Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

“Devletimiz buradan hiç gitmedi ki; eli Kahramanmaraş’ın üzerinde.” Vatandaşlarımıza anahtarlarını bir an önce teslim etmek için 11 ilimizde zamana karşı yarışıyoruz. Yerinde dönüşüm ile 5 ayda sağlam ve güvenli yuvalarına kavuşan Karadaş ailesi artık geceleri huzurla uyuyor. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı

152,638 Aufrufe • vor 7 Monaten •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Bazı siyasiler bizleri sıkı takip etmesine rağmen, dertleri kentsel dönüşüm ve can güvenliği olmadığı için anlama çabasında değil manipülasyon peşindeler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Sayın Özden Bilgiş, konuşmasında bizleri anmış ve sorular yöneltmiş. Sayın Bilgiş, grup olarak cevabını bildiğiniz soruları sormaktan yorulmadınız mı? Merakınızı ve sorularınızı yanıtlayalım. ⚫️Bugüne kadar 11.511 bağımsız birimi tamamladık ve anahtarlarını vatandaşlarımıza teslim ettik❗️ ⚫️Üretimi ve çalışması devam eden bağımsız birimler ile birlikte toplam sayısı 18.278’dir❗️ ⚫️Geçmiş 25 yılda KİPTAŞ'ı sizler yönetirken sadece 1.632 riskli bağımsız birim yıkılmış. Sayın Özden Bilgiş, bilmenizi isterim ki sadece 5 yılda, KİPTAŞ şirketimiz ile 2.448 bağımsız birimi yıktık ve 25 yıllık çalışmanızın üstüne çıktık❗️ ⚫️Ayrıca İBB ile birlikte bu güne kadar yıkılan bağımsız birim sayısı 6.398 olup bu sayı yakın zamanda çok daha fazla artacak. İBB ve KİPTAŞ üstüne düşen mücadeleyi yapıyor! Peki, İstanbul’un deprem dirençli bir kent olması için sorumluluğu olan diğer kurumlar ne yapıyor? Kamu bankaları, riskli bir yapıda yaşayan vatandaşa evini KİPTAŞ ile yenilemek istediğinde neden kredi vermiyor? Bir cevabınız var mı? Umarım vardır❗️ Şehircilik Grubu şirketimiz KİPTAŞ, kentsel dönüşümün nasıl yapılacağını İstanbul’a göstermiştir. 📌Tek yapı yıktı ve yaptı. 📌Siteleri yıktı ve yaptı. 📌Geçmiş yönetimden yarım kalan işleri tamamladı. 📌Mülkiyet sorunlu yerlerde çözüm üretti ve tamamladı. Binlerce ailenin güvenli konutlarda yaşamasını sağlıyor! Bu kapsamda kira desteğinde de bulunuyoruz. Kurumlarda devamlılık esastır değil mi? Nasıl ki göreve geldiğimizde geçmişten devraldığımız 201 milyon dolar borcu ödediysek, geçmiş yönetimden kalan projelerin de kira desteklerine devam ettik. ⚫️2021 yılından itibaren toplam 2.827 hak sahibine 203 milyon 794 bin TL kira yardımı yaptık. Bu kira yardımlarını sadece İstanbul Yenileniyor sistemi değil geçmiş yönetimden adeta durmuş ve tıkanmış olan projeler de dahil olmak üzere yaptık. Dünkü açıklamamdan bir ifade cımbızlamışsınız, o açıklamamı nerede yapıyorum: Evet, riskli bir yapının temel atma töreninde❗️(lütfen videoyu izleyin❗️) ⚫️Demek ki orada, yıktığımız riskli bir yapının temelini attığımızı ve sonrasında da bir başka riskli bir yapıyı yıktığımızı da görmüşsünüzdür. Yani, kentsel dönüşüme hızla devam ediyoruz... Konuşmamdan cımbızladığınız yerden önceki cümlelerim şunlar, "Merkezi idareye bağlı birimlerin de bizimle uyum içinde çalışmasını talep ediyoruz vatandaşlarımız adına. Özellikle kamu bankalarının bu süreçlere paydaş olması gerekiyor." Bir kentsel dönüşüm seferberliğindeyiz Sayın Bilgiş, 6 Şubat depremin ardından Hatay’a gittiyseniz bu dediklerimi daha iyi anlarsınız…. Bir kamu iştiraki şirket olarak kaynaklarımızı elbette verimli kullanıyoruz ve kamu bankalarından da vatandaşa destek olmasını bekliyoruz. Kaynakları verimli kullanarak nasıl destekler verildiğini bir örnekle açıklayayım. İBB Kentsel Dönüşüm Mali Destek Paketi'nden haberiniz var mı⁉️ Dar gelirli ve emekli vatandaşlarımıza inşaat maliyetinin %65’ine varan oranda maddi destekte bulunuyoruz. Asgari ücretin 17 bin TL olduğunu düşünürsek dar gelirli ve emekli vatandaşımıza sunduğumuz bu desteğin ne demek olduğunu anlamışsınızdır. Bu destek paketi, Yarısı Bizden gibi ucu açık, kimlerin nasıl faydalanacağı belli olmayan hayali projeler gibi değil. Kamu bankaları da bu seferberliğe destek olursa, İstanbul Yenileniyor sistemiyle salt çoğunluk imzası alınan 30 binden fazla riskli bağımsız birimin dönüşümünü hızla sağlayabiliriz! İstanbul'a hizmet etmek için orada değil misiniz? Kamu bankalarına bir çağrı da siz yapın. "KİPTAŞ ile evini yenilemek isteyen vatandaşa da kredi verin" demek çok mu zor❗️

Ali Kurt

10,967 Aufrufe • vor 1 Jahr

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şubat Ayı Meclis Toplantısı’nın 2. Birleşimini Meclis Üyelerimizin katılımıyla gerçekleştirdik. Kestel ilçemizde hava kirliliğinin önlenmesi için oluşturulan çevre komisyonunun çalışmalarını önemli ve değerli buluyorum. Aynı duyarlılığın, hava kalitesi kırmızı alarm veren İnegöl başta olmak üzere, kentimizin tüm ilçelerinde gösterilmesini temenni ediyorum. Havamızın ve suyumuzun temiz kalması için birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Çevreyi kirletenlere yönelik gerekli cezaların ilgili kurumlarca hızla uygulanmasını beklediğimizi bir kez daha vurguluyor, yetkimiz dahilinde tüm müdahaleleri yaptığımızı ve gerektiğinde sorumluları kamuoyuyla paylaşacağımızı ifade ediyorum. 6 Şubat depreminin ikinci yıl dönümünde, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Kentimizin benzer felaketleri yaşamaması için kentsel dönüşüm çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bursa’da sıvılaşma riski taşıyan ve yapı stoğu tehlikeli olan bölgeleri tespit etmeye yönelik çalışmalarımızı, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile birlikte sürdürüyoruz. Seçim vaatlerimiz arasında yer alan öğrencilere süt dağıtımı projemiz için, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne uzun zaman önce izin yazısı yazmamıza rağmen, yanıt alamamamız sebebiyle projemizi henüz gerçekleştiremedik. Her çocuğumuzun sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmasını önemsiyoruz. Bunun için gerekeni yapmaya hazır olduğumuzu hemşehrilerimizin bilmesini isterim. Kentimizde yaşayan gerçek ihtiyaç sahibi emekli hemşehrilerimize yönelik desteklerimizi de bütçemiz dahilinde sürdürüyoruz. Bursamızda kimseyi yalnız bırakmadan, herkesin insanca yaşayabileceği bir kent ortamı oluşturmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bugün, Belediye Meclisimizde Büyükşehir Belediyesinin önceki döneme ait SGK ve vergi borçlarına ait son üç ayda toplam 1 milyar 100 milyon TL’nin kesilmesine sessiz kalanlar, iftira ve yalanlarına devam etti. Hiç sorun değil hemşehrilerimize verdiğimiz sözleri bir bir yerine getirmeye devam edeceğiz.

Mustafa Bozbey

14,501 Aufrufe • vor 1 Jahr

Fesubhanellah! Neuzubillah mineş-şeytanir-recim! Tam bir aydan fazladır bütün Öcalancı medya PDK ve Kürdistan Bölgesi hükümetini Türk askerinin Güney Kürdistan’ı işgal etmesine ses çıkarmamakla suçlayıp “hain” ilan ediyorlar! Tam bu sırada DEM Parti/HDP’den “üç kadınlık” bir heyet Kürdistan Bölgesi’ne gitmişler ama temel sorunları Öcalan üzerindeki “tecridin” kaldırılması! Türk askerleri Kürdistan Bölgesi’nde kaç kilometre içeri girmiş, PKK hangi tepeleri Türk askerlerine teslim etmiş, orada Türk askeri kaç tane yeni karakol kurmuş, bunların hepsi fasafiso! Tek dertleri Öcalan! Rezaletin böylesi dünyanın hiç bir yerinde bulunamaz. Emin olunuz, Demirtaş böyle çapsız değil, DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan bu kadar çapsız değil ve bir milletin davasını bir Türk devleti hizmetkarının şahsi meselesine indirgemezler. Aşağıda yazacaklarımı her Kürt kulağına küpe yapmalı: ..:: 1. Türk devletinin Irak Kürdistan Bölgesi ile bir uyuşmazlığı olduğu zaman bizzat Türk devleti önce Öcalancı medyayı PDK ve Barzanilere karşı ayağa kaldırır ve o medya en aşağılık antipropagandayı yapmaya başlar. ..:: 2. Bizzat Öcalan ve PKK’si Türk devletinin Kürt milletine ve Kürdistan’a karşı kullandığı kirli “aparatlardır”. Türk askerinin Kerkük’e kadar gitmesini isteyenlerden biri de bizzat Öcalan’dır. Mekanizmanın böyle çalıştığını Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da biliyor, Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani de biliyor. ..:: 3. Türk askerleri son operasyonlarda PKK’nin daha önce Kürdistan Peşmergelerine teslim etmek istemediği tepeleri ve yerleri “çatışma kisvesi” altında PKK’den geri aldı. ..:: 4. Bu operasyonlarda zarara uğrayan PDK’dir, Türk askerinin girdiği yerler PDK’nin Irak’a karşı silahlı mücadele vermek için kullandığı Peşmergelik alanlarıdır. Buna rağmen Öcalancı medya utanmadan çıkıp diyor ki PDK Türk askerlerini o bölgeye davet etmiş. Öcalan ve PKK kadar hakikatı tersyüz eden başka bir örgüt dünyada yok. ..:: 5. Peki şimdi ne olacak! Türkiye ve PKK lehine hiç bir şey olmayacak. PDK bu kirli oyuna biç bir şekilde dahil olmayacak. Türk askerleri ve PKK’liler istedikleri kadar birbirlerini öldürsünler, onların bileceği iştir. ..:: 6. Kürdistan Bölgesi o dağ başlarında Türk devletinin kirli eli PKK olacağına bizzat Türk askerlerinin olmasını tercih eder. Hiç olmasa muhatap resmi ve belli. ..:: 7. Kürdistan Bölgesi hükümeti ve Irak Federal hükümeti istedikleri zaman Türkiye’den askerlerini geri çekmesini isteyebilirler. Irak ve Kürdistan Bölgesi hiç bir şekilde Suriye değildir, hem siyasi hem de askeri gücü var. Türk askerleri o dağ başlarında Kürdistan Bölgesi ve Irak için bedava “koruculuk” yapacaklar. ..:: 8. Türkiye ve Türkiye Kürdistan Bölgesi’nde 30 milyondan fazla Kürt var. Türk askeri onlara da hiç bir şey yapamaz, katliam teşebbüsünde bulunamaz, onların da can ve mal güvenliğinden sorumludur ve bir nevi onların da “korucularıdırlar”. Kürt milli davası bir güvenlik sorunu değil ki ordularla ve askerlerle çözülebilsin. Mesele milli ve siyasidir, siyasi bir şekilde çözülecek. Öcalan olmadan çözülecek. Sabır ve metanet en iyisi. Öcalancı “üç kadınlık” ekip hiç bir sorunu çözemez. Öcalan dönemi bitmiştir.

Arif Zêrevan

41,054 Aufrufe • vor 2 Jahren

Hayırlı Sabahlar İstiklal Marşı’nı sadece marş olarak okumayalım birlikte okuyup üzerinde anlam çalışması yapalım ve bir kez daha olmasını istemediğimiz ama mutlaka konvansiyonel bir hesaplaşma ile karşı karşıya kalma ihtimalimiz çok yüksek gözüküyor DİKKAT VE DE ÇOK DİKKAT Özellikle kirli bilgilerle ülkemizi sosyolojik olarak paramparça etmek isteyen siyasal bütün hatları çatışma alanına dönüştürmek isteyen Devlet ve millet aklımın müştereken yönettiği süreçleri sabote etmek için bizdenmiş gibi gözükenlerin operasyonel hamleleri karşısında önce durup düşünmek ve bu yapılan kime hizmet ediyor? bu ülkenin bu milletin bu devletin işine yarar mı? sorusunu sorarak hareket etmeyi başarmalıyız Çünkü küresel evangelist siyonizm Hristiyan ve Yahudi boyutuyla Türkiye’yi teslim almak için Anadolu’yu işgal etmek için çok ciddi hazırlık içersinde. HEDEF BİZİZ Eğer son derece stratejik akıl ve zeka ile düşünüp içeride sosyolojik toparlamayı bir an evvel gerçekleştirip siber alan üzerinden ülkemize yönelik kirli sosyolojik saldırıları tasfiye edecek ve bu toprakların değerleri üzerinden yeni zamanı anlamlandıracak bütünlüğü güçlü bir şekilde çok hızlı sağladığımızda, ifade edelim ki biz küresel ölçekte bir büyük güç ve dahi doğuyu batıyı Dengeleyecek en stratejik merkez ve dahi zenginlik ve refahın çok daha güçlü hale geldiği bir ülke olacağız EVET HANİF TÜRK YÜZYILI BAŞLAMIŞTIR Ancak bunu başarmak için içeride birlik ve beraberliğimizi çok daha güçlü hale getirip bütün farklılıklarınızı bir kılacak birbirimizle bütünleşecek bir dil üretmek zorundayız Siyasetin sahne önünde kavga odaklı gerçekleşmesinden ve de yaşadığımız ekonomik zorluklardan dolayı toplumun ümitleri zarar gördüğü gibi beraberinde özellikle ekonomik zorluklarla dijital alan üzerinden karşı karşıya kaldığımız sosyolojik savaş içeride çok ciddi erime tehlikesi riskini taşımaktadır Siyaset ağırlık merkezine artık sosyoloji odaklı yönetmek zorundadır O HALDE; Biz en çok attığımız slogan “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın.” Erbakan Hoca’nın, merhum Necip Fazıl Üstad’ın bize kazandırdığı en önemli değerlerinden birisi Abdülhamid’i öğrenmektir. Bize kazandırdığı en önemli değerlerden birisi de İstiklal Marşı’nın ruhudur ki bugün İstiklal Marşı’nı daha çok marş olarak yüksek sesle söyleyelim. Ama beraberinde İstiklal Marşı dersleri başlatalım; beraberinde Çanakkale dersleri başlatalım. Milli Eğitim Bakanlığı’na bu bir teklifimdir: İlkokul dörtten lise bitinceye kadar öğrencilerimiz, Türkiye’deki bütün okullardaki öğrencilerimiz, Çanakkale Savaşları’nın o büyük mücadelelerini öğrenmelidir. “Asla büyük Anadolu topraklarını size teslim etmeyeceğiz!” mücadelesinin, ölümün öldürüldüğü; şehadetin aşk ile istendiği; kendi cenaze namazını kılarak şehadete “Hoş geldin!” dediği Çanakkale ruhunu anlamalıdırlar. Çanakkale’de bin kişilik, iki bin kişilik konaklama alanı yapmalıyız. Türkiye’deki bütün okullar bu çalışmaya dahil olmalıdır. Çünkü önümüzdeki süreçte, bu topraklarda devletimizin çatısının güçlü bir şekilde varlığının devam etmesi, temel şartlarından birisi insan ve nesil yetiştirmektir. ANADOLU ANATOLIA OLMAYACAKTIR

