Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Ekonomist Murat Kubilay: “Devlet Bahçeli de MHP de hiçbir zaman devleti, devletin bekasını düşünen kurum ve kişiler değillerdi. ‘Yüce Başbuğ’, ‘Bilge İnsan’… Bunlar MHP’nin propagandası. Özellikle, argo tabirle söylüyorum, bunları yutmamak gerekiyor.”

224,528 views • 1 year ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

🚨 FETİ YILDIZ’DAN DİKKAT ÇEKEN MESAJLAR: “DEVLETİ AYAKTA TUTAN ADALETTİR” MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız , yaptığı açıklamada hukuk ve adalet vurgusunu öne çıkararak önemli mesajlar verdi. 🔴 “Devleti nesep kurar, sebep devam ettirir. O sebep de adalettir.” 🔴 “Hukuk devleti tamamlanmış bir yapı değildir; eksikler zaman içinde giderilerek güçlenir.” 🔴 “Vatandaşlarımızın beklediği tüm hukuki düzenlemeleri vakit kaybetmeden yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz.” 🔴 “Her Türk vatandaşı kendisini eşit, özgür ve bu milletin ayrılmaz bir parçası olarak hissetmelidir.” Yıldız’ın açıklamalarında özellikle adalet, eşit vatandaşlık, hukuk devletinin sürekli yenilenmesi ve beklenen yasal düzenlemelerin geciktirilmeyeceği yönündeki vurgular dikkat çekti. Kamuoyunda uzun süredir tartışılan hukuki ve infaz düzenlemeleri açısından bakıldığında, “adalet”, “eşitlik”, “eksiklerin giderilmesi” ve “beklenen düzenlemelerin vakit geçirilmeden yapılacağı” ifadeleri öne çıkan mesajlar arasında yer aldı. 📌 Kamuoyunun beklentisi ise nettir: Eğer devleti ayakta tutan adalet ise, Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen AYM m.10 başta olmak üzere hukuk devleti ilkelerinin infaz sisteminde de eksiksiz uygulanması, 5275 sayılı Kanun’dan kaynaklanan eşitsizliklerin giderilmesi, kapasite sorununa çözüm üretilmesi ve yıllardır beklenen düzenlemelere ilişkin somut takvimin açıklanmasıdır. Adaletin gücü, verilen sözlerin uygulamada karşılık bulmasıyla ölçülür. MHP TBMM Grubu #MHP Devlet Bahçeli AK Parti T.C. Adalet Bakanlığı T.C. Cumhurbaşkanlığı Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu

Nur Dmr

12,554 views • 3 months ago

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ: Sayın Devlet Bahçeli'yi 1976-77 senesinden beri tanıyorum ve önce Sayın Bahçeli'nin adını lise öğrencisiyken bir ülkücü ağabeyimiz olarak duyardık. Ve çok az asistan, ülkücü asistan vardı o da onlardan birisiydi ve Devlet Bey'in ağabeyisi de benim matematik öğretmenimdi Ankara Koleji'nde. Sonra Almanya'dan döndükten sonra Gazi Üniversitesi'nde ilk değil ama ikinci ziyaretine gittiğim hoca Devlet Bahçeli olmuştu. O zaman bizler için kendisi Devlet Bey'di ve Türk milliyetçiliğinden de taviz vermeyen kişiydi. Ve diğerlerini eleştirirken hep referans olarak da taviz vermemek konusunda Devlet ağabeyi ele alırdık. Seyit Bey de burada bu konuşmayı duyunca efkarlanıyor. Ben Devlet Bey'in genel başkanlık açıklamasını yazmış kişiyim. Seyit Bey de Devlet Bey'in bütün adaylık sürecinde arabasını sürmüş bütün Anadolu'da kendisini dolaştırmış kişi. Onun için bizim şaşkınlığımız çok daha büyük. Bütün Türk milliyetçilerinin şaşkınlığı çok büyük. Diğer siyasi partilerden insanlar da bize sormaya devam ediyorlar. Ne yapıyor Devlet Bey diye. En son yayınlamış olduğu metni Devlet Bey'in yazmadığından eminim. Hatta şunu da söyleyeyim. O metnin MHP Genel Merkezi'nde yazılmadığından da eminim. MHP Genel Merkezi literatürünü yıllardan beri iyi bilen bir kişi olarak bunu söylüyorum. Bu dışarıda yazılmış ve bir bürokratik içerisinde bir kanadın çalışması. Ve Abdullah Öcalan'a bir statü verilmeye çalışılıyor. Ve çok tehlikeli benzetmeler yapılıyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu ile İngiliz Devleti arasında yapılan görüşmelere atıfta bulunuluyor. Bu görüşmeler sırasında uluslararası heyetlerin, kuruluşların sürece müdahaleleri söz konusu. Türkiye ile İrlanda'yı nasıl karşılaştırırsınız? Bu Türkiye'yi nereye sürükler? Hani Devlet Bahçeli bütün bu süreç başlarken demişti ya, önümüzdeki süreçte her şey değişecek, çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez. Devlet Bey, farkında değil misiniz? Türkiye'yi değiştiriyorsunuz. Tarihe Türkiye'yi değiştiren kişi, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in parçalanmasına yol açan kişi olarak geçmek mi istiyorsunuz?

