Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

el ele tutusup eyuphani mosmor ettiler keyif seviyesi oldukca yogun HAHSHAHAHHQHQ

14,708 görüntüleme • 7 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Önceki gün ajanslara peşpeşe düşen haberler ülkemizde gıda güvenliği konusunun artık ulusal ve toplumsal bir tehdide dönüştüğünü gözler önüne serdi. Ekonominin kötü gidişatıyla artan fiyatlardan daha da önemlisi, dibe vuran ahlak seviyesi üretici, satıcı ve aracı konumundaki sahtekarların nasıl da toplum sağlığına alenen kast ettiğini görmemize vesile oluyor. Bu kapsamda ilk haber önceki gün Elazığ’dan geldi. Van’dan Elazığ’a giden bir kamyonu durduran İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin piyasa değeri 3 milyon lirayı aşan 5 ton 880 kilogram kaçak et ele geçirdiği duyuruldu. Aynı gün Mersin’den İzmir’e gitmekte olan ve çevreye ağır koku yayan balık yüklü TIR durdurularak inceleme yapıldığı, bozulduğu anlaşılan balıkların çöp sahasına dökülerek imha edildiği duyuruldu. Yine aynı gün Aydın’dan gelen haberde ise piyasa değeri 2 milyonu aşan satışa hazır 7 bin litre sahte zeytinyağının ele geçirildiği açıklandı. Bitti mi derseniz; Bitmedi! Gaziantep’in Nizip ilçesinde bir depoya baskın yapan İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin piyasa değeri 7,5 milyonu aşan tam 60 bin 885 adet sahte tavuk bulyon ürünü ele geçirdiği de aynı gün açıklandı. Olayla ilgili 5 kişi gözaltına alınırken, ürünlere Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından imha edilmek üzere el konulduğu duyuruldu. Yaşanan bu olaylar gıdadaki sahtekarlığın boyutlarını ve sağlığımıza kast eden ahlaksızların gelebileceği noktayı da gözler önüne seriyor. Bu kapsamda yakalanan bu sahtekarların caydırıcı cezalara çarptırılması ve gıda güvenliğinin sağlanması büyük önem taşıyor.

