Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Ekrem İmamoğlu Mahkeme,de Hakim Karşısında’da Şovuna Devam Ediyor 🤷‍♂️ Bu Arada Eko Götü Göbeği’de Fena Eritmiş.! Şimdi Hesap Zamanı Aziz Yıldırım Marmaray Yenikapı Orta Osman Gökçek İran Svensson

30,082 views • 11 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

EKREM İMAMOĞLU’NUN SOYAĞACI YALANI VE İNSANLARI KANDIRMASI… Kimsenin soyuyla sopuyla bir işim yok. Bu konuya gelme nedenim, İmamoğlu İnşaat’ın resmi web sitesinde yer alan ‘TARİHÇE’ başlığı altındaki bilgiler. Ekran görüntüsünü paylaştığım bölümde şunlar yazılı: -1950: Merhum Mevlüt İmamoğlu ve çocukları MEHMET, Alican, Osman İmamoğlu Trabzon merkezine yerleşerek kereste ve ahşap dekorasyon işine başladı. -1970: Hasan ve Alican İmamoğlu ortaklığında, inşaat malzemeleri toptan ve perakende satışı ve müteahhitlik firmasının alt yapısı oluşturuldu. -1980: Ali İmamoğlu, Ahmet İmamoğlu ve Murat İmamoğlu gibi ikinci kuşak yöneticilerin firmaya katılmasıyla bir çok farklı noktada yeni şantiyeler kuruldu. -1989: Yalova ve İstanbul’da kurulan şantiyelere paralel olarak İmamoğlu İnşaat faaliyetlerini İstanbul merkezinde sürdürme kararı aldı. -1995: İmamoğlu İnşaat, başta İstanbul olmak üzere Trabzon dışındaki faaliyetlerini Hasan İmamoğlu ve Ekrem İmamoğlu yöneticiliğinde sürdürmeye devam etti. İmamoğlu İnşaatın resmi web sayfasında yazan tarihçesi, kelimesi kelimesine bu şekilde. MEHMET adını büyük yazmamın nedenini aşağıda anlayacaksınız! Ekrem İmamoğlu , 2019 Seçimlerinden önce konuk olduğu Veyis Ateş’in Habertürk TV’deki yayınındaysa şu beyanlarda bulunmuştu: ’Soyadımız İmamoğlu. Aile kökümüz İmamoğlu. Bizim Osmanlı tapularımız var mesela, yazar orada İmamzade diye. Fakat soyadı kanunu çıkınca herkes bir ailesine baksın önce hiçbir aile oğlu soyadını alamamış. Dedem gidiyor Mevlüt dedem soyadını istiyor, diyor ki İmamoğlu, yok diyor oğlu soyadı yok seç oradan Taş, Kaya, Deniz…Bağırıyor çağırıyor dedem kavga ediyor aslında, nüfus müdürüyle ve terk ediyor. Bizim soyadımızı nüfus müdürü koydu biliyor musunuz. Kendisini savundu diye Müdafa yani kendisini savundu diye Müdafa yani çok afedersiniz Gıcık koyabilirdi hani. Müdafa’nın hikayesi bu. Sonra bu yönetmelik değişince ailede ilk babam soyadını değiştiriyor, gerekçe olarakta tapuları gösteriyor.’ Şimdi gelelim Ekrem İmamoğlu ‘nun nasıl yalan konuştuğuna. İlk olarak İmamoğlu İnşaatın ‘TARİHÇE’ kısmında yer alan hikayeden başlayalım ve Mevlüt Müdafa’ya gelelim. İmamoğlu İnşaat’ın kronoloji olarak verdiği ilk tarih 1950 yılı. Bu yılda Mevlüt İmamoğlu ve çocukları Mehmet, Alican ve Osman İmamoğlu isimleri geçiyor. ÖNCELİKLE MEVLÜT İMAMOĞLU yani MEVLÜT MÜDAFA’NIN MEHMET ADINDA BİR OĞLU YOK! Mevlüt İmamoğlu olarak yazılan Mevlüt Müdafa, Mineş ve Mehmet çiftinden 1 Temmuz 1900 yılında dünyaya geliyor. Mevlüt Müdafa, 1925 yılında 25 yaşındayken 1913 doğumlu ve nikah tarihinde 13 yaşında olan Ali ve Ayşe çiftinin kızları Zeliha hanımla evleniyor. 25 yaşındaki Mevlüt (Müdafa) ile 13 Yaşındaki Zeliha (Müdafa) hanımın 1 yıl sonra 1926’da ilk çocukları Emine (İnan) dünyaya geliyor. Emine’nin doğumundan 2 yıl sonra 1928 de Mevlüt (Müdafa) beyin ikinci eşi olan Fatime hanımdan Asiye (Serdar) dünyaya geliyor, Asiye’nin doğumundan yaklaşık 2 ay sonra Mevlüt (Müdafa) beyin birinci eşi olan Zeliha hanımdan da üçüncü çocuğu olan Hava (Cimşit) dünyaya geliyor. Yani, Mevlüt Müdafa’nın 1928 yılında 2 tanesi Zeliha hanım 1 tanesi Fatime hanımdan olmak üzere 3 çocuğu dünyaya gelmiş durumda. 1934’te Ali dördüncü çocuk olarak, 1935’de beşinci çocuk olarak Osman, 1940 yılında da altıncı çocuk olarak Alican, birinci eşi Zeliha hanımdan dünyaya gelirken 1945’te de yedinci çocuk olarak Zekiye hanım, Mevlüt (Müdafa) beyin ikinci eşi Fatime hanımdan dünyaya geliyor. Mevlüt Müdafa’nın Zeliha hanımdan Emine, Hava, Ali, Osman ve Alican olmak üzere 5 çocuğu, ikinci eşi Fatime hanımdan da Asiye ve Zekiye olmak üzere 2 çocuğu, toplamdaysa 7 tane çocuğu oluyor. İşte Ekrem İmamoğlu ‘nun ilk yalanı, İmamoğlu İnşaatın ‘TARİHÇE’ kısmında Mevlüt Müdafa/İmamoğlu’nun çocukları diye sıraladığı MEHMET isminde karşımıza çıkıyor. Mehmet kim? Birazdan ona değineceğim… Şimdi dönelim yeniden Mevlüt Müdafa’nın çocuklarına. 7 çocuğunun ilki olan 1926 doğumlu Emine (Müdafa) hanım, 1946 yılında kendisinden 4 yaş küçük olan 1930 doğumlu Hasan (İnan) ile evleniyor. Evlendiklerinde Hasan 16, Emine hanım ise 20 yaşında. İlk çocukları Kemal 1 yıl sonra 1947 de, ikinci çocukları Hava (İnan) 1948 de, üçüncü çocukları Cemal (İnan) 1949 da, dördüncü çocukları Ahmet (İnan) 1952 de, beşinci çocukları Murat (İnan) 1959 da, altıncı çocukları Cemal (İnan) 1964’te ve yedinci çocukları Meryem (Günaydın) ise 1966’da dünyaya geliyor. Emine-Hasan çiftinin ikinci çocukları olan ve 1948’de dünyaya gelen Hava İnan, Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi. Yani Ekrem İmamoğlu ‘nun ‘DEDEM’ diye her yerde anlattığı Mevlüt Müdafa, Ekrem İmamoğlu ‘nun değil annesi Hava İnan’ın anne tarafından dedesi. Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava hanımın babası Hasan İnan ise, Talip bey ve Sakine hanımın oğulları. 1904 doğumlu Talip (İnan) beyin Sakine hanımdan 1930’da Hasan adında, 1938’de Mevlüt adında, 1945’te Aslan adında ve 1947 yılında da Seyfettin adında 4 çocuğu dünyaya geliyor. Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava hanımın baba tarafından dedesinin adıysa Talip (İnan). Ekrem İmamoğlu ‘nun annesi Hava İnan’ın anne ve baba tarafından soyağacı bu şekilde. Peki babası Hasan İmamoğlu’nun soyağacı nasıl? 1948 doğumlu olan Hasan İmamoğlu, Mehmet bey ve Zehra hanımın ilk oğlu. Mehmet beyin babası ve annesinin adı kayıtlarda mevcut değil. Mehmet beyin eşi Zehra hanım ise Ayşe ve Osman çiftinden 1916’da dünyaya gelirken Ayşe ve Osman çiftinin Zehra hanım dışında başka çocuğunun kaydı yok. Kayıtlara göre Hasan İmamoğlu’nun babası Mehmet bey, meşhur dede Mevlüt Müdafa’nın ne oğlu ne kardeşi. Mehmet-Zehra çiftinin ilk çocukları Hasan İmamoğlu dışında ikinci çocukları Asiye hanım 1953, üçüncü çocukları Sakine hanım 1954, dördüncü çocukları Ali bey 1956, beşinci çocukları Ahmet bey 1958 ve altıncı çocukları Murat bey ise 1963 yılında dünyaya geliyor. Yani Ekrem İmamoğlu ‘nun 2 halası ve 7 Şubat 2012’de borcundan dolayı gururuna yediremeyip aile kabristanı başında intihar eden amcası Ali İmamoğlu dışında 2 amcası daha var. Ekrem İmamoğlu ‘nun babası Hasan İmamoğlu ‘nun da soy ağacında Mevlüt diye bir dedesi mevcut değil. Ekrem İmamoğlu ‘nun ikinci yalanı burada ortaya çıkıyor. Habertürk TV’de Veyis Ateş’in programında soyadımızı ilk değiştiren babam oldu beyanıda doğruyu yansıtmıyor. Baba Hasan İmamoğlu’nun babası Mehmet beyin ne baba ne anne tarafının arşivlerde bir kaydı yok. Dolayısıyla @ekrem_İmamoglu ‘nun baba tarafından dedesinin adının Mehmet, babaannesinin adının Zehra olduğunu, Zehra hanımın babasının adının Osman, annesinin adının da Ayşe olduğunu biliyoruz. BU SOYAĞACI NEDEN ÖNEMLİ? İnsanların soyu-sopu kimseyi ilgilendirmez ama birisi çıkıp milyonların gözünün içine baka baka yanlış bilgiler veriyor, bunu seçim malzemesi yapıyor ve bu yalan-yanlış bilgiler üzerine bir şirket profili ve başarı hikayesi kurguluyorsa, işte bu soyağacı o zaman önem kazanıyor. Çünkü 2004 yılında batmış, 2012 yılında amcaları Ali İmamoğlu’nu iflastan kurtaramayıp intihar etmesine tanıklık etmiş bir aile, nasıl oluyorda oğullarının 2008'de CHP üyesi, 2009'da kurucusu olarak CHP Beylikdüzü İlçe Teşkilatı Başkanı ve 2014'te de CHP Beylikdüzü Belediye Başkanı olduktan sonra ultra zenginleşiyor, sorusu cevap bulmalı. Sonuç olarak, Ekrem İmamoğlu ‘nun Mevlüt Müdafa diye bir dedesi yok! Ne Hasan İmamoğlu’nun ne babası Mehmet ne de annesi Zehra'nın Mevlüt Müdafa diye bir babası veya dedesi yok! Kayıtlarda bir Mevlüt Müdafa var o da Ekrem İmamoğlu ‘nun anneannesi Emine hanımın babası. Çok yakında Ekrem İmamoğlu ve babası Hasan İmamoğlu'nun Yalova ve Güngören maceralarıyla yeniden bu soy ağacını güncelleyeceğim...

Emre Ercis

301,834 views • 2 years ago

🔴💥 Levent Gültekin, dünkü yayınında çok absürt bir karşılaştırma yapıyor! İddiasına göre “17-25 Aralık’ta yolsuzluk var ama cemaat Akp’ye DARBE yaptı. Şimdi de cemaatin yaptığının aynısını Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na yapıyor!” Cemaate mi çakıyor, Ekrem İmamoğlu’na mı çakıyor belli değil… Levent Gültekin’e soralım o zaman; 17-25 Aralık soruşturmaları nasıl yönetilseydi Akp’ye darbe olmazdı? Ya da bu soruşturmalar hiç açılmamalı mıydı? Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğu nasıl ortaya çıkarılacaktı? Üstelik #1725Aralık soruşturmaları cemaatin değil, savcılık talimatı ve 33 farklı mahkemenin verdiği kararla ortaya çıkarıldı. Bakın tek mahkeme değil! 33… Bu mahkemelerde görevli hakimlerin çoğu da hala görevinde! Evet #15Temmuz sonrası ihraç edilmediler. Bu mahkemelerde resmi prosedürlere uyuldu ve hukuki bir süreç devam etti. Gizliliğe riayet edildi. Üstelik Reza Zarrab için başlatılan soruşturma altın kaçakçılığı şüphesiyle başlamıştı. Sonradan konu evrildi. Polis, diğer suçları bu soruşturma devam ederken tespit etti. Yasal dinlemeye takıldı birçok suç. Bunlardan bir tanesi de İçişleri Bakanı Muammer Güler’di. Zarrab tarafından Muammer Güler’e verilen 3 Milyonluk rüşvetin fiziki takibini yapan polislerin Erdoğan ve diğer şüpheliler tarafından farkedilmesi üzerine savcı operasyon talimatı verdi. Mahkeme kararıyla polisler operasyonu yaptı. Yani 17-25Aralık’ı cemaat yaptı deyip hem olayı sulandırmanın hem de Akp’ye DARBE yapıldı demenin bir anlamı yok! 17-25 Aralık sürecinde derin devletin izlerini görmek lazım esas! Yoksa 33 mahkemede koordinasyonu sağlamak mümkün mü Sn Levent Gültekin? Devleti en iyi bilenlerden biri de sizsiniz! Derin Devlet, müesses nizam, güç odakları, adına ne derseniz… Hatta küresel güç odakları; 1725Aralık soruşturmalarıyla Erdoğan’ı kendilerine mahkum ettiler. Yoksa 33 ayrı mahkeme kararıyla 1725Aralık’ı yürütmek mümkün mü? En nihayetinde de Erdoğan 17-25 Aralık’tan kurtuldu, derin devlet de Ergenekon dosyalarını kapattı. 12 yıldır zoraki aşk devam ediyor. Arada Devlet Bahçeli Erdoğan’a 17-25 Aralık dosyalarını gösterip balans ayarı veriyor. Sizler 1725Aralık’ı ‘darbe’ diye nitelendirirken sadece vazifesini yapıp hırsız yakalayan polisler 12 yıldır cezaevindeler! El insaf! #TutsakPolisler #persembe

