Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

evdeki 3090'da hostladigim gemma4:e4b modelini openclaude'a bagladim. hizi oldukca yeterli, opus 4.6'ya alistiysaniz kod performansi olarak benzer bir sey beklemeyin ama bircok task icin hizi da performansi da oldukca iyi.

28,108 views • 4 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

oncelikle yilbasiniz kutlu olsun, yeni yilda herkese once saglik sonra da bol bol para diliyorum. simdi gunun surprizine gelelim.. 4 aydir her gun duzenli bir sekilde kullanabileceginiz hazir sistemler ve otomasyonlar paylasiyorum, hatta dun bunlarin hepsini ucretsiz bir sekilde paylastim. bugun ise paylastigim sistemlerin bazilarini kullanarak bir urun cikarttim. icerisinde video olusturabiliyorsun, viral videolari kopyalayabiliyorsun, thumbnail olusturabiliyorsun, otomatik montaj yapabiliyorsun.. liste boyle uzadikca uzuyor. kisaca sosyal medya icin ihtiyacin olan her sey icerisinde mevcut. en guzeli de tamamen bedava.. bugune kadar yaptigim her seyi karsiliksiz bir sekilde sizin yararlanmaniz icin ucretsiz paylastim. ve yine bugun de biliyorum ki aranizda ureten ama butcesi el vermeyen ai sevdalilari var. ben de size bu yilin son kiyagini yapiyorum ve kaydolan herkese 10 kredi tanimliyorum. ister video uret, ister gorsel, ister montajla, ister reklam filmi uret.. say say bitmiyor cebinden 1 kurus harcamadan bugun bunlarin hepsini yapabileceksin. platforma referans sistemi ekledim, klasik arkadasini davet et 10 kredi kazan. ortalikta ai sevdalisi cok fazla zaten, onlara gonder sen de yararlan onlar da yararlansin. ikinize de 10 kredi. son olarak bu platformu da hem kendim icin, hem de bu otomasyonlarin nasil urunlestirilebilir oldugunu bizzat sizlere gostermek icin 1 haftada cikarttim. yetismeyen bir suru sey var, daha da eklenicek ama guzel bir challange oldu. skool tarafina da bu platformu 0dan nasil olusturabileceginizi, otomasyon dosyalarini vs. gerekli olan her seyi ekleyecegim. 2026 yilinda buyuk yenilikler hepimizi bekliyor, mobil tarafinda da projeler gelicek. skoola 2026'da maalesef buyuk bir zam gelicek, eger gercekten ilgilenenler varsa dmden ulasabilir. her neyse lafi daha da uzatmiyorum viralmaker'da bugun benden size yilbasi hediyesi olarak benim referans linkimle beraber 20 kredi, istediginiz araci kullanabilirsiniz. logosunu bile kendi icerisinde yaptim oyle soyleyeyim. butun bu araclara ucretsiz bir sekilde erismek ve 20 kredi icin gonderiyi begenip yorumlara "viralmaker" yazman yeterli hocam.

Umut Çakır

19,340 views • 7 months ago

Bir kadın, fakir erkeklerin evlenmemesi gerektiğini söyledi: • Bazı erkekler diyorlar ki, “Ya fakir erkekler evlenmesin mi, onların evlenmeye hakkı yok mu?” Yok. Yok, sizin evlenmeye hakkınız yok. • Sen daha kendi karnını zor doyuruyorken hayatına bir insanı alıp, ondan sonra bir de çocuk yapıp maddi durumuna bakmadan o çocuğun hayatını mahvetme hakkın yok. • Bir kadın ne kadar eğitim seviyesi yüksek olursa olsun, ne kadar iyi bir işte çalışıyor olursa olsun, belli bir süre o işten uzaklaşmak zorunda kalıyor. • Bir de bakacak biri yoksa ya da bakıcıya güvenmiyorsa işe dönemeyebiliyor bile çocuk belli bir yaşa gelene kadar. Hele bir de ikinci çocuk geliyorsa arkasından vah haline. • Sen bir erkek olarak bunları göze alamıyorsan çocuk yapmamalısın. Bir kadın da yapmamalı bence. • Özellikle erkeklere bu kadar güvenemediğimiz bir devirde seni hamileyken aldatabilir. Sen çekip çıkamıyorsan o kapıyı, o maddi seviyeye sahip değilsen, bir kadın olarak senin de vah haline. • Maddi durumu iyi olmayan hiçbir erkek ya da kadın evlenmemeli. • Hadi kadın bir şekilde evlendi, çocuk yapmayarak bu maddi riskin üstesinden gelebilir. Ama bir erkek olarak hem evlenmek istiyorsun hem çocuk yapmak istiyorsun. • Ne yapacak evdeki kadın? Kuru soğana, kuru ekmeğe “Tamam.” diyecek. Çünkü siz bunu istiyorsunuz. Sizce sevgi böyle bir şey. Bir insan bir insanı seviyorsa bunlara katlanmalı değil mi?

Jurnal

21,364 views • 21 days ago

Fakir erkeklerin evlenmemesi gerektiğini savunan şahıs: • Bazı erkekler diyorlar ki: “Fakir erkekler evlenmesin mi? Onların evlenmeye hakkı yok mu?” • ⁠Yok. Sizin evlenmeye hakkınız yok. Sen daha kendi karnını zor doyuruyorken hayatına bir insanı alıp, ardından maddi durumuna bakmadan bir de çocuk yapıp o çocuğun hayatını mahvetme hakkına sahip değilsin. • ⁠Zaten bir kadın ne kadar eğitim seviyesi yüksek olursa olsun, ne kadar iyi bir işte çalışıyor olursa olsun belli bir süre o işten uzaklaşmak zorunda kalıyor. • ⁠Hele bir de çocuğuna bakacak kimsesi yoksa ya da bakıcıya güvenmiyorsa çocuk belli bir yaşa gelene kadar işe dönemeyebiliyor bile. • ⁠Arkasından bir de ikinci çocuk geliyorsa vay haline! • Yani sen bir erkek olarak bunları göze alamıyorsan çocuk yapmamalısın. • ⁠Bence bir kadın da yapmamalı. Özellikle erkeklere bu kadar güvenemediğimiz bir devirde... • ⁠Seni hamileyken aldatabilir; o kapıyı vurup çekip çıkamıyorsan, o maddi özgürlüğe ve seviyeye sahip değilsen bir kadın olarak senin de vay haline. • ⁠Yani maddi durumu iyi olmayan hiçbir erkek ya da kadın evlenmemeli. • ⁠Hadi kadın bir şekilde evlendi diyelim; çocuk yapmayarak bu maddi riskin üstesinden gelebilir. Ama bir erkek olarak hem evlenmek istiyorsun hem çocuk yapmak istiyorsun... • ⁠Ne yapacak evdeki kadın? Kuru soğana, kuru ekmeğe tamam mı diyecek? • ⁠Çünkü siz bunu istiyorsunuz. Sevgi böyle bir şey mi? “Bir insan bir insanı seviyorsa bunlara katlanmalı” değil mi? Yok ya!