Gıda Dedektifi

95,246 görüntüleme • 1 yıl önce

Mısırlıların eleştirel Kuran okumaları devam ediyor. Sayıları giderek artan alternatif yorumlar var. Metin tenkidi de ilerliyor. Ayetlerde hata bulan yeni yaklaşımlar ilginç elbette. Mesela Nisa 24'te cariye yapılmış evli kadınları helal kılan ayet gibi. Nisa 24'teki "cariyeleriniz hariç, evli kadınlar size haram kılındı" cümlesinden, cariye yapılmış evli kadınların da helal olduğu sonucu çıkarılmış. Olayın Evtas savaşıyla ilgili olduğunu belirtiyor tefsirler. Önce Mısırlı araştırmacının yorumunu aktaracağım. Ardından Sahihu Müslim'den konuyla ilgili rivayetleri vereceğim. Mısırlı araştırmacı eleştirel yorumuyla ayeti şöyle değerlendirmiş: Peygamber, kafirlerden bir grupla savaş halindeydi. Nerede? Taif ve çevresinde. Mekke'ye yaklaşık 150 km mesafede bir yer. Savaşırken, düşmanlardan bir kısmı Taif yakınlarındaki Evtas denilen bir yere kaçtı. Oraya saklandılar. Bunun üzerine Peygamber, Ebu Amir el-Eş'ari liderliğinde bir sahabe birliğini onların üzerine gönderdi. Zafer kazandılar. Ebu Amir el-Eş'ari ve komutasındaki birlik orayı ele geçirdi ve galip geldi. Peygamber de olaya bizzat katılmak için oraya gitti. Kazandıklarında erkekleri esir aldılar. Kadınlarla da her zamanki gibi birlikte olmaya başlayacaklardı. Çünkü kadınlar artık cariye olmuştu. Ancak Evtas cariyeleriyle ilgili şöyle bir durum vardı: Bu insanlar, Müslümanların yaşadığı yerlere nispeten yakındı. Bu yüzden birbirlerini tanıyorlardı. Erkekleri ve kadınları önceden tanıyorlardı. Sahabeler bu kadınlarla birlikte olmaktan utandılar, çekindiler. Dediler ki: "Ben bu adamı tanıyorum, bu kadınla evliydi. Şimdi kalkıp adamın karısının üzerine mi atlayacağım? Din bana bunu helal kılsa da utanıyorum." Peygamber'in görüşüne başvurdular: "Ey Allah'ın Elçisi, biz bu insanları tanıyoruz. Bu adam bu kadınla evliydi. Şimdi ben bu kadınla birlikte olabilir miyim?" Bunun üzerine bu sorunu çözmek için özel bir ayet indirildi: "Cariyeleriniz hariç, evli kadınlar size haram kılındı" (Nisa 24). Yani anlamı şu: Cariyeler hariç evli kadınlarla birlikte olamazsınız. Hak ettiğiniz kişi esir/cariye olmalıdır. Evli olsalar bile, kocaları hayatta olsa bile, kocalarını tanıyor olsanız bile sorun değil! Allah özel ayet indirdi! Bu ayetle ve Peygamberin emriyle sahabeler o kadınların mahremiyetini kendilerine helal kıldılar; onlarla yattılar, birlikte oldular... Hepsi Allah'ın emriyle! Helal, helal, helal! İşte bu bize gösteriyor ki çocuklar; Peygamber, Allah ve sahabeler ne kadar iyi, merhametli, iyiliği seven ve yeryüzüne adalet ile barışı yaymak isteyen insanlardı! Ve tabii bu süreçte biraz da spermlerini saçmalarında bir sakınca yoktu. 📌 Aşağıda Arapça orijinalini verdiğim konuyla ilgili Müslim hadisi -versiyonlarıyla- şöyle: 1) Ebu Saîd el-Hudrî anlatıyor: Resûlullah, Huneyn günü Evtas’a bir ordu gönderdi. Düşmanla karşılaşıp savaştılar ve onlara galip gelerek esirler aldılar. Resûlullah’ın ashabından bazı kimseler, bu kadınların müşrik kocaları olduğu için onlarla birlikte olmaktan çekindiler. Bunun üzerine Allah bu konuda şu ayeti indirdi: "Evli kadınlar da (size haram kılındı); ancak cariyeler müstesna..." Yani, iddet süreleri (bekleme süreleri) bittiğinde onlar size helaldir. 2) Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Büşşâr rivayet ettiler... Ebu Saîd el-Hudrî’den nakledildiğine göre: "Nebi Huneyn günü Evtas’a bir müfreze gönderdi..." Yezid b. Zürey'in hadisiyle aynı anlamdadır. Ancak burada "iddetleri bittiğinde onlar size helaldir" kısmını söylemiş, "onlar size helaldir" ifadesini zikretmemiştir. 3) Yahya b. Habib el-Hârisî rivayet etti... Şa'be, Katâde'den, o da Ebu el-Halil'den, o da Ebu Saîd'den şöyle dediğini rivayet etti: "Evtas günü esirler aldık. Kadınların kocaları vardı ve (onlarla birlikte olmaktan) korkup çekindiler. Bunun üzerine şu ayet indi: 'Evli kadınlar da (size haram kılındı); cariyeleriniz müstesna..." Şerh: * Ayette "muhsanât" ile kastedilen evli kadınlardır. Anlamı şudur: Evli kadınlar başkalarına haramdır, ancak esir alma (seby) yoluyla sahip olduklarınız hariç. Çünkü esir alma ile kafir kocanın nikahı fesholur/düşer. * İddetleri (bekleme süreleri) bittiğinde size helal olurlar. Buradaki iddetten kasıt "istibrâ"dır (rahmin boş olduğunun anlaşılmasıdır). Bu da hamile ise doğum yapmasıyla, hamile değilse bir adet görmesiyle gerçekleşir. Sahih hadislerde geldiği şekliyledir. 🧵 👇

