Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

final sabahı melis'le konuşurken imre devran ilişkisinde hep imre aysel, devran iskender'miş gibi gösterildi ama bence tam tersiydi demiştim o da az önce çektiğimiz sahnede ben de bunu fark ettim aysel konuşurken bunu düşündüm sahneyi kesmezlerse akşam izlersiniz bölümde demişti

15,440 Aufrufe • vor 1 Jahr •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

🔵 Emmanuel Adebayor, Cristiano Ronaldo'nun profesyonelliğine ilk günden tanık olduğu anı anlattı: ▪️"Real Madrid'e ilk imza attığımda, Cristiano Ronaldo'nun ne kadar profesyonel olduğunu hepimiz biliyorduk. Her zaman zamanında gelirdi." ▪️"İnsanlar benim hakkımda sürekli 'kötü biri' olduğumu söylüyordu. Ben de kendi kendime, 'İlk bir-iki hafta Adebayor'un en iyi halini göstereceğim' dedim." ▪️"Bana, 'Yarın antrenman 10.30'da başlıyor. Mümkünse 09.30'da burada ol' dediler." ▪️"Ben de, 'İlk antrenmanım, geç kalmam söz konusu bile olamaz' diye düşündüm ve saat 08.30-08.45 gibi tesislere geldim." ▪️"Tesise vardığımda ışıklar kapalıydı, soyunma odası tamamen karanlıktı. Çok mutlu oldum. 'Şükürler olsun, ilk gelen benim. Bu adam tam bir profesyonel diyecekler' diye düşündüm." ▪️"Derken aşağıdan bir ses duydum. İlk günüm olduğu için tesisi bilmiyordum. Fizyoterapistlerden birine, 'Aşağıda neler oluyor?' diye sordum." ▪️"Bana, 'Cristiano çoktan aşağıda yüzüyor' dedi. Kendi kendime, 'Hadi ama!' dedim." ▪️"İlk gelen ben olmak istemiştim ama daha şimdiden ikinci olmuştum." ▪️"Aşağı inip Cristiano'nun yanına gittim. Bana, 'Emanuel, tanıştığımıza memnun oldum. Nasılsın? Her şey yolunda mı? Bir şeye ihtiyacın var mı?' dedi." ▪️"O an aslında benden çok daha önce geldiğini fark ettim. 'Saat kaçta geldin?' diye sordum." ▪️"'07.30'da.' dedi." ▪️"Ben de içimden, 'Tamam... Teşekkürler. Bol şans. Sonra görüşürüz.' dedim." ▪️"Antrenman 10.30'da başlıyor ama sen 07.30'da geliyorsun. Antrenmandan tam 3 saat önce... Ne yapmak için?" ▪️"Sonra kendi kendime, 'Biliyor musun? Seni kendi dünyana bırakıyorum.' dedim." ▪️"Futbolunun tadını çıkar. Kariyerinin tadını çıkar. Ve bugün hala futbol oynuyor. Hala zirvede." ▪️"Bunu izlemek gerçekten harika. Herkes için örnek bir profesyonel."

SİYAH SANCAK

18,844 Aufrufe • vor 2 Monaten

Diş plağı kulanan hanımefendi aldığı verimi değerlendiriyor: 🔸Hazırsanız sonuncu, yani 17. plaklama geçiyorum. 🔸Size önce bir ilk plak göstermek istiyorum. 🔸Kendisi 17 haftadır benimle. 🔸Takmaya çalışacağım, tabii ki uymayacak ama sizin bir fark görmenizi istiyorum. 🔸Hatta takmaya çalışmadan önce bu benim plağı taktığım ilk gün. 🔸Dişlerimdeki yamuklukları görebiliyorsunuz. 🔸Özellikle alt dişim zaten çok fazla geride. 🔸Şuradaki dişim çok yukarırada. 🔸Bir de böyle gülünce şuradaki dişim çok havada kalıyordu. 🔸Gördüğünüz gibi hepsi düzeldi. 🔸Alt dişimde hala minimal bir yamukluk söz konusu ama o da zaten 17. plakla düzelecek. 🔸Bakın arkadaşlar bu benim ilk plağım. 🔸Alt dişimdeki yamukluğu görebiliyorsunuz. 🔸Takmaya çalışayım. 🔸Asla olmuyor. 🔸Çok belli gerçi olmayacağı da. 🔸Üst dişimin plağı, onu da şöyle göstereyim. 🔸Bakın bu dişim havada. 🔸Bunu da takmaya çalışayım. 🔸Asla olmuyor. 🔸Bana hep "Ne kadar kilo vermişsin, yüzün küçüldü" falan yazıyorsunuz ya. 🔸Ben aslında kilo vermedim. 🔸Yani plak ilk başladığım günle şu an arasında maksimum bir ya da yine maksimum 1,5 kilo fark vardır. 🔸O da belki, emin değilim. 🔸Plaklar benim yüzümü küçülttü arkadaşlar. 🔸Arkadaşım bana söylemişti bu arada: "Gıdın gidecek, daha küçük bir suratın olacak çünkü çenen şekilleniyor." 🔸Az önce bu plakları takmaya çalıştım ya, çenem çok küçükmüş. 🔸Tabii o dişlerin yamuklukları gidince biraz daha genişlemiş oldu. 🔸Bu da demek oluyor ki yüzümü küçülttü yani. 🔸Çünkü inanılmaz bir fark var yüzümün özellikle şu kısmında. 🔸Bu da aklınızda bulunsun ve 17. plaklama geçebiliriz. 🔸Ben hep bunu takmayı beklerim. 🔸Yine takmadan önce ilk plakla bir karşılaşmak istiyorum. 🔸Alt plağı gördüğünüz gibi dümdüz. 🔸Bu da ilk plak. 🔸Umarım netliyordur. 🔸Buradan pek göremiyorum ama sadece bir bakın. 🔸Ve bu fark tam olarak 17 haftada oldu. 🔸17. plak üst dişlerimin plağı. 🔸Onları da şöyle göstereyim. 🔸Dişlerimi göstereceğim. 🔸Böyle gülünce böyle gözüküyor. 🔸Alt dişlerim şu şekilde 17. plakla düzelecek dediğim gibi. 🔸Takayım. 🔸Bu arada kötü haber, plak videolarım daha bitmedi. 🔸Bu hafta ben zaten muayeneye gideceğim doktoruma. 🔸Onun bir videosu gelir. 🔸Zaten ben bu 17. plağımı yaklaşık 4 hafta daha kullanacağım. 🔸Onun da bir videosu gelir. 🔸E sonra retainer tel falan yapılacak, onun da videosu gelir. 🔸Benden ve plak videolarımdan maalesef ki kurtulamıyorsunuz. 🔸Plak geri sayımı bitti. 🔸Bir sonraki videoda görüşürüz.

