Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Eşref Rüya dizisinin Irmak’ı, sette önce eline kaynar mercimek çorbası döktü, ardından kopan ağaç dalı elini 2. kez yaraladı. “Kafayı yiyeceğim. Kimin gözü bu? Bana bakıp bu nazarı değdiren kimse, git öteye. Hiç tarzım da değil ya.. böyle nazar mı olur?”

52,796 görüntüleme • 7 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Kemerburgaz Önlemine Sitem etti Kaya Temel: Telefon geldi. Zaten o konuyla alakalı. Tam şu an teyit ediyordum. Onu teyit ettirdim. Şimdi ilk önce bir videoyu ekrana getirebilir miyiz? Varsa getirebiliyor muyuz? Hazır mı? Hazır mı değil. Hazır değil. Konuş ben indirmeye çalışıyorum. Tamam şöyle başlayalım. Şimdi son zamanlarda biliyorsunuz ki Göztepe karşılaşmasından sonra Okan Hoca'nın açıklaması vardı. Benimle alakalı. Direkt hedef alınan bendim burada ve hala da bu sürüyor. Sürebilir de sorun yok. Ben her zaman söylüyorum işimi yapıyorum, görevimi yerine getiriyorum diye. Bugün de daha doğrusu Galatasaray'ın taktik idmanlarının yapıldığı günlerde Kemerburgaz'a hiçbir şekilde ziyaretçi alınmıyor. Hiç kimsenin yakını da alınmıyor. Bu isterse dursun başkanın yakını olsun. Yani böyle bir statü. Format var ya da vardı bilemiyoruz. Taktik günlerinde ziyaretçi kabul edilmiyor tesislere. Ama bugün Victor Osime'nin yakını veya yakınları daha doğrusu yakınları Kemerburgaz tesislerindeydi. Ve az önce aldığım bilgiye göre de şöyle bir durum var. Teyit ettireceğim demiştim ya. Bugün üst düzey güvenlik önlemi alındı Kemerburgaz'da. Bu kadro olaylarıyla ilgili. Ve bütün personeller. Antrenmandan önce Kemerburgaz'dan çıkarıldı. Gönderildi. Peki burada Osime'nin yakını da olabilir. Başka futbolcunun da yakını olabilir. Sonuçta bu taktik idmanı. Yani antrenman saat 17'de başlıyor. 17'den önce bütün personeller Kemerburgaz'dan çıkarılıyor ama misafirler kalıyor. Yani siz personellere tatil mi verdiniz izin mi verdiniz burada? Ben bunu anlayamıyorum. İkincisi kadroyla alakalı hedef alınan basın mensupları ama taktik idmanının gerçekleştiği gün Kemerburgaz'da misafirler girip şu görüntüyü verebiliyor. Saatler sonrasında paylaşıyor ama bu görüntüyü. Bugün taktik idmanı vardı Galatasaray'ın. Tedbirler üst seviyeydi ama misafirler görüntü çekebiliyor. Siz içeriden herkesi çıkarıyorsunuz. Yani benim anlayamadığım konu bu burada. Zaten basın toplantısından sonra Okan Hoca da söylemişti. Staftan mı çıkıyor? Teknik ekipten mi çıkıyor? Futbolcudan mı çıkıyor? Oyuncudan mı çıkıyor? Yani şimdi biz gazeteci olarak hep söylüyorum. Kendimizi savunmak için bunu söylemiyorum. Gerçekleri görün diye anlatıyoruz burada bu arada. Gazetecinin kaynağı 8-9 kişi abi. 10 kişi 11 kişi. 20 kişi 30 kişi. Kaç kişi olursa olur. Bir kişidir, iki kişidir, üç kişidir. Bütün gazetecinin bir kaynağı vardır. Ama siz bir tedbir alıyorsanız, bir kural yerine getiriyorsanız, içeride siz kendi çalışanlarınızı hain gözüyle bakıp hepsini bugün dışarıya gönderiyorsanız, misafirleri orada bırakıyorsanız ben daha söyleyecek bir şey bulamam buna. Burada ben de hedef alınmayayım o zaman. Hiç kimse kusura bakmasın. Kemerburgaz herkes elini kolunu sallayarak girmesin. Şimdi basın mensupları üzerinden şu söyleniliyor. Elini kolunu sallayan Kemerburgaz'ın yolunu tutuyor içeriye geçiyor. Şampiyonlar Ligi maçından hariç Galatasaray kulübü herhangi bir antrenmanı basın mensubunu açtı mı? Soruyorum. Hayır açtı mı açtı mı değil. Şöyle bilgi verelim. Galatasaray

Galatasarayultrataraftar

11,739 görüntüleme • 5 ay önce

Bu Söyleyecklerim her yerde Yankılanacak Hasan Şaş: Çünkü bugün benim söylediğimin çok yerde yankılanacağını da biliyorum. Şimdi Galatasaray futbol takımı her zaman şampiyonluğu oynar. Şampiyonluğu oynamadığı senelerde bunu biliriz. Ama ben 42 yıldır 8 yaşından beri Galatasaray'ı takip ediyorum. Galatasaray futbol takımı bu şampiyonluklara nasıl eriştiğini çok iyi bilirim. Hocaları bilirim, yardımcı hocalık yaptım. Futbolunu oynadım, taraftarlığını yaptım, her şeyini yaptım. Ama bugün müsaade ederseniz ben bir parantez açmak istiyorum. Bu açtığım parantezde de Okan Buruk var. Okan Buruk var. 3 yıl şampiyon yapmış. Ben geçen sene başladım. Youtube'da programlarımı. Bu yıl devam ettim. Bunların %80'i Okan Buruk'un etrafında dönen veya Okan Buruk'la ilgili benim hep övücü şeylerim ortaya çıkar. Çıksınlar baksınlar. Canlı yayın yapıyoruz. Bundan önce de, bundan sonra da hep canlı yayın yapıyoruz. Eleştirdiğim noktalar da oldu. Yalan mı? Çok eleştirdim. Mesela Konya maçı çok eleştirdim. Kocaeli. Kocaeli maçı çok eleştirdim. Juventus maçı. Juventus maçı çok eleştirdim. Her şeyi çok eleştirdim. Ama şu an bir şey var. Bak. Ligin bitimine 6 hafta kala. Bana bir kişi bu kadroyla çıkamaz. Neden hocam? Çıkmaz. Risk midir? Bak Torreira. Icardi'nin. Yedek kaldı. Ben sayayım. Taraftarlar bize müdahale etsin. Hasan Şaş'tan yanlış konuşuyorsun desin. Şimdi 3 gün önce Trabzon maçını kaybedeceksin. Değil mi? Macor bir maç. Barış. Santrafor mu? Değil. Salay sol açık mı? Değil. Sanay yerinde mi? Yerinde. Aspiril 10 numara mı? Değil. Tercih etme. Lemina'dan ne beklersin? Bilmiyorsun. İlk aydan ne beklersin? Bilmiyorsun. Boya'ya defans yapar mı? Yapar. Singo, Abdülkerim'in yerinde ki zaman zaman hatalar yaptı bugün. Bilmiyorum. Jakobs yok. Şampiyonlar Ligi'nin müdavimini diyelim. Jakobs yok. Eren var. Ve Galatasaray şampiyonluk maçına böyle bir kadro ile çıkıyorsa bunun hakkı hakka teslim etmek lazım. Okan Buruk burada büyük bir teknik direktörlük yapmıştır. Bak Torreyra diye bir adamı kesmiştir. Son 3 yıldaki kutlu şampiyonluk yolunda her şeyini vermiş bir Torreyra'yı Trabzonspor maçında oynatmadı bugün. Bugün kafasındaki hazırlandığı maç hazırlandığı maç riskli kadro ama Okan Buru'nun bugün teknik direktörlüğü bugün teknik direktörlüğü kaşelerle o noterden gittiğim 37. Nihat Beyan vardı eskiden bizde. Biliyor musun? Bugün vurmuştur. Mühre vurdu mu hocam? Bugün mühre vurdu. Şampiyon olur olmaz. Ben ona bakmıyorum. Ama hiç kimse, hiç kimse kolay kolay dünyada, Türkiye'de böyle risk alıp ben bu maçı böyle kazanacağım diyen bir Asperilla diye bir oyuncu yoktu ya iki ay önce. Var mıydı? Yoktu. Onunla başlayacak. Şalay'ı en sola atacak. Barış Santrofordel orada oynayacak. Böyle bir kadroyla çıkı ve teknik direktörlüğünü bugün herkesin benim için değil. Ben iki yıldır Okan Buru savunuyorum. Benim için değil. Ama Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan insanlar için bugün teknik direktörlüğünü ilan etmiştir.