Ambargo TV

113,583 views • 3 months ago

Bahçeli-Öcalan ikilisinin “rüzgar satan” projesini Kürtlere satmaya çalışan DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan Türkiye Kürdistan Bölgesi’nin Diyarbakır Vilayeti’nde yaptığı bir konuşmada Öcalan’ın başka devletlerin gözlemci ve garantör olmadığı “Türkiye çözümünü” istediğini söyledikten sonra: ..:: 1. Bakın Amed’den söylüyorum. Türkiye hepimizin evidir. Türkiye hepimizindir. ..:: 2. Yine Amed’den evirmeden çevirmeden söylüyorum. Biz DEM Parti olarak hiçbir yerde hiçbir zaman Türkiye’nin hilafına olan, Türk ve Kürt halklarının aleyhinde olan bir zeminde bulunmayız. ..:: 3. Bu coğrafyada bin yıllardır Türkiye’de (?) Türk halkı ile birlikte bir dayanışma içindeyiz. ..:: 4. Türkiye Cumhuriyeti Amed’in farklılığını bir sorun olarak değil, bir zenginlik olarak gördüğü zaman demokratikleşti diyebiliriz. ..:: 5. Son demokratik toplum çağrısını Karadeniz’den Trakya’ya, Kürt illerine ve Türkiye’nin dört bir yanına, halklara götürmeye çalışıyoruz. Bahçeli-Öcalan ikilisinin süreci zaten boş bir süreç. Bugün Erdoğan da Kürtlere yeni haklar verilmeyeceğini söyledi. Devletin ve hükümetin başı Erdoğan olduğuna göre Bahçeli-Öcalan ikilisi sadece bir tiyatro oynuyorlar. İşin hazin tarafı da DEM Parti bu içi boş tiyatroyu Kürtlere anlatmayı kendine vazife yapmış. Bakırhan konuşmasında o kadar “Türkiye, Türkiye, Türkiye” tekerlemecisi olmuş ki Trakya ve Karadeniz bölgelerinin ismini söylediği halde “Kürdistan” yerine sadece “Kürt illeri” diyor. DEM Parti topluca MHP’ye geçebilir. Zaten Bahçeli ve Öcalan bir olmuşlar! Kemalist Türkiye devletinin ömrü de 100 yıllıktır. Daha önce “Türkiye” isminde bir devlet olmamıştır.

