Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Dia Saba, İsrail’de katıldığı bir programda viral olan videosuyla ilgili olayı anlattı. - Doğru anladıysam kutlamalardaydınız, Doritos/cips olayıyla vardı, kameraman otobüsün üstünde bir anı çekmek istedi, sen de kameraya bir hareket yaptın ve olay bir anda viral oldu; hatta takımın resmi hesabı bile paylaşmış? - Sence videoda ne viral...

74,767 görüntüleme • 3 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Baskıcı annesinin uyguladığı çifte standartı anlatan kadın: • Geçenlerde annemle bir olay yaşadık. • ⁠Ben ergenlik dönemimdeyken ailem bana birçok konuda çok katı davranıyordu. O dönem en büyük ilgi alanım kitap okumaktı. • ⁠Özellikle felsefi şeyler okumaya bayılıyordum. O dönem ailem bana çok karşı çıkıyordu. Felsefi fikirlerle ilgilenmem onları rahatsız ediyordu çünkü dindarlardı; İslam dışında herhangi bir şeyle ilgilenmeyi bir nevi şirk koşmak olarak görüyorlardı. • ⁠Neyse, ben böyle sürekli felsefi kitaplar alıyordum, okuyordum. Sonra bir gün dini düşüncelerimin değiştiğini öğrendiklerinde bana çok katı davranıp bütün kitaplarımı çöpe attılar. • ⁠Bu kitapların benim beynimi yıkadığını düşünüyorlardı. O gün gerçekten çok kırılmıştım ve o günden sonra bir daha kitap alıp okumak istemedim. • ⁠Çünkü şevkim kırıldı. Büyük bir kitaplığım vardı ve bütün kitaplarım çöp oldu. • ⁠O günden sonra genel olarak kitaplara karşı ilgim çok düştü. Hevesim kırıldığı için uzun bir süre kitap görmekten bile rahatsız oluyordum. • ⁠Sonra bir gün evdeki kullanmadığımız eşyaları toparlarken annemin cilt cilt kalın dini kitaplarını, ansiklopedilerini gördüm. • Ben de onları alıp bir kutuya koydum. Annem ise onları çöpe atacağımı zannetti ve bana, "Sen benim kitaplarımı alıp nasıl atmayı düşünürsün? Sen bana sormadan bunu nasıl yaparsın?" dedi. • ⁠Şok oldum. Çünkü bir zamanlar ben daha küçük bir çocukken, onlar bana hiçbir şekilde "Bunlar senin için değerli mi? Bu kitapları okuyor musun?" diye sormadan benim kitaplarımı alıp çöpe atmışlardı. • ⁠Ama bugün bana, "Bunu nasıl yaparsın? Saygı duymak zorundasın, benim kitaplarımı bana sormadan çöpe atamazsın." diyorlar. • ⁠Kaldı ki ben onları atmıyordum zaten. • ⁠Konu kendileri olduğunda saygı bekleyen insanların davranışları, konu ben olduğumda 180 derece değişiyor. • ⁠Konu ben olduğumda onların çocuğuyum; bastırılabilirim, onların istediği insan olmak zorundayım ve benim isteklerime saygı duyulmaz. • ⁠Gerçekten çok ilginç. Kaldı ki ben eğer bu davranışı yapıyor olsaydım, yani annemin kitaplarını gerçekten alıp çöpe atıyor olsaydım bu bile onların yüzünden olacaktı; çünkü ben bu davranışı onlardan gördüm ve öyle edindim.

🎙️ Muhbir

73,959 görüntüleme • 2 ay önce

“60 YAŞLARINDA BİR ADAM, KIZ ÇOCUĞUNU SEVMEYE ÇALIŞIYOR. KIZA BAKIP GÜLÜYOR. SONRA KIZ AĞLAMAYA BAŞLADI.” Market sırasında beklerken iki kız çocuğunun yaşlı bir adam tarafından rahatsız edildiğine tanık olan kadın: “Az önce markete gittim. Orada biraz gerildim. Gerildiğim konuyu anlatacağım size. Şimdi marketten alışveriş yaptım, kasaya geçtim. Kasada sıra vardı. Sıranın önünde yaşlı bir adam, arkasında iki tane çocuk ve bir tane kadın vardı. Bunlar benim önümdeler tabii. Sonra adam sürekli — 60 küsur yaşlarında falan bir adam — sürekli kız çocuğunu sevmeye çalışıyor. Ve çocuk kendini sevdirmek istemiyor. Ben önce dedesi mi diye düşündüm. Ondan sonra dedesi olmadığını anladım. Oradaki herhangi bir müşteri. Ondan sonra kız kendini çekiyor. Hatta böyle bir mızıldanmaya başladı, ağlamaya başladı falan. Adam hâlâ böyle bir sevmeye çalışıyor falan. İşte ‘Senin elindekileri ben sana alacağım’ falan demeye başladı. Ben de önündeki kadına bakıyorum yani, diyorum ki neden tepki vermiyorsun hani diye. Annesi zannederek tabii. Sıra onlara geldi. Diğer ablasının elindeki eşyaları aldı, aynısı olduğu için. ‘Ben ödeyeceğim bunu’ dedi. Neyse ödedi, geri verdi çocuğa. Ondan sonra ‘Seninkileri ödemeyeceğim, sadece küçük kızınkini ödeyeceğim’ dedi. Geçti. Sonra kadın geldi, dedim ki: ‘Çocuklar siz geçin, annenizin yanına.’ Dedi ki: ‘O bizim annemiz değil.’ Ya dedim böyle böyle, ben sizin çocuklarınızı zannettim. Hatta dedim içlerimde size kızdım, diye bir tepki vermiyorsunuz diye. ‘Hakkınızı helal edin’ dedim. ‘Ha yok hayır, helal olsun, benim değil’ dedi. Ondan sonra çocuklara dedim ki: ‘Çocuklar anneniz nerede?’ Dedi ki: ‘Biz burada esnafız, babam pazarcı. Biz buraya kardeşimle beraber abur cubur almaya geldik.’ Paraları da var, sıkıntı yok. Sonra dedim ki: ‘Bakın, yabancı birinden bir şey almayın. Hoşunuza gitmeyen bir şey varsa bunu açık açık belirtin.’ Ben sıradayken o yaşlı adam tekrardan geldi. Ve eğilip eğilip dönüp dönüp kıza bakıyor. Gülüyor. Ve benim hoşuma gitmedi. Yani böyle bir ne bileyim, tiksindim yani. Hoşlanmadım bu durumdan. Sonra onlar pazara girene kadar onları takip ettim. Yani diyeceğim o ki rica ediyorum, kimsenin çocuğunu ısrarlı ısrarlı sevmeyin. Çocuk istemiyorsa, korkuyorsa, ya ne bileyim hoşuna gitmiyorsa sevmeyin. Zaten o oraya parasını almış gelmiş yani. Senin ona almana ihtiyaç yok yani. Onların ihtiyacı yok buna. Yani ben gerçekten hiç hoşlanmadım bu durumdan. Bilmiyorum siz nasıl hissederdiniz ama ben gerçekten iğrendim yani. Çünkü benim çocuğumu bile babası bir yere kadar sevebiliyorsa başka hiç kimse ileri derece sevemez.”

Dürbün

81,656 görüntüleme • 10 gün önce

Kadınların evlenmeyi istemesini eleştiren şahıs: • Ben kadınların evliliğe nasıl bu kadar hevesli olabildiklerini anlamıyorum. • ⁠Evet, eskisine göre şu an kadınlar evliliğe karşı çok daha mesafeli bir duruş sergiliyorlar ama soyadını değiştireceği saati iple çekenler var. • ⁠Yani bence bir kadın olarak bir erkeğin seninle evlenebilmek için sana yalvarması lazım. • ⁠Özellikle sen kendi ayakların üzerinde durabilen bir kadınsan evlendikten sonra erkeklerin büyük bir çoğunluğunun değiştiğini zaten bilirsin. • ⁠Etrafındaki boşanmalardan, kadınların yakındığı şeylerden bunu gözlemleme fırsatın olmuştur. • Ama görüyoruz ki evleniyorlar. Ondan sonra eşek kadar olmuş adamlar bulaşık makinesini nasıl yerleştireceğini bilmiyor, çamaşır makinesini nasıl açacağını bilmiyor. • ⁠Ve işin kötüsü bu; okumuş etmiş, kendi ayaklarının üstünde durabilen, bu dağınık herife hiçbir şekilde ihtiyaç duymayan kadın bunu romantize ediyor. • ⁠Sen dert mi arıyorsun dertsiz başına? Hani senin işin gücün yok, sen eşek kadar olmuş adama bu saatten sonra ev işlerini mi öğreteceksin? Ve bir de gidiyorsunuz bu heriflerden çocuk yapıyorsunuz. • ⁠Çocuk olunca bir sürü kariyer fırsatını kaçıracak olan sensin; fiziği bozulacak olan sensin, psikolojisi bozulacak olan sensin, uykusu kaçacak olan sensin! Ve sen bu çocuğa soyadını bile veremiyorsun. • ⁠Yani devlet sana kendi kütüğünde, kendi kimliğinde kalabilme imkanı bile vermiyor, seni bir erkekle eş değer görmüyor. • ⁠Sen bu eşitsizliğe rağmen gidiyorsun, böyle kişilerden bir de üstüne çocuk yapıyorsun. • ⁠Hayatını onun vicdanına bırakıyorsun ve bir yuva kurduğunu mu zannediyorsun? • ⁠Ne oldu? Hani toplumun "kutsal annelik" mertebesine eriştiğini falan mı düşünüyorsun? • ⁠Ne olacağını düşünüyorsun? Daha ev işlerinin sorumluluğunu alamayan bir erkekten çocuk yapıp toplumun "kutsal anne" mertebesine ulaşıp artık toplum tarafından saygı göreceğini falan mı? • ⁠E iyi de, yine bütün küfürleri sen yiyorsun.

