Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Evlada verilecek temel öğütlerden biri komunizmin her denemesinde basarisiz oldugu, fecaatle sonuclandigidir. Bu dağda yerleşik keşiş ne dediğini bilmediğinden dediğini diyor. Saçmalıyor

20,464 görüntüleme • 9 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Furkan Karabay: İtirafçılar etkin pişmanlık ifadeleri verdiği sıralarda ya ailesinden biri tutuklanmış, ya ailesinden biri gözaltına alınmış ya da şirketlerine bir şekilde işlem uygulanmış, kayyum atanmış. Dolayısıyla hem mallarıyla hem aileleriyle tehdit edilmişler. Bu süreçte bu insanlar etkin pişmanlıkçı olmuş, bu süreçte etkin pişmanlık ifadesi vermiş. Murat Kapki de bunu anlattı. “Eşim gözaltına alınmıştı” dedi. “Beni Çağlayan Adliyesi’ne götürdüler” dedi. Cezaevinden Çağlayan Adliyesi’ne giderken her şeyi düşündüm dedi. “Yani aileme neler gelebilir, ailemin başına neler gelebilir, benim başıma neler gelebilir, bunları düşündüm” dedi. “Savcının odasına girdiğimde de hep aklımda bunlar vardı” dedi. Savcıyla görüştüğünde de savcıya eşinin gözaltına alındığını söylediğini, savcının ise bir şekilde, hani biraz daha mizahi bir tabirle konuştuğunu ve kendisine “Onu gözaltına almadık, davet ettik” dediğini anlattı. Ardından savcının telefonla arayıp “Feyza Hanım’ı bırakın” dediğini, yani eşini bırakın talimatı verdiğini anlattı. Yani savcılık işlemlerinin ne kadar baskı altında yürüdüğünü anlattı. Ve devamında şunu da söyledi: AKP MKYK üyesi, eski AKP MKYK üyesi Avukat Mücahit Birinci’nin kendisine gelip, tutukluyken iki buçuk milyon dolar karşılığında kendisini cezaevinden çıkaracağını söylediğini; ancak bunun için bir etkin pişmanlık ifadesi imzalaması gerektiğini anlattı Murat Kapki. Ve etkin pişmanlık ifadesinde Özgür Özel’in adının olduğunu, Ekrem İmamoğlu’nun adının olduğunu, Murat Ongun’un adının olduğunu; bu insanlar hakkında görmediği, duymadığı, bilmediği iddiaları söylemesinin istendiğini söyledi. Murat Kapki de, bunu kendisi anlatıyor: “Ya kardeşim, ben iki milyon dolar, iki buçuk milyon dolar neyse vereyim. Sen beni çıkaracaksan böyle çıkar. Ben bu ifadenin altına imza atmam” dediğini anlattı.

Tele2 Haber

39,911 görüntüleme • 4 ay önce

📢İMAMOĞLU'NUN EN GÜVENDİĞİ İSİMLER NEDEN İTİRAFÇI OLDU? ⚪️Gazeteci Nedim Şener'den Nedim Şener 🇹🇷 o isimlere zehir zemberek sözler: 🔴"Para pul olaylarını biz değil en yakınındaki adamları ortaya saçtı! Özel, Çelik ve İmamoğlu suç aleti ve suç ortağıdır! Özgür Özel İmamoğlu için CHP'yi gözden çıkarmış! Siz hiç 'Ben çaldım' diyen hırsız gördünüz mü? Vergiden kaçırma, yolsuzluk falan her şey var bu adamda! Yolsuzluktan elde ettiği paralarla siyaseti finanse etti! Hani siz adalet hakkaniyet peşindeydiniz! Adam haramı hakk görmüş bununla ilgili soruşturma yapılınca da 'Hakkımı yedirmem' diyor. İmamoğlu'nun hakk sözcüğünden anladığı da HARAM! İmamoğlu 'İstanbul Nimet' diyor ya gerçekten adam Nimet olarak görmüş bu şehri. Beylikdüzü'ndeki ağını tamamen İBB'ye taşımış bu adam. Bunlara para vermeden bir tane müteahhit imar alamamış! Organize yalan var ya bunlar o işin ustasıdır. Bunlarla baş edemezsiniz bunlarla savaşırsınız kardeşim!" 🔴"Bu para pul olaylarını anlatan biz değiliz 2013 yılından bu yana beraber hareket ettikleri Ertan Yıldız. Yine üst düzey bürokrat olarak atadığı Murat Abbas. Başkası anlatmıyor. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Çelik ne diyordu? Bunlar suç aletleri ve suç ortaklarıdır. Adamın ne yaptığını herkes biliyor. Ben her şeyi geçiyorum Beylikdüzü'nde bir Balıkçı Kenan var. Sadece o adamı dinleyin size bütün çarkı anlatsın. Bütün müteahhit firmaları bunlara parayı vermeden imar alamıyor. İnşaat yapamıyor. Hep aynı çark.İmamoğlu Beylikdüzü'nde ne yaptıysa hepsini İBB'ye taşımış. Ertan Yıldız denilen kişi en yakınındaki 3-5 kişiden birisi, ne diyor o: adam Beylikdüzü'nden firmaları getirdi diyor. Çünkü imamoğlu'nun en güvendiği firmalar onlar. Basmışlar gaza yani. Seçimden önce bu Sarıyer'deki villaları falan 50 milyon dolarlık yeri yüzde bir fiyatına 15 milyon liraya almış. Her şey var bu adamda vergiden kaçırma falan. Tabi ki kendini böyle savuncak. siz hiç çalan birinin 'ben çaldım' dediğini duydunuz mu? Ben diğerlerini anlamıyorum. Özgür özel partiyi gözden çıkarmış İmamoğlu'nu savunuyor. Ekrem İmamoğlu bizi buradan izliyorsa Özgür Çelik izliyorsa hadi iftiradan dava açın ortalık şenlensin. Yahu bu Özgür Özel sanık sanık Kemal Kılıçdaroğlu'na saplanan hançerin bizatihi kendisidir. O hançeri saplayan da Ekrem imamoğlu'dur. Yolsuzlukla siyaseti finanse etti biz insanlara nasıl anlatalım. Hani siz adalet hakkaniyet peşindeydiniz! Adam haramı hakk görmüş bununla ilgili soruşturma yapılınca da 'Hakkımı yedirmem' diyor. İmamoğlu'nun hakk sözcüğünden anladığı da HARAM! İmamoğlu 'İstanbul Nimet' diyor ya gerçekten adam Nimet olarak görmüş bu şehri. Organize yalan var ya bunlar o işin ustasıdır. Bunlarla baş edemezsiniz bunlarla savaşırsınız kardeşim!"