🎙️ Muhbir

43,791 views • 20 days ago

#StajyerinPatronuDevlet Bu etiketin nedenini detaylica aciklamakta fayda var... #StajaAdalet demistik ama dün maalesef uzulerek soyluyorum ki Sn. Vedat BİLGİN Bakan seviyesinde Stajyerle resmen dalga gecmis, #STAJMAĞDURU kardeslerimizin akliyla alay etmistir. Sn. Bakan her ne kadar Bugun #StajMagduru diye bir sey yoktur dediyse de cok degil 6 ay once kurdugu cumlu şuydu: "Staj icin calisma yaptiriyorum EYT Kapsaminda da degerlendirmek gerekir" (Videosunu ekleyebilirim) Hatta buna benzer yapici aciklamalariniz da vardi. Ne oldu da olay 6 ayda bu hale geldi anlamakta zorlaniyoruz. Sn. Bakan; 3308 Sayili kanunu ya da iş kanunundaki istisna maddelerini stajyer ve ciraklar cikarmadi degil mi? Mesela Yasa koyucu kanun cikarirken calisilan gun ve saate gore puantaj tutarak tum sigorta kollari yatirilir deseydi (Bu primler icin de tesvik saglasaydi) bugun boyle bir magduriyet olusur muydu? Ya da devlete her hangi bir yükü olur muydu? Ya da gunu saymiyoruz ama staj bir baslangictir cumlesi bu magduriyeti baslamadan bitirmez miydi? Almanya gibi ulkelerde neden magduriyet yok? Peki 1987 de Stajyer ve Cirak magdurlari icin kanun cikarilarak baslangic sayilmasi size gore hata miydi? Yakın gecmiste bariz ornegi var... Bir de Allah askina bu tavri nasil kabul edebiliriz! Bakin bu kisa videoyu bile curutecek onlarca done bulunabilir. Bazilarini yazayim: "Primi yatirilmamis ADAMLAR primini yatirmadan emekli olabilir mi?" demissiniz. Hadi Cumle yapisi ile ilgilenmeyecegim cevap vereyim Prim yatirilmadan sigorta baslangici nasil oldu? Bu sigorta kartlari stajyer kartlari mi? Lutfen bunu da aciklayin. (Yarim sigortali olmayi stajyerler ciraklar mi istedi?) "Patronlari Kim" demissiniz. - Gercekten bu soruyu sordugunuza İ NA NA MI YO RUM! İnsanlarin akliyla dalga gecmemenizi oneririm. Ozellikle şu dönemde... "Kendi adlarina sigorta primi yatiracak olan isimleri bize bildirsinler tespit edelim primlerini yatirsinlar" demissiniz. Staj ve ciraklik yapmis, fiilen calismis kisilerin isyerlerin calistigi yerleri soyleyemeyecek kadar sanirim aklini kaybetmedi. Bir cogu halen iletisimde isterseniz bilgilerini sizinle paylasalim ama biz de biliyoruz ki patrona hic bir sey yapamayacaksiniz. Sadece dalga geciyorsunuz. Kaldi ki devlet de bu isin icinde oldugu icin stajyerin bir diger patronu da devlettir. Keske fiilen calisanlar ile dalga gecmek yerine sahte sigortalilari tespit etmek icin daha fazla ugrassaniz. - Kaldi ki Kanunda yer almayan bir istisna yonetmelikle duzenlenemez. O zaman soruyoruz! - Madem isveren yok bu akitler kiminle yapildi? - Sigorta girişi neden yapildi? - Eksik sigorta kimin sucu? - Sigorta kartı neden verildi? - Sigorta numarası Neden verildi? - İşveren yoktu, iş yoktu diyorsaniz bunlar neden gerceklesti? - Yoktu dediginiz patronlarin verdikleri maas degil lutuf muydu? - Madem Staj bir egitimdir ve bunun SGK Sistemi ile ilgisi yoksa Avukatlik Stajlari ve Doktora egitimi neden sayiliyor? Derdimiz sadece garibanlarla mi? - Madem Staj bir egitim ve sayilmaz neden Almanya vb ulkelerden gelenlerin staj surelerini borclandiriyorsunuz. Onlarinki egitim degil mi? Gelin kendinizi kandirmayin. Sizin disinizdaki herkes bunun bir hak mahrumiyeti oldugunu (Stajyer ve Çırağın kandirildigini) goruyor ve bununla ilgili teklifler sunuyor. Özetle; Hic kusura bakmayin Sn. Bakanim dün hic ama hic gerek yokken daha yapici olmaniz gerekirken Staj ve Çıraklik MAĞDURLARINI COK AMA COK UZDUNUZ! Umarim son olur... Saygiyla... Mali Musavir Serkan ATASOY Muhasebe Bilenler

Mali Müşavir Serkan Atasoy ❁

73,048 views • 3 years ago

Her Seferinde Aynı Senaryo… Bu Defa da Fenerbahçe ‘Mağdur’(!) Okan Buruk’u çok iyi anlıyorum. Çünkü benzer durumları biz de kendi sahamızda, 17 Mart 2024’te yaşadık. Ancak ilginçtir; orada da olduğu gibi, sonunda mağduriyeti yine Fenerbahçe üzerinden bir “anlatı”ya dönüştürmeyi başardınız. Bu işi gerçekten iyi oynuyorsunuz. İlişikteki videoyu izlemenizi öneririm. Trabzon’daki olaylar maç sırasında değil, maç bittikten sonra başladı. Maç esnasında bazı sözde Trabzonspor taraftarlarının yaptığı taşkınlıklardan dolayı maç o anda iptal edilseydi, tribünde izleyen biri olarak söyleyeyim: Kimsenin bir şey deme hakkı olmazdı. Fakat maçtan sonra olayların büyümesinin sebebi, sahaya giren sadece bir taraftarın FB güvenlik görevlisi tarafından etkisiz hâle getirildikten sonra, videoda da görüldüğü üzere, Samuel’in bu taraftara hunharca saldırması, ve buna Oosterwolde’nin de eşlik etmesidir. Bu müdahale, olayların fitilini ateşlemiş, diğer taraftarların sahaya girmesine doğrudan sebebiyet vermiştir. İddia ediyorum: Eğer Samuel korumasız bir taraftara böyle bir saldırıda bulunmamış olsaydı, o maçta hiçbir olay yaşanmayacaktı. Ama o dönemde de, tıpkı bugün Okan Buruk’un yaptığı gibi, bu durumu mağduriyet malzemesi olarak kullanmayı tercih ettiniz. Allah aşkına… Fenerbahçe hiç mi hata yapmaz? Siz gerçekten sütten çıkmış ak kaşık mısınız? “Muz olayı”na ise hiç girmiyorum…