🎙️ Muhbir

43,605 görüntüleme • 1 ay önce

Sosyal medyadan kendisine mesaj atan genç bir kızı, ailesine nasıl ifşaladığını anlatan şahıs: • Bir gün bir kız o ünlü mesajı yazdı “Canım bir bakar mısın?" • ⁠Ben de "Efendim" yazdım. "Şu çocuğu nereden tanıyorsun?" dedi, ben de "Tanımıyorum” dedim. • Bunun üzerine kız "Neden takipleşiyorsun o zaman?" yazınca "Pardon canım, sana mı soracaktım?" yazdım. • ⁠Çocuğun hesabında sevgilisi olduğuna dair hiçbir bilgi de yok bu arada. • ⁠Bir bit yeniği olduğunu anladım ve "Ben sadece beğendiğim kişilerle takipleşirim" dedim. • Kız "Sen ne diyorsun? O benim sevgilim!" dedi. "E bu benim problemim mi? Sevgilin bana istek atmış, beni takip etmiş. Ben buna geri döndüğüm için sorun bende mi yani? Bana ne, beni niye karıştırıyorsun?" deyince kız “Benim sevgilimi takipten çıkacaksın!" diyerek bana küfürler etmeye başladı. • Ben de gayet sakince profilinden takipçilerine baktım. Bütün sülalesinin soyadını buldum. • ⁠Sonra kıza "Ben sizin sevgili olduğunuza inanmıyorum, kanıtla” dedim. • ⁠Tabii ki hemen ağıma düştü; bana çocukla olan fotoğraflarını, ekran görüntülerini atmaya başladı. • ⁠Bazıları samimi, bazıları değildi. Hepsini tek tek ekran kaydı aldım. • Sonra kıza "Sen benimle bu şekilde mi konuşuyorsun?" dedim. • ⁠Yine küfürler edince "O zaman ailen de öğrensin, bir sıkıntı yok. Demek ki sen birine güveniyorsun" dedim. • ⁠Bütün o sövdüğü ses kayıtlarını, ekran görüntülerini tak tak aynı soyadlı bütün ailesine attım! Sonra da engelledim. • ⁠Ardından ailesinden birkaç kişi döndü. "Bu ne? Sen nereden biliyorsun?" falan dediler. • ⁠Ben de "Bana böyle böyle yazdı" diyerek olayı anlattım. Sen beni orada rezil edeceksin, kendince bana bağırıp çağıracaksın, ben de "Ay canım tamam" mı diyeceğim?Anlatırken bile tekrar keyiflendim! • Bir gün sonra falan çocuğun kendisi yazdı. "Ben şunun eski sevgilisiyim. Bana uzun süredir takıntılıydı, takip ettiğim herkese yazıyordu. Teşekkür ederim, kusura bakma" tarzı bir şey söyledi. Onu da direkt engelledim. • ⁠Sonra kızın bir arkadaşı yazdı, tehditvari mesajlar attı. Ona da "Beni bu şekilde taciz edersen aynısının daha beterini yaşatırım sana, senden şikayetçi olurum. Hakaret ediyorsun farkındaysan" dedim. • ⁠O da beni engelledi. Kime niyet, kime kısmet... Yani bana gelip nazikçe "Ya ben onu seviyorum, takipleşmeseniz olur mu?" dese, "Başım gözüm üstüne" der çıkarım. • Ama sen bana "Neden takipleşiyorsun, seni mahvederim!" dersen cevabını alırsın.

🎙️ Muhbir

1,672,759 görüntüleme • 1 ay önce

Dila Uzun, Hadise'ye Şarkı Vermenin Hikayesini Anlattı: "Beş Sene Şarkısını Arabada Dinlemiş!" 🔹 Hadise'ye nasıl beş sene şarkımı verdim? 🔹 Aslında şöyle başladı olay. 🔹 Esat birden benim çok değerli aranjör arkadaşım. 🔹 Ben şarkı yaptıkça ona demoluk atıyorum. 🔹 Ve hani beğenirse belki bir de gider ya da bana yaparız düşüncesiyle. 🔹 Ona da beş seneyi attım ve Esat üç ay boyunca arabada şarkıyı dinlemiş, sonra Hadise'ye dinletmiş. 🔹 Ve onay almış ve sonra bana o haber geldi. 🔹 Dila, Hadise bu şarkıyı okuyor diye ve ben o kadar heyecanlıyım ki. 🔹 Sürekli de darlıyorum, hadi okudu mu, ne dedi, bir şey dedi mi, falan beni soruyor mu falan böyleyim yani. 🔹 Sonra benim için çok tuhaf hissettiren bir durumdu bu. 🔹 Bunu söylemek, anlatmak istiyorum kısaca. 🔹 Şarkının adı normalde Gülüşünle'ydi. 🔹 Ben de Esat'ı aradım bir gün dedim ki Esat hani şey düşündüm, şarkıda değiştirilebilecek tek yer beş sene, beş sene diyorum oradan. 🔹 Hani belki o uymaz Hadise'ye, orayı revize mi etsek? 🔹 İki gün sonra tık yine telefon geliyor ve Esat bana diyor ki, Dila, Hadise Hanım şarkının beş sene olmasını istedi, ne düşünürsün? 🔹 Ve ben ağlamaya başladım ve Esat'a anlattım dedim ki hani şarkının değişmesini istediğim yeri Hadise şarkı ismi yaptı. 🔹 Ve o an beni anladığın, o şarkıda anlattığım şeylerin Hadise'ye geçtiğini o kadar anladım ve hissettim ki, direkt ağlamaya başladım. 🔹 Yani kalp kalbe karşıymış diye, bu durum beni çok duygulandırdı. 🔹 Ve Hadise'yle tanıştık lansmanda, inanılmaz mütevazı, inanılmaz güzel kalpli. 🔹 Çok zaten yeteneği tartışılmaz. 🔹 Büyük bir marka Hadise ve ben onunla çalışabildiğim için, tanışabildiğim için çok gururlu hissediyorum. 🔹 Bu şekilde ilerledi. 🔹 Umarım Beş Sene'yi seversiniz. 🔹 Beş Sene'yi kime yazdığımı söylemeyeceğim. 🔹 Ama kendisi de tanınan bir insan, şu an sevgilisi var, o yüzden ismini söylemem doğru olmaz ama ona da teşekkür ederim, bana bu şarkıyı yazdırıp Hadise'yle çalışmama vesile olduğu için. 🔹 Öyle, sizi öpüyorum. 🔹 Beş Sene'yi stream edersiniz umarım.