ABCD Medya

106,567 views • 9 months ago

‼️ 🛑 Ekrem İmamoğlu’nun Diploma Davası Yine Ertelendi: 6 Temmuz’a Kadar Bekleyecek miyiz? İstanbul – Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda bugün (16 Şubat 2026) bir kez daha aynı manzara: Ekrem İmamoğlu, zincirleme resmi belgede sahtecilik suçlamasıyla 4. kez hakim karşısına çıktı. Savcıdan esasa ilişkin mütalaa beklenirken, mahkeme heyeti bir kez daha “bekletici sebep” gerekçesiyle dosyayı 6 Temmuz 2026’ya erteledi. Yani neredeyse 5 ay daha belirsizlik, 5 ay daha “acaba ne olacak” sorusu. ⁉️ Peki bu erteleme neden bu kadar uzun? Resmi açıklama net: İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin 23 Ocak’ta verdiği “diploma iptali kararı reddedildi” hükmünün gerekçesi henüz kesinleşmedi. Temyiz/istinaf süreci devam ediyor, Danıştay aşaması bekleniyor. Mahkeme başkanı, “Kesinleşmeden ilerleyemeyiz” dedi. Hukuki açıdan mantıklı görünebilir; ama Türkiye’nin siyasi yargı tarihinde bu tür “bekletici sebepler” sıklıkla siyasi takvimle örtüşür. Sürüncemede Bırakma ve Yıpratma stratejisi…Zamanlamayı Kontrol Etme!!! Beş aylık erteleme tesadüf değil. Temmuz 2026, yargı tatilinin hemen öncesi; dava sonbahara sarkacak. AKP’nin hesabı basit: Kararı 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yakın bir zamana çekmek. Erken mahkumiyet çıkarsa itirazlar uzar, siyasi yasak kesinleşir. İmamoğlu “bekleme modunda” kalır, kampanya yapamaz, muhalefetin en güçlü potansiyel adayı olarak fiilen devre dışı bırakılır. Tabii birde Psikolojik ve Siyasi Yıpratma… Dava açık kaldıkça İmamoğlu’nun üzerindeki baskı artıyor. Pro-AKP medya “suçlu” imajını pompalıyor, muhalif taban yoruluyor, demoralize oluyor. Zaten İBB yolsuzluk soruşturmasından tutuklu olan İmamoğlu, bu ikinci dosyayla “siyaseten ölü” tutuluyor. Klasik taktik: Süreci uzat, kamuoyunu yor, sonunda karar ver. Gezi’den bugüne defalarca gördük. Ve en önemlisi … Hukuki Kılıf Altında Siyasi Hedefleme!!! Yüzeyde “usulsüz yatay geçiş” var; İstanbul Üniversitesi “kendi kararı” diyor. Ama sürecin hızı dikkat çekici: CİMER ihbarı -üniversite incelemesi -iptal -dava, hepsi İmamoğlu’nun popülaritesi zirvedeyken patladı. AKP, bunu Erdoğan’ın 2028’de rakipsiz kalması için kullanıyor. Siyasi yasak gelirse İmamoğlu sadece cumhurbaşkanlığından değil, belediye başkanlığından da uzak kalır. Peki Alternatif senaryolar ne !!! Dava İmamoğlu lehine biterse “Yargı bağımsız” diyecekler. Ama asıl amaç süreci sürüncemede bırakmak, muhalefeti bölmek. Erken seçim olursa dava “bomba” gibi patlatılır. Muhalefet “kumpas” diyor; İmamoğlu’nun duruşmadaki “sıçan gibi kaçacaklar” çıkışı da sürecin kırılganlığını gösteriyor. AKP’nin planı net: İmamoğlu’nu Erdoğan’a rakip olmaktan çıkarmak. Bu, Türkiye’de siyasi davaların klasik örneği hukuk, siyasi araç haline geliyor. Ama planlar her zaman tutmayabilir; kamuoyu tepkisi, uluslararası baskı ya da yargı içindeki sürprizler dengeleri bozabilir. 6 Temmuz 2026’daki duruşma kritik olacak. O zamana kadar İmamoğlu hapiste, dava havada, muhalefet belirsizlikte… Siyaset, hiç bu kadar öngörülemez bir oyun olmamıştı… Ekrem İmamoğlu Ekrem İmamoğlu (International)

Naz YAVUZARSLAN

24,674 views • 6 months ago

📢"Adamı Otomatik Silahlarla Tehdit Ettiler! Bunlar Çok Tehlikeli Adamlar!" 🔴Gazeteci Nedim Şener Nedim Şener 🇹🇷 İBB Soruşturmaları kapsamında gelen itirafçılar hakkında hiç bilinmeyenleri anlattı! ⚪️"İtirafçı olan Ertan Yıldız'ın kapısında şuan polis koruması var! Kimden korunuyor bu adam, tabi ki de İmamoğlu ve çevresinden. Yıldız'ın ailesini tehdit ettiler, adli makamlara iftira atması ve ifadesini değiştirmesi için! Bunlar çok tehlikeli insanlar! Organize bir suç ile karşı karşıyayız!" 🔴"Karşımızda ta Beylikdüzü'nden gelen bir suç yapısı var. Bu suç yapısı tamamen İmamoğlu'nun kişisel hırsından dolayı onu siyasette bir yere taşımaya yönelik. Ertan Yıldız'ı itirafçı olmaya iten sebep de bu zaten. Ya diyor ki 'Bunlar oldu, yapıldı. Bizi de kullandı. İyi de hala adam cezaevinden kampanya yapmaya devam ediyor. Bizim de ailemiz çevremiz anne babamız sıkıntı çekiyor.' Ama Özgür Özel'in de tek bir derdi var İMAMOĞLU! Ondan başka kimseden bahsetmiyor. Murat Ongun'dan, Fatih Keleş'ten, Ertan Yıldız'dan, sıvacı Adem Soytekin'den bahset, 'Yahu bu adam masum' de. Hayır o imamoğlu diyor. Dolayısıyla İmamoğlu'nu savunanların ikiyüzlülüğü de burada gün yüzüne çıkıyor biliyor musunuz. Burada tam bir suç birliği var." 🔴"Şimdi Ertan Yıldız'ın başına geleni söyleyeyim size: Oturduğu yerde polis korumasında yaşıyor biliyor musunuz! Ekrem İmamoğlu ve çevresi, bu özel kalemi ve koruması var ya bunlar Ertan Yıldız'ın ailesine gidip tehdit ediyorlar. Ve hatta 'İfadesini geri çeksin ve savcılık bu ifadeyi baskı ve işkenceyle aldı diye ifadesini değiştirsin' şeklinde baskı yapıyorlar. Bu ahlaksızlar kendi yaptıklarını sanki savcılık yapmış gibi davranıyorlar. Savcılık bu konuda o kadar titiz davranıyor ki gerçekten buna çok gerek var. Eğer baskı ile ifade alınıyor diyorlarsa o sırada bir sürü kişi var yanında, avukatları var. Şimdi ne oldu aile bunu söyleyince Ertan Yıldız tahliye olmuş ve şuan evinin önünde polis koruması var. kimden koruyorlar Ertan Yıldız'ı? İmamoğlu ve çevresinden. Çünkü neden, bunlar tehlikeli adamlar. Diplomasının iptaline giden süreçte CİMER'e ilk şikayette bulunan Ozan diye bir genç var, adamı otomatik silahlarla tehdit ettiler. diyeceksiniz ki 'Onunla ne alakası var?' bilmem artık ne alakası var!" #İBB #Ekremİmamoğlu #İBBSoruşturmaları #ibbsoruşturmaları #mahkeme #CHP #özgürözel #yolsuzluk #dava #ibb #ErtanYıldız #İtirafçı

Haber Global

27,599 views • 1 year ago

Ertuğrul Özkök: "Siz unuttunuz, Tayyip Erdoğan da bu ülkede 2002'de yolsuzluktan yargılandı. Unuttunuz mu bunları? Belediye başkanlığında yolsuzluktan yargılandı. 2002'de Tayyip Erdoğan'ın suçlama iddianamesine baktın mı sen? Ekrem İmamoğlu için yapılan suçlamaların maddeleri dahi aynısı. Bak aynısı. Tayyip Erdoğan –ben haklı demiyorum, haksız bir şeydi, haksız bir yargıydı– Sadece Akbil, bugün Ekrem İmamoğlu ile ilgili ortaya konulan iddialardan daha fazlaydı parasal olarak. Şimdi, Tayyip Erdoğan'ı ne evinden aldılar ne eşini, çocuğunu, kızını, şoförünü, yakınlarını aldılar. Hatta ilk celsede hakim şeyden vareste tuttu; davaların, duruşmaların görülmesine dahi gitmedi. Bir kısmından beraat etti o dönemde, bir kısmından da zaman aşımına uğradı. Aynı suçlamalardır. Sana daha sonrasını söyleyeyim. Bugün Gannuşi müebbet hapse mahkum edildi. Evet. Dört tane mahkeme açıldı hakkında, biliyor musun nelerden dolayı? Bir tanesi, mahkemelerden bir tanesi, partisinde finansal yolsuzluklar hareket içerisinde, parti içerisinde finansal yolsuzluklardan. Bir tanesi, medya –kendine yakın medyaya para sızdırmak, orada para aklamak–. Bir tane daha bir şey var. Bir dördüncüsü de en sonda, devleti ele geçirmek için yapı kurmak. Onun da suçlamaları Türkiye'dekiyle aynı. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bizim Müslüman dünyasının bir sorunu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan geldiği günden beri haklı olarak ne dedi? 'Bizim' dedi, 'hesap vereceğimiz yer halkın iradesidir' dedi, değil mi? Muharrem Coşkun: 'Milletimizdir' dedi efendim. Ertuğrul Özkök: 'Milletimizin iradesidir' dedi. Tamam ama ne yazık ki bu ülkelerde, Müslüman ülkelerde iktidara gelen kimse milletin iradesine bakmıyor; sadece geliyor, ondan sonra o yolsuzluk bilmem ne şu bu..."

Nasuh Bektaş

15,057 views • 2 months ago

Akit TV'de ilginç anlar. Gazeteci Ertuğrul Özkök: "Siz unuttunuz, Tayyip Erdoğan da bu ülkede 2002'de yolsuzluktan yargılandı. Unuttunuz mu bunları? Belediye başkanlığında yolsuzluktan yargılandı. 2002'de Tayyip Erdoğan'ın suçlama iddianamesine baktın mı sen? Ekrem İmamoğlu için yapılan suçlamaların maddeleri dahi aynısı. Bak aynısı. Tayyip Erdoğan –ben haklı demiyorum, haksız bir şeydi, haksız bir yargıydı– Sadece Akbil, bugün Ekrem İmamoğlu ile ilgili ortaya konulan iddialardan daha fazlaydı parasal olarak. Şimdi, Tayyip Erdoğan'ı ne evinden aldılar ne eşini, çocuğunu, kızını, şoförünü, yakınlarını aldılar. Hatta ilk celsede hakim şeyden vareste tuttu; davaların, duruşmaların görülmesine dahi gitmedi. Bir kısmından beraat etti o dönemde, bir kısmından da zaman aşımına uğradı. Aynı suçlamalardır. Sana daha sonrasını söyleyeyim. Bugün Gannuşi müebbet hapse mahkum edildi. Evet. Dört tane mahkeme açıldı hakkında, biliyor musun nelerden dolayı? Bir tanesi, mahkemelerden bir tanesi, partisinde finansal yolsuzluklar hareket içerisinde, parti içerisinde finansal yolsuzluklardan. Bir tanesi, medya –kendine yakın medyaya para sızdırmak, orada para aklamak–. Bir tane daha bir şey var. Bir dördüncüsü de en sonda, devleti ele geçirmek için yapı kurmak. Onun da suçlamaları Türkiye'dekiyle aynı. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bizim Müslüman dünyasının bir sorunu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan geldiği günden beri haklı olarak ne dedi? 'Bizim' dedi, 'hesap vereceğimiz yer halkın iradesidir' dedi, değil mi? Muharrem Coşkun: 'Milletimizdir' dedi efendim. Ertuğrul Özkök: 'Milletimizin iradesidir' dedi. Tamam ama ne yazık ki bu ülkelerde, Müslüman ülkelerde iktidara gelen kimse milletin iradesine bakmıyor; sadece geliyor, ondan sonra o yolsuzluk bilmem ne şu bu..."

TKR

956,248 views • 2 months ago

Yarın, 11 Nisan 2025 günü Ekrem Başkan’ın “sanık sıfatıyla” yargılanacağı iki ayrı duruşma yanında, CHP Istanbul İl binası alımıyla ilgili bir duruşma olmak üzere, takip edeceğimiz üç ayrı dava/duruşma olacak. TESADÜFE bakın ki, üçü de aynı güne denk gelmiş ve fakat üçü de ayrı adliyelerde görülecek. Bunlar Silivri Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü, Büyükçekmece Adliyesi ve Çağlayan Adliyesi.. TESADÜFLER ve hukuka aykırılıklar, doğal olarak koşut gidiyor. Kısaca özetlemeye çalışalım: 1- Ekrem Başkan’ın Akın Gürlek’i tehdit ettiği iddiasıyla açılan dava, sabah 10:00’da Silivri’de başlayacak. Davayı 14. Ağır Ceza Mahkemesi (ACM) görecek. Peki davaya hangi mahkemenin bakacağı nasıl belirleniyor? Çağlayan’da 44 adet ACM var. UYAP sistemi, tesadüfen ve otomatik olarak, davaya bakacak mahkemeyi belirliyor. Peki bu tesadüf mahkeme ataması, nasıl bir sonuç doğurmuş? 14 ACM Akın Gürlek’in daha evvel heyet başkanı olduğu mahkeme. Demek ki Ekrem İmamoğlu, Akın Gürlek’in mağduru olduğu savlanan tehdit davasında, Akın Gürlek’in eski Başkanı olduğu mahkemede yargılanacak. Peki bu mahkemenin şimdiki Başkanı kim: Daha evvel 26. ACM’de, 37. ACM’de ve 14. ACM’de Akın Gürlek Başkan iken, üye sıfatıyla heyette bulunan hakim. Akın Gürlek’in Adalet Bakan Yardımcısı olması sonrasında, sözü geçen kişi heyet başkanı oluyor. Peki heyetin diğer üyesi kim? AKP’li Başakşehir İlçe Belediyesi’nde Hukuk Müşavir iken adli yargıya geçen ve 14 ACM üyeliğine yükselen bir hakim. Başkan dahil heyetin üç kişiden oluştuğunu da belirtelim. Kısacası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın mağdur olduğu iddiasıyla açılan davada, soruşturmayı, Başsavcı’nın talimatı altında bulunan savcılar başlatıyor, davayı daha evvel üç ayrı ağır ceza mahkemesi heyetinde yanında bulunan üye bu kez başkan sıfatıyla görüyor, heyetin diğer üyesi ise AKP’li bir belediyeden adli yargıya geçen şimdiki hakim. Bu TESADÜFLER, daha duruşma başlamadan bir sonuç doğuruyor: Ekrem Başkan’ın avukatları, Çağlayan Adliyesi 14 ACM’de başlayacak duruşmaya Başkan’ın fiziken getirilmesi ve SEGBİS sistemiyle değil mahkemede bizzat ifade vermesi yönünde dilekçe veriyorlar. Mahkeme önce bu isteği kabul ediyor, yarım saat sonra fikir değiştirerek duruşmayı Silivri cezaevi kampüsü içindeki 2 No’lu salona alıyor. Gerekçesi ise Çağlayan Adliyesi fiziki koşullarının tarafların mağduriyetine yol açabileceği(!) Yani duruşmayı kent merkezindeki Şişli - Çağlayan Adliyesi’nden 100 km dışarıya, Silivri Cezaevleri içindeki duruşma salonuna taşıyarak, bizlerin mağdur olmasını önleyeceklermiş.. “Gerekçe” diye buna denir.. Bu duruşma salonu dışından bugün çekilen videoyu mesaj ekine iliştiriyor ve ifade ediyorum: Duruşma salonunu Silivri’ye değil Hakkari’ye de taşısanız, yarın orada olacağız. Ve bir çağrı yapalım: Duruşmayı vergilerimizle yandaşlık yapan TRT naklen yayınlasın. Seçim geceleri AKP’yi yenilir görünce yayın durduran AA duruşmayı linkle tüm kanallara geçsin. Kim haklı kim haksız vatandaş gözüyle görsün, kulağıyla duysun. Madem duruşma salonlarından siyaseti dizayn etmeye çalışıyorsunuz, haydi yapın bunu. 2- Gelelim 11 Nisan 2025 günü 10:30’da Çağlayan Adliyesi’nde görülecek İstanbul İl Binası alım duruşmasına. 59 Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 3 üncü duruşması 37 ACM salonuna alındı. TESADÜF bunun da duruşma tarihi aynı güne denk geldi. Şimdi size bir çağrı daha yapalım: Bu duruşmayı da naklen yayımlayın ancak bir ilave araştırmayı da beraberinde yaptırın. AKP İl binasının alımı konusunda MASAK bir rapor düzenlesin görelim, ayrıca Türkiye’de mülk satışlarında elden ödeme pratiği konusunda bir yansız kamuoyu araştırması yaptırıp sonuçlarını TRT’de paylaşın! 3- Nihayet günün son duruşması Büyükçekmece Adliyesi’nde ve saat 15:00’te başlayacak. Tüm bilirkişi raporları lehe. Savcı 2 Ekim, 20 Kasım ve 8 Ocak duruşmalarında mütalaa vermedi. Hakim 3 ay sonraya ve son kez olmak üzere süre vermişti. O süre de TESADÜFEN 11 Nisan’a denk gelmişti. Yarını yaşayacağız, her şey çok güzel olacak!