Galatasarayultrataraftar

65,860 görüntüleme • 5 ay önce

4 yıldır NewYork’da yaşayan tuğcecemre2 hanımefendi İstanbul’a dönmeyi ne kadar çok istediğini ifade etti: 🔹 Şimdi ben Türkiye'deyken Amerikan'ın çok büyük rüya gibi geldiğini, sanki hiç ulaşılamayacak bir şeymiş gibi, işte böyle New York falan şu an sokaklarında geziyorum. 🔹 Buraya geldikten sonra fikir değişiyor mu? 🔹 İçinde yaşamaya başladıkça yok, şu anda bana İstanbul'da yaşamak hayal gibi geliyor. 🔹 O kadar çok dönmek istiyorum ki. 🔹 Ve New York'tan sonra bu kadar insan gördükten sonra, az önce üst su... 🔹 Ve kimsesiz'in dönüş yapmasını, Türkiye... 🔹 Ben? 🔹 Ne hissediyorsun? 🔹 Heyecanlıyım ya, çok özledim. 🔹 Benim 4 yıl oldu çünkü. 🔹 Korkuyor musun peki? 🔹 Korkuyorum biraz, korkular falan, yalan yok. 🔹 Neyden korkuyorsun? 🔹 Pişman olur muyum diye? 🔹 Pişman olursun gibi. 🔹 Ya beni bence, ben de çok istiyorum kesinlikle dönüş yapmayı. 🔹 Ya bu rüya gibi ama şurası var; 🔹 Hani buradayken, işte oradaki zorluklarla falan, orada Türkiye'de göremeyeceğimi biliyorum. 🔹 Herkes çok mutsuz diyorlar, orada da. 🔹 Öyle mi? 🔹 Demedin öyle. 🔹 Ben, ya ben çok istiyorum kesinlikle dönüş yapmak. 🔹 Ama, eee ben de korkuyorum. 🔹 Çünkü burada bir düzen oturmuş, ben hele 8 yıldır buradayım. 🔹 Şimdi tekrar oraya git, işte iş bul, ev bul, tekrar son yeni başla. 🔹 Tekrar. 🔹 Küçücük bir heyecan. 🔹 Şu anda sen Türkiye'ye gidersen orada daha mutlu olabileceğini düşünüyor musun? 🔹 Net da. 🔹 Çok. 🔹 Bence de oraya, özellikle bence o şans, herkes insan batının, ya acaba? 🔹 Bilmiyorum ama bence o da elinde olmayan mı çekici geliyor sana? 🔹 O da olabilir, bilmiyorum. 🔹 O da çok doğru bence. 🔹 Yani elinde olmayan, sanki oradaki hayatın hep daha güzelmiş gibi geliyor, değil mi? 🔹 Evet. 🔹 Oraya gittiğimizde buradakini özleyeceğiz. 🔹 Ve biliyorum, o anda sen tükürürüm döneceğim. 🔹 Tekrar dönmüş, burası çok kötü, şöyle böyle falan, inanılmaz korkutuyorlar. 🔹 Ama bir deneyeceğiz ya, değil mi? 🔹 Tekrar. 🔹 Anne don beni gönderiyor.

BUZZ medya

45,294 görüntüleme • 2 ay önce

Okan Buruk Futboldan Anlamıyor 🤔 Bülent Timurlenk: Soru: Dönmek için gittiği Samsun'dan başında da söylediğim gibi ciddi bir kazayla döndü abi. Okan Buruk Süper Lig'de ilk kez 4 gollü bir mağlubiyeti 4 sezon boyunca. Sen önceki programda fiziki hazırlıktan çok mental hazırlığın belirleyici olacağını söylemiştin. Bu tablo sana tamamen konsantrasyonla ilgili bir problemimi gösteriyor. 🗣Bülent Timurlenk: Yani şimdi bak ben Galatasaray'ı şampiyon ilan etmedim. Son programda söylediklerimi iyi hatırlıyorum. Aynı şekilde bana gazetede sordu. Aynı cevabı verdim. kendi kendilerini şampiyon ilan etsinler. Sonrasına bakarız diye. Hiç matematiksel olarak devam ettiği sürece oyuna ciddiyetle bakacaksın. Rehabet denen şey ne zaman olur? Ya da oyunu sorgulamama. Şampiyon olmuş bir takımın kalan maçlarında oynadığı oyununda çok da fazla teknik analizi olmaz. Zaten biraz da galiba genç oyuncuları oynamayanlara falan şans verirsin. Şimdi bu maçı anlayabilmek için maçın öncesine dönmek lazım. Şimdi Fenerbahçe derbisini önemli bir zafer. Ezeli rakibini yeniyorsun, 7 puan farka çıkartıyorsun. Maç sonundaki bir şeyler, sevinçler var. Okan Buruk'un deyimiyle şampiyon olmuş gibi sevinen futbolcular ve bundan rahatsızlık duyduğunu söyleyen bir teknik adam var. Ama gel gör ki bu ne perriz, bu ne lahana turşusu. Hafta ortasında bir idman, taraftarı açık idman stadyumda yapılıyor. Meşaleler yakılıyor vesaire. Şimdi orası bir şampiyonluk kutlamasından başka bir şey değil yani. Bir teknik direktör olarak bundan eğer rahatsızsanız bu idmanı pekala şampiyon olduktan sonra Samsun maçının ardından bu hafta ortasındaki bir günde taraftara açık idman yapabilirsiniz. Ben bunu biliyorsun defalarca savundum yani bu kadar taraftarla da mesafeyi sadece böyle torpillerin içeriye gireceği. Anladın mı? Berber'in şov yapacağı bir tesisi olmaması lazım Kemerburgaz'ın. Ama bunu söyleyen tek adam o kararı kendisi almış olamaz. Yani orada hangi Galatasaray profesyonellinin yöneticisinin aklına geldiyse o iş. Stadyumda böyle açık idman fikri. Buyursun eserini büyük bir gururla izlesin. Yani ben öncelikle oraya bağlıyorum. İkincisi maç öncesinde doğal olarak ben de son yayınımda Galatasaray'ın Dursun Özbek'in vereceği yönetim listesini konuştum. Öncelikli olarak. Samsun Spor maçından önce konu olarak bunları edindim. Ama benim işim bu. Yani refleks olarak daha büyük manşeti daha önce konuşmak ya da sayfada daha büyük görmem lazım. Ama futbolcuların işi başka. Futbolcular önündeki maçı kazanmakla mükellefler. Dolayısıyla burada bir şey var, paradoks var. Ve Okan Buruk maçın sonundaki açıklamalarıyla da kendilerini eleştiren bir üçüncü kişiymiş gibi davranıyor. Yani sanki o icatları ben yapıyorum gibi. Yani o ilmanı sanki ben yaptım gibi. Ya da bu takımı aç, tok meselesi. Şimdi bak uzun zamandır refleks şu. Galatasaray Teknik Direktörü Okan Burak'a karşı böyle samimiyetsizce sanki onun yerine empati yapıyormuşçasına ben onun yerinde olsam ayrılırım falan diyen böyle tırnak içinde çakallık peşinde olanlar var. Şimdi dijital medya yayıncılığı garip bir yer. Orada asmak, kesmek, parçalamak reyting getiriyor. Çok da kolay. Yahu ben de bu dilde asarım, keserim, parçalarım. Eleştirimizi tabii yapacağız. Ama bir hafta önce derbiyi kazanmış takım evet en ağır mağlubiyetini aldı. Evet berbat bir futbol oynadılar. Geleceğiz. Evet o rehabeti belirli dakikalardan sonra gördük. Evet bu işin sorumlusu hoca. Ama 7 gün arayla göklere çıkardığınız bir takımı ve teknik direktörü MAMA'ya göndermek de duyduğunuz haz. Cebinize dönecek olan etkileşim ve para olduğu için yapıyorsunuz bunu. Bir hafta önce söyledikleri de unutanlar ülkesi burası. Bana komik geliyor bu yani. İskine geldi şeye geldi yani. Okan Buruk futboldan anlamıyor herhalde geldi. Bu bir Okan Buruk savunması değildir. Bu samimiyetsizliğe futbol yorumculuğu denilen şey de. Dün bir programı izledim. İlk yarım saat Uğurcu'nun adı geçmedi ya. Şu maçın kilit noktası Uğurcu'nun yokluğu.