Haber Global

36,101 görüntüleme • 1 yıl önce

Biliyorsunuz, belediyelerin bu işin altından kalkamayacağı anlaşıldığı an, Valilikler de barınak kurmaya başladılar. Hiç uzmanlıklarının olmadıkları bir alan. Apar topar da girildiği için sorun üstüne sorunlar yaşanıyor her şehirde. Güvenlik, beslenme, su, tedavi, kısırlaştırma vs. Bu görüntüler yakın zamanda farklı kişiler tarafından farklı tarihlerde çekilmiş. Devasa alanlar yapmanın en kötü sonuçlarından biri bu. Alan kontrol edilemez hale geliyor. En kötü kararlardan bir tanesi de köpeklerin patileriyle basabileceği çit sistemi yapıp tepesine jiletli tel koymak. Bunlara ek olarak bir vatandaş "neden suları yok" dediğinde işçinin "saati var" dediğini belirtiyor. "Suyun saati mi olur" dediğinde ise sert karşılık alıyor. Çünkü birçok doğal yaşam alanında otomatik veya çeşme sistemi yok. Su taşındığı için, işçileri kontrol eden de olmadığı için çok rahat davranıyorlar. Sayın Valimizi lütfen bilgilendiriniz. Burada mutlaka sık sık iç denetim çalıştırılmalı, barınak tecrübesi olan Çanakkaleli hayvanseverlerle bir toplantı yapması da herkesin yararına olabilir. Ayrıca bu sistemin onayını veren ve yapan kişiler ile de görüşülmesi gerekmektedir. Çanakkale Valiliği Buradan yorum atacak herkesi uyarıyorum. Her ne kadar çok öfkelenseniz bile kötü kelimeler, cümleler kullanmayınız. Bugüne kadar öfkesine yenik düşen birçok arkadaş hukuken ceza aldılar. Yazdıklarınız sizi bağlar.

OnNumara

24,101 görüntüleme • 11 ay önce

Fazla vaktinizi almadan iki dakika 30 saniyede meseleyi özetlemeye çalıştım. İddia: "Onlar teröristlerin çocukları, Adalet Bakanlığı ilgilensin, bana ne." Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinde anneleriyle kalan bebek ve çocuklara ilişkin yaptığı görüşmede, Mahinur Özdemir Göktaş’ın kendisine "Onlar teröristlerin çocukları, Adalet Bakanlığı ilgilensin, bana ne." dediğini iddia ediyor. Ömer Faruk Gergerlioğlu Bu iddiasını da "Kulaklarımla duydum." sözleriyle destekliyor. Bu iddiayı yalanlayan resmî bir açıklama henüz yapılmadı. Aile Bakanlığı, kanunen sadece sosyal yardım yapan bir kurum değildir. 5395 sayılı Kanun, "Çocuk Koruma Kanunu"; 6284 sayılı Kanun ise "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi" kanunudur. Mesele "ilgilenmek" değil, doğrudan "sorumlu olmak"tır. Anayasa’nın 17. maddesi: Herkes, yaşama ve maddi-manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Bu maddenin üç temel açılımı: ▪️Yaşam ve gelişim hakkı ▪️Vücut ve ruh bütünlüğü ▪️İnsan onuru Özgür Özel O hâlde sormak gerekir: İddia doğruysa, bu sözler yasalarla bağdaşır mı? Doğru değilse, neden açık ve net bir şekilde yalanlanmaz? Bakanlığın görev alanı, yalnızca idari bir tanım değildir; doğrudan kanunlarla belirlenmiş açık yükümlülükler içerir. Bütün bu tartışmaların özü: Devlet, yalnızca suçluyu değil; suçsuz olanı, en zayıf olanı, kendini savunamayanı korumakla ve tuzak kurmamakla yükümlüdür. Şikâyet ettiğimiz her ne varsa ve gerçekten düzelmesini istiyorsak; ayrımsız adalet vurgusu ile "adalet"i temele ve çatıya oturtmak zorundayız. Kurtuluş ancak böyle mümkün... Bu konuyu OcakMedya ayrıntılı bir şekilde kaleme aldım. Nâmuslu ve liyâkatli basın mensuplarını destekleyin ki kamuoyu doğru bilgiye ulaşsın, mağduriyetler daha görünür olsun. #Patrion

