Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Efsanevi Thor un düşmanı Dev Midgard Yılanı ve Dev Bir dev diz çöktü. Karşısında denizden yükselen devasa yılan... Ne savaş, ne kaçış. Sadece sessiz bir secde. Bazen tarih tek bir karede biter. Gerçek mi, yoksa efsanenin kendisi mi? Siz karar verin." 😉

16,661 görüntüleme • 2 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Avrupa, Steam’den rahatsız mı? Avrupa’nın Steam’e karşı son yıllarda artan negatif ilgisi, gerçekten sadece rekabet ya da tüketici hakları meselesi mi? Bence değil, işin arka planı başka. Steam sıradan bir oyun mağazası değil. PC oyunculuğunun altyapısı olarak kabul edebiliriz. Oyun kütüphanesi, arkadaş listesi, modlar, pazar, topluluk… Bir gün kısıtlansa ya da kapatılsa, milyonlarca insanın gerçek anlamda alternatifi yok. Bu, devletler için şu anlama geliyor: Kontrol edilemeyen dev bir dijital alan. Valve’in farkı burada başlıyor. Meta, Google, Apple sürekli açıklama yapar, özür diler, PR üretir. Valve ise susar. Gaben kimseye şirinlik yapmaz, küresel siyasi rüzgarlara göre pozisyon almaz. Bu sessizlik, regülasyonla yönetmeye alışmış yapılar için rahatsız edicidir. Bir de Rusya ve Doğu Avrupa gerçeği var. Valve, Amerikan şirketi olmasına rağmen bu bölgelerde aşırı popüler. CS ve Dota burada sadece oyun değil, kültür. Gaben hiçbir zaman biz ve onlar dili kullanmadı. Rus internet kültüründe neredeyse bir ikon. Bu da Batı merkezli dijital kontrol anlayışıyla çelişiyor. Korsan meselesi de aslında bir mesaj. Valve korsanla savaşmadı. “Ulaşılabilir ve ucuz olursak korsan zaten azalır” dedi. Steam, kurallarla değil kullanıcı sadakatiyle büyüdü. Bugün Steam dediğimiz şey, tek bir ülkeye, tek bir siyasi görüşe bağlı olmayan ama aynı dijital alanda buluşan dev bir kitle. Ve devletlerin en sevmediği şey budur, kontrol edemediğin kitle. Half-Life 3’ün hala çıkmaması bile bu yüzden ilginç. HL3 bir oyun değil, bir olay. Valve bunun farkında. Gerekirse gündemi değiştirir, gerekirse oyuncuları tek hamlede bir araya getirir. Bu bence büyük bir koz. Adeta kültürel bir reset tuşu. Sonuç olarak: AB muhtemelen Steam’i kapatmak istemiyor. Ama onu kendi kurallarına göre şekillendirmek istiyor. Valve’in cevabı ise sessiz kalmak. Kullanıcıyı kaybetmemek. Oyuncunun güvenini devlete değil, kendine bağlamak. En önemli kısım: “Admin bunları kıçından mı salladın?” Evet. Ama dijital dünyada kontrol edilmek istenmeyen her dev platform, er ya da geç sorun ilan edilir.

Old But Gamer

20,677 görüntüleme • 6 ay önce

Kendi evinin enkazını kendi elleriyle parçalıyor. Neden? Çünkü o molozların altından yeniden tutunacağı bir yer açmaya çalışıyor. Gıda yok… Su yok… Elektrik yok… Ama bir şey var: “Biz buradayız” diyen bir irade. Ve o irade şunu söylüyor: “Ölsek de bu topraklardan vazgeçmeyeceğiz. Aç kalsak da… susuz kalsak da… Başka bir yere gitmeyeceğiz.” Bu cümle sıradan değil. Bu cümle bir direniş aklıdır. Çünkü tarih şunu gösterdi: Toprağını terk eden, sadece evini değil… geleceğini de bırakır. Bak… Endülüs'ün Düşüşü İnsanlar çıktı… “canımızı kurtaralım” dediler. Ama gittikleri yerde ne can kaldı… ne kimlik. Bak… Filistin Nakba Bir nesil “geçici” diye evini terk etti. Aradan 70 yıl geçti… hâlâ dönemedi. Gazze bunu biliyor. O yüzden aç kalmayı kabul ediyor ama gitmeyi kabul etmiyor. Bu sadece bir savaş değil. Bu, toprağın hafızasıyla insanın iradesi arasındaki bağdır. Kur’an’da bir hakikat var: “Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir.” (Bakara 249) Gazze şu an sayıyla değil, sabırla savaşıyor. Dünyanın güçlüleri sessiz. Kurumlar suskun. Ekranlar alıştı bu görüntülere. Ama orada bir çocuk… yıkılmış duvarın dibinde oynarken aslında şunu söylüyor: “Ben hâlâ buradayım.” Ve bu cümle… bazen bir tanktan daha güçlüdür. Şunu açık söyleyeyim: Gazze şu an sadece kendisi için direnmiyor. Direnebilen herkes adına direniyor. Çünkü eğer Gazze düşerse… bu sadece bir şehir kaybı olmaz. Direnişin anlamı kaybolur. Ama onlar hâlâ ayakta. Aç… susuz… yorgun… ama ayakta. Ve bu yüzden… dünya ne derse desin, kim neyi planlarsa planlasın… Gazze’nin verdiği mesaj net: “Toprak, uğruna kalınırsa vatandır. Kaçılırsa sadece bir hatıradır.” “Ölsek de vazgeçmeyeceğiz.” Bunu söyleyen bir halkı… hiçbir güç tam anlamıyla yenemez. Elhamdülillah....