Kenan Camurcu

34,643 görüntüleme • 2 ay önce

Kamuoyunun bildiği ismiyle Süleymancılar -Kendilerinin isimlendirdiği şekliyle Süleymanlılar hakkında ✅Dün Ümraniye’de Süleymancılara ait yurt binasına polis baskını düzenlendiğinde bende kendilerine yakın bir tavuk firmasının alışveriş merkezinde bulunan şubesine gittim ve durumu daha doğrusu cemaat mensuplarının ne düşündüğünü öğrenmeye çalıştım. Gittiğimde firma her zamankinden daha seyrekti sebebini sorduğumda son olaylarda herkesin beklediğini bir kaç güne eski haline geleceğini söylediler. Gittiğim firmaya kayyım atanmıştı. Cemaat mensupları çok konuşmak istemediler. ✅Ankara Millet Bahçesi’nde toplanmaları dahil ulaşabildiğim kişilere son durumu sordum ✅Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 'Süleymancılar' cemaati içindeki 'Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü' olarak adlandırdığı yapıya yönelik olarak başlattığı soruşturma kapsamında 35 kişinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulduğu belirtiliyor ✅Görüştüğüm avukatlar müvekkilleriyle görüştüklerini henüz ifade alma işleminin başlamadığını söylediler. ✅Cemaate mensup çok sayıda insanın Ankara Millet Bahçesi’nde toplandığı, toplanma amacının destek olduğu belirtiliyor. Bu konuda gelmek isteyenlere gelmeyin denilmediğini, sakin bir şekilde tavırlarını göstermelerini istedikleri belirtiliyor ve Alihan Kuriş’in de bu yönde görüş bildirdiği belirtiliyor ✅Bu bağlamda özellikle kendilerinden olmayan kişilerin “Provokasyon” yapma ihtimaline karşı tetikte olduklarını belirterek bu konuda mensuplarını uyardıklarını söylüyorlar. Bu konunun kamuoyu tarafından da bilinmesini istiyorlar ✅Soruşturmanın şuan ifade edildiği gibi gözaltına alınan kişiler üzerinden yürütüldüğünü söz konusu şirketlere kayyım atandığını belirttiler. Cemaate yönelik genel bir soruşturma olmadığını, yurtlar, Kuran Kursları, okullar, bürokrasi ve mensuplarına yönelik toplu bir soruşturma olmadığının altını çiziyorlar. Her ne kadar böyle bir soruşturma olmasa bile bunu cemaati parçalamaya yönelik bir adım olarak baktıklarını söylüyorlar ✅“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde “Alihan Kuriş Suç Örgütü”ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul’un Ümraniye ilçesindeki bir adreste örgüt ve soruşturmayla bağlantılı bazı evrakların imha edildiği yönünde ihbar alınması üzerine arama kararı verildi. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince adreste gerçekleştirilen aramada, ihbarın doğru olduğu tespit edilirken, imha edilmek amacıyla parçalandığı belirlenen evraklara da el konulduğu öğrenildi.” ✅Dün basına yansıyan görüntüleri ve baskını sorduğumda bunların ihbar neticesinde gerçekleştiğini buna benzer ihbarların Göngüren başta olmak üzere bir kaç yurt içinde olduğunu ifade ettiler ✅Dün Fatih Süleyman Denizolgun’un kursa gelmeye çalıştığını ifade ettiler. Bu iddia üzerine Fatih Süleyman Denizolgun ise bu iddiaları yalanlayarak sosyal medyada şunları paylaştı: “Dün maksatlı olarak, asılsız ve yalan haber olarak bazı kripto hesaplar üzerinden servis edilen; "Fatih Süleyman Denizolgunun, cuma günü Ümraniye Merkez Kursumuzu ele geçirmeye çalıştığım yönündeki yalan iddialar, cebren Cumayı kıldırmaya yönelik girişimlerde bulunduğum yönündeki iftiralar...., akabinde çevik kuvvetin olaya müdahale ettiğiyle ilgili algı kaydırma yönündeki basit kurnazlıklarla" ilgili tüm yazılar butlandır, boştur, asılsızdır.” ✅Cemaatte mevcut yönetimin değişip değişmeyeceği veya çalışmalarının aksayıp aksamayacağıyla ilgili olarak sorduğum soruya, her şeyin eskisi gibi devam edeceğini ifade ediyorlar ✅Gözaltına kişiler içerisinde Afrika ve Asya ve Avrupa kurs sorumlularınında bulunduğunu belirtiyorlar ✅İfade alma işlemleri başladıktan sonra tablonun net olarak ortaya çıkacağını ve 2019 MASAK raporu olduğunu bu rapor neticesinde şirketlerin incelendiğini ve yüklü para cezası aldıklarını bunun yüzde 98’ini mahkeme yoluyla iptal ettiklerini belirtiyorlar ✅Kamuoyuna aktarılan iddialar neticesinde soruşturmanın devam ettiğini ifade işlemlerini beklediklerini söylüyorlar