BUZZ medya

24,293 Aufrufe • vor 1 Monat

🇺🇸 Eski CIA analisti Larry Johnson: "Gizli Servis'in bir protokolü var" "Eğer ateş açılıyorsa, ilk güvenceye alınacak kişi başkanıdır" "Ne yaptılar? JD Vance'i aldılar" "Galiba JD Vance gizli cumhurbaşkanı" ➖Bir tüfek ateşlediğinizde, eğer daha önce ateşlediyseniz, inanılmaz bir geri tepme yaşarsınız. ➖Gerçekten güçlü bir şekilde geri iter. Adam geliyor ve tüfeği polislerden birinin yönüne doğru ateşliyor. ➖Ama geri tepme göremiyorsunuz. Namlu parlaması da yok. ➖O dokuz saçma o memura çarptıysa, memurun hiç tepki vermediğini görüyorsunuz. Hiçbir şey yok. ➖Düşünün, biri size midenize ya da göğsünüze olabildiğince sert vursa, geriye doğru giderdiniz. Bu olmadı. ➖Sonra kurşun geçirmez yelek meselesinden bahsettiler. ➖Yani o kişi kurşun geçirmez yeleğinden vurulmuş ama yine de tüfekle. ➖Bu hikayenin o kısmında bir şeyler ters. Bu birinci nokta. ➖Sonra sahnede yaşananları izledik. ➖Gizli Servis'in bir protokolü var. ➖Eğer ateş açılıyorsa, ilk güvenceye alınacak kişi başkanıdır. ➖Ne yaptılar? JD Vance'i aldılar. Bu beni çok şaşırttı. ➖İlk izleyişimde saniyeleri saydım ve JD Vance yaklaşık sekiz saniyede sahneden çıkmıştı ama Trump hâlâ sahnedeydi, aynı yerde. ➖Sonra kalktı ve düştü ama sekiz saniye boyunca orada öylece oturdu. ➖Sahneyi tam yirmi saniyede terk etti. ➖Ben bunu görünce düşündüm ki, galiba JD Vance artık gizli cumhurbaşkanı. Evet, mantıklı gelmedi. ➖Sonra Trump etrafına bakarken sanki bunu bekliyordu, bu olacağını biliyordu gibi görünüyordu

Kuşçu

27,060 Aufrufe • vor 4 Monaten

Tırın altında kimin kaldığı veya kalmadığı, Adil'in kimi nasıl kurtardığı gibi şeylerle zerre kadar ilgilenmiyorum. Çünkü zaten biliyoruz ki Adil muhakkak bir yolunu bulur. Buldururlar. Benim sezon finalinden beri esas merak ettiğim şey gemide Esme'ye hayatının travmasını dinletmeyi içeren o ucube planı kimin yaptığı... 32.bölümün bir yerlerinde bir fb sahnesi ile bu planın arka planını görürüz. Ki ben Adil'in bu planın sahibi olduğuna ihtimal vermiyorum. Çünkü Adil'in karakteri son noktada Esme'yi korumayı seçer. "Onun evladıyla yolda tanışmasının hesabını sorarken" onu o yolda üstüne basılacak toz haline getirmez. Getirirse bir kere daha bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deriz... Ki biraz da bunu demeyelim diye bu planı Eleni'ye yıkacaklar. Muhtemelen mahkemede son kez gördüğü Melina'dan "son bir istek" diyerek aldığı ses kaydını, üflenmiş Sur sesi gibi duyacağını bile bile Esme'ye dinletmeyi ancak Eleni ve "sağlık gerekçesi" ile kabul ettirmiş olacak Adil'e. Adil, ses kaydında ne olduğunu biliyordu. Esme'nin yıllar önce kendi bebeği olduğunu bilmeden Eleni'yi emzirdiğini, o günkü ağlayışlarını ilk kez duyacağını da biliyordu. Gerçeği öğrendiği andan itibaren Adil'in en büyük kırgınlığı, Esme'nin kızlarını Hicran'a mecbur bırakmış olmasıydı. Ama aynı Adil, Esme'nin bunu isteyerek yapmadığını da gördü. Onun bu sırrı taşırken psikolojisinin nasıl çöktüğünü, halüsinasyonlar gördüğünü vs. Böyle bir adamın, sırf Furtunalılara ders vermek için Esme'yi hayatının en ağır travmasıyla herkesin içinde yüzleştirmesi bana karakterine çok uygunmuş gibi gelmiyor. Kırgın olabilir ama Esme'nin acısını bilerek büyütecek biri değil. Eleni ise farklı. Evet o da kıyamaz ama onun tıp diploması var.(!) Bir yandan annesinin kızı, diğer yandan doktor. Belki de tam bu yüzden mesleki bilgisiyle duygularını birbirine karıştırmış olabilir. Travmanın bastırılmasının iyileşmeyi geciktirebildiğini biliyor. Belki annesinin, hayatının merkezindeki o eksik anıyla yüzleşmesinin onu iyileştireceğini düşündü. Belki bunu Adil'e de böyle anlattı ve onu böyle ikna etti. Ama işte dizi izliyoruz falan da... Azıcık izan... Travmatik bir anıyla yüzleşmek ile bir insanı hazırlıksız şekilde o travmanın tam ortasına bırakmak aynı şey değil. Gerçek tedaviler güvenli, kontrollü ve kişinin hazır olduğu koşullarda, onun bilgisi dahilinde ve rızasıyla yapılır. Gemide yaşanan ise bunun tam tersi. Bu yüzden o sahnede en çok etkilenen kişi Furtunalılar değil, Esme oldu. Eleni ve Adil ses kaydından haberdar oldukları için önceden bunu duymaya hazırlıklıydı. Yani bu travmayı paylaşabilecek 3 kişi var ama o anda bu 3 kişiden 2'si az sonra ne olacağını biliyor. Ama sadece Esme yüzmeyi öğrensin diye suya atılmış oluyor. Belki Eleni'nin niyeti annesini iyileştirmekti. Adil'in niyeti de buna vesile olmak... Ama bazen en iyi niyet bile yanlış yöntemle birleştiğinde yeni bir yara açabiliyor. Eğer plan gerçekten Eleni'ye ait çıkarsa, ben bunu onun annesine zarar vermek istemesinden elbette değil; hem doktor hem de evlat olmasının bedeli olarak görürüm. O an doktor gibi düşünmeye çalıştı ama kararını veren taraf aslında annesini yıllardır acı çekerken izleyen kız çocuğuydu. Ama Adil'in planı çıkarsa Sur'u üfledi derim. #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