Derûn

21,157 görüntüleme • 3 ay önce

Tanrı var mı yok mu; mesele bu değil. Tanrı’ya tutunmakla var olabiliyorsan, Tanrı vardır. Tanrı iyi mi kötü mü; soru bu değil. İnanmak seni daha iyi bir insan kılıyorsa, Tanrı iyidir. ​İnanmak özgürlük mü yoksa esaret mi; konu bu değil. Adi maddiyata ve fani insanlara kul köle olup özgürlüğünle birlikte onurunu da yitirmektense, Tanrı’dan başkasına boyun eğmemek en büyük özgürlüktür. ​Doğru veya yanlış; konu bu değil. Bir hayvanı bile hayata küstürmek zalimce gelirken; ortalama bir insanı hayata bağlayan, acılara direnmesinin temel dayanağı olan inançlarını "akıl ve bilim" adına yok etmeye çalışmak en büyük zulümdür. ​Mutluluğun hayatın yegane amacı sayıldığı, bunun evrensel bir öğretiye dönüştüğü bir çağda; insanı teselli eden Tanrı ve öte dünya inancını çürütmeye çalışmak ne acımasız bir çelişkidir! Farzedelim ki hepsi yalan, ne fark eder? ​Öyle ya da böyle; ister bir inanç ister bir ideoloji olsun, hayata dair ulvi bir gaye edinmeden insan mutlu olamaz. Amaçsızlık, sevdiklerine olan bağlarını bile koparır ve elindeki tüm huzuru gasbeder. Yerine daha güçlü bir anlam koyamadan, sadece rasyonalizm adına insanların tek dayanağını yıkmak, entelektüel bir barbarlıktır. ​Konstantin Lopushansky’nin 1989 yapımı bu kült filmi (Müze Ziyaretçisi) tam da bu "anlam" arayışını görsel bir ayine dönüştürür. Bilimin ve rasyonalitenin iflas edip dünyayı devasa bir çöplüğe çevirdiği bir gelecekte; toplumun dışladığı "acizlerin" saf inancı, insanlığın son sığınağıdır. Filmdeki Ziyaretçi karakteri, soğuk mantığa karşı ruhun kefaretini üstlenerek bir yolculuğa çıkar. Bize hatırlattığı gerçek ise nettir: Maddiyatın enkazı altında kalan bir dünyada insanı ayakta tutan şey ispatlanmış doğrular değil, ruhu özgür kılan sarsılmaz bir "ulvi gayedir."