Sırrı Er

21,466 görüntüleme • 5 ay önce

Hıristiyanlar, diğer inançlara kötü hissettireceği kaygısıyla kendi değerlerini savunmayı ayıp buldukça Müslümanlar bunu zaaf görüp kamusal alanlarda meydan okumaya başlayınca insanlar sonunda patladı. Videodaki karşılaşma İngiltere'de yaşanmış. Kadın, elinde haçla Müslümanların kamusal alana tahakküm etme eylemine müdahale ediyor. Karşısındaki Müslümana diyor ki: Manchester Arena'daki her masum çocuğun kanı senin ellerinde. Köprülerdeki herkesin kanı senin ellerinde. Her bir İslami terör saldırısındaki her bir masum insanın kanı senin ellerinde! Bu yüzden ne var biliyor musun beyefendi? Elimi sıkmayı reddettiğine sevindim. Çünkü bir şeye inanıp da bunu itiraf edemeyecek kadar korkak olan birinden daha kötüsü yoktur. Şimdi sana şunu söyleyeyim; sen, beyefendi, benim düşmanımsın. - Hayır, değilim. - Evet, öylesin! Evet, öylesin! İsa'nın ne dediğini biliyor musun? İsa Mesih dedi ki... İsa Mesih dedi ki... İsa Mesih dedi ki: "Ben huzur getirmeye gelmedim, ben bir kılıçla geldim. Ben anneyi geline, babayı oğula, anneyi geline karşı getirmeye geldim." Sana şunu söyleyeyim; eğer bizim Hristiyan olmamızdan ve benim bu haçı taşımamdan dolayı buraya gelip yüzümüze yalan söyleyebileceğini ve insanlarımıza saldırabileceğini düşünüyorsan, o zaman kendi insanlarına haber ver ki biz Hristiyanlarla dalga geçilmez! Ve sen yanlış kavgayı seçtin. Şimdi gitmeni öneriyorum. Hadi git bakalım evlat. Şimdi arkana bakmadan git. *** Müslüman göçmenlerin Batı ülkelerinde yaptıklarını tersine çevirsek ve Hıristiyanların aynı şeyleri Müslüman bir toplumda yaptığını farzetsek Müslümanlar bir tane bile Hıristiyanı sağ bırakmazdı değil mi? Hıristiyanlar hiçbir saygısızlıkta bulunmadıkları, tahrik etmedikleri, kendi hallerinde hayatlarını sürdürmeye çalıştıkları halde Müslümanların yapmadığı eziyet, hakaret, tehdit kalmadığı için Hıristiyan nüfus hızla eriyor. (Kaynak: Islam Invasion 🚨)

Kenan Çamurcu

13,939 görüntüleme • 2 ay önce

Bir gün Warren Buffet, İbn Haldun ve ben, beraber, aynı paylaşım için yan yana gelmişsek bilinsin ki aklımı peynir ekmekle yiyorum. Warren Buffet, başına gelen tüm iyi şeylerin doğru zamanda, doğru ülkede doğmasından kaynaklandığını söylemeye bayılır. Bu bana İbn Haldun’un meşhur “Coğrafya kaderdir” sözünü hatırlatıyor. Ve ben ikisine de katılmıyorum. Hatta şiddetle karşıyım. Her ikisi de kendini peşinen inkâr ediyor demektir. Kimin umurunda! Biri dolar milyarderi bir yatırımcı, diğeri yüzyılları aşmış bir filozof. Ya Ben?😊 Rana Foroohar (Rana Aylin Foroohar; yazar, Financial Times’da yardımcı editör, küresel ekonomi analisti...) “Dikkate değer insanlar herhangi bir ülkeden çıkabilir elbet. Ama bazıları, belli zamanlarda, başarıya ulaşmaları için vatandaşlarına diğer ülkelere nazaran daha çok fırsat sunar” diyor. Ne vesileyle söylüyor? Bir dönem teşrikimesaide bulunduğumuz Newsweek dergisinin “En İyi Ülkeler” konulu özel sayısı şerefine... 🧐 15 yıl kadar önce, basit ama zor bir soruya cevap için küresel bir dosya yayımlamıştık: Bugün doğsaydınız, hangi ülke size sağlıklı, güvenli, makul bir refah düzeyinde ve toplumsal olarak yükselebileceğiniz bir hayat için en iyi fırsatı sunardı? Bu soruya sizin de muhakkak bir cevabınız vardır. Aslında temel soru şudur: Bir ülkeyi diğerlerinden daha iyi yapan ne? 🥺 O araştırmanın ardındaki danışmanlar kurulu buraya sığmaz: Nobel ödüllü Prof. Joseph E. Stiglitz, McKinsey Küresel Enstitüsü Direktörü James Manyika, McGill Üniversitesi Sağlık ve Sosyal Politikalar Enstitüsü Direktörü Prof. Jody Heymann, Çin Beijing Brookings-Tsinghua Kamu Politikaları Merkezi Direktörü Geng Xiao ve daha kimler... 😤 Bizde böyle araştırmalar hiç yapılmaz. Bırak haber medyasını, akademik dünyada bile olmaz. Bence kendimize ciddi sorular sormaktan korktuğumuz için böyle... Ya doğruluğundan emin olduğumuz şeyler öyle değilse? Bu bizim için sanılandan büyük mesele, zira biz her konuda kendi düşüncemizin doğru olduğundan o kadar eminiz ki! Peki madem öyle; yani her şeyi doğru düşünüyor, doğru biliyorsak, neden bu haldeyiz? Halimizde ne var, diyen olursa konu kapanır, dağılırız arkadaşlar. NOW Ana Haber 19.00’da. Etiket #değilmiymiş