BUZZ medya

24,498 görüntüleme • 17 gün önce

Bir kadın, dolaylı olarak babasının ölümüne sebep olan arkadaşını anlattı: • Şimdi ben bu akşam uyuyamam, o yüzden size bunu sormam lazım. • ⁠Arkadaşım az önce beni aradı ve öyle bir şey anlattı ki kanım dondu, ne diyeceğimi bilemedim. O yüzden onun da izniyle size soruyorum. • ⁠Şimdi benim arkadaşım üç kız kardeş. Anne vefat edince iki kız kardeş babayla bir daha görüşmek istemedi. • ⁠Baba da sıkıntılı ve biraz yaşlı olduğu için bütün bakımı benim arkadaşıma kaldı, çünkü zaten annesiyle babasıyla o yaşıyordu. • ⁠Hem de hemşire olduğu için babalarını buna kilitlediler. Ama görüşmek istememelerinin çok önemli bir nedeni vardı. • ⁠Küçük yaştan itibaren her türlü istismarı ve şiddeti göstermiş bir babadan bahsediyoruz. • Arkadaşım her ne kadar belli bir yaşa gelmiş olsa da adamı atamıyor. • ⁠Nasıl diyeyim? Bir insan katiline aşık olur ya öyle bir şey yaşıyor. Yani psikolojisi de iyi değil, bir yandan da tedavi görüyor. • ⁠Ama babasını hastaneye yatırmak istediği zaman diğer iki kız kardeşin imzası gerekiyor ve kesinlikle ilgilenmiyorlar, imzaya da gelmiyorlar. • ⁠Bu da çaresiz kalıyor, mecburen bu adamla yaşamaya devam ediyor. • ⁠Hastanede çalıştığı için çok sık korona oldu. Bir gün yine korona olmuş, eve gelmiş. İşte koronadan dolayı tecrit yapıyorlar, hastanede çalışamazsın yani. • Eve geliyor ve babası evi yağ içine sokmuş. Yani bir şey kızartmaya çalışmış; bütün yağ yere dökülmüş, işte kolunu yakmış falan filan. • ⁠"Ne yaptın sen?" falan diyor babasına. Bunlar birbirlerine giriyorlar. Adam bir tane satır alıyor, bunu kovalıyor evin içinde. • Bizim kız da "Ben artık sana dayanamıyorum" deyip suratına tükürüyor. • ⁠Adam bir hafta sonra koronadan vefat etti. Korona oldu, yoğun bakıma aldılar, işte KOAH'ı nüksetti, adam nefes alamadı ve bir hafta içerisinde öldü. • ⁠Arkadaşım bana bunu anlattı ve dedi ki: "Selin, sence ben katil miyim?"

🎙️ Muhbir

216,930 görüntüleme • 5 gün önce

İlişkiye girdikten sonra, duş almadan Müslüman ev arkadaşının odasına giden kadının yaşadıkları globalde viral oldu; 🔹 Üniversitede çift kişilik bir dairede kalıyorum; yani bir odada ben ve oda arkadaşım, diğer odada ise ikizi olan süit arkadaşım var. 🔹 Hepimiz aynı banyoyu kullanıyoruz. 🔹 Çok kişisel bir bilgi olacak ama kısa süre önce, bizim odadan yaklaşık 15 dakikalık yürüme mesafesinde olan erkek arkadaşımın yurdunda ilk kez cinsel ilişkiye girdim. 🔹 Temizlendim ve eve yürüdüm. 🔹 Eve dönerken oda arkadaşım mesaj attı, o ve kız kardeşinin Star Wars izlediğini söyledi ve bana katılmak isteyip istemediğimi sordu. 🔹 Ben de öyle yaptım; eve geldim ve filmi izlerken onlara katıldım. 🔹 Hepimiz battaniyeleriyle yerde oturuyorduk. 🔹 İkisiyle de yakınım ama ilk kez ilişkiye girdiğimi onlara söylemedim çünkü orada başka biri daha vardı ve garip bir durum olacaktı. 🔹 Konuyu sadece iki gün sonra, ortak bir arkadaşımız bir seks şakası yaptığında açtım ve işte o zaman onlara bekaretimi kaybettiğimi söyledim. 🔹 Konuyu açmak için kolay bir yol gibi gelmişti. 🔹 Birisi bunu gayet normal karşıladı ama diğeri bunun dinlerine aykırı olduğunu ve bunu yapmamam gerektiğini söyledi. 🔹 Film izlerken kullandığım battaniyeyi yıkamaları gerektiğini söylediler ve benden çamaşır parası istediler. 🔹 Ben de onlara 10 dolar verdim, özür diledim ama hiçbir şey söylemediler. 🔹 Sadece 10 doları aldılar ama bana karşı öfkeli olduklarını görebiliyordunuz. 🔹 Bu hafta boyunca onlardan defalarca özür dilemeye çalıştım, hatta brownie aldım ve üzerine tekrar özür dilediğim küçük bir not bıraktım. 🔹 Ama artık benimle konuşmuyorlar. 🔹 Birlikte yaşadığımız için bu oldukça garip bir durum. 🔹 Ama dün gece, nihayet içlerinden biri bana bir cevap vermeleri gerektiğini düşündü. 🔹 Temelde, bunu olduğunda söylemediğim için ikisinin de kırıldığını ve ikisinin de alana (mesafeye) ihtiyaçları olduğunu söyledi. 🔹 Yani, elbette buna saygı duyacağım ama sorun şu ki, durumun ciddiyetini pek anlayamıyorum. 🔹 Sizce ben mi hatalıyım, yoksa olayı tamamen abartıyorlar mı?
1:39

Sensitive content

İlişkiye girdikten sonra, duş almadan Müslüman ev arkadaşının odasına giden kadının yaşadıkları globalde viral oldu; 🔹 Üniversitede çift kişilik bir dairede kalıyorum; yani bir odada ben ve oda arkadaşım, diğer odada ise ikizi olan süit arkadaşım var. 🔹 Hepimiz aynı banyoyu kullanıyoruz. 🔹 Çok kişisel bir bilgi olacak ama kısa süre önce, bizim odadan yaklaşık 15 dakikalık yürüme mesafesinde olan erkek arkadaşımın yurdunda ilk kez cinsel ilişkiye girdim. 🔹 Temizlendim ve eve yürüdüm. 🔹 Eve dönerken oda arkadaşım mesaj attı, o ve kız kardeşinin Star Wars izlediğini söyledi ve bana katılmak isteyip istemediğimi sordu. 🔹 Ben de öyle yaptım; eve geldim ve filmi izlerken onlara katıldım. 🔹 Hepimiz battaniyeleriyle yerde oturuyorduk. 🔹 İkisiyle de yakınım ama ilk kez ilişkiye girdiğimi onlara söylemedim çünkü orada başka biri daha vardı ve garip bir durum olacaktı. 🔹 Konuyu sadece iki gün sonra, ortak bir arkadaşımız bir seks şakası yaptığında açtım ve işte o zaman onlara bekaretimi kaybettiğimi söyledim. 🔹 Konuyu açmak için kolay bir yol gibi gelmişti. 🔹 Birisi bunu gayet normal karşıladı ama diğeri bunun dinlerine aykırı olduğunu ve bunu yapmamam gerektiğini söyledi. 🔹 Film izlerken kullandığım battaniyeyi yıkamaları gerektiğini söylediler ve benden çamaşır parası istediler. 🔹 Ben de onlara 10 dolar verdim, özür diledim ama hiçbir şey söylemediler. 🔹 Sadece 10 doları aldılar ama bana karşı öfkeli olduklarını görebiliyordunuz. 🔹 Bu hafta boyunca onlardan defalarca özür dilemeye çalıştım, hatta brownie aldım ve üzerine tekrar özür dilediğim küçük bir not bıraktım. 🔹 Ama artık benimle konuşmuyorlar. 🔹 Birlikte yaşadığımız için bu oldukça garip bir durum. 🔹 Ama dün gece, nihayet içlerinden biri bana bir cevap vermeleri gerektiğini düşündü. 🔹 Temelde, bunu olduğunda söylemediğim için ikisinin de kırıldığını ve ikisinin de alana (mesafeye) ihtiyaçları olduğunu söyledi. 🔹 Yani, elbette buna saygı duyacağım ama sorun şu ki, durumun ciddiyetini pek anlayamıyorum. 🔹 Sizce ben mi hatalıyım, yoksa olayı tamamen abartıyorlar mı?

Netlog Medya

1,162,665 görüntüleme • 2 ay önce

Kasa sırasında, iyi niyetli müşterileri kandırmaya çalışan kişilere karşı uyarıda bulunan kasiyer: • Market sırasında beklerken "Param yetmedi, param yok, bana bunu alır mısınız?" diyen insanların ürünlerini almayın. • Dün bir olay yaşadım. • ⁠Bir hanımefendi kasada 2 bin 600 liralık alışveriş yaptı. "Multinet kartımda bin 200 lira var" dedi. • ⁠Arkasında, araya giren başka bir müşterimiz vardı. Onun arkasında da kadının arkadaşı duruyordu ve onun da yüklü bir alışverişi vardı. • ⁠Kadın, "Benim bu kadar param yok, sadece bin 200 liram var" deyince arkadaki iyi niyetli müşteri hayır yaptığını düşünerek 2 bin 600 liralık hesabın hepsini ödedi. • Ödeyen müşteri gittikten sonra kadınla arkadaşı birbirlerine bakıp güldüler. • ⁠Arkadaki arkadaşı "Aa, nasıl yaptın bunu?" falan dedi. Sonra arkadaşı kendisi için 10 liralık bir ürün alacaktı; o sırada ekranımızda göründü, Multinet kartında gayet bakiye vardı. • ⁠Geçenlerde yaşadığımız başka bir olay da şöyle: İki tane genç çocuk müşterimizden para istedi. • ⁠Müşteri de yine iyi niyetle, "Ne ihtiyacınız varsa ben alayım" dedi. • ⁠Müşteri çıktıktan sonra ben çocuklara "Ne yapıyorsunuz? Müşterileri rahatsız etmeyin" diye müdahale etmek istedim. • ⁠Çocuklar küpeli, gayet temiz giyimli, parfüm kokan çocuklardı. • ⁠Kadın müşteri de bana "Ben alıyorum, siz karışmayın" dedi. Biz de "Tamam" dedik. • ⁠Müşteri gittikten 5 dakika sonra o çocuklar gelip "Bunları iade eder misiniz? Biz para istemiştik, bize para vermedi, ürün aldı. Ben yumurtayı, peyniri ne yapayım?" dediler. • ⁠Yani gerçekten insanlar artık düşündüğümüz kadar iyi değiller, düşündüğümüz kadar ihtiyaç sahibi de değiller. • ⁠Kendi bildiğiniz, gerçekten ihtiyacı olan insanlara tabii ki yardım edebilirsiniz ama markette "Param bitti, bana bunu alır mısınız?" diyenlere gerçekten kanmayın. • ⁠Biz sizi uyarınca da bize kızmayın çünkü biz gün içinde o insanlarla sürekli karşılaşıyor ve bu durumları önceden tecrübe etmiş oluyoruz.