Nevzat Çiçek

309,709 görüntüleme • 1 ay önce

#Atatürk EFSANE Bir Örgütleme Dehasıydı! Atatürk’ün ölümünden söz etmekten nefret ediyorum. O bizlerde yaşıyor, bunu biliyorum. Bugün ‘O’nu anarken onun en büyük ustalığı olan örgütlenme faaliyetlerinden söz edelim istiyorum. Bence O efsanevi bir örgütlenme ağı kurmuştu ve bu dikkatle incelenmesi gereken konulardan biri… İstanbul’a 1918 Kasım’ında gelmişti ve Mayıs 1919’a kadar 6 ay içinde her kesimden insanlarla ilişki kurmuştu. Rahmetli Metin Aydoğan dostum örgütlenme ağını anlatırken heyecan içinde “Saraydan tut da Sirkeci kayıkçılarına kadar; yurt içinden yurt dışına kadar her yanda doğrudan ya da dolaylı örgütlenmeyi başarmıştı!” diye anlatırdı. Metin Aydoğan’dan özetleyelim: Mustafa Kemal Paşa gizli örgütlenmeyi yaparken üzerinde işgal güçlerinin koyduğu idam cezası vardı. Buna rağmen her kesime her gruba sızıyordu. Yabancı elçiliklerde bile adamları vardı. Gizli faaliyetin ustasıydı. Tüm gizli direniş örgütleriyle ilişkisi vardı. Gizli karakol örgütü de bunların başında geliyordu. Örgüt yöneticileriyle ilişkiyi yaveri Cevat Abbas aracılığıyla sürdürüyordu. İlk yeraltı örgütü olan Karakol’u, diğer yeraltı örgütleri izlemişti. Mesela Müdafaa-i Milliye, (milli müdafaa) Felâh, yani Kurtuluş, Mukavemet’i Bahriye, Denizcilerin Direniş Örgütü ve İmalat’ı Harbiye bunlardan bazılarıydı. İstanbul’daki gizli direniş örgütleri, düşman denetimi altındaki depoları basarak silah ve cephanelere el koyuyordu, Rum ve Ermeni çetelerle çatışıyorlardı. İstihbarat topluyorlardı. Mahallelerde gizli toplantı ve buluşma noktaları oluşturuluyordu. Subaylar kadro oluşturuyordu. İstanbul’da 18 kadın derneği gizli faaliyette bulunuyordu. Attila İlhan “Bu çılgın bir hareket değil bir mucize de değil” derdi. “Bu ustaca tasarlanmış örgütlü bir eylemin doğal sonucuydu!” derdi. İstihbarat toplanıyor, kadro oluşturuluyor, cephane baskınları yapılıyor, para bulunuyor çeşitli yerlere silah depolanıyordu. İstanbul camilerinin pek çoğunun bodrumları, savaş malzeme deposuydu. Mustafa Kemal Atatürk, “Milli Müdafaa Cemiyetini” kurmuştu. Kısa adı “Mim Mim” idi. Örgüt, İstanbul’un Müslüman halkını, Rum ve Ermenilerin saldırılarından korumakla görevlendirilmişti. Mim Mim’in başkanlığına, Çanakkale’de yanında onbaşı olarak savaşan Topkapılı Mehmet Bey’i (Cambaz Mehmet)i getirmişti. Mim Mim, baskınlarla ele geçirdiği 38 bin ton silah, cephane ve donanımı, elinde hiçbir motorlu araç olmamasına karşın; kağnılarla, at, deve