Ibrahim Ertürk

197,718 views • 8 months ago

Bir Pastayı Kesmenin Bilimsel Yolu Bana Bitcoin ve Kripto Piyasası Hakkında Ne Öğretti? Bir pastayı kesmenin iyi yolları olduğu gibi kötü yolları da vardır. Aynı bir yükselişin veya düşüşün iyi veya kötü olabileceği gibi. Peki ben ne demek istiyorum ve bir pastayı kesmenin bilimsel yolu bize piyasalar hakkında ne öğretebilir? Gelin öğrenelim. 🟧Bir Pastayı Kesmenin Bilimsel Yolu Bir pastayı kesmenin klasik ve kötü yolu hepimizin bildiği gibi pastayı üçgenler halinde kesmektir. Pastayı böyle kestiğimizde eğer pastanın hepsini birkaç saat içinde yemeyeceksek pastanın açıkta kalan iç kısımları, videoda da görüldüğü üzere, kurur veya bayatlar ve böylece bir pastadan alabileceğimiz maksimum gastronomik keyfi düşürür. Videoyu aldığım ve 10 yılı aşkın zamandır severek takip ettiğim Numberphile isimli kanalda bize bir pastayı kesmenin bilimsel yolu, bundan 100 yıl önce 20 Aralık 1906'da bu konuyu kafasına takan ve İngiltere'nin en meşhur ve en zeki matematikçilerinden biri olan Francis Galton tarafından veriliyor. Galton makalesini ise konuda dünyanın en ünlü dergilerinden biri olan Nature'da yayınlıyor. Makalenin linkini aşağı bırakacağım. Galton diyor ki, pastayı ortasına yakın bir yerden her iki yanından da kesip yiyeceğimiz kısmı çıkardıktan sonra pastayı birleştirirsek pastanın iç kısımlarının kurumasının önüne geçeriz ve daha güzel bir pasta deneyimi yaşarız. 🟧Bu Yol Bitcoin Hakkında Ne Söylüyor? Peki Fırat bunun Bitcoin ile ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim, hemen anlatayım. Bitcoin vadelilerinde yükseliş ya da düşüş piyasalarında fiyatın hareket ettiğinin genelde ters yönünde long veya short likidasyonları birikir. Bundan sonra anlaması basit olsun diye sadece yükseliş piyasasını, yani şu anı anlatacağım. Yükselişte arada fiyat düşerek longları likide eder ama likidasyon yeterli değilse yükselişin sırtında bir yük olarak kalır. Bir de, eğer düşüş aniden olmaz da yavaş yavaş olursa yine küçük yatırımcı düşüşte her fiyattan long açacağı için long'lar likide olsa bile yine toplam long likidasyonu değişmez. Ve yükselişin sırtındaki kambur kalkmamış olur. Yani market maker pastayı klasik ve kötü bir yolla kesmiş olur. Market maker'ın likidasyonu iyi yapmasının yolu, yani pastayı iyi kesmesinin yolu ani düşüşler veya yükselişlerle hem short'ları hem de long'ları likide edip piyasanın sırtından yükü kaldırması ile olur. Şu anda bu oluyor. 🟧Tarihten ve Günümüzden Örnekler Neler? Bunlar da genelde büyük deleveraging event'leri ile olur. Bunlara COVID krizini, enflasyonun beklenenden çok yüksek gelmesini, mortgage krizini, gümrük vergisi düşüşünü ya da olası bir savaşı örnek verebiliriz. 🔶COVID düşüşü (sonrasında 2021 boğası başladı), 🔶FTX'in batışı (2022 kripto dibi, sonrasında 2023-2024 boğası başladı), 🔶10 Haziran 2022 ABD enflasyonun aşırı artması düşüşü (sonrasında 17.824'ten 25.133'e yükseldi - %41 yükseliş) Bunların hepsinde büyük long/short likidasyonları oldu, ama ekonominin döngülerine uygun olarak Bitcoin yine yükseldi. 🟧Sonuç Sonuç olarak, kaldıraçtan kaçınmamız lazım. Kaldıraç kumardır. Ve eğer piyasa bir korkudan dolayı düşüyor ya da her iki tarafı da likide ediyorsa marketin sırtındaki yükler atılır ve büyük yükselişler gelebilir. Hem long için hem de short için, ne kadar kısa zamanda ne kadar fazla likidasyon gelirse piyasa o kadar sağlık bulur ve o kadar yüklerinden kurtulur. Ardından da tarihte hep gördüğümüz gibi büyük yükselişler gelir. İşte bir pastayı kesmenin bilimsel yolu bana bunu öğretti. İki yandan da kes ki, piyasa saglıklı yükselsin.

Fırat Lux

27,383 views • 1 year ago

Serdar Kelleci den Fatih Terim Okan Buruk Arda Turan analizi 👇 ​" Okan Hoca benim gördüğüm kadarıyla günümüz çağına daha uygun bir liderlik yapıyor. Fatih Hoca'yı bilmiyorum şu anki halini. Yani şu an hangi haletiruhiyede? hani insan 70 yaşında bile bir yerlere hitap edebilir, yeter ki kendini o yenileyebilme... Onu bilmiyoruz şu anda. Benim gördüğüm ama Okan Hoca'da, çok iyi bir lider olduğunu düşünüyorum Okan Hoca'nın. ​Şimdi camiayı kenetleyebiliyor mu? Fatih Hoca ne yapar? Camiayı kenetleyici cümlelerin piridir. Yani o gün ne söylenmesi gerekirse onu söyler Fatih Hoca. Hani taraftarın sesi olmayı başarır. Şimdi herkesten böyle bir şey beklemek mümkün değil. Herkesin bir yoğurt yiyişi var. Arda Turan model olarak daha Fatih Terim’e yakın. İşte bunu maç içindeki mimiklerinden bile anlıyorsun. Ne yapıyor Arda Turan maç içinde? Şunu bak mesela Fatih Hoca hareketidir bu, ne yaptı? (Mimik yapıyor) Değil mi? Hani mimiklerine kadar ezberlemiş. Arda Turan yol olarak Fatih Terim modelini seçmiş, bu bir tercih. ​Okan Hoca başka bir model. Kendi modeli ama hani Okan Hoca modelinde bir hoca var mı? Bence ben görmedim hani öyle bir hani feyz aldığı bir insan var mı bence yok. Ya kardeşim benim bir hayatım var, benim özel bir hayatım var, ben bu hayatta yaşarım, futbol benim mesleğim, teknik direktörlük benim mesleğim. En iyi şekilde çalışmamı yaparım, dört senede şampiyon olurum, Avrupa'da da on altıya kalırım ama hayatıma da devam ederim. Ya kardeşim hayatı nasıl futbol değil? Hangimizin hayatı sadece futbol? Veya hangimizin hayatı sadece işimiz? Yani bir çevremiz var, çocuğumuz var, çoluğumuz var, arkadaşımız var, özel hayatımız var, Abi bir şeyleri yapmadan bu kafayı resetlemeden sağlıklı bir insan olamazsın. Adam kafayı boşaltacak kendine bazı şeyler bulabilir, özel zevkler bulabilir. Bu bir enstrüman olabilir, bu başka bir spor olabilir, yazmak olabilir, edebiyat olabilir, olabilir de olabilir. Okan Hoca hayata buradan bakan bir adam.