Gökhan Günaydın

76,804 views • 1 year ago

İBB iddianamesindeki eylemlere savunma getirmek yerine yeniden gazetecileri hedef alarak açıklama yapan Özgür Özel’e Fuat Uğur🇹🇷 #MedyaKrtik’te Özel’in yayımlayacağım dediği ama yayımlamadığı 32 saatlik görüntüleri ve “kaçtı” dediği Aziz İhsan Aktaş’ın kendisine canlı yayında “Ben buradayım, Genel Başkan Yardımcılarında telefon numaram var, isteselerdi konum atardım” dediği konuşmasını hatırlattı. Fuat Uğur, Cem Küçük’ün Sabah Gazetesi’nde yer alan ancak iddianamede yer almayan haberi alıntılaması üzerinden iddianameye yönelik savunma stratejilerisi oluşturan Özgür Özel’e “Mutlak butlan kararı çıkmadı diye kurultayda delegeler satın alınmadı mı?” diye sordu. Fuat Uğur’un konuşmasına dönersek, Özel’e yönelik sorularının oldukça çarpıcı olduğunu belirtmek gerekir. Konuşmanın en kritik cümlesi de sonunda saklı: “Bu iddianame Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel için bir hesap kesim tarihi.” ÖZEL’IN SAVUNMA STRATEJİSİ: İDDİALARI YANITLAMAK YERİNE KONTROL EDEMEDİĞİ MEDYAYLA SAVAŞMAK Özgür Özel daha önce de İBB soruşturmasını haber yapan gazetecileri hedef almış, miting alanında yuhalatmıştı. Bu arada gazetecilerin, adliye muhabirlerinin soruşturmadan kulis şeklinde haber alması gazeteciliğin en temel unsurlarından biridir. İlgili haberin iddianamede yer almaması başka soruşturmalar açılabileceği ya da ihbar / ifadenin iddianamede yer alabilecek şekilde somut delille gerekçelendirilemediği gibi bir anlama gelebilir. Ayrıca konuyla ilgili ifade geri çekilmiş ya da muhabir eksik bilgiyle haber yapmış da olabilir. Ancak bu durumlardan herhangi biri böyle bir hazırlığın olmadığı anlamına gelmez. Örneğin iştiraklerle ilgili de pek çok haber çıktı ancak iddianamede yok. Ek iddianame ya da soruşturmanın genişletilmesi bunun gibi durumlarla ilgilidir. İddianamede yer almayan konular da kamu yararı gereği haberin unsurunu oluşturur. Bunun için haberin konusunu oluşturan kişiler tekzip yayımlarlar ve gazeteci de alıntıladığı haber üzerine yaptığı yorumları geri çeker. Mekanizma normalde böyle işler. Ancak CHP Genel Merkezi, iddialara yanıt vermek yerine “bakın tüm iddialar boşmuş” diyebilmek için açık arayıp, “kontrol edemedikleri medyayla” savaşarak kitlesini konsolide etmeye çalışmayı tercih ediyor.

Ece Sevim

15,883 views • 8 months ago

💥🇨🇳Çinli Prof. Zhang Weiwei İran savaşına dair: "Bu savaş Amerikan imparatorluğunun çöküşünü hızlandıracak" "Çin ve İran askeri işbirliği var, Çin büyük bir güçtür" "Bir anlaşmaya vardığımızda her maddesini uygularız" "Trump nasıl olur da kavga çıkarmaya cüret eder?" "Ticaret savaşı, Gümrük vergisi savaşı ve Teknoloji savaşı başarısız oldu. Bu savaş da başarısız olacak." Tam metin ➖ Bu yılın 28 Şubat'ında Amerika ve İsrail, İran'a askeri saldırı başlattı. ➖ Bu açık bir saldırganlık eylemiydi. ➖ Birkaç gün içinde giderek daha fazla insan aynı kanıya vardı: ➖ Trump yine büyük bir stratejik hata yaptı. ➖ Trump ve hükümeti başlangıçta Hamaney'i ortadan kaldırmanın yeterli olacağını düşündü. ➖ Bunu ilk günkü bombardımanda başardılar. ➖ İran'ın askeri komuta sisteminin çökeceğini sandılar. ➖ Halkın ayaklanacağını ve İran'ın teslim olacağını düşündüler. ➖ Ancak beklenmedik şekilde İran'ın karşı saldırısı çok güçlü ve hızlı oldu. ➖ Güvenilir raporlar mevcuttur; bazı bilgilerin doğrulanması zor olsa da. ➖ Örneğin, Körfez ülkelerindeki neredeyse tüm ABD askeri üsleri saldırıya uğradı. ➖ İran'ın füze ve insansız hava araçları bu üsleri hedef aldı. ➖ Bu kez saldırıların isabeti çok daha yüksekti. ➖ Altı ay önceki on iki günlük savaşa kıyasla ciddi bir gelişme sağlanmış. ➖ Teknoloji ve diğer alanlarda açık bir ilerleme görülüyor. ➖ Dün biri bana soru sordu: ➖ "Çin, İran'a gemisavar füzeler ve hipersonik silahlar mı sağladı?" ➖ Çin ve İran 25 yıllık kapsamlı bir işbirliği anlaşması imzaladı. ➖ Bu anlaşma askeri işbirliği içeriyor. ➖ Hepsi kamuya açık, inceleyebilirsiniz. ➖ Çin büyük bir güçtür. ➖ Bir anlaşmaya vardığımızda her maddesini uygularız. ➖ Bu saldırıda neredeyse İsrail'in tüm şehirleri hedef alındı. ➖ İsrail'in stratejik derinliği yok. ➖ Bu büyük bir dezavantaj. ➖ Küçük kasabalar ve hassas bölgeler de yoğun füze saldırılarına maruz kaldı. ➖ Tel Aviv en ağır etkilenen bölge oldu. ➖ Ulusal Güvenlik Ofisi ve Genelkurmay Başkanlığı saldırıya uğradı. ➖ Hava Kuvvetleri Komutanlığı, ticari bölgeler ve kimyasal tesisler de hedef alındı. ➖ İran bu karşı saldırıyı çok önceden planlamış görünüyor. ➖ Dini lider, savunma bakanı ve başkomutan ilk saatlerde hayatını kaybetti. ➖ Ama önceden hazırlanan planlar yine de aynı anda devreye girdi. ➖ Dikkat çekici nokta şuydu: İsrail'in ve ABD'nin lojistik hatları hedef alındı. ➖ Bu, çok önceden yapılmış stratejik bir planlamanın ürünüydü. ➖ İsrail ve ABD, Hamaney'i suikastla ortadan kaldırmayı planlamıştı. ➖ Küçük bir bedelle büyük stratejik başarı elde etmeyi ve İran'ı çökertmeyi umuyorlardı. ➖ Ancak sonuç tam tersi oldu. ➖ İran'ın ekonomisi zaten çok kötüydü. ➖ Renkli devrim neredeyse başarıya ulaşmak üzereydi. ➖ Ekonomik sıkıntılar toplumsal hoşnutsuzluğu körüklüyordu. ➖ Çeşitli muhalif sesler yükseliyordu. ➖ ABD renkli devrime umut bağlamıştı. ➖ Hükümeti destekleyen güçler de küçümsenmeyecek büyüklükteydi. ➖ Bu nedenle uzun süredir bir çekişme süreci yaşanıyordu. ➖ Oysa Hamaney'in öldürülmesi onun için bir şehadet anlamına geldi. ➖ Artık aziz olarak görülüyor. ➖ İran en azından şu an için daha da kenetlendi. ➖ ABD ve İsrail'in saldırganlığına karşı birlikte direniyor. ➖ Hamaney bir sembol, bir simge, hatta bir bayrak haline geldi. ➖ Bence ABD ve İsrail bunu hiç öngörememişti. ➖ Trump'ın kararları hep aceleci. ➖ Hiçbir ciddi araştırma yapılmıyor. ➖ İran toplumunda zaten gelir eşitsizliği ve toplumsal hoşnutsuzluk mevcuttu. ➖ Reformcularla muhafazakârlar, dindarlarla laik kesim arasında gerilim vardı. ➖ Ama yoğun bombardıman iç sorunların bir kenara bırakılmasına yol açtı. ➖ Bu sorunlar ileride yeniden su yüzüne çıkacak. ➖ Yabancı saldırılar çoğunlukla bu tür bir birlik etkisi yaratır. ➖ Sonuç olarak ABD ve İsrail karşıtı öfke ve intikam duygusu güçlendi. ➖ İran'ın Libya ya da Suriye olmadığını unutmamak gerek. ➖ İran'ın kendine özgü kadim bir medeniyeti var: Pers medeniyeti. ➖ İranlılar "Medeniyetimiz 6.000 yıldır devam ediyor" diyor. ➖ Kadim ve bağımsız bir medeniyet mirası taşıyor. ➖ İran önemli bir imalat kapasitesine sahip, özellikle savunma sanayiinde. ➖ Bir anlamda orta ölçekli bir güç; gelişmekte olan ülkeler arasında önemli bir konumda. ➖ Ama asıl mesele şu: Trump'ın karar alma kalitesi son derece düşük. ➖ Bu da ABD'yi köşeye sıkışmış bir hale getirdi. ➖ Bu savaş Amerika'yı yeniden büyük yapmayacak. ➖ Aksine Amerikan İmparatorluğu'nun çöküşünü hızlandıracak. ➖ 2018'den bu yana kamuoyu önünde açıkça söyledik: ➖ Bu karar alma kalitesiyle savaşa girmeye kalkışmamalı. ➖ "Bu Çin" programında bunu defalarca vurguladık. ➖ Ama görünüşe göre o bu programı izlemedi ya da dersleri özümseyemedi. ➖ Her karar aynı şekilde alındı. ➖ Çevresindekiler de karşı çıkmaya cesaret edemedi. ➖ Bunun sonucunda birbiri ardına hatalı kararlar çıktı. ➖ Ticaret savaşı da başarısız oldu, tarife savaşı da, teknoloji savaşı da. ➖ Şimdi bu İran'a yönelik saldırganlık da aynı akıbete uğrayacak. ➖ Amerika'yı yeniden büyük yapmayacak. ➖ Yalnızca Amerikan İmparatorluğu'nun çöküşünü daha da hızlandıracak. ➖ Teşekkürler.

Kuşçu

89,369 views • 5 months ago

Nihat Kahveci: Bir karşılaşmayız dedik. Vallahi yine rotasyon yaptı mı? Okan Hoca yaptı. Bu sefer dört. Abdülkerim, Lemina, Yakovs. Üç. Dur biri daha var. İlk on birden. Şalay. Şalay. Kadro da yok diye. Aynen evet. Dört rotasyonla bu maça çıktı. Şimdi Koya Spor deplasmanında çok kötü oyun. Ardından doksan dakika Torino'da çok kötü oyun. 5 tane gol yiyen, 1 tane gol atamayan Galatasaray. Son 180 dakika, 30 dakikalık uzatmaları ayrı bir yere koyuyorum. 10 dakika kalan Juventus çok yorulmuştu. O dakikadan sonra Osümen fişi çekti. Barış Elper Yılmaz fişi bir daha takıp bir daha çekti. Daha sayı turu geçti. Son 16'da rakibi de belli oldu Liverpool. Yakın zamanda da o 3 sahada burada 1-0 yenilen Liverpool maçı var. İnşallah da bu 2 maç sonrasında da Galatasaray turu geçen taraf olur. Kolay mı? Zor. O günkü Liverpool'dan daha iyi bir Liverpool var. Bugün de liginde 5-2'lik bir galibiyet elde etti. İç sahada 5 gol attı. Şimdi Galatasaray'daki taraftarlar lige nasıl döneceği merak konusuydu takımın. Kolay değil. Çarşamba gecesi başlayan, perşembe sabahı biten, 3-0 biten 90 dakika, uzatmalarda 3-2, 120 dakika. Maç sonunda neredeyse sevinmeyen futbolcular. Turu geçmesine rağmen üzgün olan futbolcular, maç sonunda sevinmeyen bir teknik direktörü Okan Hoca, 4 yıllık Galatasaray kariyerimdeki en kötü performansı gösterdik diyen Okan Hoca, hepsinin üzgün olduğu, seyahat ettiği, İstanbul'a geldiği ve... Oynamak zorunda oldun çünkü lig devam ediyor. Bu ligde yine şampiyon olacaksın ya da ikinci sırada olacaksın ki seneye yine şampiyonlar ligi göresin. Burayı göz ardı etmek olmaz. Taraftar merakla geldi. Biz Konya'da hiçbir şey oynamadık bugün hiç sahada ne oynayacağız dedi. Ve Galatasaray belki herkesin beklediği... Çok çok iyi futbol olmasa da bazı oyuncuların bireysel performanslarıyla bugün maçı 3-1 kazandı. Galatasaray maçı 3-1 kazandı diye maçı izlemeyen birine sorsam. O Sümen kesin atmıştır. Belki Barış bir tane. Belki Lank. Belki sana atmıştır der. Goller sağ bek Boğay'dan geldi. Orta sağ Torara'dan geldi. Ve O Sümen'den geldi. Maç 3-1. Bu arada Alanya Sporu da tebrik ediyorum. Gelip kapanmıyor. Bir oyun şekli var. Oyun kırıyor. Kuruyor. Çok iyi çıkıyor. Ön tarafta iyi oyuncuları var. Orta sahada iyi oyuncuları var. Makuta Canviye. İyi oynadılar ikisi de. Makuta ile çok iyi oynadı. Sezonun golünü atabiliyordu. Uğurcan çıkardı. Munye'yi neden oynattığını görür görmez söyledim. Çok orta kesen bir oyuncu. Munye'nin kafa topunu kullanır dedim. Kafayla gol attı Munye. Ama sonrasında Galatasaray bir birden sonra on dakika içinde verdiği reaksiyonla Torero'nun şık golüyle kazandı. Maçın hakeminin maşallahı vardı. Sarı olmayan pozisyonlarda sarı kartlar. Sarı olması gereken hatta... Turuncu, aynı bu bardak rengi, Mahmut'un rengi gibi renkli pozisyonlar da vardı. Sana göreli, bana göreli. Maçın içinde penaltı mı değil mi Osman pozisyonu vardı. Sonunda Galatasaray istediğini elde etti. Bireysel anlamdaki oyuncuları biraz sonra paylaşacağım. Şu çok önemlidir. Fenerbahçe'de, İngiltere'de çok iyi bir maç oynadı. Seyahat edecek, çok sakatlıkları var ve Antalya'ya gidiyor. Şu an 5 puan, yarın akşama... Maçın önünde. Antalya Spor, Fenerbahçe maçına kadar Galatasaray taraftalar rahat bir şekilde bir haftada garanti lideriz şeklinde maçı izleyecek. Bugün seyirci de...