şeyma 🕊️

18,613 Aufrufe • vor 3 Monaten

Bir kadın yaşadığı tacize verdiği tepkiyi paylaştı: • Şimdi ben normalde nezaketi seçen bir insanım ama biraz küfür edebilirim, kabalaşabilirim. • ⁠Hoşlanmayacak olanlar şimdiden izlemesin. • ⁠Az önce bir şey yaşadık. Annem, Doğa ve ben, İstanbul Anadolu Yakası'nda bir çocuk oyun alanının önünde banklar var. • ⁠Bir tane yavşak bir amca oturmuş o banklara. Önümüzden de bir aile yürüyor; birkaç tane kadın var, çocuklarını getirmişler. • ⁠Önünden geçen bütün kadınları baştan aşağı, her yerlerini böyle iğrenç iğrenç süzüyor! • Şimdi burada "Gözü dalmıştır, belki bakmıyordur" diye o yavşak herifi savunacak başka yavşaklar da olabilir. • ⁠"Sen de fesatsın" diyenler olabilir. Bir kadının nasıl taciz edileceğini biliyorum; defalarca taciz edildim çünkü. • Doğa ile yürüyoruz ve adamı ben fark ettim, bana da bakmaya başladı. • ⁠Yanımda çocuğum olduğu için böyle durumlarda ben tepki veremiyorum. • ⁠Çünkü o izbandut gibi yaşlı amca herif ayağa kalkıp bana çocuğumun yanında bir şey yapmaya kalkışsa ağzının ortasına bir tane çakarım. • ⁠Ama çocuğumun önünde böyle bir duruma düşmek istemiyorum. • ⁠Hiçbir şey demedim ya, "Sabır" dedim, önünden geçiyorum. • ⁠Annem dayanamadı ve güzelce ağzının payını verdi. Ama ben aşırı gerildim. • ⁠Yani buradan anneciğimden de özür diliyorum "Çocuğun yanında niye yapıyorsun?" dedim. • ⁠İşte anlattığım aynı kaygımdan ona da bahsettim. "Bu herif bize kalkıp çocuğumuzun yanında bir şey yapmaya kalkışsa..." dedim. • ⁠"Biz onun hakkından geliriz" diyor. "Evet anne geliriz ama çocuğun önünde böyle bir duruma düşmek falan..." dedim. • ⁠Neyse, sonra ben bunu güvenliğe şikayet edeyim derken kalkmış gitmiş yavşak. • ⁠Evet, bu yavşak tiplere gereken tepkiyi vermemiz lazım arkadaşlar, kesinlikle! • ⁠Yani çünkü bu ülkede kadına şiddet, taciz, tecavüz artık ayyuka çıkmış durumda ve bu herifler bunu göz göre göre yapıyorlar. • ⁠Yani taciz edilmek sadece elle birinin sizin bir yerlerinizi sıkıştırması ya da metrobüste size yaslaması demek değil. • ⁠Böyle gözleriyle de iğrençlikler yapıyorlar. Gördüğümüz yerde birlik olup tepki vermemiz gerekiyor. • ⁠Ama bir yandan da yanımızda çocuk varken ne yapabiliriz, bilmiyorum.

🎙️ Muhbir

74,858 Aufrufe • vor 1 Monat

Yaklaşık iki yıl önce bir dostuma hayatımda yapmak istediğim değişikliklerle ilgili maddi kaygılarımı anlatırken bana şu cümleyi kurmuştu; “Şeytanın seni fakirlikle korkutmasına izin verme” Bu cümle bende çok fazla yer etti. Sahiden Allah elimden geleni yapmamı ve O’na itimat etmemi isterdi. Bu vesvese, kaygı ancak şeytanın seveceği türdendi. Çünkü tevekkülün tam zıddıydı O günden sonra bu konuyla ilgili her kaygılandığımda bu cümleyi hatırlattım kendime. Allah’a şükür gerek buradan gerek reel hayattan birkaç dostum da bu cümleye paralel destekleriyle sürekli değerimi ve tevekkülü hatırlattılar, böylece kıtlık bilincimi yönetmeme yardımcı oldular İlginç ama şaşırtıcı olmayan bir biçimde bu konudaki kaygım zamanla azaldı. Ancak işte insanım, az önce kredi kartı borcumu öderken biraz tetiklendim, kaygılandım. Sonra bu cümleyi hatırlayıp ödeme yapabilmem için rızk verene teşekkür ettim. Bunu yapamayabilirdim. Yine vereceğine iman ettim. Bu cümleyi duyduğumdan beri sürecin aslında tahmimden daha bereketli olduğunu fark edip mutlu oldum Şunu belirtmeliyim. Allah’ı rızkı sonsuzdur. Ancak çabamızı da ister. Şu son iki -üç yılda hayatımda hiç olmadığı kadar çalıştım, rızk kovaladım. Bunu yaparken çalıştığım için rızk ve bereket verilecek diye düşünmedim. Allah zaten o nimeti verecek, ben de buna uygun davranayım, üzerime düşeni yapayım diye yaptım. Emeğimin katbekat fazlasıyla ödüllendirildim belki de. Allah cömerttir nihayetinde Elinden geleni yapsa da bu kaygıları kalbinde taşıyanlara bir bardak su ferahlığı vermesi dileğiyle; “Şeytanın seni fakirlikle korkutmasına izin verme” O herkese rızkını verir Vesselam