NOW HABER

16,607 görüntüleme • 8 ay önce

🚨 ÖNCÜ SÖNMEZ’DEN YER ALTI DÜNYASINI SARSACAK İDDİALAR! ​Öncü Sönmez yayınladığı videoda Alaattin Saral, Sedat Peker ve Nedim Şener gibi isimleri de anarak çarpıcı iddialarda bulundu. ​"Lüksemburg’dan Dubai’ye kadar her şey bende" diyen Sönmez’in iddiaları 👇 ​1️⃣ "TEFECİLİK VE UYUŞTURUCU PARASI" İDDİASI ​Sönmez; Emir Hacısüleymanoğlu Muhammed Berk Toprak, Ali Uzun ve Ata Hacısüleymanoğlu isimlerini vererek Kanyon’daki ofislerine dikkat çekti. İddiaya göre: ​Büyük firmaların muhasebecileriyle anlaşıp firmayı borçlu gösteriyorlar. ​5 milyon dolarlık operasyonları 50 milyon dolar gibi göstererek "tefecilik" yapıyorlar. ​Bu paraların "sanal boyutlu uyuşturucu parası" olduğunu öne sürüyor. ​2️⃣ ALAATTİN SARAL VE "DÖNEMEME" MESELESİ ​Sönmez, Alaattin Saral’a ​"Seni buraya döndürmeyen yanındaki ortaklık yapısı. Belgeleriyle koyacağım. Mahkemen hiçbir zaman bitmeyecek çünkü o yapı senin dönmeni istemiyor." ​3️⃣ NEDİM ŞENER’E FETÖ GÖNDERMESİ ​Gazeteci Nedim Şener’i de hedef alan Sönmez, sert ifadeler kullandı: ​"En büyük onlarla (FETÖ) oturan sensin zamanında. Ben bir kere bile oturmadım. Ben devletçiyim, vatanseverim." ​4️⃣ "MAFYA DÜNYASINDA HERKES BİRBİRİNİN ARKASINDAN KONUŞUYOR" ​Sönmez, illegal dünyadaki isimlerin birbirleri hakkındaki tutarsızlıklarını şu sözlerle eleştirdi: ​Mithat Ekşi’nin Sedat Peker için "Kim lan bu Temel Reis mi?" dediğini iddia etti. ​"Cezaevinde kapattım" dediği Ali Uzun ile dışarıda sarmaş dolaş olan isimlere tepki gösterdi. ​5️⃣ GENÇLERE ÇAĞRI: "MAFYA ÖRNEK OLMAZ" ​Metnin en dikkat çeken kısımlarından biri de gençlere yönelik uyarıydı: ​"Sakın beni bir yerdeki mafya ile karıştırmayın. Ben gençlere örnek olacağım. Hiçbir mafyaya, kara paraya ihtiyacınız yok. Mafyanın gerçek yüzünü size göstereceğim." ​#ÖncüSönmez #AlaattinSaral #SedatPeker #NedimŞener #Gündem #Haber

