Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Fatih Ürek, katıldığı son programda artık gitmek istediğini ve çok sıkıldığını söylemişti: “Şurada 4-5 sene daha çalışıp ondan sonra giderim. Trafikten sıkıldım, insanlardan sıkıldım, insanların kötü kalbinden sıkıldım. Herkes sahte geliyor bana.”

708,048 görüntüleme • 8 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Değerli sosyal medya kullanıcıları, derdimi tamamıyla anlatmam zaten bu kısa videoda mümkün değil. Ancak ben artık kendimi anlatmaya çalışmaktan çok sıkıldım yoruldum da . Bu kadın istediğini yaptı . Biz davaları kazandık ama onun attığı tüm çamurlar üzerimde kaldı. Hayat enerjim tamamen bitmiş durumda . Artık bu kadının ismini gördüğüm evrakları gördüğüm an panik ataklarım ileri bir seviyeye taşınıyor. Madden manen ve ruhen böyle bir pislikten ve kara delikten kurtulamadı için kendimi başarısız görmeye başladım. Ve benim gibi bir aslan burcu için kendini başarısız görmek kadar tehlikeli bir şey yoktur . Ama başaramıyorum ,ben yakayı bunlardan kurtaramıyorum . Ve artık ne yapacağımı da bilemiyorum . Bir süre bu son karakolda bu Ucubenin son şikayetden sonra aranızdan ayrılacağım çünkü ben bu konuya tek başıma artık başa çıkamıyorum bunu kabul etmek zorundayım . Bu kadar acı bir insana verilmez . Ben 16 sene kendi kızıma tek başıma baktım bu gerçeği hiç kimse degistiremez. Sen mahkeme salonlarına bunu değiştiremedin zaten. Türkiye’de artık adalet sistemi bu tip kötü niyetli insanlar tarafından mafyavari bir şekilde kullanılıyor. Herhangi biri bana bu kadar taciz yapabilir mi yapamaz ama bunun adı kamu çalışanı. Eğer bu kadar üzüntüden kalbim durursa veya kanser olursam bunun sorumlusu Şeyda Yıldırım denen avukat müsvettesidir.
5:00

Sensitive content

Değerli sosyal medya kullanıcıları, derdimi tamamıyla anlatmam zaten bu kısa videoda mümkün değil. Ancak ben artık kendimi anlatmaya çalışmaktan çok sıkıldım yoruldum da . Bu kadın istediğini yaptı . Biz davaları kazandık ama onun attığı tüm çamurlar üzerimde kaldı. Hayat enerjim tamamen bitmiş durumda . Artık bu kadının ismini gördüğüm evrakları gördüğüm an panik ataklarım ileri bir seviyeye taşınıyor. Madden manen ve ruhen böyle bir pislikten ve kara delikten kurtulamadı için kendimi başarısız görmeye başladım. Ve benim gibi bir aslan burcu için kendini başarısız görmek kadar tehlikeli bir şey yoktur . Ama başaramıyorum ,ben yakayı bunlardan kurtaramıyorum . Ve artık ne yapacağımı da bilemiyorum . Bir süre bu son karakolda bu Ucubenin son şikayetden sonra aranızdan ayrılacağım çünkü ben bu konuya tek başıma artık başa çıkamıyorum bunu kabul etmek zorundayım . Bu kadar acı bir insana verilmez . Ben 16 sene kendi kızıma tek başıma baktım bu gerçeği hiç kimse degistiremez. Sen mahkeme salonlarına bunu değiştiremedin zaten. Türkiye’de artık adalet sistemi bu tip kötü niyetli insanlar tarafından mafyavari bir şekilde kullanılıyor. Herhangi biri bana bu kadar taciz yapabilir mi yapamaz ama bunun adı kamu çalışanı. Eğer bu kadar üzüntüden kalbim durursa veya kanser olursam bunun sorumlusu Şeyda Yıldırım denen avukat müsvettesidir.

Deniz Akkaya

31,981 görüntüleme • 1 yıl önce

Yeni doğum yapan annelere, sorulan sorulardan rahatsız olan kadın: • Ben şimdi daha 30 günlük bir anneyim. Bu konu artık o kadar çok sinirimi bozuyor ki içimi dökmek istedim. • ⁠Şu süt olayından artık vazgeçin. Yeni annelere "Sütün geliyor mu? Sütün yetiyor mu? Aman bebeğe süt veriyor musun?" abi bu soruları sormayın! • Ya sütüm geliyor, gelmiyor; veriyorum, vermiyorum. • Ha bir de şey olayı var: "Mama mı veriyorsun? Hım hım..." Ne ya? O kadın zaten sütü gelse, sütü yetse bebeğine zaten mama vermeyecek. • ⁠Yani hiçbir anne anne sütünün yerine mama vermeyi tercih etmez zaten. Ama sen karşısına geçip de "Mama mı veriyorsun, hım..." dediğin zaman zaten o kadının sütü stresten, "Bebeğime yetemiyorum" baskısından gider. • ⁠Yani bunu yapıp da ondan sonra "Sütün gelmiyor mu, sütün yetmiyor mu, aman bebeğe süt vermiyor musun?" diye sormayın ya! • ⁠Bir çocuk için en iyisini anne bilir. Sütü geliyordur, gelmiyordur; sana ne? Mama veriyordur, vermiyordur; sana ne? • ⁠Bebeği sağlıklıysa, bebeği iyiyse, bebeği güvendeyse bu anneyi ilgilendirir, seni değil ve ben gerçekten bu sorulardan artık çok sıkıldım. • ⁠Ha bir de şey var: Anne işi olur dışarı çıkar ya da bir hava almak ister dışarı çıkar. Dışarı çıkan anneyi görenler "Eee bebeği kim emziriyor?" diyorlar. • ⁠Sana ne? Babasına bıraktım, babası emziriyor; sana ne? • ⁠Ya bu tür sorulardan artık vazgeçin ya! Gerçekten artık çıldırmak üzereyim yani.

