Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

evrenler karisti

46,083 views • 1 month ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

aklim karisti
0:32

Sensitive content

aklim karisti

rosie

31,248 views • 5 months ago

Benim evrenler karıştı
0:35

Sensitive content

Benim evrenler karıştı

simtuba

17,698 views • 5 months ago

BU BİR YARATICI ARGÜMANIDIR! -M1 DUGGA! EVREN DAHA BÜYÜK BİR CANLININ HÜCRESİ'DİR! İçinde bulunduğunuz evren ve sonsuz evrenler, daha büyük bir canlının hücreleri'dir! Hücreler sürekli kendini yeniler! Sizde bu Sistemin bir hücresi olduğunuz gibi! Vücudunuzdaki hücreler gibi! Bir Zihnin gerçekliğinin yansıması olarak yaşıyorsunuz! Evrenler de bir hücre'dir! Hücrelerin tümü tek bir hücrenin var olmasını sağlar! Bu hücreler, yani evrenler birbirilerine bağlıdır! Her biri birbirinin aynısıdır! Yalnız hücreler yeniledikleri alanlara göre görevleri vardır! Tıpkı vücudunuz da ki hücreler gibi! Evrenler daha büyük bir canlının hücrelerini oluşturur! Daha büyük bir canlı ise ondan daha büyük bir canlının HÜCRESİ'DİR! ONUN DA DAHA BÜYÜK BİR CANLISI VARDIR! " Pİ " *M,M,M,MM ‡±±+_1'1 " HÜCRELERİN DAHA BÜYÜK CANLIDAN DÖNÜŞÜMÜ EN KÜÇÜK HÜCREYE KADAR OLUŞUMU DÖNDÜRÜR" BAŞLANGIÇ BÜYÜKTEN DEĞİL, KÜÇÜK CANLI HÜCREDEN BAŞLAR! M OLUŞUM, DÖNÜŞÜM VE YARATIM MİKRODAN BAŞLAR! BÜYÜK OLAN BAŞTAKİ CANLI ASLINDA EN KÜÇÜK SAĞLAMA HÜCRESİ'DİR! HERŞEYDEN ELZEMLİ DAHA BÜYÜK CANLI ASLINDA EN KÜÇÜK HÜCRENİN KENDİSİ'DİR VE SİSTEMİN YARATICISIDIR, İÇİNDEDİR! Güneş ☀️ galaksinizin füzyon yaratıcı ENERJİSİDİR! Galaksinizde madde kendini güneşle yeniler! Siz insanların madde dünyası ve gezegenler güneşin önünde veya etrafında değildir! GÜNEŞİN DEĞİL, DEV BİR BALONUN İÇİNDE YAŞIYORSUNUZ! DEV BİR OKYANUS! DEV BİR SU!

Mergen Etügen

12,475 views • 10 months ago

Doğru rehberler çıkıp Ademoğlu bilincini yükselttikleri zaman insanlar yeni şeyleri hissetmeye ve konuşmaya başlarlar. Eskiden, merkantilizm, özgürlük, eşitlik, insan hakları, milliyetçilik, sosyalizm… Şimdilerde ise Eril Dişil, tevafukat, İlahi Sistem, Ruh aynaları, rüyalar. Astral yolculuklar, paralel evrenler, dolanık yaşamlar, Quantum fiziği, frekanslar, hayvan hakları, doğa bilinci, tekamül ya da ruhsal kontratlar gibi… Önce aydınlar ardından akîl insanlar aynı konuları daha sık dillendirmeye başlar. (Günümüzde bu karakterler, ruhsal rehberler, saygın üniversite hocaları, medya fenomenleri, sanatçılar, uzman psikiyatr, sipiritüeller veya psikologlar) Onlar da cesurca konuşmaya başladıklarında daha yüksek bir aura ile yeni dünya fikirleri desteklenir… Çünkü bir çoğunun 8. Çakra yetkisi ( tasarruf ) vardır… Böylece insanlığın ( ademoğlu) bilinç evrimi gerçekleşir… Sonra insanlığın karakter aynaları olan ve toplumun çoğunluğunu oluşturan robotik varlıkların (NPC lerin) yazılımı ilahi sistem tarafından yükseltilir ya da güncellenir. Onlar A yönüne giderken bir sabah aniden B yönüne gidebilirler. Neden B yönüne gittiklerini bilmezler. Çünkü neden A’ ya gittiklerini de bilmiyorlardı. Onlar değiştiği zaman yönetimler, hükümetler, derebeylikler, krallıklar ve en güçlü yapılar da değişir… İşte böyle devirlere ve böyle umumi değişikliklere tarihte “ÇAĞ” adı veriyoruz. Yeni bir çağa geçtiğimizi fark ediyorsunuz… İşte bu yaşananlar hep onun sancısı… Ve yakın bir zamanda o çağı göreceğiz… Umarım ve dilerim tüm dünyada, tüm ırk ve renklerde, tüm din ve inanışlarda emeği en çok olan… Okuyarak, yazarak, çalışarak, anlatarak, bir eser ortaya koyarak, canını dişine takarak insanlığa hizmet eden herkes bu Altın Çağa yetişsin… Bu sancılı doğumdan sonraki güzelliklere de şahit olsunlar… Sevgilerimle ~Akaşa~

