正在加载视频...

视频加载失败

Emeli Tümgeneral Cihat Yaycı: "Soru şudur; Durduk yere devlet ve devleti yöneten hükûmet terörü bitirmişken, İçişleri Bakanı çıkıp '52 tane adam kaldı, bunların da ayakkabı numaralarını biliyoruz.' dedikten sonra, terör örgütü elebaşları 'İnimizden başımızı çıkartamıyoruz. Ensemize biniyorlar, hepimizi öldürüyorlar. Mağaralarımıza tıkılıp kaldık.' dediği noktada nereden çıktı bu süreç? Adı...

99,169 次观看 • 8 个月前 •via X (Twitter)

0 条评论

暂无评论

原始帖子的评论将显示在这里

相关视频

🔴Cihat Yaycı : Bu tür bir sürecin benim gibi insanların tasvip edebileceği bir durum olması mümkün değil. 📌 Dünyanın hiçbir yerinde 25 yıldır hapiste tutulan bir mahkûmun siyasi muhatap alınarak, "Gel sen bu işe çözüm getir, hem de gel bizim mecliste konuş" denmesi kabul edilebilir bir şey değildir. 📌 Bu, Türk tarihinde değil, dünya tarihinde de görülmüş bir durum değildir. Bu gerçekten çok acı bir tablodur. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde terörü ve terör örgütünü bitirdiği bir noktadayken neden böyle bir çağrıyı yapma ihtiyacı duymuştur? 📌 Bu, kamuoyuna açıklanması gereken bir durumdur. 📌Dahası, burada ciddi bir tezat daha bulunmaktadır. Bu çağrıyı yapan heyette yer alan kişilerden biri, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden terörle iltisaklı olduğu iddialarıyla görevden alınmış bir isimdir. ❓Peki, böyle bir şahıs, nasıl oluyor da mMecliste kapılarda karşılanıyor? Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşıyor mu? Asıl sorulması gereken soru budur. 📌Ben bu konuları gündeme getirdikçe, özellikle şehit aileleri ve gazilerimizin hissettiklerini dile getirdikçe, PKK'lılar ve bölücüler tarafından tehdit edilip hakarete uğramayı normal karşılıyorum. Ancak beni asıl şaşırtan, milliyetçi olduğunu iddia eden bazı kişilerin bana tehdit ve hakaret etme cüretinde bulunmalarıdır. Bu gerçekten çok enteresan bir durumdur. 📌Geldiğimiz noktada, PKK ile milliyetçi olduğu iddia edilen kişiler bir araya gelmiş görünüyor. ❗️Ancak gerçek bir milliyetçinin böyle bir durum içinde yer alması mümkün değildir. ❗️Gerçek bir milliyetçi, PKK'’lının ya da teröre yardım eden birinin elini sıkmaz. ❗️Bu tür davranışlar, "Terörsüz Türkiye" adı altında kılıf uydurularak meşrulaştırılmaya çalışılsa da, Türk Milletinin vicdanında asla kabul görmez. 📌Türk milletinin değerlerine, Atatürk'ün ilkelerine bağlı vatandaşlar için bu tür davranışlar ne kabul edilebilir, ne de sindirilebilir niteliktedir. ❓Bir milliyetçi, vatanperver bir insan, devletin polisini, askerini, öğretmenini, vatandaşını, hatta bebeğini öldüren bir terör örgütü liderinden mesaj getiren heyeti nasıl kapıda karşılayıp dinler? Bu, akıl, mantık ve vicdanla açıklanamaz. ❗️Milletin vicdanında bu tür davranışların karşılık bulması mümkün değildir. ❗️Siyasetçiler kendi koltuklarında bu tür girişimlere destek bulabilir, ancak Türk Milletinin vicdanında destek bulamazlar. 📌Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terörü bitirmiştir. Terör örgütü liderlerinden Duran Kalkan’ın, “Biz başımızı dışarı çıkaramıyoruz, anında vuruyorlar” şeklindeki sözleri, terör örgütünün ne kadar çaresiz bir durumda olduğunu gözler önüne sermiştir. ❓Ancak ne hikmetse, terör örgütü ne zaman sıkışsa, bir "açılım" ya da "çözüm süreci" başlatılmakta ve neredeyse ölmüş olan terör örgütüne yeniden hayat verilerek güçlenmesine zemin hazırlanmaktadır. ❗️Bu durum artık kabul edilemez ve saklanamaz bir hâl almıştır.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

11,764 次观看 • 1 年前

🔴Cihat Yaycı ; ❗️“Misakı Milli sınırlarına ulaşıyoruz” kandırmacasıyla ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’nin hayata geçirilmesine dair emareler vardır. ❗️Yapılmak istenen şey, 2005 yılında imzalanan sözde KCK sözleşmesinin aynısıdır. ❗️Yani; - Anayasa değişikliği yapılarak; Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamayacağını belirten 42 ve Türk tanımının yapıldığı 66. maddeler kaldırılacak ya da Kürtçe ve Kürt eklenecek. - Anayasadan Türk ifadeleri kaldırılacak⁠ - ⁠Yerel özerklik ihdas olunacak - Sonunda sözde Kürdistan'ın Türkiye’deki parçası ile İran, Irak, Suriye topraklarıyla birleşmesi hedefleniyor.⁠ ❗️Peki Meclisteli siyasi partilerden 42 ve 66’ncı maddelerin değiştirilmesine karşı olduğunu beyan eden var mı? ❗️Bir gazeteci, "Misak-ı Millî'ci oldular" diyor. ❗️Türkiye'ye sunulan ABD projesinde, "Büyük Kürdistan Türkiye'nin himayesinde kurulsun, böylece Türkiye büyüyor görünsün" deniyor. ❗️Irak'ın kuzeyindeki özerk yapı ve Suriye'nin kuzeyindeki terörist özerk bölgelerle birleşilsin, anayasa değişiklikleri yapılsın, federatif yapıya geçilsin, sonra bağımsızlık ilan edilsin. ❗️Türk halkı da "Misak-ı Millî sınırlarına ulaşıldı" diyerek uyutulacak. Zira nihayetinde Türkiye parçalanacak. ❗️PKK terör örgütü kendini lağvetsin, 40.000 kişinin katili İmralı’daki terörist başı gelsin Meclise çağrı yapsın ve “umut hakkı” verilerek affedilsin demek de ne demek? ❗️Türkiye'de hukuk yok mu, kanun yok mu? Siyasiler ne zamandan beri istediklerini affedebiliyorlar? ❗️Bu tür pazarlıklar dünya tarihine rezalet olarak geçer. ❗️Muhatap alınan Katil Öcalan, şımarıkça hapisten şart koşuyor; bir garantör bir devlet talep ediyor ve bu devletin Amerika olması gerektiğini belirtiyor. Anayasa’da değişiklik istiyor. Bu durum Türkiye için çok alçaltıcıdır. ❗️Öte yandan, PKK 2002'de kendini lağvetmişti, ama isim değiştirerek "KADEK" oldu, sonra "Kongra Gel-KCK" oldu. Sürekli isim değiştirerek devam ettiler. Bu yüzden PKK’nın terör listesinde kalması için büyük gayret sarf ettik. ❗️Şu an PKK Türkiye'de ve yurt dışında eylem yapamaz hale geldi, iktidar bu konuda başarı sağladı ve biz de memnunuz. Devletin otoritesini sağladığı için teşekkür ediyoruz. ❗️Ancak, PKK’yi yeniden gündeme getirme çabası nereden çıktı? ❗️PKK uluslararası bir terör örgütü olarak tanınıyor; Avrupa Birliği, NATO ve diğer devletler tarafından bu listeye dahil edilmiş durumda. Ancak, YPG terör listesinde değil. ❗️PKK'nın genç kadroları Suriye’de yapılandı ve YPG adını aldı. İsim değişiklikleriyle terör örgütü listelerinden çıkıyorlar, başka bir terör örgütü kuruluyor ve onu terör örgütü olarak tanıtmak zorlaşıyor. ❗️Türkiye YPG'yi terör örgütü olarak tanıyor ama Suriye’ye yönelik bir kara harekâtı yapamıyor çünkü YPG, Amerika'nın müttefiki ve terör örgütü listesinde değil. ❗️Suriye’de terör örgütü YPG'ye yönelik hava harekâtı dahi yapamıyoruz çünkü Rusya ve Amerika buna izin vermiyor. Bu sebeple Suriye’ye sınırlarımız içinden top ve SİHA atışlarıyla sınırlı kalıyoruz. ❗️Amerika ve Rusya YPG’yi koruyor ve terör listesine almıyor. Bu yüzden artık sınır ötesi harekât yapmamız da iyice zorlaştı. 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

56,558 次观看 • 1 年前

🔴Cihat Yaycı : Ben bunu gerçekten, binlerce yıllık Türk devlet tarihinde ilk defa yaşanan bir olay olarak görüyorum. Devlete başkaldırmış, devlete isyan etmiş, 55.600 kişinin katledilmesi emrini vermiş birinden bahsediyoruz. Onun verdiği emirler ve kurduğu örgüt neticesinde 55.600 vatandaşımız şu veya bu şekilde hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra, bu caninin kurduğu örgütle mücadele için trilyonlarca dolar harcandı. 📌Bu örgüt tamamen Siyonist bir örgüttür, bunu çok net bir şekilde ifade etmek gerekir. Bugün PKK, bu caninin ve terörist elebaşının kurduğu bir Siyonist örgüttür. Bunu yalnızca laf olsun diye söylemiyorum. Yurt dışında gerçekleştirdikleri tüm mitinglerde bu örgütün İsrail bayrağı bulunuyor. Daha dün İsrail Başbakanı Netanyahu, Güney Suriye’de bir Dürzi-Kürt otonom yönetimi kuracaklarını ve burayı kendi kontrollerine alacaklarını açıkladı. Suriye'nin güneyinin askerden arındırılarak kendilerine teslim edilmesi gerektiğini, bunun garantörünün de İsrail olacağını belirtti. 📌Bu açıklamalar gösteriyor ki, sözde "Büyük Kürdistan Projesi" aslında "Büyük İsrail Projesi"nin bir parçasıdır. Halkımızın bu gerçeği çok iyi bilmesi gerekiyor. Bu örgütün dinle, imanla hiçbir ilgisi yoktur. Marksist-Leninist ideolojiye sahip bir yapılanmadır. Ne Kur’an’la, ne Müslümanlıkla, ne de başka bir inançla alakası vardır. Tamamen Siyonizme hizmet eden, İslam düşmanı, Türk düşmanı, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ve Osmanlı Devleti’ne de geçmişte düşmanlık etmiş bir yapıdır. 📌Osmanlı’nın son 150 yılında, sözde "Kürt isyanları" adı altında bu tür kalkışmalar zaten vardı. Amaç, devleti bölmekti. 250 yıldır, adı Osmanlı olsun ya da Türkiye Cumhuriyeti olsun, bu toprakları parçalamak için aynı oyunlar oynanıyor. Önceki dönemlerde bu örgütlerin yerinde şeyhler, şıhlar, eşkiyalar ve çeşitli unsurlar vardı. Bunlar, İngiliz ve Siyonist oyunlarının bir parçasıydı. Osmanlı’nın parçalanmasını istediler ki İsrail devleti kurulabilsin, Türkiye Cumhuriyeti parçalanabilsin ki "Büyük İsrail" hayali gerçekleştirilebilsin. Olayın özü budur. 📌Türkiye Cumhuriyeti, bu süreçte binlerce can verdi, kan döktü, trilyonlarca para harcadı. Ancak tüm bunlara rağmen terörle mücadelede büyük bir başarı sağladı. ❗️Bugün “terörsüz bir Türkiye” zaten var. O zaman "Terörsüz Türkiye" sloganı ise yanlış bir ifadedir. İktidar, terörü bitirdiğini ifade ederken neden "Terörsüz Türkiye" diye bir slogan kullanılıyor? Eğer terör bitti deniliyorsa, bu söylem kendi kendini inkâr etmektir. 📌Daha dün Malatya’daydım. Ne terör var, ne başka bir şey. Elazığlıyım, Diyarbakır’a gitmek artık sorun değil. Türkiye’nin her yerinde devlet otoritesi tam anlamıyla sağlanmış durumda. Peki, bu durumda 26 yıldır hapiste tutulan, millet düşmanı, devlet düşmanı ve Siyonist örgüt lideri olan birine neden hala bir anlam atfediliyor? Onunla neden görüşmeler yapılıyor? 📌Bugün onun için Van ve Diyarbakır’da dev ekranlar kurulacağı, paylaşımlar yapılacağı söyleniyor. Bu çok üzücü bir durumdur. Gerçekten akıl tutulması yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör örgütü liderine muhtaç olur mu? Ondan medet umulur mu? 📌Dem Parti gibi yapılar, Türkiye’de ayrıştırıcı bir dil kullanıyor. Mesela "Amed" gibi ifadelerle Diyarbakır’ın adını değiştirme çabasına giriyorlar. Osmanlı döneminde bile buranın adı Diyarbakır’dı, bugün de Diyarbakır’dır. "Amed" nereden çıktı? 📌Daha da vahimi, bu terörist elebaşına "Sayın" denilmesi, onun sözlerinin "Asrın Çağrısı" olarak lanse edilmesi. Türk milleti bunu nasıl kabul edebilir? Şehitlerimizin aileleri, gazilerimiz bunu nasıl kabul edebilir? Türk tarihi bunu nasıl kabul edebilir? 📌Bu, devletin tarihinde hiç olmadığı kadar küçük düşürüldüğü bir durumdur. Osmanlı Devleti bile bu kadar küçük düşürülmemiştir. Bir milletin bağımsızlığı, şehitlerinin kanıyla ve gazilerinin fedakarlıklarıyla korunur. Ancak bugün, bu kadar mücadele verilmiş bir konuda yapılanlar, milletimizin ve devletimizin onurunu zedelemektedir. 📌Yayının tamamının linki aşağıdadır; 👇👇👇

TÜRK DEGS / TURK MAGS

288,655 次观看 • 1 年前

Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir? PKK’nın Kandil’deki en önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat: “Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş. Şimdi kimileri bunu duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı bilir ve önemserim. Öncelikle vurgulayalım; onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor. /// Verdiği mesajları ve süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve önemini kısaca anlatayım: “O Apo’nun Kandil’deki Yankısıdır.” Bese Hozat terör örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen, söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin, örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle 3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır. Açıklamaları, örgütün özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması, şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş sözüdür. Söylevleri ne kadar ciddiye alınmalıdır? Kısa ve net bir yanıt vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil, örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır. /// Peki sözlerinin anlamı nedir? Siz benim buna terör örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. Bese Hozat’ın ağzından çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni kabul’ üretir. Açalım: • Bu cümle/açıklama terör örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel bir meydan okumadır. • Bu söz, terör örgütünün 40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan etme teşebbüsü. • “Suç işlemedik” demek, aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği, kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları, çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır. Bu cümlenin alt anlamı şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır. • “Af istemiyoruz” demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek; “Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen değilsin” demeye getiriyor. • Bunlar sanki bir terör örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir. • PKK, bu söylemle artık suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”, “Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir. • Bu, Türkiye’yi hukuki düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır. Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır. Unutulmasın: Bese Hozat, bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir. Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar. Bu cümleler terör örgütü PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme operasyonudur. “Suç yok” demek şu anlama gelir: • Köy basmak suç değil. • Çocukları öldürmek suç değil. • Öğretmenleri katletmek, bayrak direklerine asmak suç değil. • Bebekleri, ana karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil. • Mayın/EYP döşemek suç değil. • Masum askerleri, polisleri arkadan vurmak suç değil. • Vatanı için terörle mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil. • Meskûn mahallerde hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil. • Gençleri, çocukları kandırıp dağa çıkartmak suç değil. • Siyasi suikastlar suç değil. • Pusu, sabotaj, kundaklama, yakma, infaz suç değil. • Orman yakma; jeosit, ekosit suç değil. Topuklu terörist Bese Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya çalışmaktır. Bununla; • Devletin ceza hukukunu boşa düşürmeyi hedefliyorlar. • Devletin, örgüt üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar. • Terörü siyasal alana taşıma çabasındalar. • “Suç değilse, terör yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar. Bu söylem, Türkiye’yi terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur: • Terörü “çatışma”ya çevirmek, • PKK’yı “örgüt”ten “taraf”a taşımak, • Devleti tek meşru otorite olmaktan çıkarmak, • Yeni süreç dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak. Bu cümle, geleceğin masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte, silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine karşılık gelir. Peki bu söylem Türkiye’de neden boşluk buluyor? Çünkü: • Bazı kesimler hâlâ örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor. • Bazı medya yapılarına sızılmış durumda. • Bazı aktörler siyasal çıkar için örgüt söylemine alan açıyor. • Bazı uluslararası odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor. • Bazı akademik çevreler batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor. İşte bu yüzden Bese Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel taşıyor. Terör örgütünün lider kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor: • “Bu kez af değil; eşit statü istiyoruz.” • “Bu kez suçtan pazarlık değil; statüden pazarlık yapacağız.” Bu, bir müzakere arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar: “Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal çözüm.” Terörist elebaşı topuklu terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK; • Devletin meşruiyet sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya, • Toplumsal algı akışını manipüle etmeye çalışıyor. Yani bu bir açıklama değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla bütünleşme istiyorlar. Örneğin “Güneydoğu bizim, Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır. Kafalarında güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak var. • Bitmez, ardı kesilmez talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var. • Bu arsız ve pervasız söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir. Bese Hozat’ın söylediği söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz. Son sözüm: Terör bitmeli midir? Evet, kesinlikle evet. Türk Devleti ve Ordusunun dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran arsız talepleri değil. Örgüt kaybettiği bir mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından, vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir. Böylece af dilemelidir. O zaman --- ve sadece o zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir. Kanı akan biri olarak, milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı, gerçekçi çıkış budur. Gerisi karanlıktır. Saygılarımla 30 Kasım 2025

