliler ne demek ⁉️ Çalışma hayatına 2 şartla Devletimizin güvencesi ile başladık. 🔷️Kadınlar 20 hizmet yılı-5000 Prim 🔷️ Erkekler 25 hizmet yılı-5000 Prim ✅️8 Eylül 99 da 4447 sayılı kanunla Emeklilik yaşı yükseltilirken, Yasa mevcut çalışanların aleyhine doğru geriye işletildi❗️Eşi benzeri olmayan bir haksızlığa imza atıldı. 18 inde sisteme giren kadın 38 inde, 30 yaşında işe giren kadın 50 yaşında Emekli olur. Garip olan nedir ⁉️ 🔍 Gerçek Maliyet Ne? Sayın Bakan’ın ifadesiyle EYT’nin 2023–24 maliyeti 844 milyar TL 2025 için ise 1.2 trilyon TL olarak belirtilmiş. Ancak bu rakamlar, yıllarca prim ödeyerek emeklilik hakkı kazanmış vatandaşların kendi birikimlerinin karşılığıdır‼️ EYT’liler uzaydan gelmedi. Bu sistemin içinde çalıştı, üretti, prim ödedi. Bugün aldıkları maaşlar, sosyal güvenlik sistemine yaptıkları katkının doğal sonucudur‼️ 📊 SGK Bütçesi Gerçekten %67 Emekli Aylıklarına mı Gidiyor? Bu oran, SGK’nın toplam giderleri içinde emekli maaşlarının payını ifade ediyor olabilir; ancak SGK’nın gelir kalemleri arasında aktif çalışanlardan gelen primler, devlet katkıları ve diğer sosyal sigorta gelirleri de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu oran, sistemin sürdürülebilirliğini sorgulamak için tek başına yeterli değildir.‼️ 📌Primlerimize Ne Oldu⁉️ EYT’liler yıllarca çalıştı, prim ödedi. Bu primler SGK’nın gelir hanesine yazıldı. Bugün alınan maaşlar, bu primlerin karşılığıdır. 📌Yasa çıkmasaydı emekli olmayacak mıydık? Sisteme girmeyecek miydik ⁉️ 📌Vatandaşlar zaten emeklilik hakkını kazanmıştı.Çıkarılam Yasa 24 yıldır el konulan hakkın kısmen kullanılmasını mümkün kıldı‼️ 🔵Çalışmaya Devam Eden EYT’liler; Sayın Bakan’ın da belirttiği gibi, EYT’lilerin önemli bir kısmı çalışmaya devam ediyor. Bu durum SGK’ya ek prim geliri sağlıyor. Yani EYT’liler hem maaş alıyor hem de üretmeye devam ediyor. Bu tablo sistemin çökmediğini aksine, çalışan emeklilik modelinin katkı sunduğunu gösteriyor❗️ 📌Ve ayrıca 16.881 TL sadaka gibi maaş verip nasıl çalışmasınlar ⁉️ 🔴Ev kirasının maaştan yüksek olduğu bir ülkede yaşıyoruz❗️ 🔵 Sistemde kalmaya davet ediyorsanız; 📌Önce Çalışma Koşullarını Düzenleyin! Hem mevcut çalışanlar, hem de #Emekli çalışanlar arasında güvencesiz, düşük ücretli, kayıt dışı veya sosyal haklardan yoksun işlerde istihdam edilenlerin oranı küçümsenemez. Ekmek parası uğruna, İşçi Sağlığı ve Güveliğine aykırı çalışma koşulları sebebiyle hayatını kaybeden binlerce vatandaşımız var ‼️ Bu tabloyu görmeden yapılan davetler, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini değil, bireyin tükenişini teşvik etmektedir. ‼️ SONUÇ 🔷️ EYT’liler, sosyal güvenlik sisteminin yükü değil, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, haklarını 24 yıl kısmen alabilmiş VATAN EVLATLARIDIR ❗️ Onları ekonomik yük gibi göstermek, hem sosyal adalete hem de kamu vicdanına aykırıdır❗️ Gerçekleri çarpıtmadan, şeffaf ve adil bir kamu iletişimi istiyoruz❗️ #EmekliBuradaHükümetNerede #5000KısmiyeSözünüzNerede Recep Tayyip Erdoğan Cevdet Yılmaz Mehmet Simsek Özgür Özel Müsavat Dervişoğlu Dr. Fatih Erbakan Ümit Özdağ Ahmet Davutoğlu Ali Babacan Erkan BAŞ ENSONHABER