Galatasarayultrataraftar

23,617 görüntüleme • 4 ay önce

Teknik Direktörlük Farklı birşey detaylı anlattı 🗣Levent Tüzemen: Bizim çocuklar falan deme ya, bırak. Bu kadar aşağı çekmeyelim. 🗣Konuşmacı: Abi, o kadar da yapmayalım yani. Ama bir, ya bir şey sana söyleyeyim abi. Şimdi maç sonlarını izledim, işte maçı izledim. Çok yüklenmiyor muyuz? Yani sonuçta Dünya Kupası'na kadar gittik abi. 🗣Levent Tüzemen: Ya biz rakibi Dünya Kupası'na gittik. Bu bir başarılı bir maç. Ya Erdem, biz seninle sanki burada bir program yapmamış gibi, birdenbire bir şey yapıyorsun yani. Acıtasyon yapıyorsun. Allah'ını seversen, bu takım gitmeden uyarı yaptık. Dedik ki Bosna'yı zor geçtiniz, Roma'yı zor yendiniz. 1-0, 1-0 nasıl bir maç olduğuna tanık olduk. Sakat oyuncular var. 4 tane burada Makedonya'ya atmak marifet değil. Hazırlık maçı. Evet, hazırlık maçı. Venezuela'yı yendin ama Venezuela'ya verdiğin pozisyonlar var. Sıcakmış, uyuyamadık, şusu busu. O zaman erken gitseydiniz. Lig erken bitti, erken gitseydiniz. Daha erken İstanbul'a çalışacağınıza daha erken gidebilirdiniz. Şunu söylemeye çalışıyorum; bir kaybetmenin de bir adabı vardır diye düşünüyorum. Ya rakip 2. dakikada gol atmış sana. 88 dakika atamamışsın. 1. yarı 6, 2. yarı 7 dakika uzatmış. 13 dakika, 88, 13 daha yaparsan ne olur? 98, 105 dakika gol atamamışsın ya. Affedersin yani, bu nasıl bir şey burada? Çıkıp da şimdi Montella'nın konuşmalarını dinledim. Abi, bize dalga mı geçiyorsun ya? Allah aşkına, dalga mı geçiyorsun ya? Seni uyardık, burada takım yaptık. Ne dedim takıma sana? Kalede Uğurcan olmazsa Altay, olabilir ikisi de. Ama Uğurcan oynayan kaleci olduğu için. 1, 2. Sağ bek Mert Müldür, sol bek Ferdi. Ne dedik orada? Ozan Kabakoyunç, çabuk oyuncu. Evet. İkisi olmuyor. Abdülkerim'le beraber oynasın, Meri oynamasın dedik. Orta sahayı kimden yaptım? İsmail Orkun. Gene aldı Hakan'ı. Bir dakika, İsmail Orkun 10 numara Arda. Sağ açık Barış, sol açık Kenan Yıldız. Center forward'a Deniz Gül. Bu kadar basit ya. Ya bunu, şunu anlamıyorum ben ya. Bunun neden bu şekilde bu işlerin yapıldığını anlamıyorum. Bak, ben sana bir şey söyleyeceğim. Ya bu Kerem Aktürkoğlu 2 yıl Galatasaray takımında oynadı. Bir kez yeni değiştirdi Zaha yüzünden. Sol açıktan alıp forvet arkasına koydu. Eleştiriyorsun sen, biz de eleştirecek yönleri olabilir belki. Şeyi, Icardi'yi gol kralı yaptı kenarda. Ya sol açıktan center forward yaratmaya çalışıyorsun. Geniş alan seven, rakibi geçen bir oyuncudan center forward yaratmaya çalışıyorsun. Bu nedir biliyor musun? Herkes oynasın, kimse darılmasın. Bunlar benim oyuncularım demek yok. Bu Dünya Kupası. Çünkü bunun rövanşları yok. Öyle maçlar oynuyorsun. Barış'ın sahada ne kadar etkili olduğunu görüyoruz mesela. Barışsız başladı abi, çok eleştirildi. Tamam, bir dakika, tamam. Başladı. Ama bu neye göre? Kimle inatlaşıyorsun ya? Bizle mi inatlaşıyorsun? Ben senden daha fazla Türküm diyorsun. Teşekkür ederiz Türklere gösterdiğin ilgiye ama bizden daha iyi Türk olamazsın ya. İtalyansın. Biz saygı duyuyoruz sana yaptığın hocalığından dolayı. Ben bir şey demiyorum. Asla asıp kesenlerden bir tanesi değilim. Ama bir insan bir hatayı yapar da aynı hatayı iki defa yapar mı ya? Ya bitti Roma'da, iki maçta da aynı hatalar olur mu? Aynı goller yenir mi? Defansif zafiyet yok mu? Bak, Galatasaray takımında Sanchez'le Abdülkerim Lemine oynamadığı zaman saçmalıyorlar. Çünkü Lemine oradan topla çıkıyor. Kim çıkar bu topu oradan? Orkun çıkar. Beşiktaş'la da o çıkıyor. İyi iken. Neden oynamış? Ne suçu var adamın? Sezon formda geçirmiş, bir sezonu var. Hakan sakat gelmedi mi kardeşim? Evet. Kerem son idmanda sakatlanmadı mı? Evet. Evet. Kenan Yıldız sakat gelmedi mi? Evet. Arda sakat değil miydi? Evet. Ferdi sakat değil miydi? Evet. E peki kalan sağlam niye oynatıyorsun abi bunu? Orada yok mu abi adamlar yerinde? Adam var. Ve rakip üstelik 10 kişi kalıyor, sana davetiye çıkarmış ya. Sen Kenan Yıldız'ın yerine Can Uzun'u alıyorsun, aynı yerde oynuyorlar. Birbirlerine mi çalım atacaklar? Ben, bak bir teknik direktör farkı şu; beğenirsin beğenmezsin. İstersen Meri'yi oynatıyorsan, 10 kişi kalmışsa git önce center forward at Meri'ye ya. Önce center forward at. Değil mi? Kafa vuruyor. Bak, ben maçı izledim. Abdülkerim şut atıyor. Bir tanesine Meri vuruyor kafayı, şut atıyor. Forvetler atmıyor ya. Abi, ne iş bu? Ben anlamadım. Mumi takımı hükmetmek yok. Oyun planı yok. Oyuncu tercihleri yanlış, değişiklikler ondan daha yanlış.

Galatasarayultrataraftar

59,806 görüntüleme • 3 ay önce

Dursun Özbek hikayesini anlattı İçimiz Paramparça ❌️👑🦁💛❤️ Bülent Timurlenk: Dursun Özbek'in 9 Mayıs tarihinde söylediği "transfere hiç vakit kaybetmeden başlıyoruz" sözüne. Şimdi hayattan sana bir örnek vereyim: Haziranda okullar kapandığı zaman, ben çocuklarıma "10 gün sonra tatile gidiyoruz" desem, 10 gün sonra tatile gitmesek, sonra 24 Haziran tarihinde "en güzel transferleri yapacağız" diyen Dursun Özbek gibi, "en güzel 5 yıldızlı otele gideceğiz, çok eğleneceksiniz" desem, sonra 7 Temmuz'da çocuklar hafif isyan ettiğinde, "Ya daha önce de tatile gitmiştik, biliyorsunuz, aynası iştir, kişinin lafa bakılmaz, güvenin bana, güzel bir yere sizi tatile götüreceğim" desem, 29 Temmuz tarihi geldiğinde, hangi gün açıklanacağı önemli değil karşılığı, ben de çocuklara "Ya gideceğiz tatile de, tarih belli değil" desem, sonra da 3 Ağustos tarihinde, yani yaklaşık bundan 9 gün önce, 9 gün önce, "taraftarımız endişe etmesin" diyen Dursun Özbek gibi, ben çocuklarıma desem ki "Gideceğiz tatile, endişe etmeyin" dediğimde, "Ama baba, okullar açılıyor, yaz bitti!" Yaz bitti, Murat Amung'dan şiiridir biliyor musun? Yani işte, anlatmaya çalıştığım bu. Ailenizde çocuklarınıza nasıl davranıyorsanız, bir lider olarak, bir kulüp başkanı olarak da, verdiğiniz sözlerin arkasında duracaksınız. Büyük beklentiler yaratıp hiçbir şey yapmazsanız, büyük hayal kırıklıkları yaratırsınız. Başka türlü konuşabilirdiniz 9 Mayıs tarihinde. Ben geçen sene Osimhen, Uğurcan ve Singo'ya 150 milyondan fazla para ödedim. Bu sezon bu şekilde transfer yapmayacağız. Bu şekilde transfer yapacağı ya da bu kadar beklenmiyordu da zaten hani kasanın ağzını açmayacağı eleştirilerine de, "Hayır, öyle değil" diyordu. Yani bugün 12 Ağustos tarihi itibarıyla kalan 18-19 gün neyse, Şampiyonlar Ligi listeleri verilene kadar, Galatasaray oyuncular alacak mı? Alacak. Ben de çocukları bu arada o tatile götürebilirim. Ama ne ben unuturum, ne o çocuklar unutur; Haziran, Temmuz ve Ağustos ayının o tatile gidene kadar. Herkesin ağzı biraz ekşi kalır. Hele bir de o tatil, o vaadettiğim 5 yıldızlı otelde olmazsa. Pansiyonda kalmak da güzeldir de, futbol da öyle değil. Böyle bu kadar büyük yıldızlar, "Daha iyisini alacağız" bir isim ortaya çıkıyor, "Daha iyisini alacağız" deniyor. cümle sana bir şey söyleyeyim, bak. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, 2 ay Galatasaray'da her şeyi kontrol eden Dursun Özbek'in yerine, başkan olup da bir Fenerbahçeli olarak, iyi bir Fenerbahçeli olarak, 4 yıldır şampiyon olan Galatasaray'ı şampiyonluk serisini kesebilmek için bir şeyler yapacak olsa, bak bu kadarını yapmazdı. Derdi ki, "Çok anlaşılır, ayıp olur ezeli rakibimize" diye.