Abdullah Ağar

1,493,561 次观看 • 8 个月前

Özgür bey, genel başkan yardımcınızın çirkin üslubunu eleştirecek yerde benimsediğinizi, Zafer Partisi’ne “siyasi yankesici” dediğinizi görüyorum. CHP’nin fedakar, vatansever seçmenini cebinizde bozuk para olarak gördüğünüz için şimdi bu seçmenin Zafer Partisi’ne sempati ile bakmasından ötürü gerilmiş olacaksınız. Ben Bahçeli’nin size en ağır hakaretleri ettikten sonra yanınıza gelip “siyaseten dedim” demesi üzerine sizin verdiğiniz türden bir tepkiyi EMİN olun size karşılaşınca vermeyeceğim. İlk karşılaşmamızda cevabımı yüzünüze gereken şekilde vereceğim. Sayın Özel, "Kürtler ve Aleviler kendini eşit yurttaş hissedene kadar mücadele edeceğiz" dediniz. Özgür bey kelimesi kelimesine "Devlet Bey el yükseltti. El yükseltiyorum Devlet Bey, ben de Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerini ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olmayı teklif ediyorum" dediniz. Sonra eleştiriler karşısında ezilince "Siyasi Yankesicilik" diye çemkirip duruyorsunuz. Özgür bey, siyaset konusunda temel bilgi noksanlarınız var. Bakın Özgür bey, önce Anayasa 66'ncı maddeyi okuyup "Türk Vatandaşlığı" tanımıyla eğitime başlamalısınız. Çünkü "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." Bu tanımda etnik köken veya inanç ya da mezhep gruplarına atıf yoktur. Özgür bey anlıyor musunuz, devlet yapımız ve siyaset etnik/mezhep yapılarına göre yapılmaz! Yapmaya kalkarsanız, bölücü alanda yer alır ve Türkiye Cumhuriyetine büyük kötülük etmiş olursunuz. Bu konuda ısrarcı olursanız memleketi "Lübnan" veya "Yugoslavya" modeline sürüklersiniz. Bu model "iç savaş" ile bölünme demektir. Özgür bey, Atatürk Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti devletini vermedi mi de siz “Ben vereceğim” diyorsunuz. Atatürk, bütün yurttaşlarımızı devletin sahibi yapmadı mı ki, siz yapacağım diyorsunuz? Özgür bey, gerçekçi olun, siz ancak eczane kurabilirsiniz, devlet değil. Ve kimin devletini kime veriyorsunuz? Bugün yaşanan PKK terörü, Şeyh Sait ve Seyit Rıza terörünün devamıdır. Siz Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete karşı ayaklananları bile vatan haini kabul etmeyen bir siyasetçisiniz. Ve şimdi Öcalan’ın istediklerini (bana Kürtlerin istedikleri demeyin sakın) vererek Türkiye Cumhuriyetini “Kürtlerin de devleti” yapabileceğinizi düşünüyorsunuz. Özgür bey, bir yanda PKK gibi siyasi kürtçü bir terör örgütü, diğer yanda başta FETÖ olmak üzere Siyasal İslamcı terör örgütleri ulusal güvenlik için beka sorunu oluştururken, siz de etnikçi/mezhepçi anlayış ile bunu desteklerseniz, ana Muhalefet partisi olarak, terör yan yana konumlanır, beka sorununa ortak olursunuz. Hele İsrail-Gazze çatışması bölgesel bir savaşa evrilirken ve Türkiye için riskler oluşurken, siyasetin daha bilinçli ve dikkatli olması, küçük siyasi hesaplarla ulusal güvenliği riske etmemesi gerekmektedir. Özgür bey, şunu da öğrenmenizde fayda var: Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşında, etnik/mezhepçi kökenli iç ayaklanmalara karşı milletin hukukunu milletin askeri ile ve silahla korudu. ABD Mandacıları ya da İngiliz Muhipleri ile Açılım yapmaya kalkmadı! -Şimdi siz el yükseltip, Açılım gayretlerine ortak olup, bir etnik/mezhep grubuna hangi devleti vaat ediyorsunuz? Hangi hak ve yetkiyle böyle bir çağrı yapabiliyorsunuz? -Şimdi siz Atatürk'ün görmediği neyi gördünüz ki, açılıma koşar adım katılıp el yükselttiniz! -Özgür bey, mevcut anayasada olmayan hangi hakları veya ayrıcalıkları vaat ediyorsunuz ki, etnik/mezhep gurupları kendini daha eşit hissedecek! -Özgür bey, siyaset bir devlet hizmetidir. Siyaset devlet ciddiyeti ve devlet terbiyesi ile yapılır. Devlet işleri öyle mikrofonu görünce heyecana kapılıp, motivasyon için, "devlet vaat ederek" ya da gayri ciddi bir tavırla "el yükseltiyorum" diyerek yapılmaz. Son olarak, haylaz yardımcınız Zafer Partisi AKP’ye çalışıyor demiş. AKP’ye sizin nasıl görev dağılımı yaparak çalıştığınızı milletvekiliniz anlatmış. Zafer Partisi Özgür Özel CHP 🇹🇷

Ümit Özdağ

410,221 次观看 • 1 年前

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada terörist başı Öcalan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuşup DEM grubuna seslenmesi gerektiğini söylemiştir. Devlet Bahçeli'nin bu çağrısı Recep Tayyip Erdoğan ve Özgür Özel tarafından da desteklenmiştir. Bu çağrıya çözülme ortakları DEM, CHP, AKP'nin açık desteğinin olduğunu görüyoruz. Artık Türkiye'de Cumhur İttifakı ve CHP'den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM'le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan'ın el ele yürüdüklerini görüyoruz. Devlet Bahçeli'nin ‘terörist başı Öcalan TBMM'de DEM grubuna konuşsun’ ifadesi tam bir siyasal cinnettir. Devlet Bahçeli belli ki terör örgütünü hiç tanımamış. Terör örgütünün sözde başkanlık konseyi yapmış olduğu edepsiz açıklamada, ‘Savaşa biz karar veririz’ mealinde açıklamalar yaptı. Terör örgütünde terörist başı Öcalan'ın artık fiili bir otoritesi yok. Ancak kurucu olmasından kaynaklanan simgesel bir otoritesi var. Öcalan'ın ne demesini bekliyorsunuz? ‘Hadi silahlarınızı gömün, barış yapalım.’ Böyle mi demesini istiyorsunuz? Siz önce Türk milletine itiraf edin. Öcalan'a bu konuşmayı yapması için ne verdiniz? Özgür Özel, ‘El yükseltiyorum. Devlet Bey, Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Tam olarak kendilerine ait hissetmeyen bütün Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum’ diyor. Erdoğan'a, Bahçeli'ye, Özel'e soruyorum; Öcalan'a Türk Milletine ait olan neyi teklif ediyorsunuz? Neyi vermeye karar verdiniz? Türkiye'nin bir bölgesinin Kürdistan olmasına mı karar verdiniz? Devletin resmi dilini değiştirmeye mi karar verdiniz? Federal bir Türkiye kurmaya mı karar verdiniz? Güneydoğu'da, Doğu Anadolu'da özel bir Kürdistan kurmaya mı karar verdiniz? Öcalan size ne karşılığında ne veriyor? Bunu Türk Milletine açıklamak zorundasınız. Bu iş öyle Meclis’te yapılacak konuşmalarla halledilecek bir iş değil. Öcalan'a hangi tavizleri verdiniz? Öcalan, Suriye PKK'sı PYD'nin 140 bin kişiden oluşan yapısını dağıtacak mı? Yoksa Öcalan'a sadece Türkiye'de değil Suriye'de de mi devlet kurma izni veriyorsunuz? Öcalan'ın terör örgütünü lağvetme gücü yoktur. İlginç olan çözüm süreci faciasını bu ülkeye yaşatan AKP'nin DEM ve ardılı partilerin ve terör örgütünün aklına bile gelmeyen terörist başını Meclis’te konuşturması teklifi Türk Milliyetçiliğini temsil iddiasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelmiştir. Terörist başı Öcalan'a olmayan payeler sunmak Devlet Bahçeli'ye düşmez. Devlet Bahçeli'nin bu ifadelerinden dolayı ortaya haklı bir infial çıkmıştır. Vatanseverler, Türk Milliyetçileri derin bir hayal kırıklığı içerisindedirler. Şehitlerimiz, Gazilerimiz kendilerine hakarete uğramış hissetmektedirler. Devlet acziyet içine sokulmuştur. Türk Devleti'nin terörü durdurmak için terörist başının desteğine ihtiyacı yoktur. Bahçeli'nin bu ifadeleri, Erdoğan'ın destek açıklamaları, Özgür Özel'in destek açıklamaları terör örgütü ile can siperane mücadele eden kahraman ordumuzu, kahraman jandarmamızı ve kahraman polisimizi demoralize etmektedir. ‘Biz ne uğruna şehit oluyoruz’ sorusunu sormalarına neden olmaktadır. Türk ordusunun ve polisinin en seçkin evlatlarından 793 tanesi, jandarma ve polis özel harekat mensupları Hendek Çatışmalarında şehit düşmüşlerdi. Binlerce yaralımız vardı. Sizin siyasette yaptığınız hataların bedelini onlar aziz kanlarıyla düzeltmeye çalıştılar. Ülkemiz terörle mücadele bulunduğu konumdan daha geriye düşürülmeye çalışılmaktadır. Bahçeli böyle bir sürece alet olmaktadır. Bahçeli'nin terörist başını Meclis’te konuşturma fikri kendisine mi aittir? Yoksa yerli ve milliliği elden bırakmayan AKP tarafından mı kendisine söyletilmiştir? Bahçeli bir süre önce ‘Çok şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez’ demişti. Sayın Bahçeli Türkiye'yi değiştirmeye karar vermişsiniz anlaşılan. Nereye kadar değiştireceksiniz? Öcalan'a neler vereceksiniz? Türk halkına, Türk Milletine ait olan neleri Öcalan’a devretmeye karar verdiniz? Bahçeli bunu kimin söylettiğini Türk Milletine açıklamak zorundadır. Kendi fikri midir yoksa Erdoğan böyle söylediği için mi söylemiştir? Biz, Zafer Partisi olarak bu çağrıya verilen desteklere hiç şaşırmadık. Çünkü bu çağrının sahibi Bahçeli, zamanında ortağı olduğu koalisyon hükümetini bozdu ve erken seçimle AKP'yi iktidara taşıdı. Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olabilmesi için Meclis oturumuna katıldı, ön ayak oldu. Parlamenter sistemden tek adam rejimine geçişin ve sonrasındaki çöküşün mimarlarından birisi oldu. Ne zaman sıkışsa AKP'nin stepnesi olduğu, koltuk değneği olduğu, destek olduğu ayakta kalmasını sağladı. Şimdi de görüyoruz ki Bahçeli, Öcalan'a koltuk değneği olmaya karar vermiş. Terörist başını Meclis’e çağırmak sadece kahraman gazilerimiz ve aziz şehitlerimize değil, büyük Türk Milletine Gazi Meclisimize ve Cumhuriyetimize hakarettir. Bu hakareti yapan kişi Devlet Bahçeli'dir. Şimdi tekrar soruyorum; Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörist Öcalan Meclis’te konuşursa terörün bitmeyeceğini, sona ermeyeceğini bilmez mi? Bahçeli, Erdoğan, Özel, terörün arkasında Batılı emperyalist güçler olduğunu ve onların Türkiye Sevr koşullarına gelmedikçe, terörü vekil güç olarak kullanmaya devam edeceğini kestiremez mi? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, PKK'yı Öcalan'ın yönettiğini mi zannediyorlar? Bahçeli, Erdoğan ve Özel, terör örgütü alanda yenilip silah bırakmaya zorlanmadıkça kendiliğinden silah bırakmayacağını bilmez mi? 10 yıl önceki çözüm sürecinin memlekete ne ağır maliyetler ödettiğini bilmezler mi? Dün lideri ölen FETÖ terör örgütü Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalamıştı. Çok aşağılık bir eylemdi bu bombalama eylemi. Bir başka ülkenin ordusu bile bizim parlamentomuzu bombalamaz, bizim ordumuz da başka bir ülkenin parlamentosunu bombalamaz. Ama terör örgütü FETÖ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni Gazi Meclisimizi bombalatmıştı. Şimdi Bahçeli, Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin içine sokup vicdanını, manevi şahsiyetini meclisin bombalatmaya hazırlanıyor. Bahçeli Türkiye'de bozulma, çözülme ve çöküşlerin daimi işaret fişeği olarak kullanıldı. Bahçeli attığı siyasi adımlarla AKP'yi bu milletin başına musallat etti, tek adam sistemiyle parlamenter demokrasiyi değiştirdi ve şimdi Öcalan ve DEM'le işbirliği yaparak kalanı da yok etmek istiyor. Bahçeli'nin yolu yıkım yoludur. Onunla olan veya destek verenler de bu yıkıma ortaktırlar. Şimdi buradan Milliyetçi Hareket Partisi'ne gönül vermiş bütün kardeşlerime seslenmek istiyorum. Lider bildiğiniz kişinin terör seviciliği yapması sizi kızdırıyorsa, parti içindeki emeklerinizin değişik klikler tarafından keyfi menfaatlerine kurban edilmesinden bıktıysanız, sizleri Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkeleri ve Alparslan Türkeş’in ülküleri doğrultusunda vatan uğruna mücadele etmeye ve terörün karşısında duran, dimdik duran Zafer Partisi’ne gelmeye davet ediyorum. Gün, devletimiz, milletimiz ve bayrağımız için mücadele günüdür. Sizlere düşen bu kutlu mücadele de bizi yalnız bırakmamanız, yanımızda olmanızdır. Bu vesileyle sevgili Cumhuriyet Halk Partililere de seslenmek istiyorum. Gerçek Atatürkçülere seslenmek istiyorum; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu devleti Öcalan'a vermeyi teklif eden Özgür Özel'in arkasından gitmeyin. Atatürk'ün kurduğu genç Cumhuriyete ihanet eden bir başka terörist başı Şeyh Said'e vatan haini diyemeyen adamlar Atatürkçü olamazlar, Atatürk'ün partisine genel başkanlık edemezler. Onun için bütün gerçek Atatürkçü Cumhuriyet Halk Partilileri Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Sevgili AK Partililere de seslenmek istiyorum; sevgili vatansever, AKP'li kardeşlerim: PKK ile ilk müzakere sürecinde Dolmabahçe'de ulaşılan ve halka duyurulan mutabakat terörle mutabakat sürecini Haziran 2015 seçimlerinde siz oylarınızla sandığa gömerek durdurdunuz. Erdoğan'ı siz iktidardan düşürdünüz. ‘Allah devlete ve millete zeval vermesin’ diyorsunuz. Evet, Allah devlete ve millete zeval vermesin Cumhur İttifakı ve CHP şimdi devlete ve millete zeval vermeye hazırlanıyorlar. Buna izin vermeyelim sevgili kardeşlerim. Bütün vatansever AK Partilileri de Zafer Partisi'nin çatısının altına davet ediyorum. Devletimize ve milletimize zeval gelmesini birlikte engelleyelim diyorum. Biz Zafer Partisi olarak, Atatürk'ün bize emanet olan Cumhuriyeti ve devletimizi, kurucu ilkeler ve değerler ışığında ve hukuk devleti esaslarına göre korumaya oluşan tehditleri milletimize anlatmaya ve bunlara kararlılıkla karşı koymaya devam edeceğiz. Bu rezil gidişe Yunanistan'ın önünde diz çökerek Doğu Akdeniz ve Ege'de verilecek tavizlere, Kıbrıs'ta verilecek tavizlere karşı çıkıyoruz. Biz bu rezil gidişle terör örgütüne teslim olup Öcalan'a verilen tavizlere karşı çıkıyoruz. Bunun için de artık Türk milletine gitmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Hodri meydan! Siz yanınıza Öcalan’ı alın, biz Türk Milletini alalım. Erken seçimde sandığa gidelim. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Ümit Özdağ