🗞Marj Haber

195,865 görüntüleme • 5 ay önce

Talepleri net; “sokakta kalacaklar”… Kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat… Bunu bugün yine çocukların, insanların konuşulması gereken kürsüye çıkartılıp söylediler… Tekraren söyleyelim… İnsan ile, hele ki çocuk ile yer yüzünde eşit değerde bir hayvan yoktur… Eğer karşılaştıracaksanız bir tarafa Tunahan’ı bir tarafa onu parçalayan başıboş köpekleri (sapasağlamlar) koyun ve yüzlerine bakarak söyleyin… Ben başıboş köpeklerin parçaladığı küçücük Tunahan’ı gözlerimle gördüm, bakamazsınız yüzüne… Bırakın doğayı korumayı, doğa kalmayacak başıboş köpekler yüzünden, çünkü orayı da mahvedecekler… Ekosistemde hiçbir yerleri yok… Kısırlaştırılmış, aşılatılmış, sokağa bırakılmış sağlıklı, dipdiri, at kadar olmuş başıboş köpekler çoçukları parçalamaya devam etmemesi için her gün her suretle herkese karşı mücadelemiz devam edecek… Milletin içi yana yana izlediği Tunahan’ı, kısır, aşılı, sokağa salınmış bir başıboş köpek tarafından boğazı parçalanarak ölen Mete’yi, kudurarak ölen Mustafa’yı yine yok saydılar… Vah ki vah… Söylediklerinin tamamı yanlış, söylediklerinin hiç biri çocukların can güvenliğini sağlamıyor, söylediklerinin tamamı başıboş köpeklerin sokaklarda çocuk avlayarak refah içerisinde olması için… Üzücü olanı hepimiz biliyoruz… O kürsülerden günün birinde çocuklar konuşulacak… Güzel olan en yetkili ve en kararlı olan sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan çocukları konuştu, onlar için varım dedi… Başıboş köpekler sokaklardan istisnasız toplatılacak, devlet ne yapacağını bilir… Peki neden yazıyorsun derseniz eğer, tarih ve millet kimin başıboş köpek kimin çoçuk dediğini bilsin diye… Çocuklar ölürken başıboş köpekler konuşulmayacak… Bu ilkellikten kurtulmak zorundayız… Başıboş köpekleri sokaklardan toplayın… Hasan Doğan , Mustafa Varank , İbrahim Yumaklı #UEFA #UefaMafia

Av.Arb.ASLIHAN ERGÜN ERCAN ⚖️

47,355 görüntüleme • 2 yıl önce

Kimse Hakeme Müdahale edemez tartışma çıktı Haluk Yürekli: İbrahim abi. Hulusi Belgün'ün bir tane şeyi var. Tweet'i var. Onu versenize abi. Bunu okuyayım. Sayın Yılgün. Onu hazırlayayım. Söyleyecek çok şey var ama değmez. Bu gece bizi ikinci yarıda hakem takdir haklarının hepsini bize karşı kullandı. Anadolu takımlarının... İstanbul'un puan alması istenmiyor. Ben... Hayır şeye şaşırdım. Şimdi bir faal yapmış Fenerbahçe. Takdir hakkı... Ne konuşuyor abi? Boş boş konuşuyoruz işte. Son dakikada dün. Vermedi diyor işte. Faal yaptı. 2-2 iken galiba. 2-2 iken bir top var. Kornere giden kafasına darbe alıyor. Sidiki Şerif'in kafası geliyor. Ona korner veriyor. Herhalde onları söylüyor. Anadolu takımlarının İstanbul'dan puan alması istenmiyor. Bence Avrupa maçımız olduğu için kaybettik biz maçı. Avrupa maçımız olmasaydı Perşembe günü Fenerbahçe'nin Öztü abi nerenin içinden geçiyorsun falan. Mesela bu kadar. Bunu okumak bile istemiyorum. Abi işte bu adamı ciddi anlamamızdan dolayı çok şeyim ben. Rahatsızım. Devre arasında Fenerbahçeli. Ya bir başkana yakışır mı bu taraftara? Abi taraftara bir de yakışmaz ya. Böyle olacak şey mi ya? Abi bence onun Türkiye ile ilgili bir... Ya yeter abi konuşmasın o zaman ya. Devre arasında Fenerbahçeli futbolcular hakemin boğazına sarılmışlar diye duydum. Bana böyle dendi. Böyle bir açıklama. Abi eğer şimdi ben bu bölümle çok ilgileniyorum. Şimdi devre arasında eğer Samsun Spol Kulübü Başkanı'nın bir iddiası bu. Biz bilmiyoruz. Ben orada yoktum. Devre arasında Fenerbahçililer de sen söyle. Fenerbahçililer futbolcular devre arasında hakemin boğazına sarıldılarsa ve aynen o boğazına sarılan oyuncular ikinci yer sahaya çıktılarsa yani bizim hakemlerimiz az bile şey yapıyor, dayak yiyor. Herkes tarafından. Saralı'yı satıyorsun ama bunu bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama abi şimdi iddia sahibi de... Hiçbir dediğini ciddiye almayıp bunu mu anlatıyorsun Allah aşkına? Niye abi her dediğini ciddiye almayıp? Ne abi şimdiye kadar bu Galatasaray'la ilgili bir sürü şey söyledi. Fenerbahçe'yle ilgili söyledi. Onları konuşmadık mı abi? Hiç aldık mı ciddiye? Hiç bence aldık. Nasıl almadık abi? Kalbiyle dönüşü çelişiyor diye bir ay konuştuk İbrahim abi. Ne zaman? O üç sene belki olayı söylüyorsun. Her seferinde de bir şey var. Var mı buna paralel? Bunu biliyor muyuz? Hiçbir şey yok. Sanoluşlar diye duydum. Bana böyle dendi. Kim dedi? Hiç belli değil. Ha şu var. Bak Yağız Sabuncuoğlu yazmış. Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi Ertan Torunoğlu'ları maçın devri arası takip odasına gitti ve ilk yerde verilen kararları sert tepki gösterdi. Şimdi bu kadarı var. Yağız yazdığına göre bunun doğru olma ihtimali çok yüksek. Şimdi bunu anlıyorum. Ama yani duydum söylendi. Öte yandan bildirildiğiyle üzerine atacağız. Yani olanı konuşacağımıza. Mesela şey demiş, Fenerbahçeli bir tarafta... Ayrıldığımız yer şurası. Olan bir şeyi konuşuyoruz. Olan şey ne? Onu iddiasız konuşuyorsun. Samsun Okulu Başkanı'nın söylediğini söylüyorum. Biz şöyle bir şey konuşmuyoruz. Ben şöyle bir şey söylemiyorum. Orada yoktum. İnanmıyorum başka bir şey. Ama biz bunu niye konuşuyoruz? Olmaz. Samsun Okulu Başkanı'nın açıklamasını zorunda. Ben inanmıyorum. Sen inanıyorsan konuş. Ben inanmıyorum. Zaten iddia doğruysa diyorum. E tamam doğruysa. İddia doğruysa yani Fenerbahçeli futbolcular soyun modus koridorunda hakemin boğazına sarılacak. Bir kulüp başkanı bunu dile getirecek noktadaysa eyvah eyvah diyorum. Baba küfür eden bir adamdan bahsediyoruz. Küfür ediyor. Hatta şöyle söylemiş. Fenerbahçe bir taraftar sen şirkecisin. Galatasaray böyle oynamıyorsun. Fenerbahçe böyle oynuyorsun. Hadi git Galatasaray böyle oyna. Sen maç satıyorsun demiş. Ben de çıldırdım ve küfür ettim demiş. Esas hikaye eğer tweet varsa Hulusi Belgü de buradan mesela Saadettin Saran'a şey yapıyor. Niye onu koruyorsun diyor. Video hazırsa, şeyi, tweeti hazırsa hazır olduğuna verin. O zaman girelim konuya. Abi problemi şu işin. Şimdi Yüksel Yıldırım maç önünde yoktu. Gayet de güzel gidiyordu. Sonlara doğru çığırından çıkınca yani 2-1 kazanacağı maçın. Aslında ben dün Beşiktaşlara ne söylüyorsam aynısını Samsunlara da söylüyorum. Arkadaş ya sen şimdi en iyi maçta performans göstermiş adamlarını niye çıkarırsın yani maçın sonunda?