Metin KÜLÜNK

110,945 Aufrufe • vor 1 Jahr

Afet ve Acil Durum Talimatları Toplantısı 📌#Türkiye Afet Müdahale Planı (#TAMP) kapsamında gerçekleştirilen Afet ve Acil Durum Talimatları Toplantısı; Valimiz Sayın Orhan Tavlı’nın başkanlığında, Adalet Teşkilatımızın, üniversitelerimizin, Baromuzun ve Büyükşehir Belediyemizin yetkilileri, Vali yardımcıları, ilçe kaymakamları, ilçe belediye başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarının müdürleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. 📌Sayın Valimiz toplantıda yaptığı konuşmada: “Hepimizin malumu olduğu üzere maalesef afetleri engelleyemeyiz ama iyi bir çalışma ve koordinasyon içerisinde, doğru bilgiye dayalı stratejik bir planlamayla yıkıcı etkilerini azaltabilir, afet sonrası oluşan yaraları hep birlikte sarabiliriz. Bunun için şehrimizin karşı karşıya bulunduğu deprem, sel, yangın, heyelan, kuraklık gibi tüm doğal afetleri birlikte değerlendirmek ve üzerinde çalışmak zorundayız. Bildiğiniz gibi, yaklaşık iki hafta önce ikinci yılını geride bıraktığımız Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısını ilk günkü tazeliğinde tüm Türkiye yüreğinde hissetti. Asrın felaketi olarak tanımladığımız bu büyük afette hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah'tan rahmet, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Tedavileri halen devam eden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan acil şifalar niyaz ediyorum. Rabb’im ülkemize, aziz milletimize ve tüm insanlığa bu şekilde bir afet bir daha yaşatmasın. Tabi bu felaket, az önce de ifade ettiğim üzere deprem başta olmak üzere sel, yangın, heyelan gibi tüm afetlere karşı her zaman hazırlıklı olmamız gerektiği gerçeğini hepimize çok acı bir şekilde yaşattı ve tekrar hatırlattı. Aynı zamanda AFAD Başkanlığımızın koordinasyonunda yürütülen afet öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenlerle ilgili hazırlanan eylem planları ve bilinçlendirme faaliyetlerinin can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi noktasındaki önemini, görevlerimizi ve sorumluluklarımızı da bizlere bir kez daha hatırlattı. Elbette bu konuda ülkemizde özellikle de son yıllarda üç temel kural çerçevesinde çok önemli çalışmalar yürütülmekte. Birincisi; afet öncesi hazırlık ve riski azaltma, yani afet öncesinde yapılabilecekler, hazırlıklar, bu risklerin tanımlanması, risk azaltma planlarının yapılması ve gerçekleştirilmesi. İkincisi; afet anında müdahale. Yani afetle karşılaştığımız an itibarıyla tüm kurumlarımızca ve tüm gücümüzle müdahale etmek, bu müdahale planlarını yapmak ve gerek devletin kamu kurum ve kuruluşlarının, gerekse sivil toplum örgütlerinin bu konudaki çalışmalarını koordine etmek. Üçüncüsü ise; afet sonrası oluşan maliyetlerden sonra iyileştirme aşamalarını sahada gerçekleştirmek. Devletimiz tabii ki bu her üç aşama için de ayrı stratejik planlar oluşturmuş durumda. Ancak bu planların afet ve acil durumlarda tam anlamıyla uygulanabilmesi için tüm kamu kurumlarımızın, sorumluluk ağlarına göre denetlemeler, planlamalar ve çalışmalar konusunda üstlerine düşen görevleri etkin bir şekilde yerine getirmesi büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; bütün kamu kurumları ve toplumumuzun her kesimi tarafından gerçekleştirilmesi gereken faaliyetlerin afetler henüz yaşanmadan önce bir süreç dahilinde sorumluları ve sorumlulukları ile birlikte üzerinde çalışılması, bu çalışmanın da sürdürülebilir olması elzemdir. Bu doğrultuda konuyla ilgili talimatları içeren yazımız bütün kurum ve kuruluşlara iletildi. Sorumlu ve ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından çalışmaların sahiplenileceğine ve bütün paydaşların başta Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere konuyla ilgili görevli ve sorumlu kurumlarla birlikte güzel bir iş birliği ve koordinasyon içerisinde çalışma noktasında gerekeni yapacağına yürekten inandığımı özellikle huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. Tabi afetle ilgili bir toplantı yapıyoruz ve bölgede başta Büyükşehir Belediyemizin ve ilçe belediyelerimizin ekipleri karla yoğun bir mücadele etmekte. Gerek kolluk birimlerimiz trafik tedbirlerini almakta, gerek vatandaşlarımızın normal hayatını kolaylaştırmak üzere bütün kamu kurum ve kuruluşlarımız, kaymakamlarımız sahada çalışmaları koordine etmekte. Bu çalışmalarda 7/24 görev yapan tüm kamu çalışanlarına, belediye çalışanlarına huzurlarınızda teşekkürlerimi, şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Tabi depremle ilgili öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılacak çalışmalar, öncesinde hazırlıklar yapılmakta ilimizde heyelan ve sel konusunda da önlem alınması gerekiyor. Özellikle bir haftadır yoğun yağışlar var. O nedenle kamu kurum ve kuruluşlarımız özellikle heyelan konusunda istinat duvarlarının risk oluşturacağı konusunda başta okullarımız ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarımızda tedbirlerini sahada yeniden gözden geçirsinler deyip özellikle uyarmak istiyorum. Bugün bir taraftan afetlerle ilgili AFAD İl Müdürlüğümüzün sunumu olacak. Diğer taraftan da Samsun Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığımız da yangınlarla ilgili alınması gereken tedbirlerle ilgili sizlere bilgilendirme yapacaklardır. Tabi bu konuda görevli ve sorumlu kurumlarımız üzerine düşeni yapacak. Ancak herkesin kendi görev alanındaki tedbirleri gözden geçirmesi, eksikliklerimiz varsa bunları tamamlamak üzere en üst birimden en alta kadar herkesin görev ve sorumluluk bilinci içerisinde hareket etmesi gerekiyor. Planlamalar yapılır ama bunun uygulanması, o plandaki görev ve sorumlulukların her kademedeki yönetici tarafından bilinmesi ve sahaya yansıtılması önemlidir. Özellikle bu toplantıyı da bu nedenle farkındalık oluşturmak amacıyla düzenliyoruz. Önce bütün kamu kurum ve kuruluşlarının görev alanlarındaki sorumlulukları denetlemek başta olmak üzere eksiklikleri tamamlamak için çalışmaları yapmamız gerekmekte. AFAD’ın sizlere dağıttığı Afet ve Acil Durum Aile Planı, Deprem, Yangın, Heyelan, Sel ve Taşkınlarla ilgili broşürler var. Biliyorsunuz 2025 yılı #AileYılı. Her türlü afete hazırlığa önce hanemizden başlayacağız. Hazırlanan broşürlerde her evde bir afet çantasından bahsediliyor. Bu dokümanları sizler dahil kurumlarınızdaki tüm personelin okumasında fayda var. Bunlar üzerinde uzmanlar tarafından çalışılmış, emek harcanmış broşürler. Ama sadece broşür safhasında kalırsa da olmaz. Bunları bütün kurumlarımız ve personelimiz AFAD’ın sitesinden de alabilir. Bunu bütün kurumlarımıza, personelimize yazılı olarak bildirin. Önce Afet ve Acil Durum Aile Planı konusunda herkes hazırlıklı olsun, çalışmasını yapsın. Bu duygu ve düşüncelerle; ilimizi afetlere karşı daha dayanıklı ve güvenli hale getirebilmemiz açısından oldukça önemli gördüğümüz bu toplantımızın şehrimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ederken, katılımlarınızdan dolayı sizlere teşekkürlerimi, şükranlarımı bir kez daha ifade ediyorum.” dedi. AFAD

T.C. Samsun Valiliği

45,113 Aufrufe • vor 1 Jahr

#EKGYO Fikirtepe Ziyaret Notlarım: Emlak Konut GYO'nun geçen hafta İstanbul Fikirtepe'deki projeden 1615 bağımsız bölümü 11.5 milyar TL'ye aldığını duyurması yatırımcısını şaşırtmıştı. İş modeline uygun olmayan, net nakdini sıfırlayan bu alışlar sonrasındaki 1 haftada endeksten % 16 daha geride kaldı. Bu olay kafamı karıştırdığından bugün gidip yerinde inceleme yaptım. Satışçısı, kontrolcüsü, yatırımcısı, konut alıcısı, işçisi vb kişilerle görüşüp bir de inşaatı yerinde inceleyince kafamda olay netleşti. Öğrendigim herşeyi paylaşamam ama birkaç gözlemimi aktarayım: *Birincisi EKGYO'nun net aktif değeri 110 milyar TL üstü. Dolayısı ile alış büyüklüğü/NAD % 10 seviyesinde. Halen başka projelerin etkisi toplama daha yüksek olabilir. *Burası bir kentsel dönüşüm projeji. Diğerleri gibi sıfırdan lüks konut yaptırıp payını almıyor. 12 bine yakın konut üretilecek ve 6500'ü hak sahiplerinin. Kalanı EKGYO müşavirliği ile satılıyordu şimdi biraz mal sahibi olmuş oldu. Alış fiyatı ise makul, 48 bin TL/m2. Satış fiyatı Ocak'tan beri zam görmemiş ve % 20 nakit indirimi ile 65-70 bin TL'ye inebiliyorlar. Şu anda küçük daireler bitmiş. (ticari blok ve millet bahçesi yanındaki bloklar henüz satışa açılmadı) Vadeli olunca % 1.59 oran ile en düşük konut finansmanı teklifleri var. Ayda 100 bin TL (Ara ödemeler var) taksitle ev sahibi olunabiliyor. Bu projede amaç elbette kar etmek ama çok kar etmek değil, Haldız Grup gibi işi bitiremeyenlerin olduğu bölgeyi ayağa kaldırmak ve tecrübe edinmek olabilir. Zaten projedeki müteahhitlerin çok ihtiyacı varmış gözükmüyor o yüzden muhtemelen bakanlık aldığı kaynağı deprem bölgesindeki müteahhitler için kullanabilir diye düşünüyorum. *1'i ticari kalanı konut toplam 18 blokluk alan, çok dipdipe. 11 bin daire (Diğer özel mütahitlerinki ile daha da yükseliyor) için 11 bin araçlık otopark var. Toplamda 50 bin kişi yaşayacak, günlük girişler de 20 bin olsa biraz kalabalık olacak diyebiliriz. Hak sahipleri kadar daire çıkarabilmek için yukarılara çıkılmış. 20-30 katlı bloklar var. En üstten biraz deniz görülebiliyor. Bölgede AVM ve yüzme havuzu yok ama her bina altına fitnes vb koyulmuş. Tam ortada 30 metre genişlikte "Prestij Cadde" olacak ve her binanın altı dükkan olduğundan cadde avm şeklinde İstanbul'un önemli noktaları arasına girecek. *Henüz teslimat yok. Özel üreticilerin yaptıklarında ise yaşam başlamış. Toz toprak içinde tabi. Çünkü inşaatlar gayet iyi ilerliyor. Video da görüldüğü üzere her binada çalışanlar var. "Helal olsun" diyorum. Müthiş bir gayret ve koordinasyon. Emeklerine sağlık. Hem hak sahiplerine hem yeni konut alanlara bu yıl bitmeden teslimatlara başlarlar gibi. 2025 sonunda da inşaatlar tümden biter deniyor. Hemen teslim deseler zaten ellerinde daire kalmaz iki güne biter. Fiyatlar, o konut segmentine göre makul çünkü. Diğer taraftan yabancılar kat mülkiyeti olmadan vatandaşlık alamadığından buraya ilgi göstermiyor. *Benim gördüğüm, bu işten EKGYO yatırımcısı zarar etmez. İyi bir kampanya ile Şirket zaten elindekileri de satıp nakde döner, yine net nakdi artar. Rölatifte geri kalması nedeniyle elinde olmayanlar için takip edilip trendi yukarı kırdığında giriş önerilebilir. Faydalı olması dileğiyle...

