Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Evlat ile FaceTime yapıldı ve maç öncesi başarılar dilendi, rahat ol baba feneri kucağa alacam dedi 🥹🦅

15,272 views • 6 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Ataberk Doğan, Yağız Sabuncuoğlu'yla kavga ettiği olaylı Golazo 3 maçına yaşananları anlattı. Yayına sonradan Hype katıldı. (30:33) “Golazo 4'e kesinlikle katılmayacağım. Public figür kuralını sadece 2 takım uyguladı. Bunlardan bir tanesi biziz. Biz bu işi yaptık. Lakin rakiplerimiz bunu yapmadı. Turnuva buradan çok büyük bir eksiyle başladı. Bu kural çok rahat çiğnendi. Biz, biz verilen sorumluluğu yaptık. Bazı arkadaşlar, bazı hırslarına yenik düştü ve bunu yapmadı. Turnuvanın bunu karşısında olması gerekirken "ya ne yapalım?" gibisinden bir tutum sergilendi. Ben hayatımda bu kadar kötü bir hakem yönetimi görmedim. Bu hakemlerle şampiyonluğun hiçbir kıymeti yok. Bu adam böylesine bir eğlence turnuvasında bu kadar b*k gibi bir maç yönetebiliyorsa bizim ligde neler olmuştur ya? Turnuvada prim var. Benim takımımda Esenyurt'ta fabrikada çalışıp, akşam 6'da işten çıkıp, 7'de o turnuvaya gelen çocuk var. O prim için oynuyor orada. Biz harbiden önemli değiliz. Primlerle oradaki futbolcular evine ekmek götürüyor. Sen kul hakkına geçtin. Bizim takımda bu çocukların hiçbiri sana hakkını helal etmiyor. Bununla yaşa. 2 gollerden penaltı veriyorsun, ikinci yarı 6 dakika uzatmayı 21 dakika olan sürede topun oyunda kalışı 6 dakika. 6 dakika top oynanmış. Bana göre tamamen yatarak kazanılmış bir maç bu. Dün futbol oynanmadı. Biz oynamadığımız maçı kaybettik. Golazo 2 dahil, turnuvanın en kötü maçıydı. Size yemin ediyorum; "+6 verdiniz, daha oynayamadık" dedim, "Abicim rahat ol" dedi. Önünde bir tane not defteri, "Bak hepsi burada" dedi. Önüne de iPhone telefonu koymuş, kronometreden hakikatten durduruyor. "Neyse" demeye kalmadan Yağızların kulübeden birileri daha kırmızı görmeye başladı. Döndüm, "durduruyor musun?" dedim, "Ataberk rahat ol. Bak durduruyorum" dedi. "Peki abi" dedim, döndüm, 10 saniye sonra maç bitti. Bu esnada Cihan abi şok içinde kaldı. "Abi ne oluyor? Niye maçı bitirdiniz?" dedim, "Anlamadım" dedi. Hemen orta hakeme gittim, "Sen dalga mı geçiyorsun?" dedim. Bana söylediğini bire bir size iletiyorum; "Yan hakemin kararı benim umurumda değil. Ben uygularım" dedi. "Ne diyorsun sen? Uzatmalar oynanmadı" dedim. Lan niye yan hakem var o zaman? Çık tek yönet. "Ben burada bulunmak istemiyorum" dedim. Çıktım gittim.”