Arif Zêrevan

89,067 views • 1 year ago

ÖZGÜR ÖZEL’E AÇIK VE NET CEVABIMDIR! Bence yalan konuşuyorsunuz sayın Özgür Özel Sayın Özgür Özel, videonuzu başından sonuna kadar dinledim. Söylediklerinizi dikkatle dinledim ama açık konuşayım: Ben bu vaatlerinize inanmıyorum! “Her yere kreş yapacağız, kimseyi işsiz bırakmayacağız, her şeyi düzelteceğiz…” Söylemesi kolay Özgür Efendi! Türkiye Cumhuriyeti Devleti, seçim meydanlarında verilen sınırsız vaatlerle yönetilecek bir devlet değildir. Milyonlarca insanın geleceği, ekonomisi, güvenliği ve alın teri söz konusudur. Siz bugün çıkıp her soruna çözüm bulacağınızı söylüyorsunuz. Peki bunun kaynağı nerede? Hangi bütçeyle yapacaksınız? Hangi kadroyla yöneteceksiniz? Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ağır meseleleri nasıl çözeceksiniz? “İktidar olacağız” diyorsunuz. Peki, hodri meydan! Milletin karşısına çıkın; sadece slogan değil, somut projelerinizi anlatın. Ekonomiyi nasıl yöneteceğinizi, istihdamı nasıl artıracağınızı, devletin güvenliğini nasıl sağlayacağınızı açık açık anlatın. Çünkü devlet yönetmek başka, muhalefet sıralarında oturup vaat sıralamak başkadır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın yıllardır yönettiği bu devletin bütün yükünü, sorumluluğunu ve imkânlarını siz de çok iyi biliyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti sizin seçim laboratuvarınız değildir! Bu millet neyin gerçek hizmet, neyin seçim vaadi olduğunu görecek kadar feraset sahibidir. Özgür Özel, söz sizin olabilir… Ama son söz daima MİLLETİNDİR! Sandık kurulduğunda herkes hesabını millete verecek. Bizim ölçümüz laf değil, eser; vaat değil, icraat; slogan değil, devlet ciddiyetidir. ÖNCE DEVLET, ÖNCE MİLLET, ÖNCE TÜRKİYE! BİZİM YERİMİZ BELLİDİR! Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, devletimizin ve milletimizin birlik ve beraberliği için her zaman Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Bilge Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin yanındayız. Duruşumuz nettir, sözümüz açıktır, istikametimiz bellidir. Liderimizin yanında, devletimizin emrinde, aziz milletimizin hizmetindeyiz. Ne makam hesabımız vardır ne de menfaat kaygımız. Bizim sevdamız Türkiye, davamız Türk Milleti, yolumuz Cumhur İttifakı’dır. Rabbim devletimizi, milletimizi ve liderlerimizi korusun. Ne Mutlu Türküm Diyene! 🇹🇷 Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Akın Gürlek Mustafa ÇİFTÇİ ABDURRAHİM AVCIOĞLU

Abdurrahim Avcıoğlu

13,143 views • 17 days ago

Devşirme sistemi kötü müydü? Cevabı bu videoda Çandarlı Halil Paşa’nın öldürülmesi ve devşirme sistemi konusunda konuşan Prof. Dr. Tufan Gündüz; -Çandarlı’nın idamı siyasi bir meseledir. Türklükle falan hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen siyasi bir meseledir. Fatih Sultan Mehmed'in otoritesini tesis etmesiyle alakalı bir durumdur. Onun aradan çekilmesi gerekiyordu. Fatih Sultan Mehmed de bir bahaneyle İstanbul'un fethinden sonra bunu gerçekleştirmiştir. -Osmanlı'nın Balkanlardan ve bir kısmında çok az olmak üzere Anadolu'dan, özellikle Hristiyan ailelerden topladığı, küçük yaşta topladığı zeki çocuklardan oluşturulmuş bir gruptu. Bunlar başlangıçta sayıları 100-200 diye başlıyor. En kalabalık oldukları dönemlerde, Karnı Sultan Süleyman zamanında ise 12 bine kadar bunlar çıkıyor. Daha sonra da bunların sayıları, özellikle kapıkulu dediğimiz sınıfın sayıları artıyor. -Şimdi önce şunu söyleyelim, devşiriyor çocukları ama köle yapmıyor. Kendisine vezir yapıyor, yeniçeri yapıyor, mimar yapıyor. Devletin çeşitli kademelerinde, özellikle askeri sınıfta bunu kullanıyor. -Osmanlıların kalemiyye ve ilmiye sınıfında yer alanların neredeyse tamamı Türk kökenlidir. Öyle sarayda Türk yoktu diye bir durum söz konusu değil. Türkler alt sınıftı, sarayda alt sınıftı diye bir şey de yok. -Sarayın damatlığına kadar yükseliyor. Damat İbrahim Paşa oluyor. Daha da net tanımlamak için bunu Nevşehirli Damat İbrahim Paşa diyorlar. Silahtar Kara Vezir Mehmet Paşa vardır. Öküz Mehmet Paşa var. Babası Öküz nalbantıdır. -Evlilerden geçerek geliyorlar. Yetenekli olduğu müddetçe, başarılı olduğu müddetçe devlet kademesinde her zaman bunlar yer bulmuşlardır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa vardır. - Devşirmelerin tercih edilmesinin sebebi Osmanlı bir yönetici sınıfı oluşturuyor. Eğer köklü ailelerden gelirlerse, padişah onunla mücadeleye giriştiği zaman yani onu görevden alacağı zaman kendi köküne dayanır.