Yunus Kaya

216,762 Aufrufe • vor 2 Jahren

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Şırnaklı STK temsilcileriyle de Öğretmenevi’nde istişare toplantısı gerçekleştirdi. Bakan Yardımcısı Şuay Alpay’ın da yer aldığı toplantıda konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: BUGÜN TABLO ARTIK ÇOK FARKLI “Türkiye Yüzyılı” buluşmaları vesilesiyle güzel Şırnak’ımızı ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ayrıca sizlerin şahsında buradan tüm Şırnaklı hemşehrilerime, saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Sözlerimin başında Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyorum. Şırnak’ımız; Cudi’den Gabar’a uzanan engin dağlarıyla verimli ovalarıyla tarihî derinliği ve kültürel zenginliğiyle yurdumuzun en müstesna şehirlerinden biridir. Coğrafyasındaki bu ihtişam gibi Şırnak’ımızın kadirşinas insanlarının mertliği misafirperverliği ve vefası da gönüllerimizde özel bir yer tutmaktadır. Ne var ki bu kadim ve güzel şehir yıllarca terörün etkisiyle potansiyelini ortaya koymakta zorlanmış, sahip olduğu imkânlarını kullanamamıştır. Zira terör yalnızca güvenliğe değil maalesef pek çok alana ket vurmuş, Şırnaklı kardeşlerimin hayatını olumsuz etkilemiştir. Bugün ise tablo artık çok ama çok farklıdır. GÜVEN ORTAMI YENİDEN TESİS EDİLDİ Kahraman Mehmetçiğimizin, fedakâr Jandarmamızın, özverili emniyet teşkilatımızın ve yürekli Güvenlik Korucularımızla birlikte en önemlisi çok değerli Şırnaklı kardeşlerimizin ve elbette ki tüm milletimizin kararlı duruşu sayesinde, huzur ve güven ortamı yeniden tesis edilmiştir. Çok şükür terörden uzaklaşıp tehditlerin bertaraf edildiği bir ortama kavuştuk. Artık kalkınma ve refahın ivme kazandığı bir dönemin içerisindeyiz. Nitekim devletimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu eşsiz toprakları çatışmalarla değil aksine zengin petrol üretim kabiliyetiyle, yenilenebilir enerji kaynakları ve yatırımlarıyla, modern ulaşım projeleriyle, verimli tarımsal kalkınma hamleleriyle anılır kılmak için var gücüyle çalışmaktadır. Tüm bu alanlarda Şırnak son yıllarda hem merkezi hükümetimizin büyük gayretleri hem de Şırnak Belediyemizin verimli çalışmalarıyla muazzam ilerlemeler kaydetmiş, şehir bölgedeki yatırımların merkez üslerinden biri olmuştur. Yapılan her yeni yatırım, atılan her adım Şırnak’ımızın bugünlerini geliştirirken geleceğine dair umutlarını da yeşertmektedir. Ne mutlu bizlere ki Şırnak artık enerji üretiminde Türkiye’nin gururu tarımda ve seracılıkta bölgesel marka, sporda ve kültürde yükselen bir değerdir. Nitekim; - Cumhuriyet tarihimizin en büyük rezervlerine ev sahipliği yapan petrol kuyularının üretim rekorları kırdığı, - Yapılan yatırımlarla şehrin çehresinin estetik hâle geldiği, - Pek çok sektörde açılan yeni tesislerin yüzlerce kişiye istihdam sağladığı, - Sporcularımızın Türkiye çapında ve uluslararası arenada birbirinden önemli başarılar elde ettiği bu yeni dönem her bir kardeşimin umutlarını güçlendirmektedir. Şehrin her bir köşesinde heyecan ve üretim coşkusu hissedilmektedir. Ben de bugün şehrimizi ziyaret ederken bir yandan güvenliğin tesis edildiği emin bir kent görürken aynı zamanda kalkınmanın, üretimin ve müreffeh yarınlara ilerleyen bir şehrin motivasyonunu yakından ve memnuniyetle müşahede etmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum. DEVLETİMİZ BÜYÜK BİR TİTİZLİKLE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR Şüphesiz bugünlere umudun hâkim olduğu bu seviyelere kolay gelinmedi. Şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz kahramanlıkları ve fedakârlıkları, ailelerinin engin dirayet ve metanetleri bölge halkımızın sabrı ve direnci ile ortak gayretlerimiz sayesinde bu huzur ortamına kavuştuk. Bugün terör bitme noktasına getirilmişse, örgüt fesih kararı alarak silahlarını teslim etme aşamasına gelmişse bu toplumumuzun el birliği ile yürüttüğü kararlı mücadele ile mümkün olmuştur. Bin yıllık kardeşliğimizi daha da güçlendirecek “Terörsüz Türkiye” vizyonumuz işte bu güvenli ortamı sürekli kılmaya yönelik hedefimizin en somut yansımasıdır. Bu çerçevede devletimizin tüm ilgili kurum ve kuruluşları sürecin etkin bir şekilde işlemesi için büyük bir titizlikle çalışmalarını sürdürüyor. Gazi Meclisimizin çatısı altında teşekkül eden “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon”u da kendi alanında önemli kararlara öncülük etme misyonuyla çalışmalarına başladı. Şurası muhakkaktır ki sürecin başarısı oldukça önemlidir. Zira elde edilecek somut sonuçlar güvenlik, barış ve huzur iklimini pekiştirirken Şırnak’ı ve tüm bölgeyi kalkınmanın ve refahın da en güçlü merkezlerinden biri yapacaktır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm grupları yapılan çağrı ve fesih kararına uygun derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede olduklarından bağımsız olarak- bir an önce koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını teslim etmelidir. KAYNAKLARIMIZ ARTIK DAHA ÇOK ŞEHİRLERİMİZİN VE İNSANLARIMIZIN HİZMETİNDE OLACAK Özellikle vurgulamak isterim ki terörün ülkemizin ve bölgemizin gündeminden tamamıyla çıkmasıyla kaynaklarımız artık daha çok şehirlerimizin ve insanımızın hizmetinde olacak. Bu çerçevede Şırnak’ı son zamanlarda olduğu gibi bundan sonra daha da güçlü bir şekilde; - Dağlarında ve yaylalarında festivallerin heyecanının yankılandığı, - Sahalarında spor müsabakalarının coşkusunun yaşandığı, - Ova ve bahçelerinde bereketin çoğalıp tarımsal üretimin arttığı, - Çarşılarında ve sınır kapılarında ticaretin canlı ve bereketli şekilde yürütüldüğü, - Enerji projeleriyle üretimin ve istihdamın en üst seviyelere yükseldiği, - Tüm bu katma değer özellikleriyle ülkemize güç kattığı bir şehir olarak anacağız. Yegâne hedefimiz bu gelişim ivmesini kalıcı hâle getirmek, Şırnak’ımızı Türkiye’nin marka şehirlerinden biri yapmak ve her bir Şırnaklı kardeşimin refahını güvenini ve umutlarını daha da güçlendirmektir. Bunun için de devletimizin tüm imkânlarını seferber ediyoruz. Elbette ki tüm bu kazanımların kalıcı hâle gelmesi ve daha da artarak devam etmesi için tüm vatandaşlarımıza ve özellikle de bölge insanımıza düşen en önemli görev tesis edilen güvenlik, barış ve huzur iklimini titizlikle korumak, ona sahip çıkmaktır. Zira barışa ulaşmak emek, huzurun sürekliliği de fedakârlık ister. İnanıyorum ki Şırnak’ımızı ve ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımak için birlik ve kardeşlik ruhuyla kenetlendiğimiz bu süreçte hiçbir engel bize ket vuramayacaktır. Hep birlikte el ele vererek bu kadim toprakları en güçlü şekilde kalkındıracak, çocuklarımıza ve torunlarımıza barış dolu müreffeh bir gelecek bırakacağız. Bu vesileyle şehrimizin kalkınması için gecesini gündüzüne katan başta Sayın Milletvekilimiz, Sayın Valimiz, Şırnak Belediye Başkanımız ile diğer ilçe ve belde belediye Başkanlarımız olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımızın seçkin yönetici ve personeline teşekkür ediyorum. Ayrıca bu huzur ikliminin sürekliliği için gayret gösteren ve daima devletinin yanında yer alan tüm Şırnaklı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Halkımızı bilgilendirmek gibi oldukça hayati bir görevi icra eden siz değerli basın mensuplarına da çalışmalarınızda üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,823 Aufrufe • vor 11 Monaten

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla şehitlerimizin ve gazilerimizin kıymetli evlatlarını Millî Savunma Bakanlığında ağırladı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Bakan Yardımcısı Salih Ayhan da yer aldı. Evlatlarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayarak onlarla yakından ilgilenen Bakan Yaşar Güler, yaptığı konuşmada şunları söyledi: ÜZERİNDE YAŞADIĞIMIZ AZİZ VATAN TOPRAKLARI, BİZLERİN EN KIYMETLİ VARLIĞIDIR Sevgili çocuklar, kahraman şehit ve gazilerimizin emaneti kıymetli evlatlarım; hoş geldiniz. Sizleri görmek ne kadar güzel. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı yürekten tebrik ediyorum. Bugün hep birlikte çok güzel bir bayramı kutlamanın tarifsiz mutluluğu içerisindeyiz. Sizlerin sevincini, umutlarını ve hayallerini paylaştığımız ve gözlerinizdeki heyecanı gördüğümüz böylesine özel bir günde siz değerli evlatlarımızı Bakanlığımızda ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Kıymetli yavrularım; üzerinde yaşadığımız aziz vatan toprakları, bizlerin en kıymetli varlığıdır. Bu güzel vatan kolay kazanılmamış, büyük emekler ve fedakârlıklarla bizlere emanet edilmiştir. Nitekim bir asır önce ülkemizi işgal etmek isteyen güçlere karşı büyük bir mücadele verilmiştir. Güçlü bir inançla başlatılan Millî Mücadele asil milletimizin kaderini değiştiren en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Bu mücadele devam ederken 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte millet iradesi her şeyin üzerinde tutulmuş ve geleceğimizin temelleri sağlam bir şekilde atılmıştır. Başta Millî Mücadele’nin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımız, dedelerimiz büyük bir kararlılıkla mücadele ederek zafer kazanmış ve bizlere bağımsız bir Cumhuriyet bırakmışlardır. Bu nedenle 23 Nisan, yalnızca bir bayram değil; aynı zamanda özgürlüğümüzün, bağımsızlığımızın ve güçlü bir geleceğe olan inancımızın da en önemli sembollerinden biridir. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİ EVLATLARIMIZ, BAŞIMIZIN TACIDIR Bugün bayrağımız göklerde özgürce dalgalanıyorsa ve bizler bu topraklarda huzur içinde yaşayabiliyorsak bunu aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize borçluyuz. Onlar sizlerin güven içinde büyümesi, hayaller kurabilmesi ve güzel bir geleceğe ulaşabilmesi için büyük fedakârlıklar yaptılar. Bu kıymetli mirası korumak ve daha güçlü yarınlara taşımak için var gücümüzle çalışıyoruz. Özellikle vurgulamak isterim ki şehitlerimizin ve gazilerimizin emaneti olan ailelerimiz ve siz yavrularımız başımızın tacısınız. Bu kıymetli emanetin temsilcileri olan sizlerden beklentim kendinize güvenmeniz, merak duygunuzu hiç kaybetmemeniz ve sürekli öğrenmeye açık olmanızdır. Kitap okuyan, araştıran, soru soran ve düşündüklerini cesaretle ifade edebilen bireyler olarak yetişmeniz hem sizin hem de ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. YAPTIĞINIZ İŞİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPIN İleride hangi mesleği seçerseniz seçin yaptığınız işi en iyi şekilde yapmanız ve ülkenize faydalı bireyler olmanız, en büyük hedefiniz olmalıdır. Sizler, bu ülkenin en kıymetli hazinelerisiniz ve bizler için çok değerlisiniz. Sizlerin mutluluğu ve başarısı hepimizin ortak sevincidir. Bu yüzden devletimiz sizlerin en iyi şartlarda eğitim alabilmesi güven içinde büyüyebilmesi ve hayallerini gerçekleştirebilmesi için tüm imkânlarını seferber etmektedir. Çünkü sizlerin güçlü, donanımlı ve özgüvenli bireyler olarak yetişmesi ülkemizin yarınlarını daha aydınlık kılacaktır. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de her zaman yanınızda olmaya ihtiyaç duyduğunuz her an destek vermeye devam edeceğiz. Unutmayın ki bizler büyük bir aileyiz. Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi; rahmet ve minnetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı bir kez daha kutluyor; sizlere sağlık, mutluluk, başarı ve umut dolu bir gelecek diliyorum. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