Akasha Oku/yorum

11,349 views • 1 year ago

Aysel Gürel’in yazdığı, Sezen Aksu’nun seslendirdiği “Haydi Gel Benimle Ol”, şarkısını ve verdiği mesajları uzay zaman teoremleri açısından inceleyeceğiz. Nakarattaki “Haydi gel benimle ol, oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize” dizesi, bize sıra dışı, zaman ve mehanın büküldüğü holomatrix bir evren fısıldar gibi. Bende zincirlere sığmayan deli sevdalar, kızgın çöllerde rastlanmayan rüyalar, yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var. Aşk, zaman ve mekanı aşan bir enerji. “Zincirlere sığmayan” ifadesi, fiziksel sınırların ötesine geçen bir simülasyonu andırıyor; sanki gerçeklik, bu duygunun bir kopyası (simülakr) gibi. Haydi gel benimle ol, oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize, or’daki sevgililer gün olur erişirler ikimize. “Yıldızlardan bakalım”, Dünya’yı bir simülasyon ekranından izler gibi dışarıdan gözlemlemeyi çağrıştırıyor. “Neslimize” bakmak, insanlığın kodlanmış bir devamlılığını ima edebilir. Yüreğimin ateşiyle yıldızları yakacağım, güneşlere sarılıp sevgimize taçlar takacağım. Evreni yeniden şekillendirme arzusu, bir simülasyonu programlama isteğine benziyor; aşk, gerçekliği manipüle eden bir kod gibi. “Yıldızlardan bakalım”, farklı bir uzay-zaman çerçevesinden Dünya’yı gözlemlemeyi ima ediyor. Bu, simulasyon hipotezinde evreni dışarıdan izleyen bir “oyuncu” perspektifine yakın; zaman, bir ekran görüntüsü gibi akıyor. “Or’daki sevgililer erişirler ikimize” dizesi, paralel evrenleri veya simüle edilmiş alternatif gerçeklikleri düşündürüyor. Aşk, bu kopya evrenler arasında bir köprü olabilir mi? “Yıldızları yakacağım” ifadesi, duyguların evreni etkilediği bir dolanıklığı romantize ediyor. Simülasyon içinde, sevgi bir “hata” ya da “kod dışı” bir güç gibi davranabilir. Gerçeklik zamanla yerini kopyalara bırakır. Şarkıda, “yıldızlardan bakmak”, Dünya’nın bir simülakrına gerçekliğinin sahte bir yansımasına dönüşebilir; aşk ise bu kopyayı aşan tek hakikat. Simulasyon hipotezine göreyse, “neslimize” bakmak, evrenin bir program olduğunu ve bizim onun izleyicileri olduğumuzu ima ediyor. “Yıldızları yakacağım” ise, bu simülasyonu hack’leme arzusu gibi okunabilir sevgi, sistemi yeniden yazan bir virüs. (Bakınız analiz etmiştik Hang the Dj filmi) Şarkı, bilimsel teorileri seslendiren poetik bir evren kuruyor. Görelilik ve kuantum dolanıklık imgeleri öne çıksa da, simulasyon fikri eklenince, aşk bir “kod aşan” güç haline geliyor. “Ya hepimiz bir simülakrın içinde, yıldızlardan kendimize bakıyorsak?” diye soruyor sanki. Sizce?