🎙️ Muhbir

495,604 görüntüleme • 1 ay önce

🇮🇱🇫🇷Eski İsrail Büyükelçisi Avi Pazner, Jacques Chirac'ın Netanyahu'nun yüzüne; "Ağzınızdan çıkan tek bir kelimeye bile inanmıyorum. Tüm politikanız Filistinlileri kışkırtmaktan ibaret" dediğini anlatıyor. "Netanyahu dışarı çıktığında derin bir iç çekti: "Ah, neyse ki bitti" "Daha önce hiç böyle bir şeye şahit olmamıştım" "Chirac öfkeden kıpkırmızı kesildi, Netanyahu ise bembeyaz oldu." "Netanyahu sessiz kaldı, dişlerini sıktı ve ardından politikasını açıklamaya devam etti" ➕Madem Jacques Chirac ve İsrail'den bahsediyorsunuz... ➕Yitzhak Rabin suikastından kısa bir süre sonra, bildiğimiz gibi, Benjamin Netanyahu Başbakan olarak seçildi. ➕Ve işte o dönemde ilişkiler açıkça kötüleşti. ➕ Chirac arasında değil, Chirac ile Netanyahu arasındaki ilişkiler felaket düzeyindeydi. ➕Chirac ile Netanyahu arasındaki bir görüşme sırasında, Jacques Chirac'ın ona ne söylediğini kitabınızda anlatıyorsunuz, hatta bu alıntıyı şimdi ekranda da göreceğiz. ➕Jacques Chirac ona şöyle diyor: "Ağzınızdan çıkan tek bir kelimeye bile inanmıyorum. Tüm politikanız Filistinlileri kışkırtmaktan ibaret." ➕Bunu kitabınızda anlatıyorsunuz ve siz de bu sahneye bizzat tanıklık ettiniz, değil mi? ➖Evet, ben de bu konuşmadayken oradaydım. Sanırım 1996 yılındaydı. ➕Bunu Netanyahu'ya söyledi, değil mi? ➖Evet, Netanyahu'ya söyledi, bana değil. Benimle arası iyiydi, nazikti. ➖Netanyahu'yu sevmiyordu. Onun politikasını kesinlikle sevmiyordu ve belki de kişisel olarak da Netanyahu'dan hoşlanmıyordu, bunu tam bilemiyorum. ➖Ama size şunu söyleyebilirim Julien... ➖İnanın bana, devlet başkanları arasında yüzlerce görüşmeye katıldım. ➖Ancak bir Fransa Cumhurbaşkanı'nın, İsrail Başbakanı'na "Söylediklerinizin tek bir kelimesine bile inanmıyorum, yaptığınız her şey Filistinlilere karşı birer kışkırtmadır" dediği böyle bir konuşmaya asla ama asla şahit olmadım. ➖Netanyahu ise tepkisiz kaldı, adeta bembeyaz oldu. ➕Ama gitmedi, orada kaldı, değil mi? ➖Chirac öfkeden kıpkırmızı kesilmişti, Netanyahu ise bembeyazdı. ➖Orada öylece kaldı, dişlerini sıktı. Birkaç saniyelik tam bir sessizlik oldu. ➖Ardından Netanyahu kendi politikasını açıklamaya devam etti. Chirac bu şekilde duruyordu, Netanyahu ise durumun vehametini anlatıyordu. ➖O sırada odada uçan bir sineği, bir sivrisineği bile rahatça duyabilirdiniz. ➖Tam bir sessizlik hakimdi. Sonra oradan ayrıldık. ➖Dışarı çıktığımızda Netanyahu derin bir "Ah!" çekti, "Neyse ki bitti" der gibi büyük bir rahatlama nefesi aldı. ➖Hayatım boyunca böyle bir sahne görmedim, asla görmedim.

Kuşçu

11,392 görüntüleme • 3 ay önce

Meramımı anlatmak için kesiti daha da kısalttım. 👇 Bahsettiğiniz programı size de haksızlık etmemek adına aradım. Yayında değil… Tabii ki de eleştirilerinizi de duymak istedim ama bulabildiğim tek kaynak; Çağlar Cilara’nın alelacele (ne amaçla olduğunu bilmiyorum, niyet okumayayım) X’e koyduğu kesit ve TYT Türk kanalı’nın yayının tamamını youtube’dan yayınlamayıp (yine hangi saiklerle olduğunu bilmiyorum) yayınlamış olduğu kısa kesitler (shortlar). Bu konuyu onlarla halledebilirsiniz. Siz linki bulursanız da dinlerim. Yeni bir kanaat yazarım. Ama sanırsam kısa kesit alma işi de tam olarak bu tarz bir iletişim metodu. Yani başı ve sonu belli, şüphe götürmez, kati beyanlarınız için de çok da makul bir yöntem. Ben mesela kesin kanaat getirdiğiniz için şu kısmı daha da kesme ihtiyacı duydum! Elimdeki verilerle ilgili sadece bu kısmı yorumlayacağım.👇 🗣️Kılıçdaroğlu, kongrelerle ilgili şeylerde haklı görünüyor… 🗣️Ç.C: Haklı mı? 🗣️Haklı (Kesin kanaat - kısa kesit yeterli) Sorguladığım kısım: 🗣️Bir Genel Başkanın, bir kongre kaybetmesi diye bir vaka Türkiye’de bu orada yaşandı. Genelde genel başkanlar partilerine, delegelerine hakimlerdir. ❓Sorularım: Gerçekten öyle midir? Hiç olmadı diye olmayacak mıdır? Doğru, bu bir ilktir ve Türkiye’de demokrasinin pekişmesi adına talebi olan her bir bireyin gurur duyması da gereken bir şey değil midir? Bunun için itiraz süreçleri yok mudur? ve daha önce böyle bir şey olmadı, şimdi niye oldu demek ve bunu bu denli haksızca dillendirmek “hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şey oldu” demek değil midir ve evet doğru bir tarafı var… Onu da siz belirtiyorsunuz zaten. 🗣️Demek ki delegeler başka türlü bir motivasyonla ikna edildi. ❓Sorum şu: Elimde kısa kesitten başka bir şey olmadığı için, eğer buradan sonra - delegeler; seçim kaybetmenin, toplumsal tepkinin onlara yansıması, yaşadıkları ortamın, sokağın sesini dinleyerek ya da değişim tarzı bir motivasyon ile hareket etti dediyseniz, o zaman haklısınız diyeceğim de - siz cümlenin başında Kemal Kılıçdaroğlu “Haklı” dediniz. Burada da Kemal Kılıçdaroğlu’nun para ilişkileri olduğu iddiasını hepimiz bildiğimiz için - sizi pek de haklı göremiyorum. Hatta ötesi 30 sn’lik bir kesite satırlar dolusu kibar bir yorum yapma çabasında buluyorum kendimi ! Yani özetle o kurultayda kesin bir şeyler oldu. Demokratik bir şeyler kanaatimce. Yani özetle kanaatim şu; Türkiye’de hiçbir parti genel başkanını kurultayla değiştirmedi ve değiştiremez ise biz niye kurultay yapıyoruz ki - size göre değiştiremeyeceksek. Bu oldu, gayet de doğru oldu, biz partinin içinde bunu görenleriz. Nesil değişti, yapacak bir şey yok! Bu değişimin arkasında da bir art niyet aranıyor ama işte inandırmak zor, çünkü herkes değişime dahil oldu. Yıldıray Oğur Çağlar Cilara TYT Türk #kemalkılıçdaroğlu #chpözgürözel #özgürözel

