Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Devletin matbaasında gri pasaport basıp 8 bin Euro karşılığında devlet garantili insan kaçakçılığı yapmışlar.! Türkiye’nin uluslararası itibarı yerle bir ediliyor, buna kim hesap verecek?

41,412 views • 1 year ago •via X (Twitter)

1 Comments

LaikVeTamBağımsız's profile picture
LaikVeTamBağımsız1 year ago

17-25 Aralık Tapelerinde Erdoğan'ın milyar dolarları (tek yüzüğün değeri mi) nasıl sıfırladığını dinledik! Ve şimdi ülkemizi nasıl SIFIRLADIĞINA şahit oluyoruz!😡 #TeğmenlerimizinYanındayız "Fetöcülük Recep Tayyip Erdoğan'ın karakteridir!" 🤢 #ErdoğanİSTİFA

Related Videos

Bir sanatçının hayatı gözlerimizin önünde eriyor… Ve günlerdir ortalık, köşeden parmak sallayanlarla doldu taştı… “Adam değil, omurgasız, yavşak, sanatçı da değil zaten” Hayırdır siz ya? Serdar Ortaç, Türkiye’nin en büyük hitlerine imza atan, birçoğumuzun çocukluğuna, gençliğine, hayatına dokunan bir sanatçı. Neden linç ediliyor? Neden? Ne yaptı? Uyuşturucu mu sattı? Birine zarar mı verdi? Vatanına mı ihanet etti? Şiddet mi uyguladı? Birini mi öldürdü? Ulan sadece kumar oynadı. Evet, o yanlışı da kendine yaptı. Hataları oldu. Cezasını da devlet kesti. Ama zararı kime? Sadece kendine! Sağlığını kaybetti, kariyerini zedeledi, borçların altına girdi. Zaten hastalığının pençesinde, 24 saat acı çekiyor. MS hastalığıyla savaşıyor. Bunu bir insan olarak görüp empati kuramıyorsanız, VİCDANSIZSINIZ! “Yarın sabah ölmek istiyorum” diyor. Bunu bir insana dedirtmeye hakkınız var mı? Kimsiniz siz ya? Bu hakkı nereden buluyorsunuz? Asıl OMURGASIZ olan sizsiniz, siz!! Bir zamanlar Türkiye’nin beste fabrikatörü dediğiniz, şarkılarıyla milyonları peşinden sürükleyen, gençliğimizin, anılarımızın sesi olan bu adamı şimdi küçümsüyorsunuz. Neden? Çünkü düştü. Siz de düşmesini bekliyordunuz, değil mi? İşte şimdi mutlusunuz. Bugün Serdar Ortaç’ın üzerine basıp yükselmeye çalışanlar, unutmasınlar ki hayat herkesi sınar. Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner… Bunu sakın unutmayın. Ben çok eskiden tanırım onu… Kalbini, merhametini, yüreğini bilirim…Serdar Ortaç bir insandır, bir sanatçıdır, bir değerdir. Ve biz insanız, hatalar affedilir; insanlık unutulmaz. Seninleyiz, Serdar…

Izzet Capa

1,602,990 views • 1 year ago

Hicretin 8. yılında Mute Savaşı oldu. Bizans’a bağlı Gassani Valisi Şurahbil, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin elçisi Haris bin Ömer radıyallahu anhı şehit etti. Bu hem elçiye saldırı hem de bölgedeki Müslümanlar ve onların müttefikleri için büyük bir tehdit idi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buna sessiz kalmadı; hem elçisinin intikamını almak hem de Müslümanları korumak için 3 bin kişilik ordu hazırladı. Sayı Bizans’a göre çok azdı ama maksat korkmadan dik durmaktı. Zeyd bin Harise, Cafer bin Ebu Talib ve Abdullah bin Ravaha radıyallahu anhum gibi önde gelen sahabiler şehit oldu. Her biri sancağı devralıp şehadetle teslim etti. Burada, Müslümanlar kendilerinin var olduğunu ispatladılar. Bir kişi dahi olsa kendi haklarından vazgeçmeyeceklerini ilan ettiler. Bir kişiyi bile Resul-u Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hafife almadı. Bir kişi dahi olsa, “Bunun için bir ordu ayağa kalkar” mesajını verdi. Gazze'de bir değil; binlerce, on binlerce insan şehit ediliyor ve her gün çoluk çocuk aç bırakılıyor. Deri kemik kalmışlar. Ve biz halâ "Ne yapabiliriz?" gibi şeylerle oyalanıyoruz. Devletlerimiz; Müslümanların Devleti olmasına rağmen; Müslümanlara değil, kafirlerin istediği gibi hareket ediyorlar. 57 İslam ülkesi kalkıp Bizans'ın karşısına dikilen, 3 bin Sahabe gibi olamaz mı? Olamaz mıydı? Ama o Sahabe ruhu yok. Resul-u Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem gibi, Sahabe-i Kiram gibi hiç kendimizi riske attık mı? Gazze halkından başka kim kendini riske attı? Öyleyse hiç kimse demesin, “Biz düşersek, Gazze düşer.” Tam tersi demeli... "Gazze düşerse, biz düşeriz." Bütün dünya bu sözü böyle bilmelidir.

Seyda Feyzullah Konyevi

15,596 views • 11 months ago

Bir sanayici ve iş insanları derneğinin yöneticileri ülkemiz adına son derece karamsar ve kötümser ifadelerle dolu konuşmalar yapmışlar. Onlara şu gerçeği hatırlatayım: Türkiye, eski Türkiye değil. Artık montaj sanayiyle yetinen bir Türkiye yok. Ar-Ge var. Katma değerli üretim var, yerli ve milli teknoloji geliştiren bir Türkiye var. Artık bu ülkede, birilerinin milli irade üzerinde vesayet kurduğu bir siyaset iklimine yer yok. Kimse Türkiye adına karamsarlık oluşturmaya çabalamasın. Türkiye’nin geleceği aydınlıktır. Anadolu’da bir üretim devrimi gerçekleştiriyoruz. OSB’lerde üretimde olan fabrika sayımız 11 binden 59 bine, çalışan sayımız 415 bin’den 2 milyon 700 bine yükseldi. Türkiye’nin 263 milyar dolara ulaşan ihracatla dünya ticaretinden aldığı pay 2 misline çıktı. Türkiye, 22 yılda 270 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım aldı. Yatırımlardan aldığımız pay 5 misline çıktı. Ar-Ge insan kaynağımız 29 binden 291 bine ulaştı. Ar-Ge harcamalarımız 1,2 milyar dolardan 16 milyar dolara yükseldi. Teknoparklarımızda 11 bin teknoloji girişimi inovasyon odaklı çalışıyor. İş insanları dernekleri, halkın iradesiyle seçilen siyasetçilere parmak sallamak yerine, Türkiye’nin yankısı dünyanın öbür ucundan duyulan Milli Teknoloji Hamlesi’ne sahip çıksınlar. Dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı bir döneme girildi. Tüm ezberler terkediliyor. Gümrük duvarları yükseliyor. Liberal ekonomi, küreselleşme kabulleri bizzat sahipleri tarafından ters yüz ediliyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin istiklali ve istikbali için attığımız adımlardan haberiniz mi yok? Neden Türk Milletinin göklerde süzülen çelik kanatlarıyla iftihar ettiğinizi duymuyoruz? Dünya lideri olduğumuz İHA’lar, SİHA’lar size gurur vermiyor mu? Neden takdir etmiyorsunuz? Milli uydularımız, milli otomobilimiz sizce de çok önemli kazanımlar değil mi? Neden bunlardan söz etmiyorsunuz? Dünyada eşi benzeri olmayan bir heyecanla geleceğe hazırlanan TEKNOFEST kuşağının ayak seslerini duymuyor musunuz? Yerli ve milli üretimin önündeki takozlar bir bir kalkıyor, fark etmiyor musunuz? Nuri Demirağ’ın, Vecihi Hürkuş’un, Şakir Zümre’nin, Devrim Otomobilinin başına gelenler artık geride kaldı. Farkında değil misiniz? Vazgeçin bu kötümser, bu karamsar üsluptan. Cumhuriyetimizin ikinci asrı Türkiye Yüzyılı olacak. Bu yolculuğa siz de sahip çıkın.