Herodot Diyor Ki

26,013 views • 4 months ago

Murat Karayılan Sterk Tv’de yaptığı açıklamalar ve barış sürecine dair yaptığı değerlendirmelerden birkaç önemli satır başı: -Türk devleti şimdiye kadar yasal anlamda herhangi bir adım atmadı. Tabii ki bu, hiçbir şey yapmadıkları anlamına gelmiyor. İşte İmralı’ya gidiş-gelişler oluyor, mecliste komisyon kurdular, yine bir süre sonra ateşkes çift taraflı bir hal aldı, savaş durdu. Elbette bu biçimde kimi yaklaşımlar söz konusu ama sürecin gelişmesi için, zamana yayılmaması için gerekli olan şeyler halen yerine getirilmiş değildir. Belli ki Türk devleti bu konuda halen net bir karar vermemiştir. Birçok konuyu gündemlerine getiriyorlar ve görüldüğü kadarıyla evet ile hayır arasında bırakıyorlar -Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yine Devlet Bahçeli gibi kişiler Kürt-Türk-Arap kardeşliğinden söz ediyorlar. Bu minvaldeki cümleler zaman zaman devlet yetkilileri tarafından dile getiriliyor. Ancak gel gör ki pratikte bir kucaklaşma yok. Yani ona uygun yasal adımlar halen atılmış değil. Elbette bu kadar geç kalınması bir tartışma konusudur. Kuşkusuz bunun nedenleri vardır. Tabii daha başta, yaklaşımda sorun vardır. Mesela ‘Terörsüz Türkiye’ diyorlar. Kürt sorunu tarihsel ve toplumsal bir sorundur. Ve Türkiye’nin temel bir sorunudur. Bu meselenin hepsini getirip bir ‘terör’ sorununa indirgemekle nasıl çözümcü bir yaklaşım geliştirilebilir ki? -Bizler devletle barışmak, cumhuriyeti demokratik bir cumhuriyet haline getirmek ve demokratik cumhuriyete katılmak istiyoruz. Bu cumhuriyetin karşısında olmak istemiyoruz. Önderliğimizin ve bizlerin yaklaşımı bu biçimde kökten bir yaklaşımdır. Ama karşı taraftan aynı yaklaşımı görmüyoruz. Yani kuşkularla, endişelerle, kaygılarla yaklaşıyorlar. Halbuki biz karar aldık; Kongre kararlarına bağlıyız. Bu kararlar sıradan kararlar değildir. Ancak bakıyoruz; diğer tarafta yine de kuşku ve kaygılarla dolu bir yaklaşım vardır. İşte yaklaşım böyle olunca, yine cumhuriyet tarafından halen bir tehlike olarak görülünce bizde de güven gelişmiyor doğal olarak. Yani bir sorundur ama bu sorunun çözümüne dair güven yoktur. Bence bu durum devletin yaklaşımından kaynağını alıyor -Her konuda karar alabilir. Biz, arkadaşlarımız, örgütümüz bunu daha önce de belirtmiş durumdayız. Fakat Rêber Apo hakkındaki kararı biz veririz. Yani gerilla bu kararı verir. Kongre, bu inisiyatifi gerillaya vermiştir. PKK’nin 12’nci Kongresi yani Fesih Kongresi hangi kararı aldı? Kararları nelerdi? Özellikle de silah bırakma kararını Rêber Apo yönetmelidir, kararı vardır. Yani Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü olacak ve bu kararları pratikleştirecek demektir. Bu, gerillaya verilmiş bir inisiyatiftir. Bu yüzden Hareketimizin ve gerillanın Rêber Apo hakkındaki tutumu nettir.