🎙️ Muhbir

34,210 görüntüleme • 1 ay önce

Fatih Koparan, Mısır'da yaşadığı sorunlara sitem etti. “Çok şikayetçi olan biri değilim. Yeri geldi tetikçilerle röportaj yapıyorsun. Burası insanı çok zorluyor. Ben ilk defa böyle zorlandığımı görüyorum. Adam gözümün önünde yepyeni arabayı çizdi ve hiçbir şey olmamış gibi gitti. Diyorsun ki biraz güzel bir otelde kalayım, 50-60 dolara güzel oteller var. Her yerde sıkıntı çıkıyor. Adım attığın an önlü arkalı tutarak yürümelisin ki birileri seni kazıklamasın. ”Güzel bir otel buldum, 1'de geldim, adam "yarım saat sonra gel" dedi. Geldim yarım saat sonra. "Şurada bekleyin 5 dakika" dedi. Sabırla bekliyorum, hala soruyorum "biraz daha bekle"... Neredeyse 3 saat odam hazır değil. 1 kişilik oda ya. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. S*kerim dedim otelinizi çıktım. Sokakta yürüyorsun küfür ediyorlar. İnanılmaz bir agresiflik var. Bu kadar da olmaz. İlk turizm ülkelerinden bir tanesisiniz siz. Buraya insanlar piramitleri görmeyi geliyor. 4-5 bin yıllık şehirleri geziyoruz. Turizmi öğrenin. Bu bir değil, iki değil. Lafım, Mısır insanlarına değil. Turizmde çalışan insanlar çok kötü bir imaj Mısır için. Aynısı Türkiye'de de var. Bizde de turistlere saldırmalar, hakaret etmeler... Aynı şeyler burada da yaşanıyor. Dünyadan Türkiye'ye gelen insanlar Kapalı Çarşı'ya, Bodrum'a ya da Alanya'ya girdiği zaman bu asılmalardan, kadınlara tacizlerden bıkkınlık geliyor. Bir daha gelmiyorlar ülkeye. Ben mesela Mısır'dan yarın gitmek istiyorum.”

OnlyDrama

436,050 görüntüleme • 8 ay önce

ALINTIYORUZ. Astrolojiye aşığım. Trump, demokratların, cumhuriyetçilerin, daha bin ülkenin, çetenin… karşı çıkmasına rağmen KAAN motorlarını ve F35’leri Türkiye’ye satacağını, NATO toplantısına Erdoğan için geleceğini, bir kez daha olmak üzere Erdoğan’ı çok sevdiğini ilan etti. 2 sene önce Trump henüz daha başka olmadan, “Erdoğan’la Trump aşk yaşayacaklar” dediğimde, moderatör, “öyle demesen mi acaba, aşk falan, başımıza bişe gelmesin” dediğinde “hayır diyicem hep alıntılıycaz” demiştim. Oraları alıntılamaktan ben de sıkıldım. Son dönemdeki olayları tek tek, kelime kelime… alıntılıyoruz… 19 Mayıs’ta yayınlanan buket aydın la yaptığımız programdan, ondan önceki ve sonraki programlardan alıntılıyoruz. Bakın 19 Mayıs. Ortada ne KAAN motorları var, ne başka bişeyler var. Kelimelerdeki eminliğe bakarmısınız. “Olacak, aynen böyle olacak, burdan dönüp dönüp alıntılıycaz, ticaret anlaşması” diyorum. Neden biliyo musunuz? Astrolojinin nasıl çalıştığını biliyorum. Astroloji “ASLA POTANSİYEL DEĞİLDİR. ŞARLATANLAR, “AKILLI BİRİ ÇIKAR DA HESAP SORAR” DİYE SİZE ÖYLE DEMEK ZORUNDALAR. ASTROLOJİ KESİN KADERDİR” Daha ortada hiçbişey yokken, işler, aynenn yayınlarda ne dediysem kelime kelime o şekilde oluyor. Ben kahin değilim. Astroloji var. Üşenmeyim izleyin. 3,5 dakka sabredin izleyin kelime kelime…