Yigit Tas

11,372 görüntüleme • 2 ay önce

Pavyonda çalışan bir kadın, sektörde çalışmaya nasıl başladığını anlatarak genç kızları uyardı: • Birazcık kendimden, birazcık ailemden bahsetmek istiyorum bu videoda. • 26 yaşındayım. Babam Arap, annem Rus. Ben de tam bir melezim. Milas'ta yaşıyoruz. • ⁠Lisede çok başarılı bir öğrenciydim; hatta sınıfımın birincisiydim. • ⁠Üniversiteyi dört defa kazandım ama sadece bir tanesine gidebildim. Akıllı bir kızdım her zaman. • ⁠Annemle babam küçük yaştan beridir ayrılar. Annemin ikinci evliliği. Hem annemin hem de babamın tek çocuğuyum, başka kardeşim yok. • ⁠Sülalemin de tek kız torunuyum. Babamla annem ayrıldığından beri babamın bana ilgisi olmadığı için uzun zamandır babamla görüşmüyordum; babamı unuttum, tanımıyordum artık. • Babamın bir müddet sonra beni amcamın oğluyla evlendirmeye çalışmasına kadar her şey çok normaldi, çok güzel bir hayatım vardı. • ⁠Ben de böyle bir evliliği istemediğim için biriyle kaçtım ve evlendim. Ondan bir çocuğum oldu. • ⁠3 sene kadar sürdü. Evliliğimden çok bahsetmek istemiyorum, kötü bir evlilikti çünkü. • ⁠Boşanmamın ardından bankalar bana 50 bin liralık bir kredi kartı gönderdiler. Ben bu kredi kartını hiç mantıklı bir şekilde harcamadım. • ⁠O zamanın şartıyla 50.000 TL çok güzel bir paraydı. Bu kredi kartını kapatmak için birçok işte çalıştım. • ⁠Denizde bir yerde garsonluk yapıyordum, bir yerde aşçılık yapıyordum, bir yerde de gelinlik modelliği yapıyordum. • ⁠Artık o kadar yorgun düşmüştüm ki, uykuya bile zamanım yoktu. Bu borcu ödemek için çok uğraştım ama olmadı. • ⁠Ondan sonra bir arkadaşımın gafletine düştüm, aklına uydum ve bu işe başladım. • ⁠Keşke başlamasaydım, çok pişmanım. Arkadaşlar, kimse arkadaşınız değildir; bunu unutmayın.

🎙️ Muhbir

1,238,911 görüntüleme • 1 ay önce

Amerika’yla ilgili ilk izlenimlerini anlatan hanımefendi; Amerikalılar gerçekten pis insanlar. Şimdi no offense, gerçekten pisler. Bir kere tuvalet musluğu kullanmıyorlar. Neyse, yani biraz pis bir konu üstünde durmak istemiyorum. Bir de bunun yanında, tuvalet kağıdı, ıslak mendil, yüzey temizleme mendilini bile klozete atıp sifonu çekiyorlar. Çöp kovası kullanmıyorlar tuvalette. Ben bunu oda arkadaşımdan öğrenmiştim geldiğimde. Şimdi ben Türkiye’de ne yapıyorsam aynısını yapmaya devam ettim. Sonra kız bana geldi ikinci gün şey dedi: 'Neden bunu buraya koyuyorsun ki, klozetin içine niye atmıyorsun?' dedi böyle, sanki ben malmışım gibi. Birincisi, ben mal değilim, sen pissin. İkincisi, statü ayırmıyorlar. Herhangi birine saygı duymak için title’a ihtiyaç duymuyorlar. Yani bir işletmenin patronuna da aynı saygıyı gösteriyorlar, atıyorum temizlik görevlisine de aynı saygıyı gösteriyorlar. Bence bu müthiş bir şey, Türkiye’de de olması gereken bir şey. Çünkü insan olarak nitelendiriyorlar karşısındaki kişiyi. Yani title’ı gerçekten umurlarında değil, müthiş bir şey. Keşke Türkiye’de de bu olsa. Ben çok fazla denk geldim Türkiye’de ki patronları, herkes biliyor zaten Türkiye’deki patron onları. Bu benim bayağı hoşuma giden bir şey, dikkat ettiğim bir şey yani daha doğrusu. Bir diğeri, saygıyla alakalı. 10 yaşındaki küçücük kız, 50 yaşındaki kocaman adama ismiyle hitap ediyor. Şimdi tabii ki de burada abi, abla gibi hitaplar olmadığı için tabii kültürler farklı. Ben buna biraz zorlanmıştım yani, hani abla, abi diyesim geliyor içimden. O Türk tabii ki de atamıyorum ama daha sonra şunun farkına vardım; birinin saygıyı hak etmesi için yaşının bir önemi yok aslında, yaptıklarının bir önemi var. Böyle olunca da buna da bir noktada alıştım. Dördüncüsü, keyif pzvleri. Amerikalılar inanılmaz çilli insanlar. Eğlenmeyi biliyorlar. Adamlar o kadar keyiflerine düşkün ki, ya bu refah seviyesiyle çok doğru orantılı. Bunun da bilincindeyim. Keşke Türkiye’de de böyle olsa. Maalesef değil, bayağı kıskandığım bir şey. Adamlar eğlenmeyi biliyor, çilliyorlar, memnunlar, hayatlarından memnunlar yani, keyif almaya bakıyorlar. Her şeyden keyif alıyorlar. Hiçbir şeyi zorla, yapmak zorunda oldukları için yapmıyorlar. Çalıştıkları işi bile tabii ki de para kazanmak hepimiz zorundayız, onlar da zorunlu ama onlar işlerini gerçekten çok severek yapıyorlar. Hiç bir tane bile somurtan Amerikalı görmedim. Herkes herkese merhaba, selam diyor. Bak tanımıyorlar birbirlerini, yoldan geçiyorlar bildiğiniz ve bu arada verdiğiniz cevap önemli değil, umurlarında değil. Sadece istedikleri laf atmak. İnanılmaz pozitifler, eğlenmeyi çok iyi biliyorlar. Kaç kere bunu diyeceğim ama artık eğlenmeyi biliyorlar, bu da kıskandığım bir şey. Ve son dikkat ettiğim şey de şu ki, inanılmaz sığ görüşlü insanlar var. Yani Türkiye’de de böyle insanlar olduğu için alış yani kolay alıştım. Biliyorum insanlara bu konuda nasıl davranmam gerektiğini zaten. Ya böyle futbol takımı gibi şeylerden bahsetmiyorum, özellikle din ve siyaset konularında inanılmaz sığ görüşlüler. Hani onlardan bir tık daha farklı düşünün, sizi tamamen hayatlarından falan silecek seviyeye geliyorlar. Fikirlerini değiştirmeleri çok zor, yani Türkiye’de de aynı zaten yani Ak Partililer falan aynı da, neyse işte anladınız. Yani sadece Ak Parti özelinde demiyorum, bütün siyasi partiler için bunu diyorum şimdi. Açıklamamı da bir düzgün bir şekilde yapayım, bunu dipnot gibi geçeyim. Böyle, şu anda bunları fark ettim. Daha fark ettiğim, benim garibime giden başka bir şey varsa, aa, porsiyonlar çok büyük! Ha, bunu söylemiştim zaten. Porsiyonlar inanılmaz büyük. Amerikalılar bu yüzden obez bence. O kadar büyük ki bir şeyin en küçüğünü alıyorum bitiremiyorum. Bir videoda göstereceğim galiba. Kendime küçük boy, küçük boy cornflakes aldım ve gerçekten benim gövdem kadar. Ki ben öyle minyon çıtı pıtı minik bir kız değilim yani ben 1.65’im, benim gövdem kadar. Porsiyonlar çok büyük. Neyse, bu kadardı."