Muhsin Bey

26,718 görüntüleme • 5 ay önce

Yaklaşık 30 yıllık mesai arkadaşım, yol arkadaşım; Kral FM’de 'Melih’in Sevgi Çemberi' programıyla yıllardır gönüllere dokunan kıymetli dostum Melih Kurtuluş’un oğlu Emirhan’ın başarılarıyla gurur duyuyoruz. Emirhan’ın bu başarı hikayesi, sadece bir zeka ve azim değil, aynı zamanda çok büyük bir emek ve fedakarlık öyküsüdür. Melih’in bir baba olarak bu yolda evladı için verdiği mücadele, gösterdiği gayret ve attığı her adım, bugün bu gurur tablosunun gizli kahramanıdır. O, evladının geleceği için her türlü özveriyi sergileyerek ona en büyük desteği verdi. Emirhan, ortaokul ve lise yıllarında başlayan disiplinli çalışma temposunu; Teknofest ve TÜBİTAK birincilikleri, Avrupa üçüncülüğü ve yapay zeka alanında Cumhuriyet tarihimizde bir ilk olan Dünya birinciliği ile taçlandırdı. Bu eşsiz başarılar onu, dünyanın en prestijli eğitim yuvası olan, akademik seçiciliğiyle zirvede yer alan Stanford Üniversitesi’ne taşıdı. Emirhan, Stanford gibi dev bir kurumu %100 bursla kazanarak büyük bir tarih yazdı. Bugün ise bir yapay zeka bilim insanı olarak Silikon Vadisi’nde kariyerine başladı. Emirhan’ın sadece kendi kariyerine odaklanmayıp, kendisi gibi hedefi olan gençlere 'abilik' yapma, onlara yol gösterme ve destek olma arzusu, ne kadar güzel bir evlat yetiştirdiğimizin en büyük kanıtıdır. Başta Kral ailesi olmak üzere tüm Türkiye için bir gurur kaynağısın. Yolun açık, başarıların daim olsun evlat!"🧿❤️👏👍melih kurtuluş (melihin sevgi çemberi) Stanford University

Gezegen Mehmet

21,729 görüntüleme • 1 ay önce

Ulan müptezeller! Ulan adiler! Ulan kurşun askerler! Beni bıraktınız, şimdi de Saniye Anne’me mi küfür etmeye başladınız? Sinan'ın annesini, kardeşlerini mi FETÖCÜ ilan ettiniz? Sizin gibi alçakların, korkakların karşısında ferasetiyle, cesaretiyle dağ gibi yükselen şu acılı kadın; bir yıl içinde önce evladını, sonra hayat arkadaşını toprağa verdi. Birini kurşunlar aldı bağrından, diğerini evlat acısı ve kahır. Yine de eğilip bükülmedi. Korkup bir köşeye sinmedi. Bu yaşında geldi, oğlunun katilleriyle yüzleşti. Hepinizin yüzüne bakıp suratına tükürdü de bana mısın demediniz. Siz ne bulanacak bir mideye ne de şahsiyet namına bir kaideye sahipsiniz! Ne aile terbiyesi almışsınız ne de insanlıktan nasibinizi! Kocasını, evladını, kardeşini toprağa vermiş bu arkasız kadınları Ülkü Ocaklarına, MHP’ye saldırmakla suçlayıp hedef gösterirken öfkeden kıpkırmızı oluyorsunuz. Dün bütün kutsallarınıza küfür eden Zihni Çakır'la, Fuat Uğur'la bugün el ele verip birkaç korkağın, alçağın boğazına kadar battığı bu siyasi cinayeti dile getirenleri hakaretle, küfürle, tehditle, örgütçülükle, cinsiyetçi söylemlerle bastırmaya çalışırken yüzünüzde kızarmanın en ufak belirtisine yer vermiyorsunuz. Ne utanma var ne arlanma! Yalanın, iftiranın bini sizde bir para. Dürüstlük mü, namus mu, haysiyet mi, şeref mi?.. Ara babam, ara. Saldırın ulan, bekliyoruz! Adalet düşleyenlerin kâbusçuları, namussuzların namusçuları, doğru söz mahpusçuları saldırın! Memleketin kalleş pusucuları, torbacıların çanak tutucuları saldırın! Binin milyonluk siyah arabalarınıza, öyle saldırın! Karton kahramanlarınızla, sosyal medya ordularınızla, tetikçilerinizle, ayakçılarınızla, yardakçılarınızla, yaltakçılarınızla saldırın! FETÖ kalıntılarınızı, satılık satırlarınızı, cinayet temalı film alıntılarınızı arkanıza alıp saldırın! Kiralık katillerin, torbacıların beyanlarını, trollerinizin yalanlarını, gerçek azmettiricilerin yeni şiddet planlarını yanınıza alıp saldırın! Dönme dolaplarınızla, basmakalıplarınızla, iltihaplarınızla saldırın! İrin akan, yan bakan, kan kokan ağzınızla saldırın! Hamasetin arkasına sakladığınız özünüzle, gerçeklerden hesap soran sözünüzle, kibirden koltuğa sığmayan gözünüzle saldırın! Ne algı operasyonlarınız ne bu operasyonları yapan moronlarınız ne de alnımıza yollayacağınız kiralık kurşunlarınız bizi bu adalet yolundan döndürebilir. Çünkü siz bizim canımızı çok yaktınız. Siz bizim canımızı çoktan aldınız. Yapmayacaktınız!

Ayşe Ateş

1,537,970 görüntüleme • 2 yıl önce