37,141 Aufrufe • vor 2 Monaten

SURİYE’DE YAŞANANLARIN ÖZETİ: 1-Türkiye temel 2 amacı olan PKK/YPG terör örgütü ile mücadele ve ülkedeki milyonlarca sığınmacının güvenli geri dönüşü için Esad ile görüşmek istedi. Esad Türkiye’nin Suriye’deki askerlerini geri çekme şartını koştuğu için bu mümkün olmadı. 2-Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeler nedeniyle bütün ülkeler başka bir ülkeyle uğraşıyorken Suriye’de oluşmuş güç boşluğunu da fırsat bilerek muhalif güçlere Esad’ı devirmek amacıyla harekete geçmek için onay verdi. HTŞ bu sefer SMO ile iş birliği yapıp Türkiye’nin de etkisiyle daha ılımlı bir güce dönüştü. Yabancı kaynaklar da HTŞ’yi artık terör örgütü olarak tanımlamıyor. 3-Suriye’deki olaylar yaşanmadan önce, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde bir hazırlık olduğunun sinyalini veren birçok gelişme yaşandı. Bunlardan en önemlileri Sayın Devlet Bahçeli’nin sürpriz açıklamaları, MHP resmi hesabından yapılan “vakit tamamdır, söz konusu vatandır” paylaşımlarıydı. Ancak bütün süreç, istihbari ve diplomatik zekanın da yönlendirmesiyle çok sessizce ve temkinli bir şekilde yürütüldü. 4-Yaşanan süreçte ne yerli ne de yabancı medyada kimsenin ama kimsenin değinmediği (veya değinmekten çekindiği) çok önemli bir amaç daha vardı: İSRAİL TEHDİDİNİ YOK ETMEK. İsrail bariz bir şekilde Lübnan’dan sonra Suriye’de cephe açmaya hazırlanıyordu. ABD de yıllardır YPG’ye silah taşıyarak aslında bugünlerin zeminini hazırlıyordu. Satrançta olduğu gibi eğer ilk şahı Türkiye çekmeseydi, İsrail Esad ile de anlaşarak Suriye’ye girecek, YPG ile birleşerek Türkiye için varoluşsal bir tehdit oluşturacaktı. Bu önemli detayın kimse tarafından konuşulmamasını hayretle karşılıyorum. Halbuki son aylardaki bütün resmi açıklamalar bariz bir şekilde bunu gösteriyordu. Netanyahu Lübnan’da ateşkes yapıldığı gün “Esad ateşle oynuyor” dediği anda bunun sinyali verilmişti. Benim son aylardaki bütün paylaşımlarım da “yanıbaşımıza, sınırlarımıza yaklaşmakta olan İsrail tehdidi” üzerine. SURİYE’DE OLUŞACAK YENİ DENKLEM HAKKINDA: 1-Suriye’de Rusya ve İran’ın ön planda olduğu güç dengeleri kalıcı olarak Türkiye’nin lehine değişti. 2-ABD ve İsrail, Esad gibi bir piyonun devrildiği bir denklemde, artık ülkede “işgalci” konumundalar. İsrail basını şunu yazıyor: “Zayıf bir Esad İsrail’in işine geliyordu ama devrilmiş bir Esad değil”. İsrail zaten Suriye’de BM tarafından işgalci olarak tanınıyor ve BM Genel Kurulu daha birkaç gün önce İsrail’e Golan Tepeleri’ni terk etme çağrısında bulundu. ABD ise Suriye’de “YPG’li ortaklarla DEAŞ ile mücadele ediyoruz” argümanıyla bulunuyordu. Oluşan yeni denklemde bu retoriği sürdürmesi zor gözüküyor. 20 Ocak’a kadar Türkiye sahada ve masada elini daha da güçlendirirse, Trump ile oturulacak masada Trump’ın Project 2025’te de kendisine tavsiye edildiği gibi YPG’ye sırt çevirme ve Suriye’den askerleri çekme kararı alması çok olası gözüküyor. 3-İsrail, Hamas ve Hizbullah ile karşı karşıya geldikten sonra ilk defa Suriye’de mevcut bulunan TSK yani düzenli bir ordu ve NATO üyesi bir ülke ile karşı karşıya gelmiş olacak. İşgal ettiği bir ülkede “meşru müdafaa hakkını” savunması veya doğrudan Türkiye ile savaşması mümkün değil. Suriye’de bariz şekilde köşeye sıkışmış durumda. 4-Suriye’de ilk başta kurulacak geçici hükümet de, seçimle başa gelecek yeni hükümet de Türkiye ile ekonomik, ticari ve askeri açıdan çok yakın olacak. Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol oynayacak. Hakan Fidan’ın da açıkladığı gibi PKK/YPG ile hiçbir masaya oturulmayacak. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi, zaten Suriyeli olmayan bu örgüt “yasaklı örgüt” listesine alınacak. 5-Türkiye’de hiç Suriye’yi görmeden doğmuş büyümüş Suriyeli çocuklar, aileleriyle birlikte yeniden hayatlarını inşa edebilme fırsatı bulmuş, Türkçe öğrenmiş milyonlarca Suriyeli Suriye’ye dönerek Suriye’nin yeniden inşa edilmesinde aktif rol oynayacaklar. Bu insanlar Türkiye ile “komşu ülkenin” ötesinde özel bağlar kuracaklar. İleriki süreçlerde “referandum” opsiyonu bile gündeme gelebilir. Ancak henüz şu aşamada amaç bu değil. 6-Suriye’de yaşananlar bir domino etkisi yaparak bütün bölgeye yayılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son yaptığı açıklamada “Lübnan’a destek verileceği” ifadesini de önemli buluyorum. Suriye’den sonra Lübnan gibi başka ülkelerde de Türk varlığı, gücü ve etkisinin artacağı aşikar. 7-Yaşanan her şey şunu da açıkça gösteriyor ki Netanyahu hükümeti için de tıpkı Esad rejiminde olduğu gibi sonun başlangıcı gözükmüş oldu. Trump döneminde Esad gibi Netanyahu’nun da uluslararası mahkemelerce yargılandığına şahit olabiliriz. Çok büyük ihtimalle İsrail’de yeni bir hükümet kurulacak ve bu hükümetle Filistin devletinin kuruluşuna şahit olacağız. Bu süreçte de Türkiye aktif rol oynayacak.

Öznur Küçüker Sirene

488,334 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ateş Serbest 2025 Faaliyeti’nin Seçkin Gözlemci Günü’nde konuştu. Bakan Yaşar Güler, konuşmasında şunları söyledi: BU FAALİYET, ORDUMUZUN ATEŞ GÜCÜNÜ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR "Bu kapsamlı faaliyet, kahraman ordumuzun üstün ateş gücünü, aynı zamanda yerli-millî savunma sanayimizin ulaştığı yüksek seviyeyi bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bugün Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sahip olduğu imkân ve kabiliyetler ile yüksek nitelikleri haiz personelimizin maharetine şahit olmaktan büyük bir mutluluk ve gurur duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Ordumuzun envanterindeki birbirinden farklı sistemlerin denendiği ve etkinliklerinin bir kez daha müşahede edildiği bu faaliyette; ▪️Kuvvetlerimiz arasındaki birlikte çalışabilirlik pekiştirilmiş, ▪️Ateş desteğinin koordinasyonu geliştirilmiş, Aynı zamanda personelimizin muhtelif çap ve özelliklerdeki silahları tanıması bakımından da faaliyet, müstesna bir deneyim imkânı sunmuştur. Elbette ki bu kapsamlı faaliyetten de elde ettiğimiz verilerle sistemlerimizi geliştirmeye, kahraman personelimizin niteliklerini artırmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle; Ateş Serbest’in planlama, intikal, tertiplenme, hazırlık, icra ve geri intikal safhalarında büyük bir özveriyle görev yapan silah ve mesai arkadaşlarıma üstün gayretleri nedeniyle teşekkür ediyorum. ÜLKEMİZ, BÖLGESİNDE VE DÜNYADA ETKİSİNİ ARTIRIYOR Bugün karşı karşıya olduğumuz küresel tehditler, terörizm ve jeopolitik riskler; bizlere daima güçlü, hazır ve caydırıcı bir orduya sahip olmanın önemini hatırlatmaktadır. Bu bilinçle kahraman ordumuzun harekât etkinliğini ve gücünü her geçen gün artırmakta; karada, denizde ve havada ülkemizin ve asil milletimizin güvenliği için çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Özellikle vurgulamak isterim ki Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliği ve burada kıymetli temsilcileri bulunan ülkemizin göz bebeği savunma sanayi kuruluşlarımızın büyük gayretleriyle Türkiye, yerli-millî savunma sanayinde çığır açıcı bir ilerleme kaydetmiştir. Ülkemiz bir kısmını az önce tatbikatta müşahede ettiğimiz etkili silah sistemleri dâhil artık pek çok kritik teknolojiyi tasarlayıp ihraç ederken, bölgesinde ve dünyadaki etkisini de artırmaktadır. Öyle ki personelimizin yüksek fedakârlığı, savunma sanayimizin başarısı ile stratejik ve çok yönlü politikamız doğrultusunda küresel güvenlik ve barışa katkı sağlamak için uluslararası görevlerimizi büyük bir başarıyla ifa etmekteyiz. Nitekim ortaya konulan çok boyutlu diplomasi sayesinde dost ve müttefiklerimizle iş birliğini derinleştiriyor, ülkemizin uluslararası platformlardaki aktif rolünü daha da artıyoruz. GAZZE KONUSUNDA ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRECEĞİZ Bu faaliyetlerimiz kapsamında en son geçen hafta NATO Kosova Gücü (KFOR) komutasını bir kez daha üstlendiğimizi ifade etmek isterim. Özelikle vurgulamalıyım ki Türkiye olarak başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyada, barışın sağlanmasına katkı sunmayı, her zaman adil ve kalıcı çözümün savunucusu olmayı ilkelerimizden biri olarak görüyoruz. Bu açıdan İsrail ve Filistin arasında ateşkese varılmasının bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik çok önemli bir diplomatik adım olduğuna inanıyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi ülkemiz; uluslararası müzakere masalarının etkin bir üyesi olduğunu, Mısır’daki ateşkes görüşmelerinde de bir kez daha açıkça göstermiştir. Pek çok aktör de Türkiye’nin bu konuda üstlendiği aktif ve yapıcı rol ile ateşkese ulaşılması noktasında sağladığı mümtaz katkıları dile getirmektedir. Ancak özellikle vurgulamak isterim ki Gazze’de çatışmaların tamamen durdurulmasına ilişkin planın uygulanabilirliğinin uluslararası desteğe ve adil güvence mekanizmalarının kurulmasına bağlı olduğu da unutulmamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti olarak tarihî misyonumuz çerçevesinde ve Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda başta insani yardımların hızlıca bölgeye ulaştırılması, ateşkesin eksiksiz uygulanması ve sürekliliğine yönelik gelişmeleri yakından izleyecek, ihtiyaç duyulabilecek her konuda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. NİHAİ HEDEFİMİZ, TERÖRÜN SONA ERMESİ Dünya bir krizden geçiyor, asimetrik risk ve tehditler devam ediyor. Buna karşı devletimiz mevcut gerilimleri en iyi şekilde yönetebilmek adına proaktif bir anlayış, stratejik ve kapsamlı bir planlama ile çok yönlü ve güçlü bir güvenlik politikası uyguluyor. Esasen, ülkemizin savunma ve güvenliğini en üst seviyede sağlama noktasındaki en önemli dayanak noktalarımızdan biri milletçe sahip olduğumuz birlik ve beraberliktir. Bu çerçevede; iç cephemizi tahkim etmekte, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirme anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bugün artık ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz çerçevesinde, 'Terörsüz Türkiye' hedefine her alanda ulaşmak, ülkemizin tüm kaynaklarını ve enerjisini, kalkınma, refah ve aydınlık dolu ortak bir geleceğe yönlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde büyük bir gayretle çalışıyoruz. Şüphesiz ki bugün bu seviyelere gelmemizde en büyük pay aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları ve kahramanlıklarıdır. Nihai hedefimiz, 86 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm gruplar, alınan fesih kararı kapsamında derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli; başta Suriye olmak üzere farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları, bir an önce ve koşulsuz şekilde silahlarını teslim etmelidir. Başta PKK/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına, komşularımızda farklı adlar altında faaliyet göstermesine müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak isterim. BU TOPRAKLAR, TARİH İLE BUGÜNÜ BULUŞTURUYOR Bu topraklarda bir asır önce istiklal mücadelesi veren bir ordunun mensupları olarak bulunmanın tarihî anlamına da dikkat çekmek isterim. Öyle ki Sakarya Meydan Muharebesi’nin en yoğun çatışmalarının yaşandığı ve savaşın kaderini belirleyen kritik bölgelerden biri olan Polatlı-Beylikköprü-Acıkır hattı, asil milletimizin bağımsızlığı için her şeyini ortaya koyan Türk askerinin kahramanca mücadelesine şahit olmuştur. Dolayısıyla bu topraklar, şu anda da millî hak ve menfaatlerimizin korunması için icra ettiğimiz tatbikatlara ev sahipliği yaparak tarih ile bugünü buluşturan bir bölge olması hasebiyle büyük bir manevi mirası temsil etmektedir. Gururla ifade etmeliyim ki 104 yıl önce zor şartlarda ve kısıtlı imkânlarla mücadelesini ortaya koyan Silahlı Kuvvetlerimiz, büyük bir gelişim göstererek bugün üstün nitelikleri haiz personeli, yüksek teknoloji ürünü silah sistemleriyle dünyanın önde gelen ordularından biri hâline gelmiştir. Ulaştığımız bu üstün seviyeyi sürdürebilmek en büyük önceliğimizdir. Bu anlayışla, 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerimize daha emin adımlarla yürümek için çalışmalarımıza azim ve kararlılıkla devam edeceğiz. Bu çalışmalarda siz kahraman ve fedakâr silah ve mesai arkadaşlarımın sergilediği yüksek özveri takdire şayandır. Elbette ki bundan sonra da artan bir gayretle şanlı ordumuza güzide katkılar sağlayacağınıza, ifa edeceğiniz faaliyetlerde tüm yeteneklerinizi ortaya koyacağınıza yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. ▪️Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, ▪️Başta törenimizi teşrif eden kıymetli şehit-gazi yakınları olmak üzere tüm kahraman gazilerimiz ile şehit ve gazi ailelerimize saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ateş Serbest 2025 Faaliyeti'nde görev alan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımı bir kez daha canıgönülden kutluyor, Katılım sağlayan tüm personelimizi tebrik ederek başarılarının devamını diliyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hoşça kalın." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,691 Aufrufe • vor 9 Monaten