OnlyDrama

321,365 views • 3 months ago

Dardanelspor’da görev yaparken Türkiye Kupası 2. kademe maçında Kartalspor ile eşleşmiştik. 20 takımın bulunduğu, 5 takımın küme düştüğü, 3 takımın süper lige çıktığı bela bir ligde 17/18/19 yaş ağırlıklı oyuncular ile mücadele ederken kupada da finale çıkıp UEFA’ya gitme hedefim vardı. Onun için kupa önemliydi ve dikkatli rotasyon yapıp ligde de kupada da devam etmemiz gerekiyordu. Maçtan 1 gece önce kampa girdik. Okan’ı dışarda bırakıp hafta sonu oynayacağımız lig maçına saklamak istemiştim. Bu nedenle onu kampa almamış ve kız arkadaşıyla sinemaya gitmesine izin vermiştim. Ama kendisine telefonu açık bırakmasını karar değiştirsem ona ulaşabilmemin mümkün olmasını istediğimi söyledim. O da “tamam hocam” dedi. Gitti. Tesislerde maç öncesi son gece maçı çalışma odam da oynar maçta olabilecek tüm ihtimalleri değerlendirip düşünürdüm. Kupa maçı tek ayaklıydı. Bir terslik olursa geriye düşersek maçı çevirebilecek tek oyuncu Okan diye düşündüm ve Okan’a telefon ettim. Film esnasında telefonu açtı; “Okan kız arkadaşını eve bırak kampa gel” dedim. “Tamam hocam” dedi. 15 dk sonra tesislere geldi. Ona “Okan yanımda kulübe otur. Bir terslik olursa oyuna girersin” dedim. Maça iyi başladık. 9’ dk Halil ile 1-0 öne geçtik. İlk yarı böyle bitti. İkinci yarı başlar başlamaz, 51 ve 55 de iki gol üst üste yedik ve 1-2 mağlup durumda düştük. Düşündüğüm gibi terslik oldu :) 57’ dk hemen Okan’ı oyuna aldım. Tempoyu ve kazanma arzumuzu, kararlılığımızı arttırdık. Ama süre daralıyordu. O yıl ilk kez genç takımdan A Takıma aldığım santrafor olan Mehmet Şen’i de 82’de oyuna aldım. Hemen 1 dakika sonra 83’ de Okan, 85 ve 90’da Mehmet Şen’in attığı 3 gol ile maçı 4-2 kazandık ve kupa da tur atladık. Rakibin yedek kalecisi ise bugün Gençlerbirliği teknik direktörü olan Volkan Demirel idi :) Rotasyonun derecesi ile birlikte, tüm ihtimalleri düşünüp bir terslik halinde de paniğe kapılmayacağınız bir B planınız olmalıdır. Bugün Galatasaraylı Okan bizim Okan gibi buna hazır değildi.

Hürser Tekinoktay

13,815 views • 4 months ago

Yıllar önce bir akşam, oğlumla Ankada’yız… İlk durağımızda her zamanki gibi “Muhşin dede”sini ziyaret ediyoruz… Kabrinin başında oturduk… Sorular… Sorular… Sorular… Allahım… Bitmiyor… “Baba Muhsin dedem şunu nasıl yapardı?” “Baba Muhsin dedem bunu nasıl söylerdi?” Ve gitmek de istemiyor… Gelenlere sorular soruyor… “Sen dedemi nerden tanıyorsun?” “Sen dedemi gördün mü” Artık belki 1 saatten fazla zaman geçti… Dergahtan ayrıldık… Yürüdük yürüdük… Yemek yedik, tatlı yedik saatler geçti… Hala sorular tabi… Artık otele geçiyoruz hava biraz soğudu… “Eyvah” montu yok… Hem de yeni almıştık… Başladı ağlamaya… Eğildim kucakladım, “sakin ol, nerde unuttuğumuzu hatırladım, Muhsin dedenin mezarının orda” dedim. Üzüntüsü arttı… “Çok insan geliyor oraya, çalmışlardır montumu” dedi… Ağlamaklı… “Merak etme dedim, oraya gelen hiç kimse birinin eşyasını çalmaz…” “Hadi gene gidelim” dedi… Fırladı kucağımdan… Gerisi videoda… … Öyle ölmek ki, şehadetle yücelmek… Öyle sevmek ki, çocuk kalbinde sevilmek… Öyle şeref ki, hep şerefle bilinmek… Öyle gelmek ki, dağlar örten kefenle gitmek… Şad olasın… Cennetle güllerle, Gül kokulu peygamber ile haşrolasın… Allah bizi dünyada olduğu gibi, cennette de aynı sancak altında buluştursun… Başkanım… #MuhsinYAZICIOĞLU