Netlog Medya

78,900 görüntüleme • 2 ay önce

Oğuzkhand, Jahrein'in attığı özür videosuna karşı bir açıklama videosu paylaştı: "Bayağı manipüle edildim. Hiç muhatap bile olmayıp hukuka başvursaydım. Keşke bunu yapsaydım, çok pişmanım." "Size olayın nasıl başladığını, neler olduğunu anlatacağım. Kendisi sürekli bana 'domuz, domuzkhand' falan diyordu, ben de çok iplemiyordum. Bir gün 113'ün Discord'unda beraberken Jahrein de geldi. Kendisi yine orada çıtır sataşarak devam ettirdi. Ondan sonraki gün ben bunu chatimden banladım. Neden banlandığını hesap sormaya geldi ve Discord'a çağırdı. Ben de dedim, 'Yayıncılık hayatımda seninle çok muhatap olmak istemiyorum.' Deyince sebeplerini merak etti. Ben de özelden yazdım sebeplerini, bunları yayında söyleme dedim ona. O da, 'Ben bunu okuyacağım.' dedi. Ben dedim ki, 'Okuma, çünkü bu muhabbetlerin olacağını biliyorum.' Yok, dedi, 'Ben okuyacağım. Ben hiçbir şeyden çekinmem.' Raconu koydu reis, sonra okudu. Ertesi gün bu yayınında LoL oynuyor. Gece dedi ki, 'Betçi adam bize ahlak satıyor.' falan yapıp güldüler. Yine bir şey demedim. Ertesi gün Zeitnot chatinde Holy nickli birisi buna ragebait atıyor, bu da 'Anasını s*ktirtmesin.' yazıyor. Bunu ben görünce yayınımda diyorum ki, 'Adam benim anama sövdü, siz de adama sövebilirsiniz. Abartmayacak şekilde. İnsanlık suçu işlerseniz banlarım.' diyorum. Sonra bu, o Holy'nin yayınına gidip bildiğiniz olaylar oluyor, tehdit falan. En sonunda şöyle ayrıldık. Ben dedim ki, 'Ben sana çok kırgınım, bundan sonra seninle muhatap olmak istemiyorum.' dedim. En son dedim ki, o zamanlar masum aklımla tabii, kendisinin normal bir insan olduğunu düşünerek, içeri girmeni istemiyorum çünkü eşi var, o su var dedim. Ve biraz manipüle edildim, biraz değil, bayağı edildim aslında. Normal bir insanın yapması gereken, hiç muhatap bile olmayıp hukuka başvurmaktı. Keşke bunu yapsaydım, çok pişmanım. Çünkü inanılmaz manipülatif bir insan. Her şeyi sildirdi, telifledi, olay yokmuş gibi davrandı. Ben dedim ki, 'Karşı taraf kötü niyetli.' deyip olayı kapattım. Normal yayınlarıma devam ederken o TikTok videosu çıktı. Orada güldüğüm şey, oradaki mesaj çirkin, kabul ediyorum. Ama güldüğüm şey tamamen karşı tarafın yayınları bırakması, hani 'Lord devrildi.' falan çocuk muhabbetleri ve yorumlara gülüyorum. Ve buna hakkımın olduğunu düşünüyorum. Aynısını karşı taraf yapsa, eminim ki dalga geçerlerdi, bunu şaka haline getirirlerdi. Beni silerlerdi, buna eminim. Ondan sonra bunun arkadaşı (WTCN) yayında bu klibi açıp kendi arkadaşı hakkında 'Ah Ahmet'im, ah dostum.' falan yapıp bana sövüp sayması benim zoruma gitti. Bu olay bitmeyecek, zamanla bana saldıracaklar, devam edecekler, sataşacaklar diye düşünüp hakkımı hukukta arıyorum. Şu an devam ediyor."

W Medya

78,939 görüntüleme • 5 gün önce

Fuat Göktaş Burak Yılmaz'ın söylediklerine Verdiği cevap şaka gibi Gökhan Dinç: Fuat Göktaş beni aradı, öyle oldu, beni bahis yaptın dedi. Yok efendim o sendin dedi. Sonra döndü telefon açtı. Dedi ki yok efendim o sen değildin. Bilmem ne bana yoklama çekti dedi. Ben de Sayın Futbol Federasyonu Başkan Vekili Fuat Göktaş'a telefon açtım. Ve dedim ki normal şartlarda böyle cevap vermezdiniz. Evet biliyorum. Hatta bunu da konuştuk. Ben normalde futbolun önemli paydaşlarından birisiyim. yönetici pozisyonundayım. Ben bir teknik direktöre bu şekilde karşılık vermem. Vermemem lazım. Ama derim ben ısrar ettim. Dedim ki ne oldu? Telefonda neler oldu? Her ikisine de. Her iki konuşmaya da. Şimdi öncelikli olarak Burak Hoca'nın bir kere ilk telefon açması değil. Burak Hoca da bunu anlatıyor. Ve Burak Hoca şunu söylüyor. Diyor ki telefon açtım beni doğradılar. Beni doğuruyorsunuz. Sen beni doğratıyorsun hakemlerine. Demiş ya Fuat Göktaş'a. Fuat Göktaş diyor ki benim maçtan bile haberim yok. Hangi pozisyondan bahsediyor ondan da haberim yok. Bana telefon açtı beni hakemlere doğratıyorsun dedi. Ve sonrasında şöyle bir ifade kullanıyor Fuat Bey. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerinle beni doğrattın yeter artık diye üst perdeden yüksek sesli bir şekilde konuşuyor. Normal şartlar altında bir başkan vekiline. Böyle bir teknik direktörü, daha doğrusu teknik direktörle başkan vekili niye muhatap oluyor o da bilmiyorum da. Başkanı ararsın, başkan vekilini arar, başkan vekilini mevkidaşı konuşur. Öfke nöbeti geçiriyor, sonrasında ellerinden öperim diyerek telefonu kapatıyordu diyor Fuat Göktaş. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerine beni doğrattın yeter dedi, öfke nöbeti geçiriyor. Sonrasında ellerinizden öperim deyip telefonu kapatıyordu. Bir önceki hakem olayında bu yaşandı diyor. Bu son derece ilginç ellerinden öperim falan kısmı. Atıldığı maçtan sonra söyledikleri hani bir nebze hoşgörüyle karşıladım. Ama Burak Hoca öfke nöbeti geçiriyor. Bundan sonraki son söylediği ifadelere hoşgörü göstermem mümkün değil diyor Fuat Göktaş. Nasıl bir hoşgörü göstermez ne yapar ne eder bilmem Fuat Göktaş beyefendi. Ama ifadeleri bu. Bir kez daha söyleyeyim. Bir kez daha söyleyeyim. Toplu halde söyleyeyim de. Toplu halde söyleyeyim de. Burak Hoca bana telefon açıp hakemlerinle beni doğrattın, yeter artık dedi. Öfke nöbeti geçiriyor. Sonrasında da ellerinizden öperim deyip telefonu kapatıyor. Bir önceki hakeme olayında da böyle oldu. Atıldığı maçtan sonra ilk olayda bana söylediklerine hoşgörü gösterdim. Ama buna hoşgörü gösteremem. Biz eski Burak Yılmaz'ı seviyorduk. Bunlar son derece tutarsız davranışlar. Burak Hoca bir önceki maçta da öfke nöbeti geçirdiğini zaten Burak Yılmaz'da kabul ediyor zaman zaman. Kötü konuştum diyor. Kötü konuştum. Ama konuşmayacaksın Burak Hocam, kötü konuşmayacaksın haksız duruma düşüyorsun. Yani Türkiye'de böyle. Haksızsın, isyan ediyorsun, cümlelerinden bir şeyler bahsetmeye çalışıyorsun. Böyle diyorsun, herkesin bir üstü bu var abi, benim de bir üstü bu var. Benim de bir üstü bu var. Ama işte... Haksız duruma düşüyoruz bazen. Böyle bağırarak, çağırarak, yükselderek falan böyle haksız duruma düşüyoruz. Sonuç itibariyle şu. Türkiye'de bugün çekilen fotoğraf çok net. Türk futbolunun ne kadar kötü yönetildiğini gösteriyor. Bir de bakın bu tartışmaların olduğu günlerde şimdi Fenerbahçe'de durduk yere Türkiye Futbol Federasyonu'nu ziyaret ediyor.

Galatasarayultrataraftar

47,804 görüntüleme • 5 ay önce

Zara Larsson konserinde sahneye çıkan şanslı genç açıklama yaptı: “En soldan ortaya geldiler ve böyle elimi kaldırdım. Çünkü ben çıkmak istedim en başından beri. Yani neden çıkmak istemeyeyim? Elimi kaldırdım. Zara'nın yanındaki dansçısı, çok tatlı bir kadın, beni şöyle işaret etti. Şöyle yapıp "Sen" dedi. "Ben mi?" falan dedim. Yanımdakiler "Çık çık!" dedi. Şey yaptı, "Sen, sen" diye bağırmaya başladı. Sonra dansçı şey dedi, "Glitter boy" dedi. Benim de omuzlarımda, sırtımdaki arkadaşlar sim yapmışlardı buralarıma kızlar. Bayağı taşlar vardı buralarımda. Çok videoda gözükmüyor, buralarım full taş ve simdi. Kızlar sıradayken yardımcı oldular, ona teşekkür ederim tekrardan. Dedi ki... "Sen" dedi. "Hiç gitmedin." Adam beni kaldırdı. Sahneye çıkmam gerekecek. Aşırı heyecanlandım. Ben normalde çok heyecanlanan bir insan olduğumu düşünmüyorum ama sahneye çıkana kadar dedim ki: "Ben şu an ne yapacağım? Şu an herhangi bir hata yaparsam ülkeye rezil olacağım." Yani o 8 saniyelik alanda milyon tane sonucu kafama getirdim. Bütün olasılıkları düşündüm. Sonra dedim ki: "Sen," dedim, "ileride en büyük hayalin zaten sahneye çıkmak. Sanatçı olmak ve müzikle alakalı bir şey yapmak. İleride bunu devam ettireceksin. Abi çık, eğlen. Hata yapıyorsan da yap ama kendin ol." dedim. Yola giderken bunları düşündüm. Sonra zaten isterseniz göreceksiniz. Merdivene adım bastıktan sonra bir derin nefes aldım. Sonra çıkar çıkmaz herkesi selamladım. Herkes de beni selamlayınca bayağı özgüvenim yerine geldi. Sahrede hiç heyecanlanmadım. Şokun içindeyim, hiçbir şey hatırlamıyorum. Hatta Zara Larsson bana "Çok güzel kokuyorsun" demiş. Ben onu duymadım bile. Videoyu izleyince fark ettim. Kokuyla ilgili de video atacağım, hangi kokular olduğuyla alakalı da konuşacağız.” tt/itboyberkant