Türkiye’nin yaşayabileceği en büyük felaketlerden birisi hiç şüphesiz İstanbul depremi... Ve İstanbul depremi konusunda AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum şu tespiti yaptı: İstanbul depremine yeterince hazırlık yapılmaz ve önlemler alınmazsa bayrak gider, ülke gider, devlet gider. İstanbul depremi, gerçekten bu kadar büyük bir tehdit de AK Parti 22 seneden beri Türkiye’yi yönetiyor. İstanbul depremini durdurmak için ve gereken önlemleri almak için neler yaptı? AKP ne 11 ilimizi yıkan büyük depremle ilgili gereken önlemleri aldı ne de yaklaşan İstanbul depremi ile ilgili gereken önlemleri aldı. Son 5 sene İstanbul’u yöneten İmamoğlu hangi depreme karşı hangi önlemleri aldı? Koca bir 0. Artık bu değişmek zorunda çünkü İstanbul depremi her geçen gün birazcık yaklaşıyor. Kahramanmaraş ve Hatay’ı da kapsayan 11 ilimizde gerçekleşen depremde insanlar nasıl kaderlerine terk edildiyse, İstanbul da aynen öyle kaderine terk edilmiş durumda. İstanbul’daki bina stoğu yapısı güvenli olmaktan ne yazık ki çok uzak. Mevcut binaların 255 bin tanesi 1980 öncesinde yapılmış. Bu çok önemli bir sayı. Yani ciddi sayıda eski bina var. 1980’le 2000 arasında 538 bin 800 bina yapılmış ve 2000’le 2019 arasında 376 bin bina eklenmiş. İstanbul'da 1 milyon 170 bin yapı var. Tabi bu sayı arttı. 7.5 büyüklüğündeki bir deprem senaryosuna göre İstanbul’da yolların yüzde 30’u kapanacak. 48 bin ağır hasarlı yapı ortaya çıkacak yani yıkılacak. 194 bin orta ve üst hasarlı yapı oluşacak. 463 noktada hasarlı içme suyu oluşacak, yani sular patlayacak. 355 hasarlı doğalgaz noktası bekleniyor, buralarda yangın çıkacak. 1045 noktada lağım dışarıya patlayacak. Yüzbinlerce kişi ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacak, milyonlarca kişi dde yaralanacak. Zafer Partisi olarak biz İstanbul depremine karşı alacağımız hızlı önlemleri tek tek ortaya koymak istiyoruz ve bunları yapacağımıza söz veriyoruz. 1- Deprem yönetmeliğinde yumuşak katlarla ilgili yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var. Çünkü mevcut yumuşak kat uygulaması yani binaların altında yüksek katlar var, buralarda daha çok işyerleri yer alıyor. Binaların yıkılmasını kolaylaştırıyor. Mevcut binalarda yumuşak katlarda güçlendirmeler olmasını sağlayacağız. Ayrıca hızlı ve ucuz yöntemlerle hızla binaların güçlendirilmesine başlayacağız. Bu iş yıkıp yapmaktan çok daha ucuza mal olacak. 2- Hastane, okul, öğrenci yurdu başta olmak üzere kamu binalarının güçlendirilmesi için hızlı bir çalışma başlatacağız. Depremde hiçbir hastane ve okul yıkılmayacak. Hiçbir öğrenci yurdu yıkılmayacak. 3- Depremde kapanması muhtemel yollar için önceden önlem alınacak. Bunları simülasyonlarla biliyoruz, bu yüzden önlem almak daha kolay. Yeni yolları önceden açacağız. Yıkılarak kapanmayı engelleyecek çalışmalar başlatacağız. 4- Deprem sonrası yerleşim alanlarını önceden tespit edeceğiz, bu yerlerde su ve kanalizasyon altyapı çalışmalarını depremden önce gerçekleştireceğiz. Böylece depremden sonra yerleşecek vatandaşlarımızın bu alanlara yerleştikleri zaman çok kolay bir şekilde günlük yaşamlarına devam etmelerini, suya ve tuvalete kavuşmalarını sağlayacağız. 5- AVM’lerin deprem sonrasında geçici barınma ve gıda merkezi olarak hizmet etmelerini sağlayacak önlemleri önceden alacağız. Deprem bölgesinde AVM’ler yıkılmamalırna rağmen kapalıydı biliyor musunuz? 6- Arama ve kurtarma çalışmaları için geniş bir ekipman stoğu yapacağız ve bu stoğu şehrin değişik yerlerine önceden yerleştireceğiz. Böylece vatandaş kendi imkanlarıyla da kurtarma çalışmalarına hemen başlayacak. 7- Arama kurtarma çalışmalarına katılacak İstanbullulara belediye tarafından arama-kurtarma eğitimleri verilecek. Bu ekiplere katılan İstanbullular için belediye hizmetlerinin bir kısmı ücretsiz olacak. Otobüse ücretsiz binecekler, suyu ücretsiz kullanacaklar. Yeter ki bu ekibin içinde yer alsınlar ve o gün orada olsunlar. Zafer Partisi

Ümit Özdağ

630,014 Aufrufe • vor 2 Jahren

BASINA VE KAMUOYUNA 📣📣 Bugün burada mesleğinin 14 yılını süpervizör olarak geçirmiş olan Seka Devlet Hastanesi temsilcimiz Sayın Tuncay Dağ’ın hukuksuz bir şekilde görevinden alınıp, başka bir birime görevlendirilmesi için toplanmış bulunmaktayız. Sayım dönemi yaklaştıkça kirli oyunlarıyla kurumları kirletmeye niyetli görünenler, sadece sayım dönemi ortaya çıkıp baskı, korku ve liyakatsizlikle insanları yıldırmaya çalışanlar, gücünün yetmediği noktalar da kişilerin görev yerini değiştirerek gençlerin sesini kısmayı, hızla büyüyen Genç Sağlık Sendikasının önünü kesmeye çalışıyorlar. Ancak unuttukları bir şey var. Biz sırtımızı üyelerimize dayadık. Yapılan her türlü hukuksuzlukta üyelerimiz yanımızda olup gerekli bütün cevabı hep birlikte vereceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikalar Kanunu açık olarak belirtmektedir. ‘‘Kamu işvereni, işyeri sendika temsilcisi, sendika işyeri temsilcisi, sendika il ve ilçe temsilcisi ile sendika ve sendika şube yöneticilerinin işyerini sebebini açık ve kesin şekilde belirtmedikçe değiştiremez.’’ hükmü yer almaktadır. Bu maddeye aykırı davrananlar ile hukuk önünde hesaplaşacağız. Daha önce İl başkan yardımcımızın görevlendirilmesi yine aynı şekilde hukuksuz bir şekilde yapılmış, açtığımız dava sonucunda yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Yetkili olacağımız hastane de temsilcimizin görev yerini değiştirerek bizleri çıktığımız bu yoldan vazgeçirmek için çalmadık kapı bırakmayan, usulsüzlük üstüne usulsüzlük yapan zihniyet bugün önümüze kapkara bir şekilde çıkmıştır. Ancak bizim yüreklerimizdeki ışık onların karanlığından daha güçlüdür. Bilinmelidir ki bu zihniyete karşı mücadele eden Gençler er ya da geç bu karanlığı yırtacaktır. Devlete saygınız yok, insana saygınız yok, hukuğa saygınız yok, bari yaptığınız mesleğe saygınız olsun. Evinizde sizi bekleyen ailenize saygınız olsun. Bilinmelidir ki bugün gençler var ve hakkını hukukunu biliyorlar, temsilcimiz üyemiz ya da üyemiz olmayan her kim varsa onların hakkını gençler savunacak. Yani sendika üyesi olmasına gerek yok, memlekette her mağdurun arkasında Genç Sağlık Sendikası var. Her sağlık personelinin arkasında Kamu Birliği Konfederasyonu var. Bu saatten sonra, adet haline gelmiş haksızlıklara müsaade yok! İstikametini doğrudan çevirmiş, doludizgin hatadan hataya koşanlara fırsat yok! Bugün burada şunu da belirtmekte fayda var biz isteriz ki, müdürler, yöneticiler, idare etmekle mükellef olanlar sendikacı olmasın. Hele sendikal kimliği görevi kötüye kullandırtıyorsa, diğer sendikalarla hasımcılık güttürüyorsa memuriyetinin bile sonlandırılması gerekir. Bugün ilimizde ve bir çok ilde bu durumla karşı karşıyayız. Kocaelinin en büyük hastanesi olan şehir hastanesinde sağlık bakım hizmetleri müdürü yetkili sendikanın il başkan yardımcısı soruyorum sizlere bizlerin bugün yönetici nezdinde bir sıkıntımız olduğunda kimi kime şikayet edeceğiz. Danışıklı dövüşün yanında hala memlekete dair umudumuz var çünkü: Hz Ali yok diye ilim, Hz. Ömer yok diye adalet yetim kalamaz! Tüm memurlara ve sağlık camiasına sesleniyoruz gelin hep birlikte bu bataklık sistemi düzeltelim bugünümüzü ve yarınımızı daha sağlam temeller üzerine kuralım. Buradan bu görevlendirmenin altında imzası olan herkese sesleniyoruz, yaptığınız bu işlem usülsüzdür, hükümsüzdür ve hukuka aykırıdır ve bu durumun bir an önce düzeltilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. Dr. Yüksel PEHLEVAN Seddar Yavuz Kocaeli İl Sağlık Müdürlüğü 🌐 ☎️0850 309 10 38

Genç Sağlık Sendikası

10,774 Aufrufe • vor 2 Jahren

MÜTEVAZİLİK YAPMADAN ÇOK AÇIK YAZIYORUM ! CELLÂDINA AŞIK İSEN, ACISINA DA KATLANACAKSIN ! BİR ŞEYİ ANLAMAK İÇİN İLLAKİ BAŞIMIZA KÖTÜ İŞLERİN GELMESİ Mİ GEREKİYOR ! AMA ANLAŞILAN BİR MUSİBET GERÇEKTEN DE BİN NASİHATTAN DAHA EVLÂDIR. DURUM MALESEF ÖYLE GÖRÜNÜYOR. NE ZAMAN UYANACAKSINIZ ..! 👉Aylardır Küresel Çetenin başta İklim Kanunu olmak üzere, LGBT ve Rezerv alan dayatmaları ile ilgili açıklamalar ve konuşmalar yapıyoruz. Ya komplocu ya da iftiracı muamelesi görüyoruz. Daha önce tüm milletimize aşı diye dayattıkları sıvılar ile ilgili verdigimiz mücadelede de böyle olmuştu. ( Çok şükür memlekette en az 40 milyon insan bu sıvıları yaptırmadı ). Diğer yandan Milyonlarca insanımız sıvılanmış, sonuçları ise bugün ciddi anlamda tartışılır hale gelmiş bulunuyor. Ülkemiz üzerinde oynan bu oyunların ve bunlara ortak olan Hükümetin tün ifşalarını yapıyor olmamıza rağmen toplumumuzdan yeterli bir reaksiyon göremediğimizi üzülerek ifade etmek istiyorum. 👉Tarım ve Hayvancılığa darbe vurdular, tarım ürünlerine kotalar koydular, ata tohumunu yasakladılar, köyleri mahalle statüsüne aldılar, köy ortak mera ve binalarına el koydular, köy okullarını kapattılar ve sattılar, köylerin boşalmasına sebep oldular. Faiz, Zam, Enflasyon, Kur Korumalı Mevduat ihaneti, Yap İŞLET Devret soygunu, Yüksek faizle borçlanma ve İsrafla Ekonomimizi çökertiyorlar. Amerikan Fullbright Eğitim sistemiyle eğitimimizi bitiriyorlar. Cedaw'la Toplum yapımızı bozuyorlar, 6284 Kanunu ile boşanmaları arttırıp Ailemizi Çökertiyorlar, LGBT'ye destek verip Eşcinselliğin yaygınlaştırılmasını destekliyorlar, Topraklarımızı ve Madenlerimiz yabancilara satıyorlar, Karbon yasas, Nakitsiz Toplum, Dijital toplum derken, son dönemde Rezerv Alan, Özel Alan ve Orman Alanı kandırmacaları ile Milletimizin tapulu mallarına el koyuyorlar. AMAÇ MÜLKİYETSİZ BİR TOPLUM İNŞAA ETMEK. AÇIK İFADE EDİYORUM, SABAH AKŞAM BU KONULARI İFADE ETMEYE ANLATMAYA ÇALIŞIYORKEN, BİZİM İLE ALAY ETMEYE KALKANLAR ŞİMDİ, SIKINTI BAŞLARINA GELİNCE HOP OTURUP HOP KALKIYORLAR. TÜM DİĞERLERİ DE SIRA BİZE GELMEZ ZANNEDİP OLAN BİTENİ YERLERİNDEN SEYREDİYORLAR. Beğenmediğin Hollandalı bir avuç çiftçi bile, Küresel politikalara karşı bir ay boyunca protesto gösterileri yaptılar ve Hükümete geri adım attırarak, üstelik istifa etmek zorunda bıraktılar. Kalp krizi, Turbo kanser vakaları, inme ve kalp kası iltihabı gibi hastalıklar yaşayıp sağlıklarından veya hayatlarından olan insanların yakınları şimdi, hocam siz haklıydınız bizler sizleri dinlemedik durumuna gelmiş bulunuyorlar ama ne çare. 👉Hiç mütevazilik yapmadan söylüyorum, toplum olarak bu gaflet uykusundan uyanmadıkça, Küreselcilerle beraber Aziz Milletimize operasyon çeken bu Hükümeti yasal yollarla uyarmadıkça, önce sağlığımız, sonra ailemiz, akabinde neslimiz, daha sonra emeğimiz ve nihayet toprağımızı da elimizden alacaklar. Bu olmaz demeyin, bugün bunları canlı örnekleri ile olduruyorlar. Artık AKLETMEZMİSİNİZ, Ne zaman uyanacaksınız ? Büyük Parti dün olduğu gibi bugün de siyasi hiçbir hesabın içerisinde olmadan Milletimiz ve Devletimiz için, ne pahasına olursa olsun doğruları ve gerçekleri haykırmıştır ve haykırmaya da devam edecektir. Umulur ki musibetlerle değil, Allah'ın lütfu ile akıl ve zekâmızla uyanırız. Hep birlikte ayağa kalkar Küreselcilere ve onların içerdeki işbirlikçilerine karşı hep beraber MÜCADELE veririz. Ve umulur ki bunu Büyük Parti çatısı altında hep birlikte başarırız. Biz hep birlikte BİZ'iz... Selam ve Dua ile... Mikdat ERTEM BÜYÜK PARTİ GENEL BAŞKANI Abdurrahman Dilipak Orhan Uğuroğlu Enver Aysever Aytunç Erkin Murat AĞIREL Erdem Atay Oya Lale Özan Arslan Burcu Uğur Can Ataklı @ugurdundarsozcu Sinem Nazlı Demir Emin ŞİRİN fatih portakal Gizem Fidan gürkan hacır Evrensel Gazetesi İstanbul Gündemi gökmen karadağ Demirören Haber Ajansı NOW Murat Yetkin Oğuzhan Uğur Şaban Sevinç Vahap Munyar Çiğdem Bayraktar Ör, Dr. Barış Yarkadaş Cemal Enginyurt Cumhuriyet İsmail Saymaz Merdan Yanardağ Tele1 TV Emre Kongar Salim Şen Halk TV

