Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Devrimin kalbinin çarptığı o kutsal Rojava toprağından Derikten size bir avuç yıldız bir nefes özgürlük kucak dolusu kavuşma armağan olsun. ŞEV BAŞ

12,487 views • 8 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Sivas - Yıldızeli Yusufoğlan Köyü. Yıldız Dağı'nın eteğinde bir Türkmen Alevi Köyü'dür. Türkmen Aleviler tarih boyunca yurtlarını hep dağ eteklerine, dağ zirvelerine kurmuş. Yıldız Dağı mitolojik bir dağdır aynı zamanda. Nice Antik Tanrılara Tanrıçalara, Peygamberlere, Pir'lere ev sahipliği yapmıştır. Yıldız Dağının mitolojik söylenceleriden birisi şöyledir: Söylencelere göre Nuh’un gemisi tufan sırasında Yıldız Dağı’na gelmiş. Geminin altı Yıldız Dağı’na sürünmüş. Nuh Peygamber Yıldız Dağı’nı uyarmış: "Hey gidi mübarek, yıldızlara değeceksin, biraz enginleş, yıkıl." demiş. Yıldız Dağı bu söze uymuş, yüksekliğini azaltıp, enginleşmiş. (Özen, 2001: 311). Coğrafi adlar o yerin tüm zamanlardaki tanığıdır. Dağ, taş, dere, tepe olarak geçmişi yaşatırlar. Her dağın bir öyküsü vardır. Yıldız Dağı da mitolojik dönemden Nuh Peygamber’den Pir Sultan Abdal’a kadar değişik söylencelere konukluk etmiştir. Ayrıca dağlar, Türkler tarafından Tanrı makamları olarak kabul edilmişlerdir. Geçmişte her boyun bir kutsal dağı var idi. Anadolu’nun Ana Tanrıçası Kybele bile bir dağ tanrıçasıydı. Ocak merkezi Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyü olan Koca Haydar Pir Sultan Abdal’ın, ikinci ve yaylak yurdu Yıldız Dağıdır. Yıldız Dağı her bir yanı ayrı bir güzellikte, her tarafı eski kadim medeniyetlerden izler taşır. Dağın her köşesinde bir ören yeri vardır. Her koyakta, belde bir Alevi-Bektaşi süreğinden anı saklar. Yıldız Dağı’nın kuzey eteğinde Karataşlar denilen mevkide eski bir mezarlığın izleri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu mezarlığın adı yöre halkının dilinde ‘’ Kalan Er ’’ dir. Yöre halkından kimileri burayı Karaören diye de adlandırmaktadır. Alevi Bektaşi öğretisinde bazı yörelerde eski inanç önderleri, din uluları ‘’ Er ’’ sıfatıyla anılmaktadır. Bunun bir örneği Yusufoğlan yerleşiminin içinde bulunduğu Sivas-Tokat yöresiyle da bağlantılı sayılan Şahkulu’nun başkaldırı başlattığı Antalya Korkuteli ilçesi Büyükköy ve Küçükköy çevresinde bazı ziyaretler ‘’ Er ’’ diye tanımlanmaktadır. Aşıklık geleneğinde de ’ Pir Dolusu ‘’ , ‘’ Er Dolusu ’’ ile aşıklığa adım atma vardır. Yusufoğlan köylüleri etnik yapıları sorulduğu zaman kendilerini Türkmen, Türk şeklinde ifade etmektedirler. Türkler tarih boyunca çok değişik dinlere inanmışlardır. Ancak temel olarak; tabiat kuvvetlerine inanma, Atalar Kültü, Gök-Tanrı dini, onlar üzerindeki temel etkenlerdir. Ancak bu topluluklar bin yıl kadar önce geldikleri Anadolu halklarının kültürlerinden de etkilenmiş, karşılıklı kültür alışverişinde bulunmuşlardır. Atalarımıza göre, yer ve suların ruhları vardır. Bunların en önemli temsilcisi dağlardır. Dağlar tanrıların yoludur, ilahi bir güce sahiptirler. Ayrıca dağlar, hayali ruhların mekanıdır. Dolayısı ile dağlar kutsal addedilir. Uygur Türklerinin Ötüken Dağını başkent yapmalarının ardındaki neden bu kutsallık algılamasında yatmaktadır. Ayrıca Türk Mitolojisinde, Erenler; başlangıçta insanlara yardım eden bir su ruhun adıdır. Erenler terimi İslamiyet’in yayılmasından sonra Allah’a yakın olan kişiler için kullanılmıştır. Eski tasavvuf bilginlerine göre, ‘’ Dağ Velileri ’’ olarak bilinen veliler vardır. Dağlar velilere tahsis edilmiştir. Veliler dağlarda gömülüdür. O dağın o velinin adı ile anılması gerekir. İşte bu Dağ Velileri, inanç ve kültürümüzü bekleyen Er’lerdir. Her Alevi yerleşim yerinde kutsal mekânlardan birisi biraz öne çıkar. Yusufoğlan köyünde ise öne çıkan mekan Yusuf Dede türbesidir. Yusuf Dede köyün Yıldız Dağı tarafındaki ad verdiği mezarlıktaki bir türbede yatmaktadır.