Mehmet Fatih KACIR

131,010 views • 1 year ago

İzmir BB Başkanı Cemil Tugay'ın nasıl manipülasyon yaptığına bakın. 2025 yılında İzmir'den toplanan verginin 951 milyar İzmir'e yapılan yatırımın ise 32 milyar olduğunu söylüyor. Şimdi burada öncelikli olarak bilinmesi gereken iki durum var. 1-) Bahsettiği 951 milyar TL'lik verginin %40'ı tek başına Aliağa'daki sanayi bölgesinden geliyor. 2-) Türkiye'deki tekel ürünü satan şirketlerin merkezleri büyük oranda İzmir Torbalı'da olduğu için Kars'ta Van'da satılan bir paket sigaranın ÖTV'si bile İzmir'in verdiği vergiye dahil ediliyor. 951 milyar liralık verginin %30'u da işte ülke genelinde satılan bu TEKEL ürünlerinden geliyor. Şimdi olayın Cemil Tugay'ın bahsetmediği diğer kısmına da göz atalım. -Devletin sanayicilere verdiği teşvikler, vergi indirimleri, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı fonları, KDV ve ihracat iadeleri, markalaşma destekleri, stratejik yatırım destekleri, KOSGEB destekleri, AR-GE destek ödemeleri de bu vergilerden karşılanıyor. Toplanan vergilerin önemli bir kısmı zaten bu yollarla firmalara iade ediliyor. Peki mesela İzmir'de görev yapan kamu personelinin maaşlarını kim ödüyor? -Tabiiki devlet, 140 bin kişiden oluşan devlete bağlı kamu personelinin 12 ay boyunca maaşları toplanan bu vergilerden ödeniyor. -İzmir'deki altı üniversitenin yıllık 45.5 milyar TL tutarındaki bütçesini de yine devlet ödüyor. Bu üniversitelerin kendi bütçeleri dışında dolaylı ek bütçeleri de var. - AR-GE ve bilimsel destekler, TÜBİTAK ve Ulusal Ajans fonları, vakıf üniversitelerine destek ödemeleri, TEKNOPARK destekleri ve vergi muafiyetleri de İzmir'e devlet tarafından sağlanan yılda 60-80 milyar liralık bir kaynak demek. -Okulların, diğer kamu binalarının ve ibadethanelerin, spor tesislerinin, masraflarını da devlet ödüyor. Bedava kitap, akıllı tahta, burs, harcırah, yakıt, ısınma, kırtasiye vs gibi yüzlerce kalem var bu masrafların içinde. -Polisin, jandarmanın, bölgedeki güvenlik güçlerinin, adliye personelinin görev, teçhizat ve üniforma harcamalarını, yeni inşa edilen hizmet binalarını, MOBESE gibi takip sistemlerinin masraflarını devlet ödüyor. -Yine kamuya yeni araç alımlarını, araçların akaryakıt, tamir ve bakım giderlerini devlet ödüyor. Polis ve jandarma otoları, ambulanslar, DSİ aletleri, hafriyat kamyonları vs gibi binlerce araçtan bahsediyoruz. -İzmir'e son 23 yılda DSİ tarafından 36 baraj, 10 gölet, 223'ten fazla tesis ve yüzlerce sulama kanalı inşa edildi. Eski varlıklarla birlikte bunların bakım ve onarım maliyetini de devlet karşılıyor. - Çiftçilere dekar başına destek ödemeleri, stratejik ürün desteği, Mazot ve gübre desteği de toplanan vergilerden karşılanıyor. -Sosyal yardımları; yaşlı ve engelli maaşları, evde bakım, doğum yardımlarını devlet ödüyor. Ayrıca İzmir'de yaşlı nüfus oranı ülke ortalamasının üstünde olduğu için bu kalemler de ortalamanın üstünde. -KYK burs ve kredileri de devlet tarafından ödeniyor. -İzmir Limanı modernizasyonu, havaalanının depreme dayanıklı hale getirilmesi, karayolu projeleri de devlet tarafından ödeniyor. -Selçuk, Menemen ve Aliağa'daki sosyal konut projelerinin %65'ini devlet ödüyor. İzmir genelindeki kentsel dönüşüm projelerinin düşük faizli 1 yıl ödemesiz kredilerini devlet sübvanse ediyor. -İl genelinde tarihi yapıların büyük bölümü devlet tarafından restore ediliyor. -Cezaevlerinin masraflarını devlet ödüyor. -Her şehirde olduğu gibi elektrik ve doğalgaz sübvansiyonları da devlet tarafından karşılanıyor. İzmir'in diğer şehirlerin çoğundan bir farkı da var. İzmir'in nüfusu yaşlı ve emekli sayısı da ortalamanın çok üstünde. Devletin İzmir'den topladığı SGK primleri ile İzmir'e ödenen emekli maaşları arasında büyük bir uçurum var. Buna hastane ve ilaç harcamaları da eklenince büyük bir dengesizlik ortaya çıkıyor. Devlet İzmir'e her sene SGK primlerinden topladığı paranın 105 milyar lira fazlasını geri ödüyor. Bunlar benim 1 saatlik araştırmada bulduklarım. Kim bilir daha ne kalemler var devletin geri ödediği. Cemil Tugay 951 milyarlık verginin İzmir'den alındığını söylüyor ama bunun %70'inin İzmir'in ilçelerindeki dar bir sanayi, gümrük ve Tekel bölgesine ait olduğu bilgisini vermiyor. Devletin İzmir'e verdiği bütçeden bahsederken ise sadece İzmir merkeze yapılan 32 milyarlık yatırımı söylüyor ilçelere verilen bütçe payını da gizliyor. İzmir'den toplanan verginin %70'isi iki ilçeden, e hadi gelen bütçenin %70'ini bu iki ilçeye göndersene o zaman. Verdiğin vergiyi söylerken İzmir'deler aldığın bütçeyi söylerken İzmir'in dışındalar. Tam bir CHP'li davranışı değil mi bu? Dr. Cemil Tugay

Abese İrca

40,442 views • 3 months ago

BUGÜN TÜRK MİLLETİNİN GÖREVİ, KORUYAMADIĞI VE SAVUNAMADIĞI BAĞIMSIZLIĞINI VE CUMHURİYET’İNİ KURTARMAKTIR. Büyük Türk Milleti, En büyük gururu, büyük Türk milletinin bir parçası olmak olan bir yurttaşınız olarak, en kıymetli hazinemiz Cumhuriyet’imizin 100. yılında size içimi dökmek istiyorum. Birinci vazifemiz olan, Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyet’ini değil ilelebet 100. yılına kadar bile koruyamamış ve savunamamış olmanın derin acısını hissediyorum. Bunun hepimiz için çok ağır bedelleri olduğunu yaşıyorum ve daha da fazlasının olacağının kaygısını taşıyorum. Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarının, imkânsız şartlar altında büyük fedakârlıklarla bize armağan ettiği, güzeller güzeli biricik vatanımıza ve biricik Cumhuriyet’imize sahip çıkamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Cumhuriyet’in 100. yılını kaygılar içinde kutlamanın dayanılmaz ağırlığını taşıyorum. Bizzat Atatürk tarafından çağdaş, demokratik ve hak temelli yaşam değerleri üzerine inşa edilen ve Cumhuriyet tarihi boyunca kurumsallaşmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün kurumları bila istisna, iktidar eliyle bilinçli ve planlı bir şekilde çeşitli ölçülerde örselendi, bozuldu, işlevsizleştirildi. Kimileri kısmen, kimileri daha büyük oranlarda zayıflatıldı, yozlaştırıldı, kimileri korkunç kamu zararı göz ardı edilerek kurumsal hafızalarıyla birlikte komple tasfiye edildi. 2003’ten itibaren en az 10 yıl boyunca devletin yaptığı bütün sınavların soruları çalınarak yandaş tarikatlara ve cemaatlere verildi, fırsat eşitliği ve adil rekabet yok edildi. Devletin nitelikli ve tecrübeli insan kaynağı da ehliyetsiz ve liyakatsizlerle yer değiştirdi. Bu yasadışı, bağnaz hurafe yuvalarının içinde, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, laiklik ve çağdaş değerlerin düşmanı olarak yetiştirilenler, devletin her kademesine yerleştirildi. Yaklaşık 500.000 tarikat mensubu, ülkenin bin bir güçlükle oluşturabildiği yetişmiş insan kaynağıyla yer değiştirildi. Ehliyet ve liyakatle birlikte devlet aklı da tabi ki yok edildi. Bugün devletin en önemli kurumları, Cumhuriyet düşmanları tarafından ve onlarla iş birliği içinde hareket eden kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi düşünmeyen ahlâksızlar tarafından ele geçirilmiş durumda. Bu nedenle pek çok konuda her gün korkunç bedeller ödüyoruz. Olağanüstü birikimiyle birlikte Hıfzısıhha Enstitüsü kapatıldığı için, pandemi sürecinde daha çok bedel ödedik, daha çok can kaybı verdik. Türk Hava Kurumu’nun müthiş Ateş Kuşları orman yangınları söndürme filosu adice yalanlarla dağıtıldığı için, 2021 yılında, Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınlarında ormanlarımızı söndüremedik ve 140.000 hektarla, yıllık ortalamanın en az 15 katı orman kaybı ve devasa bir ekosistem kaybı yaşadık. Türk Silahlı Kuvvetleri afetlerle mücadele sisteminin dışına çıkarıldığı ve destek grubu diye arka planda bir yere konumlandırıldığı için, 6 Şubat 2023 depremlerinde normalden çok daha büyük can kaybı yaşadık, sağ kalan depremzedeler çok daha büyük sıkıntılar yaşadılar çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olağanüstü şartlar için hazırlanmış, her koşulda çalışacak iletişim, ulaşım, lojistik, insan gücü, etkin, doğru ve hızlı karar alma mekanizmaları gibi devasa imkan ve kabiliyetlerini ilk dakikalardan itibaren kullanmadığımız için, Türkiye’nin 1999’dan çok daha hazırlıklı haldeki gerçek arama kurtarma kapasitesini de ilk dakikalardan itibaren etkin ve verimli bir şekilde kullanamadık. Olan talihsiz yurttaşlarımıza ve geride kalanlarına oldu. Bugün Ege’de 20 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı düpedüz Yunan işgali altındadır ve bize karşı silahlandırılmıştır. Her ikisi de yasadışıdır ve uluslararası hukuka aykırıdır ama iktidar, Türk ordusunu Anayasa’ya aykırı olarak durdurmakta ve bu konuda bir şey yapılmasına müsaade etmemektedir. +++++++++

Nasuh Mahruki

80,638 views • 2 years ago

📉Türkiye’nin 2013 yılına kadar ‘güneş enerjisi kurulu gücü’ sıfır, yani hiçbir yatırım yapılmamış. 📍İlk adım 2014’te atılmış, o güne kadar AKP’nin Türkiye’de güneş olduğundan haberi bile yok. 📍O güne kadar akıllarına sadece ithal doğalgaz, kömür, HES’ler gelmiş. 📍Çünkü her birinde büyük rant alanları, yandaşlara sağlanan muazzam fırsatlar var. 🇸🇦Nihayet geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan’la bir sözleşme imzalandı. 📍Önümüzdeki günlerde Meclis onayına sunulacak. 📍Buna göre; ➖Suudlar gelip yatırım yapacak, 10 yıl gizlilik kararı var, gerekirse uzatılacak. ➖Suudlara 30 yıl boyunca enerji alım garantisi veriyoruz, ödemeyi Euro üzerinden yapacağız. ➖Teşvik veriyoruz, kurumlar vergisi almayacağız. ➖Suudlar ekipman, makine, yedek parça ve sarf malzemeleri getirebilecek, gerekirse bunları başka ülkelere de ihraç edebilecek, ➖Gümrük vergisi, KDV, ÖTV gibi vergiler, yanı sıra harç, fon vs. alınmayacak. ➖Arazileri biz vereceğiz, bedava. Devlet arazisi ise sorun yok, özel arazi ise kamulaştırıp parasını da biz ödeyeceğiz. Mera vasfı varsa kaldıracağız, orman arazisi ise izinlerini hemen vereceğiz. ➖Gelen personel için özel izin vereceğiz, yani ➖Suudlar işçilerini, mühendislerini kendileri getirecek. ➖Bir anlaşmazlık çıkarsa Türk Mahkemeleri yetkili değil, uluslararası tahkim mahkemeleri konuya bakacak, karar verecek. 📍Tüm bunlar bildiğiniz kapitülasyonlar! 💡Peki AKP giderayak neden bunları imzaladı? ➖Sadece 30 yıllık büyük bir ranta yandaşlarını ortak etmek için mi? ➖Yoksa hazinede para bitti, İngiliz tefecilerden de beklenen para gelmedi, Arap sermayesi ile durumu şimdilik kurtarmak için mi? 🇹🇷Anlaşma önümüzdeki günlerde Gazi Meclis'imizin gündemine gelecek. ☀️Ve siz her zaman olduğu gibi İYİ Parti 'nin milletin hakkını ve hukukunu muhafaza ederken nasıl mücadele ettiğini göreceksiniz.