ya da katırlarla Ankara’ya taşıdı. O sıra “Ermeni yetimlerin yerleştirilmesi” gerekçesiyle Kuleli Askeri Lisesinden 800 öğrenci, Maçka Kışlasına yerleştirilmişti. Maçka Kışlası cephane doluydu. Öğrenciler Maçka’daki cephaneyi boşaltıp, M.M.’e teslim ettiler. Aynı işi Beylerbeyi Jandarma Okulu öğrencileri de yapmıştı. Yabancıların el koyduğu tüm cephanelere benzer şekilde el kondu. İşgal yönetimi, yalnızca direnişçileri değil, onlara yardım edenleri de ölüm cezasına çarptırıyordu ama direniş yayılarak gelişti. Mahallelerde, okullarda ve fabrikalarda, halk hızla örgütleniyordu. İşçilere dağıtılan bir bildiriden birkaç satır okuyalım: “Bir kısım vicdansız ve şerefsiz devlet adamları, yeşil çuhalı masalarda, bize atalarımızdan miras kalan bu ülkeyi parçalamaya ve bölmeye karar verdiler. Bununla yetinmedikleri gibi ölüm fermanımızı çıkardılar... Üstümüze en menfur kavmi saldırttılar; öyle bir kavim ki, sevgili İzmir’imizi bizden söküp aldı. Şimdi aynısını Türklüğün beşiği Trakya’da yapmaya çalışıyor... Düvel-i muazzama kökümüzü kazımaya karar verdi. Ancak biz Ülkemizin mübarek köşelerini müdafaa etmek için, silahlar elimizde öleceğiz…” Kadın direniş örgütlerine ayrı bir parantez açmak gerekir. İstihbarat onlar olmadan mümkün olamayacaktı. Enver Paşa’nın kız kardeşi Mediha Hanım, Kızılay derneği kadın üyeleriyle beraber Anadolu’yla haberleşmeyi yönetiyordu. Polis şefi Azmi Bey’in eşi, Eski Sadrazamlardan Sait Halim Paşa’nın akrabası Prenses Nimet Muhtar, Avrupa’daki Türk kadınlarını örgütlüyor, Münih’te çalışma yürütüyordu. Topkapılı Ebe Şahende Hanım, Şair Şüküfe Nihal, Nakiye (Elgün) Hanım, işgal İstanbul’unda direnişe katılan, örnek olan kadın önderlerdi. Prenses Mevhibe Celalettin balolara katılıyor, özel konuşmalardan bilgi sızdırıyordu. II. Abdülhamit’in kızı Naime Sultan, V.Murat’ın kızı Fehime Sultan, yeraltı direnişi için bilgi topluyorlardı. Mesela Damat Ferit’in “ayaklanma çıkartmak amacıyla ayrılıkçı Kürt örgütleriyle” İstanbul’da görüşme yaptığını Fehime Sultan bildirmişti. Milli mücadeledeki örgütlenme Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasının en belirgin göstergelerinden biridir ve Türk milletine ders olmalıdır. Çünkü ölümlerden ölüm beğen denilen bir millet, bir dehanın önderliğinde sadece 5 yılda örgütlü bir direnişi gerçekleştirmiş ve kurtuluşun kitabını yazmıştır. Er ya da geç ona layık olacağız! Bu bir zarurettir. Ruhu şad olsun. Banu AVAR 10 Kasım 2022 #Atatürk #10Kasım #MustafaKemalAtatürk