Nihan Urel

23,257 görüntüleme • 3 ay önce

4 yıldır NewYork’da yaşayan tuğcecemre2 hanımefendi İstanbul’a dönmeyi ne kadar çok istediğini ifade etti: 🔹 Şimdi ben Türkiye'deyken Amerikan'ın çok büyük rüya gibi geldiğini, sanki hiç ulaşılamayacak bir şeymiş gibi, işte böyle New York falan şu an sokaklarında geziyorum. 🔹 Buraya geldikten sonra fikir değişiyor mu? 🔹 İçinde yaşamaya başladıkça yok, şu anda bana İstanbul'da yaşamak hayal gibi geliyor. 🔹 O kadar çok dönmek istiyorum ki. 🔹 Ve New York'tan sonra bu kadar insan gördükten sonra, az önce üst su... 🔹 Ve kimsesiz'in dönüş yapmasını, Türkiye... 🔹 Ben? 🔹 Ne hissediyorsun? 🔹 Heyecanlıyım ya, çok özledim. 🔹 Benim 4 yıl oldu çünkü. 🔹 Korkuyor musun peki? 🔹 Korkuyorum biraz, korkular falan, yalan yok. 🔹 Neyden korkuyorsun? 🔹 Pişman olur muyum diye? 🔹 Pişman olursun gibi. 🔹 Ya beni bence, ben de çok istiyorum kesinlikle dönüş yapmayı. 🔹 Ya bu rüya gibi ama şurası var; 🔹 Hani buradayken, işte oradaki zorluklarla falan, orada Türkiye'de göremeyeceğimi biliyorum. 🔹 Herkes çok mutsuz diyorlar, orada da. 🔹 Öyle mi? 🔹 Demedin öyle. 🔹 Ben, ya ben çok istiyorum kesinlikle dönüş yapmak. 🔹 Ama, eee ben de korkuyorum. 🔹 Çünkü burada bir düzen oturmuş, ben hele 8 yıldır buradayım. 🔹 Şimdi tekrar oraya git, işte iş bul, ev bul, tekrar son yeni başla. 🔹 Tekrar. 🔹 Küçücük bir heyecan. 🔹 Şu anda sen Türkiye'ye gidersen orada daha mutlu olabileceğini düşünüyor musun? 🔹 Net da. 🔹 Çok. 🔹 Bence de oraya, özellikle bence o şans, herkes insan batının, ya acaba? 🔹 Bilmiyorum ama bence o da elinde olmayan mı çekici geliyor sana? 🔹 O da olabilir, bilmiyorum. 🔹 O da çok doğru bence. 🔹 Yani elinde olmayan, sanki oradaki hayatın hep daha güzelmiş gibi geliyor, değil mi? 🔹 Evet. 🔹 Oraya gittiğimizde buradakini özleyeceğiz. 🔹 Ve biliyorum, o anda sen tükürürüm döneceğim. 🔹 Tekrar dönmüş, burası çok kötü, şöyle böyle falan, inanılmaz korkutuyorlar. 🔹 Ama bir deneyeceğiz ya, değil mi? 🔹 Tekrar. 🔹 Anne don beni gönderiyor.

BUZZ medya

45,294 görüntüleme • 2 ay önce

Buse Kara, çok güzel hareketlerden neden ayrıldığını açıklıyor: 🔹 Arkadaşlar bana çok fazla sorduğunuz bir soru var. 🔹 Hala bütün videoların altına ÇGH'den neden ayrıldım? 🔹 Yani o kadar kötü bir şey yaşadım ki ben orada falan gibi bir şey, bir hikaye bekliyorsunuz benden muhtemelen ama yani işler başlar ve biter diye geçiştirmeyeceğim, anlatacağım. 🔹 Ama ilk önce neden orada oynamaya başladığımı da anlatayım. 🔹 Çünkü ben konservatuar mezunuyum ve biz de bütün projelere, bütün oyunlara böyle 6 ay falan çalıştığımızı bilirim yani. 🔹 Bu tabii insanı zamanla ne yapıyor? 🔹 Katılaştırıyor. 🔹 Ben de ÇGH ile ilgili böyle bir teklif gelince dedim ki benim bu katılıklarımı atmam lazım. 🔹 Hızlı bir şekilde oyun kurmayı, sahnede daha böyle akışkan olmayı, bunu kendime öğretmem lazım dedim. 🔹 Çok güzel bir fırsat ve girdim. 🔹 Tabii orada 5 yıldır kurulu olan bir düzen var. 🔹 6. sezona girdim ben ve tabii ki ilk başta çok zorlandım. 🔹 İşte Yılmaz hocamız bana sağ olsun çok güzel şeyler söyledi. 🔹 Ben o gazla bir süre daha devam ettim. 🔹 Yalnız sonrasında hani 4. 5. bölüme doğru beraber girdiğim 4 tane arkadaşımın üçü ayrılmıştı ve ben tek başıma kaldım yeni girenlerden. 🔹 Birazcık daha zorlaştı süreç o noktada benim için. 🔹 Yani sen nasıl biliyorsunuz? 🔹 Bir şeye böyle ezber yapıyorsunuz, 10 saniye sonra kendinizi sahnede bulabilirsiniz. 🔹 O kadar dinamik bir yer. 🔹 Ben yavaş yavaş buna alıştım ve adapte oldum sonunda ve kendimi daha da iyi hissetmeye başladım. 🔹 Daha böyle sınırlarımın genişlemeye başladığını hissettim ve bir sezonun sonuna kadar orada kaldım. 🔹 Daha sonra da artık kendimle alakalı daha farklı şeyler yapmak istediğim için ve hani başta giriş amacım vardı ya onu da az ya da çok ama kendime göre tamamladığımı düşündüm. 🔹 O yüzden çok severek, çok herkese sarılarak, teşekkür ederek oradan ayrıldım. 🔹 Hala da arkadaşlarımın çoğuyla güzel bir iletişimimiz var. 🔹 Onları da çok seviyorum. 🔹 Bu şekilde. 🔹 Başka merak ettiğiniz bir şey varsa onunla 3 yıl sonra cevap veririm.