Galatasarayultrataraftar

140,077 görüntüleme • 1 ay önce

🔴 “Artık Gerçekten Korkmuyoruz, Korku Aşamasını Geçtik Bu İş Bizi Aştı” Silar Altaş, “Bu olaya birçok kişi dahil edilmiş. Olay büyük; öyle kolayca üstü örtülecek bir şey değil. Bunun farkındayız. Artık gerçekten korkmuyoruz, korku aşamasını geçtik. Çünkü mesele bizi de aşmış durumda. Bundan sonra bize ne olacaksa olsun. Sonuçta kızın ailesi aylardır, yıllardır büyük acı çekiyor. Olay artık sadece onların değil, çok daha büyük bir hale geldi. Benim şu an aklıma gelen tek isim ‘Sükrü Bey’. Onu da sadece vali koruması olduğu için biliyorum. Umut’la konuştuğumda ona şunu sordum: ‘Bu işe kimler karışmış olabilir, nasıl olmuş olabilir?’ Koruması var mı? Vardır, olabilir. Ama kimdir, nedir, bilmiyoruz. ‘Bu kızı kim götürdü, kim gömdü, kim sakladı? Nasıl oldu da bu kız aylardır kayıp?’ diye sordum. Umut da ‘Bilmiyorum abi’ dedi. ‘Koruma olabilir mi?’ dedim, ‘Olabilir’ dedi. Koruma olarak Şükrü ismini duydum. Erdoğan ismini de duydum. Bu kişiler; Umut, Türkay ve koruma, sürekli birlikte takılıyorlarmış. Hatta bir evleri olduğunu da duydum ama nerede olduğunu bilmiyorum. Sadece bir ev olduğundan bahsedildi. Ev kimin adına diye sorulduğunda; İlker, Uğurcan ve Ercan Çelebi isimlerini duydum. Bunlar aynı arkadaş grubundaydı, birlikte vakit geçiriyorlardı. Daha sonra bir süre sonra yolları ayrılmış. Umut 19 yaşına geldiğinde, yani olaydan yaklaşık 1-2 yıl sonra araları açılmış. Mektup meselesini de şöyle anlattı: Mektubu Türkay götürüp bırakmış. Vali’nin oğlu olan Türkay’ın bunu yaptığı söyleniyor. Nereye bıraktığını tam bilmiyorum. Anladığım kadarıyla kızın ablasına bırakıldığı söyleniyor, en azından haberlerde bu şekilde geçiyor. Bu konuyu duyduğumda Umut’a çok sert tepki gösterdim. ‘Nasıl olur da telefonunu verirsin?’ dedim. O da ‘Ben değilim’ dedi. ‘Türkay konuşmuştur’ diye cevap verdi. ‘Neden telefonunu veriyorsun, ne konuşuldu bilmiyor musun?’ diye sordum. Zaten ne konuşulduğunu bilse ve anlatsa doğrudan hapse girecek bir durum olduğunu düşünüyorum. Umut, olayın detaylarını tam bilmediğini söylüyor. Sadece Türkay’ın arabada kendisine ‘Birini vurdum’ dediğini aktarıyor. ‘Bir kız hamile kaldı, aldırmak istemedi, ben de vurdum’ şeklinde konuştuğunu söylüyor. Silahı getirip getirmediğini ya da gösterip göstermediğini ise net bilmiyor. Biz aile olarak Umut’u sorguladık. ‘Bu adamın kimlerle takıldığını bilmiyor musun? Bu kız ne zamandır kayıp, bunları hiç mi düşünmedin? Telefonunu vermişsin, bir yere gitmişsin, bırakmışsın’ diye üzerine gittik. Mektup konusunda da şunu anlattı: Türkay, Umut’u bir yere bırakmış ve ‘Git, bunu bırak’ demiş. Umut mektubu bırakıp geri dönmüş. Daha sonra Türkay gelip onu tekrar almış. Bu durumun Umut’un üzerine suç atmak için mi yapıldığı, yoksa neden böyle bir yol izlendiği net değil. Umut da aynı şeyi söyledi; mektupta da benzer şekilde yazdığını ifade etti” dedi.

Emrullah Erdinc

104,817 görüntüleme • 5 ay önce

10+4 Kuralını yorumladı Uğur Karakullukçu: Şimdi tamamen bir anda uydurulmuş bir şey olmadığını söyleyeyim bir kere. Yani 10 artı 4 ilk 12 artı 2 açıklandığında da geçmişti. Doğru. Ama gelişen süreç çok da böyle gelişmedi. Yani sezonun içinde bir sonraki ya bunun kesinlikle revize edileceğini 10 artı 4'ün uygulanabilir olmadığını kulüpler geri dönüş yapıp işte buna olumlu bir yanıt verildiği. 12 artı 2'nin tekrar açıklanınca hatta kulüpler 12 artı 4 istemiş. Ondan sonra ne olduysa bilmiyoruz ama Sayın Ertuğrul Doğan'ın anlattığına göre Başkan demiş ki yok kulüplerin önerisi gitmiş 12 artı 4. Ben yok demiş ben onu 10 artı 4 yapacağım. Yani anlatılan süreç çerçevesine bakıldığında çok bir mantığa oturmuyor. O zaman da biraz komplo teorileri de devreye giriyor. Ben şimdi Galatasaray'da çıksa dese ki Ya benim artı dördüm boş ben yıldız translar yapacaktım beni engellemek için yaptım bir şey diyemem. Fenerbahçelisi dese ki ya kardeşim benim bir sürü oyuncum dönüyor 10 tane nasıl düşüreceğim ben 6 tane yollayıp hiç kimse almayacak mıyım dese demek ki bana yönelik bir operasyon dese haklı. Herkes haklı yani. Ya bunu pazarlığa açmayacaksın ve bunu nasıl söyleyeyim 1 Eylül 2025'te gelecek yıl 10 artı 4 ve kesin karar. Yani Mayıs ayının sonunda sezon bittikten sonra yeni sezonun yabancı statüsü açıklanmaz. Bunun net bir şekilde bence gelecek yılın, bence şöyle yapılmalı, bu yıl gelecek yılı açıklasınlar ve herkes bunu bilsin. Yani öyle sezon için pazarlıkla vesaire yürümesin, sezon için konuşulacaksa da bir sonraki sezon için yapılsın. Ya böyle bir anlık... hissiyat, anlık kimin durumu ne ona göre yapmak, niye alındığı belli değil. Bir açıklama yok. Oturup 5 tane 10 tane teknik direktörle 10 tane sportif direktörle yapılmış bir fikir alışverişi yok. Futbolcularla yapılmış bir fikir alışverişi yok. Mesela Art2'ye geçen sezon giren yabancı oyunculara bir sordunuz mu? Siz bundan verim aldınız mı? Size bir fayda sağladı mı? Zarar mı oldu? Yoksa size öylesine Art2'ye aldılar, çürüttüler mi? Burada Sıfır mantık bir şey. Ne futbolcuya soruyorsun, ne hocaya soruyorsun. Ne transferi yapana soruyorsun. Kafana göre ben böyle bir tane yetki aldım elime ve ben bu yetkiyle kafama göre karar vereyim. Ama böyle olmuyor ki. O zaman zarar vermiş oluyorsun. Ben bunun uygulamasını problemli buluyorum. Meselem 10 artı 4 değil bu arada. Ya zakam özeline söylemiyorum ama yapılış biçimi, yapılış zamanlaması en başından 21 Mayıs'ta bu sezonun Yabancı statüsü beliriyor. Belki adam oturdu imzaladı. Hani sen dedin ki 12 artı 2 olabilir dedin Şubat ayında. Futbolda şey serbest değil mi? Bizim ülkemizde çok kullanılmıyor ama. Bosman kuralları geçerli değil mi bizde? Otursa mesela diyelim Beşiktaş dedi ki benim bir sürü eksiğim var. Ben

Galatasarayultrataraftar

15,583 görüntüleme • 4 ay önce

Tehditlere hukuki zeminde gerekli cevap verilecek afacan Altan !!! 🦝 Ciğercinin kedisi olmak zor be evlat! Bütün gün kuyruk sallamak, birilerinin gözüne girebilmek için çırpınmak... 🎙Allah'a şükür kimsenin himayesine girmedim, hiçbir belediyeden nemalanmadım. Elimi kolumu sallayarak meclise de girerim, sokakta da yürürüm, mücadelemi de veririm. Özgür Özel'in talimatlarının gereğini yapıyor olabilirsin ama çocuklarına bırakacağın miras hiç de övünülecek bir miras olmayacak. Benim tetikçim kimmiş? Neden bahsediyorsun ? Benimle ilgili ne biliyorsan açıkla. Sana bu izni veriyorum. Açıklamazsan şerefsiz, namussuzsun! Bak, ne kadar özgür olduğumu açık açık yazıyorum. Kimse ağzına bir şey vermedi. Aç ağzını ve konuş. Çünkü şu an senin muhatabın benim. Kenardan köşeden laf atıp kaçma. Böyle korkakça, alçakça yöntemlerle gazetecilik yapılmaz. Altan, üç kuruşa satıldın diye herkesi kendin gibi sanıyorsun. CHP'li olmadan önce kimlerden emir aldığını da, hangi kapıları itinayla açıp kapattığını da unutmuş değilsin sanırım. Galiba artık gazetecilik dediğiniz şey bu olmuş... Altan Sancar, sen hâlâ bokunda boncuk arıyorsun. Bak müptezel; Sana son derece net yazdım, örneklerle anlattım. Senin ortaya koyduğun o tablo neyi ispatlıyor? 📢 Eğer o ödeme tablosunun haksız kazanç olduğuna dair bir tespit varsa, zarara uğradığını iddia ettiğin kurumun suç duyurusu nerede? Onu da paylaşsana. Hadi bunu da geçtim... Bu paraları kim göndermiş? Ne için göndermiş? Maaş mı, prim mi, başka bir ödeme mi? Sen bir Excel tablosu paylaşıp algı operasyonu yapıyorsun. Maaş ve prim ödemesi olduğunu söyledik. O kısma neden hiç girmiyorsun? Asıl akıl edemediğin şeyi ben sorayım: Ortada açılmış bir dava var mı? Madem Atakan Bey suç işlemiş diyorsun, hakkında açılmış bir dava var mı? Evet, tekrar soruyorum: Var mı açılmış bir dava? Bu tabloyu sana servis eden dangalağa bunu sordun mu? Aldığın cevabı da buraya yaz. Yoksa sadece sana uzatılan her kâğıdı sorgulamadan belge diye paylaşmaya mı devam edeceksin? Bir de belge dediğin şeyi kesip biçip servis etmeye çalışıyorsun. Korkma... Sağını solunu kırpma. Tamamını paylaş. Paylaş da seni kendi paylaştığın belgeyle rezil edeyim. Belgenin yarısını kesip biçerek algı yapma. Tamamını yayınla ve soruma cevap ver. Şimdi gelelim diğer meseleye... Bu kadar salya akıtıyorsan, boynunda tasma olanın kim olduğu da ortaya çıkıyordur. Mafyavari söylemlerle, üstü kapalı tehditlerle iş yürüttüğünü sanıyorsan yanılıyorsun. Götünün yemeyeceği lafları ağzından çıkarma. Hâlâ manipülasyonun, sahtekârlığın ve algının peşindesin. Tasmalardan bahsederken kendi yaşam tarzını burada teşhir etme. Ben kimseyi tehdit etmedim, ettirmedim de. Ama şunu iyi bil: Kendi işimi kendim görürüm. Seni kullanıp bir kenara attılar. Şimdi sağa sola saldırarak yeni mamalar bulmaya çalışıyorsun. Anlıyorum. Ama sana buradan mama çıkmaz. Son olarak... Eline verilen her Excel tablosuna "belge" diyorsan, önemli olan fotoğraf değil içeriğidir. Senin paylaştığın görüntünün tek başına hiçbir anlamı yok. Velhasıl... Ciğercinin kedisi olmak gerçekten zor be Altan... "Bu da size ve sahiplerinize son uyarımdır" demişsin ya... O ifadeyi aynen sana iade ediyorum. Elinden geleni ardına koyma. Çünkü gerçekler ortaya çıktığında kimin ne olduğu da herkes tarafından görülecek.