Banu AVAR

116,372 görüntüleme • 2 yıl önce

📢SESLİ ANLATIM: 🚨İNSAN CİNNİ MELEZLERİ NASIL VÜCUT BULUYOR? CİNNİLERİN MUTASYONLARI (YECÜC MECÜC ÇAĞI) İnsan-cinni melezlerinin nasıl vücut bulabildiği hakkında sorular soruluyor. Öncelikle cinnilerle insanların, hatta insanlardan önce cinnilerle cannların, birbirleri ile ilişkileri olabileceğini kabul edelim ➡️Cinniler insanlarla birleşir mi, birlikte olur mu? Evet, olur. Bunu yaşayan insanlar çok iyi biliyorlar ve böyle çok insanla biz görüştük. Cinniler, insanların vücuduna girer, insanların vücudundan faydalanır, insanlarla birlikte olur. ➡️Peki, bunlar nasıl oluyor? ➡️Bir de bu melezlerin nesli, doğumu nasıl oluyor? Cinniler insanların vücudundaki atıkları kullanır, çünkü cinnilerin vücut yapısı bizimki gibi değil. Biz maddenin katı haliyiz ama onlar gaz hali. Gaz hali olunca, bizdeki maddenin de gaz halini kullanarak, bizdeki DNA’ları da kullanarak o gaz halinden çocuk edinebiliyor, doğum yapabiliyorlar. Bu melezler eğer ifritlerden olursa, ifritlerden olan çocuklarda otomatikman o ifritlerin, o babaya, o babanın yaşantısına, her şeyine müdahale etme hakları oluyor -ki bunlarla da çokça karşılaştık-. Madde boyutunda, yani "maddenin katı hali"nden bahsediyoruz; anne ve baba (insan) birleşmelerinde tam birleşme anında cinniler araya karışıp kendi DNA’larından, kendi gaz hallerinden araya girebiliyorlar. Bu ayrı bir şey Kadın doğum yaptığında, çocuğu et beden doğdu, yani insan. Bunun vücudunun içine, DNA’lara girdiğinde bu insanla beraber onlar da içine giriyorlar ve içinde yaşıyorlar. Bir DNA’sından gelen etkiler var, ayrı; bu etkileri kullanarak, kendilerine bir zemin hazırladılar. Bunun üzerine de bir de bu insanın et bedeni oluştu, ruhu geldi ayrı Ayrıca o soydan gelen cinniler, onun içine girerek, ruhunu minimize edip, en düşük hale getirerek ve o bedeni ele geçirerek, çocuğu kendi örf, adet ve isteklerine göre yaşatabiliyorlar. ➡️ Peki, madde boyutuyla direk birleşme oluyor mu? Önce, cinnilerin, teknoloji olarak bizden çok ileri olduklarını bilmemiz lazım. Yani bizim şu andaki en üst seviyemiz bile onlar için çok eski bir teknoloji. 📌ANUNNAKİLER VE "CANN" LAR NEDİR? Cinnilerden bahsederken önce Anunnakiler’den ve "cann"lardan bahsetmek lazım (İLGİLİ PAYLAŞIM: ANUNNAKİLER KİMDİR, GERÇEKTE NEDİR? ) Buradaki yarı insan, yarı hayvan görüntülü ırklar tarihi eserlerin üzerinde yazıtlarda veya piramitlerde var. Bunlar, teknolojiyi öyle noktaya getirmişler ki maddenin gaz halini katı haline, katı halini de gaz haline dönüştürebiliyorlar. Bu gaz halini kendinden alıp, insan bedenine enjekte ederek bunu katı haline dönüştürecek mekanizma insan bedeninin içinde. Bir fabrika gibi düşünün, katı hale dönüştürüp sonra bu bir kadına enjekte edilirse, doğacak olan iki ırkın maddesel olarak birleşmiş hali insan olur. Peki, bu "melez" insan iman edebilir mi? İman etmek için çokça uğraşır fakat cinni tarafı onu öyle bir ele geçirir ki istediği gibi yönlendirir Peki, nasıl ele geçirebilir? O insanlar cinler alemini de olduğu gibi görür, bu âlemi de görür. İki âlemin arasında kalmaktan sıkıntıya düşer Fakat, cinniler boyutundaki teknoloji ve anlatılanlar, oradan gelenler, oradaki yaşayan cinnilerin ve bu dünyada da yaşayanların halini gördükçe, karşı taraf insanı ikna eder. Yani gözlerinde öyle bir mercek, kamera var ki iki boyutu da aynı anda görüyor. Kulaklarında öyle bir yapı var ki iki tarafı da aynı anda duyuyor. Yani tüm her taraftaki sesleri, bağlantıları, alabiliyor ki cinniler bize göre çok hızlıdır. Maddenin gaz hali olduğu ve çok hızlı oldukları için ses, görsel, işitsel iletişim de onlarda hızlı olur ama o özellikleri maddesel insan vücudunun içinde DNA’sına kodladıkları için bu defa o insan, insan olan