Dr. Zaim Mehmet ŞIHLIOĞLU

74,563 views • 1 year ago

Hasan Şaş, Lucescu ile olan anısını anlatırken gözyaşlarını tutamadı: Gözlerimde yaş olmadan, dimdik durarak söylemek istiyorum… Mircea Lucescu 80 yaşında hayatını kaybetti. Futbola son 50 yılını vermiş, Türk futboluna damga vurmuş çok büyük bir teknik adamdı. Ben o dönem hayatımın en zor süreçlerinden birini yaşıyordum. Askerdim, 18 ay görev yaptım. Lucescu, Galatasaray’a teknik direktör olarak geldiğinde ben ancak izin alabildiğim zamanlarda antrenmanlara katılabiliyordum. Hem takımın hem de benim için sıkıntılı bir dönemdi. Açıkçası ne yapacağımı çok da bilmiyordum. Sezonun ilk haftası Denizlispor deplasmanı vardı. Kadroya bile alınmamıştım. Maç toplantısından önce, yanında Turgay Vardar ile birlikte beni odaya çağırdı. Beklemediğim bir andı… İnsan o an ilgi ve güven bekliyor. Bana aynen şunu söyledi: Senin kaliteni biliyorum. Neler yapabileceğini biliyorum. Bu takımda ne yapmak istiyorsan onu yap. Çalım mı atmak istiyorsun, at. Dribbling mi yapmak istiyorsun, yap. Ama sahada kendin ol ve bana bir sinyal ver. Bundan sonra sana görev vereceğim. O konuşma bana inanılmaz bir özgüven verdi. Çünkü askerlikten dönmüş, ritmini kaybetmiş, mental olarak zor bir süreçten geçen bir oyuncuydum. Sonrasında UEFA Champions League maçları geldi. O dönem oynadığımız AC Milan karşılaşmaları hâlâ aklımda. Kafalar sıfır, saçlar stresten gitmiş… Ama sahada bambaşka bir karakter ortaya koyduk. Lucescu’nun istatistikleri de zaten her şeyi anlatıyor: 106 maçta 64 galibiyet, 21 beraberlik, 21 mağlubiyet. Gerçekten inanılmaz bir tablo. Bir anımı daha anlatayım… İç sahada Paris Saint-Germain ile oynuyoruz. Teknik direktörleri Luis Fernández. Maçı 1-0 kazandık ama ben o maçta inanılmaz bir efor sarf ettim. O dönem koşu mesafeleri ölçülmüyordu ama ben kendimden biliyorum, sahada basmadığım yer kalmadı. Maç bitiminde tünele giderken Fernández yanıma geldi ve bana You animal dedi. Yani bu kadar nasıl koştun der gibi… Sonra bir şey daha oldu. Arkadan kolumdan tuttu ve formanı bana verebilir misin dedi. Şampiyonlar Ligi maçından sonra rakip takımın hocasının senden forma istemesi… Tarif edilemez bir gurur. Formayı hemen verdim. Meğerse oğlu Răzvan Lucescu için istiyormuş. İşte Lucescu böyle bir insandı… Oyuncusunun formasını, oğluna götürmek için isteyen bir teknik direktör. Bu, onun ne kadar farklı bir karakter olduğunu anlatmaya yeter. Galatasaray ile şampiyon oldu, Beşiktaş ile şampiyon oldu… Ama bir tek fenerbahçe ile olamadı. Çünkü olmadı, nasip olmadı. Zaten UEFA Cup 2000 Final de onların stadında kazanıldı… Kaderin ayrı bir cilvesi. Bir gün İtalya’dan getirdiği çok şık bir pardösü giymişti. Hepimiz çok beğenmiştik. Bir süre sonra antrenmana geldik… Tam 24 tane aynı pardösü almış ve bütün takıma dağıtmıştı. İşte böyle bir adamdı. Onu kelimelere sığdırmak gerçekten zor. Bana kattıkları, bana verdiği değer, kurduğu o baba-oğul ilişkisi… Hepsi için minnettarım. Türk futbolu çok büyük bir değerini kaybetti. Mekânı cennet olsun.