Veronika 🧚🏻‍♀️

155,045 Aufrufe • vor 2 Jahren

BTS, Super Bowl hakkında: 🐥: Davet edilmeden bunu yapamayız.. ama güzel sözlerin için teşekkür ederiz. 🐿️: Açıkçası, Super Bowl’da sahne almak her sanatçının hayalidir. Hangi kültürden olursa olsun sanatçılar için çok büyük bir olay. Ama öncelikle yapmamız gereken şeylere sıkı sıkı çalışmamız gerekiyor. Sonrasında ise karşımıza çıkan her fırsatla ilerleriz. 🐹: Performansı izledim ve gerçekten harikaydı, bu yüzden düşündüm bi. Biz performans ağırlıklı bir grubuz, bu yüzden o sahnede olsak nasıl bir performans sergilerdik diye hayal ediyorum. Ama tabii ki bunun için önce davet edilmemiz gerekir. Umarım böyle bir fırsatımız olur bir gün. 🐰: Tabii ki isterim ama bu bizim elimizde olan bir şey değil. 🐨: Aslında Jungkook neredeyse gidecekti çünkü Usher askere gitmeden önce onu davet etmişti. Ama askere gittiği için olamadı 🐨: Yani, biliyorsun, bence bu dünyadaki en büyük etkinlik ve sahne. Bad Bunny gerçekten harikaydı. Porto Rikolu olduğunu biliyorum ve aynı zamanda Amerikalı. Bu yüzden tüm bunların arasında bir bağ ve genel akış vardı diye düşünüyorum. Ama evet, biz de hep düşünüyoruz ki "acaba biz de Super Bowl’da sahne alsak nasıl olurdu?" 🐨: Belki Coldplay ve Bruno Mars’ın yaptığı gibi diğer sanatçılarla iş birliği yapabiliriz ya da Lady Gaga’nın bu sefer Bad Bunny ile yaptığı gibi olabilir. Belki zaman geçtikçe, düşünceler ve insanlar değişirse falan… Artık dünyanın her yerindeki insanlar Parasite gibi yapımları izliyor, Kore kültürü gibi harika şeylerle ilgileniyor. 🐨: O yüzden eğer bir fırsat olursa, bir gün kesinlikle yapmak isteriz.

zumi⁷🐰 | ARIRANG

25,629 Aufrufe • vor 5 Monaten

Buse Kara, çok güzel hareketlerden neden ayrıldığını açıklıyor: 🔹 Arkadaşlar bana çok fazla sorduğunuz bir soru var. 🔹 Hala bütün videoların altına ÇGH'den neden ayrıldım? 🔹 Yani o kadar kötü bir şey yaşadım ki ben orada falan gibi bir şey, bir hikaye bekliyorsunuz benden muhtemelen ama yani işler başlar ve biter diye geçiştirmeyeceğim, anlatacağım. 🔹 Ama ilk önce neden orada oynamaya başladığımı da anlatayım. 🔹 Çünkü ben konservatuar mezunuyum ve biz de bütün projelere, bütün oyunlara böyle 6 ay falan çalıştığımızı bilirim yani. 🔹 Bu tabii insanı zamanla ne yapıyor? 🔹 Katılaştırıyor. 🔹 Ben de ÇGH ile ilgili böyle bir teklif gelince dedim ki benim bu katılıklarımı atmam lazım. 🔹 Hızlı bir şekilde oyun kurmayı, sahnede daha böyle akışkan olmayı, bunu kendime öğretmem lazım dedim. 🔹 Çok güzel bir fırsat ve girdim. 🔹 Tabii orada 5 yıldır kurulu olan bir düzen var. 🔹 6. sezona girdim ben ve tabii ki ilk başta çok zorlandım. 🔹 İşte Yılmaz hocamız bana sağ olsun çok güzel şeyler söyledi. 🔹 Ben o gazla bir süre daha devam ettim. 🔹 Yalnız sonrasında hani 4. 5. bölüme doğru beraber girdiğim 4 tane arkadaşımın üçü ayrılmıştı ve ben tek başıma kaldım yeni girenlerden. 🔹 Birazcık daha zorlaştı süreç o noktada benim için. 🔹 Yani sen nasıl biliyorsunuz? 🔹 Bir şeye böyle ezber yapıyorsunuz, 10 saniye sonra kendinizi sahnede bulabilirsiniz. 🔹 O kadar dinamik bir yer. 🔹 Ben yavaş yavaş buna alıştım ve adapte oldum sonunda ve kendimi daha da iyi hissetmeye başladım. 🔹 Daha böyle sınırlarımın genişlemeye başladığını hissettim ve bir sezonun sonuna kadar orada kaldım. 🔹 Daha sonra da artık kendimle alakalı daha farklı şeyler yapmak istediğim için ve hani başta giriş amacım vardı ya onu da az ya da çok ama kendime göre tamamladığımı düşündüm. 🔹 O yüzden çok severek, çok herkese sarılarak, teşekkür ederek oradan ayrıldım. 🔹 Hala da arkadaşlarımın çoğuyla güzel bir iletişimimiz var. 🔹 Onları da çok seviyorum. 🔹 Bu şekilde. 🔹 Başka merak ettiğiniz bir şey varsa onunla 3 yıl sonra cevap veririm.