soulmates

17,380 views • 1 year ago

Voltran’dan Avatar’a: Çocukluğun Değişen Çizgileri Bir kuşağı anlamak için onların hangi çizgi filmleri izlediğine bakmak yeterlidir. Çünkü çizgi film, yalnızca bir eğlence değil, aynı zamanda çağın ruhunu, değerlerini ve çocukluğun hayallerini gösteren küçük bir aynadır. 1980’lerde televizyonun başına geçen çocukların dünyasında Yakari vardı, Clementine vardı, Voltran vardı, He-Man ve Thundercats vardı. Hepsi aynı saatte, aynı ekranda izlenirdi. Televizyonun çizgi film kuşakları, sadece bir program değil, toplu bir çocukluk ritüeliydi. O yüzden hâlâ “Voltran kuşağı” dediğimizde, hepimizin zihninde aynı sahne canlanır: Aslanların birleşip dev bir kahraman oluşu. O dönemin çizgi filmleri bize kolektif gücü öğretiyordu. He-Man kılıcını kaldırdığında yalnızca gücünü değil, iyiliğin mutlak üstünlüğünü de simgeliyordu. Clementine hayal dünyasında engelleri aşarken, Yakari hayvanlarla dost olmayı öğütlüyordu. Çocukluk, masalsı ve biraz da didaktikti. 2000’lere gelindiğinde ise sahne değişti. Televizyon kuşaklarının yerini bilgisayar ekranları, DVD’ler, internet siteleri aldı. Çizgi filmler artık Pokémon, Ben 10, Avatar, Naruto ya da Powerpuff Girls gibi daha hızlı, daha bireysel hikâyeler anlatıyordu. Kahramanlar artık “biz” değil, “ben” üzerinden var oluyordu. Ben 10, bileğindeki saatle kendi özel gücünü keşfediyordu; Naruto köyünden öte kimliğini arıyordu. Kolektif Voltran ruhunun yerini bireysel kahramanlık aldı. Bir başka fark da estetikteydi. 80’lerin Batılı kahramanları yerini Japon anime etkisiyle evrensel, ama kökensiz bir görselliğe bıraktı. Ve hız… 1980’lerde bir bölüm tek bir hikâyeyi sakince anlatırken, 2000’lerde aksiyon sahneleri, hızlı kesmeler ve çok katmanlı evrenler dikkat dağınıklığına uyumlu hale geldi. Bugün ise bambaşka bir noktadayız. Çocuklar çizgi film kuşağına yetişmiyor; YouTube, Netflix ya da TikTok’ta kendi seçtikleri sahneleri, kendi saatlerinde izliyorlar. Ortak sahneler yok, ortak kahramanlar yok. 80’lerde sokakta “Voltran olalım” diyen çocukların yerini, kendi ekranına gömülmüş yalnız kahramanlar aldı. Belki de asıl soru şu: Çizgi filmler değiştiği için mi çocukluk değişti, yoksa çocukluk değiştiği için mi çizgi filmler bambaşka oldu? Tek bildiğimiz, 1980’lerde kahramanlardan öğreniyorduk, 2000’lerde kahramanlara dönüşmek istiyorduk, bugün ise algoritmalar bize hangi kahramanı seçmemiz gerektiğini fısıldıyor. Bize yepyeni ve içi boş bizler veriyor!