Mikdat Ertem

31,591 Aufrufe • vor 2 Jahren

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Kuvvet Komutanları ile gittiği Osmaniye’de Mehmetçiklerle bir araya geldi. 12’nci Komando Tugay Komutanlığında inceleme ve denetlemelerde bulunan Bakan Yaşar Güler, öğle yemeğini Mehmetçiklerle yedi. Bakan Yaşar Güler, komandolarımıza hitaben bir konuşma yaparak şunları söyledi: TSK, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE İLK ANDAN İTİBAREN VATANDAŞININ YANINDA YER ALDI Osmaniye’de 12’nci Komando Tugay Komutanlığımızda Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte siz kahraman silah arkadaşlarımla bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, sizleri sevgiyle selamlıyorum. Sözlerimin başında üç yıl önce, 6 Şubat tarihinde meydana gelen deprem felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. 11 ilimizi etkileyen ve asrın felaketi olarak nitelendirilen bu büyük afete Osmaniye’miz de maruz kaldı. Ne yazık ki can kayıplarımız oldu, evlerimiz, iş yerlerimiz yıkıldı. Depremin ortaya çıkardığı tüm zorluklara rağmen devletimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde tüm kurumları ile depremzede kardeşlerimizin yardımına koştu. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bölgedeki unsurları da depremin yıkıcı etkisine uğramasına rağmen ilk andan itibaren vatandaşlarımızın yanında yer aldı. Ayrıca ülkemizin dört bir köşesinden unsurlarımız da süratle bölgeye intikal ettirildi. Bu kapsamda kahraman ordumuz; - Başta arama kurtarma faaliyetleri olmak üzere iaşe, barınma, sağlık gibi ihtiyaçların karşılanması için kahramanca ve fedakârca görev yaptı. - Üstlendiği tüm sorumlulukları, ilgili kurum ve kuruluşlarımız ile tam bir koordinasyon ve uyum içinde icra etti. OSMANİYE’DE 12 BİN 557 KONUT VE İŞ YERİ TESLİM EDİLDİ Birçok ülkenin nüfusundan çok daha fazla insanımızı etkileyen böylesine büyük bir afet, ancak ve ancak çok güçlü bir dayanışma ile aşılabilirdi. Çok şükür ki bizler de bir ve beraber olarak depremin yaralarını sardık, sarmaya devam ediyoruz. Yıkılan şehirlerimizin yeniden inşası için başlatılan büyük konut seferberliği, devletimizin bu konudaki çabalarının en önemli yansımasıdır. Nitekim şu ana kadar Osmaniye’de afetzede vatandaşlarımıza teslim edilen 12 bin 557 konut ve iş yerine ilave olarak 13 bin 573 bağımsız bölümün yapım ihalesi de tamamlanmıştır. Ayrıca bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın iştirakleriyle “Yüzyılın Konut Seferberliği” kapsamında Osmaniye için planlanan 2 bin 990 konutun kura çekimine de şahitlik edeceğiz. BUGÜN HUZUR VE GÜVENLİK ORTAMI HÂKİMSE BU SİZLERİN SAYESİNDE Yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünya genelinde, birbiri ardına gerginlikler ve krizler yaşanıyor, çatışmalar ve savaşlar ortaya çıkıyor. Risk ve tehditlerin çok boyutlu hâle geldiği böylesine hassas bir ortamda, Millî Savunma Bakanlığı olarak ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için gece gündüz demeden azim ve kararlılıkla çalışıyoruz. Şanlı ordumuz da son bir asrın en kapsamlı, en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. En başta terörle mücadele kapsamında hem yurt içinde hem de tehdidi kaynağında yok etme stratejisi doğrultusunda Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütlerine yönelik başarılı operasyonlar icra ettik. Bugün sınır şehirlerimizde huzur ve güvenlik ortamı hâkimse, Suriye’den sınırlarımıza önceden olduğu gibi roketler düşmüyorsa bunlar hep sizlerin, kahraman Mehmetçiğin hudutlarımızın ötesindeki mücadelesi sayesindedir. Nitekim 12’nci Komando Tugayımız da; - Kasım 2023’ten itibaren iki yıl boyunca Bahar Kalkanı Harekât Bölgesinde görev icra etmiş olup, - Ekim 2025’ten bu yana da Fırat Kalkanı Harekât Bölgesinde yüksek vazife şuuru ve sorumluluk bilinci ile görev yapmaktadır. Hâlihazırda Tugayımıza bağlı taburlarımızın, bölgedeki faaliyetlerini başarıyla sürdürdüğünü memnuniyetle müşahede ediyorum. Başta sizler olmak üzere Tugayımızın tüm personelini gayretleri nedeniyle yürekten tebrik ediyor, her birinizin gözlerinden öpüyorum. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ, DEVLET AKLIYLA YÜRÜTÜLÜYOR Gerçekleştirdiğimiz operasyonların başarısı neticesinde ülkemizin terörle mücadelesinde önemli bir aşamaya geçilmiştir. Devletimiz, terörü tamamıyla sona erdirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Bu tarihî proje kahraman ordumuzun sahadaki emsalsiz gayretleriyle birlikte asil milletimizin ortak iradesi, toplumsal dayanışmamız ve rasyonel devlet aklıyla yürütülmektedir. Sürecin başarısı için PKK ve iltisaklı grupların başta Suriye olmak üzere tüm bölgelerde terörist faaliyetlerine son vermeleri ve silahlarını en hızlı şekilde koşulsuz teslim etmeleri için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu konuda komşumuz Suriye yönetimi ile de yakın bir koordinasyon içerisindeyiz. Hem sınırlarımızın güvenliği hem de Suriye’nin kalıcı istikrarı ve siyasi birliği için YPG-SDG unsurları 10 Mart ve 18 Ocak mutabakatlarının gerekliliklerini hızlı bir şekilde yerine getirmelidirler. Terör örgütünün ülkemize tehdit oluşturmayacağından emin oluncaya ve gerekli emniyet seviyesine ulaşıncaya kadar planlı faaliyetlerimizi kesintisiz olarak icra etmeye devam edeceğiz. HAK VE MENFAATLERİMİZİ KARARLILIKLA KORUYORUZ Teröre karşı verdiğimiz başarılı mücadelenin yanı sıra hudutlarımızın güvenliğini, personel sayısı ve teknoloji bakımından en güçlü ve en kapsamlı tedbirlerle sağlamaktayız. Aynı şekilde Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de kararlılıkla korumaktayız. Ayrıca pek çok coğrafyada uluslararası barış ve istikrarın tesisine müstesna katkılar sunmaktayız. Bu faaliyetlerimizle eş zamanlı olarak karada, denizde ve havada büyük ölçekli eğitim ve tatbikatlar icra ediyoruz. Böylesine geniş kapsamlı görevlerin aynı anda ve üstün bir başarıyla yürütmesinde eğitimli, disiplinli nitelikli personel ile yerli, millî ve modern savunma sanayi ürünlerine sahip olmamız en büyük etkendir. TÜRK KOMANDOSU DAİMA GÜÇLÜ, CESUR, HAZIR VE DAYANIKLI OLMALI Bilmelisiniz ki köklü bir tarihî mirasla bugünlere gelen ordumuzun gücü, etkinliği ve caydırıcılığı artık sizlerin omuzlarında temsil edilmektedir. Bu nedenle sizlerden beklentimiz; eğitimlerinize özen göstermeniz, aynı zamanda fiziksel kondisyonunuzu, bireysel gelişiminizi ve mesleki niteliklerinizi daha da ileri taşımak için çaba sarf etmenizdir. Unutmayınız ki bir Türk Komandosu daima güçlü, cesur, hazır ve dayanıklı olmalıdır. Bu esasları rehber edineceğine inandığım siz kahraman komandolarımızın; - Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı üstün bir gayretle yerine getireceğinize, - Böylece Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gücüne güç katacağınıza yürekten inanıyorum. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye Yüzyılı hedeflerimize emin adımlarla yürüyoruz. Savunma ve güvenlik alanında da temel önceliğimiz elde ettiğimiz başarıların korunması ve daha yüksek seviyelere çıkarılmasıdır. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Azminiz ve gayretiniz daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

62,621 Aufrufe • vor 5 Monaten

Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim? Önce yuvayı bozdular sonra bizi bir dünya dertlendirip uğraştırdılar ve şimdi de hepsini kendileri yapmış gibi tvye konuşmuşlar. Hemde Yaren leylek güzellemesi ile yapmışlar haberi! Antalya Serik’te Dikmen köyündeki leyleklerin yaşadığı sıkıntıyı buradan defalarca dile getirmiştim. Cami kubbesindeki yuva geçtiğimiz kış rüzgarla parçalanıp uçuşan parçalar giderleri tıkadığı için muhtar ve cami imamı leyleklerin bu 7 yıllık yuvasını yıkmışlardı. Hemde yuvanın sahibi leyleğin göçten geldiği gün yaptılar bunu. Bunu telafi etmek için ise cami yakınına bir tane cılız direk dikip üstüne malzeme yığmışlardı leylekler oraya gelsin diye ama yuva ne sağlam duruyordu ne de güvenli. Sosyal medyadan dile getirip muhtara ve imama tepki gösterince önce ‘biz resmi kurumlara sorduk uygun dediler’ diye açıklam yaptılar. Hangi resmi kurum leylek yuvasının yıkılmasına ve yeni cılız direğe uygun dedi bilmiyorum? Kendileri de bunu fark etmiş olmalılar ki sonra yine o direği sağlamlaştırmaya çalıştılar ama nafile! Çünkü yuvası bozulan o leylekler muhtarın diktiği direğe değil yakınlardaki bir elektrik direğinin üstünü seçtiler yuva olarak. Ve oraya dal çalı çırpı taşımaya başladılar. Bunu görünce Akdeniz Elektrik Dağıtım şirketi ile iletişime geçip hemen o direğe platform koyulmasını sağladım. Böylece elektrik akımına kapılma risklerini kaldırdık. Sağolsunlar hemen ertesi gün diktiler. Bu süreçte hiç bir resmi kurumdan bir destek görmedim! Elektrik şirketinden başka kimse ilgilenmedi bu konuyla hiçkimse hemde! Tüm bunlar olurken muhtar gazetelere televizyonlara biz iyilik olsun diye yuvasını yıktık diye açıklama yaptı. Kubbedeyken güya yavruları ölüyormuş. Bana da oldukça tepkili biliyordum. Ailesinden birisi ile sosyal medyadan iletişime geçip ‘tamam o halde muhtar hatasını kabul etsin yanlış yaptık, bilemedik böyle olsun istemezdik desin ki bu emsal teşkil etmesin. Bundan sonraki süreci birlike ilerletelim’ dedim. Ertesi gün muhtar bir açıklamasında olayı çarpıtıp ismimi söylemeden bana dinsiz fenomen diyerek amacımın aslında başka olduğunu falan söyledi. O zaman atv yine böyle köye gidip cami kubbesindeki yuvanın yıkılmasını ve muhtarın diktiği kullanılmayan direğin sanki leyleklerce kabul görmüş gibi yansıtarak şu başlığı attı ‘leylekler muhtar sayesinde daha güvenli yuvalarına taşındı’. Hatta tüm süreci bir iyilik hareketi gibi anlattılar resmen haberde. Şimdi aynı atv bugün bu haberi yapmış. Stdüyodaki sunucunun konuşurken arka ekrandaki foto bir kere o köyden bir fotoğraf değil. O kadar güzelleme yapıp ‘Allahın hikmeti’ dediği kuşların başına gelenleri gerçekten bilmiyor olamaz diye düşünüyorum.! Öte yandan konuyu bilmesine rağmen muhabirler asla bu olanlardan bahsetmeden rüzgardan yuva yıkıldı algısı yapıyor. Muhtar ise tüm bunlar olduktan sonra çıkıp sanki leyleklerin yuvalandığı yeri kendi yapmış gibi konuşup bizim haftalarca süren mücadelemizi ve elektrik dağıtım şirketinin çabasını hiçe sayıyor oldukça rahat! kendi koyduğu çelimsiz direkte hayvanlar yuvalanmış gibi algı yapıyor. Yemin falan ediyor hatta konuyor diye. Konması yetmiyor yuvasından oldu o hayvan ve sona başka yeri seçti ama nafile işte. Muhtarın ve imamın tüm bunlar olmamış gibi çıkıp süreci iyilik hareketi gibi anlatmadına mı yanayım, atvnin görmezden gelmesine mi? Hem bizi üzüp uğraştırdılar hemde sanki her şey yolunda ve onların çabasıymış gibi basında yer alan habere bakın

Alper Tüydeş

16,092 Aufrufe • vor 3 Monaten

"Köprüden de düşmeyeceğim Bu yoldan da geçmeyeceğim" Rahmetli Özdemir Bayraktar'a ait olan bu cümle, kendisi ve ailesi ile birlikte Türkiye'nin de mücadelesinin özeti aslında. Fakat Türkiye mücadelesi vermek, öyle bir istisna zorluk içerir ki, sadece Türkiye'ye özgüdür, Çünkü, Türkiye mücadelesi veren tüm kuşaklar, enerjisinin büyük kısmını, Türkiye içinde kendileri ile düşmanca savaşanlara rağmen, Türkiye mücadelesi vermeyi gerektirir "Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeseli, aynı zamanda bu acı hakikatin de hikayesi 📌 Belgesel boyunca aldığım onlarca nottan biridir mesela, Özdemir Bey, bir çok sekansta farklı askerlere, kişilere bir çok şey söyler Bin türlü engelin sonunda bir gün dayanamaz ve tüm askerlerin ortasında haykırır; "Sadece kendi cebimizden yaptık her şeyi, 1 lira almadık bir yerden. Bize bin türlü engel çıkartanlar, İsrail'le 1 ayda bir daha Heron anlaşması imzaladılar Burası, nerenin, hangi ülkenin Genelkurmay Başkanlığı" Haluk Bayraktar'ın şu cümlesi de ne kadar acıdır mesela değil mi "Tam 3 yıl geciktirdiler, bu İHA'lar 3 yıl önce girebilirdi envantere..." Evet, Türkiyemiz, tam o günlerden gelmiştir bugünlere.. Teröre karşı en ağır kayıplarımızı yaşadığımız, cümle olarak yazması bile güç ama, yüzlerce şehidimizi o dağlarda toprağa verdiğimiz günlerde oluyor tüm bunlar bakınız ! KALE Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Osman Okyay'ın cümlesi de apayrı bir öneme sahiptir. "Özdemir Bey'in verdiği bu mücadele bir yerde dursa idi, Türkiye'nin İHA mücadelesi olmazdı, batardı." ** Yukarda okuduğunuz metni yazarken mahcubum açıkçası Geçtiğimiz hafta içinde bir akşam üzeri telefonum çaldı, tanımadığım bir numara, 20'li yaşların henüz başında olduğunu tahmin ettiğim genç bir ses BAYKAR'dan aradığını söylediği anda, cümlenin sonunu tahmin ettiğim ve daha önceden haberini aldığım ve katılamayacağım için, içimden öyle bir mahcup oldum ki, sadece o nezaketli sesin cümlesinin bitmesini bekleyebildim. Cumartesi günü, bugün, Özdemir Bayraktar Belgesel gösterimi için davet ediyordu kardeşim, T3'ün binlerce öncü gencinden biri olduğunu, Özdemir Bey'in kurduğu o büyük ocağın gençlerinden olduğunu tahmin ettiğim genç kardeşime, özrümü ve davet için teşekkürümü ifade edip selamlaşmış idik.. Ve bugün Yurt dışındayım maalesef Bu özel günde bu özel gösterimde orada olamadım Odamda, belgeselin bir çok bölümünü kez be kez durdurarak, belgeseli izliyorum Dışarda yağmur var, Selçuk Bayraktar Bey'in cümlesi karışıyor yağmur sesine "2005, amcam, uçağı, güneşin içine doğru attı, ışık gözümü aldı o anda" İşte o güneşe, o ışığa, kanatları ile havalanan o uçak için, sonsuz müteşekkiriz... ** (Meslekî bir not : Hamdolsun bugüne dek savunma sanayii merkezli yüzlerce portre video ile birlikte, 25'in üzerinde belgesel yapmak nasip oldu, yapımcı, yönetmen, editör, emektar olarak. Tüm o belgesellerin arasında her zaman apayrı yerde duran portre belgesellerim, Vecihi Hürkuş ve Nuri Killigil belgesellerimdi. Allah var, bir çok not ile beraber orta vadede planım mutlaka bir Özdemir Bayraktar belgeseli yapmak idi. Yıllardan bu yana, Yerli Savunma Sanayimiz için de Yeni Medya için de Türkistan kitabım için de nereye, ne zaman davet edilsem, konu ne olursa olsun her yerde mutlaka Özdemir Bayraktar ve İbrahim Bodur'un, sözlerinden, hayatlarından örnekler verir, mutlaka ama mutlaka bu öncü akıncıları her yerde kendimce kitleselleştirmeye gayret eder idim. "Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeseli için çok kıymetli A. Cüneyt POLAT 🇹🇷'i gönülden tebrik ediyorum, binbir emeklerine sağlık, her yönüyle güçlü, her yönüyle Akıncı bir yapıma imza atmış 🙌 Son sözüm de şu olsun 📌 Haluk Bey ve Selçuk Bey'lerle, Türkiyemiz ve dünyamız, henüz SİHA gerçeğini tam olarak keşfetmemiş iken, 2018, 2029'da, kıymetli dostum meteyarar ile her açıdan ilk olan yayınlar yapmış idik. Özdemir Bey'in, o yayınlarımız öncesinde ve sonrasında gösterdiği o büyük sevgi ve muhabbet, dün gibi hatrımdadır. Allah var, Mete Yarar'a başka bir muhabbetle sarılır ve oğullarına dönüp şöyle takılırdı.. "Bak, bizim yapıp ettiklerimiz önemli değil, bu yapılanların, milletimiz için ne anlama geldiğini anlatıyorsunuz ya her yerde, tüm mesele budur" Varolsun, rahmetli Attila Oral'ın ömrünü vererek hazırladığı, yayınlatmaya çalıştığı 900 sayfalık Nuri Killigil kitabını da Özdemir Bayraktar yayınlatmış, büyük destek vermiş ve herkese hediye etmişti. İşte o büyük eserden bana da özel olarak bir çok kitap göndermişti, hepsini izleyicilerimize hediye etmiştim yıllar evvel Bu özel günün vesilesi ile ben de kamuoyuna sizler huzurunda söz vermiş olayım Nasipse İstanbul'a döndüğümde, kitaplığımda, kendim için ayırdığım o son kitabı, buradan 1 arkadaşımıza hediye edeyim 🍀 Sonsuz minnet, hürmet ve rahmetle Özdemir Bey