Netlog Medya

223,100 Aufrufe • vor 1 Monat

Fenerbahçe Yarışın içinde tutuluyor Emre Bol ile tartışma helal olsun Evren Turhan🔥 🗣Evren Turhan: Kardeşlerim. İkinci gol için. Aynı pozisyonun benzerinde Galatasaray'la oyuncu yerdeyken offside verdiler. Biliyorsun yani asıl bütün oradaki şey o. Yani bir kuralı uyguluyorsan bütün takımları uygulayacaksın. Normalde Archibur'a orada evet ilk pozisyonun gözüküyor ama kaleciyi de sanki biraz engelliyetten sonra çekiliyor. Yani bunun değerlendirmesi. Tabii yani o yapıldığı zaman burada bana göre Emre ne kadar derseniz bana offside verebilir yani. Bu pozisyonda. İkinci golde de zaten İsmail'in attığı pozisyonu göstermedi Hakemşi. Yerinci kuruluş göstermedi. Zok geç gösterdi Hakemşi. Düşünün ben içerideydim sizden sonra geldim ya. İçerideydim sizden sonra geldim ya orada gösterdim. Ben neredeyse maç bittikten sonra gösterdim. Maç bittikten sonra neredeyse gösterdim. Şimdi arkadaşlar. Şimdi şöyle olur böyle olur falan filan diye yapmıyorum. Ben asla da biliyorsunuz burada arkadaşlar. Beni tanıyorsunuz az çok. Asla da böyle dansözlük yapmam başkaları gibi. Ben sana kitabın, kural kitabının İFAP'ın her sene dağıttığı o kitabı bir gün okuyun arkadaşlar. Futbol dediğin şeyin kuralı 10 tanedir kardeşim. Ama 10 bin tane yorumu vardır. 10 tane kuraldan bahsediyoruz ha. 10 kural 10 bin yorum. Böyle bir oyun futbol dediğin oyun. O yüzden İFAP diyor ki pasif offside diye bir şey çıkartmış abi. Pasif offside diye bir şey çıkartmış. Sen o sırada kalecinin görüş açısını engelliyorsan Ona diyor offside çalacaksın. Ama diyor kalecinin görüş açısına engellemiyorsan vereceksin golü diyor. Şimdi benim dediğim gözle bir daha izle ey seyirci. Bir daha seyret. Benim dediğim gözle seyret. Vicdanıyla bak formaları çıkart takımların üzerinden öyle bir bak. Görüş açısını engelleyin mi engellemiyor mu? Hepiniz hakemseniz size bırakıyorum. Abi bunun formayla alakası yok bunun. Bu aynısı Galatasaray maçında olan pozisyonda golü vermedi. Yani Galatasarayların tepki verdiği konu bu şu an. Benim gördüğüm o. Çünkü şöyle hem Koca ile maçında hem Konya maçında. Burada niye verdin? Benzer bir şey yaşayamıştı. Onu veriyorsan bunu da vereceksin. Demek istedikleri o taraftarların. Buradaki olay o. Yoksa o gözle bu gözle bakılır değil. Eğer bu kuralda bu varsa o zaman Galatasaray'da vereceksin bu golü. Hangi golü? Konya maçındaki golü. Pasif of state verdi ya. Koca eline de vermişti. Koca eline de yani. Evet yani baktığın zaman o zaman haksızlık oluyor. Yani buradaki tepki o. Kural bunu söylüyor. Haksızlık yok ortada. Kuralı bak. Kuralı uygulamıyorlar Galatasaray'a işte. Onu demek istiyorum. Abi oradan ilgilenmez. Ben o zaman da... Seni ilgilendirmiyor işte ama. Abi beni ben şu andaki maçın yolunu yapmamıştım. Tamam onu eşitliyorum ben. Eğer buna veriyorsan. Niye abi eşitlemiyorsun? Ben kuralı anlatıyorum burada. Tamam kural olsa o da şey olmasın lazım. Vermesi lazım. Eğer engelliyorsa adam içeriden baktı büyük ihtimalle var. Bak adam offside'da. Bunu kabul ediyorum ben. Arçı Burak'ın pozisyonda net bir şekilde offside'da. Ama aması var. Aması var. Kaleciyi engellemiyor ve engellemiyor. Buraya bakacaksın. Galatasaray maçında da engellemiyordu işte. Sen de o gün onu söyleyeceksin. O gün değil. Bir örnek vermemiz lazım. Onu verdiyse diyorum bunu da vermesi lazım. Yani anladın mı? Bu golse o da gol olması lazım. O zaman hakaniyet oluyor mu? Adaletli bir durum. Ya ben o zaman şöyle düşünürüm baktığın zaman Fenerbahçe'nin yarışı içerisinde tutmak istiyorlar. Lig kopmasın. Zaten hep son dakikalarda maçların hepsi 100 dakika sürüyor Fenerbahçe'nin. Yüz küsur dakika. Geliyorlar orada bir şekilde kötü de oynasa. İki tane pozisyon var. İkisi de bana göre off sayıdı ama ne yapıyorsun? O vermedi. O kurallar böyle. Kurallar öyle. Kurallar Fenerbahçe'ye göre değişiyor ha bu zaman. Abi ben sana İFAP'ı yazdığını söylüyorum. Abi İFAP yazıyorsa Galatasaray'da verecek o zaman. Abi ben ver verme. Bak o konu belirlenmez. Ben şu andaki bu maçla ilgili konuşuyorum. Arkadaşlar yapmayın etmeyin. Ben şimdi sana bin tane şey çıkartırım geriye dönersem. Ama şampiyon yolunda sıcağı sıcağına. Ben iki yıl önce bile söylemiyorum ki. Ben bu sezonda dünkü maçta da bir sürü şey söyleriz anladın mı? Önemli olan kitabı ne yazdığını insanlara anlatmamız bizim. Biz anlatalım ki bilgilensinler. Anlatalım biz. Kararı kendileri versinler. Tamam kitabı abi. Ben söyleyeyim. Doğru kitap öyle yapıyorsa Galatasaray'a niye kitap uygulanmıyor? Bunu ben bilmem abi. İşte onu bilmiyorsun. Ben şu anda kuralı söyledim. Ama şampiyonluk yolunda puanlar şey oluyor. Fark açılacaktır. Şimdi oluyor mesela o yarışta kalıyorsun. Bunlar şampiyonluğu etkiliyor. Yani oradaki tepki o. Yoksa gol değil falan akşam herkes hakemler şey yapacak. Kurala göre neyse söyleyecekler. Ben sana kitabın yazdığını söyleyeyim de. Hakemler farklı şey düşünüyorlar. O maçta bunu yapmadın. Bu maçta bunu veriyorsun Fenerbahçe maçında. O zaman o maçta da onu vereceksin. Hakemlere girersek evren. Hakemlerine girersek var ya ben burada üç gün konuşurum. Üç gün konuşurum üst üste yani.