Galatasarayultrataraftar

213,327 views • 5 months ago

■ Dışişleri Bakanı HAKAN FİDAN : Son günlerde İsrail'den gelen Türkiye karşıtı söylemler bize "Sadece Netanyahu değil, muhalefette olanların da Türkiye’yi yeni düşman ilan etme arayışında olduklarını gösteriyor." dedi. ■ HATAY İÇİN KRİTİK UYARI : ▪︎ Güney Sınırında Risk Artıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yaptığı son açıklamalar, Türkiye'nin güney sınır hattında yer alan Hatay için dikkat çeken bir güvenlik uyarısını gündeme taşıdı. Suriye'de yaşanabilecek yeni gelişmelerin Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Fidan, bölgedeki risklerin büyüdüğünü vurguladı. Hatay'ın stratejik konumu nedeniyle hem güvenlik hem de lojistik açıdan kritik bir rol üstlendiği bilinirken, Suriye kaynaklı olası hareketliliklerin ilk olarak bu bölgeyi etkilemesi bekleniyor. Yapılan açıklamalar, sınır hattında yeni bir gerilim ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koydu. Uzmanlara göre bölgede yaşanabilecek gelişmelerin başlıca etkileri şu şekilde sıralanıyor: • Sınır hattında güvenlik risklerinin artması • Olası göç dalgalarının yeniden gündeme gelmesi .• Bölgesel çatışma ihtimalinin yükselmesi Hatay'ın Türkiye'nin güney kalkanı olarak taşıdığı önem, bu tür gelişmelerle birlikte bir kez daha ön plana çıkarken, gözler sınır hattındaki olası gelişmelere çevrildi. ■ NETENYAHU : Lübnan topraklarını ziyaret etti. "Bu toprakların sahibi artık benim,kimse bana karşı gelmeye cesaret edemez." Açıklamasında bulundu. Ayrıca " İran'a karşı yapılacaklar bitmedi. Hala yapacak daha çok işimiz var. " dedi. ■ UGANDA ORDUSU KOMUTANI Muhoozi Kainerugaba: "Türkiye ile çatışma istemiyorum. Bize karşı hayatta kalma şansları yok." ■ ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM : "İzni olmadan kuşatılmış bölgeye giren ya da bölgeden çıkan tüm gemilere, bayrağı ne olursa olsun müdahale edeceğiz." CENTCOM : ABD donanmasına ablukaya karşı gelecek tüm sivil unsurlar dahil vur emri verdi. ■ İran Meclis Başkanı KALİBAF : "Mevcut pompa fiyatlarının tadinı çıkarın.Hürmüz Boğazına yapmaya çalıştığınız sözde "blokaj" ile 4-5 dolarlık benzine hasret kalacaksınız." ■ HAKAN FİDAN : "Suriye bizim için hayati bir çıkar alanı, güvenlik alanı. Burada her türlü senaryoya hazırlıklı olmamız gerekiyor. " ■ TRUMP : İran'dan sonra Küba'yla ilgileneceğiz! ■ KÜBA Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel: "Zamanı gelirse,kendimizi savunacağız. Ve eğer ölmeye ihtiyacımız olursa,öleceğiz." ■ PAPA LEO : " Savaş bir putperestliktir, artık yeter. " ▪︎ Liderler, savaştaki eylemlerini savunmak için dini bir araç olarak kullandılar. Başta Savunma Bakanı Pete Hegseth olmak üzere ABD'li yetkililer, Hristiyanlık inançlarından bahsetti ve ABD'yi düşmanlarına karşı savaşan bir ' Hristiyan ulusu ' olarak tanımladı. ▪︎ Papa Leo ,Trump'a : Yönetiminden de İncil'in mesajını iletmekten de korkmuyorum. ■ SURİYE yönetimi, Türkiye’den ithal edilen başta tavuk eti olmak üzere 20’ye yakın tarım ve hayvancılık ürününe yasak getirdi. ■ ANKARA'DA SUYA AKAPE MİLLETVEKİLİ OSMAN GÖKÇEK ZAMMI !!! " Ankara Büyükşehir Belediyesi, Osman Gökçek’in “zammı iptal ettirdim” açıklamasına karşılık mahkeme kararının indirimli su tarifesini kaldırdığını duyurdu. Belediyeye göre bu nedenle 1 milyon 128 bin abone daha yüksek ücret ödeyecek, başkentte abonelerin yüzde 66’sının faturasına yaklaşık yüzde 10 zam yansıyacak. " ■ İSPANYA Başbakanı Pedro Sanchez’in eşi Begona Gomez hakkında, yolsuzluk, rüşvet ve nüfuz ticareti iddialarıyla dava açıldı. ■ İSRAİL merkezli Kanal 13: " İsrail'de çok sayıda İranlı casus faaliyet gösteriyor ve Shin Bet ile polis içinde bunlarla başa çıkmak için özel bir birim kuruldu." ■ TRUMP : Petrol ve gaz fiyatları KASIM ayına kadar yükselmeye devam edecek . ■ 13 Nisan 2026 itibarıyla Türkiye'de akaryakıt fiyatları,son yapılan zamlarla benzin litre fiyatı yaklaşık 63.61 TL, motorin (mazot) ise 77.69 TL civarında, ZAMLANMAYA devam ediyor. #Atabey19HHK #HüseyinHakkKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika #UkabPartisi

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

22,223 views • 4 months ago

FETÖ hesapları konusu gündem olduğuna göre ben de detayları anlatmaya başlayabilirim. Bahsi geçen 1900 hesap, FETÖ'nün içerik üreten anonim hesapları. Ben sayısının 3000'den fazla olduğunu tahmin ediyorum, yakında ulaştığım sonucu paylaşacağım ama FETÖ Etkileşim Ağının asıl gücü, benim 80 bin kadarını tespit ettiğim ama çok çok daha fazlası olduğunu düşündüğüm FETÖ retweet hesaplarından geliyor. Bakın şimdi size Atatürkçü taklidi yapan FETÖ hesaplarından birini göstereyim. T.C Zuhal isimli bu hesap, 2013'ün Kasım ayında açılmış ve paylaşım sayısı 913 bin. Bunun anlamı 13 seneden beri her 7 dakikada bir paylaşım yapıyor olması. 2019'a kadar fazla paylaşımı yok 2019 yılı itibari ile retweet bombardımanına başlıyor. Bu hesap, İmamoğlu propagandasının yanısıra FETÖ propagandası da yapıyor. (Aşağıda paylaştığı firari FETÖ'cü videoları da var) Bu bot hesabın, 2026 yılının 19 Haziran gününü incelediğinizde sadece bir gün içinde 175 Retweet yaptığını görebilirsiniz. Kimlere ne kadar etkileşim sağladığını yan taraflarına yazdım. İşte bu FETÖ hesaplarından binlerce olduğunu ve her an bu aşağıdaki gibi muhalif hesaplara RT desteği sağladığını düşünün. Bu hesaplar aynı zamanda milli hesapları da toplu şekilde bloklayarak görüntülemesini düşürüyor. FETÖ Etkileşim Ağına dahil olmak için Etkili haber, Avukat Cemil Çiçek, Cevheri Güven, Mustafa Okumuş vs gibi firari FETÖ'cü hesaplarının sembolik olarak retweetlenmesi ve meşru olduğunun tasdiklenmesi gerekiyor. Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Hüsnü Bozkurt, Emre Kongar, Ayşegül Aslan, Mine Kırıkkanat gibi doğma büyüme Atatürkçüler bile biat ederek bu sisteme katılmış durumda. Birkaçı hariç aşağıdaki hesapların tamamı FETÖ Etkileşim Ağına katılabilmek için FETÖ hesaplarına etkileşim vermeye devam ediyor. Maalesef Atatürkçüler arasında FETÖ'ye korkunç boyutta bir biat söz konusu. Bu konuyla alakalı soru sorduğunuz Atatürkçüler ise sizi direkt engelliyor. İsterseniz deneyin ve kendiniz görün. @ _erdalisik_ -Erdal Işık 2 @ nasuhbektas -Nasuh Bektaş 8 @ halktvcomtr -Halk Tv 5 @ Sol_Yumruk3 -Sol Yumruk 2 @ frekanstr_ -Frekans 3 @ BirGun_Gazetesi -Birgün 2 @ CanBoran_35 -Can Boran 3 @ Uluc_Gurkan -Uluç Gürkan 1 @ __DXB35ZUMRUT__ -Zümrüt 2 @ haberaktifcom -Haber Aktif 2 @ MaliGuller -Mehmet Ali Güller 4 @ Kahvecibrahim -İbrahim Kahveci 1 @ cumhuriyetgzt1 -Cumhuriyet 3 @ emresirinyeni -Emre Şirin 11 @ ajansoteki -Öteki 2 @ yavuzdegirmenci -Yavuz Değirmenci 2 @ ORHANBURSALI -Orhan Bursalı 5 @ avcemilcicek Cemil Çiçek 3 @ av_ugurpoyraz Uğur Poyraz 5 @ MaxTWeber Weber 1 @ AvAliDvrmAn AvAlidvrmAn 5 @ LeventUzumcu Levent Üzümcü 3 @ Nesrinnas Nesrin Nas 6 @ AcansHaber Acans 4 @ yvzah Ahmet Yavuz 1 @ NamkGne1 Namık Güneş 1 @ free_herkul Alper 1 @ UmitDikbayir Ümit Dikbayır 3 @ siring Şirin Payzın 4 @ SSSBBL777 SSSBBL777 @ NaimBaburoglu 1 @ degisimmCHP Değişim CHP 5 @ YusufElmas Yusuf Elmas 1 @ mruseng Mehmet Ruşen Gültekin 1 @ osman_nevres35 Osman Nevres 1 @ sabahatakkiraz Sabahat Akkiraz 2 @ OmerOzkubat Ömer Özkubat 1 @ hcimsit Hüseyin Cimşit 4 @ Sukrukucuksahin Şükrü Küçükşahin 1 @ TOPRAK_2_ Mustafa ozan 1 @ inanmutlu1 İnan Mutlu 2 @ fevrisosyologg levent 4 @ felsefenotlarim logos 1 @ totemcihaluk Haluk 1 @ KaanSekbann Kaan Sekban 1 @ SermiyanMidyat Sermiyan Midyat 1 @ ferg1923 fatih Ergin 1 @ BBahadirErdem Bahadır erdem 2 @ sabansevinc2 Şaban Sevinç 1 @ Armagan_caglaya Armağan Çağlayan 1 @ Muhabir_Haberr Muhabir 1 @ milena17626391 Milena 1 @ Bo_nan_za_ Cengiz Alper 1 @ AnnabelSeda35 Seda 1 @ umitozdag 1 @ Katfar Katfar 4 @ HsnBozkurt Hüsnü Bozkurt 1 @ BelovacSerap Serap Belovacıklı 1 @ rihsaneliacik İhsan Eliaçık @ fikretsarolu8 Fikret Sarıoğlu 2 @ DeSeteneya Derya 1 @ can_atakli_ Can Ataklı 1 @ ismailari_ İsmail Arı 1 @ BeyhanArk2 Beyhan Arık 1 @ CAOIletisim1 CB Adaylık Ofisi 1 @ muratagirel Murat Ağırel 1 @ TCebr3448 Ebru Çelik 2 @ orhanaydin6 Orhan Aydın 2 @ I__Legend_ legend 1 @ Uzaktan8138 Eren 1 @ emrahgulsunar Emrah Gülsunar 1 @ ProfDrYavuzKaya yavuz Kaya 1 @ ipekkozbey İpek Özbey 1 @ MuratMuratoglux Murat Muratoğlu 1 @ fatmacumhurefe Fatma Cumhurefe 1 @ baristerkoglu Barış Terkoğlu 1 @ ComezTurhan Turhan Çömez 1 @ GaniMujde Gani Müjde 1 @ emrkongar Emre Kongar 1 @ Muhabir_Haberr Muhabir 1 @ barispehlivan Barış Pehlivan 1 "@ ile hesap isimleri arasına boşluk bıraktım çünkü sistem 15'ten fazla hesap ismi etiketlendiğinde spam olarak algılıyor"

Abese İrca

76,749 views • 1 month ago

Kanlı Ay Tutulması bu gece tüm dünya dahil en iyi Türkiye 'den ve ANKARA'DAN izlenecek ve dünya üzerinde yaşayan insanların % 85 'i KANLI AY TUTULMASINA şahit olacak 14 Nisan 2014'te başlayan süreç olarak ezoterik mitler arasında yer alır. Olağanüstü hareketler olarak tarihte takip edilmiş ve yerini almıştır. Türk milleti uykuya devam ederse, ki uyudu ve fetret dönemine girdi. Şimdi ise büyük kırımlara ve savaşlara hazır olmalıdır ! Lüzumsuz kadercilik anlayışı bu süreçte kesinlikle kabul edilmemelidir. Eşref-i Mahlukat olan insanoğlu bu gerçeği anlamalıdır. 2014 yılında başlayan kanlı ay tutulmaları süreci Armageddon savaşı için başlangıç ateşidir.İnanın veya inanmayın birçok dinsel retörik kanlı ay tutulmalarına göre bu savaşı mitleştirmiştir. Yahudiler, özellikle kabala ve Talmud hahamları bu süreci çok iyi kayıt altına almışlardır. Daha önce yapmış oldukları planlarını art arda gelen 4’lü Ay tutulmaları’nın olduğu dönemlerde gerçekleştirmişlerdir. Tarih tekerrürden ibarettir. Başka mevzu lakin yaşanan olaylar silsilesine baktığımızda olanların basit birer komplo teorisinden de öte ve dahi tesadüflere sığınılamayacak kadar hakiki gerçeklerle bezelidir ki bizim inancımızda “Tesadüf” yoktur. Çünkü her şey bir hesap üzerinedir. Çünkü 4 / Kan Kırmızı Ay, Hristiyanlar’a göre kıyametin habercisi. Muharref Kral James İncil’inde Hz İsa’nın kıyamet kopmadan önce dünyaya ikinci kez geldiği zamanın ‘Gökyüzünde 4 Kan Kırmızısı Ay’ görülecek’ şeklinde ifade edilmesi, kıyamet senaristlerini harekete geçirmişti. Bunun olabilirliği için Armageddon savaşının başlatılması gerekiyor. Kanlı ay tutulması süreçlerinden sonra dünya çok önemli savaş süreçleri yaşadı. Bu savaşların temeli din savaşlarıydı . Kanlı ay tutulmaları sonrasında yaşanan savaşlarda çok insan ölmüştü. Ve dünya haritaları hep değişmişti. Dünya yeniden kuruldu denilebilir. Son iki bin yılda yaşanan 4 kırmızı dolunaylı tutulmaları değerlendiren ABD’nin Teksas eyaletinin San Antonio Kilisesi Papazı, yazar John Hagee, “her birinde Dünya’da felaketler meydana geldi” diyor. Zaman birilerinin ayarladığı gibi akmıyor. Onların istediği gibi ilerlemiyor. Zaman makinesi çalışınca zamanın ruhu zamanı tayin ediyor. En nihayetinde VAKTİN SAHİBİ ... Kanlı Ay Tutulması nedir dini anlamı? Kanlı ay, bırakıp iyileşme zamanının geldiğini simgeler. İncil'de kanlı ay hakkında ilginç ayetler de vardır; peygamberler ayın "kana döneceğini" önceden bildirmişlerdir: Yoel2:31 - RAB'bin büyük ve korkunç günü gelmeden önce güneş karanlığa, ay kana dönecek . Tam ay tutulması sırasında Ay'a "Kanlı Ay" denir. Son 2 bin yılda yaşanan bütün ‘Kanlı Ay Tutulmaları’nın beraberinde büyük felaketler getirdiğine inanılır. Knoxville’deki Tennessee Üniversitesi’nden Mark Littmann, ‘‘Tutulmanın farklı bir sonuca yol açtığına dair bilinen en eski örneklerden biri, 2 bin yıldan daha uzun bir süre önce, bir savaş sırasında yaşanmış’’ diyor. MÖ 430’da yaşayan Yunan tarihçi Herodot, günümüz Türkiye’sinin bazı bölgelerinde hakimiyet kurmuş olan Lidyalılar ile eski bir İran halkı olan Medler arasındaki bir savaştan bahsediyor. Altı yıl süren ve her iki tarafın da çıkmaza girdiği, zaferler ve kayıplar yaşadığı savaştan sonra, rakipler tekrar karşılaştı. Ancak bu kez, Herodot’un yazdığı gibi, ‘‘gün aniden geceye dönüştü’’. Her iki taraf da savaşmayı bıraktı ve panik içinde barış şartlarının kabul edilmesini istedi.’’ Bu akşam saat 21.00 'dan 01.26'ya yarınlara dair iyice düşünün. Kendinizle olun, aya bakarak kendinizi yormayın. Önümüzde yaşanacaklara kafanızı hazır edin. GÜNEŞSİZ KARANLIK ! " Kurt Geldi ,Vakit Tamam " demiştik . Anlayasınız diye kitabı yazdık koyduk orta yere .... #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