Galatasarayultrataraftar

41,629 görüntüleme • 6 ay önce

Anna Kristina, 4 adımda aniden daha feminen olun: 🔹Birinci adım, etek, etek ve elbiseler giyin çünkü erkekler onları giymez. 🔹Ve ayrıca bana güvenin, düz bir sokakta yürürken bir şey düşürdüğünüz için eğildiğinizde, oops, ruj yere düştü, biri gelip size yardım etmek için acele edecek ve onu sizin için alacak. 🔹Çünkü kısa bir etekte, biliyorsunuz, gerçekten çömelmek isteyeceksiniz ve insanlar sizin için kapıları açık tutacak, daha feminen olarak algılanacaksınız, nokta. 🔹İkincisi, saçınızı açık bırakın. 🔹Benimki şu anda biraz tiftikli, tamam mı, bunun hakkında konuşmayalım. 🔹Doğum günümden önce onu düzeltmek üzereyiz, tam bir makyaj yapacağım, bu yüzden bu konuda beni de yanınızda götüreceğim. 🔹Ama saçınızı açık bırakın. 🔹Aynı zamanda çok feminen çünkü erkeklerin de genellikle uzun saçları olmaz. 🔹Ve eğer neden erkekler etek giymez, erkekler elbise giymez, erkeklerin gerçekten uzun saçları yoktur diyor diye düşünmeye devam ederseniz, mesele kutupsallıktır, değil mi? 🔹Erkek maskülen, kadın feminen. 🔹Yani eğer maskülenin zıddı, tezatı olan görsel yönleri bile somutlaştırırsanız, bu otomatik olarak daha cazibeli, daha feminen olarak algılanır, çünkü temel olarak bir araya gelen iki eksik yapboz parçasını oluşturuyoruz. 🔹Üçüncü adım, diliniz. 🔹Kıdemli olmak istiyorsunuz, kibarlık, güzellik ve zarafetle konuşmak istiyorsunuz. 🔹Ben büyük bir inanana sahibim ve kelimelerim konusunda çok dikkatliyim, bazen söverim ama sadece bazen, bir noktayı karşı tarafa aktarmam gerektiğinde. 🔹Ve ayrıca sosyal medya için de, çünkü açıkçası ne hakkında konuştuğumu biliyorum, böylece gerçekte mesajımı dinliyorsunuz. 🔹Kelimelerinizle dikkatli olun, çünkü dünyaya güzellik konuşabilirsiniz, ama onu yok edebilirsiniz de. 🔹Eğer güzellikle konuşursanız, yüzünüzün, enerjinizin, auranızın, bütün varlığınızın daha güzel hale geleceğine gerçekten inanıyorum. 🔹Her şey enerjinizle ve kendinizi nasıl taşıdığınızla ilgilidir. 🔹En feminen, en şık, en etkili kadınlar, kendilerini sözel olarak çok yüksek bir standarda tutarlar. 🔹Son olarak, bunu size göstermek istemiyorum. 🔹İmza niteliğinde bir kokuya ihtiyacınız var. 🔹Bu benimki, uzun zamandır giyiyorum, kelimenin tam anlamıyla hemen götüreceğim. 🔹Bu benim sırrım, bunu muhtemelen, bilmiyorum, 20 yıldır, bilmiyorum, sanki çağlar önceden beri, sanki bir genç olduğumdan beri giyiyorum. 🔹Ve bu benim en sevdiğim koku, imza niteliğinde bir kokuya ihtiyacınız var çünkü insanları sadece görsel yönlerinizle, ne giydiğinizle, kıyafetlerinizle ve her şeyle değil, aynı zamanda konuşma tarzınızla, ama aynı zamanda nasıl koktuğunuzla da baştan çıkarabilirsiniz. 🔹İnsanların sizi hatırlayacağı bir kokuya sahip olmak istersiniz, değil mi? 🔹Ve insanlar kelimenin tam anlamıyla sokaklarda başka bir yerde koklayıp sizi düşünürler, işte istediğiniz şey bu. 🔹Ayrıca kokunuzun içinde feromonlar olduğundan emin olmak istersiniz, çünkü feromonlar aynı zamanda cinsel bir hormondur, bu yüzden onu üzerinizde koklayan kişi size biraz daha çekici gelecektir, değil mi? 🔹Yani hepsi bilim, hepsi psikoloji. 🔹Her neyse, kaçacağım çünkü müşterilerime geri dönmem gerekiyor, ama evet, umarım bu yardımcı olmuştur.