Baba İshak

11,247 views • 7 months ago

Bugün gözlerimle göremesem de kulaklarımla duyamasam da kalbimde tarifsiz bir gurur hissettim. İstanbul'un her köşesinden sayısız çocuk korosunun yer aldığı Çocuk Koroları Festivali bugün ilk kez Beylikdüzü'nde başladı. Beylikdüzü’nün Sanatla Nefes Alan Kıymetli İnsanları, Sevgili Komşularım, Değerli Sanatçılar; Bugün bu satırları size, gökyüzünü bir avuç gördüğüm ama ruhumun en az sizin kadar özgür olduğu Silivri’den yazıyorum. Biliyorum ki şu an Beylikdüzü’nün o güzel akşamında, çok sesli bir armoninin heyecanı sarmış dört bir yanınızı. Orada, o sahnenin önünde sizinle yan yana olamasam da; kalbimle, her bir notanın içinde, o muazzam koro tınılarının tam ortasındayım. Sevgili Dostlar; Biz Beylikdüzü’nde hiçbir zaman sadece yollar, binalar, parklar inşa etmedik. Biz, 2014’ten bu yana bir yaşam felsefesi haline gelen "Kültürle Nefes Alan Bir Kent" hayalini inşa ettik. Sanatı bu kentin genlerine işledik. Çünkü biz inanıyoruz ki; sanat, insanın ruhunu özgürleştiren en güçlü eylemdir. Ve bugün ilkini gerçekleştirdiğimiz Koro Festivali, bu özgürleşme yolculuğumuzun en anlamlı duraklarından biridir. Bir koro; farklı seslerin, farklı renklerin, farklı tonların bir araya gelip tek bir muazzam bütünü oluşturmasıdır. Tıpkı bizim "Beylikdüzü Aklımız" gibi… Biz de bu kentte; farklı düşünceleri, farklı sesleri bir araya getirerek bir kardeşlik bestesi yazdık. Bugün duyacağınız o çok sesli müzik, aslında bizim bir arada yaşama irademizin ezgiye dökülmüş halidir. Değerli Komşularım; Bana “Nasılsın?" diye soranlara şunu söylüyorum: “Eğer Beylikdüzü’nde çocuklar sanatla tanışıyor, gençler bir koronun parçası olup şarkılar söylüyorsa, ben buralarda çok iyiyim." Zira sanatın olduğu yerde umut, umudun olduğu yerde ise gelecek vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında, Cumhuriyetimizin 100 yıllık kazanımlarıyla yükselen bu sesler; adaletin, barışın ve özgürlüğün sesidir. Bu festivalin gerçekleşmesi için gece gündüz çalışan tüm ekip arkadaşlarıma ve festivalimize ses veren tüm korolara Silivri’den kucak dolusu sevgiler gönderiyorum. Sesiniz hiç susmasın, şarkılarımız hep özgürlüğe ve adalete çıksın. Gözlerinizden öperim. Mehmet Murat Çalık Beylikdüzü Belediye Başkanı / Silivri Cezaevi