İsmail Halis

20,282 Aufrufe • vor 5 Monaten

Bazı insanlar dünyaya armağanlarla gelir, bazılarıysa sadece mücadeleyle. Alya Albora, ikinci gruptandı. Şanslı değil, hayatta kalmak zorunda olan bir çocuktu. Ama asla kurban olmadı, “neden ben?” demedi. O, doğuştan güçlü bir savaşçıydı. Hayata başladığında zaten bir yanı eksikti. Ne güvenli bir ev, ne de bir soyadı taşıyordu. Annesi Fikriye’nin karanlık yaşamında, kimliği bilinmeyen bir babanın yokluğunda büyüdü. Çocuk yaşta yetişkin acılarla tanıştı. Annesinin getirdiği bir adamın taciz girişimi, ruhunda onarılmaz bir iz bıraktı. Alya o gün kurtuldu ama bir daha asla aynı çocuk olmadı. Annesine yalvardı; “beni sev, beni duy” dedi ama Fikriye anneliğini karanlığa teslim etti. En sonunda kızını, Caroline adında bir öğretmene 350 bin Euro karşılığında sattı. Alya için bu, hayat boyu taşıyacağı en ağır yaraydı. Ama Alya hiçbir zaman kendini yalnızlığa teslim etmedi. Dik başlıydı. Herkesin sustuğu yerde konuştu. Herkesin çekindiği yerde adım attı. Zorluklara boyun eğmeyen, gözü kara ve cesur tarafı onu ayakta tuttu. Hayatın her darbesine inatla karşı koydu. Bükülmedi. Yıkılmadı. İnatçılığı, onun sınırlarını değil, sınırların dışına çıkma iradesini temsil etti. Ne zaman bir uçurumun eşiğine gelse, düşmek yerine kanatlandı. Kanada’da Caroline ile yeni bir hayata başladı. Okudu, savaştı, başarılı bir kadın doğum uzmanı oldu. Annesinin veremediği hayatı, başkalarına verecek güce ulaştı. Ardından Boran geldi. Alya, ilk kez sevilmenin, korunmanın ne demek olduğunu hissetti. Ve ondan oğlu Deniz doğdu. Alya, yalnızca bir anne olmadı. Oğlunun hem kalkanı hem pusulası oldu. Onun gözlerinin içine baktığında, kendi çocukluğunu unuttu. Annesinden göremediği her şeyi, Deniz’e vermek için yaşadı. Uykusuz kaldı, ağladı, savaştı ama asla geri çekilmedi. Annelik onun en büyük kimliği, en kutsal savaşıydı. Deniz’in güvenle uyuduğu her gece, Alya’nın içindeki yaralı çocuğu biraz daha iyileştirdi. Ama mutluluğu uzun sürmedi. Boran’ı bir kazada kaybetti. Yalnız kaldı, ama o artık bir anneydi... Boran’ın vasiyetiyle Mardin’e döndü. Albora ailesi onu gelin değil, tehdit olarak gördü. Sadakat, onu suçladı. Hatta Deniz’i elinden almaya kalktılar. Alya, oğlunu korumak için Cihan’ı vurdu. Vicdanı ağır bastı, Cihan’ı yine kendi elleriyle tedavi etti. Ardından, oğluyla kalabilmek için Cihan’la evlenmeye zorlandı. Başta bu evlilik sadece oğlunu korumak içindi. Ancak zamanla Cihan’ın sabrı, şefkati ve merhameti kalbini yumuşattı. Derken bir başka darbe geldi: Cihan’ın geçmişteki ilişkisini öğrenmesi. Defalarca sormasına rağmen Cihan’ın bunu saklaması, Alya’yı kırdı. Boşanmayı düşündü ama gitmedi. Cihan’la birlikte yürümeyi seçti. En büyük yüzleşme ise annesi Fikriye ile oldu. Yıllar sonra ortaya çıkan Fikriye, Alya’yı yıllar önce taciz eden adamı öldürdüğünü, Caroline’den aldığı parayı o adamın ailesine vermek için istediğini itiraf etti. Sonra da teslim olup dokuz yıl hapis yattığını… Şimdiyse son evre akciğer kanseriydi. Sadece kızının yüzüne son kez bakmak istiyordu. Alya duydukları karşısında öfke duymadı. Ne sevdi ne nefret etti. Ama bu itiraflar, içindeki çocuğun feryadını biraz dindirdi. Sonunda Fikriye, Alya’yı korumak için kurşunun önüne atladı. Ölmeden önce kızına “anne” dedirten o an, Alya’nın hayatında en büyük kırılmaydı. Ve onu affetti. Alya Albora; terk edilmiş, satılmış, kırılmış bir çocuğun, küllerinden yeniden doğarak bir anneye, bir insana, bir savaşçıya dönüşme hikâyesidir. O, hem yıkılan hem de her yıkıldığında yeniden ayağa kalkan bir kadındır. Gücünü acılarından, kararlılığını yaralarından, kalbini affetmeyi öğrenmekten alır. Hayat ona ne verirse versin, o her seferinde "Beni bu durduramaz" demeyi bildi. O, yalnızca acıya dayanmadı; onun içinden yeniden bir benlik yarattı. Alya, bir anka kuşudur. Defalarca yanmıştır, ancak her seferinde küllerinden yeniden doğmuştur. O artık sadece bir karakter değil… Kendini yeniden inşa etmeye cesareti olan her kadının yansımasıdır... #UzakŞehir • #CihAl

Bihter🍷

15,965 Aufrufe • vor 11 Monaten

Reşad ile Son Birkaç Gün Edip Yüksel 17 Temmuz 2023 Burada kısmen tanık olduğunuz tartışma 22:52 ayetinin bir tecellisi oldu. Reşad'ın o sözlerine ve izleyen tartışmalardaki yanlış tavrına tepki gösterdim. 1989 yılının büyük bir kısmında her gün, 739 E 6th St, Tucson, AZ 85719 adresindeki Tucson Mescidindeki ofisimde Türkçe Kuran çevirisi üzerinde çalışıyordum. Amerika’nın en iyi mobilya mağazalarından birine sahip olan mimar AbdülHay Parnian adlı arkadaşımın hediye ettiği harika bir masanın üzerindeki Macintosh bilgisayarda Türkçe Kuran çevirimi bitirmek için uğraşıyordum. Reşad IBM bilgisayar kullanıyordu ama ben o yıllar Macintosh tercih ediyordum. O zamanlar IBM bilgisayarları kullanmak sıkıntılı idi. 1989 yılında Macintosh çok pahalıydı. Reşad, 2000 (iki bin) dolardan fazla ödeyerek bana bir Macintosh almıştı. Çeviriyi bir iki ayda bitirmemi bekliyordu. Reşad çok hızlı ve uzun saatler çalışan biriydi. Bu beklentisi realist değildi… Reşad da Mescid ’in Kuzey kanadındaki ofisinde İngilizce çevirisinin üçüncü baskısı üzerinde düzeltmeler yapıyordu. Lisa Spray, Mescidin karşı sokağındaki Arizona Üniversitesinde çalışıyordu. Öğle yemeği için Mescide gelirdi. İşten çıktıktan sonra da Mescide gelip birkaç saat Reşad’a editörlük, halkla iletişim ve benzeri ofis işlerinde yardımcı oluyordu. Lisa, Tanrının 19 sistemiyle çağımız insanına gönderdiği mesajını insanlara iletmek için istikrarlı bir biçimde gayret eden yiğit bir kadındı. Reşad ile Yatsı namazına kadar her gün yaklaşık 10-12 saat çalışıyorduk ve ayetler üzerinde tartışıyorduk. Reşad Mecit’e sabah namazında gidiyordu. Ben ise bir iki saat sonra çalışmaya başlıyordum. Behruz Mofidi adındaki bir münafığın 26 Ocak 1990 günü Cuma hutbesinde dile getirdiği bazı tavsiyeler o geceki toplu Kuran çalışmamızı etkileyip büyük bir tartışma çıkarmıştı. O tartışmada Mescitte bulunan yaklaşık 50-60 kişi üç gruba bölündü. Behruz’u destekleyenler, beni destekleyenler, ve kararsızlar. Mescitteki hutbelerin yaklaşık yarısını Reşad verirdi. Genelde Reşad bir sonraki hutbeyi verecek kişiyi belirlerdi. Bazen biri hutbe için gönüllü olurdu. Kuran çalışmaları da sürekli Mescid’e katılanlar tarafından idare edilirdi. Kuran çalışmasına öncülük edecek kişi, kadın veya erkek, bir hafta öncesinden belirlenirdi. 1989 yılında Mescitte Reşad’dan sonra en çok hutbe veren iki kişiden biri idim. Diğeri de Abdullah Arık adlı ODTÜ mezunu mühendis arkadaşımızdı. Behruz California'dan misafir geldiği için Reşad, son Cuması olacak toplantının hutbesini onun vermesini istedi. Behruz, Sünni/Şii geleneğinden aşina olduğumuz bir geleneği önerdi. Eski bir Şii idi ve eski dininin ve geleneğinin etkisinden tam olarak kurtulmamıştı. Bizim de bundan sonra Reşad'a ismiyle hitap etmememizi, Reşad odaya girince önünde ayağa kalkmamızı tavsiye etti hutbesinde. Namazdan hemen sonra Mescitteki müminler hutbeyi protesto etti. Hatta, kimya profesörü Dr Mahmoud Sabahi ve birkaç arkadaş yüksek sesle tepki gösterdi. Behruz’a katılıp katılmadığını sordular Reşad’dan. Reşad müminleri haklı buldu. Kendisine sadece Reşad diye hitap etmede devam etmelerini, ayağa kalkmamalarını istedi. Ancak aynı gecenin toplu Kuran Çalışmasında çıkan tartışmada, Reşad'ın Behruz Mofidi Shirazi ve Behruz’u destekleyen Douglas Brown ve Kay Emami gibi birkaç diplomalı cahile ve Muhteşem Erişen gibi birkaç münafığa meyletmesi beni çok rahatsız etti. Bu yüzden cumartesi günü, Mescide gitmedim. Reşad ile olan bağımı koparmayı düşünüyordum. Bu benim için ciddi teolojik, kişisel, psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar üretecekti. Ama, 1 Temmuz 1986’da dinimi sadece Allah’a özgülemeye karar vermiş ve sadece O’na teslim olmuş biri olarak bu sınavı kaybetmeye niyetim yoktu. Tüm zorluklarına rağmen benzeri bir kararı alacaktım. Rabbime olan güvenim tamdı. Cumartesiyi eşimle birlikte geçirdim. O da benim gibi Cuma günü ve gecesi gelişen olaylardan şok olmuştu. Benden önce Reşad ile tanışmış ve her Cuma mescide giden ve hatta sabah erken işe giderken yolu üzerindeki Mescitte durup dua eden ve Kuran okuyan bir mümin idi. O da benim gibi hayal kırıklığı yaşıyordu. 1989’un Eylül’ünde evlenmiştik. Daha dört ay dolmamıştı. Eşimle birlikte Mescitten yaklaşık 5 mil uzaktaki Tangelwood Apartments kompleksinde 5’inci Street’e bakan bir apartman dairesinde yaşıyorduk. O günler daha çalışmaya ve para kazanmaya başlamamıştım. Ful-time Türkçe Mesaj çevirisi üzerinde çalışıyordum. Evimin kirasını, su ve elektrik masrafını Reşad bizzat üstlenmişti. Eşim de hastanede diyet uzmanı olarak çalışıyordu. Pazar günü Lisa Spray beni Mescitten telefonla aradı. Lisa Mescid'e gelmemi istiyordu. Olumsuz cevap verdim. Reşad’a kızgın olduğumu söyledim. Münafıklara meyletmişti. Lisa, Reşad'ın benimle görüşmek istediğini söyledi. İsrar edince otobüsle Mescid'e gittim. Reşad ile teke tek yüzleştim. Cuma gecesi söylediklerinin ve duruşunun Kuran'a aykırı olduğunu tekrarladım. Reşad hiç beklemediğim şekilde bana katıldığını ve tövbe ettiğini söyledi. Bu habere çok sevindim. Birlikte tövbe ettik. O anda 22:52 ayetinin tecellisini yaşadığımızı fark ettim. Aynı gece, yatsı namazından sonra ben ve Reşad Mescid’i tam terk edecekken FBI’dan olduklarını söyleyen iki sivil polis Mescid’e geldi. Reşad’ı öldürmek isteyen bir grubun varlığını haber verdiler. Salt Lake City’de polis aramasında şüpheli bir grubun evinde Mescidin krokisini bulmuşlar. Reşad’ı dikkatli olması için uyardılar. Polisler ayrıldıktan sonra Reşad bana “Lütfen, bunu Mecide gelen halka anlatma. Şeytan onları korkutmak ister” dedi. Ben de söz verdim. O anın ve konuşmanın, Reşad ile son görüşmem olacağı hiç aklıma gelmemişti. Kendisiyle cihatta yoldaşlık ve ayrıca baba ve oğul ilişkisine benzer bir ilişkimiz vardı. Benim Amerika’ya vize alarak gelmem için sponsor olmuş, ABD’ye geldiğimde tüm masraflarımı karşılayacağını taahhüt etmiş ve hatta tüm mal varlığını ve gelirini beyan etmişti (o belgeler hala yanımda duruyor). Reşad daha sonra eşimi istemem için benimle babasının evine gitmişti. Daha sonra, Eylül ayında United Submitters International’ın Tucson’ın kuzeyindeki Oracle köyü tesislerinde yaptığı yıllık konferansında nikahımı da kıymıştı. Kısacası, Reşad hem benim Sünni şirkinden ve rezaletinden kurtulmama vesile olmuş, hem hicret etmemde büyük yardımları dokunmuş, evlenmeme yardım etmiş ve daha sonra beni her yönüyle desteklemiş en yakın arkadaşımdı. Yani, polisin getirdiği bu haber beni hemen harekete geçirmesi gerekiyordu. Ama aksine hiç tepki gösteremedim. Akıncılar lideri olarak yaşadıklarım, kardeşim Metin’i genç yaşta kahpe kurşunlara kaybedişim, yıllarca ceza evlerinde işkence ve zulüm görüşüm ve özellikle son yıllarda yaşadıklarım beni bu tür haberlere ve uyarılara karşı duyarsız hale getirmişti. Sünni dinini terk edip dinimi sadece Allah’a özgülemeye karar verdiğim 1 Temmuz 1986’dan sonra ölüm fetvaları ve tehditleri almış, defalarca saldırıya uğramış ve hatta birkaç suikast teşebbüsü atlatmıştım. Bu yüzden, 28 Ocak 1990 gecesi Mescitte tanık olduğum polis uyarısını ve Reşad’ın bunu gizlememi istemesini normal bir olay olarak algılamıştım. Yani, 1976-1990 arasında yaşadığım trajik olaylara adapte olurken “haşlanmış kurbağa sendromuna” yakalanmıştım. Ölüm fetvaları ve tehditleri alan Reşad’ın da benzeri bir psikolojiyi yaşadığını sanıyorum. Halbuki normal bir insan FBI’nın bu haberinden sonra en yakın arkadaşının, gönüldaşının, ensarının, yoldaşının güvenliği için hemen harekete geçer. Mescid’in etrafında diğer arkadaşlarıyla birlikte nöbet tutardı… Daha sonra öğrendim ki ertesi gün Somalili arkadaşım Mahmud Abib ile konuşmuş ve ondan bir tabanca almıştı. Reşad bir dahaki Cuma'ya yetişemeyecekti. 31 Ocak 1990 Çarşamba sabahı, El-Kaida ile bağlantılı birkaç Sünni tarafından katledilecekti. Maalesef, 31 Ocak 1990 sabahı güneş doğmadan önce Mescid’in Euclid sokağına bakan kapısından girer girmez Mescid’e daha önce girip saklanan iki Sünni müşriğin saldırısına uğruyor ve beline koyduğu tabancayı kullanma fırsatını bulmuyor. Birkaç ay sonra, Behruz Reşad’a iftira ederek 19 Mayıs 1990’da Suudi Arabistan’a meteor düşeceği kehanetini üretecekti. Mesciddeki münafıklar ve eleştirel düşünmesini bilmeyen birkaç ahmak Behruz’un peşine takıldı. Behruz, Muhteşem, Kay, Douglas ve birkaç hadisçi-sünnetçi bu yalanı gazetelere ve televizyon şirketlerine gönderdiler. Hatta söyleşiler yaptılar. Bu ayrı ve uzun bir hikâye… Kısacası, tarih tekerrür etti. #ediMak