Galatasarayultrataraftar

55,092 Aufrufe • vor 6 Monaten

💥 Trabzonspor'da scout şefi Eren Mert istifa etti 🎙️ Ahmet Selim Kul: Trabzonspor'un tamamen iç dinamiklerinin oluşturduğu bir mesele. Dünkü paylaşımlardan da görüyoruz ki, dünkü meslektaşlarımızın yaptığı anlatımlardan da görüyoruz ki, Trabzonspor'un iç meseleleri, ilk önce iç mesele olmaktan çıkmış. Şimdi bu scouting ekipleri, bu menajerler vesaire, bu transfer haberi yapan gazeteciler, bunlar birbirlerini pohpohlamayı, yükseltmeyi sever. Bizim ülkede de birazcık işler iyi gitti mi, başarıyı yönetemeyen insan çok oluyor. Eren Mert şüphesiz alanında çok başarılı bir isim. Çok kıymetli oyuncular geldi, gitti; şu oldu, bu oldu. Ama Eren Mert, Trabzonspor'da sadece Fatih Tekke döneminde çalışmıyordu, ondan önce de çalışıyordu. Ondan önce de bazı önerileri olmuştu. Bu kadar da olumlu sonuç çıkmamıştı ortaya. Kötü işler yaptı anlamında söylemiyorum. Ama o mevkide final kararlarını veren iki kişi var: Biri başkan Ertuğrul Doğan, en büyük sorumlu; ikincisi de Fatih Tekke. Sevgili Eren Mert, ben anlatılanlardan görüyorum... Şimdi diyeceğim, umarım yanlış anlaşılmaz ama nasıl Fatih Tekke'ye teşekkür etmezsin? Madem Trabzonspor senin için bu kadar önemli bir role sahip. Eren Mert'in en büyük destekçisi, aslında ona bu alanı açan, ona bu alanı veren Ertuğrul Doğan'dı. Ertuğrul Doğan istese, en tepedeki isim olduğu için bu dengeyi de bence tutardı. Çünkü Ertuğrul Doğan'la Fatih Tekke arasında da muhakkak fikir ayrılıkları vardır. Ben hep bunu söylüyorum; fikir ayrılığı olmayan yerde başarı olmaz. Eren Mert, Sayın Ertuğrul Doğan niye bu konunun yolunu açtı, en azından bunu düşünüp, "Ya acaba ben bazı şeylerde hata yapıyor muyum?" diye bakması gerekiyor. Kariyerin çok iyi gidebilir; buradan Hull City'ye gidebilirsin, büyük kulüplere gidebilirsin, Fenerbahçe'ye gidebilirsin, Galatasaray'a gidebilirsin ama sen Trabzon'un içinde yer almış birisin. Ben olsam Trabzonsporluları böyle, nasıl diyeyim, futbol dünyasında karşıma almam. Çünkü Arjantinliler gibi çok tutkulular. Başına dert olurlar. Trabzon camiası işte, herkes çok sevdiği için Fatih Tekke'ye de çok ağır yükleniliyor, Ertuğrul Doğan'a da çok çok ağır yükleniliyor. Şimdi Eren Mert konusunu da birileri böyle işlemeye çalışacaktır. Ama en başta Trabzonspor'un iç meselesiyken, bu konunun bu kadar geniş çevrelerde, Trabzonspor'u hiç konuşmayan kanallarda konuşuluyor olması... Buraya bakarak sadece bu olayı analiz etmeniz gerektiğini düşünüyorum

HT Spor

248,881 Aufrufe • vor 2 Monaten

(Vialli'nin hayatını kaybettikten sonra basılan ve anılarına yer veren "Le cose importanti"nin, Mancini tarafından yazılan son sözü.) “Merhaba Bomber. Seni görüyorum, biliyor musun?” Dönüyorsun, gülümsüyorsun. “Söyle Roby” diyorsun. “Sence,” diye soruyorum sana, “Aklıma gelen her şeyi anlatmak için iki sayfa yeter mi?” “Sen kafayı yemişsin” diyorsun. Ama yapmam gerekiyor, Luca. O yüzden Dünya Kupası’ndan önce söylediğin o cümleyi ödünç alıyorum: “Oyun sertleştiğinde, sert olanlar oynamaya başlar.” Gerçi sen de bu sözü ödünç almıştın. John Belushi’den. O zaman ben de sertleşiyorum ve oynuyorum. Daha doğrusu: Yazıyorum. Topla oynamak senin için daha kolaydı, doğru. Ama senin için yazmak da dâhil her şeye değer, dostum. İnanmayacaksın ama her seni düşündüğümde, senden bahsettiğimde, senin hakkında yazdığımda -şu anda olduğu gibi- yüzümde istemsiz bir gülümseme beliriyor. Tuhaf gelebilir ama değil. Çünkü sen, Luca, neşeydin. Işıktın. Kahkahaydın. Sonra evet, bir de gol atardın. O zaman neşe iki katına çıkardı. Birlikte ne çok güldük… O çok zor maça çıkacağımız günü hatırlıyorum. Sahaya ata biner gibi girmiştin. Çocuklar gibi. Hayali bir ata binmiş, dizginleri tutuyormuş gibi dört nala koşuyordun. Bunu antrenmanlarda yapmıştık ama gerçek ve önemli bir maçta yapmaya cesaret edeceğini kimse düşünmemişti. Ve şans getirdi. Kazandık. O günden sonra hep öyle oldu. Sahaya hep “ata binerek” girdin. Yemin ederim, gülmekten ölüyorduk. Özellikle de sana bakıp hiçbir şey anlamayanların yüzünü görünce. Bizse o “yöntemle” bir sürü maç kazandık. Aslında anlamaları gereken bir şey de yoktu. Bir de önemli bir davete Mickey Mouse baskılı bir ceketle geldiğin günü hatırlıyor musun? Şimdi soruyorum: Senin gibi bir golcü böyle giyinir mi? Doğru, o yıllardaki fotoğraflara bakınca hepimizin ne kadar kötü giyindiğine ben de şaşıyorum. Ama kabul edelim: Sen işi biraz daha ileri götürmüştün. Sonra devreye ben girdim. Tavsiyelerimden sonra kusursuz oldun. Bir daha tek bir kombin hatası yapmadın. Bir İngiliz lordu gibiydin. Herkes sanıyor ki sana sadece sahada harika asistler verdim. Hadi canım… Kimse bilmiyor ki saha dışında sana stili ben öğrettim. Evet, doğru bu. Hadi gülme. Seni görüyorum. Ama ne kadar titizdin, Luca… Pozisyonları yüzlerce kez denerdin. Kendini geliştirmekten asla vazgeçmezdin. Herkes seni en iyisi olarak kabul ettiğinde bile sen bir an bile öyle düşünmedin. Çıtayı hep biraz daha yukarı koydun. Hep. Ve ben gerçek şampiyonun ne demek olduğunu işte orada anladım. Biliyorsun Luca: zeka, yürek, yetenek... Hepsi sendeydi, dostum. Bologna–Floransa trenini hatırlıyor musun? Coverciano’ya gidiyorduk. Sen Cremonese’deydin, ben Sampdoria’da. O yolculuk, bizim hikâyemizin başlangıcıydı. Seni Samp’a getirmek için her yolu denedim. Çok eğleneceğimizi söylemiştim. Ve bu sözü tuttuk. En güzel yıllarımızdı: Sampdoria, şampiyonluk, Şampiyon Kulüpler Kupası finali… Kampta, akşamdan sonra odaya kapanıp abur cubura saldırdığımız geceleri unutmuş olamazsın: cips, kola, bazen bira… Sabah tartı vardı. Ne yaptığımızı hatırlıyor musun? Müshil… Tartıya çıkmadan önce tuvalete koşmak için. Hâlâ gülüyorum. Ağladığımız da oldu. Sen Juventus’a gittiğinde nasıl ağladık… Bir dönemin bittiğini o an anladık. O son akşam yemeğini asla unutmayacağım. Asla. Efsane Sampdoria dönemi bitmişti. Ama biz bitmedik. Bizim dostluğumuz kopmazdı. Kopmaz. Şimdiki zaman. Şimdi. Aramızdaki bağı hiçbir mesafe koparamazdı. Millî Takım teklif edildiğinde ilk aradığım kişi sendin. “Kaçırırsan aptallık edersin,” dedin. Ben de düşündüm: Bu yolculuğu yapacaksam sen yanımda olacaksın. Ve senin benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin bile edemezsin. O Avrupa Kupası’nı durmadan fotoğraflıyordun. Kaç fotoğraf çektin Luca? Mutluluktan duramıyordun. Orada da birlikteydik. Hayatımın önemli anlarında hep vardın. Ve hâlâ varsın. “Devam et Mancio, ben yokum” demek kolay. Saçmalama bomber. Buradasın. Buradasın. Seni görüyorum.