50,136 views • 11 months ago

SESLİ MAKALE 🇷🇺🇨🇳🇮🇷Rusya ve Çin, İran’daki Savaşa Sanılandan Daha Fazla Müdahil ✍🏽Michael Snyder ➖Batı gerçekte neler olup bittiğinin farkında değil, iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyorlar, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. ➖ İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir askeri ve teknik destek alıyor. ➖ Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti. ➖ 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personelin, iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kaldığı iddia ediliyor. ➖ Nanjing’deki 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının, ilk bombardıman dalgasında bedenlerinin tamamen buharlaştığı belirtiliyor. ➖ Rusya’nın, ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a uydu görüntüleri ve geliştirilmiş drone teknolojisi sağladığı öne sürülüyor. ➖ Rusya'nın sağladığı istihbarat desteğinin; Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD radar sistemlerine yönelik saldırılarda etkili olduğu düşünülüyor. ➖ İran tarafından fırlatılan füzelerin, dünyanın doğal gaz üretiminin %20’sini karşılayan Katar’daki Ras Laffan tesisini vurduğu bildirildi. ➖ Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alınmasının ardından, gökyüzünü büyük bir ateş topunun aydınlattığı aktarılıyor. ➖ Pekin yönetimi, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddediyor. ➖ Bu tablo, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha derin bir şekilde dahil olduğunu gösteriyor. Makalenin tamamı👇🏾 Görünüşe göre İran, Rusya ve Çin’den sessiz sedasız oldukça ciddi bir destek alıyor. Aşağıda göreceğiniz üzere, Çin’in İran için insansız hava araçlarını seri şekilde ürettiği iddia ediliyor; ayrıca bir raporda, ABD ve İsrail hava saldırılarıyla tahrip edilen yer altı sığınaklarında saklanan yüzlerce Çinli askeri ve teknik personelin “ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olabileceğinden endişe edildiği” öne sürülüyor. Öte yandan Wall Street Journal, Rusya’nın İran’la teknoloji paylaştığını ve insansız hava aracı ile füze saldırıları için hedefleme verileri sağladığını iddia ediyor. Tüm bunlar, Rusya ve Çin’in İran’daki savaşa çoğu insanın fark ettiğinden çok daha fazla dahil olduğunu gösteriyor—ve bu durumun hepimizi derinden endişelendirmesi gerekir. Şimdi sizinle, ilk karşılaştığımda beni gerçekten sarsan bazı bilgileri paylaşacağım. Bağımsız gazeteci Jennifer Zeng, hâlâ üst düzey erişime sahip eski bir Çinli üst düzey yetkiliden gelen istihbarata erişimi olduğunu iddia ediyor. Bu kaynağa göre, İranlıların ABD ve İsrail’i yenmesine yardımcı olmak amacıyla gönderilen yüzlerce askeri ve teknik personel, “şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda”. Aşağıda, Zeng’in X’te paylaştığı raporun tamamı yer almaktadır… Çin Komünist rejiminin içinden gelen yeni istihbarat, daha önce bilinenden çok daha büyük bir felaketi ortaya koyuyor: Çinli drone üreticisi DJI’dan en az yedi teknisyen, İran’a yönelik ABD-İsrail hava saldırılarında öldürüldü; 300 ila 400 Çinli askeri ve teknik personel ise şu anda hiçbir iletişim imkânı olmaksızın yer altı sığınaklarında mahsur kalmış durumda — bunların birçoğunun ölmüş ya da yavaş yavaş boğularak can veriyor olmasından endişe ediliyor. Bu bilgi, hâlâ erişimi bulunan eski bir üst düzey ÇKP yetkilisinden doğrudan geliyor ve Kanadalı yazar ve muhalif Sheng Xue (盛雪SHENG Xue) aracılığıyla aktarılıyor. Pekin ve Tahran’ın “tamamen güvenli” olarak nitelendirdiği sığınaklar, İran içinden bazı kişilerin tam koordinatları İsrail’e sızdırmasının ardından yıkıcı bir hassasiyetle vuruldu. Kritik varlıkları korumak amacıyla tasarlanan bu yapılar, İran’daki askeri tesislerin derinliklerine yerleştirilmiş Çinli danışmanlar için bir toplu mezara dönüşmüş durumda. Nanjing’deki CETC’ye bağlı 14. Araştırma Enstitüsü’nden üç seçkin radar uzmanının — ABD’nin ilk bombardıman dalgasında bedenleri tamamen buharlaşan — teyit edilmiş ölümlerine ek olarak, ortaya çıkan tablo artık Xi Jinping’in İran’a verdiği örtülü desteğin feci bir başarısızlığına işaret ediyor. Amerikan F-35 ve F-22 hayalet savaş uçaklarına karşı koymak üzere Pekin’in kendi tanımıyla “en iyileri” olan bu üç uzman, İranlı personelle birlikte hayatını kaybetti ve geriye hiçbir kalıntı kalmadı. Nanjingli bu üç uzmanın aileleri, “olay sonrası işlemler” için ÇKP’nin Örgüt Departmanı’na çağrıldı. Tazminat sözü verildi, ancak miktar hâlâ açıklanmadı. Rejimin alışıldık yöntemi — sessizliği satın almak için yüksek miktarda sus payı ödemek — şimdiden devreye girmiş durumda. Çin Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ya da devlet medyasından herhangi bir resmi açıklama yapılmış değil. Pekin, kamuoyuna dâhil olmadığını söylediği bir yabancı savaşta personelinin öldüğünü kabul etmeyi reddettiği için bilgi akışı tamamen kesilmiş durumda. Gelişmekte olan bu trajedi, Xi için acımasız bir kamusal aşağılanma niteliği taşıyor. Başkan Trump’ın saldırıları, İran’ın çökmekte olan savunmasını ayakta tutmaya çalışan Çin’in pervasız vekil rolünü açığa çıkardı; Avrupa elitleri ise — İran petrolündeki geniş ve gizli çıkarlarını korurken — küreselci ağlarının bozulmasına öfke duyuyor. Yüzlerce Çinlinin hayatı tehlikede; yabancı sığınaklarda diri diri gömülmüş, sus payıyla susturulmuş ve dünyanın en etkili sansür mekanizması tarafından görünmez kılınmış durumdalar. Xi’nin kumarı ölümcül sonuçlar doğurdu — ve ölü sayısı artmaya devam ediyor. (Yalnızca Sheng Xue’nin, ÇKP rejimi içindeki kaynağı — hâlen erişimi bulunan eski bir üst düzey yetkili — aracılığıyla sağlanan güncel ve birinci el bilgilere dayanmaktadır. Herhangi bir spekülasyon veya uydurma yoktur.) Söylemeye gerek yok ki, Çin’deki komünist hükümet bunların hiçbirini resmî olarak asla doğrulamayacaktır. Ancak Jennifer Zeng, yıllardır Çin içinde olup bitenleri doğru şekilde aktarıyor. Bu nedenle onu güvenilir bir kaynak olarak değerlendiriyorum. Elbette Çin’in İranlılara sağladığı yardımdan söz eden tek kişi o değil. The Sun, bir Çin fabrikasının İran’a ait intihar dronlarını seri şekilde ürettiğini gösterdiği öne sürülen çarpıcı yeni video görüntülerini ele alan bir makale yayımladı… Çin, Shahed üretim hattını gösterdiği öne sürülen bir videonun ortaya çıkmasının ardından İran’ın intihar dronu filosunu kurmasına yardım etmekle suçlanıyor. Pekin’in yerel TikTok’u olan Douyin’de bir fabrika tarafından paylaşılan görüntüler, bir atölyede insansız hava araçlarının monte edildiğini gösteriyor. Diğer görüntülerde ise, Tahran’ın ölümcül Shahed dronlarına benzeyen çok sayıda insansız hava aracının, sevkiyat öncesinde bir depoda sıralandığı görülüyor. Bence Çin’in gerçekten açıklaması gereken çok şey var. Bu arada Wall Street Journal, Rusya’nın “bölgedeki ABD güçlerini hedef alabilmesi için Tahran’a yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağladığını” iddia ediyor… Konuya aşina kaynakların aktardığına göre Rusya, İran ile istihbarat paylaşımını ve askeri iş birliğini genişleterek, Tahran’ın bölgedeki ABD güçlerini hedef almasına yardımcı olmak amacıyla uydu görüntüleri ve geliştirilmiş insansız hava aracı teknolojisi sağlıyor. Rusya, ABD ve İsrail’in askeri gücüne karşı mücadelede en yakın Orta Doğu müttefikini ayakta tutmaya ve kendisine askeri ve ekonomik açıdan fayda sağlayan bu savaşı uzatmaya çalışıyor. Eğer bu doğruysa, bu durum Rusya’yı İran’daki savaşın bir tarafı hâline getirir; tıpkı Ukraynalılara sağladığımız destek nedeniyle bizim de Ukrayna’daki savaşın bir tarafı olmamız gibi. Rusların paylaştığı teknoloji sayesinde İranlıların, insansız hava araçlarının navigasyon ve hedefleme kabiliyetlerini geliştirebildiği bildiriliyor… Kaynaklara göre sağlanan teknoloji, iletişim, navigasyon ve hedeflemeyi geliştirmeyi amaçlayan modifiye edilmiş Shahed insansız hava araçlarının bileşenlerini içeriyor. Kaynaklar — aralarında üst düzey bir Avrupalı istihbarat yetkilisinin de bulunduğu kişiler — Rusya’nın ayrıca Ukrayna’da insansız hava araçlarını kullanma deneyiminden yararlanarak, operasyonlarda kaç dronun kullanılacağı ve hangi irtifalardan saldırı düzenlenmesi gerektiği konusunda taktiksel rehberlik sunduğunu belirtti. Şüphesiz, İran’a ait insansız hava araçları geçmişe kıyasla daha etkili hâle geliyor. Bunun ne kadarında Rusların payı var? Buna ek olarak, Rusların görünüşe göre “uydu görüntülerini doğrudan İran’a sağladığı” ve bunun da İranlıların Orta Doğu genelindeki hedefleri son derece yüksek bir hassasiyetle vurabilmesine imkân tanıdığı belirtiliyor… The Wall Street Journal’ın haberine göre Rusya, İran’a Orta Doğu’daki ABD askeri güçlerinin konumlarının yanı sıra bölgedeki müttefiklerinin yerlerini de sağlıyor. Yetkili ve bir Orta Doğulu diplomat olan iki kaynağın aktardığına göre, bu iş birliği savaşın ilk günlerinde derinleşti ve Rusya son dönemde İran’a doğrudan uydu görüntüleri sağlamaya başladı. Analistler, bu yardımın ABD ve Avrupalı müttefiklerin son yıllarda Ukrayna’ya sağladığı istihbarata benzer nitelikte olduğunu belirtiyor. Kaynaklara göre Körfez bölgesinde Moskova’nın desteğinin, İran’ın bölgede ABD radar sistemlerine yönelik son saldırılarında etkili olduğu düşünülüyor. Bu saldırılar arasında Ürdün’deki Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması (THAAD) sistemi için kullanılan bir erken uyarı radarı ile Bahreyn, Kuveyt ve Umman’daki diğer hedefler de yer alıyor. Görünüşe göre Batı dünyasındaki çoğu insanın hayal ettiğinden çok daha yakın bir noktada, hem Rusya hem de Çin ile savaşa girme ihtimaliyle karşı karşıyayız. Ancak Batı dünyasındaki insanların büyük bir kısmı hâlâ bir şekilde her şeyin yoluna gireceğine inanıyor. İran böylesine yakın bir müttefik olduğu için, hem Rusya hem de Çin İran’daki rejimin ayakta kalmasını ister. Fakat her geçen gün daha fazla rejim lideri öldürülüyor ve bize “bir kargaşa hissinin hâkim olmaya başladığı” söyleniyor… En üst düzey liderlerden alt rütbeli askerlere kadar binlerce rejim mensubunun öldürülmesiyle birlikte, İranlılar bir kargaşa hissinin giderek hâkim olmaya başladığını bildiriyor. Güvenlik güçleri baskı altında ve kaçış hâlindeyken, protestocuları sokaklardan uzak durmaları için tehdit ediyor ve ABD’ye, İsrail’e ve Basra Körfezi’ndeki Arap komşularına yönelik saldırılar düzenliyor. Rejim kesinlikle zayıflatıldı, ancak henüz etkisiz hâle getirilmiş değil. Nitekim rejim tarafından kısa süre önce fırlatılan füzeler, dünyanın en büyük doğal gaz tesisini vurdu… İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından saatler sonra, bu gece Katar’da füzelerin “geniş çaplı hasara” yol açtığı bildirildi. Videolarda, dünyanın en büyük doğal gaz tesisi olan Ras Laffan’da ve Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da büyük patlamaların meydana geldiği görülüyordu. Tahran’ın “önümüzdeki saatler içinde” saldırılar düzenleyeceği uyarısında bulunmasının ardından, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’daki enerji tesisleri tahliye edildi. Şu anda tanık olduğumuz şey kesinlikle eşi benzeri görülmemiş bir durum. Katar’daki bu tesis, dünyanın doğal gaz üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılıyor. Eğer bu tesis devre dışı kalırsa, derhal küresel bir doğal gaz kıtlığıyla karşı karşıya kalırız. Suudi Arabistan’da ise başkent Riyad’ın İran füzeleri tarafından vurulmasının ardından “parlak turuncu bir ateş topunun gökyüzünü aydınlattığı” bildirildi… Etkileyici görüntüler, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın füzelerle hedef alındığı anı gösteriyor. Şehri sarsan büyük patlamalar sırasında parlak turuncu bir ateş topu gökyüzünü aydınlattı. Bu olay, İran’ın Orta Doğu genelindeki enerji tesislerine saldırarak “tam ölçekli bir ekonomik savaş” başlatma tehdidinde bulunmasından yalnızca birkaç saat sonra gerçekleşti. Suudi Arabistan, dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 17’sine sahiptir ve savaş başlamadan önce günde yaklaşık 10 milyon varil petrol üretiyordu. Bu, on yıllardır uyarıldığımız türden bir kabus senaryosudur. Ve artık bu senaryo gerçekleşmiş durumda. Bu savaşın yakın zamanda sona ereceğine dair hiçbir işaret yok ve şu ana kadar yaşadıklarımız yalnızca buzdağının görünen kısmı. Ne yazık ki Batı dünyasındaki çoğu insan gerçekte neler olup bittiğinin tamamen farkında değil ve iyi günler hiç bitmeyecekmiş gibi eğlenip duruyor. Via Kritik Bakış Dergi