Mehmet Murat Çalık

14,930 views • 3 months ago

Ve ma teşeeun… (Tekvir 29) Ey Sonsuz Güzellik Senin bizim için dilediğinden başkasını dileyemeyiz Senin bizim için muradını göstermezsen göremeyiz. Bizim için sakladığın hazineleri bilemeyiz… Ama diyorsun ki; “Kulum beni nasıl düşünürse ona öyleyim, öyle muamele ederim… Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” [Buharî, Tevhid 15; 35; Müslim, Zikr 2, (26 75), Tevbe 1, (2675).] Bunu biz kullarına öğrettiğin için hamd olsun. Karanlık kalplerimizi kelâmınla aydınlattığın için hamd olsun… Bize olması gereken sevgilinin ne olduğunu öğrettiğin için hamd olsun… Kendimizi “aşık” seni “maşuk” zannederdik Meğer Aşık senmişsin Gönüllerimize koyduğun aşk için hamd olsun… Meğer yolculuğun tamamı senmişsin… Bize numunesini verdin aslını göster… Önümüze kurduğun sofraların orijinalini ser… Bize tattırdığın lezzetlerin Cennet versiyonlarını ver. Bizi bitmeyen, gitmeyen sevginle haşret… Bizi yakmayan, ağlatmayan, sararıp solmayan muhabbetin ile muhafaza et… Bizi, azalmayan, eskimeyen, eksilmeyen, o Sonsuzluk yurdunun nimetleri ile karşıla ( Fatiha 6) Sana kavuşma zamanımız geldiğinde de merhametin ile kucakla… Biz seni En Sevgili bilelim sen bize öyle muamele et… Biz sana Ey Sevgili diyelim sen de bizi öyle kabul et… Ve şairin senden muradı gibi “Uzatma bizim dünya sürgünümüzü” Sana gelecek tüm yollarımızı hızlandır… Katından bize yeni yollar aç… Tüm güzellikler adına ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

31,129 views • 1 year ago

Şehadet Yıldönümünde: Qereçox’a Yürüyüş Bir dağ sabahıydı, uçaklar çöktü göğe, toprak kan kustu, taşlar acıyla çatladı. Ve sen, Nalin Heval, gözlerinde bir ülkenin rüyasıyla Qereçox’un kucağında yıldızlara aktın. Bir Ceylan’dın, Qereçox’un bağrında açan, Rüzgârla konuşan, Gökyüzüne sığınan bir dağ çiçeği… Bir haykırıştın, Toprağı titreten, Uçaklardan dökülen tonluk bombalara rağmen Bir avuç sevdayla dimdik duran… Adını taşa, toprağa, Geyiklerin bakışına, Tavus kuşlarının sessiz uçuşuna yazdın. Sen düştüğünde, Dağ bile eğilmedi, Çünkü seninle birlikte dağ da direndi, Sefkan’la Qereçox’tan baktık Cudî’ye, Gabar’ın sessiz doruklarına döndü gözlerimiz. Her taşın altında bir anı vardı: Bir kahkaha, bir umut, bir sonsuz vedasızlık… Şehadetin izinde yürüdük Memleket’im, Sefkan’la sustuk, taşlara dokunduk, ağaçlara eğildik, Ceylanlara selam verdik. Bawer’in siper aldığı kayanın altında durduk, Nimet’in düşlerini dinledik ağaçların arasından, Nûda’nın su gibi akışına bıraktık yüreğimizi, Koçero’nun güvercinlerine yazdığı şarkıyı duymaya çalıştık… Nisandı, baharın en saf soluğuydu havada. Gökyüzü, Ceylanların seğirttiği bir maviliğe durmuştu. Sefkan’la birlikte yürüdük Qereçox’a, bir ağıt değil, bir diriliş fısıltısıyla… Ceylanlar akıyordu önümüzden, yüzü aşkın yürek çırpıyordu memleket. Tavus kuşları kanat açmıştı, renk renk, özgürlük kadar yabani, özgürlük kadar asil. Ağaçlar büyümüştü Memleket’im, dal verdikleri yer şehitlerin düştüğü topraktı. Her dal, bir nefes, her yaprak, bir bakıştı… Qereçox Dağı’nda, uçakların paramparça ettiği taşların arasında Nalin’in sesini duyduk, Bawer’in izini bulduk, Rüstem’in gülüşü, Nûda’nın ateşini, Koçero’nun asi bakışlarını, Nimet’in yere doğru bıraktığı bedenin hala rüzgârda ağırlığını hissettik. Mutfak yerlerini gördük, masaları, kamelyaları, odalarını… Bir zamandı, dokunamasak da gözlerimizle okşadık. Ve bil ki Memleket’im, Sefkan arkadaşın diktiği ağaçlar gibi, o kökler hâlâ büyüyor, gövdesinde yoldaşların adıyla…