İbrahim Karadeniz 🌟 🌟 🌟 🌟🌟

81,662 views • 3 months ago

🔴CİHAT YAYCI AYLAR ÖNCESİNDE İRAN'DA BUGÜN GELİNEN DURUMU ADIM ADIM ANALİZ ETMİŞTİ... 📌8 Ekim 2023'ten bu yana Cihat Yaycı'nın Youtube, TV ve diğer platformlardaki İran analizi; 📌İran’daki mevcut rejim artık Batı’nın kendisine biçtiği görevi tamamlamış durumdadır. Özellikle Gazze’de başlayan son süreçle birlikte, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilme planı devreye sokulmuştur. 📌Bu planın bir parçası olarak Suriye’nin, Irak’ın parçalanması ve Lübnan’a müdahale edilmesi gibi adımlar atılmıştır. İran da bu süreçte sürekli olarak bölgedeki gelişmelerin içinde yer almış, bir anlamda bu planın uygulanmasına hizmet etmiştir. 📌Bugün geldiğimiz noktada, İran’daki rejimin sonunun yaklaştığını açıkça söyleyebiliriz. Mevcut yapı yıkılacak. İran belki üçe, belki beşe bölünecek. 📌En iyi ihtimalle ise, artık Batı’ya daha yakın, Batı tipi bir yönetim kurulacaktır. Belki eski Şah dönemindeki gibi tam anlamıyla bir monarşi değil ama benzer nitelikte, Batı’nın güdümünde bir sistem yeniden tesis edilecektir. 📌Bu rejim artık eski işlevini yitirmiştir. İran, kendisine biçilen rolü tamamlamış, şimdi sıra yeniden yapılandırılmasındadır. Bu nedenle İran’daki rejimin yıkılması artık an meselesidir. Bunu Batı da biliyor, İran’ın kendisi de biliyor. 📌İran’a yönelik bu kadar baskı yapılırken Rusya’dan ses çıkıyor mu? Aksine, Rusya ile İran arasında yeni bir anlaşma imzalandı. İran Dışişleri Bakanı Moskova’ya gitti. Bu bir destek anlamına gelmez mi? Amerika’ya karşı “Sen İran’a bir şey yapamazsın kardeşim” tarzında bir duruş var mı? 📌İsrail’e ya da İran’a karşı “bir şey yapamazsınız, siz mahalle kabadayısı değilsiniz” deniliyor mu? Hayır. Bu meseleye daha geniş ve ciddi bir çerçeveden bakmak gerekiyor. 📌İran sadece İsrail için değil, Amerika için de bir hedef konumunda. İsrail burada bir gerekçe gibi gösteriliyor ama asıl mesele, İran’ın Çin’e petrol ve doğalgaz tedarik eden bir ülke olmasıdır. Aynı zamanda ulaşım açısından da kritik bir noktada bulunuyor. Dolayısıyla İran’daki rejimin değişmesi, mevcut anlaşmaların iptali, ABD’nin ekonomik politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. 📌İran konusu oldukça önemli. Bugünkü durumda İran rejiminin görevini tamamladığı ve miadını doldurduğu düşünülüyor. Görünen o ki rejim yıkılacak ve Orta Doğu’da daha önce defalarca dile getirildiği gibi sınırlar yeniden çizilecek. İran da bu süreçten nasibini alacak ve işgalle değil, içten parçalanarak dağılacak.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