Kuşçu

13,699 views • 4 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile gittiği Malatya’da, 2’nci Ordu Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. 2’nci Ordu Komutanlığına bağlı birlik komutanlarının da katılımıyla video telekonferans toplantısı gerçekleştiren Bakan Yaşar Güler, devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alarak yapılacak çalışmalara ilişkin talimatlar verdi. Bakan Yaşar Güler, birlik komutanlarına hitaben yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: DAİMA GÜÇLÜ VE UYANIK BULUNMAK ZORUNDAYIZ Bugün Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Şüphesiz böylesine kritik bir ortamda, bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı daima güçlü ve uyanık bulunmak zorundayız. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenliği ve huzuru için Cumhuriyet tarihimizin en kapsamlı, en yoğun ve en etkin faaliyetlerini icra ediyoruz. TERÖR TEHDİDİNİ ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDEN UZAKLAŞTIRDIK Bu gayretlerimiz sonucunda yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Sınırlarımızın güvenliğini en üst düzeyde sağlarken terör tehdidini de ülkemizin gündeminden uzaklaştırdık. Öyle ki terör örgütü artık silah bırakma noktasına gelmiş durumdadır. Bu büyük ve tarihî başarıya, devletimizin kararlı tutumu ile sizlerin yılmaz iradesi ve samimi gayretleri ile ulaştık. “Terörsüz Türkiye” hedefimize doğru ilerlememizde şüphesiz, en büyük pay millî ve manevi değerlerimiz uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ile onların fedakâr ve cefakâr ailelerine aittir. Bu vesileyle aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyor, kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Aynı şekilde kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm seçkin personeline kahraman jandarma ve polis teşkilatımıza, gözü pek güvenlik korucularımıza ülkemizin birliği ve dirliği için gösterdikleri gayret için teşekkür ediyorum. TERÖR ÖRGÜTÜ, FESİH KARARINI BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRMELİ Bir kez daha vurgulamak isterim ki alınan fesih kararı, vakit kaybetmeden bir an önce hayata geçirilmelidir. Terör örgütü PKK ile farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları silahlarını bırakmalı, süreci sabote edebilecek sözlü ve eylemsel her türlü provokasyondan uzak durulmalıdır. Bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri olarak meydana gelebilecek her türlü gelişme karşısında ülkemizin hak ve menfaatlerini en üst seviyede sağlamaya devam edeceğimizden de hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeri gelmişken özellikle altını çizmek isterim ki bu aziz topraklarda etnik kökeni ve inancı ne olursa olsun tüm vatandaşlarımızın ailelerine, şehirlerine ve en önemlisi vatanlarına duydukları sevgi ve sadakat yadsınamaz bir gerçektir. Bu bağlılık asil milletimizin asırlardır taşıdığı ortak bir değerdir. Hiçbir yapay gündem veya dış etki bu sarsılmaz bağı koparamaz. Hep birlikte, sevgi, saygı, hoşgörü ve uzlaşma ortamı içinde üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz da yoktur. GÜVENLİK, BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN KRİTİK GÖREVLER İCRA EDİYORUZ Terörle mücadele ve hudutlardaki görevlerimizle eş zamanlı olarak Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Aynı şekilde pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik, barış ve istikrar için kritik görevler icra ediyoruz. Bugün Kafkaslar’dan Karadeniz’e, Orta Doğu’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Akdeniz’e kadar birçok coğrafyada barış ve istikrarın tesisine yönelik önemli inisiyatifler üstleniyoruz. Şanlı tarihimizden aldığımız ilham ve stratejik bakış açımızla icra ettiğimiz tüm bu faaliyetlerimiz, ülkemizin; uluslararası alandaki görünürlüğünü ve küresel güvenlik mimarisinin vazgeçilmez üyesi olarak etkinliğini daha da artırmaktadır. Tüm bunlarla birlikte hem ordumuzun hem de ülkemizin gücüne güç katan yerli ve millî savunma sanayimizi, her geçen gün daha da geliştirerek bu alanda mukayeseli üstünlüğe sahip olmak için yoğun bir gayret gösteriyoruz. Şunu gönül rahatlığıyla ve büyük bir gururla ifade etmeliyim ki Türkiye, bu alanda son yıllarda yaptığı kapsamlı yatırımlarla artık dünyada yükselen bir marka hâline gelmiştir. Elde ettiğimiz başarı ve kazanımlardan da anlaşılacağı üzere ülkemizin savunma ve güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için var gücümüzle çalışıyor, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin adımlarla ilerliyoruz. HER TÜRLÜ OLUMSUZLUĞA VE SENARYOYA KARŞI HAZIRLIKLIYIZ İçinde bulunduğumuz coğrafya, tarihin her döneminde stratejik öneme sahip olduğu gibi bugün de aynı şekilde tüm kritik gelişmelerin merkezinde yer almaktadır. Bu durum ülkemize büyük avantajlar sağlamakla beraber, çok boyutlu risk ve tehditlerin daima yanı başımızda ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır. Özellikle son günlerde meydana gelişmeler şu gerçeği bir kez daha göstermiştir ki tehditler karşısında proaktif bir güvenlik politikası izlemek, oluşabilecek risk ve tehditleri meydana gelmeden önlemek bizim için olmazsa olmazdır. Nitekim İsrail’in Gazze’den başlayıp Lübnan’a yaydığı, şimdi de komşumuz İran’a yönelik gerçekleştirdiği hukuksuz saldırılar, bölgemizi daha büyük bir kaosa sürükleme riskini beraberinde getirmektedir. Millî Savunma Bakanlığı olarak söz konusu kaotik gelişmeler karşısında daima uyanık ve teyakkuzda hareket ediyor, gerekli tüm tedbirleri alıyoruz. Her türlü olumsuzluğa ve senaryoya karşı hazırlıklıyız ve hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Asil milletimize karşı sorumluluklarımızı biliyoruz. Siz kıymetli arkadaşlarımın da Mehmetçiğimizle birlikte bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerinizi en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,967 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 views • 4 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, basın ve yayın organlarının Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Millî Savunma Bakanlığındaki buluşmada Bakan Yaşar Güler terörle mücadele başta olmak üzere 2024 yılında icra edilen faaliyetleri anlattı. Bakan Yaşar Güler basın mensuplarına şu bilgileri verdi: EN YOĞUN, EN KAPSAMLI VE EN ETKİLİ FAALİYETLERİ İCRA EDİYORUZ Ülkemizin savunma ve güvenliğini sağlamak için görevlerimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız yoğun ve başarılı bir yılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyor, artan bir azim ve kararlılıkla yeni yıla hazırlanıyoruz. Hakiki ve güvenilir bilgiye ulaşmanın her zamankinden daha önemli hâle geldiği, dezenformasyon ile mücadelenin kritik öneme sahip olduğu günümüzde; tüm faaliyetlerimizi büyük bir şeffaflık içinde icra ediyor, kamuoyunu sizlerin aracılığıyla ilk elden bilgilendiriyoruz. Bugün de 2024 yılında gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında sizleri bilgilendirecek, değerli görüşlerinizi alacak ve sorularınızı cevaplayacağız. Stratejik önemi yüksek olan ülkemiz; aynı zamanda çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. Yakın coğrafyamızdan başlamak üzere bölgesel ve küresel gerilimlerin arttığı, istikrarsızlığın ve belirsizliğin hat safhaya çıktığı bir güvenlik ortamından geçiyoruz. Bu kritik dönemde ülkemiz; güvenlik, huzur ve barışı önde tutan çok yönlü ve etkin bir savunma ve güvenlik politikası takip ediyor. Çok boyutlu ve karmaşık hâle gelen mevcut güvenlik ortamı ve bölgemizdeki kaotik gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin her an harekâta hazır, etkin ve caydırıcı bir güç olmasını ve bu gücünü pekiştirmesini zorunlu kılmaktadır. Böylesine hassas bir süreçte, görev ve sorumlulukları artan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - Tüm tehdit ve tehlikelere karşı ülkemizin ve asil milletimizin savunma ve güvenliğini sağlamak için aralıksız çalışmakta, - İstiklal Harbimizden bu yana en yoğun, en kapsamlı ve en etkili faaliyetlerini icra etmekte, - Terörle mücadelede, hudut güvenliğinde, yurt içi ve yurt dışında icra edilen faaliyetlerde elde edilen başarı ve etkinliğin çıtasını, her geçen gün daha da yukarılara taşımaktadır. YILBAŞINDAN BU YANA 2 BİN 939 TERÖRİSTİ ETKİSİZ HÂLE GETİRDİK Sizlerin de bildiği gibi Silahlı Kuvvetlerimizin en çok odaklandığı, enerjisini ve zamanını en çok harcadığı konu terörizmle mücadeledir. Terörle mücadelede yaptığımız konsept değişikliğiyle “terörü kaynağında yok etme” anlayışını uygulamaya koyduk. Geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine bugün artık, “sürekli ve kapsamlı” operasyonlarla terör örgütüne ağır darbeler vuruyoruz. Sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık, öngörülemez, süratli ve sürekli icra esaslarında gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla; Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil bu yılın başından itibaren 2.939 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, yıl içerisinde 99 terörist de teslim olmuştur. Terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hâkimiyetimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Nihai hedefimiz; Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca Türkiye’ye tehdit olabilecek tüm terörist faaliyetleri kaynağında yok etmek ve terör belasını milletimizin gündeminden tamamen çıkarmaktır. Bu vesileyle - Terörle mücadelede elde edilen başarılarda en büyük paya sahip olan aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, - Bugüne kadar terörle mücadelede emeği geçen, katkı sağlayan bütün devlet büyüklerimize, komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetleri personeline teşekkür ediyor, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. PENÇE-KİLİT OPERASYONU İLE 1.136 TERÖRİST ETKİSİZ HÂLE GETİRİLDİ 17 Nisan 2022’de Irak’ın kuzeyinde başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu’nda kahraman ordumuzun büyük cesaret, fedakârlık ve yoğun gayretleriyle Zap’ta kilidi kapattık. Irak sınırımızın tamamının emniyetini sınır ötesinden tesis ettik. Terör örgütü tarafından önemsenen ve Suriye ile Kandil arasında kilit konumda olan bu bölgede 1.136 teröristi etkisiz hâle getirdik. Ayrıca, Pençe-Kilit Harekâtı’nda bugüne kadar toplam 3.158 Mayın ve El Yapımı Patlayıcı imha edilmiş, 1.327 mağara ve sığınak kullanılamaz hâle getirilmiş, 957’si ağır silah olmak üzere 2.421 muhtelif silah ve bu silahlara ait 910 binden fazla mühimmat ele geçirilmiştir. Bölgedeki operasyon ve faaliyetlerimiz aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Öte yandan Sayın Cumhurbaşkanımızın 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaretlerin, Türkiye-Irak ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Terörle mücadelede ülkelerimiz arasındaki iş birliğini kalıcı hâle getirmek için görüşmelere devam ediyoruz. Bu kapsamda ülkemiz ile Irak arasında sonuncusu Bağdat’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli Güvenlik Mekanizması toplantılarının dördüncüsünü, 15 Ağustos’ta Ankara’da icra ettik. Irak Savunma Bakanı ile “Askerî, Güvenlik İş Birliği ve Terörle Mücadeleye Dair Mutabakat Zaptı”nı imzaladık. PKK’yı kendi problemi olarak da görmeye başlayan Irak’ın PKK terör örgütünü “yasaklı örgüt” ilan etmesi yönünde aldığı kararı memnuniyetle karşılıyor, en kısa sürede “terör örgütü” olarak da ilan etmesini bekliyoruz. SURİYE’NİN BİRLİĞİNİ VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ DESTEKLİYORUZ Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye’de yaşanan olayların maddi, manevi, sosyal ve toplumsal yükünü en fazla çeken ülke Türkiye’dir. Malumunuz DEAŞ, ardından da PKK/KCK-PYD/YPG-SDG terör örgütü Suriye’deki güç boşluğundan yararlanarak bölgede terör devleti kurmaya çalıştılar. Suriye’de icra ettiğimiz harekâtlarla terör örgütünü engelledik ve sınırlarımızın güvenliğini sağladık. Bölgede yaşayan veya göç etmiş olan Suriye vatandaşları için güvenli ve istikrarlı bir yaşam alanı oluşturduk. Suriye’deki son gelişmeleri en başından itibaren bölgedeki muhataplarımızla iş birliği ve koordinasyon içerisinde yakından takip ediyoruz. Suriye’nin birliği ve toprak bütünlüğünü destekliyor, terörle mücadeleye ise büyük önem ve öncelik veriyoruz. SURİYE’DEKİ SON GELİŞMELERDE BİR DAHLİMİZ YOK Yaşanan son gelişmeler ve ortaya çıkan durum; muhalefetin talepleri ve rejimin bunları dikkate almaması, keza rejimin kendisine iyi niyetle uzatılan eli tutmaması nedeniyle uzun süredir çözülemeyen ve Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sorunlardı. Yerel unsurların bu faaliyetlerinin öncesinde veya herhangi bir aşamasında ülkemizin bir dahli olmamıştır. Ayrıca Suriye Millî Ordusunun Suriyeli muhaliflerden meydana geldiğini, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Suriye’deki ihtilafın bir tarafı olarak açıkça kabul edilen Suriye Geçici Hükümetinin bir parçası olduğunu ve bu hükümetin Savunma Bakanlığının emri altında çalıştığını da vurgulamakta yarar var. Bu kapsamda; - Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve bölgemizin güvenliğine yönelik ağır tehdit oluşturan PKK/YPG terör örgütünün bölgedeki belirsizlikten faydalanmasına asla izin vermeyeceğimizi, Bölgede varlık gösteren terör örgütleriyle mücadele konusundaki tutumumuzun net olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. SURİYE’NİN ARTIK MÜREFFEH BİR ÜLKE OLMA VAKTİ GELDİ Şimdi Suriye’de ortaya yeni bir durum ve gerçeklik çıktı. Suriye’nin artık; istikrarlı, demokratik ve siyasi açıdan birleşmiş müreffeh bir ülke olma vakti gelmiştir. Bunun için bizler de Suriye’de kapsayıcı bir anayasanın kabulü, serbest seçimlerin yapılması, tam normalleşme ve güvenlik ortamının sağlanması konusunda elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bu çerçevede Suriye’de 2254 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı temelinde kalıcı siyasi çözüme ulaşılacağına da inanıyoruz. HUDUTLARDA 93 BİN 349 KİŞİNİN GEÇİŞİ ENGELLENDİ Hudut hattımızda dünya standartlarında ve teknoloji yoğunluklu sistemler etkin şekilde kullanılıyor. Meydana gelen teknolojik gelişmeler ile tedbirlerimizi geliştiriyoruz. Böylelikle hudutlarımızda kaçak geçişlere asla imkân tanımıyoruz. Hâlen hudutlarımızda 8 Hudut Tugayımız, 6 Hudut Alayımız olmak üzere toplam 60 bin personel de görev yapıyor. 1 Ocak 2024’ten itibaren hudutlarımızda 93 bin 349 kişinin geçişi engellenmiş, yakalanan 13 bin 551 düzensiz göçmen ile 280 terörist ve 801 kilogram uyuşturucu madde kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir. Tüm bunlara rağmen hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi farklı ülke ve zamanlarda çekilmiş, eski ve benzer görüntülerle özellikle sosyal medya üzerinden kamuoyu yanıltılmaya ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yıpratılmaya çalışılmıştır. Yakın zamanda Van-İran sınırımıza bir basın turu düzenledik. Katılan tüm basın mensupları alınan tedbirlerden çok etkilendiklerini belirttiler. TÜRKİYE İLE BİRLİKTE OLANLAR KAZANDI Türkiye; Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atarak bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaştı. Bölgesel ve küresel barış için öncü bir rol üstlenen Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de birçok coğrafyada kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davalarına destek olmayı sürdürmektedir. Samimi bir yaklaşımla desteklediğimiz kardeş ve dost ülkeler, Türkiye benzeri bir silahlı kuvvetler yapısını kurmamızı talep ediyorlar. Dostlarımızın bu tutumları, güvenlik ve istikrarın tesisine yönelik küresel ölçekte ortaya koyduğumuz gayretin ne denli başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Türkiye ile birlikte olanlar kazanacak demiştik. 