calciolog

23,333 Aufrufe • vor 8 Monaten

Şampiyon Galatasaray Yağız Sabuncuoğlu: Aslında sadece geçen haftanın reyaveti değil, geçtiğimiz haftadan da bu haftaya böyle bir küçük pasaj sunulacaksak, Talisca'nın kaçırdığı penaltıya kadar da zaten derbiye iyi başlayan bir Fenerbahçe vardı ama ondan sonra tam anlamıyla darma duman oldu ve Galatasaray o maçı kazanarak buraya geldi. Şimdi ben reyavet konusuna katılmakla beraber şunu da söyleyeceğim. Bence artık miyadını dolduran oyuncu sayısı çok arttı Galatasaray'da. Biz yıllardır Galatasaray'ın iskeletinin hep iyi olduğunu, Fenerbahçe'nin şampiyon olmak istiyorsa kale, orta saha, stoper, center forward bu dört yerde Galatasaray gibi bir iskelet kurması gerektiğini söylerken ama Galatasaray'ın artık mevcut iskeletinde süre aşımına uğrayan oyuncular var. Geçtiğimiz sene Mustera gitti, Uğurcan geldi. Yerine iskelet değişimi çok başarılıydı ama onun dışında bir iskelet çok fazla bozulmadı. Yine işte tandemde Davinson bugün bence sahanın en kötülerindendi. Torreira sakatlandı ama birkaç haftadır hatta belki de iki ay falan olabilir. Uzun süredir yoktu. Geçen haftayı sadece biraz ayırıyorum. Son bir ayda derbi müthiş oynadı. Onun dışında hiçbir maçta yok. En ileri uca bakıyorsun. Victor Osimel sakatlık dönüşü çok fazla bir şey yapamadı ama şunu da görmek lazım. Bu sezon Galatasaray evet iki hafta kaldı ve şampiyonluğu verme ihtimali yok denecek kadar az ama Galatasaray bu sezondan dersler çıkartması gerekiyor. Yoksa önümüzdeki sezona giderken problemli bir oyunla gidecek. Son 3 sezonda Galatasaray dominant futbol artık alışkanlık haline getirmişti. Özellikle o 102'ye 99 biten sezonda inanılmaz bir futbol, inanılmaz bir oyun ama bu sezon gerçekten Galatasaray şampiyon olursa son 4 senedeki açık ara en kötü oyun planına sahip ve çok çok çok fazla kötü maç oynayarak bunu alacak. Taraftarı ayıp ediyor dedin ya bence başta burada ayıp ediyor çünkü Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'yi mağlup ettikten sonra. Samsun Spor kazansaydı Avrupa potasına girme ihtimali vardı. Bu bir motivasyondur. Ama Galatasaray'ın motivasyonu daha büyüktü. Ben burada hep teraziye koyarım yani iki takımı. Şampiyonluk motivasyonu olması gerekiyordu. Ama bugün Yunus'un inanılmaz golü varken iyi de bence mücadele etti bugün. Onun dışında gereken hiçbir oyuncuda ekstra bir şey yoktu. Günay Güvenç'in de bence kariyeri bugün. belki de son maçına çıktı Galatasaray'da. Yani ilerleyen dakikalarda konuşuruz ama bugün gerçekten Galatasaray iyi oyundan öte böyle ruhsuz dersin ya, ruhundan uzak, şampiyonluk motivasyonundan uzak ve yıllar sonra mesela ben çevremi de biraz analiz ediyorum. Bütün Galatasaraylı arkadaşlarım böyle Mart'ta falan başlarlardı liderken Mayıslar bizim demeye. Bu sezon Galatasaray'ın oyunda oyun hiçbir zaman Mayıslar bizim dedirtemedi ki unutmayalım şunu şampiyonluğu büyük ihtimalle Galatasaray olacak buna rağmen. Ya öyle bir şey...