14,758 views • 1 year ago

Halit Ergenç'in Ayşe Barım'ı desteklemek adına aşağıda yaptığı konuşma, gerçekten utanç verici ve aslında korkunç bir itiraf da barındırıyor. İlerleyen bölümde onu anlatacağım ama önce Halit Ergenç'in de baş köşelerden birinde oturduğu o tekel yapısının detayları hakkında biraz daha konuşmak istiyorum. Aslında vakti zamanında Yeşilçam da benzer bir yapının elindeydi ve Yeşilçam'ın sonunu da yine o yapı getirmişti. Mesela çoğumuz, Kemal Sunal'ın onu ünlü yapan yapımcı/yönetmen Ertem Eğilmez tarafından boş senetlerle köle yapıldığını ve o durumdan mafya Dündar Kılıç tarafından kurtarıldığını ama bu sefer de onun ağabeyi olan yapımcı Yahya Kılıç'ın kölesi haline geldiğini bilmez. Usüller biraz farklı olsa da o gün de üç aşağı beş yukarı aynı çarklar dönüyordu sinema sektöründe. Ayşe Barım'ın ajansının web sitesine baktığınızda 50 civarı oyuncu görüyorsunuz. Barım, kasıtlı olarak bu sayıyı artırmıyor. Bir "ultra-mega" yıldızlar ekibi oluşturmuş. "Ultra mega yıldız" demek, tabiiki ultra mega para demek aynı zamanda. Bölüm başı 500 bin ile 3.5 milyon lira arası kaşesi olan oyunculardan oluşan bacasız bir fabrika bu. Menajer de her oyuncunun kaşesinden %20 pay alıyor. Mesele de tam burada başlıyor. Ayşe Barım, civarda başka fabrika istemiyor. Bunu da bir zamanlar Kanal D'de birlikte çalıştığı şimdilerde ise Netflix, Disney Plus, Star, NOW ve yine Kanal D'de kilit görevlerdeki eski ekip arkadaşları marifetiyle sağlıyor. Bu ekip, aynı zamanda sektördeki bir çok yapım şirketinin de ya ortağı ya da onlarla üst seviyede ticari ilişkiler kurmuş durumda. Bu piyasada bir proje yapılacaksa mutlaka bu ekibin onayını alması gerekiyor. Tabi bu "ultra mega" yıldızların, "ultra mega" yıldız olduğuna kanal sahiplerinin, özellikle de yabancı ülke merkezli dijital platform yöneticilerinin ikna edilmesi de gerekiyor. Kurdukları sistemde bunu da düşünmüşler tabiiki. Bu oyuncular sürekli bir yerlerden ödül alıp duruyorlar. Hatta bazı organizasyonlar sırf bunlara ödül vermek için yapılıyor. Ödül alacak oyuncuya karar veren jüriler de sektörde iş veya rol kovalayan kişilerden oluştuğu için hiçbirisi rutinin dışına çıkamıyor. Mesela Serenay Sarıkaya izlenmediği için yayından kaldırılan dizisindeki rolü ile en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştı geçen sene. Bazlama lakaplı mimiksiz bir hanımefendi de ülkenin en iyi komedi oyuncusu seçilmişti. İşte bu ödüllerle, uluslararası medya patronlarına "ultra mega yıldız" cv'si hazırlıyorlar. Onlar da "ulan bu kadar ödülü olduğuna göre vardır herhalde bir numarası" deyip ikna oluyor. Zaten adamlar da yetenek değil rating arıyor. Tabi burada kafa karıştıran bir durum var. Bunlar başarısızsa neden izleniyor sorusu ortaya çıkıyor. İşte burada PR ve reklam çalışması devreye giriyor. Reklamın mantığı da aslında tam olarak bu. Sıradan bir ürünün mesela bir çikolatanın reklamını sınırsız bir kaynak ile her gün televizyonda, reklam panolarında, sosyal medyada yaparsanız bir süre sonra o çikolatayı tüketen ciddi bir kitlenin oluşmasını sağlarsınız. O markanın adı duyuldukça tüketici davranışları da muhakkak pozitif anlamda değişecektir. İşte Ayşe Barım ve ekibinin yaptığı da tam olarak bu. Sıradan bir çikolatayı ısrarlı bir biçimde gözümüze sokup bizi onun diğerlerinden farklı olduğuna inandırıyorlar. Bir oyuncunun dizisi izlenmese de, kanaldaki dostları sayesinde devam etmesini sağlayabiliyor, İzlenmediği için biten dizinin arkasından yine aynı oyuncular ile yeni bir proje yaptırabiliyor, ödül törenlerinde alakasız ödüller almalarını, sosyal medyada sürekli karşınıza çıkmalarını sağlayabiliyor. Bu hepimizin maruz kaldığı bir algı çalışması. (O yüzden ben uzun süredir televizyon izlemiyi bıraktım.) Tabi bu tekel bir taraftan da kanını emdiği sektörün sonunu getiriyor. Oyunculara milyon milyon kaşe dağıtınca yapım bütçeleri şişiyor ve teknik ekip bütçeleri düşürülmek zorunda kalıyor. Mesela bu tekelin yapım şirketleri, aynı zamanda piyasadaki en düşük ücretli teknik ekipleri çalıştırıyor. Projelerinin devam edeceği garanti olduğu için teknik ekip çalışanları da o şartları kabul ediyor. Aynı yapım şirketleri, aynı kanallarda aynı ekiplerle çalıştığı için şu an sektörde büyük bir işsizlik krizi baş göstermiş durumda. Dizi ve sinema sektörünün işleyişi teknik ekiplerin sürekli değişmesi üzerine kuruludur. Bir proje başlar, bazıları çalışırken diğerleri iş bekler, sonra o proje biter yenisi başlar, boşta olanlar çalışır, diğerleri bir kaç ay yatar. Bu şekilde binlerce kişi sektörde istihdam edilmiş olur. Ama işte şimdi birkaç yapım şirketi, aynı oyuncularla, aynı teknik ekiplerle, birbirine benzeyen ve bitmek bilmeyen projelerle bütün kanalları doldurmuş ve bu yazılı olmayan vardiya sistemini bitirmiş durumda. Bu tekdüzelik teknik kalitenin ve sanatsal değerin de yerlerde sürünmesine sebep oluyor. İşte Halit Ergenç, esasında bu durumu en iyi bilenlerden birisi hatta kendisi benden çok daha iyi anlatabilir istese ama o da kendi tabiri ile bu "vahşi para kazanma sistemi"ne teslim olmuş durumda çünkü sistemdeki garantili yerini biliyor. E siz solcu değil miydiniz, siz insanları Gezi Parkı'nda devletin karşısında saf tutmaya çağıracak kadar sistem karşıtı değil miydiniz? Hayır tabiiki değildiniz. Siz insanları Gezi Parkı'na o dönem kendi "vahşi para kazanma sisteminizi" tehlikede gördüğünüz için çağırmıştınız. Tekelleşme bir kapitalizm problemidir. Dünyada kapitalizmin en vahşi örneği olan ABD bile sektörlerinde tekelleşmeye izin vermiyor. Bizim Gezi Parkı'nda sosyalist marşları söyleyip komünist devrim sloganları atan solcularımız ise hem tekel kurmuş hem de bir de suçüstü yakalanmalarına rağmen utanmadan hala yedikleri haltı savunuyorlar. İnsan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor bunlara.

Abese İrca

774,644 views • 1 year ago

Otopark görevlisi olarak çalışan bir seramik sanatçısı, yaşadığı maddi sorunları paylaştı: • Ben Yunus. Seramik sanatçısıyım. Hayatımda bir şeyler oldu ve bir aydır yol kenarı otopark görevlisi olarak çalışıyorum. • ⁠Bugün de 15 Temmuz - 31 Temmuz arasında çalıştığım 16 günlük ilk maaşımı aldım, 20 bin TL. • ⁠Şimdi gelelim benim için biraz manidar olan kısma. Kredi kartlarıma her ay ödemem gereken miktar yaklaşık 20.000 TL. • ⁠Seramiğe kısa bir mola verme sebebim de tam olarak bu. Evren biraz daha sınıyor beni galiba ama birazcık daha kolaylık sağlasa keşke. • ⁠Çünkü her gün attığım ortalama adım sayısı da 20 bin. Hay Allah ya, tesadüfe bak! • O kadar çok güneşin altında kalıyorum ki ten rengimin değiştiğine şahit olanlarınız var; bu iyileşmiş hali. • ⁠Sıcaklar yüzünden mesai saatleri içerisinde günlük yaklaşık 4,5 litre su tüketiyorum. Bu da 75 lira yapıyor. Bahsi bile geçmeyecek bir rakam değil mi? • ⁠Öğle molasında yiyebileceğim en ucuz yemek 200 lira. Normal aslında. İşe gidip gelmek için toplu taşıma kullanıyorum, o da günlük 140 lira. • ⁠Bu da ucuz ama sadece işe gidebilmek, çalışabilmek ve mesai saatleri içinde temel ihtiyaçlarımı karşılayabilmek için günde 415 TL harcıyorum. Ayda 12 bin 450 TL yapıyor. • ⁠Şimdi matematiğe gelelim: 20 bin TL maaş aldım. Sadece işe devam edebilmek için 12 bin 450 TL harcıyorum. Bir de 20 bin liralık kredi kartı ödemem var. • ⁠Her ay 20 bin TL kazanırken 32 bin 450 lira giderim var. Bu hesapta henüz kira yok bile, faturalar yok, evdeki temel ihtiyaçlar yok, kahve yok. • ⁠Kahveyi çok seviyorum ama artık onu sadece evde içiyorum, gün içinde içmiyorum ekstra masraf çıkmasın diye. • ⁠Gelecek ay tam maaş alacağım; hep böyle 20 bin TL sanmayın. • ⁠ Oldum olası matematiğim iyi değildi ama sanırım bu ay hesap makinesi de benimle aynı fikirdeydi. • ⁠Şaka bir yana, ben bu işten utanmıyorum. Tam tersine, şu an para kazanmak için çalışıyor olmaktan gurur duyuyorum kendimle. • ⁠Çünkü hayat bazen bize istediğimiz ve yeteneğimiz üzerinden kazanç sağlayacağımız işi değil, rastgele bir iş yaptırabiliyormuş. • ⁠Ben onu deneyimliyorum. Aslında bu böyle sürmez ya. • ⁠Benim asıl işim hala seramik ve hedefim de aynı: Bir gün yeniden kendi atölyemi kurmak ve kazanımlarımı kazanca dönüştürmek. • ⁠Şimdilik bunun için çalışıyorum. Hatta otoparktan sonra yapabileceğim ek bir iş daha arıyorum. Belki oradan da bir 20 bin adıma 20 bin TL daha kazanıp kira ve faturalarımı ödeleyebilirim. • ⁠Hatta güzel bir kahve çekirdeği alıp yeniden nitelikli kahveler demleyebilirim. • ⁠Ne yapayım, şu an bunları yaşamam gerekiyormuş. Ben de elimden geleni yapıyorum.