noop

2,608,907 görüntüleme • 1 ay önce

Hasan Şaş, Lucescu ile olan anısını anlatırken gözyaşlarını tutamadı: Gözlerimde yaş olmadan, dimdik durarak söylemek istiyorum… Mircea Lucescu 80 yaşında hayatını kaybetti. Futbola son 50 yılını vermiş, Türk futboluna damga vurmuş çok büyük bir teknik adamdı. Ben o dönem hayatımın en zor süreçlerinden birini yaşıyordum. Askerdim, 18 ay görev yaptım. Lucescu, Galatasaray’a teknik direktör olarak geldiğinde ben ancak izin alabildiğim zamanlarda antrenmanlara katılabiliyordum. Hem takımın hem de benim için sıkıntılı bir dönemdi. Açıkçası ne yapacağımı çok da bilmiyordum. Sezonun ilk haftası Denizlispor deplasmanı vardı. Kadroya bile alınmamıştım. Maç toplantısından önce, yanında Turgay Vardar ile birlikte beni odaya çağırdı. Beklemediğim bir andı… İnsan o an ilgi ve güven bekliyor. Bana aynen şunu söyledi: Senin kaliteni biliyorum. Neler yapabileceğini biliyorum. Bu takımda ne yapmak istiyorsan onu yap. Çalım mı atmak istiyorsun, at. Dribbling mi yapmak istiyorsun, yap. Ama sahada kendin ol ve bana bir sinyal ver. Bundan sonra sana görev vereceğim. O konuşma bana inanılmaz bir özgüven verdi. Çünkü askerlikten dönmüş, ritmini kaybetmiş, mental olarak zor bir süreçten geçen bir oyuncuydum. Sonrasında UEFA Champions League maçları geldi. O dönem oynadığımız AC Milan karşılaşmaları hâlâ aklımda. Kafalar sıfır, saçlar stresten gitmiş… Ama sahada bambaşka bir karakter ortaya koyduk. Lucescu’nun istatistikleri de zaten her şeyi anlatıyor: 106 maçta 64 galibiyet, 21 beraberlik, 21 mağlubiyet. Gerçekten inanılmaz bir tablo. Bir anımı daha anlatayım… İç sahada Paris Saint-Germain ile oynuyoruz. Teknik direktörleri Luis Fernández. Maçı 1-0 kazandık ama ben o maçta inanılmaz bir efor sarf ettim. O dönem koşu mesafeleri ölçülmüyordu ama ben kendimden biliyorum, sahada basmadığım yer kalmadı. Maç bitiminde tünele giderken Fernández yanıma geldi ve bana You animal dedi. Yani bu kadar nasıl koştun der gibi… Sonra bir şey daha oldu. Arkadan kolumdan tuttu ve formanı bana verebilir misin dedi. Şampiyonlar Ligi maçından sonra rakip takımın hocasının senden forma istemesi… Tarif edilemez bir gurur. Formayı hemen verdim. Meğerse oğlu Răzvan Lucescu için istiyormuş. İşte Lucescu böyle bir insandı… Oyuncusunun formasını, oğluna götürmek için isteyen bir teknik direktör. Bu, onun ne kadar farklı bir karakter olduğunu anlatmaya yeter. Galatasaray ile şampiyon oldu, Beşiktaş ile şampiyon oldu… Ama bir tek fenerbahçe ile olamadı. Çünkü olmadı, nasip olmadı. Zaten UEFA Cup 2000 Final de onların stadında kazanıldı… Kaderin ayrı bir cilvesi. Bir gün İtalya’dan getirdiği çok şık bir pardösü giymişti. Hepimiz çok beğenmiştik. Bir süre sonra antrenmana geldik… Tam 24 tane aynı pardösü almış ve bütün takıma dağıtmıştı. İşte böyle bir adamdı. Onu kelimelere sığdırmak gerçekten zor. Bana kattıkları, bana verdiği değer, kurduğu o baba-oğul ilişkisi… Hepsi için minnettarım. Türk futbolu çok büyük bir değerini kaybetti. Mekânı cennet olsun.

Harrry Kewelll 10 🇳🇬

80,899 görüntüleme • 5 ay önce

10+4 Kuralını yorumladı Uğur Karakullukçu: Şimdi tamamen bir anda uydurulmuş bir şey olmadığını söyleyeyim bir kere. Yani 10 artı 4 ilk 12 artı 2 açıklandığında da geçmişti. Doğru. Ama gelişen süreç çok da böyle gelişmedi. Yani sezonun içinde bir sonraki ya bunun kesinlikle revize edileceğini 10 artı 4'ün uygulanabilir olmadığını kulüpler geri dönüş yapıp işte buna olumlu bir yanıt verildiği. 12 artı 2'nin tekrar açıklanınca hatta kulüpler 12 artı 4 istemiş. Ondan sonra ne olduysa bilmiyoruz ama Sayın Ertuğrul Doğan'ın anlattığına göre Başkan demiş ki yok kulüplerin önerisi gitmiş 12 artı 4. Ben yok demiş ben onu 10 artı 4 yapacağım. Yani anlatılan süreç çerçevesine bakıldığında çok bir mantığa oturmuyor. O zaman da biraz komplo teorileri de devreye giriyor. Ben şimdi Galatasaray'da çıksa dese ki Ya benim artı dördüm boş ben yıldız translar yapacaktım beni engellemek için yaptım bir şey diyemem. Fenerbahçelisi dese ki ya kardeşim benim bir sürü oyuncum dönüyor 10 tane nasıl düşüreceğim ben 6 tane yollayıp hiç kimse almayacak mıyım dese demek ki bana yönelik bir operasyon dese haklı. Herkes haklı yani. Ya bunu pazarlığa açmayacaksın ve bunu nasıl söyleyeyim 1 Eylül 2025'te gelecek yıl 10 artı 4 ve kesin karar. Yani Mayıs ayının sonunda sezon bittikten sonra yeni sezonun yabancı statüsü açıklanmaz. Bunun net bir şekilde bence gelecek yılın, bence şöyle yapılmalı, bu yıl gelecek yılı açıklasınlar ve herkes bunu bilsin. Yani öyle sezon için pazarlıkla vesaire yürümesin, sezon için konuşulacaksa da bir sonraki sezon için yapılsın. Ya böyle bir anlık... hissiyat, anlık kimin durumu ne ona göre yapmak, niye alındığı belli değil. Bir açıklama yok. Oturup 5 tane 10 tane teknik direktörle 10 tane sportif direktörle yapılmış bir fikir alışverişi yok. Futbolcularla yapılmış bir fikir alışverişi yok. Mesela Art2'ye geçen sezon giren yabancı oyunculara bir sordunuz mu? Siz bundan verim aldınız mı? Size bir fayda sağladı mı? Zarar mı oldu? Yoksa size öylesine Art2'ye aldılar, çürüttüler mi? Burada Sıfır mantık bir şey. Ne futbolcuya soruyorsun, ne hocaya soruyorsun. Ne transferi yapana soruyorsun. Kafana göre ben böyle bir tane yetki aldım elime ve ben bu yetkiyle kafama göre karar vereyim. Ama böyle olmuyor ki. O zaman zarar vermiş oluyorsun. Ben bunun uygulamasını problemli buluyorum. Meselem 10 artı 4 değil bu arada. Ya zakam özeline söylemiyorum ama yapılış biçimi, yapılış zamanlaması en başından 21 Mayıs'ta bu sezonun Yabancı statüsü beliriyor. Belki adam oturdu imzaladı. Hani sen dedin ki 12 artı 2 olabilir dedin Şubat ayında. Futbolda şey serbest değil mi? Bizim ülkemizde çok kullanılmıyor ama. Bosman kuralları geçerli değil mi bizde? Otursa mesela diyelim Beşiktaş dedi ki benim bir sürü eksiğim var. Ben