2024, Türkiye ile birlikte olanların kazandığı bir yıl oldu. 2025, bu gerçeğin perçinlendiği bir yıl olacak diye düşünüyoruz. AZERBAYCAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞİ VERİYORUZ İfade etmiş olduğum uluslararası misyonlarımız çerçevesinde en başta kederde ve kıvançta bir ve beraber olduğumuz Can Azerbaycanlı kardeşlerimizin haklı davalarına her türlü desteği verdik, veriyoruz. Bugün, Karabağ’ın tamamında şanlı Azerbaycan bayrağının dalgalanmasından büyük bir memnuniyet duyuruyoruz. “Tek Millet, İki Devlet” anlayışıyla sarsılmaz bağlara sahip ilişkilerimizi, başta savunma sanayi ve askerî iş birliği olmak üzere, daha üst seviyelere taşımak için aralıksız gayret gösteriyoruz. Öte yandan Kafkasya’da güvenlik ve huzurun tesisi, Azerbaycan ve Ermenistan arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış antlaşmasından geçmektedir. Bu konuda iki ülkenin gösterdikleri çabayı ve son dönemde katettikleri ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyoruz. AMACIMIZ İSTİKRAR İÇİNDE TEK BİR LİBYA’NIN OLUŞUMUNA KATKI SUNMAK Yakın bağlarımızın olduğu bir diğer ülke ise Libya’dır. Dost ve kardeş Libya ile son yıllardaki iş birliğimiz artarak devam etmektedir. Bu kapsamda askerî eğitim, yardım, iş birliği ve danışmanlık faaliyetleriyle Libyalı kardeşlerimize destek sağlıyoruz. Amacımız, toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini sağlamış; barış, huzur ve istikrar içerisinde yaşayan tek bir Libya’nın oluşumuna katkıda bulunmaktır. Tek Libya hedefine katkı sağlayan her adımı önemli ve değerli buluyoruz. Nitekim son olarak 28 Kasım’da davetimiz üzerine 5+5 Ortak Askerî Komisyonu ile Ankara’da heyetler arası bir görüşme gerçekleştirdik. SOMALİ’YE DENİZ GÜVENLİĞİ ALANINDA DA DESTEK VERECEĞİZ Türkiye olarak Afrika’nın huzur ve istikrarına büyük önem veriyor, Afrikalı dostlarımızla ilişkilerimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Dost ve kardeş ülke olarak gördüğümüz Somali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik olarak eğitim, danışmanlık ve destek kapsamında icra ettiğimiz faaliyetler artarak devam ediyor. Somali ile 8 Şubat’ta imzaladığımız İş Birliği Anlaşması ile şu ana kadar yapılan faaliyetlerimizin geliştirilmesi hedeflenmektedir. Somali’nin isteği üzerine terörle mücadele konusunda kendilerine verdiğimiz desteği deniz güvenliği alanında da vermeye başlayacağız. Bu amaçla Oruç Reis Sismik Araştırma Gemimiz, donanma gemilerimizin (TCG Gökova ve TCG Gediz, TCG Ütğm. Arif Ekmekçi) refakat ve korumasında Somali’de görevlerine devam etmektedir. Öte yandan Çarşamba günü, Sayın Cumhurbaşkanımızın arabuluculuğunda Somali ve Etiyopya arasında tarihî bir uzlaşmaya da ev sahipliği yaptık. KATAR’DA DENİZ VE HAVA UNSUR KOMUTANLIKLARIMIZI TEŞKİL ETTİK Etkin bir şekilde faaliyetlerimizi yürüttüğümüz bölgelerden biri de Basra Körfezi’dir. Nitekim dost ve kardeş ülke Katar’da konuşlu Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığımız vasıtasıyla Katar Silahlı Kuvvetlerinin savunma kabiliyetlerinin geliştirilmesini desteklemeye devam ediyoruz. Son olarak Katar’da Deniz ve Hava Unsur Komutanlıklarımızı teşkil ederek bölgede yeni bir sorumluluk üstlendik. Böylece birliklerimiz; bölgesel deniz ve hava güvenliği için caydırıcı bir unsur olurken, aynı zamanda dost Katar Deniz ve Hava Kuvvetlerinin imkân ve kapasitesini daha da geliştirecektir. 89 ÜLKE İLE ASKERÎ ANLAŞMALAR YAPTIK Bu çalışmalarımızın yanı sıra millî menfaatlerimiz doğrultusunda ve ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi kapsamında çok sayıda kardeş, dost ve müttefik ülke ile askerî çerçeve, eğitim, iş birliği ve yardım anlaşmaları da imzaladık. Bu bağlamda, bugüne kadar 89 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması, 65 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması, 33 ülke ile Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü imzalanmıştır. Ayrıca, 42 ülke ile Askerî Çerçeve Anlaşması ve 13 ülke ile Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve 14 ülke ile de Askerî Mali İş Birliği Anlaşması ve Nakdî Yardım Uygulama Protokolü’nün imzalanmasına yönelik müzakere süreci devam etmektedir. Bunların yanı sıra yeni anlaşmalar imzalamaya ve eski tarihli anlaşmaları güncellemeye yönelik gayretlerimiz de devam etmektedir. 2024’TE 74 ÜLKE İLE 216 GÖRÜŞME YAPTIK Tüm bunlarla birlikte 74 ülke ile ikili ve çoklu yüz yüze ve telefon görüşmeleri olarak 216 görüşme gerçekleştirildi. 28 yurt dışı ziyaret icra edildi, 24’ü Savunma Bakanı olmak üzere 55 görüşme yapıldı. 158 yabancı zevatı kabul ettik. 3 Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Ayrıca, 3 yurt dışı, 21 yurt içi olmak üzere 24 birlik ziyareti gerçekleştirdik. YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE TANSİYONUN YÜKSELMEMESİ İÇİN GAYRET SARF EDİYORUZ Yunanistan ile ilişkilerimize baktığımızda ise son dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri yapıcı bir yaklaşımla ilerletmeyi hedefleyen ortak bir tutum mevcuttur. Biz de bu sürecin barış ve huzur içinde devamına yönelik gerekli tedbirleri alıyor, tansiyonun yükselmemesi için gayret sarf ediyoruz. Diğer yandan, Yunanistan ile aramızdaki güveni artırmayı amaçlayan Güven Artırıcı Önlemler Toplantıları ve bunun sonucu olarak gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaret ve faaliyetler de devam etmektedir. Akdeniz ve Ege Denizi’ni ilgili tüm tarafların meşru menfaatlerine saygı duyulan, iş birliği içerisinde bir istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istiyoruz. Tabii barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimizi ve bu konuda kararlılığımızın tam olduğunu da vurgulamak isterim. KIBRIS TÜRKÜ’NÜN GÜVENLİĞİ İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMA KARARLILIĞIMIZ TAMDIR Millî meselemiz olan Kıbrıs konusunda ise bugüne kadar ortaya konulan çözüm yöntemlerinden, maalesef bir sonuç elde edilememiştir. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıl dönümünde şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, 50 yıldır Ada'ya (hem soydaşlarımıza hem de Rumlara) barış ve huzur ortamı gelmiş, akan kan durmuştur. Kıbrıs Adası’nda dengeleri bozabilecek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek her türlü gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’da yaşananlar sonrası Kıbrıs adasında son dönemde artan hareketlilik ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin silahlanma faaliyetleri Ada’daki hassas dengeye zarar vermektedir. Malumunuz son olarak ABD ile GKRY arasında “Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası” anlaşması yapıldı. Bu tutum ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsızlığına zarar vermektedir. ABD’nin 2020 yılında aldığı, 2022’de kapsamını genişlettiği ve 2023’te uzattığı GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını, 1 Ekim 2024 itibarıyla bir yıllığına yeniden uzatacağını açıklaması da kabul edilemez bir durumdur. Ada’da tek ve kesin çözüm; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesidir. Türkiye’nin; geçmişte olduğu gibi bugün ve yarın da Kıbrıs Türklerinin güvenliğini, huzurunu ve refahını korumak için her türlü askerî ve siyasi tedbiri alma kararlılığı tamdır. İSRAİL DEVLET TERÖRÜ UYGULUYOR Krizin en başından bugüne kadar, yalnızca bölgedeki değil dünyadaki herkesin güven ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkes sağlanarak çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini savunuyoruz. İsrail bugüne kadar alınmış kararlara rağmen, bölgede haksız ve hukuksuz uygulamalarına, masum sivilleri, özellikle çocukları hedef alan katliamlarına devam etmekte, Filistinlilere devlet terörü uygulamaktadır. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’a yönelik son saldırıları ve İran ile yaşadığı gerginlik tüm bölgenin kaosa sürüklenme tehlikesini artırmış, İsrail saldırılarının Gazze ile sınırlı kalmayacağı, bölge geneline yayılacağı endişemizin ne kadar haklı olduğunu da göstermiştir. Zira İsrail, işgalci zihniyetini her fırsatta ve gittikçe artan bir saldırganlık ve hukuk tanımazlıkla ortaya koymaktadır. Öyle ki Suriye’de meydana gelen son gelişmeler sonrası İsrail’in Golan tepeleri bölgesindeki yeşil hattı işgali ve Şam’a yönelik saldırıları, bu konudaki haklılığımızın son göstergeleridir. Uluslararası camianın bölgeyi büyük bir tehlikeye sürükleyen bu saldırgan devlete karşı daha da somut adımları bir an önce atması gerekmektedir. Bir kez daha vurgulamak isterim ki; Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen, bağımsız ve coğrafya bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti’nin kurulması şarttır. Öte yandan İsrail’in saldırganlığı altında zor durumda kalan Gazze’ye ve Lübnan’a insani yardımlarımızı ulaştırmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda, 19 uçak ve 11 gemi ile 275 bin ton yardım malzemesi bölgeye gönderilmiştir. Ayrıca 10 Ekim’de, çok az sayıda ülkenin yapabileceği çok önemli bir tahliye operasyonunu, Beyrut Limanı’ndan gerçekleştirdik. RUSYA-UKRAYNA SAVAŞININ SONLANDIRILMASI İÇİN ÇOK YÖNLÜ ÇABALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ Karadeniz’de ise Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle hassasiyet devam etmektedir. İki komşumuz arasındaki bu savaşın sonlandırılması için Türkiye olarak en başından itibaren ortaya koyduğumuz çok yönlü çabalarımızı sürdürüyoruz. Barış olacaksa yine iki tarafla da görüşebilen tek lider olan Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleriyle olacaktır. Karadeniz’e en uzun kıyı şeridine sahip ülke olarak bölgesel sahiplik yaklaşımımızın her zaman altını çiziyor, bu yaklaşımımız çerçevesinde faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu doğrultuda Karadeniz’de gerginliği azaltan ve dengeyi tesis eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu, tarafsız ve tavizsiz bir biçimde uyguladık, uygulamaya devam ediyoruz. Aynı şekilde NATO Müttefiklerimiz; Bulgaristan ve Romanya ile birlikte tesis ettiğimiz Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu ile Karadeniz’deki güvenliğe katkılar sağlıyoruz. Temennimiz, tüm dünyayı etkileyen ve yaklaşık üç yıldır devam eden bu savaşın bir an önce son bulmasıdır. NATO’YA KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDİYORUZ Türkiye; NATO İttifakı’na katıldığı günden bu yana üstlenmiş olduğu tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye; NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak NATO kuvvet yapısına, misyon, operasyon ve karargâhlarına katkı sağlamaya devam etmektedir. Bu kapsamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - 10 Ekim 2023’te bir yıl süreyle komutasını devraldığı Kosova Barış Gücü (KFOR) Komutanlığı görevini uluslararası sorumluluğun gerektirdiği tam bir tarafsızlık ve şeffaflık içerisinde başarıyla yerine getirmiş, - 18 Ekim 2024’te üstlendiği KFOR Komutan Yardımcılığı görevini devralmış, - 1 Aralık 2024-1 Aralık 2025 tarihleri arasında 65’inci Mekanize Piyade Tugayı Komando Taburumuz ile KFOR İhtiyat Taburu görevini, - 1 Temmuz 2024’te; 4 yıl süreyle üstlendiğimiz Karadeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF BLACK) ile yine 1 yıl süreyle üstlendiğimiz Akdeniz Müşterek Görev Kuvveti (CTF MED) Komutanlıklarını, - 24 Temmuz 2024’te 7’nci kez devraldığı deniz haydutluğuna karşı Birleşik Görev Kuvveti (CTF-151) komutasını, - 3 Aralık 2024’te Kanada Deniz Kuvvetlerinden devraldığı NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’nin komutasını başarıyla sürdürülmektedir. Ayrıca, NATO Daimî Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını da 16 Aralık’ta, 6 aylığına devralınacaktır. Bosna Hersek’teki Avrupa Birliği Gücü Althea Harekâtı Manevra Bölüğü rotasyonu kapsamında ise bir motorlu piyade bölüğümüz 1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla İtalya’dan görevi devralacak ve 30 Haziran 2026’ya kadar 18 ay süreyle görevini sürdürecektir. TSK 2024’TE 140 TATBİKATI BAŞARIYLA İCRA ETTİ Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevlerinin yanı sıra; etkinlik ve caydırıcılığını daha da artırmak için ulusal ve uluslararası eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir. 1 Ocak’tan itibaren 39’u NATO, 32’si Millî, 48’i Davet ve 21’i Özel olmak üzere toplam 140 tatbikat başarıyla icra edilmiştir. 2024 yılında; Kara Kuvvetlerimiz, 10 bölgede aynı anda harekât icra etmiş ve etmekte, Deniz Kuvvetlerimiz, 125 bin 766 saat seyir gerçekleştirmiş, Hava Kuvvetlerimiz, 72 bin 965 sorti, 143 bin 726 saat uçuş yapmış, Farklı coğrafyalarda 70 bin personel ile 20 görev icra edilmektedir. 35 BÜYÜK ORMAN YANGINI SÖNDÜRMEK İÇİN 114 HELİKOPTER İLE DESTEK SAĞLADIK Bakanlığımız tüm bu faaliyetlerinin yanı sıra, yaşanan afet ve acil durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından gelen talepler çerçevesinde arama, kurtarma, ulaştırma, güvenlik, barınma ve iaşe desteği de sağlamaktadır. 1 Mayıs-30 Kasım 2024 (yangın mevsimi) tarihleri arasında Orman Genel Müdürlüğünün talebine istinaden 35 büyük orman yangınına 114 helikopter ile 3.558 sorti ve 7 bin tondan fazla su atımı yapılarak destek sağlanmıştır. MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ, ÜLKEMİZ İÇİN ELZEMDİR Savunma sanayii alanında güçlü ve bağımsız olmayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve teşvikiyle mütemadiyen geliştirilen yerli ve millî savunma sanayii ürünü silah sistemleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri her geçen gün daha da artırılmaktadır. Bu anlayışla başlatılan ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz “Millî Teknoloji Hamlesi”, egemenlik ve bağımsızlığımız için vazgeçilmez olduğu gibi ülkemizin jeopolitik ve stratejik konumu itibarıyla da elzemdir. Savunmamız ne kadar güçlü ve bağımsızsa, yarınlarımız o kadar güvenlidir. Bugün insansız kara, deniz ve hava araçlarından helikopterlere, silah ve akıllı mühimmatlardan füzelere, hava savunma ve elektronik harp sistemlerine kadar geniş bir yelpazede ihtiyacımız olan teknolojileri, yerli ve millî olarak tasarlayıp üretiyor ve çok sayıda ülkeye de ihraç ediyoruz. Tasarımdan üretime kendi imkânlarımızla geliştirdiğimiz sistemleri kardeş, dost ve müttefik ülkelere de ihraç ederek ekonomimize de önemli katkılar sağlıyoruz. Bu kapsamda büyük bir başarıyla hizmet veren ve dünya klasmanında takdir gören silahlı/silahsız insansız hava sistemlerimiz; Akıncı, TB-2,TB-3, Aksungur, Anka ve üretimi devam eden Kızılelma ve Anka-3’ün yanı sıra; - Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız “HÜRKUŞ”, - Jet eğitim uçağımız “HÜRJET”, - Genel maksat helikopterimiz “GÖKBEY” ve taarruz helikopterimiz ATAK, - İlk yerli ve millî savaş uçağımız KAAN, - Ana Muharebe Tankımız ALTAY, - MİLGEM projesi kapsamında üretilen korvetler, - Millî Denizaltı (MİLDEN Projesi), - İSTİF sınıfı fırkateynler ve özellikle TCG ANADOLU ülkemizin savunma sanayi atılımlarının en somut örnekleridir. Son olarak geçtiğimiz ay Bayraktar TB-3’ün, millî gururumuz ve donanmamızın amiral gemisi TCG Anadolu’dan ilk kalkış ve inişini başarıyla gerçekleştirmesi de / yerli ve millî savunma sanayindeki adımlarımızın en son örneğidir. Ayrıca, Dizayn Proje Ofisimiz tarafından, yerli ve millî olarak tasarlanan ve üretilen Ada Sınıfı korvetlerimiz ve İstanbul firkateynimizden sonra / 3’üncü proje olan TF-2000 hava savunma harbi muhribi ile 4’üncü proje olan millî uçak gemisinin tasarım faaliyetleri de başarıyla devam etmektedir. Önümüzdeki yılın ilk aylarında, bu iki proje kapsamında sac kesme faaliyetlerinin de yapılmasını planlıyoruz. Öte yandan uzun menzilli hava savunma sistemleri (SİPER), füze teknolojileri ve elektronik harp sistemleri gibi kritik savunma sanayi projelerimizde de önemli aşamalar kaydedilmiştir. Türk savunma sanayisinin önemli bir yapıtaşı olarak hayata geçirilmekte olan Çelik Kubbe; kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma silah sistemlerimizin (KORKUT, HİSAR-A/HİSAR-O, GÖKDEMİR, SİPER) entegre biçimde görev yapmasını sağlayan, günümüzün tehditlerini bertaraf etme kabiliyetine sahip etkili ve katmanlı bir hava savunma mimarisidir. Bu “güvenlik şemsiyesi”ni inşa edecek teknolojik olgunluğa erişmiş durumdayız. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