EYT & EF Arzu LASTİKCİ

16,074 görüntüleme • 1 yıl önce

NEKROPOLİTİKA, KARŞI NEKRO POLİTİKA, BUNLARIN ETKİLEŞİMİ VE OLASI SONUÇLARI "Homo homini lupus, necropolitanus lupus" (İnsan insanın kurduydu; nekropolitik çağda ise insan insanın celladı oldu." xxx Achille Mbembe'ye göre nekropolitika, siyasi ve sosyal iktidarın kimin yaşayacağına ve kimin ölüme terk edileceğine karar verme gücünü ifade eden bir kavramdır. "Nekroz" tıbbi bir kavram olarak "canlı dokunun ölmesi" anlamına gelir. Yani "nekropolitika" da "ölü(m) siyaseti" diye tercüme edilebilir. Kavram doğal olarak öncelikle şiddet tekeline sahip en organize ve en teşkilatlı güç olan devletlerin politikalarını tarif eder. (Saymadım ama herhalde en az 1000 yazı yazmışımdır, 175.000 twitimin 100.000'i Türkiye'deki Kürtlere, Müslüman olmayan gruplara, solculara, Sünni olmayan gruplara yönelik devlet şiddeti üzerinedir.) Karşı Nekropolitika Mağdur grupları ise devletin veya egemen sınıfların kendilerini mahkûm ettiği bu "sosyal ve fiziksel ölüm" alanını (ölüm dünyalarını) görünür kılarak egemen gücün maskesini düşürmeyi hedefler. Ölümü ve yas sürecini kamusal alana taşıyarak siyasileştirmek, sömürgeci ya da baskıcı iktidarın nekropolitik mantığını bozma çabasıdır. Literatürde bu durum, yukarıdan aşağıya uygulanan devlet şiddetinden ziyade, tabandan gelen bir direnç pratiği olarak "Karşı Nekropolitika" veya "Aşağıdan Yukarıya Nekropolitika" terimleriyle kavramsallaştırılır. Örgütlerin nekropolitikası Ancak Achille Mbembe ve takipçilerine göre nekropolitika sadece devletlere özgü değildir; milisler, savaş ağaları ve silahlı örgütler de kendi kontrol alanlarında egemenlik taklidi yaparlar veya onunla "yarışırlar". Egemen bir devlete karşı mücadele ettiğini iddia eden devlet dışı silahlı aktörlerin, kendi içlerinde kurdukları egemenlik alanlarında bizzat nekropolitik birer özneye dönüşürler. Devlet, şiddet ve ölüm kararını yasa, egemenlik ve kurumsal meşruiyet arkasına gizler. Mahkemeler kurar, yasalar çıkarır, bürokrasiyi kullanır (örneğin; idam cezaları, terörle mücadele kanunları, resmi hapishaneler). Devlet, kendi nekropolitik eylemini "kamu güvenliği" veya "hukukun üstünlüğü" olarak rasyonalize ederken; Devlet-dışı aktörler ise gücünü mevcut hukuk sisteminin dışındaki bir "istisnai alandan" alır. Şiddeti meşrulaştırmak için kurumsal yasalara değil, ideolojik bir ahlaka, tarihsel bir haklılığa veya intikam/hayatta kalma refleksine dayanırlar. Devlet hukuku taklit ederek "örgüt mahkemeleri" kursalar bile bu yapı her an değişebilen, liderliğin iki dudağı arasında olan keyfi bir nitelik taşır. xxx Son bir yıldır farkettiğiniz üzere, Kürtler bağlamında "Ay'ın Öteki Yüzü"ne bakmayı önceledim. Dikkat edin, "farkettim" demiyorum, "önceledim" diyorum. Çünkü bu konuda da defalarca yazmış, eleştirmiş biriyim. Ama bu yoğunlukta ilk kez yapıyorum bunu. Gördüğüm şu: PKK'nin taziye çadırları, marşlar ve ayinsel anmalarla ölümü kamusallaştırması, sadece devlete karşı bir protesto değildir. Bu ritüeller, örgütün kendi tabanı üzerinde hâlâ "yaşatma ve