Harrry Kewelll 10 🇳🇬

80,834 views • 4 months ago

Dün gece Göztepe-Fenerbahçe maçı "olaylı" falan değildi. Bir kulüp başkanı maç oynanırken kendi seyircisinin tribününden çıkıp sahanın kenarından kendi oyuncu kulübesine yürümesi olacak şey değil. Saha görevlisi izin vermemesi gerekirdi. Zaten boynunda yaka kartı olmadan saha içinde kimse olamaz. 2-0 mağlup olan bir takımın seyircisi için bundan daha tahrik edici bir davranış olabilir mi? İyi adamcağıza bir şey olmadı. Fenerbahçeli kardeşlerim sakın bunu kulüplerine karşı bir saldırı olarak algılamasınlar. Zaten maç sonunda futbolcular sarmaş dolaş birbirlerini tebrik edip ayrıldılar. TFF'nin Göztepe kulübüne ceza vermesi sadece Ali Koç'a jest olsun diye yapılmış bir davranış olur. Gelelim genel atmosfere: ● Polis ile dün 4 kez temasım oldu. Örneğin maç sonu 4. kattan sıkış-tepiş şekilde aşağı inerken, arkadan bir kişi (Polis) iki eliyle aynı anda omuzuma dokunarak "abi hadi çekil bizim hızlı gitmemiz lazım" dedi. Kadın-Erkek farketmez seyirci ile bu kadar iyi iletişim kuran ve saygılı bir kadro beni inanılmaz mutlu etti. Polis de bizden. Sadece üstünde onları ayrıştıran giysiler var. Balık baştan kokuyorsa, baştan mis gibi deniz kokusu da veriyor demek ki. İzmir Emniyet Müdürü'ne gönülden teşekkür ederim❤️ ● ESİAD Yönetim Kurulu ve İzmir Ekonomik Kalkınma Üyesi iken Karşıyaka'da Örnekköy'e stad yapılması planlanıyordu. Karşı çıktım diye bir gün önce 'Üstün Zekalılar' üzerine röportaj yapan Hürriyet gazetesi ertesi gün de "Çağdaş İzmir'de Bir Üstün Zeka" diye benimle kafa bulmuştu. Dediğimde haklı olduğumu dün gece tekrar gördüm. Semtin takımı o gece tüm semtin esnafını ihya ediyor. Stadda birbirini görme imkanı olmayan arkadaşlar, dostlar hasret gideriyor. Ben KSK'nin stadının Örnekköy'e değil, KSK miniklerde basket oynarken antrenman yaptığımız, etrafında koştuğum, lokalinde masa tenisi oynadığım semtimizin içindeki stadın yıkılarak yeniden yapılması şeklinde önermiştim. Sağolsun önce yıktılar. Sonra her gelen siyasetçi yalan söyledi ve o stad yapılmadan orada duruyor😪. ● Göztepe Yönetim Kurulu Üyesi olduğum sevgili İmam Altınbaş döneminde Göztepe'de çok şey yapıldı. Bizden sonra sevgili Mehmet Sepil'de son dokunuşları yaptı ve golleri attı❤️ Göztepe her konuda kurumsal ve alt yapı sahibi hale geldi. KSK de İzmir'imizin diğer yarısı (Altay, Altınordu ve İzmirspor'u da unutmayalım). Zaten basketbolda eline kimse su dökemez. En az 3-4 spor dalında da güçlü olmalı.