metinyoksu

32,987 views • 2 months ago

AK MİLLİ TAKIM olmuş bu! Hiçbir hükümet devlet değildir! Cumhuriyetimizle yaşıt A Milli Futbol Takımımız sadece iktidar partisini, sadece bir siyasi partiyi veya bir siyasi lideri değil, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde birleşen tüm Türk ulusunu, hepimizi, Türkiyemizi temsil ediyor. 🇹🇷 Oysa bu klip AKP icraatın içinden kilibi, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başkanlık seçim klibi gibi olmuş! Demek ki seçim de yakın! Her şeyi siyasete araç yapmak, alet etmek zorunda mısınız? Zaten hemen her konuda ayrıştırılmış toplumumuzu kulüp ayrışmalarına karşın en kolay birleştirebildiğimiz bir konuda "milli takımlar" konusunda da ayrıştırmayın. Yapmayın! Yok, bunu "Artık Türkiye'de parti - devlet özdeşliği var; AKP demek devlet demektir, Türkiye demektir!" anlayışıyla yaptıysanız, şu gerçeği çok iyi bilmisiniz ki, hiçbir hükümet "devlet" değildir, her hükümet gelip geçicidir, "ilelebet payidar kalacak olan" Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Marşa ve yapılan klibe gelince, Türkiye bir savunma sanayi fuarına gitmiyor, Dünya Kupası'na gidiyor, orada futbol oynayacak. Bir spor organizasyonunda Türkiyemizi dünyaya tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, özellikle de misafirperver insanıyla; insanının o engin hoşgörüsüyle, bilime, sanata, spora, hukuka, adalete, demokrasiye, kadın haklarına, çocuk haklarına ve barışa verdiği önemle tanıtmak gerekir. Ne o? Bunlar iyi durumda değil mi? O zaman önce bunları iyileştirmek gerekir. Bu arada bizi birleştiren, ayrıştırmayan bir milli takım marşımız var. 🇹🇷

Sinan Meydan

97,713 views • 3 months ago

🇹🇷 Cihat Yaycı: “Önce şu tarihî süreci doğru ortaya koyalım. Heybeliada Ruhban Okulu 1844 yılında açılıyor ve 1971 yılına kadar faaliyetini sürdürüyor. Peki, neden 1844’te açılıyor? Bunun cevabını bulmak için biraz daha geriye gitmek gerekiyor. 1821’de Mora İsyanı başladı. Ben bunu Türk soykırımı olarak nitelendiriyorum. Ardından 1830 yılında Yunanistan bağımsız bir devlet hâline geldi. Böylece Rum Ortodoks nüfusun büyük çoğunluğu artık Osmanlı Devleti’nin değil, Yunanistan’ın sınırları içinde yaşamaya başladı. Eğer mesele gerçekten Osmanlı’daki Rum Ortodoks cemaatinin din adamı ihtiyacını karşılamak olsaydı, böyle bir okulun çok daha önce açılmış olması gerekirdi. Oysa 1844 yılına kadar İstanbul’da böyle bir ruhban okulu yoktu. Peki neden tam bu tarihte açıldı? Çünkü Megali İdea hedefleri doğrultusunda İstanbul’daki Patrikhane’nin güçlendirilmesi isteniyordu. Bu doğrultuda da yabancı devletlerin yoğun baskısıyla Heybeliada Ruhban Okulu açıldı. Yani okulun açılışının temelinde dinî bir ihtiyaçtan ziyade dönemin uluslararası siyasi şartları ve dış baskılar vardı. Okul, 1971 yılına kadar faaliyetini sürdürdü. Ancak 1971’de Türkiye’de yükseköğretim alanında yeni bir hukukî düzenleme yapıldı. Devlet dedi ki; ortaöğretim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’nın, yükseköğretim kurumları ise devletin belirlediği yükseköğretim sistemi içinde faaliyet gösterecek. Bunun üzerine Patrikhane, ‘Biz devlet denetimine tabi olmayız, bağımsız bir kurum olarak devam ederiz.’ dedi. Devlet de doğal olarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde faaliyet gösteren hiçbir eğitim kurumu devletin hukuk düzeninin dışında olamaz.’ cevabını verdi. Bunun üzerine okulu kapatma kararı devlet tarafından değil, Patrikhane tarafından alındı ve okul faaliyetini kendisi durdurdu. Dolayısıyla iki hususun altını özellikle çizmek gerekir. Birincisi; Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasının temelinde yabancı devletlerin baskısı bulunmaktadır. İkincisi; okulun faaliyetini durdurmasının nedeni ise Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim ve denetim sistemine tabi olmayı kabul etmemesidir.”