Edip Yüksel, J.D.

76,570 Aufrufe • vor 3 Jahren

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Alpaslan Kavaklıoğlu ile gittiği Hakkâri’de; ilin sorunlarının ele alındığı ve yapılacak çalışmaların değerlendirildiği toplantıya başkanlık etti. Hakkâri Öğretmenevinde gerçekleşen toplantıda konuşan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE EDİLDİ "Türkiye Yüzyılı buluşmaları vesilesiyle güzel Hakkâri’mizi ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Öncelikle sizlere, Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını iletiyorum. Sizlerin şahsında buradan tüm Hakkârili hemşehrilerime, saygılarımı sunuyor; selamlarımı gönderiyorum. Hakkâri’miz doğu serhaddimizin en kadim şehirlerinden biri olarak eşsiz doğal güzellikleri, sahip olduğu imkânları, yetenekleri ile yurdumuzun en mümtaz yerlerinden biridir. Engin dağlarının verdiği heybetle bu güzel şehir, tarihin her döneminde zorluklara karşı dik durmuş, umudun adı olmuştur. Ne var ki Hakkâri’miz maalesef yıllarca terörün gölgesi altında kalmış, bölgenin gelişimi istediğimiz seviyede olamamış, şehrimiz gerçek potansiyelini bir türlü gösterememiştir. Kalkınmanın önündeki en büyük engel olan terör yalnızca fiziki olarak değil, başta sosyoekonomik alanda olmak üzere pek çok açıdan Hakkârili kardeşlerimi zorlamıştır. Ancak, kahraman Mehmetçiğimizle birlikte kahraman Jandarmamız ve Emniyet Teşkilatımız ile gözü pek Güvenlik Korucularımızın hepsinden önemlisi siz Hakkârili kardeşlerimin fedakârlığı ve özverisiyle terörle mücadelede büyük başarılar elde edilmiştir. Bölgede güvenlik ve huzurun sağlanmasıyla yatırımlar ve refah da artmaya başlamıştır. Devletimiz, tüm kurum ve kuruluşlarıyla terörün izlerinin bölgeden silinmesi, bu güzel toprakların dağlarından fışkıran petrolle anılması ve bölge şehirlerimizin bir an önce kalkınması için var gücüyle çalışmalarını yürütmektedir. Yatırım ve projeler birer birer hayata geçtikçe Hakkâri’miz her geçen gün daha da büyük gelişim kaydetmektedir. YENİ BİR SÜRECİN KAPILARI SONUNA KADAR AÇILDI Terör yıllarca milletimizin her bir ferdini olumsuz etkilemiş, acılar yaşatmıştır. Aynı şekilde ülkemizin güçlü ve müreffeh olmasında büyük bir engel oluşturmuş, bu yüzden Türkiye kaynaklarını terörle mücadele için sarf etmiş, yapabileceği pek çok yatırımı erteleyerek büyük ekonomik fedakârlıklara katlanmak durumunda kalmıştır. Buna karşı Türkiye küresel ve bölgesel gelişmeleri çok yönlü okuyarak içerideki kardeşliğimizi güçlendirmek için tarihî bir projeyi hayata geçirmiştir. Öyle ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ortaya konulan stratejik devlet aklı ve tarihsel birikiminden güç alan millî bir duruşla artık yeni bir sürecin kapıları sonuna kadar açılmıştır. Başta Hakkâri olmak üzere bölgede ve ülkemizin tamamında kalıcı barış huzur ve kardeşlik ikliminin gelmesini amaçlayan bu sürecin adı ‘Terörsüz Türkiye’dir. Bu tarihî kardeşlik projesi 40 yılı aşkın süre boyunca enerjimizi tüketen, ülkemizin en büyük sorununun çözümü demektir. Pekişen birlik ve beraberliğimizle tüm tehditlere karşı çok daha güçlü ve dayanıklı hâle gelmemizin en önemli yoludur. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi ülkemizin tamamını kuşatan bir kardeşlik çağrısı, Çanakkale ve Millî Mücadele’deki ruhla aydınlık yarınlarımıza ele ele, omuz omuza yürüme kararlılığımızın en somut adımıdır. Elbette bugünlere kolay gelinmedi, üstün fedakârlıklar ve gayretler sergilendi, büyük bedeller ödendi. En başta aziz şehitlerimiz ve gazilerimizin emsalsiz mücadelesi ile bugünkü huzur ortamına ulaştık. Aynı şekilde cefakâr bölge halkımızın dirayeti ve daima devletine verdiği destekle bugünlere geldik. Dolayısıyla terörle mücadelede büyük başarılar elde edilmiş ve sonunda örgüt silah bırakma noktasına getirilmişse işte bu el birliği ve dayanışmanın sonucudur. TERÖR ÖRGÜTÜ FESİH KARARINI TAM ANLAMIYLA UYGULAMALI Şüphesiz terör örgütünün tüm uzantılarıyla birlikte silahlarını bırakması, fesih kararını bir an önce ve tam anlamıyla uygulaması gerekmektedir. Sürece dair hususlar bir yandan ilgili kurumlarımız diğer yandan da Gazi Meclisimiz de teşkil edilen komisyon aracılığıyla yürütülüyor. Devlet ciddiyetine uygun attığımız bu kritik adımla amacımız her kesimden vatandaşımıza büyük acılar yaşatan annelerin yüreklerini derin bir hüzne boğan milletimizin bin yıllık kardeşliğini bozmayı hedefleyen terör belasından ülkemizi kurtarmaktır. Huzura, barışa, kardeşliğe ve refaha atılan bu kapsamlı adımın başarıya ulaşmasıyla ülkemizin güvenliği daha da güçlenirken milletimizin ebedî kardeşliği de pekişmiş olacaktır. Özellikle vurgulamak isterim ki ezelden beri kardeş olan ve tarih boyunca omuz omuza yürüyen Türklerin ve Kürtlerin birlikteliği, bu coğrafyadaki barışın da temel yapı taşıdır. Ortak bir geleceğe attığımız bu güçlü adımla aynı zamanda ülkemizin kaynaklarını, şehirlerimizin ve vatandaşlarımızın hizmetine artık daha fazla sunma imkânına kavuşacağız. Ayağına vurulan büyük bir prangadan kurtulacak olan Türkiye, üretimden kalkınmaya kadar pek çok alanda daha büyük ve daha güçlü bir seviyeye ulaşacaktır. Şüphesiz bu gelişiminden ülkemizin her noktası kadar Hakkâri’miz ve çevre iller de önemli ölçüde faydalanacak, hak ettiği payları alacaktır. Bu çerçevede Hakkâri’mizin son yıllarda spordan turizme, tarımdan ticarete kadar yakaladığı ivmeyi nasıl en üst seviyelere taşırız düşüncesiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Nitekim artık Hakkâri’yi; ▪️Mağaralarında teröristlerin değil, turistlerin dolaştığı, ▪️Yaylalarında mermi seslerinin değil, festival coşkusunun hâkim olduğu, ▪️Endişenin değil, spor müsabakalarının heyecanının yaşandığı, ▪️Geçim derdiyle değil, tarımdan sanayiye ve ticarete kadar ekonomik hayatın canlanmaya başladığı bir şehir olarak anıyorsak işte yeni süreçle bunların hepsi daha da pekişecek, daha da gelişecektir. Hakkârili kardeşlerim, ticaretin canlanıp yatırımların daha da artması, sosyal ve ekonomik yaşamın daha güvenli ve konforlu hâle gelmesiyle daha müreffeh bir hayata kavuşacaktır. BARIŞ VE HUZUR İKLİMİNE SAHİP ÇIKMAK SORUMLULUĞUMUZDUR Artık her alandaki yatırımlarla düzenlediği veya ev sahipliği yaptığı etkinliklerle anılan Hakkâri’nin gerçek potansiyelini ortaya çıkarması, bizler için büyük bir mutluluk kaynağıdır. Bunların artarak devam etmesi için barış ve huzur iklimine hep birlikte sahip çıkmak, en büyük görev ve sorumluluğumuzdur. Çünkü atalarımızdan bize yadigâr kalan ve kutsal vatanımızın en değerli parçalarından biri olan Hakkâri’mize gözyaşı değil gülmek; kaygı değil umut, silah sesi değil, konser sesleri yakışıyor. Bu tarihî dönemde Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de hem güvenliğimizi sağlama hem de sürecin en hızlı ve etkin şekilde işlemesi için ilgili kurumlarımızla eş güdüm içinde faaliyetlerimize devam ediyoruz. Aynı şekilde Hakkâri’mizin gelişimine daha fazla katkılar sunmak için de gayretlerimizi sürdürüyoruz. Bu çerçevede, 2023 yılından itibaren çeşitli vesilelerle buraya gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerimizde tespit ettiğimiz sorunlara ve vatandaşlarımızın taleplerine yönelik çeşitli çalışmalar yaptık, yapıyoruz. Bu konudaki girişimlerimizi artırarak devam ettiriyoruz. Hedefimiz terörün tamamen ülkemizin ve şehrimizin gündeminden çıktığı, Hakkâri’nin Türkiye’nin marka şehirlerinden biri hâline geldiği ve değerli Hakkârili kardeşlerimin refahının arttığı bir ortamı kalıcı kılmaktır. Tüm bunlar için de sizlerin birlik ve beraberliği, bizlere olan güveni, güvenli ve aydınlık yarınlarımızın teminatıdır. Bu vesileyle Hakkâri’mizin gelişmesi için gecesini gündüzüne katarak çalışan başta Sayın Valimize, aynı şekilde Hakkâri’deki tüm kurumlarımızın değerli yönetici ve seçkin personeline özellikle teşekkürlerimi sunuyorum. Sözlerime son verirken tüm Hakkârili hemşerilerime bir kez daha saygılarımı sunuyor, siz değerli basın mensuplarına da çalışmalarınızda üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

25,029 Aufrufe • vor 11 Monaten