51,702 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Bakan Yardımcısı Musa Heybet, Millî Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ve MSB Personel Genel Müdürü Tümgeneral Orhan Gürdal ile gittiği Balıkesir’de Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) Kara Astsubay Meslek Yüksekokulunda “Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma (ASTTASAK) Eğitimi” mezuniyet törenine katıldı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Bakan Yaşar Güler’in telefonundan mezun olan Astsubaylarımıza seslendi. "Şüphesiz ki annelerin babaların en mutlu günü, evlatlarının böyle bir mutlu ocaktan mezuniyetini görmeleridir." diyen Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan, şöyle konuştu: "Şu anda da 1200'ü aşkın astsubayımızın mezuniyet töreninde bu mutluluğu yaşamak gerçekten anne ve babalar için hele hele Türk ordusuna gönderecekleri evlatları için farklı bir mutluluk tablosudur. Bu mutluluğunuzu ben de şimdi komutanlarımla birlikte yaşıyorum. Sizleri tebrik ediyorum. Hayırlı, uğurlu olsun. Ordumuzun yeni bir güç kaynağını elde ettiği bugünde sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum." Bakan Yaşar Güler de törende Astsubaylarımıza özetle şunları söyledi: RİSK VE TEHDİTLERİN ARTTIĞI KARMAŞIK BİR DÖNEMİN İÇİNDEYİZ Türk Silahlı Kuvvetlerimize Astsubaylar yetiştiren, bu güzide ilim ve irfan yuvasında, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sözlerimin başında, burada aldıkları eğitimleri başarıyla tamamlayarak mezun olan kahraman Astsubaylarımızı yürekten kutluyor; mezuniyetlerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Yakın bölgemiz başta olmak üzere birçok coğrafyada hassas gelişmelerin yaşandığı risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemin içindeyiz. Bu kaotik ortamda süregelen çatışmalar, terörizm, siber saldırılar ve çok boyutlu tehlikeler; orduların yalnızca güçlü bir teknolojik altyapıya değil aynı zamanda iyi eğitimli personele olan ihtiyacını da artırmaktadır. Askerî sistemde bilgi ve teknoloji ne kadar önemliyse bunu bilinçli ve etkili şekilde kullanacak nitelikli personel de bir o kadar hayatidir. Bir başka ifadeyle; sürekli olarak kendini yenileyen, öğrenen, adaptasyon yeteneği yüksek, teknolojiyi etkin ve doğru şekilde kullanabilecek personelin varlığı askerî gücü belirleyen en kritik faktördür. İşte bu yüzden, eğitim faaliyetlerimizi çok yönlü ve titiz bir şekilde sürdürüyor; sizler gibi seçilmiş yeni personelimizin katılımıyla ordumuzu güçlendiriyoruz. Bu kapsamda Kara Kuvvetlerimize değerli astsubaylar yetiştiren bu köklü eğitim kurumumuz da; sizleri akademik, teknik, taktik ve fiziksel yönlerden donatıp mesleki değerler kazandırarak göreve en iyi şekilde hazırlamaktadır. Burada aldığınız eğitimlerle bireysel ve mesleki gelişimini artıran siz genç astsubaylarımızın üstleneceği görevler Türk Silahlı Kuvvetlerimizin faaliyetlerinin etkinliğine büyük katkılar sağlayacaktır. EN GÜVENİLİR ORTAK OLARAK HEP TÜRKİYE’NİN ADI ZİKREDİLİYOR Millî güvenliğimizi ve varlığımızı tehdit eden gelişmelerin ortaya çıktığı bu kaotik süreçte Türkiye, alışılmış metotlarla tedbir almak yerine, etkili ve önleyici politikalar ortaya koymaktadır. Ülkemiz, bu güçlü duruşuyla pek çok coğrafyada etkin ve yapıcı bir rol üstlenerek müzakere masalarının ve uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline gelmiştir. Dünyanın başat aktörleri dahi, Türkiye’nin güçlü temaslarını ve hayata geçirdiği etkin inisiyatifi, açıkça dile getirmektedirler. - Bugün Afrika’daki güvenlik ve refahın paydaşlığında, - Kafkasya’daki istikrar ve barışın sürekliliğinde, - Karadeniz’de savaşın sona erdirilmesi çabalarında, - Orta Doğu’da barış ve huzurun tesis edilmesinde, - Hatta Avrupa güvenlik mimarisinin korunmasında en güvenilir ortak olarak hep Türkiye’nin adı zikredilmektedir. Ülkemizin etki ve ilgi alanının böylesine genişlediği bir dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Uluslararası güvenlik, barış ve istikrarın desteklenmesi için Azerbaycan’da, Libya’da, Somali’de, Katar’da, Kosova’da, Bosna-Hersek’te ve daha pek çok coğrafyada engin tecrübesiyle önemli vazifeler ifa etmektedir. Tüm bunların yanı sıra Silahlı Kuvvetlerimiz; - Sınır ötesinden başlayarak hudutlarımızın güvenliğinin sağlanması, - Tüm terör örgütleriyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, - Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunması, Geniş ölçekli tatbikatların icrasından yerli ve millî savunma sanayimizin geliştirilmesine kadar üstlendiği tüm vazifeleri büyük bir başarıyla yerine getirerek İstiklal Harbi’mizden bu yana en kapsamlı ve en etkin faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu dönemde, Kara Kuvvetlerimiz de aynı etkinlik ve yoğunlukta sorumluluklarını yerine getirmektedir. KARA KUVVETLERİMİZ ÜLKEMİZİN İFTİHAR KAYNAĞIDIR Gururla ifade etmeliyim ki Kara Kuvvetlerimiz; köklü tarihi yetenekli personeli, üstün teknolojisi ve büyük başarılarıyla ülkemizin iftihar kaynağıdır. Kara Kuvvetlerimizin bulunduğu mümtaz konumunu devam ettirebilmesi için; - Bir yandan sizler gibi vatan, millet ve bayrak aşığı yiğit evlatlarımızı ordumuzun saflarına katıyor; - Diğer yandan da çağımızın en büyük kuvvet çarpanlarından biri olan teknolojik yenilikleri vakit kaybetmeksizin personelimizin kullanımına sunarak, imkân ve kabiliyetlerimizi sürekli geliştiriyoruz. Nitekim, Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonu ve liderliğinde yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ürettiği harp araç gereçleri Silahlı Kuvvetlerimizin gücünü artırırken ülkemiz bu ürünlerin ihracatında da büyük bir sıçrama yaşıyor. Bundan sonra da en büyük gayemiz, ordumuzu; personeliyle teknolojisiyle ve harekât yetenekleriyle, dünyanın en kuvvetli kara güçlerinden biri hâline getirmektir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARI TESLİM ETMELİDİR Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; tarih boyunca olduğu gibi, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelen her türlü tehdide karşı büyük bir kararlılıkla mücadele etmiş, kendisine verilen görevleri başarıyla yerine getirmiştir. Bugün, ülkemizin huzurunu, güvenliğini ve geleceğini 40 yılı aşkın süredir tehdit eden, terörle mücadelede önemli bir dönüm noktasına ulaşılmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, aynı şekilde jandarma ve emniyet teşkilatımızın ve güvenlik korucularımızın büyük fedakârlık ve üstün gayretle yürüttüğü mücadele ve operasyonlar sayesinde terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılarak kritik bir aşamaya gelinmiştir. Elbette ki terörle mücadele, yalnızca silahlı bir mücadele değildir. Bu, aynı zamanda milletimizin iradesini, devletimizin kararlılığını ve güvenlik güçlerimizin fedakârlığını ortaya koyan bir millî duruşun göstergesidir. Bu süreçte, gazi ve muzaffer ordumuz; gece gündüz demeden, en zorlu coğrafyalarda, en çetin şartlarda, her türlü fedakârlığı göze alarak, vatanı için canını ortaya koymuş, gerektiğinde şehit olmuş, gerektiğinde gazilik mertebesine ulaşmıştır. Başta Şehit ve Gazilerimiz olmak üzere kahraman Mehmetçiğin azmi, cesareti ve kararlılığı sayesinde ülkemizi terör belasından arındırma noktasında büyük bir mesafe katedilmiştir. Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olduğunu itiraf eden örgütün; terörle bir yere varılamayacağını, ömrünü tamamladığını ve kendisini feshetmekten başka çaresinin olmadığını geç de olsa anlaması kayda değerdir. Ancak, terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları (nerede olduklarından bağımsız olarak) bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahları teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur ve olmayacaktır. Bu kapsamda ateşkes gibi metinde yer almayan hususlar gündeme getirilmemelidir. Zira böyle bir şey asla söz konusu değildir. Nihai hedefimiz; 85 milyon vatandaşımızın ortak temennisi olan terörün sona ermesi, terör örgütlerinin tamamen tasfiye edilmesi ve ülkemize yönelik her türlü tehdidin ortadan kaldırılmasıdır. Bu yüzden sürecin sabote ve suistimal edilmesine veya uzatılmasına müsaade edilmeyecek; temkinli ve rasyonel bir yaklaşım esas alınacaktır. Devletimizin engin tecrübesi ve basiretine herkes güvensin ve vatandaşlarımız bu konuda müsterih olsun. TÜRK ASKERİNİN EN BÜYÜK ÖZELLİĞİ YÜKSEK DİSİPLİN ANLAYIŞIDIR Türk Silahlı Kuvvetleri, stratejik özellikleri nedeniyle tarih boyunca hâkim güçlerin ilgi ve etki odağındaki bu coğrafyanın en güçlü ordusudur. İşte sizler de böylesine köklü, güçlü ve etkin bir ordunun parçası olarak meslek hayatınız boyunca hayati sorumluluklar taşıyacaksınız. Mazisi şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Silahlı Kuvvetlerimizin, sizlerden beklentileri büyüktür. Sizler, ordumuzun bel kemiğini oluşturan Astsubaylar olarak, komuta kademesi ile Mehmetçik arasında kritik roller üstleneceksiniz. Bu kapsamda, siz değerli Astsubaylarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum: - Öncelikle tüm vazifelerinizi; kural ve kaideler çerçevesinde akıl ve sağduyu ile yerine getiriniz. - Bu anlamda ferdi eğitiminiz, mesleki teknik ve taktik bilginiz ile kondisyonunuz, her daim üst düzeyde olmalıdır. - Diğer yandan yapacağınız işlerde, takım çalışmasına önem verin, iş birliği ve dayanışmayı geliştirin, farklı bakış açılarından faydalanın. - Yeri ve zamanı geldiğinde, aziz vatanımız için büyük fedakârlıklar yapmanız isteneceğinin bilincinde olun. - Hiçbir engel veya imkânsızlık, vazifenizi yapmaktan sizi alıkoymamalıdır. - Tüm bunlar için de çalışmak, hayatınızın ana felsefesi sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki kahraman Türk askerinin en büyük özelliği; fedakârlık, azim ve inancının yanı sıra sahip olduğu yüksek disiplin anlayışıdır. Nitekim muzaffer ordumuz; binlerce yıllık şanlı tarihimizden süzülüp gelen ve askerliğin temeli olan kurallardan yani disiplinden ve mutlak itaat anlayışından asla taviz vermeden millî, manevi ve mesleki değerlerimiz doğrultusunda, asil milletimizin güvenine layık bir şekilde görevlerini sürdürmektedir. Bu esaslar doğrultusunda sizlerin de görevlerinizi büyük bir şevk ve heyecanla ve üstün bir disiplinle yerine getirerek Kara Kuvvetlerimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize önemli katkılar sağlayacağınıza yürekten inanıyorum. Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun Değerli Komutanları, Seçkin Öğretim Üyeleri ve Kıymetli Personeli; sizlerin tecrübesi, engin bilgi ve birikimiyle icra edilen eğitim-öğretim faaliyetleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yüksek donanımlı personelin yetişmesi açısından kritik öneme sahiptir. Yoğun gayretleriniz, heyecan ve motivasyonunuz; burada eğitim alan her bir Astsubayımıza, ordumuza en iyi katkıları vermesi ve kendi başarı hikâyesini yazabilmesi bakımından örnek teşkil etmektedir. Bu sorumluluğun bilincinde olarak sizlerin, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da Astsubaylarımızı, en iyi şekilde yetiştirmenizi beklediğimi, özellikle ifade etmek istiyorum. Çabalarınız için her birinize teşekkür ediyorum. Kahraman Astsubaylarımızın Çok Kıymetli Aileleri; en değerli hazineleriniz olan evlatlarınız, büyük bir emekle sürdürdükleri eğitimlerini başarıyla tamamlayarak mezun olmanın gururunu yaşıyorlar. Bu özel ve anlamlı günde, onların mutluluğunu paylaşırken, onlara daima rehber olan siz kıymetli ailelerimizin de bu başarıda büyük bir payı olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Bu vesileyle, tüm annelerimizin ve kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü de bir kez daha içtenlikle kutluyorum. Sevgileri, şefkatleri ve fedakârlıklarıyla hayatı güzelleştiren kadınlarımız, nice yiğit vatan evladını yetiştirerek, nice zorluklara göğüs gerip büyük başarılar elde ederek ülkemize güzide katkılar sunmaktadırlar. Varlıkları ve emekleri için hepsine minnettarız. Sonuç olarak “Türkiye Yüzyılı”nda daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için çalışmalarımızı artan bir şevk ve gayretle sürdürmeye devam edeceğiz. Sözlerime son verirken; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadar ki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, mezun olan kıymetli Astsubaylarımızı başarılarından dolayı bir kez daha kutluyor, gözlerinden öpüyor; değerli misafirlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kahraman Astsubaylarım, yolunuz ve bahtınız açık, bileğiniz kuvvetli, gücünüz daim olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

68,346 views • 1 year ago