öldürme" (veya ölüme gönderme) hakkına sahip meşru bir otorite olduğunu kanıtlama çabasıdır. Literatür bunu bir "karşı" duruştan ziyade, devletin nekropolitik tekelini taklit eden veya onunla "yarışan" bir alternatif nekropolitika olarak görür. Bizzat örgüt yöneticileri tarafından itiraf edilen "iç infazlar", 2004'te görünürde haklı bir sebep olmadan çatışmasızlığın bitirilmesi veya 2015'teki Hendek çatışmaları gibi sivil yaşam alanlarını savaş alanına çeviren stratejik kararlar, ("Norm Devlet" denilen unsurlarla girilen kişisel ve/veya politik pazarlıklar bir yana) literatürde "öz-nekropolitika" veya militan/sempatizan bedenlerinin egemenlik iddiaları için feda edilebilir varlıklar olarak konumlandırılmasıyla ilgilidir. Ölümlerin açıklanmasındaki 20-25 yıllık gecikmeler, ölenlerin gerçek adlarının, yaşlarının, ölümlerin nedenlerinin, yerlerinin örtülmesi, nekropolitiğin en yalın hallerinden biridir. Bir aktörün, bir insanın sadece fiziki ölümüne değil, ölümünün bilgisine, zamanına ve bunun nasıl hatırlanacağına karar vermesi (veya bunu yıllarca gizlemesi, hiç açıklamaması), mutlak bir egemenlik göstergesidir. Dolayısıyla burada mağduriyetin görselleştirilmesi "saf" bir direniş değil, ideolojik bir araçsallaştırmadır. Örgütün lider kadrosu ile sahada ölenler(in yaşları) arasındaki asimetri (dahi) tam da devletlerin savaş politikalarındaki nekropolitik hiyerarşiyi (kimin feda edileceğine karar veren üst aklı) taklit eder. Türkiye'de süreç nasıl gelişecek? Hatırlarsanız örgütün ölümsüzlerinden Murat Karayılan'a göre terör örgütünün 1976’dan 1983’e kadar 173, 1984’ten 2000 yılına kadar 13.778, 2000'den 2026'ya kadar 7949 üyesi; Suriye topraklarındaki çatışmalarda da 3262 üyesi öldürülmüştü. Karayılan özellikle 1984-2000 döneminde kayıt altına alınmamış kişilerin bulunduğunu belirterek, bunların da hesaba katılması halinde gerçek toplamın yaklaşık 27 bine ulaştığını söylemişti. Bu sayıya örgütün infazları ise dahil değil. Örgütün sayıları son basamağına kadar söylemesi de ayrıca ilginç bir "titizlik" gösterisi. Demek ki daha pek çok (yüzlerce, belki binlerce) taziye çadırı kurulacak. (Bir de hastalık vs gibi nedenlerle ölenlerin "şehitleştirilmesi" ameliyesi var. Örneğin yedi yıl hapislikte politik konularda sesini hiç duymadığımız Selçuk Mızraklı'nın ilk ziyaretini SSÖ'nün mezarına yapması, diğer "şehit" mezarlarında sergilediği "elini toprakla yıkama" ritüelleri, bu konunun ayrıca ele alınmasını gerekli kılıyor.) PKK’nin taziye çadırları ve kamusal anma pratikleri, literatürdeki tabiriyle tek bir aktörün hesabına yazılan tek yönlü bir süreç değil; devlet ile devlet-dışı silahlı aktör arasında karşılıklı olarak birbirini besleyen ve kuran diyalektik bir işlev görüyor. ÖRGÜT AÇISINDAN bu çadırlar, geçmiş bir kaybı sadece anma mekânı değil; toplumsal hafızayı geriye dönük olarak yeniden inşa etme araçları olacak Literatürde buna "nekro-sermaye" veya ölümün siyasi yatırıma dönüştürülmesi deniyor. 