Turhan Çömez

164,392 views • 3 months ago

Selahattin Demirtaş ve kardeşi Nurettin! Terörsüz Türkiye’nin bir dünemi. Değil de terörün yeni başlayacak bir dönem başlıyor adam açık ve net Türkçe söylüyor Ben bunlara hiçbir şekil güvenmiyorum inanmıyorum bunlar neyin peşinde aklın alamıyor artık aklı alan lütfen yorumdan belli etsin Siz bu milletin yüz karasısınız! Kandil’in taşeronları, emperyalistlerin maşaları, şeytanın bile tiksinerek baktığı yaratıklarsınız! Milletin iradesini kullanıp, sonra o millete kurşun sıkan bir alçaklıktasınız! Sözde siyasetçi, özde terör baronlarısınız! Siz, şehit analarının gözyaşında boğulacak kadar küçüktünüz, ama şimdi o gözyaşlarıyla sel olup üstünüze yürüyoruz! Biz sadece hesap sormayacağız… İhanetinizi yerle bir edeceğiz! İçinizden geçeceğiz! Beyninizde büyüttüğünüz o bölücülüğü, ayaklarımızın altına alıp ezeceğiz! Siz bu toprağın evladı olamadınız! Sizin soyunuz, Kandil’in pis mağaralarında zehirlenmiş, onurunuzu orada gömmüşsünüz! Kürt halkını temsil ettiğinizi sandınız… Ama Kürt’ün en büyük düşmanı sizsiniz! Kürt’ü terörist göstermek isteyen hain projelerin parçası oldunuz! Siz ne Kürt’sünüz, ne insan! Artık bu milletin sabrı kalmadı! Devlet tokadını kaldırdı, millet öfkesini bileyledi! Bir sabah öyle bir uyanacaksınız ki, ne Kandil kalacak, ne ihanetinizin izi! Bu vatan size mezar olacak! Sizi tarih bile lanetle anacak! Ve biz, şehitlerimizin intikamını alana dek susmayacağız! Alçaklara merhamet yok! İhanet eden, bedelini en ağır şekilde ödeyecek! Ben bir Kürt olarak diyorum ki Vatanı için nefes alan bir Kürt evladı. Eski HDP eş Genel başkan Selahattin Demirtaş’ın kardeşi Nurettin Demirtaş’ın açıklamasını iğrençti dinliyorum bunları anlattığına göre benim anladığım kadarıyla terör örgütünün feshi yeni dönemin başlatıyorlar Ve Kandil’deki o alçaklar: Karayılan, Duran Kalkan, Cemil Bayık! Siz şeytana bile ders verecek kadar iğrençsiniz! Kürt kızlarına tecavüz ettiniz, çocukları kurşunladınız, askerimizi, polisimizi pusularla şehit ettiniz! Siz sadece terörist değil, insanlık dışı varlıklarsınız! Bu millet size merhamet etmeyecek! Size ne af var, ne anlayış! Sizi affetmek, şehitlerin ruhuna ihanettir! Biz affetmeyeceğiz! Bu millet affetmeyecek! Sizin yeriniz cehennem çukurunun en dibidir! Darbenin en büyüğü yakındır! Öyle bir darbe ki, bir daha ayağa kalkamayacaksınız! Kalksanız bile yeniden ve yeniden, tokadın en sertiyle bayılacaksınız! Ben bir Kürt olarak bu ihaneti lanetliyorum! Ben Türk kardeşimin yanında, vatanımın dimdik arkasındayım! Kürt-Türk omuz omuza, bu vatanı temizleyecek! Şerefsizlere geçit yok! Bu topraklar hainlere mezar olacak! Saygılarımla,🇹🇷 Abdurrahim Avcıoğlu

Abdurrahim Avcıoğlu

18,459 views • 1 year ago

■ İkinci Dünya Savaşına girmemekle birlikte , Türk ordusu BU SAVAŞ SÜRECİNDE 28.749 asker hayatını kaybetmiştir. ■ Emekli Amiral Türker Ertürk : İRAN’A müdahale geliyor. Arkasından Türkiye,Pakistan, Suudi Arabistan VE Mısır . İran’a yönelik ABD-İsrail müdahalesi artık kaçınılmaz durumda. Her an başlayabilir. ■ İstanbul Şişli'de bir çöp konteynerinde kafası olmayan kadın cesedi bulundu. (DHA) ■ Hatay'da 17 yaşındaki Fatih G., okul bahçesinde av tüfeğiyle vurulmuş halde ölü bulundu. ■Araplara ihanet ettiği ve İsrail ile birlikte Müslümanlara eziyet ettiği iddiası nedeniyle BAE Emiri Muhammed bin Zayed'e suikast düzenleneceği bildiriminin alındığı iddia ediliyor. Dubai'de terör saldırısı ihtimali nedeniyle de turistlerin gelmemeye başladığı ve güvenlik önlemlerinin artırıldığı duyuruldu. ■ Romanya ve Moldova, “tek bir ülke haline gelmek” ve yeniden tek bir devlet olmak için birleşmeyi görüşüyor. Moldova, referanduma gitmeyi düşünüyor. ■ Meclis'te bir skandal yaşandı, kamuyla iş yapan yandaş firmaların 70 milyar liralık borçları affedildi." ■ Sağlık sektörüne sızan,fikir babası Apo olan “jin jiyan azadî” sloganı üzerinden PKK propagandası yürüten unsurlar ciddi bir sorun hâline gelmiştir. İşe girene kadar suskun kalan bu kişiler, kurum içinde yer edindikten sonra gerçek niyetlerini açığa çıkararak açıkça bölücü propaganda yapmaktadır. ■ Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu çok önemli bir mevzudan bahsediyor! " Türkiye’de altın madenciliğinden kazanılan paranın ülkemize kalan oranı sadece %0,9. Şu an biz altını çıkaramıyorsak, %99’unu başkası kazanıyorsa niye çıkarıyoruz o zaman?” (YouTube-Hilmi Hacaloğlu) ■ Fikir babası terörist başı Apo olan “jin jiyan azadî” sloganı üzerinden PKK propagandası olarak başlatılan, Saç örme kampanyasına Peşmerge başı Mesut Barzani’de katıldı. ■İstanbul'da terör örgütü YPG'ye destek eyleminde konuşan terör destekçisi kadın: " Devlet üstümüze geliyor, artık boyun eğmeyeceğiz." diyerek tehditler savurdu. ■ Melih Gökçek’in, 801 milyon dolar 💵 harcadığı Ankapark'taki dinozorlar için gerçek fiyatının tam üç katı ödeme yaptığı ortaya çıktı. (Sözcü Deniz Ayhan) ■ Murat Ağırel : Devlet hastanesinde sahte doktor skandalı… Sahte belgelerle tıp fakültesine girenler, mezun olanlar ve bir devlet hastanesinde hasta muayene eden “doktor”… Dosya dosya ortaya çıkıyor. Sahte e-imza davasından sonra şimdi de yurt dışı üniversiteler üzerinden yapılan sahte diploma ve yatay geçiş skandalını açıkladı . ■ Dün İzmir’de 25 yaşında katledilen ve ölürken insanlardan yardım isteyen Gözde Akbaba’yı öldüren katilin Lokman Etken olduğu ortaya çıktı. ■ Japonya'da internet bağlantı hızı rekoru kırıldı: "402.000.000" Megabit. Bu hız, ülkemizdeki ortalama internet hızının "8 milyon 760 bin" katına denk geliyor. ■ Bir doktor, sigara konusunda alışılmadık bir tavsiyede bulundu: "15-20 yıldır sigara içiyorsanız bırakmayın. Vücudunuz nikotin direncine alışarak ona göre bir bağışıklık gerçekleştiriyor." Bıraktığınız anda mevcut bütün hastalıklar ortaya çıkacak." ■ Vladimir Putin: Batı'nın elitleri; midelerini insan etiyle, ceplerini ise parayla doldurmaya alışmışlar ve uluslararası ilişkilerdeki mevcut haksız düzeni dondurmaya çalışıyorlar. Ama şunu unutmasınlar ki Vampir balosu sona eriyor. ■ "ABD’de bir ICE ajanı, protestolarda polis müdahalelerini izlemekle görevli bir gözlemcinin aracının fotoğrafı çekti. -Gözlemci: Neden arabamın fotoğrafını çektiniz? +Ajan: Küçük bir veritabanımız var ve artık seni iç terörist olarak görüyoruz. İyi eğlenceler." ■ "Çin Ordusu, şehir savaşlarında yoğun ve yıkıcı dron çatışmalarına hazırlık yapmaya başladı." ■ "Hollanda’nın başkenti Amsterdam, kamuya açık alanlarda tüm et reklamlarını yasakladı.Gerekçe: Daha sağlıklı beslenme alışkanlıklarını teşvik etmek." ■ ABD’li yetkili: “ABD askerlerini Suriye hükümetiyle SDG arasındaki çatışmaların ortasında bırakmak istemiyoruz.” -The War Zone- #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #DonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