Netlog Medya

48,920 görüntüleme • 1 ay önce

O kadar harika bir ifade ki. "Trafikte bizden hızlı giden herkes manyak, bizden yavaş giden herkes aptaldır." O kadar yoruldum ki herkesin kendini referans alıp kendi mevzisine göre yargı dağıtmasından. Ben nasıl yaşıyorsam o hayat ahlakidir, ben neye inanıyorsam o mutlak doğrudur, ben nasıl yaşıyorsam o hayat idealdir, benim ahlaki sınırlarım herkesin ahlaki sınırları olmak zorundadır. Yoksa ya aptalsınız ya da manyak. Temel nokta ne ? BEN. Delice bir ben. Bu çağda narsistik vebadan bahsediliyor, narsisizmin özü tam olarak bu. Gözleri kendi içine dönük insan. Oysa gözlerimiz çok değil ama biraz olsun dışarıyı da görelim diye yaratıldı. Kendi yaşadığı gibi yaşamayan herkesi narsist diye etiketlemek de narsistik bir tutum değil mi? Tüm güzel sıfatlar bize, tüm marazlı ithamlar ötekine. Tüm yücelik bize, tüm sefillik ötekine. Benim yolumdan gitmen yetmiyor. Benim hızımla da gitmelisin. Öyle kırılgan egolarımız var ki, olur da yaşadığımız hayatın az da olsa dışına çıkıp acaba eksiklik hisseder miyim korkusuyla boyuna ötekinin yolunu, ötekinin hızını eleştiriyoruz. Oysa Sinan Canan hoca çok güzel diyor, günde bir saat kendinizin dışına çıkın. Disosiyatif bir tutumla değil hayır, ben ben olmaktan çıksaydım dahi halihazırdaki benliğimi aynı hoşgörü yahut aynı nefretle mi değerlendirirdim? Ben de bir başkasının hikayesinin aptalı, bir başkasının hikayesinin manyağıyım. Ama bu kendinden çıkış sadece kendimizi eleştirmek için değil kendimizi sevmek için de yapılabilir pekala. Daima yetersiz gördüğüm, eksik gördüğüm benliğim bir başkasının en büyük hayali de olabilir. Dışarıdan bakınca ne kadar sevilebilir biri olduğumu da idrak edebilirim. Bu twit kendime de tavsiye. Tüm önyargılarımı, sosyal, dini ve kültürel aidiyetlerimi, şu vakte dek yaptığım seçimlerimi, hatalarımı, başarılarımı, yani her şeyimi evimde bırakıp balkona çıksam ve kendi evime bir yabancı gibi balkondan baksam, kısa bir anlığına da olsa. Ellerimi gevşetsem. Dünyaya ve kendime merhametten gözlerim dolarak bakarım. Çünkü insan dünyadan ve kendinden tırnaklarını az da olsa çekerse hepimizin aynı yolun trajik yazgısı ile damgalandığını görür. Velhasıl, 8. Emir : arada bir balkona çık ve bir yabancı gibi oradan bak evine. Sinan Canan