2,269,356 次观看 • 1 年前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın SAHA EXPO 2024 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'ndaki konuşmalarından... ▪ Malumunuz, önceki gün Türk Havacılık ve Uzay Sanayii Şirketi TUSAŞ'ın Kahramankazan’daki yerleşkesine menfur bir terör saldırısı düzenlendi. ▪ Öncelikle, bu kalleş ve alçak terör saldırısında şehit olan kahramanlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Şehitlerimizin acılı ailelerine, sevenlerine ve TUSAŞ’ımızın mensuplarına başsağlığı diliyorum. Şehitlerimizin fedakarlıklarını daima şükranla hatırlayacağız. İnancım ve duam odur ki, milletimiz de şehitlerimizin aziz hatıralarını sonsuza kadar yaşatacaktır. Aynı şekilde saldırıda yaralanan kardeşlerimize de Mevla’dan acil şifalar temenni ediyorum. ▪ Burada öncelikle bir hususun bilinmesini isterim: Her ne kadar şehitlerimiz sebebiyle acımız büyük olsa da, "Türkiye Yüzyılı" ülkümüze kast eden alçaklarla mücadele azmimiz çok daha büyüktür. Bu tarz kalleşliklerle bize geri adım attıracaklarını zannedenlerin tepesine binmeye, inlerini başlarına geçirmeye devam edeceğiz. ▪ Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bekasına yönelik tüm tehditleri kaynağında bertaraf etme gücüne, kapasitesine ve kararlılığına sahiptir. Türkiye, 85 milyon vatandaşının topyekûn kenetlenmesiyle her türlü tuzağı bozacak basirete de hamdolsun ziyadesiyle haizdir. ▪ Şu gerçeği herkes yakında görecektir: Milletimizin huzur ve güvenliğini hedef alan her türlü saldırı akim kalacak, başarısız olacak; en sonunda dönüp kandan beslenen terör baronlarını vuracaktır. ▪ TUSAŞ’taki terör eylemini düzenleyen bölücü terör örgütü üyesi hainlerin ikisi de ölü olarak ele geçirilmiştir. Hava kuvvetlerimiz ve MİT Başkanlığımız, bu alçak saldırıya cevabımızı, Suriye ve Irak’taki terör hedeflerini yok ederek katbekat fazlasıyla vermiş, şehitlerimizin mübarek kanlarını yerde bırakmamıştır. ▪ Savunma sanayii çalışanlarımız da, saldırıdan hemen sonra "Hainlere inat; daha fazla çalışacağız, daha fazla üreteceğiz" diyerek bu milletin nasıl yenilmez bir iradeye, nasıl sarsılmaz bir imana sahip olduğunu göstermişlerdir. ▪ İstiklal Marşımızdaki o asil ruha bir kez daha şahit olduk: Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, "Medeniyet" dediğin tek dişi kalmış canavar? ▪ Evet; teröre meydan okuyan TUSAŞ personelimizin şahsında bu millet; yenilmeyeceğini, yıkılmayacağını, alçakları yurduna asla uğratmayacağını dost-düşman herkese bir kez daha ilan etmiştir. ▪ Bakınız, burada şu gerçeğin altını önemle çiziyorum: Biz, bu kalleşliklerin arkasındaki niyetin ne olduğunu çok net görebiliyoruz. Biz, kiralık katil sürülerinin emellerinin ne olduğunun da gayet farkındayız. Aynı şekilde basiret ve feraset sahibi milletimiz de, bölücü canilerin kanlı eylemlerinin hangi amaca hizmet ettiğinin bilincindedir. ▪ Dünkü güvenlik toplantımızda hain terör saldırısını ve atacağımız adımları detaylıca ele aldık. 85 milyonun kardeşçe, barış ve huzur içinde yaşadığı "Terörsüz Türkiye" hedefimizle aramıza kimsenin girmesine müsaade etmeyeceğiz. ▪ Herkes şunu çok iyi anlasın; hiçbir hasmâne terör saldırısı bu milletin ezeli ve ebedi kardeşliğini bozamaz, Türkiye Yüzyılı’nın inşasına engel olamaz, büyük ve güçlü Türkiye idealimizin önüne set çekemez. ▪ Türkiye düşmanlarının, ülkemizi karanlığa sürüklemesine izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Allah’ın izniyle Türkiye Cumhuriyeti, sadece tüm terör örgütlerinden değil; bu cinayet şebekelerini üzerimize salan emperyalist çetelerden de daha büyüktür, daha güçlüdür, daha dirayetlidir; oyun kuranların oyunlarını tek tek başlarına geçirecek köklü devlet tecrübesiyle mücehhezdir. ▪ Bugüne kadar terörle mücadelemizi daima çok katmanlı, elimizin altındaki tüm araçları, bütün imkanları kullanarak yürüttük. İnşallah bundan sonra aynı "stratejik akılla" mücadelemizi sürdüreceğiz. ▪ Tuzağa düşmeyeceğiz, hedeflerimizden kopmayacağız; kardeşliğimizden, birlik ve beraberliğimizden taviz vermeyeceğiz. Ortada hiçbir sebep yokken aylar öncesinden Türkiye için "iç karışıklık" senaryoları yazan müstevlilerin heveslerini yine kursaklarına koyacağız. ▪ Terör eylemi akabinde milletimizin yanı sıra, muhalefet dahil siyasi partilerimizin benimsediği müşterek duruşu takdirle karşılıyoruz. Çağrımıza uygun şekilde "kardeşlik ekseninde" birbirine kenetlenen tüm vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. ▪ Ancak burada bir üzüntümü de ifade etmek durumundayım: Terörün gayesi sadece kan dökmek, masumları katletmek değildir. Terörün asıl amacı toplumda tedhiş ve korku ortamı oluşturmaktır. ▪ Ülkemizde kimi çevreler, maalesef, bilerek veya bilmeyerek, terörün bu hedefine ulaşmasına bir nevi aracılık yapmaktadır. Bakınız, hiçbir otokontrolün, hiçbir ahlaki değerin ve denetimin olmadığı sosyal medya mecralarını bir tarafa bırakıyorum. Çünkü orası, zaten söz konusu Türkiye olduğunda, terör eyleminin eksik kalan yanlarını tamamlayan bir operasyon aygıtına dönüşmüş durumda. ▪ Batıda bir terör eylemi gerçekleştirildiğinde gösterdikleri hassasiyetin, ülkemize gelince esirgendiğini şimdiye kadar defalarca tecrübe ettik. Artık onlardan tutarlı, ahlaklı, ilkeli, vicdanlı bir duruş beklemiyoruz. ▪ Bizi asıl üzen, böyle meselelerde çok daha sorumlu, çok daha titiz yayın yapmasını beklediğimiz kendi yazılı ve görsel medyamızdır. Son dönemde medyamız bu tür hadiselerde çok kötü bir sınav veriyor. Hepimizi yaralayan menfur cinayetlerde sergilenen sorumsuzluğun bir benzerinin TUSAŞ’taki terör eyleminde de tekrarlandığını görüyoruz. Bunun kabul edilebilir, mazur ve makul görülebilir hiçbir yanı yoktur. ▪ Milletin, memleketin, devletimizin güzide kurumlarının hak ve çıkarlarının, reyting yarışlarına feda edilmemesi gerekiyor. Tabii görüntüleri, filtresiz bir şekilde milletin huzuruna boca edenler ne kadar büyük yanlışın içindeyse; bu görüntüleri servis edenler de devletimizin ve kurumlarımızın güvenliğine telafisi zor zararlar vermektedir. ▪ Bundan sonra bu tür sorumsuzlukların üzerine daha kararlı gideceğiz. Medyamızdan ve siyasetçilerimizden, teröre karşı yürütülen mücadelenin topyekûn ve çok boyutlu bir mücadele olduğunu her zaman göz önünde bulundurarak hareket etmelerini bekliyoruz. #BirlikteGüçlüyüz

Fahrettin Altun

52,101 次观看 • 1 年前

🔴 Cihat Yaycı : Gerçekten çok acı bir durumdayız. Sanki bu projenin bir parçası gibi gözüküyoruz. Ortadoğu dediğimiz yer bizim yanı başımızda ve her şey burada, gözümüzün önünde gerçekleşiyor. 📌Bakın, terör örgütü liderinden mesaj gelecek mi diye bekleyenler var. Ve televizyonlarda “Öcalan mesajını şu tarihte yayınlayacak vs” diye alt yazıyla geçiyor. 📌Yani, terörist başından mesaj beklemek normalleştiriliyor, 📌Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti terörist başından mesaj bekliyor! 📌Teröristbaşının ulakları Gazi Meclis’te Partilerin Genel Başkanları tarafından karşılanıyor. Halbuki ortada bir parti heyeti yok! Zira bir partinin genel başkanı heyette yokken, diğer partilerin genel başkanları, İmralı’daki terörist başının mesajını getirenleri nasıl kapılarda karşılıyor? Bir Bu durumun siyasi usul ve adaba ve mütekabiliyete nasıl uyduğunu anlamakta zorlanıyorum. Gelen iki milletvekili ve terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yerine kayyum atanan eski belediye başkanı, terör örgütü liderinin mesajını getirmek için Genel Başkanlar tarafından kapılarda karşılanıyor. "Acaba ne dedi?" diye bekliyorlar. Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bunu kabul etmiyorum! 📌Bu gerçekten utanç verici bir durum 📌Şu anda Kandil’deki Murat Karayılan gibi eşkıyalar, "Türk Devletini dize getirdik, hapisteki Öcalan’a muhtaç olduklarını kabul ediyorlar" diyor. Bu inanılmaz bir şey! 📌Bu olay Türkiye’nin iç meselesi değil, bir projenin parçası. Belli ki birileri bu süreci bastırıyor. Bunu nereden anlıyoruz? 📌Çünkü bu heyet, bu caninin heyeti nereye gidiyormuş? Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne... Barzani’ye, Neçirvan Barzani’ye... Talabani’ye.. Ve biliyorsunuz Barzani ve Talabani ABD ve İngiltere tarafından geçen ay Mazlum Abdi ile bir araya getirildiler. 📌 Şimdi bu heyet de oraya gidiyor. Türkiye’deki milletvekilleri, nasıl olur da Barzani’ye, Talabani’ye gider? Bunlar caninin elçileri olarak hangi mesajları götürüyorlar? Dört parça sözde Kürdistan’ı kurmak mı amaç? Bundan nasıl bir hayır beklenebilir? 📌Peki bizim Barzani ile ne alakamız var? Ne işi var bu kişilerin orada? Eğer öyleyse, Irak merkezi yönetimine de gitsinler. Böyle bir şey olabilir mi? Bu durum gösteriyor ki, bu kişiler Türkiye’nin dışında bir araya geliyor ve organize ediliyor. Ve hapisteki adam, bu sürecin lideri gibi kabul ediliyor. 📌Ortada büyük bir Kürdistan projesi var. Bunlar onunla koordine, bununla koordine için gidiyorlar... Yarın Mazlum Abdi ile de görüşürler. 📌 Artık böyle bir şeyi kabul etmek, gözümüzün önünde olanları sindirmek mümkün mü? 📌Bu olanlar Büyük İsrail Projesi’nin bir parçası! Türk milleti, uyan! Gör bu oyunu! 📌 Bu sadece Türkiye’nin iç meselesi değil. Barzani, Talabani ve terör örgütlerini destekleyen gruplar artık Türkiye’nin iç işlerine karışabilecek noktaya geldi. 📌 Adalet Bakanı bir açıklama yaptı: "Bizim af planımız yok ama yaşlı mahkumlar için 65-70-75 yaş üstüne evde ceza çekme uygulaması düşünüyoruz." Yani yakında bebek katili eve mi çıkacak? Hatta evlendirilir mi? Düğün mü yapılır? Artık bilemiyorum.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

15,049 次观看 • 1 年前

Cihat Yaycı; 1️⃣ BİZ NEYİ TARTIŞIYORUZ?! Terör örgütü PKK, 55.600 kişinin katili, uyuşturucu baronu, bebek katili bir yapıdır! Meşru bir siyasi yapıymış, hatta devletmiş gibi topladığı "kongreyi" ve açıklamalarının tartışılması zuldür! Bu devletin düşürüldüğü en utanç verici manzaradır! 2️⃣ BİLDİRİDE GÜVENLİK GÜÇLERİMİZİN ETKİSİZ HALE GETİRDİĞİ PKK’LILARA ŞEHİT DENİLİYOR. DİYENİ DE, SİNDİRENLERİ DE LANETLİYORUM! T*röristlerin etkisiz hale getirilmesine “şehit” diyenler, öğretmeni, polisi, sivili k*tledenleri “kahraman” ilan edenler… Biz, sizden değiliz! Teröriste terörist, haine hain diyenlerdeniz. Bu dili kullanan siyasetçileri, medya organlarını ve onların destekçilerini açıkça lanetliyorum! 3️⃣ MEDYA SİNSİ OYUNUN İÇİNDE! TV’lerde kongreyi “ne dedi acaba?” diye tartışıyorlar… PKK’yı meşru bir aktör gibi gösteriyorlar… Bildiride yer alan “şehit” , “Kürdistan”, “52 yıllık tarihi mücadele”, “yurtsever halkı şehitleri anmaya çağırma”,, “Önder Apo” ifadelerini sansürleyip, kamuoyunu kandırıyorlar! 4️⃣OYALAMA! PKK “fesholdum” diyor ama KCK altındaki PYD, YPG, HPG, PJAK, PCDK gibi yapılar yerinde duruyor! Bu bir kelime oyunudur! Kongre PKK ‘yı feshedecekmiş, peki kongreyi kim feshedecek? Bunu kimse sormuyor! Sadece “PKK” adını kağıttan silip KCK yapısı aynen bırakılıyor! 5️⃣ KCK HÂLÂ DURUYOR! PKK’nın gerçek çatısı KCK’dır! Kongresi var, yasaması var, yürütmesi var, yargısı var. Adeta bir devlet gibi yapı oluşturmuşlar. PKK diyerek tüm yapı gizleniyor! Bu bir aldatmadır! 6️⃣ ULUSLARARASI MEŞRUİYET TEHLİKEDE! İşte bu KCK yapısında sadece PKK, uluslararası terör örgütü sayılıyor. Biz operasyonları bu zeminde yapıyoruz. “PKK feshedildi” dersek, PKK ile aynı yapı olduğunu bildiğimiz ama farklı isimlendiririlen ve sınırlarımızda ve hatta İstanbul’da dahi bir çok kanlı saldırı gerçekleştiren Suriye ‘deki YPG’yi ne yapacağız? Nasıl mücadele edeceğiz? Türkiye'nin meşru operasyon hakkını elimizle baltalıyoruz ! 7️⃣ BÖLGEDEKİ OYUN: FEDERALİZM TUZAĞI! Barzani'nin geçtiğimiz günlerde Suriye’de toplanmasını sağladığı kongre, PYD'nin “güçlendirilmiş yerel yönetim” çağrısı, “demokratik konfederalizm” hayali… Hepsi APO’nun planıdır! 4 devlette (Irak, Suriye, İran ve Türkiye) parça parça “Kürdistan” kurma hayalinin adımlarıdır! 8️⃣ “GÜÇLENDİRİLMİŞ YEREL YÖNETİM” = FEDERALİZM Türkiye’de duyacağınız bu kavramlara dikkat edin! “Güçlendirilmiş yerel yönetim” demek, federasyon demektir! Bu yapıların hedefi budur! 9️⃣ TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRIMDIR! Uyan Türk Milleti! “PKK feshedildi” yalanıyla Türkiye’ye büyük bir oyun kuruluyor! PYD, YPG, SDG, PJAK… Bu yapıların tümü, yani KCK tümden tasfiye edilmeden bazılarının dediği barış olmaz! Hepsi dağıtılmadan bu mesele bitmez! 10️⃣ SON SÖZÜM ŞUDUR: Devletin muhatabı terörist olamaz! Barış teröristle değil, savaşılan başka bir Devlet ile yapılır! Türkiye ne savaş, ne de iç savaş halindedir. Devletimiz terörü zaten bitirmiştir. Türkiye zaten, şehitlerin canları, gazilerin kanları ve Devletimizi yönetenlerin iradesi ile, “TERÖRSÜZ TÜRKİYE’DİR” PKK’lı teröristlere şehit diyenle, denmesi sindirenlerle bizim hiçbir ortak yanımız yoktur! Caniye cani demekten geri durmayacağız!