Alphan Manas

186,555 views • 2 years ago

🔸️Galatasaray'lı arkadaşlarım maçı kaybettik dedi 🗣Yağız Sabuncuoğlu: Soru: Fenerbahçe'nin üzüntüsü, Galatasaray'dan sevinci o kadar baskındı ki muhtemelen stat hoparlörü kim ne açtı falan herkes kendi alemindeydi muhtemelen. Yağız Sabuncuoğlu: Çok doğal çünkü maçı penaltı öncesi ve penaltı sonrası olarak ikiye ayırmak lazım. Yani benim Galatasaray'la dostlarımızla izliyorduk hatta, şeyde NOV'da maç önü. İzlerken şöyle bir durum oldu. Dedim ki mesela oturuyoruz, Fenerbahçe baskın başladı bence. Penaltıya kadar. İlk 10 dakika %100. İlk 10 dakika. Bütün Galatasaray arkadaşlarım kaybettik maçı dedi. Bak daha olmadan. Penaltı oldu. Penaltı Anderson Talişka topun başına geldi. Penaltı kaçtı. Bak hepsi yüzleri orada. Bizim Emre, Mina, Enes. Döndüm. Genç arkadaşlarımız ekipteki. Galatasaray maçı kazandı dedim. Çünkü duygusal yoğunluğu çok yüksek bir maçtı. Zaten duygusuna hükmedebilen, hakim olabilen, mental olarak güçlük alabileni maçı kazandı abi. derbiydi. Hepsinden farklı bir derbiydi. 🗣Konuşmacı: Valla Kerem O top'un başına gelse, atsa, Harry Potter'ı yapsa hiç kimse kendine gelemezdi. Hiç kimse yani. En başta da Okan Hoca. Ben bir Galatasaraylıyım. Okan Hoca'yı çok seviyorum. Ve bu tarz durumlardan Galatasaray'ı ne kadar fazla çıkardığını çokça izledik 4 sene içinde ama oradan çıkış olamayabilirdi işte. Yani o Kerem'in Harry Potter'ı mevzuyu çok... Galatasaray için içinden çıkılmaz bir noktaya götürebilirdi. Çünkü maç da öyle başlamıştı. Aslında Fenerbahçe doğru yerleşiyordu. Pres şamasından dolayı Galatasaray oyunu kuramıyordu. Fenerbahçe kaptığı toplarla uzun çok iyi çıkıyordu. Hatta Guenduzi bir tane uzun pasta şerife penaltıyı aldırdı. Bir tanesini de Kerem'e attı. Kerem Davinson'a tosladı. Yani iyi de başlamıştı Fenerbahçe cidden ama işte zaten yıllardır bu kırılma anlarının Fenerbahçe aleyhine sonuçlanması yüzünden Fenerbahçe'nin şampiyon olamadığında konuşuyoruz aslında. 🗣Yağız Sabuncuoğlu: Şöyle bir de ekstra sana şunu söyleyeyim. Fenerbahçe'nin kazanabileceği bir maçtı. Taktik plana baktığın zaman bence doğru kadro doğru 11 ama penaltıdan sonra çok büyük kırılma yaşandı. Ederson'un zaten kırmızı kartından sonra zaten maç bitti. Maç orada bitti. Kırılma. Maç o arada oynandı. Penaltı ile Ederson'un kırmızısı arasında oynandı 🗣Konuşmacı: Ama atlanmaması gereken nokta Ederson aslında 23. dakikada falan kırmızı kartı görmeye uğraştı. Daha sonra gördü ama... İlk yarıda da bir uğraştığını düşünüyorum ben. Kendi adıma öyle söyleyeyim en azından. Çok fazla Fenerbahçe taraftarının da benim arkadaşımda olan sosyal medyada da gördüğüm böyle düşündüğünü gördüm. Bilerek atıldı diye. 🗣 Yağız Sabuncuoğlu: Şöyle söyleyeyim sana yani Doğan. Eder sonunda şöyle bir sıkıntı var. Maç önünde de mesela çağrılıyor tribünlere gitmiyor. Küs şu an Fenerbahçe taraftarına kafa yapısında. Kendine göre haklı sebepleri olabilir.