🎙️ Muhbir

191,724 views • 4 days ago

Başbuğ(!) Alparslan Türkeş, 1948 yılında bir sınavla ABD’ye gönderilir ve 1955-1957 yılları arasında Washington’da NATO Daimi Komitesi’nde Türk Genelkurmay Başkanlığı'nı temsilen görev de icra eder hatta bu dönemde uluslararası ekonomi eğitimi de alır. Böylece, ABD'de geçirdiği süre dört yılı bulur bu, onu yalnızca bir asker değil aynı zamanda Amerikan sisteminin Orta Doğu’daki uzantısı haline getirir. Bu tür eğitim süreçleri, NATO ve özellikle CIA eliyle yürütülen kadrolaşma programının parçasıdır. Alparslan Türkeş de bu programın bilinen yüzüdür. Ancak, sadece Türkeş değil Soğuk Savaş boyunca Türkiye'den birçok subay ve bürokrat benzer biçimde eğitilerek geri gönderilmiştir. Görevleri bellidir: Türkiye'yi "sözde" Sovyet tehdidine karşı cephe ülkesi olarak konumlandırmak ve gerektiğinde ülke içinde rejim mühendisliği yapmaktı. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri de bu mühendisliğin askeri ayağıydı. Gladio (ya da Türkiye'deki adıyla "Kontrgerilla" da) bu yapının illegal ama sistematik enstrümanlarından biridir. NATO’nun Türkiye’ye yerleşmesi, sadece askeri bir anlaşma değil istihbarat, medya, eğitim ve siyaset alanlarında da etkili bir kuşatmanın başlangıcıydı. Komünistlere karşı CIA tarafından oluşturulan "cemaatler", "milli gençlik vakıfları", "öğrenci dernekleri" ve "tarikatlar" üzerinden özellikle toplumda din ve milliyetçilik mühendisliği yapma projesi yürütüldü. Bu yapıların çoğu, görünürde "anti-komünist" bir ideolojiyle ortaya çıkarken aslında arka planda Amerikan çıkarlarına hizmet eden uydu kuklacık hükümleri meydana getirdi. Bugün Ortadoğu'da sadece CIA, NATO ve MOSSAD’ın (borusu öter) dizayn ettiği hükümetler var olur. Çünkü rejimler kurulur, yıkılır; muhalefet desteklenir ya da bastırılır; darbeler yapılır, liderler öldürülür ya da itibarsızlaştırılır, sadece bunlar karar verir. Türkiye ise bu denklemde hem bir piyon hem de hep bir tetikçisiydi. Emperyal aklın Türkiye'deki "yerli işbirlikçileri", geçmişte olduğu gibi bugün de görevlerinin başındadır. Bu nedenle, sadece Alparslan Türkeş değil 27 Mayıs’tan 12 Eylül’e, oradan günümüzün "yerli ve milli" görünümündeki küresel işbirlikçilerine kadar uzanan bir zincirin her halkası iyi analiz edilip bilinmelidir. Dış müdahale asla yalnız gelmez ona her zaman içeride hazır bekleyenler işbirlikçiler eşlik eder.

Carl Sagan

14,394 views • 10 months ago

"Türkiye'de son 20 yılda vasatın altına bir kayış var ve bu teşvik ediliyor. Elit olmak, seçkin olmak kötü bir şey olarak görülüyor. Oysa Dünya tarihini yapanlar, medeniyetleri kuranlar asla vasat ve vasat altı değildir. Tarihin ve medeniyetin kurucusu, öncüsü, kitleleri kanalize edenler kendi konularında iyi olanlardır. Bu iyi ve ya kötü bir şey değildir, bu elitizm de değildir, bu bir durum tespitidir. Okullarınız iyi olacak, bazı üniversiteleriniz diğerlerinden iyi olacak. Bizim de bazı üniversitelerimiz ve liselerimizin seçkin olması lazım. Herkesin aynı eğitimi alması mümkün değil, gerekli de değil. Türkiye'de 20 seneden beri var olan iyilerin kalitesi düşürülüyor. Türkiye, savunma sanayii alanında çok iyi şirketler üretti. Buradaki yetişmiş insan gücümüz yurt dışına gidiyor. Onların yerine mühendislik bilgisi vasatın altında ama "dini bütün" insanlar alınıyor. Ben bunların dininin bütün olduğunu da düşünmüyorum. Bir insan neyi yapıp neyi yapamayacağını bilmeli. İyi bir müslümansın diye roket yapamazsın. İyi bir mühendissen roket yaparsın. Bu iyi müslümanlık değil, başkasının hakkını yemek. Bolşevik Devriminden sonra Rusya'dan Rus entelektüelleri kaçtı. Naziler nedeniyle Almanya'dan Yahudi entelektüelleri kaçtı. İran Devriminden sonra İran'dan büyük bir beyin göçü oldu. Şimdi Türkiye benzer bir beyin göçü yaşıyor. Onların yerine kendi dillerinde bile okuma yazma bilmeyen milyonlar geliyor. Bu aynı zamanda ileri teknolojiyi kullanabilecek insanları kaybetmek ve yerine de en ilkel teknolojiyle sanayide çalışacak ucuz insan gücü istihdamı demek. 'Türkler çalışmak istemiyor' diyorlar. Anadolu'ya geldiğimizden beri bu coğrafyada Türkler çalışıyordu. Türkler son beş senede mi tembel oldu? İnsanlar çalıştığının karşılığını almak istiyorlar. Ucuz iş gücü olarak Suriyelileri kullanmak bir felaket. Ülkenin geleceğinin çalınması."