Çₑₜᵢₙ SAĞSÖZ

18,441 görüntüleme • 3 ay önce

Kimse Hakeme Müdahale edemez tartışma çıktı Haluk Yürekli: İbrahim abi. Hulusi Belgün'ün bir tane şeyi var. Tweet'i var. Onu versenize abi. Bunu okuyayım. Sayın Yılgün. Onu hazırlayayım. Söyleyecek çok şey var ama değmez. Bu gece bizi ikinci yarıda hakem takdir haklarının hepsini bize karşı kullandı. Anadolu takımlarının... İstanbul'un puan alması istenmiyor. Ben... Hayır şeye şaşırdım. Şimdi bir faal yapmış Fenerbahçe. Takdir hakkı... Ne konuşuyor abi? Boş boş konuşuyoruz işte. Son dakikada dün. Vermedi diyor işte. Faal yaptı. 2-2 iken galiba. 2-2 iken bir top var. Kornere giden kafasına darbe alıyor. Sidiki Şerif'in kafası geliyor. Ona korner veriyor. Herhalde onları söylüyor. Anadolu takımlarının İstanbul'dan puan alması istenmiyor. Bence Avrupa maçımız olduğu için kaybettik biz maçı. Avrupa maçımız olmasaydı Perşembe günü Fenerbahçe'nin Öztü abi nerenin içinden geçiyorsun falan. Mesela bu kadar. Bunu okumak bile istemiyorum. Abi işte bu adamı ciddi anlamamızdan dolayı çok şeyim ben. Rahatsızım. Devre arasında Fenerbahçeli. Ya bir başkana yakışır mı bu taraftara? Abi taraftara bir de yakışmaz ya. Böyle olacak şey mi ya? Abi bence onun Türkiye ile ilgili bir... Ya yeter abi konuşmasın o zaman ya. Devre arasında Fenerbahçeli futbolcular hakemin boğazına sarılmışlar diye duydum. Bana böyle dendi. Böyle bir açıklama. Abi eğer şimdi ben bu bölümle çok ilgileniyorum. Şimdi devre arasında eğer Samsun Spol Kulübü Başkanı'nın bir iddiası bu. Biz bilmiyoruz. Ben orada yoktum. Devre arasında Fenerbahçililer de sen söyle. Fenerbahçililer futbolcular devre arasında hakemin boğazına sarıldılarsa ve aynen o boğazına sarılan oyuncular ikinci yer sahaya çıktılarsa yani bizim hakemlerimiz az bile şey yapıyor, dayak yiyor. Herkes tarafından. Saralı'yı satıyorsun ama bunu bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama abi şimdi iddia sahibi de... Hiçbir dediğini ciddiye almayıp bunu mu anlatıyorsun Allah aşkına? Niye abi her dediğini ciddiye almayıp? Ne abi şimdiye kadar bu Galatasaray'la ilgili bir sürü şey söyledi. Fenerbahçe'yle ilgili söyledi. Onları konuşmadık mı abi? Hiç aldık mı ciddiye? Hiç bence aldık. Nasıl almadık abi? Kalbiyle dönüşü çelişiyor diye bir ay konuştuk İbrahim abi. Ne zaman? O üç sene belki olayı söylüyorsun. Her seferinde de bir şey var. Var mı buna paralel? Bunu biliyor muyuz? Hiçbir şey yok. Sanoluşlar diye duydum. Bana böyle dendi. Kim dedi? Hiç belli değil. Ha şu var. Bak Yağız Sabuncuoğlu yazmış. Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi Ertan Torunoğlu'ları maçın devri arası takip odasına gitti ve ilk yerde verilen kararları sert tepki gösterdi. Şimdi bu kadarı var. Yağız yazdığına göre bunun doğru olma ihtimali çok yüksek. Şimdi bunu anlıyorum. Ama yani duydum söylendi. Öte yandan bildirildiğiyle üzerine atacağız. Yani olanı konuşacağımıza. Mesela şey demiş, Fenerbahçeli bir tarafta... Ayrıldığımız yer şurası. Olan bir şeyi konuşuyoruz. Olan şey ne? Onu iddiasız konuşuyorsun. Samsun Okulu Başkanı'nın söylediğini söylüyorum. Biz şöyle bir şey konuşmuyoruz. Ben şöyle bir şey söylemiyorum. Orada yoktum. İnanmıyorum başka bir şey. Ama biz bunu niye konuşuyoruz? Olmaz. Samsun Okulu Başkanı'nın açıklamasını zorunda. Ben inanmıyorum. Sen inanıyorsan konuş. Ben inanmıyorum. Zaten iddia doğruysa diyorum. E tamam doğruysa. İddia doğruysa yani Fenerbahçeli futbolcular soyun modus koridorunda hakemin boğazına sarılacak. Bir kulüp başkanı bunu dile getirecek noktadaysa eyvah eyvah diyorum. Baba küfür eden bir adamdan bahsediyoruz. Küfür ediyor. Hatta şöyle söylemiş. Fenerbahçe bir taraftar sen şirkecisin. Galatasaray böyle oynamıyorsun. Fenerbahçe böyle oynuyorsun. Hadi git Galatasaray böyle oyna. Sen maç satıyorsun demiş. Ben de çıldırdım ve küfür ettim demiş. Esas hikaye eğer tweet varsa Hulusi Belgü de buradan mesela Saadettin Saran'a şey yapıyor. Niye onu koruyorsun diyor. Video hazırsa, şeyi, tweeti hazırsa hazır olduğuna verin. O zaman girelim konuya. Abi problemi şu işin. Şimdi Yüksel Yıldırım maç önünde yoktu. Gayet de güzel gidiyordu. Sonlara doğru çığırından çıkınca yani 2-1 kazanacağı maçın. Aslında ben dün Beşiktaşlara ne söylüyorsam aynısını Samsunlara da söylüyorum. Arkadaş ya sen şimdi en iyi maçta performans göstermiş adamlarını niye çıkarırsın yani maçın sonunda?

Galatasarayultrataraftar

41,629 görüntüleme • 6 ay önce

Bülent Timulenk: Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur. Bunu söylemem için de bir tane sebep vardı. Önç yani şimdi Leroy Senen'in olmadığı, Lang'ın Hollanda mil takımında hiç forma giymeyip 3 haftadır maç yapmadığı bir yerde Yunus'un da kanatlarda oynarken ya da bugünkü oyunu da on numarada da forvet arkasında da verimsizken Galatasaray'ı ileriye taşıyabilecek tek adam Barış alper Yılmaz'ı en uçta oynatmak Galatasaray için Akıllıca bir iş değildi yani. Barış'ın oynadığı Kadıköy'deki derbide 3-0 Galatasaray kazanırken arkasında Mertens vardı. Bir bağlantı oyuncusu vardı. Yani bugün o bağlantıyı yapabilecek kimse yoktu. Barış Alper Yılmaz İkardi'den daha iyi pres yapar mı? Yapar. Ama tekrar söylüyorum. Yani bugün gördüğün gibi kanatlarda Barış olmasa, Barış'ın getirdiği toplar olmasa, Barış bir şeyler yapmaya çalışmasa. Hiçbir şey yapamayacak ki Galatasaray. Barış bu kez en uçta oynasaydı kim getirecekti topu bugünkü performanslarla? Evet sen ikamesi olmadığını söylüyor. Evet yani hani şimdi buradan geriye dönüp devre ortasında İkardini'ye göndermediler yerine Santrofor almadılar vesaire. O kadar böyle bir Osman vurgulu bir oyun var ki. Ama futbolda var bu sakatlıklar yani. Evet bu zaten en çok tartışılan konulardan birisi Osman ile kazanıyor Galatasaray. Valla yani Galatasaray tek direktörünün Kendisine bu türden bir imada bulunan ya da böyle bir yorum getiren insanlara karşı. Sonuçta ben buna bir takım oyunu diye bakarım. Dünyanın en kolay şeyi. O simen kazandırıyor maçları demek. Yani geride kalan on tane adamın da bir şekilde emeği var. Ama yani çok basit olarak hani Beşiktaş derbisinde o simen fark yaratmıştı değil mi? Beşiktaş'ta öyle bir sandrofor yok mesela. Zaten Türkiye'de iki tane bu tipte santrofor var. Birisi o sümen birisi onu aç. Yine farklı özellikleri var. Yani o topu tutmada bir pivot santrofor olarak biliyorsun o sümen toplara çıkar. Fake ile almaya çalışır. Yani çıkmaz bile toplara yani. Ama onun önünde alan presi ve her şeyiyle beraber zaten iki tane böyle komple santrofor varmış gibi görünüyor. Ve fizik olarak birisinin atletizmi diğerinin heybeti. Bütün bunların yan yana getirdiği zaman zaten diğer takımların hepsinde olmayan adamlar bunlar. Maçın dengesi açısından da bir tanesinde ona açı varken öbür tarafta o simen olmayınca zaten yani kantarı bir tarafa ağır basıyordu. Ama bu sadece bunun üzerinden açıklanacak bir şey değil. Çünkü Trabzonspor'da şimdi son dakika bütün hafta oynar oynamaz denilen Mucci'nin de yokluğunda 37 yaşında baka yeme forma giyiyor. Yani şimdi bakıyorsun dahi orta sahanın en dinamik adamı, bunun sadece defansif yönde değil, hat kıran adamı. Şimdi zaten maç öncesi yaptığımız programlarda şunun altını çizdim. Bak birincisi şu, milli aralar sonrası her zaman bir bilinmezdir. Bu bilinmezlik içinde 3 yıl önce Galatasaray faydalandı bundan. Bizim için milli ara değil de dünya kupası arasından sonra Fenerbahçe biliyorsun Trabzon'a gidip mağlup olmuştu. İki takımın da ne futbol oynayacağına dair bir fikrin olamaz 45 gündür ortalıkta olmayan insanların. Şimdi burada da 3 hafta olmazsa işte 18 gün şeyden hani Liverpool maçından beri sayıyorsun. Trabzon sporun daha da geride. Nasıl hazırlandıkları önemli. Kaç tane milli oyuncuları kaç kişiyle hazırlanıyorlar biri Trabzon'da. İstanbul'da geliriz Galatasaray'daki o izin meselesine. Ama işte o noktada o bilinmezliğin içinde asıl hikaye Trabzonspor'da şimdi Muçi'yi bir kenara ayırıyorum. Belli değildi diyorum ona. Olayıyla Batagov'un yokluğu. Nedir bu? Bir kere her türlü şekilde orta sahada Galatasaray'ı avantaj yaratan kağıt üzerinde bir durum. İkincisi de en iyi stoperi yok. Yani şu ligde Milan Şikliner, Batagov, Davinson Sanchez böyle bu sıralamayla ben sayarım. Bu benim seçimim. Batagov yok. Şimdi bunların yerini oynayacak adamların ne vereceği önemliyken Galatasaray cephesinde de