Galatasarayultrataraftar

218,882 views • 4 months ago

Halay çeken bu adamı hatırladınız mı? Gelin hep birlikte tanıyalım… Düğünlerin vaz geçilmez halay başıydı Süleyman. Öyle bir halay çekerdi ki izleyenin dili damağına yapışır neredeyse ağzı açık izlerdi. Sorana “Atadan kalma” derdi “Babamda iyi halay çekerdi.” Karısı Emine’yi zaten bir köy düğününde halay çekerken beğenmişti. Daha doğrusu Emine onu halayda izlemiş, gözlerini ondan alamamış, bunu fark eden Süleyman’da kısa süre sonra anne ve babasını aynı köyden Emine’nin evine gönderip istetmişti. Dillere destan bir köy düğünü yaptı Süleyman’ının babası. Üstelik Süleyman ile babasının yan yana ilk halayı da bu düğünde olmuştu. Aradan yıllar geçti herkes bu halayı konuştu “Üstüne aynısı gelmedi.” dedi. Babasının ölümüyle köyü terk edip Ankara’ya göçmesi aynı yıl oldu Süleyman’ın. Annesi Fadime büyük ağabeyinde kalıyor, yaz aylarında köye geldiğinde hem kardeşlerini hem de anasını doya doya görüyordu. Ankara’ya gelmeden babasının mezarını ziyarete gitti Süleyman, ondan helallik aldı. Göz yaşlarını toprağın üzerine akıttı “Senden sonra hiçbir düğünde halaya durmadım baba.” dedi “Tövbe ettim. Olurda kızım olursa bir tek onun düğünün halay çekeceğim.” Onun da matemi böyleydi. Çok severdi babasını. Kardeşlerinin içinde ona en çok benzeyende oydu. Sıvacıydı Süleyman. İnşaatlarda çalışırdı. İki kızı oldu. Büyüğüne Firdevs küçüğüne Feride ismini koydu. Okuttu Firdevs’i. Ele güne muhtaç etmedi. Giymedi giydirdi yemedi yedirdi. Sıvacı parasıyla en iyi dershanelere gönderip öğretmen etti. Firdevs’in tayini Muş Varto’da bir ilkokula çıktı. Dördü birlikte gitti Varto'ya. Karısı Emine'yle birlikte bir ay yanında kaldılar kızının. O zamanlar küçük kızları Feride henüz okula başlamamıştı. Bu yüzden aceleleri yoktu. Bir süre sonra baktılar ki Firdevs’in yeri rahat, arkadaşları iyi, çevre ve öğretmenler birbirine saygılı ve birbirine yardımcı oluyor bir ay sonra kızını alnından öpüp geri döndüler Ankara’ya. Üç yıl boyunca yaz tatilinde Firdevs geldi Ankara’ya. Gelmediği aylar düzenli olarak para gönderirdi babasına. Okul döneminde hemen her gün telefonla görüşürlerdi. Üçüncü yılın sonu yine Firdevs aradı “Baba, bu sıralar işim çok. Müfettiş gelecekmiş. Bu yüzden sık sık arayamam merak etmeyesin” dedi. Anlayışla karşıladı Süleyman “Tamam” dedi “İyi ol yeter. Gerisi önemli değil.” Önce haftada bir aramaya başladı Firdevs, sonra iki haftada bir. Gittikçe seyrekleşiyordu araması. Konuştuklarında “Ben iyiyim baba” diyordu “Sakın merak etme. geleyim falan da deme. İşlerimiz yoğun o kadar.” Üçüncü aydı Süleyman’ı Kaymakam aradı. Firdevs’ten bahsetti, onu methetti. Firdevs’in çok çalışkan ve başarılı bir öğretmen olduğunu ve bu yüzden kızına plaket verileceğini, mümkünse ilçeye gelmesini söyledi. Çok sevindi Süleyman. Karısına bile ne diyeceğini bilemedi. Kaymakam dört kişilik bileti ayarlamış ertesi gün yola çıkmaları için istenilen saatte terminalde olmalarını söylemişti. Varto'da başta Kaymakam olmak üzere kalabalık bir topluluk karşıladı Süleyman ve ailesini. Doğruca Devlet hastanesine gittiler. Hastaneyi görünce ateş düştü Süleyman’ın içine, kapıdan içeri girer girmez dizine vurdu “Eyvah” dedi “Eyvah. Firdevs’im. Kınalı kekliğim.” Kaymakam ve ilçe milli eğitim müdürü çok ilgilenmiş Firdevs’le. Doktor, hastane her ne gerekiyorsa götürmedikleri yer kalmamış. Ama yemin ettirmiş Firdevs “Sakın” demiş “Babama bir şey söylemeyin. Öleceksem burada öleyim.” Kansermiş Firdevs. Üç ay içinde vücudunu yiyip bitirmiş. Arkadaşları çok yalvarmış ona babana haber edelim annene haber edelim gelip görsünler diye ama yük olmak istememiş Firdevs. Öleceğini anlamış. İçine doğmuş “Babam çok çekti. Bir yük daha çıkarmayayım. Beni hep iyi hatırlasın, iyi görsün gözünde.” demiş. O gün Varto’da kalmışlar. Ertesi gün Firdevs’in cenazesiyle birlikte iki otobüs köye gitmişler. Mahşeri kalabalıkmış mezarlık. Duyan gelmiş. Duyan yanmış. Duyan dizine vurmuş “Bu nasıl kader.” diye. Devamı ikinci tweette +++