22,239 views • 6 months ago

HANGİ ÜLKE BUNU BAŞARABİLİRDİ! ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYUN VE DOĞRU SÖYLEYİN. BU VATANA BİN YILLIK İMZALAR ATILIYOR. BİZ BU TÜRKİYE’YE HAYRANIZ. 6 Şubat 2023’te Türkiye, büyük depremlerle sarsıldı. 11 il, 108 bin kilometre kare, en az yüz ülkeden daha büyük bir alan etkilendi. 53 binden fazla insanımızı kaybettik. Milyonlar göç etmek zorunda kaldı. Doğrudan 108 milyar, dolaylı 158 milyar dolar maddi zarar vardı. Türkiye’nin bir bölümü, güzelim şehirlerimiz yok oldu. ÜÇ YIL ÖNCE O GÜN: ACI VE YIKIM HER YERDEYDİ. O günlerde Hatay’a gelmiştik. Bir şehir merkezi haritadan silinmişti. Ever yoktu, enkaz dağları vardı. Navigasyonun gösterdiği caddeler, sokaklar, gerçekte yoktu, bulunamıyordu. Türkiye’nin bir bölümü İskenderun’dan Anadolu içlerine kadar yarılmıştı. Acı ve umutsuzluk sadece şehirlere değil, dağlara ve ovalara da sinmişti. O manzarayı gören herkes, “Hatay bitti, öldü. Bu şehir bir daha ayağa kalkamaz. Binlerce yıllık miras yok oldu” diyordu. Hiçbir ülke bu travmayı kaldıramazdı. Hiçbir devlet bu enkazın altından kalkamazdı. ABD’de, Almanya’da bir binanın enkazını kaldırmak haftalarca sürüyordu. Bu şehirleri hangi güç yeniden ayağa dikebilirdi? Aslında böyle bir yıkım, bir ülkenin çöküşüne yol açacak boyuttaydı. ONLAR ENKAZ ÜZERİNDE FOTOĞRAF VERİP KAÇARKEN BİRİLERİ O ŞEHİRLERİ HİÇ TERKETMEDİ. Ama öyle olmadı. O günlerde bazıları enkaz üzerinde fotoğraf çekip Ankara’ya, İstanbul’a kaçarken, deprem üzerinden siyasi şovlar yaparken, acı ve yıkım üzerinden siyaset dili üretmeye çalışırken, birileri, kimsenin kalmadığı o şehirlerde bekledi, gitmedi. İnanıyordu, Türkiye’ye güveniyordu. Bu şehirler ayağa kaldırılacaktı. Hangi parayla, hangi güçle? Kimse bilmiyordu ama onlar ikisini de bulacaktı. Para denizinde yüzen ülkelerin bile başaramadığı mucizeyi bu ülkeye gösterecekti. Öyle de oldu, yapılamaz denilen yapıldı. Dünyada örneğini görmediğimiz bir hızla, şehirler, kasabalar yeniden ayağa kaldırıldı. Evler yeniden yapıldı, sokaklar yeniden düzenlendi, şehirler yeniden aydınlandı. YÜZBİNLERCE EV İKİ YILDA NASIL YAPILDI? BU DÜNYADA BAŞKA HANGİ ÜLKE BAŞARIR! Bugün yeniden Hatay’dayız. Uçaktan bakarken, Hatay’da evlerin, çarşıların, binaların nasıl yeniden köpürdüğünü, on binlerce insanın umutlarının nasıl yeniden inşa edildiğini gördük. 2023’te kaybolan caddeler daha da güzelleşmiş halde yerinde duruyor. Şehir yenilenmiş halde yerinde duruyor. Nasıl yapıldı, nasıl başarıldı, biz bunu hala tam anlamıyla kavrayamıyoruz. Yüzbinlerce ev, bu kadar kısa süre içinde nasıl bitirildi, nasıl sahiplerine teslim edildi, anlamakta zorlanıyoruz. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN; YAPILACAK, ÇOK HIZLI YAPILACAK. Cumhurbaşkanı Erdoğan; herkesin umudunu kaybettiği yerde bir umutla deprem bölgesine sahip çıktı. Her günün ilk sırasına koydu. Onun dirayeti ve sabrı ile bugünlere gelindi. Şehirler ayağa kaldırılacak, kimsesizlere sahip çıkılacak, evsizlerin evleri yapılıp teslim edilecekti. Sadece yapılmayacak, çok hızlı yapılacaktı. Öyle senelerce beklenemezdi. O bunu yapmasaydı, belki enkaz on yıllarca kalacak, belki Hatay on yıllarca bir daha “şehir” olamayacak, belki on binlerce insan yıllarca çadırlarda kalmak zorunda kalacak ve Hatay insansızlaşacaktı. MURAT KURUM’UN 24 SAATLİK NÖBETLERİ.. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, bakanlığın birinci önceliği olarak, gün gün bu büyük yeniden yapılanmayı takip etti. Şirketlerle, işçilerle bir oldu, onları her gün takip etti. Bir çok bakanın kolayca üstesinden gelemeyeceği bir işi başardı. 24 saat çalışıldı, bir gün ara verilmedi ve bugün gördüğümüz manzara, fotoğraf çizildi, umut inşa edildi. TÜRKİYE GÜÇTÜR, UMUTTUR, İNSAN EKSENİDİR. SİZ DE KENDİNİZİ SORGULAYIN! Türkiye bir güçtür, umuttur, insan eksenidir. Bunu bugün Hatay’da gördük. İnanmayanların, küçümseyenlerin, umutsuzluk yayanların alacağı büyük dersler var. Ama onlar bu dersi anlamaz bu iradeyi göremez. Çünkü onlar Türkiye’yi inancı yoktur. Deprem bölgesine zerre yardım etmeyip siyasi şov peşinde olanların bugün Hatay’ı görmeleri, kendilerini sorgulamaları gerekiyor. Biz buradayız onların da gelmesi gerekiyor. Büyük felakette Türkiye’nin ortak acısını paylaşmadılar, hiç değilse şimdi sevincini paylaşmaları gerekiyor. HİÇ BİR ÜLKE BUNU BAŞARAMAZDI BU VATANA BİN YILLIK İMZALAR ATILIYOR. Şunu söylemeleri gerekiyor: Hiçbir ülkenin başaramayacağı, hiçbir devletin yapamayacağı işi Türkiye başardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yol arkadaşları başardı. İnsan olmak, siyasetçi olmak, Türkiye kimliğine sahip olmak böyle bir şey. Biliyoruz, yapmayacaklar. Onlar bu sınavı da kaybedecek. Çünkü onların Türkiye inancında bir sorun var. Çünkü onlar Türkiye’nin yabancısı! Ama millet görecek, biz göreceğiz, tarih görecek. Önemli olan da bu. Bu vatana bin yıllık imzalar atılıyor. O imzalar tarih sayfalarına yerleşecek, yaşayacak. Ama onlar unutulacak. Biz bu ülkeye hayranız. Bu inanca, bu çabaya, bu vatan hamuruna hayranız. Varsın “vatan nasipsizleri” düşünsün. İKİ YILDA 455 BİN EV! Bu seferberliği başlatan, iradeyi gösteren, çalışmayı organize eden, Türkiye’ye bunun da başarılacağını gösteren herkese minnettarız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vatan ve millet sevgisi olmasaydı, o büyük felaket yıllar yılı yaşanır olacaktı. İşte, en büyük güç bu ve bugün onu Hatay’da gördük. Sadece iki yılda 455 bin konut yapıldı. “Herkesin evi yapılacak dedi” ve o söz tutuldu. Bunu bile kavrayamayan “nasipsizler”e sözümüz yok. Bunu idrak edenler var ya, işte bu topraklarda bin yıldır tarih onların üzerinden akıyor. Önemli olan da bu. MURAT KURUM’LA HATAY’I GEZERKEN.. Murat Kurum dün bize Hatay’ı gezdirdi. Binaları, caddeleri, sosyal alanları, yeniden toparlanan tarihi yerleri gezdirdi, tek tek anlattı. Dağları delip yerleşim alanları yapanlar, Hatay’ın tarihi yapılarını büyük bir zarafetle yeniden imar edenler elbette gururlu olmalıydı. Onlar gururluydu. Biz de böyle bir ülkenin insanı olmaktan, böyle bir dayanışmanın parçası olmaktan gururlandık. BUGÜN HATAY’IN YENİDEN KURULUŞU. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Hatay’da. Evler teslim ediliyor. Bugün Hatay’ın yeniden kuruluşu ilan ediliyor. Meclis binasının yeniden açılışı, Habib-i Neccar Camii’nin, eski çarşıların yeniden açılışı yapılıyor. Bu sadece para meselesi değil. Parası olanın bile yapamayacağı bir medeniyet idraki, bir devletler geleneği, bir güç ilanıdır. Ve bu sadece Türkiye’de vardır!

İbrahim Karagül

29,202 views • 7 months ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Yargı Reformu Stratejisi Tanıtım Toplantısındaki konuşmalarından... ▪ Bizler; adaleti mülkün, yani devletin temeli olarak gören bir geleneğin mirasçılarıyız. Sultan Birinci Murat, Evrenos Bey'e tevcih ettiği sancak beyliğinin beratına "Cümlenin serçeşmesi adalettir" yazdırarak, adaletin devlet idaresindeki ehemmiyetini izah ve izhar etmiştir. ▪ Adalet, hem millî hem de manevî yapımızda, diğer her türlü hasletin onun etrafında ve ona göre şekillendiği bir mihver hükmünde olmuştur. ▪ Tarih ve medeniyetimiz, merkezinde adaletin yer aldığı devirlerin birbirini takip etmesiyle bugüne ulaşmış bir iftihar tablosudur. ▪ Toplum yaşantımız, kişisel hayatımız ve değer müktesebatımız gibi devlet tasavvurumuz da asırlar boyunca adalet mihengine vurduğumuz fikir ve faaliyetlerle şekillenmiş; hak ve hukuka göre tekemmül etmiştir. ▪ Bin yıldır hakla, hukukla, hakikatle yoğurduğumuz bu topraklar; en doğusundan en batısına iyilik ve erdem tohumlarıyla yeşerttiğimiz gönül coğrafyamız, yüksek adalet şuurumuzun en yakın şahididir. ▪ Böyle köklü ve zengin bir birikimin rehberliğinde, adalet hizmetlerinin en üst seviyede vatandaşlarımıza sunulması için yoğun gayret gösteriyoruz. ▪ Şurası bir gerçek ki; adalet sistemimizin tüm unsurlarıyla güçlü, hızlı ve etkin bir şekilde işlemesi, milletimizin her bir ferdini yakından ilgilendiriyor. ▪ Hâkim ve savcılarımız başta olmak üzere, adalet teşkilatımızın her bir mensubunun kılı kırk yaran bir titizlikle, yüksek bir vazife şuuruyla hareket etmesine bu bakımdan büyük önem veriyoruz. ▪ Adalet hizmetlerinin etkinliği kadar adaletin gecikmeksizin, vaktinde tecelli etmesinin de önemini her fırsatta vurguluyoruz. ▪ Şunun bilinmesini isterim: Türk Milleti adına karar veren yargı makamının itibarına halel gelmemesi ve toplumun adalete olan inancının sarsılmaması, bizim için her türlü mülahazanın üzerindedir. ▪ Göreve geldiğimiz 2002’den beri bu konuda gerçekten büyük hassasiyet gösterdik. Adliye binalarımızın, sunulan hizmetin mehabetine uygun hale getirilmesinden personel sayısına, mevzuattan dijitalleşmeye kadar geniş bir alanda çok sayıda adım attık. ▪ Yargının bağımsızlığı ilkesine, "tarafsızlığı" ilkesini de ekleyerek, hâkim ve savcılarımızın görevlerini layıkıyla yerine getirebilmelerinin önünü açtık. ▪ Eski Türkiye’nin imtiyazlı çevreleri bunu halen hazmetmekte zorlansa da, "üstünlerin hukukunun" egemen olduğu vesayetçi yapıdan "hukukun üstünlüğünü" referans alan âdil bir yargı sistemine geçiş sağlanmıştır. ▪ Darbecileri alkışlayan yargı yerine darbecilerden millet adına hesap soran, mağdurların hak ve hukukunu savunan yargı pratiğinin yerleşmesini, Türk demokrasisi adına önemli bir kazanım olarak görüyoruz. ▪ Türk yargısının bu vasfını, inşallah gelecekte daha da güçlendireceğiz. ▪ Hiç kimse hukukun üstünde değildir, layüsel değildir, imtiyazlı değildir. ▪ Suç işleyenler, suçta kibirlenenler, hukuka kast edenler, kim olursa olsun, yaptıklarının hesabını bağımsız Türk mahkemelerine vermek zorundadır. ▪ Dolayısıyla kanunun verdiği yetkiyle hukuksuzlukların peşine düşen yargı mensuplarını kimse tehdit edemez, mahkemeler üzerinde baskı kuramaz, yargı camiamıza parmak sallayamaz. ▪ Geçmişte yargı mensuplarını hain terör saldırılarında kaybetmiş bir ülke olarak, hakim ve savcılarımız ile ailelerinin hedef gösterilmesini asla tasvip etmiyoruz. ▪ Daha önce de ifade ettim; yargı kararlarını doğru bulur veya bulmazsınız. Hatta mahkeme kararlarını, gerekli nezaketi göstererek, eleştirebilirsiniz. Ama, bu ülkenin ana muhalefet partisi de olsanız, çıkıp kameralar önünde hukuk insanlarına, hem de çok yakışıksız, çok pervasız biçimde tehditler savuramazsınız. Buna biz de izin vermeyiz, hedef haline getirilen yargımız da izin vermez. ▪ Devam eden yargı süreçleriyle ilgili herkesten sorumlu, sakin ve siyaseten dürüst bir tutum beklediğimizi bugün tekrar vurgulamak istiyorum.