TÜRK DEGS / TURK MAGS

134,628 次观看 • 1 年前

Dem parti Şımarıklığına karşı Basın Bildirimizdir Yüce Türk Milleti Malumunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kutsal çatısı altında, DEM Parti adlı grubun gerçekleştirdiği son derece vahim bir provokasyona tanık olduk. 1 Ekim’de TBMM’deki grup toplantısında, Diyarbakır’dan Ankara’ya “Umutla Özgürlüğe Yürüyoruz” sloganıyla yürüyen ve terörist başı Öcalan’ın serbest bırakılması talebiyle gelen bir grup, salonda hep bir ağızdan terörist başı lehine sloganlar attı. Gazi Meclis’imizin tarihinde ilk defa, bir terör örgütü liderinin ismi, böylesine pervasız tezahüratlar ile yankılanmıştır. Şehitlerimizin mübarek kanıyla kurulmuş, millet iradesinin tecelli ettiği Meclis’te terör propagandası yapılması, akıl alır gibi değildir. Bu rezalet, Türk Milletinin bağrından çıkan Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmış, Şehit Yakını ve Gazilerimizin hafızasında, Yüce Türk Milletinin vicdanında derin bir yara açmıştır. Bu olay tabii ki tek başına düşünülemez; 21 Ekim 2024’te terörist başının TBMM’de konuşturulmasına dair çağrıyla başlayan ve sözde “barış süreci” adı altında yürütülen gelişmelerin ulaştığı ihanet dolu zirvedir. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıl bazı siyasi odaklar ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm PKK elebaşını yeniden muhatap almaya kalkmış, hatta onu Meclis’te konuşturmayı dahi telaffuz etmişlerdi. Bu girişimler milletçe kabulü mümkün olmayan vahim bir ihanet olarak tarihe geçti. Ne var ki, bu yanlış adımların ardından terör örgütüyle yürütülen pazarlıklar hız kazanmıştır. Gelinen noktada, sözde “demokratik çözüm” arayışı adıyla terör örgütünü meşrulaştırma çabaları açıkça ortaya dökülmüştür. TBMM bünyesinde bir “Barış Komisyonu” kurulmuş, terör örgütünün dayatmaları bu komisyonda tartışılır hale gelmiştir. Terör örgütünün siyasi uzantıları, bu gelişmeleri “tarihi adımlar” diye niteleyip propaganda aracı haline getirmiştir. Daha da vahimi, “Terörist başına umut hakkı tanınmalıdır” sözleriyle, eli kanlı bir teröriste af yolunu açacak yasal düzenleme talep edilmiştir. Görüldüğü gibi terör örgütü ve yandaşları, “barış” söylemleriyle masumane taleplermiş gibi sundukları isteklerle aslında devletimizi teröristle masaya oturmaya zorlamakta, terör elebaşını siyasi bir aktör olarak kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bugün yapılanlar açıkça, milletimizin güvenliği ve devletimizin bekası pahasına teröristlere siyasi meşruiyet kazandırmaktır. İmralı’daki cani ile doğrudan diyalog kurulması fikri normalleştirilmeye çalışılmakta, hatta komisyondaki siyasi partilere “Öcalan barışın anahtarıdır, gelin dinleyin” çağrıları yapılmaktadır. Böylesi bir gaflet ve ihanet, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiştir. TBMM’de yaşanan “Biji Serok Apo” rezaleti, yukarıda bahsedilen sürecin cesaretlendirdiği bir neticedir. Terör örgütünün güdümündeki çevreler o kadar cüretkâr hale gelmişlerdir ki, Gazi Meclis’imizde terörist başı lehine tezahürat yapmaya kalkışabilmişlerdir. Türk milletinin psikolojik eşiklerini aşmak amacıyla bilinçli olarak tertiplenen bu sahneler, milletimizin sabır bardağını taşıran son damlasıdır. Aziz şehitlerimizin al kanıyla yoğrulmuş bu mübarek vatan toprağı üzerinde, gazilerimizin onurlu mücadelesi sayesinde ayakta duran yüce Meclisimizde bir terör elebaşını yüceltmeye cüret edenler, milli birliğimize ve devletimizin bölünmez bütünlüğüne kalleşçe bir darbe vurmuştur. Bu tablo karşısında her vatanseverin öfkesi de son derece haklı ve meşrudur. Gazi Meclis çatısı altında eli kanlı bir terör örgütünün elebaşı lehine slogan atılması sadece hadsizlik değil, doğrudan doğruya milli iradeye hakaret ve devlete meydan okumaktır. Şehit verdiğimiz evlatlarımızın, eşini babasını toprağa veren kahraman ailelerin acısı henüz tazeyken, onlara “Vatan sağ olsun” dedirten değerlerimiz hiçe sayılarak Meclis’te terör propagandası yapılması asla kabul edilemez. Dün bu vatan için canını verenleri bugün unutturup katillerini kahramanlaştırmaya yeltenenler, en az 15 Temmuz’da Meclisimize bomba atanlar kadar haince bir tahribat peşindedir. Burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyoruz: Teröre karşı canı pahasına mücadele etmiş, kollarında silah arkadaşlarını şehit vermiş, gazilik onuruyla şereflenmiş Türk Silahlı Kuvvetleri ve Diğer Güvenlik Güçlerinin emekli olmuş personeli yıllardır terör örgütüne karşı duruş sergiledikleri ve toplumun sesi oldukları için çeşitli yargı kumpaslarıyla baskılara maruz kalmaktadırlar. “Çözüm süreci” adı altında açılım politikalarına karşı çıktıkları için Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat gibi kumpas davalar ve sahte suçlamalarla zindanlara atılan kahraman komutanları milletimiz unutmadı. Bugün de “hakaret” gibi yalanlarla susturulmak için hapsedilenleri unutmayacak. Dün terörle mücadeleyi zaferle sonuçlandırmış komutanlara “faili meçhul” davaları açanlar, bugün kalkıp teröristlerle müzakereye zemin hazırlamaktadırlar. Vatanseverlere reva görülen bu hukuki baskılar devam ederken, öte yandan Anayasa’yı alenen ihlal ederek terör propagandası yapanların cezasız kalması ve hatta alkışlanması tam anlamıyla bir çifte standart ve ihanettir. Devletin en temel görevi, teröristle mücadele eden evlatlarını koruyup kollamak iken, onları baskı altına almak; buna karşılık teröristlere zeytin dalı uzatmak affedilmeyecek bir yanlıştır. Şu iyi bilinmelidir ki: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü tartışılamaz, pazarlık konusu edilemez. Terör örgütüyle müzakere görüntüsü verecek en küçük adıma dahi milletimiz rıza göstermeyecektir. Unutulmasın ki bu millet, yeri geldiğinde “Ya istiklal ya ölüm!” diyerek emperyalizme ve bölücü haine karşı dünyaya meydan okumuş bir millettir. Bugün de millî birliğimize kastedenlere karşı çelikten bir irade sergilemeye hazırdır. Şehitlerimizin aziz ruhları ve gazilerimizin fedakârlıkları, bize emanet edilmiştir. Bu emanete halel getirecek, şehitlerin kutsal kanı üzerinden kirli siyaset yapmaya kalkışacak herkes, karşısında Türk milletinin çelikten iradesini ve vatan sevdalılarının sarsılmaz öfkesini bulacaktır. Hiç kimse boş hayaller peşinde olmasın. Terörle mücadelede zafer kazanmak, teröriste ödün vermekle değil, onu kayıtsız şartsız teslim almakla ve Türkiye Cumhuriyeti yargısının karşısına çıkarmakla mümkündür. “Barış” masallarıyla milletimizi aldatarak teröriste mevzi kazandırmaya çalışanlar tarihte hep yenilgiye uğramıştır. Bizler teröre terör, katile katil demekten ve hukuk önünde hesap sorulmasını talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Eğer “Terörsüz Türkiye” hayali uğruna, terör örgütünün 40 yıllık hain emellerine uluslararası meşruiyet kazandırılacaksa, vatan evlatlarının canı pahasına kazandığı zafer “biz başaramadık” denilerek heba edilecekse, bu hesabı yapan gaflet içindekiler karşılarında bizleri bulacaktır. Türkiye terör belasından elbette kurtulacaktır; ancak bu, şanlı mücadelemizi ve şehitlerimizin aziz hatırasını yok sayacak tavizlerle değil, hukuk içinde teröristlerin hak ettiği cezayı bulmasıyla ve hainlerin silahlarını kayıtsız şartsız bırakılmasıyla olacaktır. Şayet terörün son bulması adına devlete diz çöktürmeye kalkarsanız, buna en başta bu milletin kendisi izin vermez. Teröristle müzakere değil, mücadele esastır. Sayın Devlet Bahçeli’nin “süreç” adı altında terörist başını yeniden muhatap alan, Meclis zemininde normalleştirmeye kapı aralayan beyan ve hamleleri; başta kendi siyasi oluşumunun kurucu iradesine, Alparslan Türkeş’in çizdiği millî güvenlik ve devlet aklı eksenli kırmızı çizgilere, Türk töresinin adalet–mukabele esasına ve Türk Milletinin bölünmez bütünlüğüne aykırıdır. Bu tutum, terörle mücadelenin bedelini kanıyla ödemiş şehit ailelerinin ve gazilerimizin vicdanında kabul edilemez bir yara açmakta ve terörü siyasetin meşru öznesi kılmaktadır. Çağrımız kesindir. Kendisini Türk Milleti nezdinde onarılması güç yaralar açan bu “muhatap alma” ve “normalleştirme” çizgisinden derhâl vazgeçmeye; kurucu ilkelere ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değişmez hükümlerine sadakatle, tavizsiz terörle mücadele politikasına geri dönmek için çabalamaya davet ediyoruz. Buradan, özellikle TBMM bünyesindeki Barış Komisyonu’nda temsil edilen siyasi partilere ve tüm siyasi liderlere sesleniyoruz: Gazi Meclis’i ve Aziz milletimizi temsil eden bu çatıyı terör propagandasına açtırmamak sizin de sorumluluğunuzdur. Komisyonda “barış” adı altında yürütülen çalışmanın, şehit yakınlarını yaralayan, gazilerimizi inciten bir ihanet sürecine dönüşmesine ortak olmayınız. Sizin göreviniz, Terör örgütünün taleplerine aracılık etmek değil, milletimizin hassasiyetlerine tercüman olmaktır. Komisyon, terörist başının taleplerine kulak vereceğine, önce şehit analarının feryadına kulak vermelidir. Aksi takdirde tarihe millet iradesini teröre peşkeş çekenler olarak geçeceğinizi hatırlatırız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, katillerle müzakere masasına oturmaz. Buna yeltenen kim olursa millet vicdanında mahkûm olacaktır. Aynı şekilde basın kuruluşlarımıza da çağrıda bulunuyoruz: Terör örgütünü ve elebaşını aklamaya, meşrulaştırmaya yönelik propagandaya karşı uyanık olunuz. Medya, “barış” söylemleri ardına gizlenen bu tuzağı ifşa etmeli, gerçekleri milletimize doğru bir şekilde aktarmalıdır. Şehitlerimizin canı pahasına koruduğu bu vatanın birliğini savunmak, kalemini namus bilen her basın mensubunun da görevidir. Terör propagandasına aracı olan yayınlar, basın özgürlüğünün değil ihanetin parçasıdır. Kamuoyunu yanıltmaya çalışan algı operasyonlarına karşı milli duruş sergileyen basın emekçilerimizi selamlıyoruz. Son olarak bu “ihanet süreci”, geçmişteki sözde barış girişimlerinde defalarca görüldüğü üzere, terör örgütünün ve destekçilerinin yeni bir ihanet dalgasıyla sonuçlanmaya mahkûmdur. Terör örgütü ve destekçilerinin, her zaman normalleşme adı altında taktikleri, sahada mevzi kazanma ve devleti baskı altına almaktan ibarettir. Bugün terörist başını muhatap alıp Türk Milletine gözdağı vermeye yeltenenler, yarın hukuki, siyasi ve toplumsal yaptırımların kaçınılmaz ağırlığıyla yüzleşecektir. Bu nedenle, ihanetle beslenen her “süreç” er ya da geç duvara çarpacak; bedelini de o sürecin öznesi ve aracısı olanlar, millet iradesi ve hukuk düzeni önünde eksiksiz ödeyecektir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla kurduğu bu Cumhuriyeti korumak ve bölücülüğe geçit vermemek hepimizin namus borcudur. Bu vesileyle vatan uğruna canını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz. Onların emaneti olan tam bağımsız ve bölünmez Türkiye Cumhuriyeti’ni, sonsuza dek yaşatacağımıza söz veriyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Migazider Muharip ve İç Güvenlik Gazileri, Harp Malülleri Dul ve Yetimleri Derneği Adına Genel Başkan Gazi İdris Tuğunmuş

MuharipGazi

38,112 次观看 • 10 个月前

🔴 MALUM KESİMLER, SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİNE KARŞI ÇIKANLARI İSRAİLCİ GİBİ GÖSTERME KAMPANYASI BAŞLATTILAR! ‼️ Cihat Yaycı : İsrail zaten Kürdistan’ın kurulmasını istiyor. Kardeşim, ben İsrail’e karşıyım. 📌PKK, YPG ve Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına karşı çıkınca seni hemen “İsrail yanlısı” ilan ediyorlar. Bakın, böyle bir kampanya başlattılar şimdi. Ben İsrail’i de sevmem, ötekini de sevmem. Ben Türkiye’yi severim, Türk milletini severim. Önce bunu net bir şekilde ortaya koyalım. 📌Şimdi, eski İsrail Eğitim Bakanı ve Yamina İttifakı Milletvekili Naftali Bennett, Türkiye’nin Suriye’de olası operasyonları hakkında bir açıklama yapıyor: “İsrail halkı olarak şu anda Türkiye’nin saldırısı altındaki Kürt halkına dua ediyoruz.” Peki, kim kimi destekliyor? PKK ve YPG’nin asıl destekçisi kimmiş? Zaten PKK ve YPG onların maşası haline geldi. 📌 İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid diyor ki: “Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlere yapılacak herhangi bir saldırıya karşılık Türkiye’ye yaptırım uygulanmalı ve NATO üyeliği askıya alınmalı.” Bu açıklama 2019’da yapıldı. Hangi döneme denk geliyor? Hangi operasyon sürecindeydi? Barış Pınarı Harekâtı’nın yapıldığı dönemde, Trump ile aynı söylemi kullanıyorlardı. 📌Bir de İsrail’in sürekli bölgedeki azınlıklarla ilgili yaptığı açıklamalar var. İsrail’in söylemi şu: “Bölgedeki azınlıkların birleşmesi gerekiyor. Kürtler, İran ve Türkiye’nin zulmünün kurbanıdır. İsrail, Kürtlerle ilişkilerini güçlendirmelidir.” 📌Yani, PKK ve onun siyasi uzantılarının kullandığı “Kürtler eziliyor” söylemiyle birebir aynı şeyleri söylüyorlar. İsrail, kendisini bölgede bir azınlık olarak tanımlıyor ve diğer azınlıkları doğal müttefikleri olarak görüyor. 📌Bütün bunları topladığımızda, PKK’nın da YPG’nin de Kürdistan kurma hedefinin aslında Büyük İsrail Projesi’nin bir parçası olduğu çok net. Türkiye bu konuda çok dikkatli olmak zorunda. 📌İsrail’in bu konudaki desteği yalnızca siyasi değil, aynı zamanda askeri ve istihbari olarak da devam ediyor. 📌Bir de Netanyahu’nun oğlu var. O da sürekli sosyal medyada Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yapıyor. Türkiye’nin yarısını Kürdistan olarak gösteren haritalar paylaşıyor. Amerika’da yaşıyor ve Türkiye’yi soykırım yapmakla suçluyor. 📌Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölünmesi gerektiğini açıkça savunuyor. PKK ve YPG’nin “dört parça” söylemiyle aynı dili kullanıyorlar. Kandil’deki terörist elebaşları da sürekli “dört parça” diyor. Peki, bu söylemler birebir örtüşmüyor mu? 📌Şimdi, Türkiye’nin bölünmesine karşı çıkanlar “İsrail yanlısı” mı oluyor? İnanamıyorum! Böyle bir kampanya başlattılar. Yani, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorsan, “Kürt sorunu” diye bir şeyin olmadığını söylüyorsan, seni hemen İsrail yanlısı ilan ediyorlar. Bu nasıl bir iş? Türk milleti demek bile ırkçılık sayılıyor artık! 📌Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuların farkında. Ben inanıyorum ki bu milletin feraseti var, bu karanlık günleri atlatacağız, bu tuzağı bozacağız. Türkiye büyük bir tuzakla karşı karşıya. 📌Şimdi gelelim PKK’nın son açıklamalarına… PKK, “Ateşkes ilan ettik” diyor. Terör örgütü ne zamandan beri devlet gibi hareket edip ateşkes ilan edebiliyor? Devlet, bir terör örgütünün ateşkes ilan etmesini nasıl kabul edebilir? Bunun karşısında kimse bir şey söylemiyor mu? Bir devlet yetkilisi çıkıp “Bu nasıl bir söylem?” demiyor mu? 📌Bir de bu işin TBMM’ye taşınması meselesi var. PKK’nın siyasi uzantıları sürekli Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni adres gösteriyor. Açıkça “Anayasada değişiklik yapılmalıdır” diyorlar. Peki, neyin değişmesini istiyorlar? Ne yapmaya çalışıyorlar? Bunu herkesin görmesi lazım. 📌Bu mesele sıradan bir mesele değil. Türkiye’nin bölünmesi için uzun yıllardır yürütülen büyük bir projenin parçaları bunlar. O yüzden, bugün tarihe bir not düşmek gerekiyor: Bu süreçte kim, neyin yanında duruyor, bunu iyi görmek zorundayız.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