Netlog Medya

223,100 görüntüleme • 1 ay önce

Türkiye ve Almanya arasındaki kültür farklarından bahseden genç. • Türkiye'de iyi olan, Almanya'da garip olan bir durumu anlatacağım. • Burada her yer 6'da kapanıyor. • Bir kahve içmeye gitmek istesek, 5'te kalkabilmek için en geç 4'te içmemiz gerekiyor. • Türkiye'de öyle değil, saat 12-1'e kadar bile gidip içebildiğin kafeler oluyor. • Burada yok. • Burada sadece 10'a kadar açık olan bir tane mekân var. • O da TikTok'tan dolayı çok popüler olduğu için, yoksa öyle bir durum yok burada. • Türkiye'de bana geldiği kadarıyla insanlar çok sigara içiyor. • Benim Türkiye'de tanıdığım birçok arkadaşım oldu, hepsi liseden beri sigara içiyor. • Bence bu durum, herkes çevrede içtiği ve küçük yaşlarda başlandığı için böyle. • Arkadaş çevreme bakıp Almanya ve Türkiye'yi karşılaştırdığımda gerçekten Türkiye'deki insanlar daha çok sigara içiyor. • Bu benim garibime gitti. • Gerçekten Türkiye'de herkes sigara içiyormuş gibi geliyor bana. • Başka bir maddede, bir kadın sokakta bağırsa, yardım istese, bir adam onu rahatsız ettiğinde Almanya'da herkes izliyor. • Kimse bir hamle yapmıyor. • Türkiye'de direkt insanlar ortama karışıyor. • Bir keresinde bir kadın, başka bir adam onu rahatsız ettiği için sokakta bağırarak yardım istemişti. • Burada dövseler bile kimse karışmıyor, izliyorlar öyle. • Almanya'da durum böyle. • Türkiye'de öyle değil. • Türkiye'de bir olay olduğunda herkes direkt karışıyor. • Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum, çünkü gerçekten büyük kavgalar çıkıyor. • Ama en azından Almanya'da değil, Türkiye'de ihtiyacı olan birisine yardım ediliyor.

Jurnal

72,697 görüntüleme • 1 ay önce

ABD'de yaşayan bir kadın, Türklerin psikolojik ve fizyolojik olarak ‘fakir’ olduğunu iddia etti: “Arkadaşlar, Amerika'ya geldiğimden beri yüzleştiğim bir gerçek var. Biz gerçekten psikolojik ve fizyolojik olarak fakiriz. İki gündür Carolina’dayım. Burada konaklamak için Airbnb'den bir ev kiraladım. Tabii ki kiralarken dikkat ettiğim şey uygun fiyatlı olmasıydı. Yani ben şu anda aslında ortalama insanların yaşadığı bir mahallede yaşıyorum. Çok da güzel, tatlı bir yer. Yemyeşil, doğanın içerisinde, yani yatay mimarinin hakim olduğu bir bölge öyle söyleyeyim. Ben de şu şekilde tek katlı bir binada kaldım ve bakın, adam hemen köşede teknesini park etmiş. Ya şaka mı bu? Gerçekten teknesini park etmiş. Yani neden psikolojik fakiriz biliyor musunuz? Çünkü ben mesela köyde büyüdüm ve büyüdüğüm yerde çok güzel bir baraj gölü vardı ama bizim köyde hala tekne yok. Yani hiç kimsenin teknesi yok. Fizyolojik fakirlik de şöyle oluyor: Şimdi burası ortalama insanların yaşadığı yerler. Zaten şu evde Latinler yaşıyordu, dün İspanyolca konuşuyorlardı. Ama insanların kapısının önündeki arabalara bakıyorum. Şu arabaların Türkiye fiyatını düşündüğünüzde, alım gücünü endekslediğinizde zaten belli bir zümreye ait oluyor. Yani herkes için erişim imkanı olmuyor. İşte bu da fizyolojik fakirlik. Ha, burada kötü şeyler yok mu? Tabii ki var, bu dünyanın her yerinde var. Ama konuştuğum şey ortalama insanların, yani çabalayıp emek veren insanların emeğinin karşılığında sahip olduğu alım gücü. Tekneye doğru da geldim, evime doğru da tekrar gideyim. Hazırlanıp yola çıkmam lazım. Sonra ben bunları konuşunca bana "Sen de Amerikan hayranı oldun, Amerika'yı övüyorsun, hiç kötü şeyler söylemiyorsun” diyorlar. Yok! Eleştirdiğim şeyler de var, olumsuz şeyler de var. Oturup evsizlerle fotoğraf, video çeken insanım ben ya. Gerçekten yüzleşin. Yüzleşin artık, şu gerçekliğinizle yüzleşin. Bak, çok kötü sömürülüyorsunuz. Daha ne diyeyim ya?”