Galatasarayultrataraftar

98,807 görüntüleme • 5 ay önce

Kocaelispor Maçında Başkanın Galatasaray'a Yaptıkları Gökhan Dinç: Galatasaray'da hedef haline gelmenize sebep olan 3 tane şey sıralayacağım size. 1- İçeride oynadığınız Galatasaray ve kazandığınız Galatasaray maçından sonra yaptığınız açıklama. Kısacık bir cümle söyleyeyim. Bahis operasyonundan sonra adalet olunca böyle oluyor dediniz. Yani dediniz ki adil bir yönetim oluyor. Galatasaray'ın maçları adil yönetilmiyor. Ve bahis operasyonuna karışan Galatasaraylı futbolcular falan filan sebebiyle böyle oldu diye bir imada bulunuyorsunuz. Peki bu da yetmiyor. Maçtan sonra Şinanay çaldırıp bütün tribün küfür ediyor Galatasaray'a. Şinanay benden habersiz yapıldı falan yemezler. Anında müdahale edebilirsiniz. Başkansınız siz. Ve sonra diyorsunuz ki benim Şinanay'dan haberim yoktu. Bu bir iki tane hamle. Kocaeli'de yaşananlar, oyuncunuzun Galatasaraylı futbolcunun uzattığı eli sıkmaması falan filan bunlar anlık şeyler. Bunları size ihale etmiyorum ancak. Kocaeli'de bir kombine var. Recep Turun niye bunu yapıyor biliyor musunuz? Kocaelispor şu anda hali hazırda maalesef ki Kocaelispor Başkanı Recep Durul tarafından yönetilmiyor. Daha doğrusu İmkanları, maddi imkanları Recep Durul veya yönetimi tarafından tesis edilen bir kulüp değil. Kocaeli Spor kulübünü maddi anlamda destekleyen birçok şehir takımında olduğu gibi İzmit Belediyesi. Ve İzmit Belediye Başkanı Recep Durul'un yerine 2-3 tane başkan adayıyla bizzat toplantı yapmış. Ancak bu toplantıdan olumlu sonuç alamadığı için Recep Durul devam ediyor hali hazırda Kocaeli Spor Başkanlığında. Bu benim iddiam değil, bu yerel gazetelerde zaten yaprak yaprak, saypa saypa yazılmış bir şey. Şimdi Recep Durul, kongre zamanı geldiği için şu anda kendi kendine, sözüm ona hem taraftarın hem şehrin hem de kongre üyelerinin gözünde birazcık itibarlı bir yere çıkartmaya çalışıyor. Halbuki bir kez daha söylüyorum, bu kulübün maddi imkanlarını sağlayan İzmit Belediyesidir. İzmit Belediye Başkanı da Recep Durul'dan son derece rahatsız olduğu için Farklı farklı zamanlarda farklı farklı insanlara ki bunlardan bir tanesi çok önemli bir beton şirketinin sahibinin olduğunu da söyleyebilirim size. Ama onlardan olumlu bir rapor olumlu bir sinyal alamadığı için şu anda Recep Turul bir böyle son çırpınışları oynuyor. Belki yine kalır kalmaz kimse kabul etmez. İzmit Belediyesi'nin desteğiyle yönetmeye devam eder o başka bir şey. Hodri Meydanı gelince, Hodri Meydan gerçekten bu ülkenin önemli taraftar gruplarından birisidir. Hodri Meydanı'nın gücünü ve desteğini kendi arkanıza almak istiyorsunuz. Ama ondan önce yapmanız gereken başka şey var. Siz bu kulübe, siz bu futbol takımına bir iki tane kanat oyuncusu almadınız. Bu takım iki tane kanat oyuncusu olmadan oynuyor. Santrofor olmadan oynuyor. Şimdi gelelim işin Galatasaray kısmına. Recep Turul'un kısmını bu şekilde anlattık. Bunu da burayı da şorts kesersin verirsin. Anlasınlar insanlar kimin neyi niçin yaptıklarını. Bu arada Kocaeli Spor Yönetimi de bir karar almış. Demiş ki biz Galatasaray'ı karşılamayacağız dedikten sonra biz Kocaeli Spor Yönetimi olarak biz maçı Hodri Meydan'la beraber taraftarımızın içinde izleyeceğiz. Mükemmel bir fikir. Zamanında Süleyman Seba deplasmanda Yapmış mıydı hatırlamıyorum ama içeride inançların da yapmıştı. Kendi taraftarının çarşının küfür etmemesi için çarşının içerisinde izlemişti. Siz de izleyin. Çok doğru bir karar. Taraftarınızla beraber siz kendi koltuğunuzu kurtarmak adına böyle bir hamle yapıyorsunuz belli ki. Çok net bu böyle bir hamle yapmak için yapıyorsunuz bunu. Böyle konsolide etmek diyoruz ya, kendi taraftarınızı konsolide edebilmek adına yaptığınız hamleler. Gelelim işin Galatasaray tarafına. Galatasaray tarafı da Okan Buruk'un bir ifadesi oldu. İşte Kocaeli Spor Başkanı'nın yaptığı ve Kocaeli Deplasmanı'nın da yaşadıklarımızı unutmayacağız. Onlara gereken dersi vereceğiz. Okan Hoca'nın bu konuda bir yanılgısı var. Kocaeli Spor'da yaşanan sıkıntıları bir telefonla ulaştım. Bir telefon. Sadece bir telefonla Kocaeli'de Recep Durul'un ve oradaki camianın içerisindeki sıkıntıları öğrendim. Kocaeli Spor'da ödemelerle ilgili ciddi sıkıntılar var. Galatasaray maçı öncesi Kocaeli Sporlu futbolcular neredeyse 4-5 aydır maaş alamadıkları için Son maçın ardından artık bitti kalmayı da garantiledikleri için artık onu elemiş eleyi de asmışlar. Yani futbolcular konsantrasyonunu, lig konsantrasyonlarını tamamen maaşla alamadıkları için bırakmış durumdalar. Ancak Okan Hoca'nın Galatasaray teknik direktörü olarak Kocaeli Spor maçında maçı öncesi yaptığı bu açıklamalar anlamsız bir şekilde Kocaeli Sporlu futbolcuların motivasyonunu artırmış durumda. Bu Galatasaray taraftarını konsolide etmek ve Galatasaray taraftarını birleştirmek...