Fahrettin Altun

83,026 views • 1 year ago

🔹Mahkeme Salonunu Titreten Savunma🔹 🔻KHK’lı bir öğretmenin duruşma salonunda yaptığı “hukuki bir manifesto”sunu izleyeceksiniz.... Suizan ve ceza vermeye çalışıyorsunuz. Allah'tan ve hesap gününden korkmuyor musunuz? Ben bu ülkenin vatandaşı olarak doğdum ve hala vatandaşta kimlik taşıyorum. Benim nerede okuduğum, nerede ne görevde çalıştığım devletin SSK kayıtlarında mevcut. Siyasi suçlu muyum ben? Kime, nerede, ne zaman muhalefet yapmışım? Devlete, hükümete ve kanunlara karşı en ufak bir fiilde bulunmamış, toplumun huzur ve skorunu bozacak en küçük bir davranışı olmayan masum din kardeşinize hapise atıp ceza vermeye çalışıyorsunuz. Allah'tan ve hesap gününden korkmuyor musunuz? Silahlı terör örgütü üyeliği, terörist iftirası çok ağır bir iftira değil mi? 2014'te dükkan açmış, tabelasında Gülen ticareti yazmışım. Bu mu suç? Kendi hesabıma 13 15 bin TL parayı atlamışım. Bu mu suç? Hangi suçumu sayayım? Sayın savcı 25'e ceza alacak. Hangi suçumu, hangi filmi bulup ispat olmadınız? At mı çaldım, kız mı kaçırdım? Adalet terazisinin kefesinde oturan gulyabani kim? Yoksa attığınız iftirayı korkmama gayreti mi bu? Beraat vermeniz mağduriyetimi gider mez. Yaptığınız hak gaspına ve soykırımı örtmez. Yargılanırken içten katılıyorum. Ceza almamışım. Çalışma iznini iptal ediliyor ve ülke sınırları içinde başvurma cevabı sevap verecek hiçbir kurum ve yetkili yok. Ama hesapların ince görüldüğü bir meydan var. Orada kimseye zulm edilmez. Zulmedenler bile adil bir yargılama sonucu cehenneme sürüklenir. Allah'ın kanunları değişmez. Sizler önünüzde bulunan kitaptaki kanunları uygulamıyor sunuz. Güç sahiplerinden korkuyor ve benim gibi yüzlerce günahsız masumu zulm ediyorsunuz. Terörist mi oldu benden? Sayın savcı dosyamı okumadınız mı? 400 küsür sayfa savunmamı okumadınız mı? Yazdığınız mütalaa tam bir fiyasko. Dağ fare doğurdu, Koca değil sinek. Ben ömrümü iskambil partilerinde nargile içerek geçirmedim. Hayatım ve mesleğimi. Bayrağına, toprağına, dinine bağlı ahlaklı gençler yetiştirmek için harcadım. Şahsımdan, mesleğimden rahatsız olan kim var? Olsa olsa şeytan ve ruhunu şeytana satmış kişiler rahatsız olabilir. Hayatımda yargının ilgi alanına girip dava konusu olacak ne buldunuz? Birşey bulamadıysanız neden cezalandırmak istiyorsunuz? Sizler adaletten ve vicdani kanattan ayrılıp makamınıza ve mesleğinizi kötüye kullanmış olmuyor musunuz? Sizler ağaç kökü yesinler diyenlerin temsilciliğini yapıp talimatlarını uygulamıyor musunuz? Karşınızda bir aile reisi, bir baba, bir eş olduğunu görmezden gelerek zulm ediyorsunuz. Durumum ablukaya alınıp aç ve susuz bırakılan Hüseyin'den farksız. Hırsızlık ve arsızlık yapma kabiliyetim de yok. Kerbela'da kanı içilen seyitler gibi bu asırda canımız yakılıyor, kanımız içiliyor ve yaşam hakkımız yargı eliyle elimizden alınıyor. İnsan ve Müslüman olmak dışında bir vasfın yok demek ki. Dininden, inancından dolayı yargılanıyor, soykırıma maruz bırakılıyor. Oğlum Peygamber torunlarının maruz kaldığı kuşatmaya ve tenkide maruz kalıyorum. Elinizden geliyorsa idam edin ama haysiyetiyle, şerefiyle oynamayın insanın. Ne demek silah, terör, örtü üyesi? Bu nasıl bir iftira, bu nasıl bir zulüm? Bir öğretmene bu ne zor kaldıracak durum? Hiç düşündünüz mü? Empati yapmıyor musunuz? Halbuki hep yanlıştan döneceğinizi, Hüsnü zanda bulunup pardon demenizi bekledim. Ama hesap ulaşacağımız bir Mahkeme i Kübra var. Insani ve vicdani davranma adınız, Anayasa ve kanunları uygulama adınız. Bana olmayan suç ve fiil ile hapse atıp iddianame hazırladınız. Neymiş efendim, bankaya para yatırma sorusunu bitirmişim. Bu da gösteriyor ki terör örgütü üyesiyim. Zan ile adalet nasıl aynı kefede bulunur? Yaptığınız yargılama adaletsiz, suçlama ise mesnetsiz ve iftiradır. Talimatla, kinle, nefretle tutuklama yapıp yargılama yaptınız. Masum ve suçsuz olduğum ay gibi, güneş gibi aşikar iken formaliteden aylık değerlendirme ile mağduriyetimi aktardığınız. Halbuki maliyeti mi giderebilirsiniz? Neden ki demediniz. +++

404 NOT FOUNT

101,705 views • 2 years ago

Tayyip bugün bize bir yoklama daha çekti. Bizi gece yarısı gözaltına aldırarak emri altına aldığı mahkemelerinden ev hapsi cezası çıkarttırdı. Güya bizi korkutabilecek, sindirebilecek... Buna imkân var mı yahu... Bugün Çağlayan Adliyesi önünde yaptığımız açıklamada da söylediğimiz gibi biz, 8 yıl Alfa Kurt Mustafa Kemal’in ordusunda savaşmış olan Hasan Oğlu Mustafa Efe’nin torunuyuz. Devrimci Kavgaya adım attığımız 1967'den bu yana Halkımızın mutluluğu için canımız pahasına mücadele etmişiz. Ve hep söyleyegeldiğimiz gibi; biz ölüme meydan okumuşuz! Ölümle dans etmişiz hep! Bunlar kim ki bizi korkutacak ya?.. Ama başta Tayyip olmak üzere tüm AKP'giller avanesi korkudan tir tir titresinler. Vatan satıcılık da dahil olmak üzere işledikleri binbir suçtan dolayı bu mahkemelere gelip hesaba çekilecekler. Bundan kaçışları, kurtuluşları asla olmayacak! İşte bugün Adliye önünde yaptığımız konuşmanın tamamı... --- Saygıdeğer Arkadaşlarım; Defalarca söyledik; ABD Emperyalist Haydut Devleti tarafından devşirilerek iktidara getirilen ve 24 yıldan bu yana iktidarda tutulan ve o Haydut Devletin Türkiye’yi BOP çerçevesinde parçalamakla görevlendirdiği bu Tayyipgiller iktidarını eninde sonunda ama muhakkak bu adliyelere getireceğiz, Çelik Bilezikle tanıştırıp. Onlar, işledikleri binbir suçtan dolayı hesaba çekilecekler. Bundan kaçışları yok! Bağımsız ve tarafsız yargının önüne mutlaka çıkaracağız onları! Ne yaparlarsa yapsınlar, nereye giderlerse gitsinler kaçıp kurtulamayacaklar! Böyle Ege’de, Avrupa Birliği’ne, Amerika’ya yancılık yapmak için, onlara yanlamak için Lozan’da net bir şekilde bize bırakılmış olan 22 Ada ve 2 Kayalığımızı Yunanistan’a peşkeş çekecek, vatan satacak; ondan sonra da gelip bizi yargılamaya kalkacak. Buna imkân var mı ya?.. FETÖ’yle devleti “ne istediler de vermedik” diyerek, her tarafını parsel parsel paylaştırıp yandaşlık yapacak, ondan sonra da kalkacak yargı aparatını kullanarak bizi korkutmaya, sindirmeye kalkacak. Yahu, dört AKP kurucusundan biri, Ekonomi Doçenti Abdüllatif Şener ne dedi? Bir tıkla herkes bulabilir. “Tayyip Erdoğan ve yakın aile çevresinin kamudan aşırdığı mal miktarı 300 milyar doları aşkın”, dedi. Böyle bir adam nasıl devletin tepesinde olabilir? Zaten diploması yok! “Fake” diploması! Resmi evrakta sahtecilik yapmış, nitelikli dolandırıcılık yapmış, bir sahte diplomayla “yüksekokul bitirdim” diyerek kendisini seçimlere sokup yandaşı YSK’ye Başkan seçtirmiş. Neresinden baksanız iler tutar bir tarafı yok. O yüzden bizi hiçbir şekilde korkutamaz! Biz, 8 yıl Alfa Kurt Mustafa Kemal’in ordusunda savaşmış olan Hasan Oğlu Mustafa Efe’nin torunuyuz. Bu vatanı onlar bize miras bıraktı, gözümüz gibi koruyacağız. Halkımızın mutluluğu için, canımız pahasına mücadele edeceğiz. Ve 1967’den bu yana hep söyleyegeldiğimiz gibi; biz ölüme meydan okumuşuz! Ölümle dans etmişiz hep! Bunlar kim ki bizi korkutacak ya?.. İşte yeniden bir yoklama çekti. Ne kolluğu ifademizi almaya cesaret edebildi ne de bizim hakkımızda tutuklama kararı veren savcısı, bizim karşımıza çıkma cesareti gösterebildi. Bizi tutuklaması için sorgu hakiminin karşını çıkarıyorlar. Ama ne yaptık orada biz? Avukat Yoldaşlarımızın ve genç halk çocuklarından oluşan kolluk mensuplarının gözü önünde Tayyipgiller’i bir kez daha yargıladık. Mahkûm ettik bir kez daha. Bunun sonucunda da genç Hâkim yasaya hepten uymamazlık edemedi. O yüzden bize tutuklama kararı veremedi. Ama bunların zulümlerini, zalimliklerini bildiği için KYOK yani “Kovuşturmaya Gerek Yok” kararı da veremedi. Eğer öyle bir şey verseydi belki, sanıyorum gönlünden o geçiyordu, ama kendisinin burada oturamayacağını biliyordu. Belki mesleğinden edeceklerdi. Bir orta yol bularak bize ev hapsi verdi. Ne olacak! Hepsi hoş geldi, sefa geldi! Zindanda yatmak da bizim için çerez oldu, idamla yargılanmak da bizim için çerez oldu, üzerimize kurşunların yağması da bizim için çerez oldu. Vatan aşkını söylemekten ve o uğurda savaşmaktan korkar hale gelmektense, ölmek bin defa yeğdir! Ve halkımıza sözümüzdür: Tayyip ve avanesi eninde sonunda bu mahkemelerin, bu adalet kurumlarının önüne gelecek, bağımsız ve tarafsız yargının önünde, işlemiş olduğu bugüne kadarki binbir suçun hesabını verecek. Kaçarız kurtuluruz diye hiç boş hayallere kapılmasınlar! Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Nurullah Efe Ankut