Dürbün

26,677 görüntüleme • 1 ay önce

Topladım ucu kırık hayallerimi yerden. Başımı göğe çevirdim. Sonsuzluğa baktım ve gördüm ki, orada da onlara yer vardı. Bu gece, her bir yıldızın yanına ışık saçan hayallerimden birini bıraktım. Sonra hepsini Allah’a emanet ettim. Biliyorum… Bir gün hepsi gerçek olacak. Ve biliyorum ki, vermeyi istemeseydi, istemeyi vermezdi. Sonra döndüm ona baktım. Gökyüzüne değil, yere bakıyordu ve ağlıyordu… Sessizce yanına oturdum. Saçlarını okşadım. Gözyaşlarını sildim. Ama tek bir öğüt bile vermedim. O konuştu… Ben ise sadece dinledim. Kalbinde ve sırtında derin yara izleri vardı… “Yaraların bugün değil belki… Ama bir gün kapanacak.” dedim. O ise içli içli ağlayıp anlatmaya devam etti. Meğer ne çok acı çekmiş… Sözünü hiç kesmedim. Aklımın almadığı, kalbimin kabul edemediği bir hikâyesi vardı… “Beni anlıyor musun?” diye defalarca sordu. Yüzüne acı bir tebessümle baktım. Ve o an fark ettim… İnsanın en temel ihtiyacı anlaşılmaktı. “Anlıyorum.” dedim. “Artık yanındayım.” Gözyaşlarını silerken anlamıştım. Korkuyordu. Savunmasız ve tek başınaydı… Konuşurken elleri titriyordu. Gözleri korkusunu ele veriyordu. Zarar gördüğü için sevmekten de sevilmekten de korkuyordu. Sanki herkes o naif kalbine zarar verecekmiş gibi…Belki de bu yüzden insanlardan sebepli veya sebepsiz uzaklaşıyordu. Ben ise sadece yanında kaldım. “Buradayım. Gitmeyeceğim.” dedim. İnanmayan gözlerle baktı bana. Kim bilir… Kaç gece… Kaç sene… Ve kaç baharı kış olarak geçirmişti. Bir ömrü devirmişti.. Dua etmeyi seviyordu. O anlarda sanki oturduğu yerden başka yerlere gidip geliyordu. Karanlığı da seviyordu… Sessizliği de … Ve uzun uzun yazmayı seviyordu.. Yine bir şeyler yazdı. Okudum ve her satır çok tanıdıktı. Acısını yazıyordu. Yaşadıklarını satırlara akıtıyordu. Hayal kırıklıklarını… Gözyaşlarını… Yazdıkça temizleniyordu. Temizlendikçe şifalanıyordu. Bir süre sonra yanıma yaklaştı. Aramızdaki mesafe yavaş yavaş kapanmaya başladı. Sonra her şeyin sonsuz ve kudret sahibi Yaratıcısından bahsetti. Bu kısmı diğerlerinden çok daha farklı ve daha uzundu… Konuştukça gözleri ışıldadı. Yüzüne adeta gökkuşağı açtı. Sanki sevdiğinden bahsediyordu. Bir ara durdu ve gülümsedi. “ Biliyormusun aslında kimsemde yok değil benim.Ben O’nun mülküyüm.O da mülkünü asla sahipsiz bırakmadı ,bırakmazda hiçbir zaman .”dedi. Şaşkınlıkla baktım. Sonra bana döndü. “Seni tanıdım, geleceğini biliyordum.” dedi. “Nasıl olur? Ben sadece yanında durdum.” dedim. “Gözlerindeki yaşayan ölülerden tanıdım seni” dedi. Uzun uzun baktık birbirimize. Bir süre sonra fark ettim… Artık birbirimize değil, birbirimizden bakıyorduk. Hayatımıza… Kayıplarımıza.. Yaşadıklarımıza… Meğer bütün hikaye boyunca yanında oturduğum kişi, yıllar önce karanlıkta bıraktığım benmişim. Ve gördük ki, yaşadığımız her şey zamanın büküldüğü bu yerde bir araya gelmemiz içindi. “Birlikte daha güçlüyüz hikayemizin vakti geldi artık dedi… “Söyle ne dersen yazacağım.” dedim. Gülümsedi yazmayı seviyorum ama bu ancak bir dua ile olacak dedi..Sonra başını gökyüzüne çevirdi ve ellerini açtı.. “Allah’ım… Bugün geriye dönüp baktığımda Bana acı veren her şeyin beni Sana getirdiğini, uzayan yollarımın ise Sende derinleştiğini görüyorum… Hayal ettiğimden de öte… Hayal ettiğimden de güzel… Bir son diliyorum Senden… Dönüp baktığımda, “Meğer yaşadığım her şey bunun içinmiş.” diyebileceğim bir son istiyorum… Sen dilemedikçe ben isteyemem… İstemek bana, vermek ise en çok Sana yakışır…

Aşkı Tekamül / Sırrül’Esrar

69,214 görüntüleme • 2 ay önce

Amerika’da yaşayan bir kadın, Türklerin psikolojik ve fizyolojik olarak fakir olduğunu iddia etti: • Arkadaşlar, Amerika'ya geldiğimden beri yüzleştiğim bir gerçek var. • ⁠ Biz gerçekten psikolojik ve fizyolojik olarak fakiriz. • ⁠İki gündür Carolina’dayım. Burada konaklamak için Airbnb'den bir ev kiraladım. • ⁠Tabii ki kiralarken dikkat ettiğim şey uygun fiyatlı olmasıydı. • ⁠Yani ben şu anda aslında ortalama insanların yaşadığı bir mahallede yaşıyorum. Çok da güzel, tatlı bir yer. • ⁠Yemyeşil, doğanın içerisinde, yani yatay mimarinin hakim olduğu bir bölge öyle söyleyeyim. • Ben de şu şekilde tek katlı bir binada kaldım ve bakın, adam hemen köşede teknesini park etmiş. • ⁠Ya şaka mı bu? Gerçekten teknesini park etmiş. Yani neden psikolojik fakiriz biliyor musunuz? • ⁠Çünkü ben mesela köyde büyüdüm ve büyüdüğüm yerde çok güzel bir baraj gölü vardı ama bizim köyde hala tekne yok. Yani hiç kimsenin teknesi yok. • ⁠Fizyolojik fakirlik de şöyle oluyor: Şimdi burası ortalama insanların yaşadığı yerler. Zaten şu evde Latinler yaşıyordu, dün İspanyolca konuşuyorlardı. • ⁠Ama insanların kapısının önündeki arabalara bakıyorum. Şu arabaların Türkiye fiyatını düşündüğünüzde, alım gücünü endekslediğinizde zaten belli bir zümreye ait oluyor. • ⁠Yani herkes için erişim imkanı olmuyor. İşte bu da fizyolojik fakirlik. • ⁠Ha, burada kötü şeyler yok mu? Tabii ki var, bu dünyanın her yerinde var. Ama konuştuğum şey ortalama insanların, yani çabalayıp emek veren insanların emeğinin karşılığında sahip olduğu alım gücü. • ⁠Tekneye doğru da geldim, evime doğru da tekrar gideyim. • ⁠Hazırlanıp yola çıkmam lazım. Sonra ben bunları konuşunca bana "Sen de Amerikan hayranı oldun, Amerika'yı övüyorsun, hiç kötü şeyler söylemiyorsun” diyorlar. • ⁠Yok! Girin bakın sayfama, eleştirdiğim şeyler de var, olumsuz şeyler de var. Oturup evsizlerle fotoğraf, video çeken insanım ben ya. • Gerçekten yüzleşin. Yüzleşin artık, şu gerçekliğinizle yüzleşin. Bak, çok kötü sömürülüyorsunuz. • ⁠Daha ne diyeyim ya?