TÜRK DEGS / TURK MAGS

19,834 views • 1 month ago

⚠️ LÜTFEN BU TWİTİ YAYALIM... 📍 “İklim krizi sahtekarlığını bitirmemiz gerekiyor. Bütün bunlar, ABD başkanın da çok güzel ifade ettiği gibi, tam bir DOLANDIRICILIK ve SAHTEKARLIKTI. Bugün Almanya’da konuştuğumuz konu Almanya’nın endüstriyel konumunun yok edilmesi ve başarısız enerji dönüşümünü derhal sonlandırmamız gerekiyor.” -Alice Weidel AFD 📍 TRUMP'DAN sonra Alman muhalefet lideri başkanı Alice Weidel de İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SAHTEKARLIĞINI YERLE BİR ETTİ.! 📌UYANIŞ DALGA DALGA BÜYÜYOR. Tüm Dünya İklim değişikliği sahtekarlığını bitiriyor. 📍 Epstein Siyonist Masonik çetesinin BM'nin zorlamasıyla bize dayatılan COP zirvesi Kasım'da Türkiye'de yapılacak... ⚠️ Kesinlikle bunu yapmayıp reddetmemiz lazım. 🇹🇷 Devletimiz acil olarak DSÖ-BM-WEF ve bilimum tüm Küresel Epstein Çetesi kuruluşlarını ülkemizden KOVMALIDIR... İklim'in değişmediği bu sene ki rekor kıran yağmur ve kar yağışlarıyla kanıtlandı. YÜCE ALLAH tarafından bu oyun bozuldu. Unutulmasın ki Epstein dosyalarında Bill Gates yıllar önce Pandemiyi planladıklarını anlatmıştı... Aynı Bill Gates Şeytanı bugün ''İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VAR acil DAYATMALAR yapmamız lazım'' diyerek tüm Dünya devletlerine baskı yapıyor. Başta elektrikli arabaları rüzgar pervanelerini dayatıyorlar. Şimdi soru şu: Biz bu şeytanilerin yolundan mı yürüyeceğiz ? Yoksa ALLAH'ın yolundan mı yürüyeceğiz? Lütfen bu hassas konuyu gündeme taşıyalım. Sizlerin desteği çok önemli Zafer Şahin Gaffar Yakınca Cemil Barlas Melih Altınok Turgay Güler Haşmet Babaoğlu Taha Hüseyin Karagöz Murat KEKİLLİ Murat KURUM T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Dğş. Bakanlığı Hakan Fidan TBMM TBMM Genel Kurulu AK Parti MHP Mehmet Aşıla