Galatasarayultrataraftar

64,773 görüntüleme • 5 ay önce

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,709 görüntüleme • 1 yıl önce

Hakan Safi ilk kez böyle sert eleştiriler yaptı. 🟡Fenerbahçe’yi Şampiyon Yapacağım. 🔵Tribünler kapanmayacak, kombine iptali olmayacak. 🟡Kulübü borç batağına sokanlar UEFA - Ceza demesin! 🔵Parayla olmaz bu işler demeyin, parasız hiç olmaz bu işler. Bugünki 2 transfer görüşmesi sanki buraya yansımış. Bize yıldız oyuncu alamazsınız diyorlar, emin olun alacağız. Kulübü finansal fair-play kıskacında bırakanların bugünkü hassasiyeti hepimizi duygulandırıyor. UEFA'nın koyduğu kurallar net ve açık. Bilgi sahibi olmak isteyenler buna ulaşabilirler. Seçim kaybederkenFenerbahçe'ye vereceğim bir şey kalmadı diyen, sonrasında bu işi benden başkası yapamaz diyerek Fenerbahçelilerin zihnini bulandırıyorlar. Fenerbahçe'nin gerçek sahibi sizlere haksızlık edilmeyecek. Şampiyon olmazsanız ne olur çok önemli şampiyonluk dedikten sonra Fenerbahçeli çocuklar ağlıyor diyenlerden olmayacağız. Transfer dönemi temmuzda başlarken haziranda takıma katılacak diyerek Fenerbahçelileri yanlış yönlendirmeyceğiz. Yıllardır transferler kampa yetişecek dedikten sonra avrupadan elenmeyi bekleyenlerden olmayacağız. Parasız hiç olmaz o işler. O nedenle el kaldırıyorum hodri meydan. seçim er meydanıdır. Kim neyi ne kadar yapacaksa çıksın açıkça söylesin. Böylelikle sandığa gelen Fenebrahçelinin kafasındaki soru işaretleri bitsin. oy kullanmaya geldiğinizde kafanızda en ufak bir soru işareti bırakmamaya kararlıyız. Sadece ortaya para koymaya değil akıl koymaya da geliyoruz. Kulübümüze nasıl kaynak sağlayacğaımızı da açık şekilde açıklayacağız. Kimse endişelenmesin Fenerbahçe’mizin bir kaynak problemi yok biz buradayız. Problemimi kaynaklarını düzgün kullanamamk. Bunu da evelallah biz çözeceğiz. Yaptığımız transfer görüşmeleri sanki buraya yansımış tesisimiz tarihi günlerinden birini daha yaşıyor sizlerin sayesinde. Fenerbahçemiz son sezonlarda üst üste yaşadığı seçimlerle bir türlü yönetim istikrarını sağlayamadı. Ben eylül ayında aynı huzursuzluğa aynı beklentilere sahip olan bir Fenerbahçe sevdalısı olarak bu yola çıktım. Adaylık kararı alırkende kimseden işaret bekelmedim, kimin aday olacağına da hiç bakmadım herhangi bir şartta koşmadım. Fenerbahçe için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım dedim. Kampanyamıza şampiyon Fenerbahçem ne istersen iste benden dedik. Biliyorsunzu 12 yıldır şampiypn olamayız ama şuna emin ollun. Bunun 13 yıla çıkmasına asla izin vermeyeceğim, gelecek sezon Fenerbahçeyi mutlaka ama mutlaka şampiyon yapacağız. Bunun için de aylar öncesinden bu kardeşiniz çalışmaya başladı. ilk adımımız adaylık açıklamasıydı. şartsız koşulsuz adaylığımızı açıkladık ardından yönetim kurulunu oluşturduk Yaptığımız görüşmelerde camiada değişim isteyen güçlü bir Fenerbahçe isteyen onlarca kıymetli kardeşimize dokunduk. Finanlsa olarak katkı sunmaya hazır camiaya hakim bir työneytim oluşturduk. Ne istersen iste benden sadece sloganımız değil ben Fenerbahçe’ye katkı vermek için hiçbir zaman makam teklif edilmesini beklemedim Kulübüm ne zaman ihityaç duyduysa beklentisiz şart koşmadan destek vermeye özen gösterdim, yol arkadaşlarım için de makam hedef olmadı Hepsi hayatlarının her alanın Fenerbahçe için mücüadele eden isimler Çocukluk aşkımız Fenerbahçemizin hak ettiği yerlerde olmasıdır asıl olan makam değil Bunun için de açık kalplilikle söyklüyorum. herhangi bir talebimiz yok, Fenerbahçe’ yi şampiyon yapacğaız bundan hiç kimsenin şüpheis olmasın Seçim döneminde aldığımız en önemli geri dönüşlerinden biri camimamızın çok Tarihin en iyi kadrolarından birini kurduktan sonra oyuncu grubunu saha dışında da tüm gücümüzle koruyacağız Fenerbahçe’mizin futbolcusunu teknik direktörünü kimseye yedirmeyeceğiz. Camia üzerinde kendilerine menfaat devşirenlere nefes aldırmayacağız. Benim olduğum yerde yapıyı ancak ben kurarım. Fenerbahçe de rahatlık umursamazlık dönemi 8 haziran itibarıyla bitecek. Taraftarının uykusuz kaldığı yerde kimse uyumayacak. Kimse umursamaz olamaz. #HakanSafi Fenerbahçem Ne İstersen

Erhan Alveroğlu

220,407 görüntüleme • 4 ay önce

Galatasaray'ın yaptığı büyük proje 🔥 Fenerbahçe'de işler yolunda gitmiyor para yok projeler durdu İbrahim Seten: 200 milyon dolarlık bir bütçeden bahsediyoruz. Baba şimdi Fenerbahçe ve Galatasaray'ı şimdi yan yana koyarak sana bir projeksiyon yapacağım. Projenin bütçesinden bahsediyoruz. Projenin bütçesi 200 milyon dolar. 200 milyon doları bugün hiç kimse veremez. Ben sana söyleyeyim. 200 milyon dolar çok büyük paradan bahsediyoruz. Bak şu komplekse bak. Aşağıya doğru iniyor. Haluk burası çok değerli bir şey. Fenerbahçeliler de diyorlar ki arkadaş buradaki 62 bin metrekare inşaat alanı var. Bunu hesap edersen 10 milyar lira ediyor. Bu para, bu nasıl veriliyor filan diyorlar. Tamam mı? Bak 16.500 metrekare inşaat alanı diyor bu bölümü için. Bu da aşağı aşağı daha devam edecek. Bir de bunun görünmeyen tarafı da olabilir. Yani şu anda projede gözükmeyen... Ama orada 16.500 mi yazıyor? Daha fazla yazıyor orada. 165 mi yazıyor? Pardon. 16.500. Doğru söylüyorsun. 16.500. Fenerbahçelilerin ki 6.500 galiba imar şeyi. Şimdi bu da spor amaçlı tesis yaptığı için ayrı bir şey. Buraya alsan baba, satsan... Dünya kadar para ediyor aslında. Buraya alıp ev yapsan, residence yapsan, villa yapsan gibi düşün olayı. Stad'ın yanı güzel yer. Kodu da var. Şimdi kod farkı var baba bak. Stad'ın çatısını düşün. Stad'ın çatısından en aşağıya kadar yolun olduğu yere kadar gelen yere bak lütfen. O ikisinin arasında bir kod farkı var. Yani bir 30 katlı oraya bir gökdelen dikilecek bir pozisyon var. Biliyor musun? Bak yanında da Skyland falan var ya baba. Evet çok yüksek onlar. Şimdi oraya sen Benim bildiğim kadarıyla hastane yapabilirsin, yine hastane yapabilirsin, istiyorsan residence yapabilirsin filan. Hani bu bölümleri de sonradan ortaya çıkacağına dair bir kuvvetli bir inancım var. Neye dayanıyorsun dersen duvara dayanıyorum bunu söylerken. Bunun iznini kolay alabilir misin, alamaz mısın bilmiyorum. Ama bana sorarsan burada böyle bir ihtimal görüyorum. Yani Florya'yı bitiren... Dursun Özbeyir bunu da bitirme ihtimali olabilir. Şimdi 200 milyon euroluk bir inşaat işinden bahsediyoruz. Baba Fenerbahçe'de peki karşında ne oluyor biliyor musun? Fenerbahçe'nin batışı ❌️ Fenerbahçe'de sana gelelim baba. Şimdi Maltepe 9 Eylül'de tanıtım toplantısını yaptı ve temelini attı. Şantiyesini açtı. Maltepe futbol akademisinin gideceği bütün futbolun toplanacağı yerin inşaatı durdu. Para olmadığı için. Dere ağzında bütün futbol Maltepe'ye gidecekti. Dere ağzında da diğer sporlarla alakalı bütün tesisler olacaktı. O da durdu. O da zaten başlayamadı öbürü başlayamadığı için. Stad'la ilgili yenileme ve şey artırma çalışmaları olacaktı. Seyirci kapasite artırma çalışmaları. O da durdu. Bunların toplamı Maltepe 100 milyonmuş baba. 100 milyon euro. Dere ağzı 70 milyon euro. Stad'da 60-70 ile. Galatasaray 200 milyonluk. Projeye startını verdi baba. Fenerbahçe 250 milyonluk projelerini bekletiyor. Galatasaray her gün daha öne geçerek gidecek. Galatasaray orada çok büyük bir değer oluşturacak. 2 senede biter mi bilmiyorum. 3 diyorlar. 2 sene 3 sene içinde. Bittiğinde yalnız baba bittiğinde Galatasaray büyük fark atmış olur Fenerbahçe'ye. Fenerbahçe başlamadıysa da büyük şey kaybeder. Dursun Özbek dün için hayatımın en mutlu günü diyormuş. Abi haklı değil mi? Sen hiç satın almazsın böyle şeyleri. Ben seni tanıyorum. Abi bu şöyle. Bu zaten çok önemli bu işler. Bunları tamamlayacaksın abi. Ben tamamladığım proje, başlanmış proje çok değerlidir. Benim için tamamlanmış proje hepsinden daha değerlidir. Başta konuşmayalım bunu. Tabii ki konuşalım ama bittiği gün anlayabiliyoruz ya biz bir şeyin değerini. Ortaya çıkması gerekiyor.