Galatasarayultrataraftar

15,583 görüntüleme • 4 ay önce

Toreira Apar Topar Gitti Ali Naci Küçük: Gitti mi Toreira? Lucas olayına şöyle başlayalım bence Aydın. Çünkü bizim yayından birkaç gün sonra olmuştu olay. Lucas Toreira talihsiz bir olay yaşadı. Ama bu öyle Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti ya da tarafgir bir konu değil yaşanan olay. Yaşanan olay çok talihsiz bir olay. Yaklaşık bir senedir bu saldırıyı yapan şahıs Lucas'ı ve normal çok değer verdiği arkadaşı olan İpek Birolu yaklaşık bir senedir İşte sözlü, sosyal medyadan mesajlar vs. taciz ediyor, tehdit ediyor, hakaret ediyor. Her şeyi yapmış ve bir anlamda hukuki yollara da başvuruyor. Hem Toreira hem de İpek Birol. Uzaklaştırma veriliyor bilim kadarıyla. Uzaklaştırma iki kez veriliyor. Hem Toreri'ye aldırıyor hem İpek Birol'a aldırıyor. Ve akabinde işte padel oynuyorlar sürekli Toreira. O ne demek ki? Kız arkadaşıyla padel bir salon sporu. Çok meşhur. Nitekim de oradaki eğitmenlerden de öğrendim ben. Bir yıldır bu olay varmış yaklaşık. Bir yıldır tazisi hikayesi sürüyor. Orada da Emre Mor'da hatta Galatasaray ve Fenerbahçe'nin eski oyuncusu Emre Mor'da o gün padel oynuyorlar. Ve daha başlangıcında günün başlangıcında bir story atıyor. Hem Toreri hem de Emre Mor. Nitekim de bu şahıs orada olduklarını öğrenince. Hemen Rixos Dershane İstanbul'a gidiyor. Bir anlamda planlı bir şekilde pusu kültürüyle kurgulayarak oraya gidip saldırıyı gerçekleştiriyor. Şimdi bu olay gerçekten oyuncuyu ciddi anlamda korkutmuş durumda. Çünkü Toraria rahat bir adam. Toreira İstanbul'un tadını çıkaran, sahada mücadelesini yapıp sosyalleşen, Bağdat Caddesi'nde de yürüyen, Beşiktaş'ta da yürüyen, Nişantaşı'nda da rahat rahat özgürce yaşayan bir oyuncuydu. Birçok kişi de görmüştür belki oralarda o semtlerde. Şimdi bu yaşanan olay futbolcuyu gerçekten çok korkuttu. Travma yaşattı deyim yerindeyse ve şampiyonluk kutlamasının ertesi günü Toreira İstanbul'dan ayrıldı. Ve normalde röportaj verecekti Lucas Toreira. O kadar korkmuş ki ben kesinlikle mikrofon önüne röportaja çıkmak istemiyorum. Bu olayı konuşmak dahi istemiyorum, unutmak istiyorum deyip... Türkiye'den ayrıldı. Bu çok vahim bir durum ve ben buradan bir kez daha seslenmek istiyorum. Türk yargısına, değerli hakimlerimize, savcımıza bu sağlıksız, bu psikoloji bozuk, takıntılı psikopat adamı lütfen dışarı salmayın. Çünkü bu Türk futbolun marka değerine de çok zarar verecek bir durum. Yarın bir gün Allah korusun pusu kültürüyle gerçekleşmiş bu saldırıda başka bir şey yaşansaydı, yumruk yerine başka bir maddeyle kalkıp saldırsaydı çünkü bu Galatasaray futbolcusu olduğu için yapılmış bir olay değil. Takıntılı. Takıntılı bir adamın saldırısı bu. Tabii şöyle bir durum var maalesef Ordan . Hani çıkarsa bunu yapar ceza suça tabi ya, fiile tabi ya. Yani maalesef hani hukukun da bazen çaresiz kaldığı noktalar var. Çünkü 8 Mayıs'ta Aydın aynı şahsın direkt olarak saldırı yapacağına dair açık açık mesajı var. Çok üzücü bu. Peki devam ediyoruz. Ya bunu söylemek için erken ben 3 ay önce de söylemiştim. Özel hayatında bazı sıkıntılar var Torreira'nın. Annesi vefat etti. Bu yüzden ülkesine dönebilir demiştim. Daha sonra Lucas bana ulaştı. Bu buhranlı günleri aştım ve ben Galatasaray'da kalmak istiyorum dedi. Ama bugün gelinen noktada Lucas tekrar 3 ay öncesine dönüp ya ben ayrılacağım tamam misyonumu tamamladım der mi demez mi onu zamanla göreceğiz. Bu apar topar gidişi ve son olay sanki kafasındaki var olan soru işaretinde ortadan çıkıyor. kaldırmış gibi geldi bana ama hayatta bir göreceğiz. Tabii çünkü röportaja çıkmadı bak. Yani röportaj yapacağı iki kurum vardı. Reddetti ve gitti. Hayır dedi reddetti ve gitti. Hatta Kasımpaşa maçını beklemedi yani Lucas. Onu söyleyeyim.

Galatasarayultrataraftar

113,106 görüntüleme • 4 ay önce

Savaş Cebeci, Kaan Kazgan ile kavgasından 3 yıl sonra çarpıcı iddialarda bulundu: - Ben Türkiye'yi hala 25 sene önce bıraktığım delikanlı Türkiye zannediyordum. Meğer bazı şeyler çok değişmiş. - Şu 70 kilo mevzusu yıllar önce çekilmiş bir videoydu. Sürekli bana 'Şu seni döver, bu seni döver' diye yazıyorlardı. Ben de sinirlenip çıkış yaptım. Belki hatalıydı ama o mevzuyu başlatan ben değildim. İkinci hatam; hayatında hiçbir başarısı olmayan ama ünlü olmak isteyen bir adama cevap vermektir. - Üçüncü hatam; ben bu adamı normal ring maçına çağırdım. 'Bir saat sonra geliyorum, yalnız geliyorum' dedi. Ben de hıyar gibi bekledim. Bir saat geçti yok, iki saat geçti yok. Üç saat sonra geldi. Meğer o arada bu adam topluyormuş. Sonra bir sürü böyle Afgan tiplerle geldiler. Bir başka adam, adamın vücuduna yağ sürüp geldiğini bile hesap edemedim. Tutunca vıcık vıcık kayıyordu. Çünkü olay zaten kavga değilmiş. - Bir başka hata da şuydu; ben salonda antrenman yapıyordum. O salonun sahibi geldi bana 'Abi salonu basacaklarmış' dedi. Ben de sinirlendim, 'Kim basacakmış lan salonu?' dedim, çıktım video çektim. 'Ben buradayım, gelsinler' dedim. Ama işittiğim birinci aynı adam bu sefer 'Abi salon dolu' deyip salonu açmadı. Bakın bu da videoda var işte. - İnsanın zoruna giden yumruk değil arkadaşlar, ihanet. Bakın videoyu dikkatli izleyin; adamın eli sürekli belinde, silah tutuyor. 'Dokunanı yakarım' diyor. Bunu diyen adam da onun öz amcasının oğlu. Ve dikkat edin bana habersizce, kahpece saldırdığı anda ben o sırada onun amcasının oğluyla tartışıyorum. Bana racon kesmeye çalışıyor. Ben de 'Sen kimsin lan buranın raconunu sen mi kesiyorsun?' diyorum. Tam o arada bana habersizce bacaklarıma saldırıyor. Başka ihtimali yok çünkü. - İlyas mevzusunu konuşuyoruz herkese, evet. Ben orada 'İlyas' diye bağırdım çünkü İlyas benim akrabam. Ben de görmüyor musunuz bana kahpece saldırılmış, etrafım çevrilmiş, adam yağlanmış tutunca kayıyor... 'Niye müdahale olmuyorsunuz?' diye bağırıyorum. Çünkü insan bazen yumruktan çok yalnız kaldığını hissedince kırılıyor. - Ama bakın ilginç bir şey söyleyeceğim; o amcasının oğlunu bile bir yerde takdir ediyorum. En azından kuzenini satmadı, araya girdi, sahip çıktı. Benim yanımdakiler gibi beni ortada bırakmadılar. - Bir de şunu net söyleyeyim; eğer orada bana yapılan kahpeliği ben yapsaydım bugün belki insanlar ölmüştü. Çünkü artık olay spor filan değildi arkadaşlar; silahlı insanlar vardı, pusu vardı. Ama bütün bunlara rağmen korkmayan tek insan bendim orada. Yüzüm gözüm kan içindeyken bile ayağa kalkıp hala konuşan bendim. - Ve işin komik tarafı; ben şikayetçi olmadım ama bana saldıran adam sonra gidip 'Bana küfür etti' diye beni savcılığa vermiş. Neyse... Ben hala kendimi seviyorum. Hala aynaya bakınca kendime saygı duyabiliyorum. - Çünkü o gün korkmayan birisi varsa, o da bendim. Ama hataydı tabii.

Tekel Medya

312,624 görüntüleme • 4 ay önce