GERÇEKLER TV

20,685 views • 5 months ago

“KAHT-I RİCAL” YAŞANIYOR .MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN YOKLUĞU DERİNDEN HİSSEDİLİYOR Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı. Eskilerin "kahtı ricâl" yani "devlet adamı kıtlığı” dedikleri bir süreç yaşanıyor ülkemizde. Onun yokluğu hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri onu özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur. Muhsin Başkan Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı Anadolu’nun bağrından çıkan bu yiğit liderin, bu büyük siyaset ve millet adamının kahramanca, idealist mücadelesi her zaman toplum da büyük saygı uyandırdı. Milyonlarca insan ona sevgi ve hürmet besledi. O’nun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu. Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından çok önemlidir. Devleti kuran ilk meclisten bu yana ilk kez millet meclisinde tekbirler duyuldu. Kocatepe Camii’nden Tacettin Dergâhına uzanan yolları, sokakları, caddeleri dolduran milyonlar onun için gözyaşı döktü ve hüsn-ü şahadet etti. Cumhuriyet tarihi boyunca ölümüyle milyonları ağlatan, hüzne boğan ve ardından dualar, hatimler gönderilen kaç siyaset ve devlet adamı var! Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, devletin kilit noktalarında görev yapmadı. Ne Cumhurbaşkanı oldu ne başbakanlık yaptı ne bakanlık… Ne iktidara geldi ne de hükümete ortak oldu. Hep milletin ve devletin bekasını savundu. Hep “Türk devleti ve milleti yaşasın” dedi. İstikameti-Kıblesi dosdoğru bir dava adamıydı.. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti. O, istikamet ve vakar sahibiydi. Hiç yanlış yapmadı, politikanın hiçbir kiri bulaşmadı üzerine. O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. Bütün ömrünü, bütün varlığını Kur'an'a bağlayan bir adamdı. Davasını Kur’an’la anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan Muhsin Yazıcıoğlu, bir Kur’an ve peygamber sevdalısıydı. O’nun referansı Kur’an ve sünnetti. Kamil bir Müslümandı, feraset sahibi bir liderdi. Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor. Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep. Hep dik durdu, düz yaşadı, çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. “Gizli” ajandası yoktur. Açık, şeffaf ve milletiyle, dava arkadaşlarıyla iç içe, bir bütün olan kumaşı, omurgası, ahlakı, sağlam bir liderdi. Muhsin Başkan’ın hayatı cesaret, adalet ve şehadetti. Biz Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere… Biz büyük lider, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun yol arkadaşlarıyız, dava arkadaşlarıyız. Hiçbir güç, odak bize boyun eğdiremez. Misyonuna sahip çıkacağız, onun söylediği gibi dik duracağız, doğru söyleyeceğiz, düz yürüyeceğiz. Bu suikast davasını kapatmalarına asla izin vermeyeceğiz. Hiçbir güç, odak, mihrak bizim davayı takip etmemizi engelleyemez. Oyunlarını bozmaya devam edeceğiz. Muhsin Yazıcıoğlu çizgisini sürdüren dava ve yol arkadaşları, mahkemelerde, adliye binalarında, meydanlarda olmaya ve davayı sonuçlanana kadar takip etmeye devam edecektir. Asla peşini bırakmayacağız. Zannetmesinler ki suikastın peşini bırakacağız. Zannetmesinler ki susacağız, korkacağız, çekineceğiz. Zannetmesinler ki Mahkeme salonlarını, adliye koridorlarını , meydanları terk edeceğiz!

Hakkı Öznur

23,804 views • 4 months ago

Genç meslektaşlarıma ruhsatlarını teslim ederken öncelikle "3+2" diye adlandırdığım normları hatırlatmak isterim. Bunlar yalnızca referans normlar değil, elinizin altında bulunması gereken beş metindir: •Avukatlık Kanunu •Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi •Türkiye Cumhuriyeti Anayasası •İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi •İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Bu beş normu çok iyi bilmenizde ve yanınızda taşımanızda yarar var. Avukatlığı bir sanat olarak tanımlayacaksak; bu yalnızca referans normlardan ibaret olamaz, aynı zamanda bulguları ve bilgileri bir araya getirmek de bu sanata dahildir. Ama eğer referans normları iyi kullanamazsanız, çok haklı olduğunuz hâlde bir davayı kaybedebilirsiniz. Adil yargılanma hakkı, savunma mesleğinin temel kavramıdır. Hak yurttaşlar için; yükümlülük ise devlet için. İşte sizler, savunma mesleğinin özneleri olarak bu yükümlülük ve hakkın birleşim eşiğinde yer alıyorsunuz. İstanbul Barosu 1878'de; tam da Osmanlı Devleti'nde hukuk reformlarının, hukuk kurallarının, hukuk kurumlarının kök saldığı bir dönemde kuruldu. Ve İstanbul Barosunun tarihi, aslında Osmanlı Devleti-Türkiye Cumhuriyeti modernleşme tarihiyle örtüşen bir tarihtir. Bugün, ifadeye çağrıldığında yasal gerekleri yerine getirecek kişiler, daha baştan yargısız infaza tabi tutularak evlerinden gece yarılarında gözaltına alınıyor. İşte burada usul ve esas ayrımını iyice düşünmeliyiz. Eğer esasa ilişkin olarak haklıysak, bir kişinin suç işlediğine dair elimizde ciddi veriler varsa, o zaman o kişiyi usul açısından Anayasa'ya ve ilgili yasalara uygun işlem ve muamelelere tabi tutmalıyız. Esası kirletmek için usul kurallarını ihlal edemezsiniz.