cinnilerden olabilir Soru: Bu birleşmeden doğan insanların iman etmediğini söylediniz. İman etmeyeceğini söylediniz. ➡️Bugün burada yaşayanlar, iman etmeyen deist, ateist insanların, bu cinlerin birleşmesinden kaynaklanan doğumlardan meydana gelen insanlar olduğunu söyleyebilir miyiz? Şöyle bir ayrım yapıyorlar: Kendi nesillerini, belirli ırklara enjekte ediyorlar. Şöyle düşünün; Bundan beş, sekiz bin yıl önce bunu enjekte ettilerse -ki ettiler-. Nuh tufanına kadar teknoloji de çok yüksek, çok ilerideydi. Bu dönemden sonra da kendilerinden hayatta kalan var Kalan onlar için "safkan" yani et beden olarak kalmış. DNA dahil birçok şeyleri kendilerine uyarlayarak, onlara enjekte ederek nesli devam ettiriyorlar. Her gördüklerine rastgele seçtiklerine değil bu uygulama. Paganlar ve onlara hizmet edenler de zaten buradan gelenler Yani kendilerine seçtikleri özel bir ırk dönüştürdüler. Her insana değil, onlara bunu uyguluyorlar. Her insana cinnilerin münasebeti oluyor mu? Oluyor ama onunla, bunlar farklı şeyler. Underworld diye bir film serisi var. "Lycan" olarak adlandırdıkları, kurt adam olarak görünen bir ırktan bahsediyor ve “safkan” olarak ifade ediliyor. Bu ırk istediği zaman insan kılığında, istediği zaman kurt adam formuna dönüşerek iki tarafın da avantajlarını kullanabiliyor Kendisini hem insanlardan hem diğer bütün yaratılan varlıklardan üstün ırk olarak tanımlamış ve kendisini ırk olarak da başka hiçbir ırkla bozmak istemiyor. Yani böyle bir şey, böyle bir senaryo var bu filmde. Gerçeklik payı olabilir mi diye sorabiliriz. Şöyle, geriye dönüp filmlere bakın, paganların yaptığı bu filmler yaptıklarını anlatıyor ama biz anlayamıyoruz Aradan onlarca yıl geçince bunu anlıyoruz Kurt adam veya benzeri dönüşmüş insanlarla ilgili filmler var değil mi? İşte bunlar, onların o ırktaki değişimleri aslında subliminal anlatıyorlar. Bunlar var ama o kadar özel ve o kadar korumalı ve farklı yerde, farklı şekilde gizlenerek yaşıyorlar ki biz bunları anlayamıyoruz Özellikleri var. Bizden daha fazla görüyorlar, daha hızlılar, beyin yapıları farklı, madde boyutunu farklı inceliyorlar Bir nevi Yecüc Mecücün farklı bir versiyonu gibi ama onların çoğalıp, dağılacağı kadar yeryüzü daha hazır değil. Onlar, yecüc mecüc olarak dağıldıklarında yeryüzündeki oksijen seviyesine kadar -ki oksijen seviyesi en son noktadır-, daha birçok değişimlerin olması gerekiyor ( İLGİLİ ANLATIM: YECÜC VE MECÜC: CİNLER İLE İNSAN IRKININ KARIŞMASI ) Buna klonlama da dahil, gen çalışmaları da dahil. Tüm bu çalışmalar bunları daha fazla çoğaltmak için yapılan hazırlıklardır ama bunları daha başaramadılar. Şimdilik önceki zamanlardaki birleşmelerden olan nesli korumaya çalışarak, devam ediyorlar. Bütün bu filmlerdeki senaryoların temel içeriği DNA boyutunda mutasyonla açıklanıyor. Yani mesela Lycan dedikleri ya da diğer ırklar olarak tanımladıkları safkan ırkları, DNA ölçeğinde başka ırklarla birleştirmişler ve oradaki mutasyonlar üzerinden hareket ediyorlar Bu onların anlatımı ve delili de aynı zamanda. Bu konuları inkâr ettiğinizde o filmler bize bir hayal veya uydurma gelebilir ama kesinlikle yaptıklarını yapmak istediklerini, varacakları sonuçları birleştirerek bunları filmlerle empoze ediyorlar bizlere 2004 yapımı "I Robot" ( ben robot) adlı bir film vardı "İnsanlığın %100 kontrolü" anlamında bu bahsettiklerimizi 20 sene önce ekrana taşımışlardı. Tüm anlatılanlar aynen olacak ve bu günleri 20-30 sene önceden empoze etmeye başladılar ! (İLGİLİ SERİ: GRAPHEN, ÇİPLER VE İNSANLIĞIN KONTROLÜ) Hayal sandığınız şeylerin bir bir gerçekleştiğini gördüğünüz gün; anlamak, tanımak ve savaşmak için çok geç kaldığınız gündür... "İNSAN CİNNİ MELEZLERİ NASIL VÜCUT BULUYOR? CİNNİLERİN MUTASYONLARI" SES KAYDI