Hasan Ağaç

13,445 views • 1 year ago

Affetmek.. Kulağa kolay gelse de, ruhun en derinlerine uzanan, zahmetli ve bir o kadar da dönüştürücü bir yolculuk. Bu yolculuk, öfkeyle düğümlenmiş düğümleri çözmeyi, geçmişin zincirlerinden kurtulmayı ve özgürleşmeyi içerir. Ancak affetmek, sadece bir başkasını değil, çoğu zaman kendimizi de serbest bırakmaktır. Affetmek, bir yanlışı onaylamak ya da unutmaktan ibaret değildir. Affetmek, acımızın hakikatini reddetmeden, o yükü taşımamaya karar vermektir. Bu süreçte, yanlışın ağırlığını hissetmek, onu kabul etmek ve ardından o yükten bilinçli bir şekilde ayrılmak gerekir. Bir nevi ruhun zehrini akıtma ritüelidir. Bu yolculuk, her şeyden önce bir kabulle başlar: Geçmişi değiştiremeyiz. Ancak geçmişin üzerimizdeki etkisini değiştirme gücüne sahibiz. Affetmek, tam da burada devreye girer; bize geçmişin karanlığında kaybolmak yerine, bugüne ışık tutma şansı verir. Psikolojide affetmek, bir duygusal iyileşme süreci olarak görülür. Kin ve öfke, vücutta ve zihinde bir yük oluşturur; sinir sistemimizi tetikte tutar, enerjimizi tüketir. Affettiğimizde, bu yükü bırakır ve duygusal sistemimizi yeniden dengeye davet ederiz. Ancak affetme süreci, genellikle bir savaş alanı gibidir. Ego, affetmeyi bir teslimiyet, bir güç kaybı olarak görür ve bizi intikam hayalleriyle kandırmaya çalışır. Fakat bu yanılsamanın ötesine geçmek, bir içsel kahramanlık gerektirir. Bu kahramanlık, zihinden değil, kalpten gelir. Affetmek, yalnızca bir eylem değil, bir varoluş halidir. Mistik öğretiler, affetmenin aslında bir hatırlama olduğunu söyler: Hepimizin aynı bütünün parçaları olduğunu. Başkasının hatasını affetmek, kendi insanlığımızı ve kusurluluğumuzu da kucaklamaktır. Bu anlamda affetmek, ötekine değil, bütüne yapılan bir armağandır. Affetmenin mistik boyutunda, insanın kendi yaralarına bir ışık tutması vardır. Yarayı inkar etmek değil, onunla oturup sohbet etmek, onun bize ne anlatmaya çalıştığını anlamaktır. Her yara, kendimizi daha derinden tanımamız için bir davettir. Affetmek, o davete yanıt vermek ve “Evet, seni görüyorum” diyebilmektir. Başkasını affetmek kadar, hatta ondan daha zor olan bir diğer yolculuk, kendimizi affetmektir. “Neden böyle davrandım?”, “Neden bunu yaşadım?” gibi sorularla kendimizi yargılarken, öz şefkat kapısını kapatırız. Fakat bu kapıyı aralamadan, gerçek affetme mümkün değildir. Kendini affetmek, hatalarımızı büyütmek yerine, onların insani doğamızı yansıttığını kabul etmektir. Geçmişin iplerini bırakmak, kendimize bir şans daha vermektir. Çünkü ruh, bağışlanmayı hak eder. Affetmek, bir diğerine bir iyilik yapmak değildir; kendi ruhumuza armağan ettiğimiz en büyük özgürlüktür. Affetmediğimizde, o hikayeye bağlanır, o anıya zincirleniriz. Ancak affettiğimizde, özgürce nefes alabilir, geçmişin gölgesinden kurtulabiliriz. Mistik bir yolculuk olan affetmek, bir nihai varış noktası değil, sürekli bir pratiktir. Her yeni gün, affetmek için bir fırsattır; hem başkalarını hem de kendimizi. Çünkü affetmek, insan olmanın en kutsal eylemlerinden biridir. Ve unutma: Affettiğin her hikaye, ruhunun biraz daha hafiflediği bir dönüşüm masalıdır..🌌🧘🏻‍♂️

Can Perimcek

17,626 views • 1 year ago