53,529 views • 5 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızdaki Mehmetçiklerimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Böylesine kritik bir ortamda jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı koyabilmek için daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de bu anlayışla stratejiler üretiyor, ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için kapsamlı ve etkin bir şekilde faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Yaptığımız planlamalar sürekli artırdığımız kabiliyetlerimiz ve personelimizin kahramanlığı ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Bu çabalarımız sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreci hedefine kararlı adımlarla ilerliyor, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Terörle mücadelemizde olduğu gibi tüm faaliyetlerimizde ülkemizin ve asil milletimizin hak ve menfaatlerini gözetiyor çalışmalarımızı etkin bir şekilde sürdürüyoruz. Bu kapsamda hudutlarımızın emniyetini de en modern ve en etkili tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik barış ve istikrar için de etkin roller üstleniyoruz. Artık birçok ülkenin de kabul ettiği gibi Türkiye’nin uluslararası alandaki yapıcı rolü tartışılmaz derecede önemlidir ve gereklidir. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla gerçekleştirilen NATO Zirvesi de Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Şu bir gerçek ki Türkiye pek çok alanda sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri güçlü ve etkin ordusu sürekli gelişen modern yerli-millî savunma sanayisi ile güvenin, istikrarın ve refahın en önemli adreslerinden biri konumundadır. TÜRK ASKERİNİN EMSALSİZ KAHRAMANLIĞI TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZILDI Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıkları sayesinde başarıyla yerine getiriyoruz. Ada’da senelerce devam eden çatışmalar ancak 52 yıl önce kahraman ordumuzun bu topraklara ayak basmasıyla sonlanmış, hem Türkler hem de Rumlar için güvenli ve huzurlu bir ortam tesis edilebilmiştir. Büyük bir başarıyla icra edilen bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı da bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birliklerden biri olma şerefine nail olmuş ,Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca mücadele sergilemiş soydaşlarımızın maruz kaldığı zulmü durdurmak için 142 şehit vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada hayati ve tarihî bir vazife icra ediyor hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN KARARI BİZLER İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında güvenlik ve istikrarın devamı bakımından Türk askerinin buradaki varlığının ne kadar kritik önemde olduğu bir kez daha görülmektedir. O dönemleri bizzat yaşayan bir komutanınız olarak bilmenizi isterim ki yıllarca uluslararası çözüm önerilerine olumlu yaklaşmamıza rağmen atılan adımların karşılığını maalesef göremedik. Yine de hiçbir zaman iyi niyetli tutumumuzdan ve uluslararası hukuka uygun makul çözüm arayışlarımızdan asla vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Bunun için Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidinin vazgeçilmezimiz olduğunu belirtiyoruz. Kısa süre önce Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen ülkemizi hedef alan asılsız iddialar içeren kararın hiçbir hukuki, tarihî ve vicdani temeli bulunmamaktadır. Rum lobilerinin etkisiyle hazırlanan bu yanlı yaklaşım bizler için yok hükmündedir ve alınan kararı en güçlü şekilde reddediyoruz. Bu tür siyasi metinlerin ne Kıbrıs’taki tarihî gerçekleri değiştirmesi ne de ülkemizin meşru haklarını tartışmaya açması mümkündür. Ne yazık ki Avrupa Birliği kurumları Rum kesimini üyeliğe kabul ettikleri tarihten itibaren Kıbrıs meselesine tarafsız yaklaşabilme vasfını büyük ölçüde yitirmiştir. Avrupa Parlamentosu da kurumsal tarafsızlığına gölge düşüren bir tutum sergileyerek; - 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı sistematik saldırıları katliamları zorla göç ettirmeleri ve temel insan hakları ihlallerini görmezden gelmeye devam etmekte; - Kıbrıs Türk halkını yok olmaktan kurtaran ve Ada’ya kalıcı barış ile istikrar getiren 1974 Barış Harekâtı'nı çarpıtmayı tercih etmektedir. Hâlbuki EOKA terörüyle gerçekleştirilen katliamlar ve Kıbrıs Türklerine yönelik mezalimler tarihî gerçeklerle sabittir. Geçmişte Mora’da, Balkanlarda, Anadolu’da, Kıbrıs’ta masum sivillere yönelik işledikleri vahşetler tarihî kayıtlarla ortadayken bu gerçekleri görmezden gelenlerin siyasi saiklerle Türkiye’yi ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan değerlendirmeleri asla kabul edilemez. TARİH SİYASİ ARGÜMANLARLA DEĞİL, BELGELERLE VE HAKİKATLERLE YAZILIR Bugün Gazze’de bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan ağır insanlık dramı karşısında sessiz kalmayı tercih edenlerin Kıbrıs konusunda tarihî gerçeklerle bağdaşmayan değerlendirmelerde bulunmaları uluslararası vicdan bakımından da ciddi bir çelişkidir. Unutulmamalıdır ki tarih, siyasi argümanlarla değil belgelerle ve hakikatlerle yazılır. Hakikatler de er ya da geç bütün açıklığıyla ortaya çıkma vasfına sahiptir. Gerçek şu ki Türkiye uluslararası hukuktan doğan haklarından ve garantör devlet olarak üstlendiği sorumluluklardan dün olduğu gibi bugün de yarın da asla taviz vermeyecek adil bir çözüm için çalışmaya devam edecektir. Nitekim artık pek çok tarafsız kurum ve kişi de Ada’da kalıcı çözümün ancak eşit egemen iki devletin varlığı temelinde mümkün olabileceğini ifade etmeye başlamıştır. Bu kapsamda muhataplarımızı ve üçüncü tarafları gerçeklerden uzak iddialara tutunmaktan vazgeçmeye miadı dolmuş statükocu söylemleri bir kenara bırakmaya ve tarihî gerçeklerle uyumlu, makul ve yapıcı bir anlayışla çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Öte yandan Doğu Akdeniz’e etkileri bağlamında; - Özellikle İsrail’in Gazze ve Lübnan’da uluslararası hukuku yok sayarak yürüttüğü saldırılar, bölgenin güvenliğini ciddi anlamda tehdit etmektedir. - Rum kesimi de bu durumdan istifade ederek istikrara zarar verebilecek faaliyetlerini sürdürmektedir. - Ayrıca bu süreçte Doğu Akdeniz’de ve Ada’nın güneyinde yabancı ülkelerin hareketliliği de artmıştır. Tüm bunlara karşı uluslararası hukuk çerçevesinde ülkemizin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve menfaatlerini korumak için büyük bir güç azim ve kararlılığa sahip olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın da bu bilinçle ifa ettiğiniz tarihî görevi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Ayrıca kıta stajı kapsamında burada bulunan son sınıf Harbiyelilerimizin de; başta Kıbrıs meselesi olmak üzere millî tezlerimize çok iyi hâkim olmalarını ve burada edinecekleri bilgi ve tecrübeleri mezun olduktan sonra meslek hayatlarına en güçlü şekilde yansıtmalarını beklediğimi ifade etmek isterim. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkı için mücadele eden aziz şehitlerimizi Kıbrıslı mücahitleri ile mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor görevlerinizde üstün başarılar diliyor hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