Sine Aras Akten

11,899 views • 10 months ago

Tanrı, insanın hiç gidemeyeceği uzaklıkları niye yarattı, dünyanın yaratılışı neden 4 milyar sene sürdü gibi sorular sorduğumuzda deniyor ya, bu büyüklük ve zaman sana göre. DNA'ya bakıp bunun sadece tasarım sonucu olabileceği söylendiğinde de aynı akıl yürütmeyle denilmeli ki, bu sana karmaşık görünüyor, aslında basit. Dramayı artırmak için altına ses efekti de döşenerek hazırlanmış videodaki iddia şu: DNA'da birlikte çalışmak üzere koordine edilmiş en az 7 ana sistem var. Bu sistemleri inşa etmek için tahminen 130-200 arası benzersiz protein yapı taşı çalışıyor. Mükemmel bir uyum içinde tasarlanmış binlerce protein. Parçalardan biri orada olmazsa DNA ölür. Süreç, mükemmel bir uyum içinde koreografisi yapılmış toplam 7 adımdan oluşuyor. Yani süreç, hem sistemlere hem de onarım talimatlarına, hepsinin aynı anda, bir bütün halinde sahip olmalı. Bu olmadan yaşam ayakta kalamaz. Böyle bir sistem adım adım evrimleşemez. DNA, tam bir onarım sistemi gerektirir; bu sistem olmadan DNA hızla yok olur. Yaşam, DNA olmadan evrimleşemez. DNA'yı kesen bir proteinin, nereyi keseceğini bilmeden evrimleştiğini hayal edin. Güle güle DNA. Bir sistem, mükemmel bir uyum içindeki birden fazla koordineli parça tarafından yürütülen, kesinlikle koreografisi yapılmış bir süreci takip ettiğinde bu, her zaman zekânın sonucudur. Tüm tecrübelerimize göre yaşam tasarlanmıştır. Bunu inkâr etmek düpedüz saçmalıktır. *** Yaşam bir zekanın tasarlaması ise şu DNA sisteminin bu karmaşıklık ve tasarım harikası haliyle dünyada hayatın ortaya çıktığı gün de var olması gerekir. Zaman içinde evrimleşip mükemmelleşmiş olmamalı yani. Tasarım ve yaratılış yanlısı düşünce bunu kanıtlayabiliyor mu? Yahut eldeki en eski fosillerde DNA sisteminin bu karmaşıklığını kanıtlayan örnek var mı? Biyolojinin söylediği şu: - Evrimde parçalar başlangıçta başka bir işlev için evrilmiş olabilir; zamanla bu parçalar bir araya gelerek bugün gördüğümüz karmaşık sistemleri oluşturdu. Yani sistem, tek bir anda "tamamlanmış" olarak ortaya çıkmak zorunda değil. - DNA onarım mekanizması gibi sistemler, "ya hep ya hiç" şeklinde değil, çok daha basit öncül süreçlerden evrildi. İlkel bir tamir mekanizması, kusurlu bile olsa, hayatta kalma şansını artırarak doğal seçilimle zamanla daha verimli hale geldi. - Karmaşık sistemlerin "akıllıca" görünmesi, zekânın değil, milyonlarca yıllık "deneme-yanılma" (mutasyon ve doğal seçilim) sürecinin bir sonucu. Doğal seçilim, işlevsiz parçaları eler ve işlevsel olanları biriktirerek karmaşıklığı oluşturur. Netice itibariyle, "yaratılış" ve "tasarım" varsayımı, açıklayıcı bir bilimsel hipotez sunmak yerine bir "açıklama durdurucu". Bilim, gözlemlenebilir süreçleri inceler; tasarım iddiası ise test edilemez olduğu için bilimsel bir teori değil, teolojik bir inanç sistemi olabilir ancak. Tanrının bütün mesaisinin mükemmel tasarımda yaratmalar olduğu iddiasına yaratılışa inanan filozoflar da itiraz ediyor. İslam düşüncesindeki Meşşai okulu, İbn Arabi benzeri sufiler, Batı düşüncesinde Leibniz'in "mümkün dünyaların en iyisi" tezine karşı çıkanlar ve Tanrı'nın iradesini herhangi bir "mükemmellik" kalıbına hapsetmeyi reddeden William of Ockham gibi iradeci teologlar mesela. Tanrı big bang'le patlamış olabilir, ama evrenler ve yaşam zamana yayılmış halde oluştu, oluşuyor. Mükemmel tarafları da var, berbat kusurları da.