anna snitkina

80,881 görüntüleme • 6 ay önce

2026 yılında Türkiye'de yaşanan olaya bakın lütfen. Rıza Nur'un kitabındaki Mustafa Kemal hakkında "müthiş bir sarhoş (ya da ayyaş)" diye bahsedilen bölümü paylaştığı için Atakan Ay isimli vatandaş hakkında 5816'dan dava açılmış. Çok sayıda kaynakta İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e ‘Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?’ dediği, Mustafa Kemal'in de ona ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap verdiği yazıyor. İnönü hatıralarında akşam rakı sofrasında alınan kararların sabah düzeltilmesinin bir adet haline geldiğini söylüyor. Mustafa Kemal'in uşağı Cemal Grande de her gece yarım/bir litre rakı içtiğini yazmış hatıratında. O dönemin şahitlerinin tamamı, Mustafa Kemal'in her gece rakı sofrasında olduğunu anlatıyor. Devlet arşivlerindeki sipariş ve gider pusulalarından da bunun doğru olduğunu görebiliyoruz. Dönemin cumhurbaşkanının alkol problemi olduğu açık. Ortam tam olarak şu şekilde; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı çok fazla içtiği için kalabalık bir ortamda uyarıyor ve TC Cumhurbaşkanı da, kendisine çok içiyorsun diyen TC Başbakanı'nı görevden alıyor. Mesela bunun bugün yaşandığını düşünsenize. Meclisin nasıl karışacağını, muhalif TV kanallarının günlerce aralıksız yapacağı haberleri hayal edebiliyor musunuz? Ve seçim yok. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük siyasi skandalı, Mustafa Kemal'in sofrasında bir bardak bile devirmiyor. Savcı Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin önce başbakanı sonra da 2. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü'nün bizzat doğruladığı bir durumu, yine onun kullandığı "sarhoş" tabiriyle paylaşan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hakaret davası açıyor. Dahası 1. Cumhurbaşkanı da ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap vererek bu durumu doğruluyor. Yani paylaşımı yapan vatandaşın mahkemede gösterebileceği 2 şahit var ve ikisi de cumhurbaşkanı. Türkiye Cumhuriyeti'nde 2 cumhurbaşkanının şahitliğine inanmayacak bir hakim yoktur herhalde diye düşünüyorum. Ve eğer mahkeme, birisine "sarhoş" demenin hakaret olduğuna karar verirse "İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e hakaret ettiği" gibi hiçbir tarih kitabında yer almayan ama mahkeme tarafından tescillenmiş yeni bir tarih bilgisi ortaya çıkmış olur. Bu öncelikle Kemalist tarih anlatımının sorunlu olduğunu ve eleştirenlerin dahi vatan haini ilan edildiği "ulu önder" figürünün dokunulmazlığının, onu en iyi tanıyan kişi tarafından ihlal edildiğini gösterir. Bu da İnönü'nün bahsettiği sarhoş masasında alınan diğer kararların da meşruiyetinin sorgulanabileceği anlamına gelir. Bunun yanı sıra Mustafa Kemal'in "kafam çok hızlı çalışıyor onu uyuşturmak için içiyorum" demesinin sebebi de aslında ileri seviyedeki alkol bağımlılarında görülen yoksunluk ve kısmen Delirium Tremens hali yaşamasıdır. Mustafa Kemal'in özellikle 30-38 yılları arasında gösterdiği davranışlar, alkol bağımlılığı belirtileri ile birebir örtüşmektedir. Yani sorun, deha olduğu için çok fazla düşünmesi değil, deha olsun olmasın bütün bağımlılarda görülen yoksunluk hali yaşamasıdır. (İlk gördüğünüz alkoliğe içmediğinde neler yaşadığını sorun, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.) Aslında bu durumu kendisi de kabul etmiştir. Savcı Bey, Mustafa Kemal'in kendisinden örnek vererek "alkol iptiladır" yani bağımlılıktır diyor. Bunun anlamı Mustafa Kemal'in her akşam sarhoş olduğunu itiraf etmesi değil midir? "Yemek getirilmeden, tabak ve kadehlere de dokunulmadan önce, Atatürk masaya dirseklerini dayadı, parmaklarını bitiştirdi, sofradakileri şöyle bir süzdü. Toplantıya katılanların kimi adlarıyla, kimi de yalnız meslek sanlarıyla çağrılmışlardı. Sanla çağrılanların arasında Atatürk'ün tanımadığı genç kişiler de vardı. Bu durum karşısında Atatürk şu açıklamayı yapmayı uygun görüp ağırbaşlı bir tonla söze şöyle başladı: ...önümüzde içki kadehleri var. Aramızda, görüyorum, gençler de yer almıştır. Asıl onlara sesleniyorum. İçki bir iptiladır, ben 18 yaşımdan beri sofrada içki kullanırım, çok çalıştım; ama kendimi bu iptiladan kurtaramadım. Genç arkadaşlar, size vereceğim önemli öğütlerden biri şudur: Görevde iken sakın içki kullanmayınız, görev başında içilmez. "20 Eylül 1936 Agop Dilâçar" Bu açtığınız davanın takipçisi olacağım ve gelişmeleri buradan duyuracağım. Bunlar 2026 yılına yakışan işler değil savcı değil.

Abese İrca

28,098 görüntüleme • 6 ay önce