85,330 views • 1 month ago

■ Trump'tan Suudi Veliaht Prensi Salman'a: Benim kıçımı öpeceğini hiç düşünmemişti, gerçekten düşünmemişti. Şimdi bana karşı iyi davranmak zorunda.Bana iyi davransa iyi eder,buna mecbur. ■ CENTCOM :" 3.500 personel, savaş uçakları,amfibi araçlar taşıyan hücum gemisi USS Tripoli,görev yerine ulaşmıştır. Başlıyoruz." ■ Hakan Fidan : Büyük bir savaşa doğru gidiyoruz. TASARLANMIŞ BİR KAOS. ■ Rusya : 1 Nisan'dan itibaren 4 ay süreyle doğalgaz ve benzin ihracatını yasakladı. ■ MSB : Karadeniz'de toplam 275 şüpheli cisim tespit edildi. 10'u mayın 8'i kamikaze İHA,11'i kamikaze İDA. SAS Timleri tarafından imha edildi. ■ Aytun Çıray'ın röportajından : EMPERYALİZM TÜRKİYE'Yİ BÜYÜME GÖRÜNTÜSÜ ALTINDA KÜÇÜLTECEK ! HATAY GİDECEK!... "İran, Irak, Suriye Kürdistanlarını Güneydoğunuzla bir araya getirelim, böylece Musul ve Kerkük’ü de kapsayan, Türkiye’nin himayesinde federatif bir devlet kurulsun. Böylece güya Türkiye’nin himayesindeki Kürdistan Eyaleti bu şekilde Hatay’dan denize açılacak. Ama bu yapı birkaç yıl içinde yapılacak plebisitle Türkiye’den büyük bir toprak parçası kopararak ayrılacak. " ■ Dubai’deki İranlıların oturma izinleri iptal ediliyor . "600 bin kişinin etkilenmesi bekleniyor. İran okulları ve 54 yıllık Jumeirah hastanesi kapatıldı. Toplamda yaklaşık 330 milyar dolarlık bir varlıktan bahsediliyor. Dubai’nin ilk büyük alıcı kitlesi 90’larda İranlılardı. Yüz binlerce konut aldılar. " Analiz: Umarız Türkler ders alır. ■ Prof. Dr. Hasan Ünal: “Kürdistan projesinin Suriye ayağı tamamen ‘Türkiye’nin yanlış politikaları’ sonucunda tamamlandı ve içeride yürütülen ‘açılım’ ile paralel yürütülüyor. İran çökerse oradan da etnik temizlik yoluyla muazzam bir İran Kürdistan bölgesi çıkaracaklarına kesin gözüyle bakmamız lazımdır. " Analiz : Sonrası mı ,sonraki satırda ... ■ Güneydoğu Anadolu’da konuşlanacak NATO kolordusunun ardından İstanbul Boğazı girişinde konuşlanacak (planlı imiş) Deniz Saha Unsuru .Hava Unsuru ise İncirlik! Aynı gün Trump’dan Erdoğan'a övgüler ve Black Rock görüşmesi! Trump, Türkiye'yi neden övdü ? Büyük İsrail Devleti'ni kurmak için işgal etmeyi düşünüyor. Yeni kurulan Nato ordusu, batıda Yunanistan, doğuda kiralık Kürtler ile işgal edip İsrail'e vermek için hazırlandı. Bu yirmi yıldır söylediğimiz NATO'NUN TÜRKİYE 'Yİ işgal planının bizzat kendisi . Yüz yıl önce adı NATO değildi , ama 7 DÜVELDİ .Tıpkı bugünün G 7 si gibi ! 14 Trilyon Dolarlık servetin yöneticisi,İsrail'in en büyük destekçisi,Siyonizmin sembol ismi BlackRock CEO'sunun, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Enerji,Hazine bakanları ile yaptığı basına kapalı görüşmenin nedeni ne ola? Bir ülkenin Hazine ve Enerji alanı öyle iki konudur ki;Tehdit veya Pazarlıkta anlaşılmaz ise savaş çıkar. BlackRock, yedi kollu bir canavardır! Klasik bir yatırım bankasından farklı olarak, devletlerin kriz anlarında belirir ve “çözüm ortağı” “danışman" rolünü üstlenir. Finansal Piyasalar Danışmanlığı (FMA) adı altında "stratejik görevler"de bulunur yani ulus devletlerin egemenlik alanlarını sessizce işgal eder. Sömürgeciliği, asker postalı kullanmadan finansal araçlarla yürütür. Ulusal çıkar yerini piyasa uyumuna bırakır!" Kısaca DUYUN-U UMUMİYE !!! ■ Pakistan bayrağı taşıyan 8 petrol tankerine İRAN, hürmüz boğazından geçmesine izin verdi. Pakistan ordusu bu petrol tankerlerine Hürmüz Boğazı'ndan geçerken eşlik etti ve gitti ABD'ye teslim etti. Trump: İki gün önce İran'lı müzakerecilerin ABD'ye 8 tanker dolusu Petrol hediye edeceğini dünya basınına açıklamıştı... ■ İran'ın füze saldırısı sonucu İsrail'in hayati Sorek su arıtma tesisi tamamen imha oldu . ■ "BlackRock CEO’su Fink: Savaş sona erse bile İran tehdit olmaya devam ederse petrol fiyatları uzun süre 100 doların üzerine, hatta 150 dolara yaklaşabilir.Dünya resesyon yaşayacak." ■ ABD Dışişleri Bakanı Rubio, G7 ülkelerinden Hürmüz Boğazı'nı açmak için üstlenecekleri rollerine hazırlanmalarını istedi. #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