10,543 次观看 • 1 年前

27 ARALIK 2025 SAAT 14:00’TE, ANITKABİR’DE ATATÜRK’ÜN HUZURUNDA, HAİNSİZ TÜRKİYE BULUŞMASINDA NASUH MAHRUKİ’NİN KONUŞMASI Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, Türkiye’de her birimizin ayrı ayrı yaşadığı demokrasi sorunu vardır, adalet sorunu vardır, yandaşa başka, muhalefete başka işleyen hukukun önünde eşitlik sorunu vardır, üretim sorunu vardır, gelir adaletsizliği ve geçim sorunu vardır, açlık sınırının altıda asgari ücret ve emekli maaşı sorunu vardır, kalitesiz eğitim, denetimsiz devlet, hesap vermeyen hükümet, hesap vermeyen siyasiler ve bürokratlar sorunu vardır, kötü yönetilen devlet sorunu vardır. Bu sorunlar hepimizin ortak sorunlarıdır, Türk’ün de, Kürt’ün de, Laz’ın da, Çerkes’in de, Boşnak’ın da, Arnavut’un da ve Türk milletini var eden 26 etnisitenin tamamının da sorunlarıdır. Çözümü de hepimiz için ortaktır ve bir tanedir. Daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, adil ve tarafsız yargı, hukukun önünde eşitlik, doğru enflasyon hesaplamalarıyla asgari ücret ve emekli maaşının belirlenmesidir, açlık sınırının altında kimseye maaş verilmemesidir, her ailenin en azından yoksulluk sınırının üstünde bir maaşı evine getirebilmesidir, varlıklarımızı satarak değil üretim ekonomisiyle kalkınmanın sağlanmasıdır, eğitimin parasız olması, laik ve çağdaş olmasıdır, devletin açık ve şeffaf yönetilmesi, denetlenebilmesi, devlet kurumları ve siyasilerin, bürokratların hesap verebilmesidir. Ancak Güneydoğu’da Türkiye’nin geri kalanından farklı olarak ağalık sorunu, feodal düzen sorunu vardır, devletin denetleyemediği aşiretler, tarikatlar sorunu vardır, bu düzende köylünün Cumhuriyet’in korumasına erişememesi, eşitsizlik, adaletsizlik ve haksızlığa uğrayarak mağdur edilmesi sorunu vardır. Bunların da çözümü Cumhuriyet’tir, Atatürk Türkiyesi’dir. Biz bütün dertlerimizi kendi içimizde çözeriz, her zaman çözdük, her zaman çözeriz, ölümden gayrı her şeyi çözeriz ama emperyalizmin ajanları, düşmanlarımızın işbirlikçileri etnikçi, bölücü, ayrılıkçı eli kanlı teröristleri hem de Türkiye’den parça koparma hedeflerinden hiç sapmadıklarını Meclis’te de dağda da her konuşmalarında da açıkça, gözümüze soka soka, küstahça bir de üstüne tehdit ederek dile getirdikleri halde muhatap kabul edersek iş karışır. Büyük Türk milleti buna müsaade etmez, kendi Cumhuriyeti için, kendi geleceği için, çocuklarının özgür ve başı dik yaşayabilmesi için asla müsaade edemez ve etmeyecektir. Durumdan vazife çıkararak, Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda, Anıtkabir’de buluşan büyük Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğüne, üniter yapısına, ulus devlete, milli egemenliğe, Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür ilkesine ve tek diline, tek milletine, tek egemenliğine sahip çıkmak için bugün burada. Burada siyasi partiler yok, her siyasi partiden yurttaşlar var, burada siyaset yok burada Türkiye Cumhuriyeti devletini ve Türk milletini iç ve dış düşmanlardan koruma kararlılığını gösteren Türk milleti var. Türkçe konuşmaktan asla vazgeçemeyiz, ana dil eğitimi zaten var ama ana dilde eğitim asla olamaz, bu konuda da kimse kelime oyunu yapmasın. Güneydoğu bölgemizde belediyelerde Kürtçe konuşulmasına da asla müsaade edilemez çünkü bölücülüktür, iki dilliliğin ilk adımıdır, Anayasa’ya aykırıdır ve sadece Türkiye’ye dönük emelleri olan emperyalizme hizmet eder. Bu konuda bir kez taviz verilirse arkası gelir. ABD, Ortadoğu’da ulus devlet istemiyor ve bunu apaçık İsrail’in güvenliği nedeniyle diye açıklıyor. Türkiye İsrail için bir tehdit değil ki, Türkiye’nin İsrail’in topraklarında gözü yok ki ama görünen o ki İsrail artık Türkiye için bir tehdit ve topraklarımızda gözü var, bunu Cumhurbaşkanı bile söyledi çünkü İsrail bu çağda akıl almaz bir şekilde yahudi şeriatının peşinden gidiyor ve dinsel fanatiklere göre vaadedilmiş topraklarına kavuşmak için konjonktürün çok uygun olduğunu düşünüyor. İsrail bu yüzden ulus devlet istemiyor ve ABD ile birlikte Türkiye’nin üniter yapısına müdahale etmeye çalışıyor. Etnikçi, ayrılıkçı, bölücü PKK’yı güçlendirmeye çalışıyor. İsrail işbirlikçisi PKK ve DEM de ulus devlet istemiyor çünkü Türkiye’nin parçalanmasını istiyorlar Kürt halkını özgürleşeceksiniz diye kandırıyorlar oysa İsrail’in ve işbirlikçilerinin kölesi olmaktan asla öteye gidemezler. PKK’nın ve DEM’in elitleri servetlerine servet, güçlerine güç katacaklar diye koca Kürt halkını İsrail’in desteğiyle kendilerine maraba yapmaya çalışıyorlar, Cumhuriyet’in yıkmaya çalıştığı ağalık düzenini kurumsallaştırmaya çalışıyorlar. Bizim bizden başka dostumuz yok, Türklerin de, Kürtlerin de ve hepimizin de bu coğrafyada kaderi ortaktır. Tek yol Atatürk’ün bizi 100 yıldır özgür ve bağımsız tutan tam bağımsız ve anti emperyalist Türkiye hedefinde birleşmektir. Bugün burada olanlar, bu hedef için buradadır. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Türkiye’de PKK sorunu vardır, terör sorunu vardır, etnikçi, ayrılıkçı, bölücülük sorunu vardır. Ölüm cezasına çarptırılmış, cezası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş Teröristbaşı’nın hapisten çıkarılmaya çalışılması sorunu vardır, hapisten çıkartılarak siyasi aktör yapılmaya çalışılması sorunu vardır, sanki bütün Kürtler PKK’lıymış gibi, bütün Kürtler terör destekçisiymiş gibi Teröristbaşı’nın bütün Kürtlerin lideri konumuna getirilmeye çalışılması sorunu vardır. Öcalan’ın mahkeme kararında şunlar yazar; ''..... Kurduğu silahlı terör örgütü PKK'yı, aldığı kararlar ve verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek , devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmağa matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemine uyan TCK'nun 125. maddesine göre ÖLÜM CEZASI ile Cezalandırılmasına. 2- Sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği, bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ayırımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması, amaç suç için işlenen vasıta suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi'' ...... diye devam eder. Bu profesyonel katil, düşman ajanı, vatan haini teröristin ayağına Gazi Meclis'imizi götürdüler ve umut hakkından yararlanmasını istiyorlar, dahası ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Teröristbaşını çıkarıp Kürt halkının siyasi lideri olmasını hayal ediyorlar. Sanki bütün Kürtler teröristmiş, terör destekçisiymiş gibi. Büyük Türk milleti, emperyalizmin ve ele geçirilmiş yerli işbirlikçilerinin yıkıcı ve bölücü ihanet projesini mutlaka bozacak ve bir kez daha heveslerini kursaklarında bırakacaktır. Anadolu'da kimse Türk milletini yenemez. Türk milleti vatanını kimseye böldürmez, Cumhuriyeti'ni kimseye yıktırmaz ve düşmana asla teslim olmaz. Bugün, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişinin 106. Yılında, O’nun huzurunda bu kararlılığımızı hep birlikte dosta düşmana göstermek için buraya geldik. Türkiye’mizi asla kimseye böldürmeyeceğiz.

Nasuh Mahruki

56,470 次观看 • 7 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Savunma Sanayisi Başkanı Haluk Görgün’ün birlikte katıldığı 8’inci Konya Savunma Sanayisi Tedarikçi Buluşmaları’nda Bakan Yaşar Güler bir konuşma yaptı. Bakan Yardımcısı Musa Heybet’in de hazır bulunduğu programda Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: KONYA, ÜRETİM VE KALKINMA YOLCULUĞUMUZDA ÖNCÜ ROL OYNUYOR Huzurun ve hoşgörünün şehri, Mevlana ile gönüllere damga vuran güzel insanların diyarı, güzide şehrimiz Konya’da böylesine önemli bir organizasyon vesilesiyle sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu önemli fuarın Konyamıza, ülkemize ve savunma sanayimizin tüm paydaşlarına hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Anadolu’nun en köklü ve büyük şehirlerinden biri olan Konyamız; sanayiden tarıma, ulaştırmadan kültür ve turizme kadar pek çok alanda sahip olduğu yetenekleri ve ülkemize sağladığı katma değerler ile Türkiye’nin göz bebeği şehirlerindendir. Konya, kadim tarihiyle bugünkü dinamizm ve gücünü birleştirerek üretim ve kalkınma yolculuğumuzda da öncü bir rol oynamaktadır. Savunma sanayisi de Konyamızın büyük katkılar sunduğu alanlardan biridir. Kamu kurumlarımızın gayretleriyle birlikte başta Sanayi Odamız olmak üzere ilgili odalarımızın ve şirketlerimizin kapsamlı çalışmalarıyla şehrin bu alandaki etkinliği ve marka değeri her geçen gün artmaktadır. Ülkemiz savunma sanayisinde, yerlilik ve millîlik ilkeleri doğrultusunda büyük aşamalar katederken Konya da kendi üzerine düşeni yaparak bu ekosistemin güçlü bir parçası olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları’nın 8’incisini icra etme başarısının gösterilmesi de Konya’nın bu alandaki yetkinliğinin en somut göstergelerinden biridir. Memnuniyetle müşahede ediyoruz ki Konya Sanayi Odamızın öncülüğünde düzenlenen bu fuar, sanayicilerimizi, yatırımcılarımızı, şirket temsilcilerimizi ve mühendislerimizi aynı hedef etrafında buluşturmuştur. Bu çerçevede faaliyetin sektörde yeni iş birliklerini geliştirmeye imkân tanıması bakımından önemli ve faydalı olduğunu değerlendiriyor, yerli üretim, inovasyon ve teknoloji tabanlı büyüme hedeflerimize yeni bir ivme kazandıracağına da yürekten inanıyorum. SAVUNMA SANAYİ YATIRIMLARIYLA CİDDİ İLERLEME KAYDETTİK Türkiye olarak son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde kapsamlı sanayileşme hamleleri ve birbirinden değerli savunma sanayi yatırımlarıyla ciddi bir ilerleme kaydettik. Gururla ifade etmeliyim ki savunma sanayindeki güçlü kapasitemiz, zengin birikimimiz ve kabiliyetlerimiz sayesinde pek çok ülkeyle ikili iş birliğimizi üst düzeyde geliştiriyor, ülkemizin dünyadaki imajını yükseltiyor ve ekonomimize de katkılar sağlıyoruz. Şüphesiz bir asır, hatta yarım asır önce hayal dahi edilmeyen bu noktalara gelmemizde yerli ve millî bir irade, yüksek bir azim ve kararlılık ile kamu, vakıf ve özel sektörümüz arasındaki yakın koordinasyon ve verimli iş birliği belirleyici olmuştur. Üretimden tasarıma, tedarikten ihracata kadar her aşamada oluşturulan bu sinerji Türkiye’yi savunma teknolojilerinde dışa bağımlılıktan kurtarmış, özgün ve rekabetçi bir savunma ekosisteminin gelişimini sağlamıştır. Bugün Türk savunma sanayisi kara, deniz ve hava platformlarıyla siber alanda geliştirdiği kritik sistemlerle dünyada söz sahibi bir konumdadır. Artık sadece ithal eden değil ihraç edebilen, teknolojiyi yalnızca takip etmekle yetinen değil üreten ve paylaşan, dahası geleceğin teknolojilerine yoğunlaşan bir seviyeye gelmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Elbette bu noktada savunma sanayimizin üretim üslerinden biri olan Konya’nın ve Konyalı sanayicilerimizin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üstleneceği stratejik rol daha da önemli olacaktır. Türkiye yerli-millî savunma sanayisinin artan etkinliğiyle birlikte köklü tarihî birikimi, stratejik coğrafyası, etkin caydırıcı ve saygın ordusuyla bölgesinde ana aktör dünyada ise prestij sahibi bir ülke hâline gelmiştir. Tüm bu özellikleriyle Türkiye kendi güvenliğini teminat altına alma kudretinin yanında, stratejik dış politikası ikili askerî ilişkileri, krizleri yöneten ve çözüm üreten akılcı ve barış odaklı hamleleriyle pek çok bölgede güvenlik, barış ve istikrara katkı sağlayan bir ülke konumundadır. Bu etkinlik ve gücümüzü muhafaza edebilmek ve daha da artırmak maksadıyla içerideki birlik ve beraberliğimizi tahkim etme ve pekiştirme gayretlerimizi de sürdürüyoruz. TERÖRSÜZ TÜRKİYE, AR-GE VE İNOVASYONA DAHA FAZLA YATIRIMIN YAPILDIĞI SÜRECİN ADIDIR Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koydukları devlet iradesiyle yürütülen Terörsüz Türkiye süreci bu politikamızın en somut yansımasıdır. Hedefimiz yıllardır ülkemizin daha fazla ilerlemesine engel teşkil eden ve millî kaynaklarımızın boş yere harcanmasına sebep olan terör belasından tamamıyla kurtulmaktır. Terörsüz bir Türkiye, savunma sanayine teknolojiye, AR-GE ve inovasyona daha fazla yatırımın yapıldığı, milletimizin alın terinin büyük kalkınma yatırımlarıyla karşılık bulduğu bir sürecin adıdır. Nitekim terör örgütünün aldığı fesih kararı kapsamında 26 Ekim’de yaptığı açıklamayla ülkemizden tamamen çekilme kararını, sürecin işlerliği ve hızlanması adına kayda değer ve önemli buluyoruz. Ancak bir kez daha vurgulamak isterim ki PKK ile diğer isimlerdeki uzantıları ve iltisaklı tüm gruplar yurt içinde ve sınırlarımızın ötesinde derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını tamamıyla teslim etmelidirler. Hâlihazırda sahadaki gelişmeleri büyük bir hassasiyetle yakından takip ediyor, ülkemizin ve asil milletimizin bekası için gereken ne varsa kararlılıkla uyguluyoruz. Şu bir gerçek ki kim ne derse desin, Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda ve sizlerden de aldığımız destekle ülkemizi en üst düzeyde kalkındıracak aydınlık ve müreffeh bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Bu noktada “güçlü savunma sanayii eşittir güçlü ve tam bağımsız Türkiye” şiarıyla ülkemizi daha muteber kılmak aynı zamanda bağımsız ve caydırıcı savunma kapasitemizi geliştirmek için her birimize hayati görevler düşüyor. Boşa geçirecek tek bir dakikamızın olmadığının bilinci ve başarının bir varış değil yolculuk olduğu anlayışıyla artan bir şevk ve gayretle çalışmalıyız. Dolayısıyla sizlerin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağı katkıların çok değerli olduğunu belirtiyor, tüm paydaşlarımızla eş güdüm içerisinde kararlılıkla çalışmaya devam edeceğimizi vurgulamak istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken 8’inci Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları’nın bir kez daha güzel Konyamıza ülkemize ve savunma sanayindeki tüm paydaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Organizasyonda emeği geçen başta Konya Sanayi Odamız olmak üzere tüm paydaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, hayatta olan gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,229 次观看 • 9 个月前

BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ! Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir. Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok! Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür. Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz! Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır! “Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir? Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir? Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz! Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez. Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır! Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir. DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok. Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı, Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var, Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var, Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar. Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz! Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir. Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir! Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez! ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR “Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir. Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır. Şimdi asıl soruyu soruyoruz: Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir? Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur! “DEMOKRATİK CUMHURİYET” DEDİKLERİ HANGİ CUMHURİYETTİR? Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir. İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz! Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir. Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır. Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır! TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez. Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor. Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır. Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur. TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir. Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır! TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor. Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor! Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz! Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz! Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır. Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz. Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder. Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir. Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil. Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz! Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükûmetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir. SEVRİN ÇOCUKLARINA SESLENİYORUZ; TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SAHİBİ TÜRK MİLLETİDİR! BİZLER CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYIZ! TÜRK MİLLETİNİ EMPERYALİZM VE TERÖR KARŞISINDA TESLİM ALAMAZSINIZ! O KURUMLAR CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYLA YENİDEN GERİ GELECEKTİR. TÜRK MİLLETİNİN EGEMENLİĞİNE KAST EDENLER CUMHURİYET HUKUKUNDA YARGILANACAKLARDIR! SON SÖZÜ HER ZAMAN TÜRK MİLLETİ SÖYLER! NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

32,265 次观看 • 16 天前

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI YAŞAR GÜLER, “MADALYA TEVCİH, BAŞARILI BİRLİK VE PERSONELİN ÖDÜLLENDİRİLMESİ TÖRENİ”NDE KONUŞTU Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen “Madalya Tevcih, Başarılı Birlik ve Personelin Ödüllendirilmesi Töreni”ne katıldı. Törende Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Bakan Yardımcıları Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı, Musa Heybet ve Salih Ayhan ile birliklerde görevli personel de yer aldı. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, törendeki konuşmasında şunları söyledi: TSK, BÜYÜK VE GÜÇLÜ TÜRKİYE’NİN EN SAĞLAM DAYANAĞIDIR Kahraman personelimizin ortaya koyduğu emeği, gösterdiği fedakârlığı ve sorumluluklarını başarıyla yerine getirmesini taltif ettiğimiz bu özel törende sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle görevlerini üstün bir hizmet aşkı ve sorumluluk bilinciyle ifa eden tüm personelimizi ve birliklerimizi canıgönülden kutluyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz büyük ve güçlü Türkiye vizyonunun güvenlik alanındaki en sağlam dayanağıdır. Bu vizyonumuz, yüksek teknolojiye odaklanan operasyonel kabiliyetleri gelişmiş ve her şart altında görevini eksiksiz yerine getiren güçlü, etkin ve caydırıcı bir orduya sahip olmayı esas almaktadır. Bakanlık olarak bu anlayışla ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini artırmak için tüm gücümüzle çalışıyoruz. Çok şükür çabalarımızın neticelerini de sahada açıkça müşahede ediyoruz. Nitekim Kara Kuvvetlerimiz terörle mücadeleden sınır güvenliğine uzanan geniş bir görev alanında ortaya koyduğu emsalsiz mücadeleyle asil milletimizin huzur ve güvenliğinin teminatı olmaktadır. Deniz Kuvvetlerimiz; Mavi Vatanımızda, deniz yetki alanlarımızda ve açık denizlerde Türkiye’nin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumakta, uluslararası sularda dünya barışına müstesna katkılar sağlamaktadır. Hava Kuvvetlerimiz ise Gök Vatanımızın emniyetinin sağlanmasından terörle mücadele operasyonlarına ve insani yardım faaliyetlerine kadar üstlendiği pek çok vazifeyi üstün bir başarıyla yerine getirmektedir. HİÇBİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BÖLGEDE KÖK SALMASINA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ Ayrıca kara, deniz ve hava unsurlarımızın müşterek harekât anlayışı içinde uyum ve koordinasyonla görev yapması da Türk ordusunun üstün niteliklerinin en bariz yansımasıdır. Şüphesiz ki ordumuzun bu caydırıcı gücü, en başta terör örgütleriyle mücadelede kendisini göstermiş, kahraman Mehmetçik emsalsiz gayretleriyle terörü bitirme noktasına getirmiştir. Bunun sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde “Terörsüz Türkiye” süreci başlatılmıştır. Biz samimi olarak bu sürecin başarılı olmasını arzu ediyoruz. Ancak bunun için PKK ve iltisaklı tüm gruplar fesih kararı kapsamında Suriye dâhil, bulundukları tüm bölgelerde derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidirler. Başta PKK/PYD/YPG/SDG olmak üzere hiçbir terör örgütünün bölgede kök salmasına müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum. İcra ettiğimiz tüm faaliyetlerde büyük bir adanmışlıkla vazifelerini icra eden personelimizin tamamı, elbette ki her türlü takdire layıktır. Ancak aralarında temayüz ederek bugün ödül almaya hak kazanan silah ve mesai arkadaşlarımız da başarılarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tamamını temsil etmektedirler. Kahraman ordumuz, sizler gibi personelimizin taşıdığı bu ulvi ruhla güçlüdür. Sizlerin yüksek aidiyet duygusu, adanmışlığı, disiplini ve başarıları ülkemizin bölgesel ve küresel ölçekteki etkinliğini ve itibarını da yükseltmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ödüle layık görülen silah ve mesai arkadaşlarım, Silahlı Kuvvetlerimizin dünya orduları arasındaki mümtaz yerini daha da ileriye taşıyabilmek için meslek hayatları boyunca özverili çalışmalar yürütmüş, taşıdıkları sorumluluğun gereğini her daim yerine getirmişlerdir. Bu gayretleri nedeniyle; - Şeref Madalyası ile taltif edilen Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile Hava Kuvvetler Komutanımız Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu’nu, Üstün Hizmet Madalyası ile taltif edilen; - Kara Kuvvetleri Komutanımız Orgeneral Metin Tokel’i, - Genelkurmay İkinci Başkanımız Orgeneral Levent Ergün’ü, - Donanma Komutanımız Oramiral Kadir Yıldız’ı, - 1’nci Ordu Komutanımız Orgeneral Bahtiyar Ersay’ı, - Muharip Hava Kuvveti Komutanımız Orgeneral Rafet Dalkıran’ı yürekten tebrik ediyorum. Aynı şekilde Silahlı Kuvvetlerimizin başarı çıtasını daha yükseklere taşımak için büyük bir gayret ve özveriyle çalışarak madalya ve ödül almaya layık görülen personel ve birliklerimizi de bir kez daha kutluyorum. SPORCULARIMIZ SAYISIZ MUTLULUKLAR YAŞATTI Bunların yanı sıra sporcularımız da 2025 yılında bize sayısız mutluluklar yaşattılar. Nitekim Spor Gücü Komutanlığımız; - 14’üncü Uluslararası Askerî Sporlar Konseyi (CISM) Şampiyonası’nda toplamda 63 rekor kırmış, bu kapsamda takım olarak 231 kupa, ferdî olarak ise 1.402 madalya kazanmış ve büyük bir başarıya imza atmıştır. - Atış Takımımız ise ulusal ve uluslararası müsabakalarda 1 dünya rekoru ve 17 Türkiye rekoru kırmış, takım olarak 33 Kupa ve ferdî olarak 137 madalya kazanarak Türkiye Şampiyonlukları elde etmiştir. - Kick Boks Takımımız; Ulusal ve Uluslararası müsabakalarda ferdî olarak 150 madalya kazanmış, ayrıca Türkiye Şampiyonluğu elde etmiştir. - Modern Pentatlon Takımımız; Ulusal ve Uluslararası müsabakalarda 5 Dünya rekoru kırarken, takım olarak 6 kupa ve ferdî olarak da 50 madalya ile Türkiye Şampiyonlukları, ayrıca Ordulararası Dünya Şampiyonluğu elde etmiştir. - Aynı şekilde Güreş, Okçuluk ve Deniz Pentatlon Takımlarımız da Dünya Şampiyonlukları kazanmışlardır. Tüm bunların yanı sıra Paraşüt, Satranç, Triatlon, Tırmanma, Yüzme, Yelken, Kürek ve Yat Takımlarımız da çeşitli ulusal ve uluslararası müsabakalarda şampiyonluklar ve dereceler elde etmişlerdir. ASIL OLAN, ELDEKİ BAŞARIYI KORUYABİLMEK Bugün ülkemizin güvenliği, asil milletimizin huzuru ve devletimizin bekası için güçlü, hazırlıklı ve her şartta görevini yerine getirebilen bir orduyu muhafaza etmek en temel sorumluluğumuzdur. Bu yüzden çalışmak hayatınızın ana felsefesi, sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçmeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Aziz Atatürk bu durumu, “Zafer, zafer benimdir diyebilenin, başarı; başarılı olacağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir” sözleriyle veciz bir şekilde ifade etmiştir. Asıl olan elde edilen başarıyı koruyabilmek ve onu daha da ileriye taşıyacak iradeyi diri tutabilmektir. Unutulmamalıdır ki şanlı ordumuzun gücü sahip olduğu imkânlarla birlikte bu imkânları en doğru şekilde kullanacak nitelikli personelinden kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede bugün ödüllendirilen siz kıymetli personelimizin ve birliklerimizin, gelecekte de bizlere daha nice gurur yaşatacağına yürekten inanıyorum. Sonuç olarak İstiklal Harbi’mizi yöneten ve bugün de ülkemizin güvenlik mimarisinin başat aktörü olan Millî Savunma Bakanlığımız ve Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; - “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimiz doğrultusunda; - Daha büyük, daha güçlü bir Türkiye için azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürecektir. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Madalyalarını biraz önce alan personelimiz başta olmak üzere tüm kahraman ve fedakâr silah ve mesai arkadaşlarımın gözlerinden öpüyor, onlara daima destek olan kıymetli hanımefendilere ve değerli aile fertlerine teşekkürlerimi sunuyorum. Yeni yılda her birinize sağlık, esenlik ve başarılar temenni ediyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,907 次观看 • 7 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile iftar yaptı. Bakan Yaşar Güler’in beraberinde; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Kuvvet Komutanları ve Bakan Yardımcıları da yer alırken, Bakan Yaşar Güler yaptığı konuşmada şunları söyledi: HER BİR ŞEHİDİMİZ, TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ YARINLARINI AYDINLATAN BİRER MEŞALEDİR Çok kıymetli Şehit ve Gazi Ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz, değerli silah ve mesai arkadaşlarım; sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında sizlerle birlikle olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Her milletin kendine özgü hasletleri vardır. Binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan asil milletimizin en büyük özelliklerinden biri de vatanına, bayrağına ve bağımsızlığına olan bağlılığı ile şehitlik ve gaziliği şeref payesi görmesidir. Bu değerler uğrunda canlarını ortaya koyup şehit ve gazilik payesine ulaşan kahramanlarımız; birlik ve beraberliğimizin, istiklal ve istikbalimizin en büyük teminatıdırlar. Vatanımız uğrunda hayatlarını feda eden her bir şehidimiz, Türkiye’nin güçlü yarınlarını aydınlatan birer meşaledir. Onların mücadelesi, cesareti ve fedakârlığı sayesinde bugün bağımsız, onurlu ve güçlü bir devlet olarak varlığımızı sürdürüyoruz. İstiklal Marşı’mızda da ifade edildiği gibi, bu vatanın her karış toprağı, aziz şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, kahraman gazilerimizin mücadelesiyle korunmuştur. Binlerce yıldır bağımsızlığımızı koruyan, bu topraklara sarsılmaz bir vatan sevgisiyle sahip çıkan kahramanlarımız, asil milletimizin gönlünde en müstesna yere sahip olup büyük bir gurur kaynağıdırlar. SİZLER TÜRK MİLLETİNİN YİĞİTLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TİMSALİ OLDUNUZ Cesaret timsali fedakâr Şehitlerimiz ve kahraman Gazilerimiz; sizler, “Ölürsek şehit, kalırsak gazi!” anlayışıyla canınızı ortaya koyan, milletimizin cesaret ve dirayetini en somut şekilde temsil eden kahramanlarsınız. Tarih boyunca nice destanlar yazan ecdadımızın mirasını şerefle taşıyan sizler, Türk milletinin sarsılmaz imanının, tevekkülünün ve yiğitliğinin en güçlü timsali oldunuz. Bugün 86 milyon, vatanımızda özgürce yaşıyorsak, bayrağımız göklerde dalgalanıyorsa, bunu aziz şehitlerimiz ile siz kahraman gazilerimize borçluyuz. Sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Dolayısıyla şehitlerimizin ve sizlerin yazdığı kahramanlık destanları, bugün olduğu gibi tarih boyunca da milletimizin hafızasında yaşamaya devam edecektir. Sizler, bizim için sadece birer kahraman değil, aynı zamanda vatan sevgisinin yaşayan abidelerisiniz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daima sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. DEVLETİMİZ VE YÜCE TÜRK MİLLETİ SİZLERE MİNNETTARDIR Çok kıymetli Şehit ve Gazi ailelerimiz, kahraman Gazilerimiz; sizler, bu vatan için kelimelerle tarif edilemez büyük fedakârlıklar gösterdiniz. Yaşadığınız acılar karşısında metanetinizi asla kaybetmediniz, vakur duruşunuzdan asla ödün vermediniz ve milletimizin ferasetini dosta düşmana bir kez daha gösterdiniz. Sizler, Türk milletinin baş tacı, Türkiye Cumhuriyeti’nin manevi mimarlarının biricik emanetisiniz. Devletimiz ve yüce Türk milleti, sizlere minnettardır. Devletimizin tüm kurumları, büyük bir koordinasyon içerisinde sizlerin yaşamını kolaylaştırmak, ihtiyaçlarınıza çözüm üretmek, hak ettiğiniz desteği sizlere sunmak için büyük bir gayret içerisindedir. Şunu çok iyi biliyoruz ki acınızı paylaşmak, gözyaşlarınızı dindirmek, sizleri hiçbir zaman yalnız bırakmamak, bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Aynı şekilde şehit ve gazilerimizin uğruna mücadele ettiği değerleri koruyarak bu mirasa sahip çıkmak hepimizin en önemli vazifesidir. HİÇBİR ZAMAN ONURLU VE ŞANLI MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK Bildiğiniz üzere uzun yıllar gündemimizin ilk sırasında hep terörle mücadele olmuştur. Bu süreçte nice evladımızı şehit verdik, nice evladımız da gazi oldu. Ancak hiçbir zaman vatan uğruna sergilediğimiz onurlu ve şanlı mücadelemizden vazgeçmedik. Şehit ve gazilerimizden aldığımız cesaret ve kararlılıkla vatanımıza canımız pahasına sahip çıktık. Onların kahramanlık ve fedakârlıkları, gazi ve muzaffer ordumuzun en büyük ilham kaynağı oldu. Hem milletimizin sarsılmaz iradesi, hem de kahramanlarımızın mücadele azmi sayesinde hain planları her zaman boşa çıkardık, terör örgütlerine ve tüm şer odaklarına karşı büyük bir başarı elde ettik. Tüm bu başarılarda en büyük pay elbette aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Tarih boyunca üstlendiği tüm vazifelerde olduğu gibi terörle mücadele de kahraman Mehmetçik her türlü gayreti göstererek kanının son damlasına kadar üzerine düşeni yapmıştır, yapmaya da devam etmektedir. TERÖR ÖRGÜTÜ DERHÂL VE KOŞULSUZ OLARAK SİLAHLARINI TESLİM ETMELİDİR Geldiğimiz süreçte yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Silah bırakma talimatı alan terör örgütünün, bir an önce gereğini yapması, artık kaçınılmaz bir gerçeklik olarak ortadadır. Terör örgütü PKK ve farklı coğrafyalarda veya isimlerle faaliyet gösteren tüm uzantıları nerede olduklarından bağımsız olarak bir an önce fesih kararını almalı, derhâl ve koşulsuz olarak silahlarını teslim etmelidir. Aksi yöndeki hiçbir açıklama ve eylemin bir karşılığı yoktur. Süreci ihtiyatlı ve temkinli bir şekilde takip etmekle birlikte şu hususu özellikle vurgulamak isterim: PKK ve uzantılarının mevcut gelişmelerden faydalanarak yeniden yapılanmasına, büyük kayıplarını telafi etmesine ve bu olumlu süreci bozmasına ve sabote etmesine izin vermeyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde terörsüz bir Türkiye hedefimizi gerçekleştirmek için üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz. Kahramanlarımızın ortaya koyduğu gayretlere sıkı sıkıya sahip çıkacak, verdikleri emeğin bir zerresinin dahi yok olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Aynı şekilde ödediğimiz bedellerin esas yükünü taşıyan şehit ve gazilerimiz ile onların siz saygıdeğer ailelerinin de her zaman yanlarında olacağız. TÜRKİYE, DÜNYADA YÜKSELEN GÜÇ HÂLİNE GELDİ Türkiye; köklü tarihi, stratejik konumu, etkin ve caydırıcı ordusu, gelişmiş yerli ve millî savunma sanayisi ile dünyada yükselen bir güç hâline gelmiştir. Özellikle savunma sanayimiz gıpta ile takip edilen bir seviyeye ulaşmıştır. Kendi imkânlarımızla ve kendi mühendislerimizle ürettiğimiz İHA, SİHA ve TİHA’larımız, uçak ve helikopterlerimiz, gemilerimiz, denizaltılarımız ile daha nice silah ve sistemlerimiz güvenlik mimarimizin geldiği mümtaz noktayı ortaya koymaktadır. Bugün, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışında da barış ve istikrara katkı sağlayan bir ülke konumundayız. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük katkısıyla Türkiye, pek çok kriz ve anlaşmazlığın çözümünde kilit bir rol üstlenerek, uluslararası güvenlik ve diplomasinin vazgeçilmez bir aktörü haline gelmiştir. Bu kritik dönemde, ülkemizi daha büyük ve daha güçlü yapmak için Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize emin ve kararlı adımlarla ilerliyoruz. Bu vesileyle, tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Yarın idrak edeceğimiz Mübarek Kadir Gecesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyor, Ramazan Bayramı’nızı da şimdiden tebrik ediyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