Ümit Özdağ

464,729 views • 2 years ago

Uygarlık Tarihinin Kısa Analizi ▪️300 bin yıllık homosapiens başaramadı. ▪️12 bin yıllık neandertal üzerine Antik Mısır ve Antik Roma medeniyetleri kuruldu. ▪️Son 2 bin yıllık gelişmeler önemliydi. 1760-1840 buharlı makineler ile sanayi devrimi son 250 yılda teknolojinin gelişimini hızlandırdı. 1825 yılında ilk kez dünya nüfusu 1 milyarı aştı. Gıda bolluğu nüfusu artırırken gelir dağılımı adaletsizliğini yarattı. ▪️20. yüzyılda dünya dijital bir köy haline geldi. Ulaşım, üretim, tüketim, sermaye sınır tanımadı. Atom bombaları da öyle!.. ▪️21. yüzyılda yani 2000'lerden itibaren her yıl üretilen bilgi daha önceki tüm insanlık tarihindeki birikimi üstel büyümeyle katladı. 2008'de Bitcoin çıktı. Kuantum bilgisayarlar sayesinde uzay, tıp ve diğer bilimlerde keşifler hızla ilerledi. Ancak, şu var ki teknolojinin ilerlemesi çok sık karıştırılsa da asla medeniyetin ilerlediği anlamına gelmiyor! 2025 yılındayız ama 12 bin yıl önceki aynı genetik dizilimde uzak kuzenlerimiz olan neandertal toplumların yaşadığı barınma, gıda ve güvenlik olarak özetlenebilecek üç temel sorunu çözebilmiş değiliz. Bunun sonucunda burada sadece bir örneğini paylaştığım video ile görüldüğü gibi insanlar yeniden birkaç bin yıl önceki yaşam tarzına geri dönüyor. Buna göre, yeniden kırsal kesimde arsa alıyor ve tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Kendi evini kendisi yapıyor. Güçlü bir adam bir kadından 8 çocuk yapıyor ve ailesini bir tür mikro işletme gibi idare ediyor. Tüm çocuklar ev ekonomisi için çalışıyor ve her şeyi ortak bölüşüyor. Onlar da evlenmek isterse birkaç odundan mobilyası hazır. Sofraya sadece iki tabak daha koyulacak ve başka bir sorun yok. Konserveler kış için yapılıyor. Erişte, turşu ve salça yapılıyor. Et kurutuluyor. Bal üretiliyor. Yavaş ama uzun bir yaşamın tadı çıkarılıyor. Ben bu yaşam modelini wellness bilimi araştırmalarımda uzun yıllar inceledim ve yaşayarak deneyimledim. Dünyanın en zenginleri Türkiye, Güney İtalya ve Kıbrıs vb. yerlerde bu yaşam modeline geçti. Benim gözlerime göre, sosyal medyanın toksik ortamı, sözde kurumsal yaşamın mobbing, sahtekarlık ve hiyerarşide yükselme çabası ya da aşağılık kompleksinden kaynaklanan gösteriş çabasıyla öne çıkarılan hızlı tüketim alışkanlıkları, daha iyisini ararken sahip olduğun eşin kıymetini bilmemek ve çok daha fazlası yerine böyle bir "ilkel yaşam" çok daha ileri bir medeniyet olabilir. Ben hala bekarım ve sevgilim yok ama bu iki koşuldan biri olsaydı finansal özgür olduğum için böyle bir yaşamı seçip 8 çocuk yapabilirdim. İnsanlığın daha iyi bir gelecekte iyi genetik aktarımla sürdürülebilirliği için bu önemli bir fedakarlık olabilir. Tabii eşim olacak kadına da bağlı...😃 Siz ne düşünüyorsunuz? İstanbul'da kurumsal bir şirkette kariyer mi yoksa kırsalda ilkel bir yaşamın mutluluğu ve refahı mı? Yorumlarda buluşalım.