317,355 views • 4 months ago

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen 17’nci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nın (IDEF 2025) açılış törenine teşrif etti. Açılış törenine Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler de beraberindeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları ve Bakan Yardımcıları ile katıldı. Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan konuşmasında şunları söyledi: BİR MİLLETİN BAĞIMSIZLIK YÜRÜYÜŞÜNE ŞAHİTLİK EDİYORUZ Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı IDEF 2025’in açılış merasiminde sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet ve heyecan duyuyorum. Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden fuarımızı teşrif eden her bir misafirimize kültür, medeniyet ve teknolojinin buluştuğu şehir olan İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum. Fuar kapsamında yapacağınız görüşmelerin, varacağınız anlaşmaların, kuracağınız ortaklıkların şimdiden ülkelerimiz, firmalarımız, sektörlerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Küresel bir marka haline gelen bu organizasyonu başarıyla organize eden Millî Savuma Bakanlığımızı, Savunma Sanayii Başkanlığımızı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfımızı yürekten tebrik ediyorum. Aynı şekilde ileri teknolojiye sahip savunma ürünleriyle fuarda boy gösteren firmalarımıza teşekkür ediyorum. Kendi alanında dünyanın en büyük ve en etkili ilk 3 fuarından biri olan Uluslararası Savunma Sanayii Fuarının bu yıl 17’ncisini düzenliyoruz. Bugün burada sadece Türk savunma sanayisinin gelişimine değil, aynı zamanda bir milletin bağımsızlık yürüyüşüne de şahitlik ediyor, kendi gök kubbesinde kendi kanatlarıyla yükselen bir ülkenin hikâyesini görüyoruz. 120 BİN ZİYARETÇİNİN FUARA KATILIMI BEKLENİYOR Fuarımıza olan ilginin her geçen yıl artmasından büyük bir kıvanç ve onur duyduğumuzu burada öncelikle vurgulamak istiyorum. Bu yılki organizasyonda 99 ülke ve uluslararası kuruluştan 219 heyeti temsilen 937 heyet üyesini misafir etmenin bahtiyarlığını yaşıyoruz. Bine yakın yerli ve 400’ün üzerinde yabancı firma kara, hava, deniz, uzay ve siber güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünleri 6 gün boyunca burada sergileme imkânı bulacak. Pazar gününe kadar 120 bini aşkın profesyonel ziyaretçinin fuara katılımı bekleniyor. Bu değerli buluşmayı salt ticari bir faaliyet, savunma sanayi alanındaki ürünlerin tanıtım ve satışının yapıldığı uluslararası çapta bir pazar olarak görmediğimizi özellikle bilmenizi rica ediyorum. Hep söylediğim gibi mesele alışveriş yapmak değildir, asıl mesele kazan-kazan temelinde uzun vadeli ortaklıklar tesis edebilmektir. Mesele, ticaretle birlikte kalıcı iş birlikleri geliştirebilmektir. Türkiye olarak biz buna hazırız ve çok yönlü iş birliklerine açığız. IDEF 2025’te ürün ve ekipmanlarıyla yer alan firmalarımızın tamamına başarılar diliyor, misafir heyetlerimizin her birine şükranlarımı iletiyorum. Savunma alanı başta olmak üzere IDEF 2025’in sektör ve firmalarımız arasındaki ilişkilere önemli katkılar yapmasını, yeni iş birliklerine kapı aralamasını, dostluk ve kardeşliğimizi güçlendirmesini temenni ediyorum. GAZZE’DE AÇLIKTAN BİR DERİ BİR KEMİK KALMIŞ ÇOCUKLARIN DERDİ, BİZİM DERDİMİZDİR Değerli misafirler, evvela şu hususu altını çizerek ifade etmek istiyorum: Güç dengelerinin yeniden belirlendiği, küresel ağırlık merkezlerinin yer değiştirdiği, uluslararası rekabetin giderek kızıştığı bir süreçten geçiyoruz. Sizlerin de takip ettiği üzere her gün yeni bir krize uyanıyoruz, yarın ne olacağını kimse bilmiyor, kimse tahmin edemiyor. İkinci Cihan Harbi sonrası kurulan kural temelli uluslararası sistemin yerini kimin gücü kime yeterse diyeceğimiz yeni bir düzen alıyor. Haklının güçlü olduğu değil, güçlünün haklı olduğu bir anlayış tarzı hızla kanıksanıyor. Haklının hakkını arayacağı uluslararası mekanizmalar ise kendilerinden beklenen görevi icra edemiyor. Türkiye, gerek coğrafi konumu, gerekse tarihi, beşeri, kültürel bağları itibarıyla bu yeni statükonun etkilerini en çok hisseden ülkelerden biridir. Gazze’de 22 aydır katmerlenerek devam eden soykırımın İsrail’in coğrafyamızı istikrarsızlaştırmaya dönük saldırılarının, Rusya ile Ukrayna arasında 3,5 yılı geride bırakan savaşın, Güney Asya’dan Kuzey Afrika’ya, Balkanlar’dan Günel Kafkasya’ya kadar geniş bir bölgede nükseden sıcak gerilimlerin tamamını bir şekilde bizi ilgilendirmekte, tedbir almamızı, müdahil olmamızı gerektirmektedir. Etrafımız ateş çemberiyle kuşatılmış derken, bunu hamaset olsun diye söylemiyoruz, aksine her gün yaşadığımız bir gerçeği ifade ediyoruz. Şunu bir defa açık ve net söylemek isterim: Gazze’de insani yardım malzemesi girişine izin verilmediği için açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların derdi bizim derdimizdir. 13,5 yıllık zulmün ardından 8 Aralık devrimiyle umutların yeniden yeşerdiği Suriye’ye yönelik saldırılar bizim sorunumuzdur. Karadeniz’in güvenliğini tehlikeye atan sıcak çatışmalar aynı şekilde bizim için büyük bir endişe kaynağıdır. Libya’dan Sudan’a, Pakistan’dan Afganistan’a nerede bir sıkıntı, çatışma, istikrarsızlık varsa tamamı ülkemiz için dikkatle takip edilmesi gereken hassas konulardır. TÜM KALBİMİZLE BÖLGEMİZDE HUZUR, BARIŞ VE DAYANIŞMA İSTİYORUZ Türk dış politikası barış, adalet, uluslararası hukuk, egemenliğe saygı, hakkaniyet ve dayanışma ilkeleri üzerine kuruludur. Nüfuz peşinde değiliz, tahakküm peşinde değiliz, hiç kimsenin içişlerine karışmak niyetinde asla ve asla değiliz. Tüm kalbimizle bölgemizde huzur, barış, dayanışma istiyoruz, elbette bunu isterken gereklerini de yerine getirmekten çekinmiyoruz. Nerede bir haksızlık, adaletsizlik ve zulüm görsek sesimizi de, tepkimizi de belli bir üslup içinde açıkça ortaya koyuyoruz. Bu anlayışla İsrail’in Gazze halkına yönelik Nazileri fersah fersah aşan soykırımını tüm insanlığın gündeminde tutmaya devam ediyoruz. İnsani yardımlarımızla birlikte Gazze’deki vahşeti sona erdirmeye dönük diplomatik temaslarımızı da artırmış durumdayız. Gayemiz, bir an önce ateşkesin tesis edilmesidir. Gazze’ye insani yardımların girişine izin verilmesi bir başka önceliğimizdir. Maalesef Kızılhaç’ın bile girişine izin verilmediği gerçekten korkunç bir durum söz konusudur. Daha önce de söyledim, Netanyahu ve katliam şebekesi barbarlıkta Hitler’i çoktan geride bıraktı. Avrupa’daki Holokost sürecinde dahi Gazze’deki kadar insanlık dışı görüntüler ortaya çıkmadı. Her gün onlarca masumun bir lokma ekmek, bir yudum su bulamadığı için can verdiği bir acımasızlığı, zerre kadar insanlık onuru taşıyan hiç kimse kabul edemez, buna sessiz kalamaz, bu cinnet haline rıza gösteremez. Her kim Gazze’deki soykırıma sessiz kalıyorsa, İsrail’in işlediği insanlık suçlarına ortak oluyor demektir. Gazze’de insanlık ölürken, bebekler, çocuklar ölürken, insanlar bir çuval un alabilmek için ölürken, hiçbirimiz buna sessiz kalamayız ve kalmayacağız. O masum bebeklerin kopmuş kafalarını, o çocukların kopmuş ellerini, bacaklarını, affedersiniz köpeklerin açlıktan yemeye başladığı gömülmemiş cesetleri, o açlığı, o feryadı, annelerin yüreklerimizi yakan o çığlıklarını hiçbirimiz unutamayız, hiçbirimiz unutmayacağız. ULUSLARARASI TOPLUMU İNSANLIK CEPHESİNDE BİRLEŞMEYE DAVET EDİYORUM Açlıktan kitlesel ölümlerin başladığı bu kara günlerde tüm uluslararası toplumu insanlık cephesinde birleşmeye davet ediyorum. Gelin bu caniliğe hep birlikte tepki verelim. Gelin bu zulme, bu vahşete artık yeter diyelim. Gelin gözünü iktidar hırsı bürümüş bir avuç insanlık düşmanının insanlığın adını daha fazla lekelemesine müsaade etmeyelim. Diğer türlü bu kan lekesi sadece Netanyahu’nun ve cinayet şebekesinin eline değil, Gazze’deki soykırıma susan, tepkisiz kalan herkesin eline, anlına, şayet kaldıysa vicdanına bulaşacaktır. Türkiye olarak en başından beri adil ve sürdürülebilir bir dünya nizamı için dostlarımızla birlikte her platformda gayret sarf ediyoruz. Küresel barış ve güvenlini tesisi için her türlü adımı atarken, daha fazla trajedinin yaşanmaması için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz. Bu süreçte şu ilkeyi kendimize rehber edindik: Bin akçalık sulh, bin akçalık nizadan iyidir. Evet, barış diplomasisi adına ne yapıyorsak, bu hikmetli sözün ışığında yapıyoruz. Yine bu süreçte, hiçbir zaman unutmadığımız bir başka prensibimiz şudur: "Hazır ol cenge, eğer istersen sulh-u salah." Yani, eğer barış, huzur, güvenlik, dirlik ve refah istiyorsan, caydırıcılığını en üst düzeyde tutmak zorundasın. Eğer kendi vatanında onurunla, şerefinle, başın dik, alnın ak yaşamak istiyorsan, savunma yeteneklerini güçlendirmek mecburiyetindesin. Şüphesiz, bunun yolu da yerli ve millî savunma sanayiden geçiyor. Türkiye, yakın tarihinde savunma alanında ciddi sınamalarla karşılaşmış bir ülkedir. Dışa bağımlı olmanın sonuçlarını pek çok kez tecrübe ettik. 1960'lı yıllarda Kıbrıs hadiselerinde ve 1990'lı yıllarda terörle mücadelede, maalesef dost ve müttefik bu ülkelerden yeterli desteği alamadık. Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukunu korumak amacıyla gerçekleştirdiğimiz 1974 Barış Harekâtı sonrasında ambargolar adeta zirveye çıktı. Bakım için gönderdiğimiz uçaklar alıkonuldu. Hatta bunun için ülkemize hangarda saklama borcu çıkartıldı. Telsiz gibi en temel iletişim araçları dahi bir süre ülkemize verilmedi. Esad rejimiyle yaşadığımız gerilimde yine aynı ahde vefasızlığı gördük. Hava savunma kapasitemizi güçlendirme arayışlarımızda, karşımızda hep kapı duvar bulduk. Öyle ki, hava sahamızın sürekli ihlal edildiği günlerde, yangından mal kaçırırcasına hava savunma sistemleri ülkemizden sökülüp götürüldü. Libya’dan Karabağ’daki işgalin sonlandırılmasına kadar pek çok yerde benzer uygulamalar devam ettirildi. TÜRKİYE BUGÜN SAVUNMA SANAYİ ÜRÜNLERİYLE DÜNYA PİYASALARINA MÜHRÜNÜ VURAN BİR KONUMA ULAŞTI Atalarımızın bir sözü var, kötü komşu adamı mal sahibi yaparmış. Bizi de dost ve müttefiklerimiz savunma sanayinde mal sahibi yaptı. Her ambargo, her baskı, her haksızlık bize yeni bir kapı araladı. Biz de tüm gücümüzü kullanarak bu kapılardan içeri girmeyi başardık. Dün ambargolara, çifte standartlara ve diplomatik baskılara maruz kalan Türkiye, bugün savunma sanayi ürünleriyle dünya piyasalarına mührünü vuran bir konuma ulaştı. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz dedik ve öz kaynaklarımızı harekete geçirerek bu alanda kısa sürede ciddi mesafe kat ettik. Bu arka plan temelinde bir yandan insani ve proaktif bir dış politika izlerken, diğer yandan savunma ve güvenlik yatırımlarımıza hız verdik. Tasarımdan seri üretime, ar-ge çalışmalarından ve inovasyon sürecine Türk savunma sanayine çağ atlattık. Bir dönem temel sıkıntımız olan dışa bağımlılığımızı ciddi ölçüde atlattık. Göreve geldiğimizde yüzde 20 seviyesinde olan savunma sanayimizin yerlilik oranı bugün yüzde 80’lerin üzerine çıktı. Sektördeki 3 bin 500’ü aşkın firmamız, 100 bin kişilik nitelikli personel kadrosuyla çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürüyor. Türk savunma sanayi bugün 1.380’in üzerinde proje sayısıyla, 20 milyar doları aşan cirosuyla, geniş ürün yelpazesiyle adeta destan yazıyor. Güvenlik birimlerimizin neredeyse tüm ihtiyaçlarını kendi kaynaklarımızla en etkin şekilde karşılıyoruz. Yerli ürünlerimiz güvenlik güçlerimizin terörle mücadele operasyonlarında, yurt içi ve yurt dışındaki harekâtlarımızda etkin rol oynuyor. İHA ve SİHA teknolojisinde dünyanın önde gelen 3 ülkesinden biriyiz. Geçen sene dünyada satılan her 100 İHA’dan 65’ini Türk firmaları tedarik etti. Özellikle SİHA’larımızın oyun değiştiren konsepti küresel ölçekte büyük yankı uyandırıyor. Geleneksel taktik ve stratejileri dönüştürüyor. Aynı şekilde dünyada kendi savaş gemisini tasarlayan, geliştiren, üreten 10 ülkeden biri şu anda Türkiye’dir. Ana yüklenicilerimiz, alt yüklenicilerimiz, KOBİ’lerimiz, araştırma kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz, geliştirdikleri özgün ürünlerle ihracat hanemizi yeni yıldızlarla süslüyor. Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim: Türkiye, bugün dünyadaki en büyük 11’inci savunma ihracatçısı durumuna gelmiştir. İnsansız hava araçlarımız, millî gemi projelerimiz, elektronik sistemlerimiz, kara araçlarımız, silah ve mühimmatlarımız gıptayla takip ve talep ediliyor. Savunma sanayi şirketlerimiz geçtiğimiz sene tam 180 farklı ülkeye ürün ihraç ederek ciddi bir başarıya imza attı. Şu rakam da dikkat çekicidir: 2024 yılında savunma ve havacılık alanındaki ihracatımız, NATO ve hizmet ihracatları da dâhil olmak üzere yüzde 29’luk artışla 7 milyar 154 milyon dolara ulaşarak yeni bir rekor kırmıştır. Böylece 2024 hedefimiz olan 6,5 milyar doların yüzde 11 üzerine çıktık. 2025 Haziran ayı ihracatımız bir önceki yıla oranla yüzde 10,4 artarak 623 milyon dolara ulaştı. Son 12 aydaki ihracatımız ise geçtiğimiz yıla göre yüzde 23,1 düzeyinde artışla 7,5 milyar dolar seviyesini gördü. Lazer ve elektromanyetik silah sistemleri, otonom sistemler, siber güvenlik, kuantum teknolojisi ve yapay zekâ gibi alanlarda izleyeceğimiz doğru stratejilerle yakın gelecekte rekabet gücümüzü inşallah daha da arttıracağız. EN ÖNEMLİ AVANTAJLARIMIZDAN BİRİ DE NİTELİKLİ VE DİNAMİK İNSAN GÜCÜMÜZ Şunu da belirtmekte fayda görüyorum: Ülke olarak en önemli avantajlarımızdan biri de nitelikli ve dinamik insan gücümüzdür. Savunma sanayi başta olmak üzere her alanda teknolojik atılımımızı çok daha ilerilere taşıyacak yetişmiş insan gücüne sahibiz. Özellikle bunu daha da geliştirmekte kararlıyız. Bu vesileyle Savunma Sanayii Başkanlığımız başta olmak üzere bütün bu başarılarda pay sahibi olan tüm kurum ve kuruluşlarımızı, firmalarımızı, emek veren her bir kardeşimi bir kez daha canı gönülden tebrik ediyorum. Türk savunma sektörüyle gurur duyuyoruz. İnşallah gelecekte çok daha iyi seviyelerde olacağımıza yürekten inanıyoruz. Küresel güç Türkiye vizyonu ile savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye yolunda kararlı adımlarla ilerliyoruz. Savunma sanayinde millî yetkinlik hamlesi adını verdiğimiz büyük bir dönüşüm başlattık. Onay ve talimatını bizzat verdiğim millî yetkinlik hamlesi ile savunma sanayi ekosistemi içerisinde sistematik bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu alandaki çalışmalarımızla, savunma ve güvenlik yatırımlarımızla dosta güven, düşmana korku veren çok daha büyük ve güçlü bir Türkiye’yi inşa etmek için mücadele edeceğiz. Birlikte çalışacağız, birlikte üreteceğiz, geleceğe birlikte yürüyeceğiz. Rabbim hepimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum. Bu düşüncelerle 17'nci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarımızın ülkelerimiz, sektörlerimiz, firmalarımız için hayırlar getirmesini diliyorum. Fuara teşrif eden tüm dostlarımıza, tüm kardeşlerimize tekrar teşekkür ediyorum. Fuar kapsamında atılacak imzaların, yeni anlaşma ve iş birliklerinin aramızdaki ilişkilere somut katkılar yapmasını temenni ediyorum. Millî Savunma Bakanlığımıza, Savunma Sanayii Başkanlığımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfımıza ve fuara katkı veren her bir kardeşime, her bir şirketimize tekrar teşekkür ediyorum. #MillîSavunmaBakanlığı

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

39,340 views • 1 year ago