🎙️ Muhbir

664,682 görüntüleme • 1 ay önce

Tümer Metin: O işler genelde Fenerbahçe'nin başına geliyor. Galatasaray pek başına gelmiyor. Hiç mahal bile vermedi Galatasaray. Geçen hafta haftayı bitirirken bu haftayı sorduğumda iki takımdan da sürpriz beklemiyorum demiştim. Fenerbahçe Rize'yi Galatasaray'da gençlerbirliğini geçer. Hatta rahat geçeceklerini de düşünüyordum. Tugay Hocam rahat bir galibiyet dedi. Doğru katılırım. Ama oyunun ikinci yarısı Galatasaray'ın son haftalarda düştüğü türbülans özellikle 2-1'den sonra oyunun belli sekansa düştüğünü söyleyebilirim. Volkan Hoca da 60'a kadar tutmak istediğini belirtti maçtan önce. 0-0 oyununu. Sonra düşecekler dedi. Bence Galatasaray takımı da 60'dan sonra düşeceğini biliyor. O yüzden muazzam bir oyun başlangıcı. Muazzam bir 45 dakika oynadılar. Çabuk çabuk 2-0. Büyük takım oyunda çok rahat ifade edebildiğimiz bir özelliktir. Soyunma odasından golle geldi zaten. 70. saniyede gol oldu. Kaliteyle anlatabileceğimiz işler oldu ilk yarı. Çok iyi bir saniye izledik uzun haftalar sonra. Saniye-Yunus işbirliği çok göze batan, damga vuran bir işbirliği oldu. Kötü diyoruz Icardi'ye ama geldiği dakika Meleke ile top ağalarla buluşturmasını biliyor. Çok ezberi var o konuda. Yine doğru işler yaptı. Pas bağlantısı da var ilk yarı. Kalitesiyle kazandı Galatasaray. Hiç mahal vermedi soru işaretlerini. Geçen hafta ipler artık Galatasaray'ın elinde değil demiştik. Fenerbahçe'nin de elindeydi ipler. 5 maçını kazanırsa şampiyon oluyordu. Galatasaray bu hafta tekrar direksiyona geçti. 4 puanlık fark. Ligin son 4 haftası. Hata yapmazsa kendi hatasıyla şampiyonluk verebilir. Fenerbahçe'nin görüntüsü de şampiyonluğu kovalayacak. Özellikle dünkü maçtan sonra, dünkü kırılmadan sonra artık ortak olabilecek bir görüntü değil. Şimdi bunu söylerken haftaya galip gelse Fenerbahçe yine bir puanla Galatasaray ligin son 3 haftasına girmiş oluyor. Yine direksiyonun başında kendisi olmuş oluyor. Fenerbahçe yine Galatasaray'ın hata yapmasını bekleyecek pozisyona düşmüş oluyor. Velhasıl Kolay galibiyeti getiren en önemli şey şu. Galatasaray'ın kadro mühendisi bu ligdeki bütün takımlardan iyi. Galatasaray'ın oyuncu kalitesi bu ligdeki bütün takımlardan daha iyi. Ekonomik olarak da söyleyebiliriz bunu. Ama daha iyi olan bir şey var Galatasaray'ın. Beraber oynama alışkanlıkları var. Gelen oyuncu da hemen adapte olabiliyor o alışkanlığa. Uğur Can gibi, Eren'in geldiği zaman düşen. Şampiyonlar Ligi'yi Liverpool maçları falan, Lank'ın katıldığı, devre arası katıldığı dönemdeki katkısını düşünelim. Yani işleyen bir mekanizmanın içinde ortak olmak kolay oluyor. Bu beraber oynama alışkanlığı da son 3 seneyi şampiyon bitirdi Okan Hoca'nın takımı. Ligin kalan son 4 haftası içinde çok yakın olduklarını düşünüyorum. Peki. Kalan maçları birazdan ekranlara getireceğiz tabii ki. Hem Galatasaray hem Fenerbahçe ama işin bir tarafında da Trabzonspor da var Tugay Hocam.