71,144 次观看 • 1 年前

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından aziz şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile onların değerli aileleri için Gazi Meclisimizde iftar programı düzenlendi. İftara katılan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, yaptığı konuşmada şunları söyledi: ŞEHİDİMİZ BİNBAŞI İBRAHİM BOLAT’A ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM Mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Gazi Meclisimizin çatısı altında sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında bizleri buluşturan Sayın Meclis Başkanımıza nazik ev sahipliği için şükranlarımızı sunuyoruz. Sözlerimin başında dün kaza kırıma uğrayan F-16’mızın pilotu Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’a bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. MEHMETÇİK, TÜM GÖREVLERİ BÜYÜK BİR AŞK VE AZİMLE YERİNE GETİRMEKTEDİR Vatan sevdasının ölümsüz temsilcileri olan şehitlerimiz ile onlara yoldaş olan siz yiğit gazilerimizin yüksek fedakârlıkları, ülkemizin birlik ve beraberliğinin teminatı, asil milletimizin özgürlüğünün simgesidir. Ülkemizin savunma ve güvenliğinin sağlanmasında ve bugüne kadar elde ettiğimiz tüm başarılarda en büyük pay aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Bugün ülkemizin her bir köşesinde güvenlik ve istikrar iklimi hâkimse bu elbette ki şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesindedir. Şehadet şerbetini içmiş kahramanlarımızın ve siz gazilerimizin cesaret ve yüksek özverisi asla unutulmayacak daima minnet ve şükranla hatırlanacaktır. Şüphesiz ki sizlerin ortaya koyduğu mücadele ve emsalsiz çabalar, bizler için en büyük ilham kaynağıdır. Bu çerçevede şehit ve gazilerimizi örnek alan silah arkadaşları yani kahraman Mehmetçik; - Ülkemizin güvenliğinin sağlanmasından hudutlarımızın korunmasına, - Terörle mücadeleden Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasına kadar üstlendiği tüm görevleri büyük bir aşkla ve azimle yerine getirmektedir. KARDEŞLİK VE DAYANIŞMAMIZI GÜÇLENDİRMEK BİZLER İÇİN TARİHÎ BİR SORUMLULUKTUR Yıllarca terörü bu topraklardan uzaklaştırma maksadıyla icra ettiğimiz kararlı mücadeleler sayesinde ülkemizin her bir köşesinde güvenlik ve istikrar sağlanmıştır. Yegâne amacımız elde edilen bu başarıları korumak ve şu andaki huzur ortamını kalıcı kılmaktır. Esasen içinde bulunduğumuz bu hassas dönemde iç cephemizi tahkim ederek kardeşlik ve dayanışmamızı güçlendirmek, ülkemizin bölgesinde ve dünyada artan etkisini daha da yukarılara çıkarmak bizler için tarihî bir sorumluluktur. Bu çerçevede devletimiz 40 yılı aşkın süredir devam eden terör belasından ülkemizi kurtarmak amacıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde Terörsüz Türkiye sürecini başlatmıştır. Bugün tarihî bir süreç yaşıyorsak ve hedefimize somut adımlarla ilerleyebiliyorsak bu en başta aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin kahramanca mücadelesi ve yüksek fedakârlıkları sayesindedir. Elbette ki siz saygıdeğer ailelerimizin gösterdiği dirayet, bizleri gururlandıran dik ve vakur duruşu ve verdiği destekler yolumuzu aydınlatmış, kararlılığımızı pekiştirmiştir. Başımızın tacı olan sizlere minnettarlığımız bakidir ve kelimelerle anlatılamayacak kadar da büyüktür. Çok iyi biliyoruz ki ne yaparsak yapalım sizlerin haklarını ödeyemeyiz. Ancak başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız olmak üzere devletimizin tüm kurumlarıyla eş güdüm içinde şehit ve gazilerimizin emaneti değerli aileleri ile kahraman gazilerimizin yaşam seviyelerini daha da yükseltmek için yoğun bir gayret gösteriyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN RUHUNU İNCİTECEK HİÇBİR ADIM ATILMADI, ATILMAYACAK Burada özellikle ifade etmek isterim ki Terörsüz Türkiye süreci yürütülürken şehitlerimizin mübarek ruhlarını incitecek, gazilerimizin onuruna ve siz ailelerimizin fedakârlıklarına zarar verecek hiçbir adım atılmamıştır ve atılmayacaktır. Bu konuda oldukça hassas davranıyor ve süreci köklü devlet geleneğimiz ve engin tecrübemizle şeffaf bir şekilde yürütüyoruz. Aynı zamanda sizlerin de bu tarihî projeye verdiğiniz güçlü destekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Nitekim Bakanlık olarak Terörsüz Türkiye’ye ilişkin hususlarda Şehit-Gazi Derneklerimiz ve şehit ailelerimiz ile görüşmeler gerçekleştirerek gazilerimizi ve şehit ailelerimizi bilgilendirdik. Şu anda çatısı altında bulunduğumuz millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz de sürecin işlerliği ve sonuca ulaşması adına ilk günden itibaren hayati bir görev üstlenmiştir. Sayın Meclis Başkanımızın riyasetinde teşkil edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun; aylardır her kesimin görüşünü alarak kamuoyunun nabzını en iyi şekilde ölçmesini memnuniyetle takip ettik. Geçtiğimiz günlerde yayımladığı raporun da sürece olumlu katkılar sağlayacağına yürekten inanıyoruz. Tüm bu gayretler sayesinde şu ana kadar süreçte önemli mesafeler katedildi. Bundan sonra da provakasyon ve istismara izin vermeden çok daha güçlü ve kalkınmış bir Türkiye hedefiyle bu süreci başarıyla sonuca ulaştırma noktasında kararlıyız. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal etmiş gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyor; siz kıymetli ailelerimize saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Ayrıca 34 yıl önce bugün Ermeniler tarafından Hocalı’da şehit edilen Azerbaycanlı tüm soydaşlarımızı da bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun. Mübarek Ramazan ayının hayırlı ve bereketli geçmesini temenni ediyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,449 次观看 • 5 个月前

Bu bir; “Ya kaza değilse” analizidir. Jeopolitik Fırtınanın Tam Ortasında: “Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara.” Genkur. Baş. Org. Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelen Libya Genkur. Baş. Org. Muhammed Ali Al-Haddad, MSB Bakanı Yaşar Güler ve diğer üst düzey Türk askeri yetkililerle görüştükten sonra ülkesine dönerken, uçağı Ankara yakınlarında düştü. / Libya Genelkurmay Başkanı uçağının Ankara semalarında düşmesi ve yakın geçmişte yaşanan (havada olanlar dahil) ardışık olaylar birer kaza ve tesadüften mi ibaret? En baştan söylemek zorundayız. Evet, mümkün? Ama biz bunların sadece birer kaza ve tesadüften ibaret olmadığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dizilim son derece sıra dışı ve tam bir jeopolitik mücadelenin ortasında yaşanıyor. Bütün bunların raslantısal olduğunu düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanıza gerek yok. Ama raslantısal olmadığını düşünüyor ve ne olduğuna dair muhakemenizi-bakış açılarınızı geliştirmek istiyorsanız; biraz zihniniz yorulacak, ama eminim okumanıza da değecek. / Hadi başlayalım: - Türk C-130’unun Azerbaycan’dan dönerken Gürcistan üzerinde düşmesi. - Türkiye 4 savaşın ortasında kalmış, merkezde ve kenar kuşakta doludizgin yaşanan doğrusal etkiler, asimetri ve manipülasyonlar. - Karadeniz başta denizlerde yaşanan istikrarsızlığın/ardışık olayların havada da gözükmesi. - En son Türk Hava Sahasında görülen menşei belirsiz S(İHA)lar. - Ve son olay: Libya Genel Kurmay Başkanının uçağının Ankara semalarında düşmesi… Benzeşen bağlam; yakın geçmişte İran Cumhurbaşkanının helikopterinin Güney Kafkaslarda düşmesi. /// Bütün bu olaylar raslantısal mı, komplo mu, bir etki/mücadele biçimi mi? Tekil olarak mı okunmalı, bağıl mı? Gerçekte nedir; bir baskı/manipülasyon mimarisinin katmanları mı? /// Libya’da 3 günlük yas ilan eden Libyalı yetkililer olayın ilk saatlerinde ‘uçağın bir kaza kırıma uğradığı’ açıklaması yaptı. Oysa bu dakikada olayın bir kaza kırım olduğunu tespit etmek mümkün değildi. Bu açıklama/ön alma çabası, durumun Libya için de kadar hassas olduğunu gösteriyor. TC. İletişim Başkanlığı ise; “Bu süreçte kamuoyunun sadece resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalara itibar etmesi; bunun haricinde sosyal medyadaki teyitsiz bilgi, spekülasyon ve komplo teorilerini dikkate almaması, dezenformasyon girişimlerine prim verilmemesi adına oldukça önemlidir” açıklaması yaptı. Bu açıklama da Türkiye’nin; ‘daha kontrollü, daha az konuşur, daha az görünür’ bir yaklaşımla, daha kapalı, daha sert, daha sıkı bir faza geçtiğini gösterir. /// Olayın değdiği noktalar: - Akdeniz, MEB-deniz yetki alanları, kaynak ve alan mücadelesi, - Gazze savaşının başlangıcından beri Türkiye-İsrail arasında başgösteren gerginliğin bölgesel ve teopolitik rekabete, sürtüşmeye dönüşmesi, - İsrail-GKRK-Yunanistan yakınlaşması, - İsrail-YPG/PYD yakınlaşması, - Suriye’nin üniterleşme arayışı ve Türkiye’nin olası Suriye Harekatı, - Libya iç dengeleri, Afrika geçidi, enerji ve üsler, - Kafkaslarda Orta Koridor mücadelesi, - Türkiye yaşanan operasyon ve güç kavgalarının temas ettiği uluslararası ayaklar. /// Bu olay bir kaza değilse, Yüksek Düzey Askeri-Diplomatik Güvenlik Olayı (High-Level Military-Diplomatic Security Incident) sınıfa girmiştir: Bu sınıfın özellikleri: - VIP askeri hedef, - Devlet merkezinde gerçekleşme, - Kritik görüşme sonrası zamanlama, - Alınan kararları manipüle etme potansiyeli, - Ve çoklu aktörü; devleti/alanı/güç odağını etkileme potansiyeli. Bu tür olaylar kazayla başlar, ama kazayla bitmez. /// Kim kazandı sorusu en önemli ipucu: Stratejik analizde ilk soru “kim yaptı?” değil, “kimin işine yaradı”dır. Peki bu olay kimin işine yarar? /// Türkiye-Libya hattından rahatsız olanlar: - Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya deniz yetki alanları, - Trablus merkezli meşru askeri yapı, - Türkiye’nin Akdeniz’de kalıcı askerî varlığı, Bu hatta istikrar değil, belirsizlik isteyen herkes için bu olay kazançtır. /// Libya’da “komuta boşluğu” isteyen aktörler: Libya’da hala ciddi bir komuta boşluğu var. Ülke, siyasi olarak parçalanmış ve askeri yapılar arasındaki bütünlük hem iki başlı ve hem de eksenler içi bağlar oldukça zayıf. Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Libya'da dengeyi sağlayan önemli bir figürdü. Bu tür kritik bir liderin kaybı, iç politikada gerginlikleri artırabilir ve dış müdahalelere zemin hazırlayabilir. /// Türkiye’de iç güç mücadelelerini uluslararası zeminlerde nasıl kullanıldığı, örnekleriyle tarihsel olarak bilinir. Bu konuda hiç polemik yapmayacağım, hiç de girmeyeceğim. Sadece şunu vurgulayacağım: Yakın dönemde kamuoyunun da yakından ilgilendiği sansasyonel medya-fuhuş-uyuşturucu operasyonlarında, iç siyasi rekabet ve eksen içi güç mücadelelerinde ayak izi görülen uluslararası bağ nedir? Olan ve olası iç operasyonlar ile olası Suriye harekatının etkilenme potansiyeli nedir? Bu tür olayların caydırıcılığa psikolojik saldırı modu vardır. Algı artık harp unsurudur, sessiz ama derin etkilidir. /// Şimdi en hayati, en dikkat çekmek istediğim nokta: Ya da en tehlikeli senaryo: Yanlış okuma: Bu tür olayların en tehlikeli sonucu, yanlış aktöre yanlış anlam yüklenmesidir. Yanlış bir okuma: - Yanlış diplomatik tepkiyi, - Yanlış askeri pozisyonu, - Yanlış cepheleşmeyi, - Yanlış geri dönüşsüz tırmanmayı getirir. Yani “Yanlış savaş/yanlış mücadele ihtimali” tam da bu eşikte doğar. Bu tür durumlarda devlet, aceleci kararlar almaktan kaçınarak, “Ya Sabır” çekip stratejik sabra yönelir. “Aceleyle alınan kararlar, yanlış sonuçlar doğurabilir” diye düşünür. Ancak bu stratejik sabır da kendi içinde büyük bir risk taşır. Çünkü bu süreçte de; - 2014 Kobani olayları merkezli 2013-2015 yanlış odaklanma, - “2019’dan beri olduğu gibi” durağanlık ve zaman tuzağına düşme olasılığı vardır. Yavaş ilerlemek, bazen gereksiz yere duraklamaya ve fırsatları kaçırmaya yol açabilir. /// Bu olayın Libya üzerinden görünmesi ama Ankara’da olması, bana şunu söylüyor: Hedef coğrafya başka, mesaj verilen merkez Türkiye. Suriye dosyası şu an Türkiye’nin askeri olarak en sıcak, diplomatik olarak en kırılgan ve uluslararası alanda en ağır baskıyla karşılaştığı dosya. Ve bütün şu başlıklar aynı anda masada: - Türkiye’nin “bekle-gör”den çıkma hazırlığı, - Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri harekat, - YPG/PKK terör örgütünün varlığı, statüsü, - Suriye (YPG/PKK-HTŞ-Dürziler-Nusayriler) + Gazze üzerinden yeniden şekillenen Türk-ABD-İsrail-Rusya-İran-Arap denklemi, Bu ortamda Türkiye’nin karar eşiklerini etkilemek isteyen biri, doğrudan Suriye hattına dokunur. Ama doğrudan vurmak pahalıdır, o yüzden dolaylı vurur. Libya bu denklemde kullanılıyor olabilir mi? Evet, hem de sadece bir tek mermiyle birkaç kuşu vurabileceği için tekrar tekrar evet. Son sözü Türkiye’nin aklı, caydırıcılığı ve caydırıcılığını kullanma iradesinin belirleyeceğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bütün oyun da; Türkiye’nin stratejik aklı ile caydırıcılığını kullanma iradesini etkileme üzerine dönüyor.” /// Libya Özeli: Libya, Türkiye için meşru ve savunulabilir bir angajman alanı. Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi, meşru hükümeti destekleyerek dengeleri lehine değiştirti. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki rolü, Hafter ekseniyle kurulan ve gelişen ilişkiler de, Libya'nın üniter yapısının korunması açısından da çok önemli. Türkiye, burada açık bir siyasi ve askeri inisiyatif kullanıyor, ancak bu durum bazı dış aktörler tarafından hazmedilemiyor. Özellikle AB-Yunan-İsrail-BAE hattında. Yani Libya’ya dokunmak, Türkiye’ye önce “başka dosyalar da yanar” mesajı veriyor. Bu aslında çapraz bir baskı tekniği: Suriye’de hamle yaparsan, bedelini Libya’da, Akdeniz’de, hatta merkezinde üretsin demek istiyor. /// Ankara’da olması: Karar merkezine, karar merkezinde mesaj: Bu çok kritik. Eğer konu sadece Libya olsaydı: olay ya Libya’da olurdu ya Akdeniz üzerinde ve gelirken. Ama olay Ankara kalkışlı, Ankara yakınında, stratejik kararların alındığı bir görüşme sonrasında yaşandı. Bu; “Tek mermiyle çoklu atış yapıyorum: Sahada değil, masada verilen kararlara mesaj veriyorum” demektir. Bu, Türkiye’nin geliştirdiği/geliştireceği inisiyatifleri, özellikle de harekâtı önlemek isteyen irade(lere) ait bir sinyaldir. /// Bütün bu yaşadıklarımızda 2013-2015 terör kuşağında olduğu gibi ve/veya 2019’dan beri yaşanan jeopolitik engelleme-zaman kazanma süreçlerinde olduğu gibi, benzer şeyler görüyorum. Ama koca bir fark eşliğinde. O zaman Karabağ Savaşı, Ukrayna savaşı, küresel-teopolitik Gazze manipülasyonu ve İsrail karşı katliamları ile İran-ABD/İsrail savaşları yaşanmamıştı. Bütün bu olaylar dizisi, bu mücadelelerin bağlamında yaşanıyor. O zaman yeni durumu kavramsallaştırmaya çalışalım: 2013-2015 terör saldırı kuşağının çok daha gelişmişi; - Çok eksenli, - Çok aktörlü, - Çok devletli, - Çok alanlı, - Çok zamanlı, - Çok daha tehlikeli, karar mekanizmalarını ve sosyolojik fay hatlarını hedef alma potansiyeli son derece yüksek bir asimetrik saldırı ve maniplasyon kuşağının içindeyiz. /// Bu tür olaylar birkaç sonucu tekil ya da çoklu üretmek ister: - Türkiye’nin kararlarını etkilemek, - Türkiye’yi durdurmak, - Durduramıyorsa oyalamak, zaman tuzağına düşürmek, - Türkiye’yi yanlış yere savurmak. /// Peki ben neden hala ısrarla olası Suriye harekatının peşinde koşuyorum? - Türkiye’de Suriye ön koşullu “Terörsüz Türkiye süreci” çöker. YPG/PKK terör örgütünün Türkiye’ye bir tuzak kurduğu, oyun oynadığı, zaman kazanmaya çalıştığı ortaya çıkar. - Türkiye Suriye harekatına hazırlandığını gösterir. - Türk karar verici heyet (Fidan-Güler-Kalın) Şam’a gider. - Bunlar bazı aktörlerin kırmızı çizgisine girer. - Bu karar verici ziyaretle eş zamanlı Suriye’de çatışmalar çıkar, YPG/PKK ekseninden iddialı, yüksek perdeden tehditler ve mesajlar gelir. - Türkiye’de YPG/PKK paydaşı açık ve kapalı bazı aktörler aktifleşir. - Siyasetteki (iktidar kanadı içindekiler dahil); İran ve ABD eksenlerindeki Kürtçülerin ayrışması ve rekabeti ayak izleri kendini göstermeye başlar. - Ve diğer İrancı ve Atlantikçiler devrededir. - FETÖ devrededir. - Dışarıdaki angajeler maliyetli olduğu için doğrudan karşı çıkamazlar. - O nedenle dış kaynaklı dolaylı, flu, inkâr edilebilir olay-olaylar üremeye başlar. - Bunlar peşi sıra olaylar dizisi şeklinde gelişir. - Diğer radikaller (IŞİD vb) fonda rol alma peşindedir. - Kimi yüksek profilli, merkezde, belirsizken, kimi kenar kuşaktadır. Sonuçta; Türkiye bir karar verirken “arka planda başka dosyalar da açılır” duygusu üretilir. Konsantrasyonu bozulmak istenir, “özellikle zafiyeti olanlar başta” kişisel mesajlar ve etkiler üretilir. Bu tam olarak: çok alanlı caydırma, çok dosyalı baskıdır. Bugün güney merkezli yaşanan olayların kaynak kodunda bir terör devletinin inşaşı ve Türkiye’nin bunu engelleme iradesini kırma çabası vardır. Kuzey merkezli olayların kaynak kodunda da Türkiye’yi savaşta taraf etme çabası. /// Kaza değilse (-ki kaza olsa bile durum okuması çok değişmiyor) bu olay, Libya’dan çok “Suriye karar dosyasını” etkilemeyi amaçlamış bir ön-alıcı baskı ve uyarı hamlesidir. Bunu başarırlarsa amaca ulaşmış olurlar. Libya gibi görünen bu olay Ankara’da yaşanıyor, ama sadece Libya’yı değil Akdeniz’i, Gazze’yi, Suriye’yi, Suriye Harekatını ilgilendiriyor. O yüzden bu mesajın bir özeli bir de geneli var: Özeli: Cephe Suriye, mesaj Ankara, araç Libya. Geneli: Cephe Türkiye’nin stratejik özerkliği, mesaj Ankara, araç Libya. /// Türkiye için aşırı sert tepki de risktir, ama geri çekilme de risktir. Bence doğru olan kararı bozmayıp, yöntemi sertleştirmektir. Bu yoğun asimetri, manipülasyon ve baskı ortamında Türkiye’nin hareket ekseni aslında çok belirgin ve masumdur. İster İran; “Türkiye’yi İsrail’le savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin”, ister İsrail/ABD; “Türkiye’yi İranla savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin.” İster AB-İngiltere Akdeniz denklemini bozmak, Karadeniz’i ısıtmak, ister Rusya Türkiye’yi karşısında değil yanında-yakınında görmek istesin. Türkiye’nin geleceği yakın tehdidini yok etmekten geçer. Çünkü en büyük tehdit, en yakın tehdittir. Bütün bu olaylar, en büyük yani en yakın tehdidi, uzak ve küçük bir tehdit olarak gösterme çabasının bir parçasıdır. Hançer El bu Kemal-El Kaim hattına değdiği an… Türkiye sadece çoklu cepheleri değil, çoklu ihtiras ve dogmaları da çökertmiş olur. Aynı IŞİD ve dogmasını Dabık’ta çökerttiği gibi. Bir ömür öğrenilenle-bir gece sabahlayarak yazılan yazılardan biri oldu. Saygılarımla… Abdullah Ağar 24 Aralık 2025