Galatasarayultrataraftar

48,980 görüntüleme • 5 ay önce

Galatasaray Kariyeri biten Oyuncuları tek tek saydı Hak Etmiyorlar Osman Altunterim: Galatasaray kimsenin pış pışlanacağı yer değil. Tamam mı? Kimse hatırla gönülle Galatasaray'da forma giyemez. Güney'i çok seviyorlarmış da Okan Hoca'yı çok seviyormuş. Beni yendirmiyor kardeşim. Ben kız kardeşime koca aramıyorum. Galatasaray'ın kalesini koruyorsan o cıvıklığı yapamazsın. Öyle bir dünya yok. Korner okullarını öndüre gelen topu tutabileceğin topu yumurtluyorsun. Kornele gidiyor dönüyor top elinden kaçırıyorsun. Bir de bağırıyor orada bende diye herkes durdu Galatasaray'da. Bütün futbolcular. Kaçırdın eline gelmiş kucağına gelmiş topu kaçırdın. Hadi onu geç. Yani sezon başında şeyin tribünü yapıyordu ya ben oynarım Uğurcan'dan iyi kaleciyim falan tribi yapıyordu. Ve Süper Kupa finalinde de onu oynattı. Uğurcan'ı oynatmadı. Hoca biliyorsun Uğurcan 2-3 maç küstü. Bunlar böyle saçma sapan tripler, saçma sapan şekiller. Burası Galatasaray yani. Bence bugün itibariyle Güney'in Galatasaray kariyeri tamamlanmıştır. Geçmiş olsun. Galatasaray'ın kalecisi var. İşte Cankat gelecek. Batuhan var. Var yani Galatasaray'ın kaleciden bol bir şey yok. şeyin arkasında, Uğurcan'ın arkasında koyarsın can katı, oynarsın can kat. Günay'dan çok daha iyi kaleci. Kimse kusura bakmayacak yani. Taraftar yuhladı, bir kısım alkışladı moral vermek için falan ama bunları da hiç yadırgamıyorum. Öte taraftan da savunma... El filanı çekilmiş gibi. Daha maçın dördüncü dakikasında sarı kart gördü. İkinci yarıda az kalsın. İkinci yarı başına yine bir çekmeye kalktı rakibini. Uyandı son dakikada da. Ya şu Ali Sancak bu... Ali Sancak'ı engeller misin kardeşim? Oğulcan. Aynı mesajı 20 kere atıyorsunuz kardeşim. Biz görüyoruz. Merak etmeyin. Okuyacağız. Aynı mesajı 20 kere atıp orayı kirletmenize gerek yok. Tamam mı? Engelli abicim bunu. Sil o mesajları da. Okumayacağım yani. Şöyle söyleyeyim. Hani orta sahada bakıyorsun. Naga tamam hani yetenekli çocuk. Genç yetenekli. Oynuyor. Bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ve bu tarafta Lemina ilk yarıda sahada yok. İkinci yarı oyundan alıyorsun. Şey Ahmet Kutucu. Galatasaray kariyeri onun da bitmiştir. Bugün itibariyle. Sahada yok ya. Bir tane pozisyon var. Bir tane pozisyon. Zaten maç boyu bir tane gelir yani. Atacaksın gidecek. O kadar basitti yani. Vuracağın ayağının içine gidecek. Tamam hani kazanmak zorunda olduğun bir maç. İyi de bir kadroya çıkıyorsun baktığın zaman kağıt üzerinde. Ama her şey kağıt üzerinde işte. Yani Salih'in hali nedir ya? Yani Saşaboy'un hali nedir? Yani Icardi zaten söylemeye bile gerek yok. Jok attı maç boyunca. İki tane pozisyon var atamadı. Bir tane kafa vuruşu bomboş. Göğsünü alıp voley vurması lazım. Her türlü nasıl vursa gol olur atamadı. Barış'ın kaçırdığı pozisyon var. O simenin kaçırdığı var. Galatasaray'ın 4 tane 5 tane pozisyonu var. İkinci yarıda kaçırdığı. Ama bunların hiçbirisi ölçü değil. Kaybettin mi? Kaybettin. Kupa gitti mi? Gitti. Geçmiş olsun. Sen bu dediğin gibi rakibini de motive ediyorsun şu anda durduk yere. Yani biz sadece şeyi konuşuyoruz. Hani bugün itibariyle konuşuyoruz. Galatasaray'ın kadrosunda şu var mı? Var mı? Biz seninle maçın başında burada seyrederken 25'li dakikada sen şey dedin. Biz nasıl gol atacağız dedin. Gidemiyorsun kaleye. Belli oldu zaten. Abi zaten rakibin gücü belli. Kapasitesi belli. Adamın kupa falan umurunda değil. Yedek kadrosu ile çıkmış. O zaman demek ki Gençler Birliği'nin yedek kadrosu Galatasaray'ın yedek kadrosundan daha iyi. Şu var şimdi sen ilk yarıyı hepimiz izledik. Boşa geçmiş bir ilk yarı yani. Kime aldı? Bir tek. Hoca. İlkay'ı mı? İlkay'ı. İlkay'ı aldı. Emine'yi çıkarttı. Okan Hoca'nın burada bunu görmesi lazım. Bu takım ilk yarı da üretemiyor. Herkes hareketsiz. Herkes ayağını istiyor. Anladın mı? Arkaya koşu yapan yok. Topa alan bir coşku yok. Abi değişti.

Galatasarayultrataraftar

54,437 görüntüleme • 5 ay önce

Survivor Türkiye Panorama yorumcusu Hakan Hatipoğlu, Survivor 2026 Yunan yarışmacısı Stavros Floros’un geçirdiği ağır kazayla ilgili şu ifadeleri kullandı: "Bakın bunu tekrar uyararak söylüyorum. Bu geçen jet ski'ler, tekneler kulvarların dışına çıkarken çıkmayın. 'İki kere düşünün' demiyorum, çıkmayın. Çünkü bu tip olaylar olabiliyor. Anladığım kadarıyla bizim de yaptığımız gibi, çünkü empati yaparak konuşuyorum, biz de balığa çıkardık. Misal veriyorum; ben Yasin'le ya da Furkan'la ya da eskiden başka bir yarışmacıyla iki kişi çıkardık. Bize hep şöyle bir uyarı yapılırdı: İki kişi çıkıyorsunuz, bir de yanınıza şamandıra alıyorsunuz. Şamandıra dediğimiz, suyun üstünde bir futbol topu büyüklüğünde, renkli, belirgin bir cisim, içi hava dolu. Nedir o? Bir tekne ya da büyük, oradan süratli bir motor geldiğinde seni görüp yolunu çevirebilecek bir şey. Bir de bizim olduğumuz yer sevgili seyirciler, bir milli park. Oraya insan ulaşımı yok. Milli parkın en sonunda da Sema da Osman Can da çok iyi biliyor. Sağ tarafımızda, bizim yarım saat yol geldiğimiz liman var; sol tarafımızda, yarım saat ileride de Savona Adası diye bir yer var. İnanılmaz bir turkuaz deniz. Her sabah saat 9.00'la 11.00 arası yaklaşık 200-300 tane tekne Savona Adası'na gider. Akşam da 5.00 gibi 200-300 tane tekne limana geri döner. Ve biz adadayken açıktan, yaklaşık en kötü 600-700 metreyle 2 kilometre açıktan, o saatlerde sürekli böyle ikişer ikişer, üçer üçer geçen tekneler görürüz. Bizim de daha önce buna yakın olaylar oldu ama bu çok vahim. Şöyle, anladığım kadarıyla tekne ya yakından geçiyor ya da arkadaşlar fazla açılmışlar. Bu arada çok hatırlamıyorlar olayı şokun etkisiyle. Tekne Stavros'u görmüyor. Şamandırayı ya görmüyor ya da onun belli bir açısından geçiyor. Çünkü zaten Stavros'la şamandıra orada değil. Böyle olunca da Stavros'a çarpıyor. Sol ayağı sanırım ampute oluyor. Diğer ayağında da çok ciddi hasar var. Ve tekneyle çarpan kişi dönüp çocuğu alıyor. Çok iyi bir turnike yapıyor. Hastaneye götürüyor. Hayatını kurtarıyor aslında. Ve çocuğun ailesi de Yunan medyasından ve sosyal medyadan, çevirilerden okuduğum kadarıyla yaşadığına şükrediyor ve Acun Abi de çok ilgilendiği için ona da müteşekkirler. Çünkü Acun Abi... Bir şey söyleyeceğim size, pazartesi günü ben İngiltere'deydim Hull City maçında. Çok eğlenceli bir şekilde fotoğraf çektik, bağıra bağıra maça gittik. Sonra biz uzaktan Acun Abi'nin olduğu yeri görüyoruz. Acun Abi kulüp başkan olduğu için başka bir yerde oturuyor. Biz de kale arkasında bir tribündeyiz. Telefonla bakıyorum Acun Abi nerede oturuyor diye. Acun Abi'nin böyle hiç suratı yok, çok kötü. 'Allah Allah' diyorum. Sonra haber geldi, böyle bir şey olmuş. İnanın bana, Hull City maçı kaybetse ben Acun Abi'yi öyle görürdüm. Ben çünkü olayı bilmeden şöyle düşünüyorum; eğer maçı alırsak otele gideriz, orada bir eğlence olur, beraber yemek yeriz. Bildiğin... Bildiğin Hull City maçı bitti, Acun Abi cenaze evinde gibiydi. Yani olayı çok içselleştirdi çünkü hep söyleyecek zaten. Burada kimse şey demesin; 'Yok işte patronun diye öyle konuşuyorsun'. Ben burada bir sürü olumsuz şey de söyledim, olumlu söylediğim şey de oldu. Ben şimdi doğruya doğru, yiğidi öldür hakkını yeme; Acun Abi hep bizi orada ailelerin emaneti gibi görüyor. Sen de zaten çalıştığın için Acun Medya'da biliyorsun. Ve ben onun o kadar üzüldüğünü görünce işin zaten boyutunu daha da iyi kavradım. Ailesi de dediğim gibi Acun Abi'ye teşekkür etmişler. Şimdi hayati tehlikesi yok..."

Erhan

86,495 görüntüleme • 4 ay önce

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 görüntüleme • 1 yıl önce