Galatasarayultrataraftar

41,939 görüntüleme • 5 ay önce

İLBER HOCAMIZI SONSUZLUĞA UĞURLARKEN…. 15.3.2026 Kuşkusuz onun ardından çok şeyler yazılacak ve söylenecek… Benim için eşsiz bir derya ve bir müzik aşığı özelliği hep farklı kalacak… Eskiye daldı gözlerim… İlk defa 2003 yılında bir yaz günü tanıştım, teknede bana boğazdaki yalıları anlatıyordu. Yolculuğumuz boyunca bir çok şey öğrendim ondan. Daha sonra seyrek olan görüşmelerimiz sıklaşarak devam etti. Galatasaray Lisesi’nde yaptığımız oda müziği konserlerinde her zaman en öndeydi, ortak tanıdıklarımız, sevdiklerimiz ve niceleriyle birlikte eğlenceli sohbetler. Her seferinde aklınızda bir şey kalırdı, yani hayatın içine öğretmeyi ve sevgiyi katabilmiş, herkesle kolayca iletişim kurabilen bir insandı. Onun için insanların mesafesi, gelir düzeyi, ne iş yaptığı önemli değildi. Sanırım çok kuvvetli bir his yapısı vardı, insanların kendisine ne şekilde yaklaştığını hemen seziyordu ve karşısındakine ona göre vakit ayırıyordu. Sevgili rektörümüz Muhammed Şahin’in davetiyle MEF Üniversitesinde’de birlikteydik, benden ‘İlber bey’in Müziği’ni istemişlerdi. Sevgili dostum Emre Aracı ile birlikte yaptığımız ve bir dönemde oldukça moda olan Osmanlı Sarayından Avrupa Müziği CD sinden Osmanlı Sergi Marşı (Guatelli Paşa) onun NTV de yaptığı programın sinyal müziği idi. İlber Bey’in müziği olarak bunu adlandırıyorlardı. Son yıllarda kıymetli müzisyen dostlarımızla birlikte daha fazla onunla vakit geçirdiğimiz için çok mutluluk duyuyorum. Bu videoda izlediğiniz ve en son geldiği konserlerimizden biri de geçen sene 18 Ağustos’da Arkeoloji Müzesi bahçesindeydi. Sevgili Burak Bilgili ve Dilan Dereli ile Manastır Türküsü’nü seslendirmeye başlamıştık ki, İlber hoca bize eşlik etmeye başladı. Ruhu şad olsun, onun bizlere bırakmış olduğu güzellikler ve nasihatler hem içimizde hem de toplumumuzda yaşatılacaktır. Dünya yüzünde onun kadar sevilen ve bir milletin ruhu ve sesi olabilmiş insan çok azdır. Onu özleyeceğiz ama onun sesi, gülüşü ve daha da önemlisi bize öğrettikleri hep bizimle olacak. #ilberortaylı Aile Danışmanı Burak Bilgili Donau @dilandereli Muhammed Sahin MEF Üniversitesi

Cihat Askin

28,662 görüntüleme • 6 ay önce

Çalıştığı iş yerinde “Biz bir aileyiz” denilerek işe alınan kadın, gittikçe genişleyen görev tanımını paylaştı: • Muhasebe için girdim, iş tanımım kısa sürede değişti. • ⁠Patronun karısı mesai saati dışında bile beni arıyordu. • ⁠Hatta bir akşam aradığında kızının derslerinin kötü olduğunu ve ona özel ders vermemi istediğini söyledi. • ⁠Sonra çay, kahve getirmemi istedi. Hatta bir ara yemek yapan bir abla vardı, onun izinli gününde dışarıdan söylemek çok pahalı olduğu için bana dedi ki: “Bir gün 40 kişilik yemek yapar mısın? Ama sadece bir günlük...” Dışarıdan söyleyince fazla pahalı oluyormuş. • ⁠Sanırım ona bilgisayarda iş yapmak çok iş yapmakmış gibi gelmiyordu. Bir gün bana teminat mektubu hazırlarken “İşin bittiğinde masamın tozunu alır mısın?” dedi. • Bu arada mesai saatlerinin bir kısmı da diğer çalışanların dedikodusuyla geçiyordu. • ⁠Hatta gün boyu şirketteki müdürün eşi, müdürün eşinin estetikleri ve müdürün eşinin giyimine kadar her şey akşama kadar konuşuluyordu. • ⁠Aslında muhasebe yapıyordum ama şirketteki bütün çalışanların özel hayatını patronumun karısı sayesinde biliyordum. • Ayrıca bu kadın gerçekten her gün aynı şeyleri konuşmaktan asla bıkmıyordu! • Sonra işten ayrılmaya karar verdim ve karar verdiğim son gün bana şöyle dedi: “Biz daha verimli insanlarla çalışmak istiyoruz. Buradaki mühendisler yeri geliyor çizme giyip bahçede portakal topluyor.” • ⁠Yani işte iş tanımın yok, sınırın yok ve her şeyi yapman bekleniyor...