20-25 yıl sonra açıklanan ölüm bilgisi, örgüt tarafından tabana "Biz kayıplarımızı unutmadık, siz de davayı unutmamalısınız" mesajı vermek için bir mobilizasyon yakıtı olarak kullanılacak. Buna "sadakatin teyidi" deniyor. Taziye çadırları, devletin fiziki olarak kontrol ettiği topraklarda örgütün sembolik ve duygusal bir egemenlik alanı parsellemesini sağlayacak. Devletin yasakladığı veya sınırlandırdığı sembollerin bu çadırlarda sergilenmesi, örgütün kendi tabanına "Burada devletin değil, bizim hukukumuz geçerli" demiş olacak. Buna da "duygusal egemenliğin kurulması" deniyor. DEVLET AÇISINDAN çadırlar ve ritüeller, devletin kendi şiddet politikalarını, operasyonlarını ve hukuk dışı/istisnai uygulamalarını rasyonalize etmesi için gerekli olan düşman imajını kurumsal düzeyde yeniden üretecek. Binlerle ifade edilen ölümler kamusal alanda "devletin kahredici gücü"nün bir teyidi olacak. Devletin istediği an bu çadırları, bu anma mekanlarını engellemesi, katılanları yargılaması mümkün olduğunu da anımsayınca, böylesi bir durumda devlet kendi "öldürme ve cezalandırma tekelini" toplum nezdinde yeniden sergileyecek. MAĞDUR AİLELERİ açısından bedenlerin veya ölüm bilgisinin onlarca yıl saklanması, mağdur yakınlarını antropolog Victor Turner’ın "Araf'ta kalma" kavramıyla açıkladığı patolojik bir yassızlık sürecine mahkûm eder. Aileler için bu çadırlar, nihayet bir yas tutabilme ve sosyal ölümden çıkma arayışıdır. Ancak bu insani mağduriyet, hem devletin güvenlik bürokrasisi (suçlulaştırma) hem de örgütün ideolojik aygıtı (şehitlik anlatısına eklemleme) tarafından çift taraflı olarak araçsallaştırılacak. Ailelerin saf yası, iki egemenlik odağının sınır savaşında sembolik bir cepheye dönüşecek. Sonuç: Toplumsal dokunun nekrotizasyonu Nekropolitik savaşlar, sadece o an yaşayanları değil, gelecek kuşakları da travmatize eder. Ölümün ve şiddetin sürekli görselleştirilmesi ve kutsanması, travmayı toplumsal kimliğin ayrılmaz bir parçası haline getirir. Bir tarafın "terörist" diyerek yok saydığı veya gömdüğü, diğer tarafın ise "şehit" diyerek birer ideolojik simgeye dönüştürdüğü bedenler, gerçek ve insani bir yastan mahrum kalır. Toplum, bitmek bilmeyen bir Araf'ta kalma hissi yaşar. İnsani duyguların (üzüntü, merhamet, acı paylaşımı) siyasallaşması, toplumsal empati yeteneğinin tamamen körelmesine, yani kolektif bir hissizleşmeye yol açar. Ölüm ilanları, taziye çadırları, polis müdahaleleri ve operasyon haberleri o kadar süreklilik kazanır ki, toplum bunu, hava durumu gibi olağan bir gerçeklik olarak kabul etmeye başlar. Bu durum, toplumun adalet arama, barış talep etme ve sivil refleksler gösterme refleksini felç eder; toplum kronik bir edilgenliğe sürüklenir. Eğer tüm bu hasarı tek bir şemsiye terim altında toplamak gerekirse, eleştirel teoride buna "Toplumsal dokunun nekrotizasyonu" denebilir. Tıpkı tıptaki nekroz (canlı dokunun ölmesi) gibi, nekropolitik savaşlar da toplumun canlı tutan damarlarını, empatiyi, ortak yas hakkını, sivil güveni ve gelecek tahayyülünü çürüterek öldürür. Şu soruyu ise toplumun tepeden tırnağa, her bir unsurunun kendisine sorması gerekiyor: Ölümlerin üzerinde yükselen bir hayat, gerçekten yaşanmaya değer bir hayat mıdır?

Ayşe Hür

27,261 görüntüleme • 19 gün önce