İbrahim Kaboğlu

34,204 views • 4 months ago

Adem Karaçoban denilen şahıs; Yaptığın açıklamalar densizlik değil, düpedüz karakter iflasıdır. Sen ne gazetecisin, ne aydınsın, ne de Kürt halkını temsil edebilirsin. Sen yalnızca terör örgütlerinin ağzıyla konuşan, onların sözcülüğüne soyunmuş bir propaganda memurusun. Ben bir Kürt olarak açıkça söylüyorum: Sen Kürt değilsin, Kürtlerin derdiyle de, onuruyla da zerre kadar alakan yok. Kürt halkını terörle özdeşleştiren herkes gibi sen de bu millete ihanet ediyorsun. Kürtlerin tek bir devleti vardır: Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bunun dışındaki her söylem, her ima, her laf bölücülüğün ta kendisidir. Sözde televizyoncu, sözde gazeteci, sözde yorumcu… Gerçekte ise Almanya’dan Türkiye’ye kin kusan, iftira atan, yalan üreten bir kaçak klavye militanısın. YouTube’dan, TikTok’tan devlet düşmanlığı yapmak seni cesur yapmaz; sadece ne kadar zavallı olduğunu gösterir. Kürtleri terör örgütleriyle aynı cümlede anan Karaçoban; Ben bir Şırnaklı, bir Cizreli olarak seni en sert şekilde uyarıyorum: Bu halk senin kirli propagandana pabuç bırakmayacak. Kürt halkını kullanarak teröristleri aklamana asla izin vermeyeceğiz. Her fırsatta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’ye saldırıyorsun. Çünkü senin derdin siyaset değil; Senin derdin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Mazlum Abdi’yi, YPG’yi, PYD’yi, PKK’yı aklamaya çalışan birinin Kürt halkından bahsetmeye ne ahlaki ne vicdani ne de insani hakkı vardır. Senin sözlerin yalnızca seni bağlar ve Kürt halkı nezdinde yok hükmündedir. Milli Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler’e, Genelkurmay Başkanımız Sayın Selçuk Bayraktaroğlu’na “Kürt düşmanı” iftirası atan birinin ya aklıyla ya da niyetiyle ciddi bir problemi vardır. Şunu iyi belle: Bu devlet Kürt düşmanı değildir. Bu devlet terör düşmanıdır. Ve senin gibiler de terörün sözcülüğünü yaptığı sürece bu milletin karşısında olmaya mahkûmdur. Boş laflarla, yalanlarla, iftiralarla ağlamayı bırak. Kürt halkının adını ağzına alırken iki kere düşün. Çünkü o ağızdan çıkan her yalan, senin ne olduğunu daha da açık eder. adam Karaçoban denilen densiz terörist el başı mazlum abdi’nin sözcüsü evladı ne sen Kürtsün ne mazlum abdi ikiniz de teröristten farkınız yoktur Karaçobanlı olduğu iddia edilen ve kendini bir şey sanan bu şahıs, terör örgütü elebaşı Mazlum Abdi’nin sözcülüğüne soyunmuş densizin tekidir. Ne sen Kürtsün ne de Mazlum Abdi Kürt halkını temsil etmektedir. Kürtlük; terörle, ihanetle ve dış güçlerin maşalığıyla anılamaz. Sizlerin Kürt halkıyla hiçbir bağınız yoktur. Yaptığınız tek şey; terör örgütlerinin sözcülüğünü yapmak ve bu kadim milleti lekelemeye çalışmaktır. Biz Kürtler; bu vatanın bir parçasıyız, terörle aramıza her zaman mesafe koyduk ve koymaya da devam edeceğiz. Kürt ve Türk bu toprakların asli evlatlarıdır, kardeştir ve sonsuza kadar birdir. Ne mutlu Kürt doğdum Ne mutlu Müslüman oldum Ne mutlu Türk’üm diyene TSK T.C. Jandarma Gn. K MHP Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan Ali Yerlikaya Mahmut Demirtaş İbrahim Kalın Siberay T.C. İletişim Başkanlığı T.C. İçişleri Bakanlığı T.C. Millî Savunma Bakanlığı Münir Karaloğlu @ademkaracobann Saygılarımla Abdurrahim Avcıoğlu

ABDURRAHİM AVCIOĞLU

16,072 views • 8 months ago