Abdullah Ağar

143,345 次观看 • 8 个月前

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler Hakkâri Ticaret Odasını ziyaret ederek, üyelerle bir araya geldi. Hakkâri sokaklarında dolaşan ve vatandaşlarımızla sohbet eden Bakan Yaşar Güler, Hakkâri esnafını da ziyaret etti. Bakan Yaşar Güler, daha sonra Şehit ve Gazi Derneklerinin yöneticileri, STK temsilcileri, Oda Başkanları, kanaat önderleri, muhtarlar ve iş insanlarının da katılımıyla düzenlenen yemeğe katıldı. Yemekte bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: HAKKÂRİ, ANADOLU İRFANININ ENGİN BİR YANSIMASIDIR Türkiye Yüzyılı buluşmaları kapsamında ülkemizin göz bebeği Hakkâri’mizi ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük mutluluk duyduğumu özellikle belirtmek istiyorum. Hakkâri’miz heybetli dağlarının vakurluğu, güzel vadilerinin asaleti ve mert insanlarının yüreğiyle Anadolu irfanının engin bir yansımasıdır. Yüksekova’nın bereketli ovası, Şemdinli’nin hududa mühür vuran enginliği, Çukurca’nın dağlara meydan okuyan duruşu ve Derecik’in sınır hattında güven veren varlığıyla, kardeşlikle yoğrulan bu kadim coğrafya, tarih boyunca milletimizin kararlılığının ve vefasının timsali olmuştur. Sarp kayalıklarında inanç, yaylalarında umut yeşeren Hakkâri hem mazisiyle gurur duyduğumuz hem de istikbaliyle umutlandığımız bir cevherdir. İşte bu kutlu toprağın hakkını teslim etmek, gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak, Hakkârili kardeşlerimizin umutlarını daha da büyütmek için Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru ve Hakkârili kardeşlerimizin refahı için durmadan çalışıyoruz. EN BÜYÜK PAY, ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN Ne yazık ki bu güzel şehir, uzun yıllar boyunca terörün gölgesinde ağır bedeller ödemiştir. Yıllarca terörü bu topraklardan uzaklaştırma maksadıyla icra ettiğimiz kararlı mücadeleler sayesinde bu topraklarda huzur, güvenlik ve istikrar tesis edilmiştir. Bu konuda en büyük pay şüphesiz en başta aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin kahramanca mücadelesi ve yüksek fedakârlıklarıdır. Ne yaparsak yapalım onların haklarını ödeyemeyiz. Ancak gazilerimizin ve değerli ailelerinin daima yanlarında olmaya devam edeceğiz. Onların emsalsiz gayretleri ve sizlerin de feraseti ve devletimizin güçlü iradesiyle bugün artık terör Hakkâri’nin kaderi olmaktan çıkmıştır. Bu güvenli ortamı tamamıyla kalıcı kılabilmek adına yakın zamanda başlattığımız “Terörsüz Türkiye” vizyonu da bu noktadaki kararlılığımızın en önemli adımı olmuştur. Atılan bu tarihî adım hem ülkemizin kaynaklarının doğru değerlendirilerek refahının artması hem de Hakkâri’nin gerçek potansiyelinin açığa çıkması yolunu da sonuna kadar açmıştır. Nitekim Hakkâri tarımdan ulaştırmaya, spordan turizme, eğitimden enerjiye kadar her alanda gelişen, üreten ve geleceğe umutla bakan bir kalkınma şehri olma yoluna girmiştir. HAKKÂRİ’NİN ÇEHRESİ DEĞİŞTİ Son yıllarda tesis edilen güvenlik ve huzur ortamı sayesinde her alanda çehresi değişen Hakkâri’mizin bu gelişimini, bazı somut örneklerle ifade etmek istiyorum. Örneğin ulaştırma alanında atılan adımlar sayesinde, Hakkâri’nin çehresi değişmiştir. Yüksekova ile Hakkâri arasındaki ulaşımı büyük ölçüde kolaylaştıran Yeniköprü Tüneli, artık bölge insanının günlük hayatına konfor katmaktadır. Şehir ve ilçe merkezlerinde Belediyelerimizin kırsalda ise İl Özel İdaremizin yürüttüğü yol genişletme ve asfaltlama projeleriyle vatandaşlarımızın ulaşımı güvenli ve sürdürülebilir hâle gelmektedir. Şehir genelinde içme suyu ve kanalizasyon hatlarında onarım ve yenileme çalışmaları yürütülürken, tarımda ise desteklenen üretici sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu bağlamda geçtiğimiz günlerde 659 çiftçimize toplamda 38 tonun üzerinde yem bitkisi tohumu dağıtılmıştır. Sulama projeleriyle birlikte 15.000 metrelik kanal, 3 havuz ve 30 adet kaptaj, vantuz ve bendden oluşan yapı tamamlanmıştır. Ayrıca güneş paneli destekli sulama sistemleriyle yenilenebilir enerji de tarım sahalarına entegre edilmektedir. Hâlihazırda tarımsal verimliliği artırmak ve modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmak amacıyla Yüksekova’da kapsamlı bir proje başlatılmıştır. 10 köy ve mahallenin yararlanacağı modern sulama sistemleri sayesinde çiftçilerimiz daha yüksek verim elde ederken su tasarrufu da sağlanacaktır. Esas önemli husus ise bu proje kapsamında 1.300 kişinin istihdam edilecek olmasıdır. Aynı şekilde haziran ayında ihalesi yapılan ve Yüksekova’da inşa edilmekte olan yeni Organize Sanayi Bölgesi yüzlerce kişiye iş imkânı sağlayacak ve şehir ekonomisine büyük bir canlılık getirecektir. KADINLARIMIZ ÜRETİYOR, KAZANIYOR VE EV EKONOMİSİNE KATKILAR SUNUYOR Sadece birkaç alandaki sayıyı ifade eden bu rakamlar bile bölgedeki kalkınmanın ve istihdamdaki artışın ne denli etkin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede kadınlarımız da arıcılık, organik sebze ve meyve yetiştiriciliği ile Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Programı IPARD kapsamında kalkınma kooperatiflerinde aktif rol alarak tarlada, serada ve paketleme tesislerinde üretiyor, kazanıyor ve ev ekonomisine katkılar sunuyorlar. Bu gibi gelişmeler Hakkâri’nin sosyal refahının tabana yayılması bakımından oldukça önemlidir. Hayvancılık alanında da Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından yürütülen “Kırsalda Bereket” projesi kapsamında 101 yetiştirici büyükbaş hayvan desteği almıştır. Ayrıca, kırsalda yaşayan vatandaşlarımız için uygulanan mera ıslah projeleri, tohum ve gübre destekleri, yem bitkisi dağıtımları ve sulama altyapısına yönelik yatırımlar da üretim kapasitesini ciddi oranda artırmaktadır. İşte bu örneklerden de açıkta görülmektedir ki Hakkâri’miz bölgesinde üretimin, emeğin ve kalkınmanın merkezi olma yolunda hızla ilerlemektedir. Diğer yandan şehrimizde eğitim yatırımlarına da hız verilmiştir. Son dönemde şehrimize 4 anaokulu, 2 ilk ve ortaokul, 1 lise, 2 öğretmen konutu, 1 halk eğitim merkezi ve 1 spor salonu kazandırılmıştır. Şu anda da 9 eğitim binası ile bir spor salonunun yapımı sürmektedir. HAKKÂRİ’NİN SPOR ALANINDAKİ BAŞARILARI HEPİMİZİ GURURLANDIRIYOR Tüm bunların yanında Hakkâri’nin spor alanındaki başarıları da hepimizi gururlandırmaktadır. Türkiye Judo Şampiyonası’ndan Kros Ligi’ne, rafting ve kayak şampiyonalarına kadar Hakkârili gençlerimiz pek çok turnuvadan madalyalarla dönmüş, Türkiye dereceleri elde etmiştir. Hakkâri’miz çok sayıda spor organizasyonuna ev sahipliği yaparak bu alandaki marka değerini her geçen gün artırmaktadır. Tüm bu gelişmeler gençlerimizin geleceğe daha büyük umutlarla ve özgüvenle bakabildiğinin de en açık yansımasıdır. Turizm alanında ise Mencel Gölü’nde rafting, Şivekür ve Mehed Dağı’nda tırmanış ve kayak etkinlikleri düzenleniyor. Bu ayın sonunda Kültür ve Turizm Bakanlığımızın koordinesinde düzenlenen “Bir Anadolu Şenliği” etkinliklerinin ilk durağı da güzel Hakkâri’miz olacak. Tüm bunlardan da açıkça görüyoruz ki Hakkâri’de her geçen gün sosyal yaşam canlanıyor, refah artıyor, üretim çoğalıyor, istihdam da genişliyor. Bizler de şehrimizin mevcut ihtiyaçlarıyla yakından ilgileniyor, belirli periyotlarla bölgeye gerçekleştirdiğimiz ziyaretler çerçevesinde, sorunları gidermek için kamu kurum ve kuruluşlarımızla yakın bir koordinasyon içerisinde büyük gayret gösteriyoruz. ARTIK VAKİT TÜRKİYE’Yİ ŞAHA KALDIRACAK YENİ YATIRIMLARI PLANLAMA ZAMANI Tüm bu gelişmelerin temelinde yatan en önemli unsur şudur: Güvenlik. Bu topraklarda artık bayındırlık faaliyetleri rahatça yapılabiliyorsa, gençlerimiz gönül rahatlığıyla sportif faaliyetlere katılabiliyorsa, kadınlarımız üretim sürecinin bir parçası oluyorsa bunlar hep kahraman Mehmetçiklerimiz ve güvenlik kuvvetlerimizin yüksek gayretleri ve sizlerin dirayetiyle tesis edilen huzur ortamı sayesindedir. Ortaya çıkan Terörsüz Türkiye süreci de bu yoldaki kararlılığımızı ve oluşan bu güven ortamını sürekli kılmanın yeni ve güçlü bir başlangıcıdır. Artık vakit Türkiye’yi ve Hakkâri’yi her alanda şaha kaldıracak yeni hedefler ortaya koyma, yeni yatırımları planlama zamanıdır. Amacımız “Terörsüz Türkiye” vizyonunun sağladığı bu ortamı elde edilecek somut neticelerle, daha fazla yatırım ve üretim ile daha güçlü bir gelecek için değerlendirmektir. Bu noktada siz kıymetli kanaat önderlerimize, meslek odalarımızın değerli temsilcilerine, muhtarlarımıza ve sivil toplumun her kademesindeki üyelerine büyük sorumluluklar düşüyor. Toplumun içinden gelen ve çeşitli statü ve rollerden grupları temsil eden kişiler olarak hem halkın sesi hem de öncüsü olan sizler bu yeni kardeşlik sürecinin taşıyıcıları olacaksınız. Zira bu güzide toprakların hakkı barıştır, refahtır, üretimdir ve kardeşliktir. Sizlerin katkısı ve desteğiyle bu süreci daha da güçlendirecek, Hakkâri’mizi Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızlarından biri hâline getireceğiz. Desteğiniz ve tecrübeniz, huzur ve istikrar, açısından hayati önemdedir. Hep birlikte içeride birliğimizi tahkim ederek bin yıllık kardeşliğimizi daha da pekiştirecek, daha güçlü ve büyük bir Türkiye ve Hakkâri için çok çalışarak güzel yarınlara ulaşacağız. Bu vesileyle gösterdiğiniz ilgi ve ev sahipliği için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyor, hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

25,537 次观看 • 1 年前