Synergy Kendiyas

31,988 görüntüleme • 1 yıl önce

"Rusya’da bir söz vardır: Hangi Rus’u kazısanız, altından mutlaka Tatar çıkar” - Rus Devrimci Vladimir Lenin – 1920 “Araplarda bir söz vardır: Mısırlılar Allah’tan başka kimseden korkmaz, Türkler ondan da korkmaz” - Arap Düşünür Semame İbn-i Eşreş “Dünyada iki bilinmeyen vardır: Biri kutuplar diğeri Türkler” - Fransız Tarihçi Albert Sorel – 1839 “İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir daha meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki; Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler” - Fransa İmparatoru Napoleon Bonaparte – 1801 “Eğer bir Türk devleti olmasaydı mutlaka yaratmak gerekirdi” - Fransa İlk Cumhurbaşkanı Adolph Tiers – 1850 “Dağ başındaki haydutlar olarak isimlendirdiğiniz Mustafa Kemal ve ordusundaki Türkler burada olsalardı teker teker hepsinin heykellerini dikerdik” - Fransa Başbakanı Aristide Briande – 1940 “Türkün yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan, Türkün özünü göstermektir. Bu öz, ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez” - Fransız Ressam Alexandre G. Decamps – 1830 “Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk’ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten zevksiz bir perde gibidir” - Fransız Bilgini Antonie Gelland – 1704 “Irk ve millet olarak Türkler; geniş coğrafyalar ve imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenidir. Sosyal ve örfi faziletleri tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır” - Fransız Yazar Devlet Adamı Lamartine “Bugün Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap, asil ve bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak ne kadar değerli bir bilseniz” - İsveç Kralı Demirbaş Şarl “Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. İşte Türk, bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupanın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı” - Rus Komutan İvan Çarnayev – 1922 “Rusya tarihinde Türklerin olmadığı herhangi bir dönemden söz etmek mümkün değildir, hangi Rus’u kazısanız altından mutlaka Tatar çıkar deyimi, milli kimlikten ziyade tarihi ve kültürel bir gerçekliği ifade ediyor” - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin – 2010 “Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türkün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır” - İskoç Şair Lord Bayron – 1801 “Türkler, devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf üstadlardır” - Avusturyalı Tarihçi Diplomat Joseph von Hammer Purgstall “Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş, kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır” - İngiliz Yazar Lady Mary W. Montagu “Türk’ün ahlâkî seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle yada farazi ahiret tehdidiyle değil, çevrelerinde fenalık görmemek sureti temelinde oluşur” - Danimarka’lı Filozof Thomas Thorsten “Türkler kahramadırlar, dostlarına zarar vermezler. Bu yüce millet tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir” - Çek Bilgini Jon Amos Comenuis – 1630

Arşiv Saka

1,862,714 görüntüleme • 3 yıl önce