Dr. İbrahim Can, CPA

10,546 views • 1 year ago

📢SESLİ ANLATIM: 🚨HAYVANLARIN YARADILIŞ HAKİKATİ NEDİR? 🚨İFRİTLER NEDEN SİLÜET OLARAK HAYVAN ŞEKLİNDEDİR? Hal ilmi üzerine hocamızla istişare ettiğimizde; İnsanlardan ve cinlerden çok önce hayvanların yaratıldığı, ancak o zamanlarda bu günkü gibi et bedenlerinin olmadığı anlatıldı Bizim alemimizde melekler, hayvanlar, cinniler, insanlar ve yecüc mecüc olmak üzere beş çeşit mahlukat var. Tayyi mekan veya astral seyahat yapılıp biraz geriye gidildiğinde cinnilerle bir takım garip şekillerin, hayvanların savaştığı görüldü. Biraz daha ileri gidildiğinde; çok daha farklı olan hayvanlar var. Uçan, ağzından ateş çıkaran ejderhalar filan var. Evet bunlar gerçek, var. Dünyevi olarak da fosilleri incelediğinizde bu zaten teyit edilebilir. Bugünkü hayvanların bazısı bize yardımcı oluyor, bazısı saldırıyor. Yılan sokmaya çalışıyor, köpek bizi korumaya çalışıyor. Nasıl oluyor yani? Hepsi hizmet için sunulduysa o zaman bize saldıran hayvanlar niye var? Hepsinin bir insan oğlunu görünce "hazır ol" da beklemesi gerekmiyor mu? Gibi birçok beyin yakan sorularımız var. Astral yolculuk esnasında görülen bazı konuları anlatmak istiyoruz. Hayvanlar ve hayvanların yaratılış özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Bir kaynak da olmadığı için hal ilmi ile birlikte yolculuk yapıyoruz. Asıl konuya başlayalım: Cinlerden önce bir hayvanlar alemi olduğunu düşünün. Cinler yok, insanlar yok. Şu an bildiğimiz hayvan şekillerinde yaratılmış ama vücutları şimdiki gibi et değil. Suretleri şu anda gördüğünüz hayvan suretinde Kendi çeşitlerine göre birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıyorlar Güçlü olan zayıfı eziyor. İçlerinde imanlısı var, imansızı var. Bugünkü cinler ya da insanlar nasılsa onlar da aynı şekilde. Uzun bir yaşam neticesi sonucunda cinler yaratılıyor. Rabbimiz cinleri yaratıyor ve hayvanlara üstün, halife olarak gönderiyor. Bu arada cinler yaratıldığında cinlerin vücuduyla hayvanların yani bize göre şu anda hayvan dediklerimizin vücutları aynı değil. Nasıl ki cinler bizim vücudumuza girebiliyorsa, hayvanların vücudu da cinlerin vücuduna girebiliyor o dönem. Bizim şu andaki gözümüze göre düşünmeyin. İnsan boyutundan değil Cinni boyutundan geriye bakın. İnsan boyutundan baktığınızda cinnileri göremiyorsunuz. Cinni boyutundan geriye baktığınızda şu andaki biz gibi onlar da o hayvanları göremiyorlar. Cinler yaratılmadan önce öyle bir durum yok çünkü hepsi birbirini görüyorlar İçinde imanlı olan, imansız olanlar var. Rabbimizin dini tek olduğu için Onlara bildirilen emirler de bizdeki gibi aynı fakat onlara bildirim şekli olarak yine kendi cinslerinden uyarıcı olarak gelenler var. Bize Efendimiz Aleyhisselam geldi, peygamberler geldi. Cinlerden de peygamberler geldi fakat gelen uyarıcılar herkesin kendi cinsinden geldi. Efendimiz Aleyhisselam bir kere geldi, ahir zamanda geldi. Bu şekilde düşünmeyin. İlk gelen insan sorumluydu, ilk gelen cinni de sorumluydu, tebliğciydi. Fakat cinler ve daha insanlar yokken hayvanların olduğu zaman da her çeşitten yaratılanlar varmış. Adem babamız gibi tek olarak değil. Her çeşidin bir başlangıcı yaratılmış ve her nesil çoğaldıktan sonra, kendi aralarında ciddi savaşlar olmuş. Yani şu andakinden daha karmaşık -Şu anda en azından insanlar, cinniler tek tip. Cinniler geldikten sonra bunlar cinnilerin aynı şekilde üstünlüğünü kabul etmemişler. Zaman içerisinde cinnilerin içine girerek hani nasıl cinniler, musallatlar insanların içine girebiliyor, hakimiyet altına alabiliyor Benzer şekilde onlar da cinnileri kontrol altına almışlar. Tabi bunu dünyamız olarak düşünmeyin. Başka gezegenlerde, galaksilerde de yaşandığını düşünün. Şu andaki hayvan yapısına göre de odaklanırsanız yine işin içinden çıkamazsınız. Daha bildiğiniz et bedeni yok. Zaman içinde bu “hayvanlar” cinnilerin içine girerek cinnilerin de inançlarını bozuyorlar ve zamanla vücut yapıları da o hayvanların şekillerine giriyor. Onun içindir ki ifritler değişik hayvan şekillerinde, en azgınları da yılan şeklindedir. O hayvanların zamanında yılanlar en azılılarıydı. Azılıları haline geliyor. Kime karşı? Bize göre kedi, köpek veya diğer canlılara karşı Bugünkü insanlara saldıranlarla, insanlara faydalı olanların ayrımı orada da aynı. İyi ve kötü olanlar Yani imanlılar ve imansızlar Hayvanlar, cinni ırkı bozuyor ve başka gezegenlere de gidebiliyorlar. Cinnilerin büyük bir kısmı hayvan şeklinde görünmeye başlıyor çünkü içlerine giriyorlar. İçlerine girince onların kimyasını, yapısını değiştiriyor. Bugün de bazı insanlar var ya cinnilere benzer. Yüzlerinde nur yoktur, içgüdüsel, hayvansı özellikler vardır kimi insanlarda. İşte bu hayvansı özellikler cinlere de aynı şekilde geçmiştir. Onlar da hayvansı özellikler göstermeye başlamıştır, nefislerini azdırmıştır. İnsanlar halife olarak yaratılınca bu sefer bunlar yine Rabbimize karşı çıkmıştır. Hayvanlara biz bugün hayvan diyoruz ama o zaman ki isimleri değişikti. İşte o karşı çıkmalarında onlara üstün olduğu için üstünlüğünü kaybetmek istememişlerdir. Ama ; İşledikleri günahlar ve yaptıklarından dolayı da artık Allah’u Teâlâ onların üzerine yeni bir ırk getirmiştir. Bu gelen ırk insanoğludur ve insanoğluna itaat etmemiştir. Bunlar hayvanlardan cinlere, cinlerle birleşerek de bugün insanlara musallat olmaktadır. "Hayvanların bugün et bedenleri var. O zaman ki eğer cinnilerin vücuduna girebiliyorlarsa nasıl bunlara hayvan diyemeyiz" diye sorduğumuzda; "Hayvan bugünkü adlandırmasıdır. Topraktan yaratıldınız, toprağın bir parçasından da hayvanlar yaratıldı" denildi. Cinnilerin içine girdiklerinde cinnilerin yecüc mecücü oluyorlar, şekil değiştiriyorlar. Yani iki ırk birleşiyor. Yine ölüyorlar ama o soy melez olarak devam ediyor. Bu "hayvanlar" içinde zamanında köpek tipli olanlar hala gelip insanlara yardımcı olan, insan nesline itaat edenler. İnsanlara ve cinlere saldıranlar ise o zamanda cinlerin sonra da insanların üstünlüğünü kabul etmeyenlermiş. İnsan yaratılmadan önce hayvanlar ve cinniler aralarında şu anda ki cinni ve insanlar gibi mücadeleler vardı Bir de insan ırkı üzerine gelince, hayvanlarla cinnilerin birleşmesinden oluşan yecüc mecücler insanla da birleşerek hayvani özellikler gösteren üçlü bir ırk oluşturdu Allah dostları anlatmıştır. ”Her şeyi yiyip bitirecekler”Bu hayvani özellikleri anlatılır. Bu hayvani özellikler o hayvanların yaratılışından gelip cinnilerle birleşip, döllenerek ortalama bir ırk oluşturup, o ırkın da gelip insanla birleşerek birlikte ırk oluşturması ile olur Yani yecüc mecüc sadece cinni ile insanın birleşimi değil. Hayvanla birleşen cinni ara bir ırk ve o ara ırkın da gelip yine insanla birleşmesiyle oluşuyor. Şöyle düşünün; Hayvandı, ifritler cinniler ile birleşti. Birleşmeden bir ara ırk çıktı. O ara ırk topraktan yaratılmış olan insanla da birleşince yine topraktan yaratılma özelliğini de alarak farklı bir özellik sağlamış oldu. Yani hem hayvanların özellikleri, hem de cinnilerin özellikleri var Çok hızlı hareket etmeleri ve farklı özellikleri var. Bir de üstüne cinni ifritler insanlarla birleştiğinde -ki ilk baştan beri istedikleri bu- Ne oluyor? Kendi ara ırkları devam ediyor. -Bugün nefsi biz hayvani iç güdülerle anlatıyoruz, bakın aslında olanın ve söylediğimizin farkında değiliz Hayvani o istekler, hayvanlardan cinlere, cinlerle birleşerek bize geçtiğini anlatıyor. Çok iyi düşünün. Yani burada "bunu kabul etmiyorum. Bu Hazreti Kur'an’da nerede var? Buna delil getirin" demeden önce bir düşünün. En azından bu anlatılanların olabilirliği, doğru olma imkânı var mı, yok mu? Sohbetin sesli anlatımı aşağıdadır.

Synergy Kendiyas

11,152 views • 11 months ago