Mehmet Yetim

125,960 views • 2 years ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Millî Savunma Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında; IDEF 2025 Fuarı’nda kurulan “2025 Aile Yılı Standı”nı ziyaret etti. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, ziyaret sırasında basın mensuplarına “2025 Aile Yılı” ile ilgili açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ilan ettiği "Aile Yılı"nın, tüm bakanlıklarca çeşitli programlarla toplumda uygulanmaya çalışıldığını söyleyen Bakan Yaşar Güler, Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak kendilerinin de aileler, çocuklar ve kadınlarla ilgili her türlü faaliyeti yapmak için yoğun bir gayret gösterdiklerini söyledi. Bakan Yaşar Güler, "Bakanlık olarak öncelikle muvazzaf personelimize, yükümlü erbaş ve erlerimize, ailelerimize ve çocuklarımıza çeşitli programlar uyguluyoruz. Özellikle toplumda büyük rahatsızlığa yol açan kadına karşı şiddet konusunda yoğun bir şekilde ailelerimize etkinlikler yaratarak bunları anlatmaya gayret ediyoruz." dedi. Bakan Yaşar Güler, personele, erbaş ve erlere, kadına şiddetle ilgili her türlü konuyu açıkladıklarını dile getirerek, yine bu kapsamda personele evlilik öncesi eğitimler verildiğini anlattı. BAĞIMLILIKLA MÜCADELE ÇALIŞMALARI Sağlık Bakanlığının üreme sağlığıyla ilgili konularda etkin çalışmalar yaptığını dile getiren Bakan Yaşar Güler, "Sağlık Bakanlığımızdan rica ediyoruz, bu ekipleri ailelerimize gönderiyorlar. Özellikle genç askerlerimize, personelimize, muvazzaf personelimize bunları anlatmaya gayret ediyoruz. Şahsen çok da yararlı olduğunu düşünüyorum. İçişleri Bakanlığımız da ciddi, güzel programlar hazırlıyorlar. Örneğin Jandarma Genel Komutanlığımızla yaptığımız protokol kapsamında personelimize, yükümlü personelimize ve çocuklarımıza bağımlılıkla mücadele eğitimi konusunda yoğun programlar uyguluyor ve bunları takip ediyoruz." diye konuştu. Bağımlılıkla mücadelenin sadece uyuşturucu, içki ve sigarayla sınırlı kalmadığına dikkati çeken Bakan Yaşar Güler, Yeşilay Cemiyetinin de yürüttüğü çalışmalara işaret ederek, özellikle teknoloji bağımlılığı konusunda kendilerinin de mücadeleye devam ettiklerini bildirdi. Bakan Yaşar Güler, Emniyet Genel Müdürlüğünce yürütülen "En İyi Narkotik Polisi Annedir" projesinin önemine değinerek, "Bu program bizim için çok önem arz ediyor. Annelerimizle, çocuklarımızla, erbaş ve erlerimizle bu programı paylaşarak, onların bu konuya inandırılması konusunda ciddi çalışmalar yapıyoruz." diye konuştu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bu konuda hazırladığı programlara dikkati çeken Bakan Yaşar Güler, "Sağlıklı aile tabii aynı zamanda geleceğimiz. Dolayısıyla sağlıklı bir ailenin nasıl büyütülmesi gerektiğine dair kapsamlı programlar hazırlanmış. Bunları gençlerimize net bir şekilde anlatmaya gayret ediyoruz." dedi. Bakan Yaşar Güler, çalışan annelerin küçük çocuklarını bırakabilecekleri bir kreş bulmalarının önem arz ettiğini belirterek, "Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak genç annelerimizin çocuklarını bırakıp rahat çalışabilmelerini sağlamak için yoğun bir şekilde bu kreşlerle ilgili çalışıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığımız da kreşlerde öğretmenlerin sağlanması konusunda ciddi anlamda bize yardımcı oluyor. Onlara da teşekkür etmek istiyorum." ifadelerini kullandı. "Aile Yılı" kapsamında şehit ve gazi aileleriyle çeşitli sosyal etkinlikler icra ettiklerini anlatan Bakan Yaşar Güler, "Onlarla beraber olmaya gayret ediyoruz. Tüm yurtta el birliğiyle, ailelerimizin de bu konulara sahip çıkmasıyla inşallah başarılı bir Aile Yılı'nı hep birlikte geçireceğiz." dedi. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