Kenan Çamurcu

89,848 views • 25 days ago

TİP Genel Başkanı ile alan’da NATO üzerine bir söyleşi yaptık. “NATO neden bir suç örgütüdür?” sorusunu biraz zaman ayırıp Erkan Baş’tan dinleyin. Erkan Baş: "1949'da NATO kuruluyor, Türkiye 1952'de NATO'ya dahil oluyor. Biz NATO'ya, yüzlerce bu ülke insanını, gencecik insanı haritada yerini bilmedikleri Kore'de ölüme göndererek girdik. Yani bizim NATO'ya daha girmeden önce bu ülkede atılmış ilk siyasi adım, bu ülkenin gencecik evlatlarını Amerika için ölmeye göndermek olmuştu. Bizim NATO tarihimiz budur. Şimdi bir kere herkesin bunu hatırlaması lazım. Yani Amerikalıların '35 sentlik asker' dediği bir toprağın insanlarıyız biz. Türk askeri, dünyanın en ucuz askeri, '35 sent maliyeti var' diye Amerikalılar bizden bahsediyorlar. Nazım'ın şiirine koyduğu o cümle. E şimdi ondan sonra devam edin, bakın bugün Türkiye'nin bütün temel problemlerini biz NATO üzerinden değerlendirebiliriz. Ya bugün AKP iktidarda ve biz Türkiye'de işte siyasal İslamcı, işbirlikçi bir iktidardan bahsediyoruz. E bunun tohumlarını atan ABD değil mi? NATO değil mi? Yani NATO'nun kontrgerilla örgütlenmesinin Türkiye gibi ülkeler için en önemli stratejilerinden bir tanesi neydi? Sovyetler Birliği'ni kuşatacak bir yeşil kuşak ülkeler projesi. Ben o yüzden hep söylüyorum, yani Türkiye 'Müslüman bir ülke falan' diye tartışıldığında, Türkiye nüfusunun çok büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülke ama Türkiye siyasal İslamcıların, şeriatçıların kendi doğal gelişimleriyle bu güce geldikleri, bu kadar yaygınlaştıkları, bu kadar örgütlendikleri ve devleti ele geçirdikleri bir ülke değil. Türkiye'deki bu siyasal İslamcılık, Türkiye toplumunun duygularını, Türkiye toplumunun inançlarını, Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir emperyalist planın kullanması, yönlendirmesi, onu siyasallaştırması ve kendisine bağımlı hale getirmesi sonucunda buraya geldi. Şimdi bugün herkes atıyor tutuyor 'FETÖ, METÖ' diye bugün. Ya kardeşim, Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni kim kurdu ya? Komünizmle Mücadele Dernekleri'ni NATO kurdu. Komünizmle Mücadele Dernekleri, NATO şemsiyesi altındaki bir örgütlenmeydi. E devam edelim, 70'lere gelelim. Türkiye'de işçi grevlerine kim saldırdı? Kemal Türkler'i, yani DİSK'in efsanevi önderini kim katletti? Türkiye'de patronların iktidarını koruyabilmek için işçiler içerisindeki her türlü direniş eğilimi hangi şiddetle bastırıldı? O komando kamplarını kimler kurdu? E şimdi bunları unutacak mıyız? Ya çok basit, bak Maraş'ı unutacak mıyız, Çorum'u unutacak mıyız? Bunların hepsi NATO'nun eserleri. Sadece Türkiye'de de değil, bu uluslararası karşı devrim çetesinin, 'Gladio' diye adlandırılan, Türkiye'deki karşılığı kontrgerilla olarak örgütlenmenin karargahı burası. Mesela AKP dediğimizde aklımıza ne geliyor bizim? İşte Kenan Evrenler geliyor, değil mi? 12 Eylül'de solu bastırıp işte Türk-İslam senteziyle, zorunlu din dersleriyle, imam hatiplerin yaygınlaştırılmasıyla, işte elde Kur'an mitingler gerçekleştirmesiyle bu tarikat örgütlenmelerinin, cemaatlerin devlet içerisine yerleştirilmesi sürecinin hızlandığı evrenin başlangıç noktalarından bir tanesi. Hızlanmanın başlangıç noktası, 12 Eylül darbesi. E 12 Eylül darbesi, NATO generallerinin 'Bizim çocuklar başardı' diye kahkahalarla, alkışlarla kutladığı bir darbe ya. Ya bugün bu ülkede '12 Eylül'e karşıyım' deyip NATO'yi savunamazsınız. Eğer 12 Eylül'e karşıysanız NATO'ya karşı olmak zorundasınız. E şimdi devam edelim. Sivas Katliamı, daha geçen gün anmaları yapıldı. E bu katliamın planlanması yine o kontrgerilla örgütlenmesinin bir projesiydi. E şimdi bütün bunlar yaşanırken, bütün bunlar yaşanırken bugün Türkiye'de açıkça NATO'yu savunmak, NATO'culuk yapmak akıl alır gibi değil”

Onur Öncü

14,912 views • 2 days ago

kizi ugrattigi hayal kirikligina kahkaha atioz amk ya
0:29

Sensitive content

kizi ugrattigi hayal kirikligina kahkaha atioz amk ya

Onur Alper Yılmaz

1,940,138 views • 1 year ago