🎙️ Muhbir

276,615 görüntüleme • 1 ay önce

"Fred'in menajerinden Fenerbahçe'ye şantaj" 🗣️Ahmet Konanç: "Fred'in menajeri geçen sezon sonuna doğru Türkiye'ye geliyor. 5 milyon euro Atletico Minero'dan size teklif getireceğim diyor. Oyuncu çünkü gitmek istiyor. Sonra Brezilya'da Mineiro'nun topçularıyla Fred'in yaptığı konuşmaları o topçuların röportajlarından dinledik. Demiş ki burası benim çocukluğumun takımı. Ben çocukken Mineiroluydum aslında. Gelmek istiyorum falan demiş. Fenerbahçe'nin eski yönetimi de devam edersek tamam diyor satacağız diyor. Hatta devre arasında Fred ayrılmak istiyor. Tedesco tutuyor. Yönetim diyor ki hem ayrılmak istiyor hem de biz buna piyasa bulabiliriz. Var Mineiro falan Brezilya satalım yerine golcü alalım diyor. O da diyor ki ya diyor Talisca, Ederson, Brezilyalılarla Fredin arası çok iyi. Ben diyor Fred'i şimdi gönderirsem transferin bitmesine de bir iki gün kaldı. soyunma odasında diyor, 'Adamı zor duruma bıraktın, şimdi gönderttin. Transferin bitmesine bir iki gün var. Nereden kulüp bulacak istediği gibi deyip diğer oyuncular bana farklı bakabilir. Soyunma odasındaki patronluğum tartışılır' diyor. Devre arasında kalıyor Fred. Golcü de gelmiyor. Sezon sonuna doğru da menajeri 5 milyon euro getireceğim size diyor. Tamam diyor Saadettin Bey, Ertan Bey. Sezon bitiyor. Kontenjan 10 + 4'e çıkıyor. 12 + 2'ye düşmüyor. Menajeri bir daha geliyor. Bundan 15 gün önce diyor ki teklif meklif yok diyor. Verin benim oyuncumu diyor. Mecburen vereceksiniz diyor. Herkes diyor çok şişti diyor kadronuz diyor. Bedava verin diyor. Tabi amaç Mineiro'dan o 5 milyon euro'yu ödetmemek ama atıyorum onun yarısını kendisi almak. Mineiro da diyeceksin ki bak 5 verecektim bana 2,5 ver. Sana bedava getirdim. Yer mi Aziz Yıldırım bunu? Bak çok büyük tepki veriyor. Kulübe geliyor menajeri. Menajeri bir 5-6 gün önce ayrılıyor Türkiye'den yeniden geliyor. Şimdi burada da şöyle bir etki oluyor. Fred panik yapıyor. Çünkü Fred'in kafasında İsmail Kartal tutacağım falan dese de gitmek var. Son maçta da uğultu oldu biliyorsun. Topu taca attı hep geri oynadı falan. Fred artık yaşlandı yani. Güzel ayrılmak lazım. Panik yapıyor. Menajerine diyor ki arayı bulun diyor. Ben diyor öyle diyor restleşerek transferin son günü gitmek istemiyorum. Şimdiden gitmek istiyorum diyor. Hatta bir bilgi vereyim. Benim diyor ailevi bazı durumlarım var diyor yönetime. Orada çok detay girmiyorum. Ailevi durumlarım var. Gitmemiz lazım diyor. O zaman diyor ki yönetim tamam menajerine söyle. O da menajerine diyor ki bak bunlar net bilgiler. Arayı bulun diyor. Hani 5 olmaz 3 olur 5 olmaz 4 olur. Arayı bulun diyor. Fenerbahçe bu işten para istiyor, belli diyor. Çünkü Fenerbahçe onun için 10 milyon euro verdi Manchester United'a. Tabii çok da yararlanamadı da. Niye? Aziz Yıldırım'ın kitabında bedava adam vermek diye bir şey yok. Şimdi menajeri bunun için geldi. Bir orta yol bulunacak."

emrex1

251,533 görüntüleme • 2 ay önce

Ege Fitness, maçı kendi tarzında yorumladı: “Futboldan anlamayan birisi olarak ben kendi fikrimi söylemek istiyorum. Bence ne yapsaydık yenerdik? Ben futboldan basketbola geçmiş birisi olarak söyleyeceğim size bunu. Ve ben basketbolda zamanında bench'te oturmuş birisi olarak şunu söylemek istiyorum; daha bir kötü takıma geçtiğimde çok daha fazla özgüven kazandım. Bu özgüveni kazandıktan sonra bir sonraki takıma geçtiğinizde daha iyi performans, daha iyi deneyimli olduğunuz için çok daha iyi oynuyorsunuz. Bence bu çocukların üstüne çok fazla gelmeyin. Çünkü tutukluk oldu, çünkü heyecanlılardı. Neden? Çünkü çok fazla beklenti vardı. Bütün böyle 80 milyonun böyle sesleri kulaklarında yankılandılar. Bence bunların deneyimi yoktu. Ben bilmiyorum kim var takımımızda falan filan ama takımımızdaki bütün insanlara bakmanız lazım. Oynadıkları takımlarında kaç gol atmışlar, ne yapmışlar, işlevleri nedir, deneyimliler mi değiller mi? Bence bunlar Türkiye'de 3. 4. ligde oynasalar, özgüvenlerini kazansalar da süper yıldız hissini böyle hissetseler de hakikaten... Tamam mı? Ondan sonra sahneye çıksalar da çok daha iyi bir sonuç alırdık. Çünkü genelde böyle dünyaca ünlü sahnelerde deneyim ve özgüven çok fazla önemli oluyor kankalar. Ama bunun dışında söylemek istediğim şey; teknik direktörümüzü anlayamadım abi. Ben Mahmut Orhan sanıyordum, Montella diye bir tane İtalyan gelato, külahla dondurma markası çıktı adamın ismi. Yani en azından küçük de olsa, kırık çıkık da olsa Türkçe konuşman lazım, anlaman lazım bence Türkiye Milli Takımı'ndaysan. Ama bilemiyorum. Abi bu futbol sporu ayakla oynanan bir spor olduğu için fizik kurallarına karşı. O yüzden çok fazla insanların üstüne gelmeyin. Zaten 3 dakikada bir korner atılıyor. Kafa vurdu mu kim nereye vurduğu belli değil. Kapış gibi bir şey abi. Ben 5. kattan böyle atardım 100 TL'yi, kim kapışacak diye parayı... Çok böyle fazla heyecan olurdu. Öyle bir spor abi.”

Anonim Muhabir

22,461 görüntüleme • 3 ay önce