483,537 views • 1 year ago

Vefatının sene-i devriyesinde rahmetli Abdulmetin Balkanlıoğlu Hocamızla iligili bir anımı sizlerle paylaşmak istedim: 2001 yılında ilk umre ziyaretimde Mekke’de kendisiyle karşılaştık. Yaşımın çok genç oluşundan dolayı hemen dikkatini çekmiş ve radarına takılmıştım. Ne hikmete Kabe’nin neresine gitsem karşılaşır selamlaşırdık. Tevafuk Medine’de aynı otelde konaklayınca ziyaret programlarını berber yapmaya başlamış ve abi kardeş yakınlığı aramızda olmuştu. Birgün oruca niyet edeceğimi duymuş elinde pet bir şişede zemzem suyu ile otel odasına geldi. “İç şunu çabuk uzun. Habibullah’ın şehirinde nafile oruç mu tutacaksın? Tutturmam” dedi. Oruca niyet etmedim zaten dememe rağmen zemzemi içirdi ve sonrada şu sözleri söyledi: “Resulallah’ın şehrinde herkes onun misafiridir. Burada yediğin içtiğin her şey onun ikramıdır. Her yediğin lokmaya ve her içeceğin yudumuna sevap yazılır. Sen şimdi efendimizin ikram ettiklerini hem geri çevirecek hem de bu sevaplardan mahrum mu kalacaksın” Üç hafta boyunca mescidin neresine gitsem eliyle bırakmış gibi beni buldurdu. Hocam, vallahi niyetli değilim desemde eliyle zemzemi içirmeden rahat bırakmazdı :) İsterseniz içmeyin. Namaza tam duracakken sessizce gıdıklamaya başlar gözlerinizden yaş geleyene kadar bırakmazdı. Sesiniz çıksa o esnada fısıldar “Resulallah’ın huzurunda sakın sesini yükseltme amellerin boşa gider. Bak gözlerinden yaş gelmiş çık mescitten abdest tazele çabuk gel namaza yetiş” derdi :) Bir yere gideceğimiz zaman bağırırdı. “Uzun gurubun önüne geçte Araplar Atam Fatih’in torununu Osmanlı’nın heybetini görsünler” Gideceğimiz yere varınca aferin uzun al bakalım mükafat olarak zemzem iç. Hocam demin içtim sağ ol desemde, “Resulallah’ın şehrinde ikramını geri mi çeviriyorsun yoksa oruca mı niyet ettin” derdi. Abdulmetin Balkanlıoğlu Hoca Efendi, bu dünyada iyiliği ve pozitif enerjisiyle güzellikleri etrafına saçan, mazluma, fakire ve muhtaca yardım elini her daim uzatan deli dolu ve Hâkk aşığı bambaşka bir insandı. Ruhuna El Fatiha 🤲🏻

Ali Sinanoğlu

15,027 views • 2 years ago