Galatasarayultrataraftar

24,942 Aufrufe • vor 4 Monaten

Kemerburgaz Önlemine Sitem etti Kaya Temel: Telefon geldi. Zaten o konuyla alakalı. Tam şu an teyit ediyordum. Onu teyit ettirdim. Şimdi ilk önce bir videoyu ekrana getirebilir miyiz? Varsa getirebiliyor muyuz? Hazır mı? Hazır mı değil. Hazır değil. Konuş ben indirmeye çalışıyorum. Tamam şöyle başlayalım. Şimdi son zamanlarda biliyorsunuz ki Göztepe karşılaşmasından sonra Okan Hoca'nın açıklaması vardı. Benimle alakalı. Direkt hedef alınan bendim burada ve hala da bu sürüyor. Sürebilir de sorun yok. Ben her zaman söylüyorum işimi yapıyorum, görevimi yerine getiriyorum diye. Bugün de daha doğrusu Galatasaray'ın taktik idmanlarının yapıldığı günlerde Kemerburgaz'a hiçbir şekilde ziyaretçi alınmıyor. Hiç kimsenin yakını da alınmıyor. Bu isterse dursun başkanın yakını olsun. Yani böyle bir statü. Format var ya da vardı bilemiyoruz. Taktik günlerinde ziyaretçi kabul edilmiyor tesislere. Ama bugün Victor Osime'nin yakını veya yakınları daha doğrusu yakınları Kemerburgaz tesislerindeydi. Ve az önce aldığım bilgiye göre de şöyle bir durum var. Teyit ettireceğim demiştim ya. Bugün üst düzey güvenlik önlemi alındı Kemerburgaz'da. Bu kadro olaylarıyla ilgili. Ve bütün personeller. Antrenmandan önce Kemerburgaz'dan çıkarıldı. Gönderildi. Peki burada Osime'nin yakını da olabilir. Başka futbolcunun da yakını olabilir. Sonuçta bu taktik idmanı. Yani antrenman saat 17'de başlıyor. 17'den önce bütün personeller Kemerburgaz'dan çıkarılıyor ama misafirler kalıyor. Yani siz personellere tatil mi verdiniz izin mi verdiniz burada? Ben bunu anlayamıyorum. İkincisi kadroyla alakalı hedef alınan basın mensupları ama taktik idmanının gerçekleştiği gün Kemerburgaz'da misafirler girip şu görüntüyü verebiliyor. Saatler sonrasında paylaşıyor ama bu görüntüyü. Bugün taktik idmanı vardı Galatasaray'ın. Tedbirler üst seviyeydi ama misafirler görüntü çekebiliyor. Siz içeriden herkesi çıkarıyorsunuz. Yani benim anlayamadığım konu bu burada. Zaten basın toplantısından sonra Okan Hoca da söylemişti. Staftan mı çıkıyor? Teknik ekipten mi çıkıyor? Futbolcudan mı çıkıyor? Oyuncudan mı çıkıyor? Yani şimdi biz gazeteci olarak hep söylüyorum. Kendimizi savunmak için bunu söylemiyorum. Gerçekleri görün diye anlatıyoruz burada bu arada. Gazetecinin kaynağı 8-9 kişi abi. 10 kişi 11 kişi. 20 kişi 30 kişi. Kaç kişi olursa olur. Bir kişidir, iki kişidir, üç kişidir. Bütün gazetecinin bir kaynağı vardır. Ama siz bir tedbir alıyorsanız, bir kural yerine getiriyorsanız, içeride siz kendi çalışanlarınızı hain gözüyle bakıp hepsini bugün dışarıya gönderiyorsanız, misafirleri orada bırakıyorsanız ben daha söyleyecek bir şey bulamam buna. Burada ben de hedef alınmayayım o zaman. Hiç kimse kusura bakmasın. Kemerburgaz herkes elini kolunu sallayarak girmesin. Şimdi basın mensupları üzerinden şu söyleniliyor. Elini kolunu sallayan Kemerburgaz'ın yolunu tutuyor içeriye geçiyor. Şampiyonlar Ligi maçından hariç Galatasaray kulübü herhangi bir antrenmanı basın mensubunu açtı mı? Soruyorum. Hayır açtı mı açtı mı değil. Şöyle bilgi verelim. Galatasaray

Galatasarayultrataraftar

11,739 Aufrufe • vor 5 Monaten

Bu bölüm #Cihal azlığı ve Cihan’ın davranışları yüzünden bölüm sonu kritiği yazmamayacaktım. Ama sabah sabah bir aydınlanma geldi. Kendimi bazı şeyleri sorgularken buldum. Neden Cihan bu kadar Alya’ya karşı kötü yazılıyor özellikle Alya ya hamile ya da hasta iken. (ben şu an ki erada hamilelik istemiyorum) Sonra anladım ki burada asıl konuşmamız gereken şey Alya’nın hamile olup olmadığı kadar, Cihan’ın Alya’ya karşı son iki bölümdür neden bu kadar acımasızlaştığı. Çünkü “Alya git” dedikten sonra gördüğümüz Cihan, âşık ama aynı zamanda inanılmaz kırıcı bir Cihan. İlk bölümde yaşananların bir kısmına anlam verebiliyordum ama ikinci bölümde özellikle bazı tavırları bana da fazla geldi. Ta ki bu sabah oturup sahneleri kafamda tekrar birleştirene kadar. Çünkü Cihan’ın davranışlarının altında yalnızca öfke değil, çok daha başka bir şey olabileceğini düşünmeye başladım. Öncelikle Cihan’ın Alya’nın konaktaki varlığından aslında ne kadar mutlu olduğunu gördük. Alya konağa geldiğinde Alya’nın Deniz’e sarılmasını izleyen o kaçamak bakışları, Sado’nun onu gördüğü anda yüzünün birden ciddileşmesi, ertesi sabah Alya’yı kahvaltıda beklemesi… Deniz “annem yemeğe gelmeyecek” dediğinde Cihan’ın yüzünün düşmesi ve hemen sofranın kaldırılmasını istemesi ama dışarıya karşı da “umurumda değil” modunda davranması bana çok şey söylüyor. Çünkü Cihan’ın duygularını ilk fark eden insanlardan biri zaten Sado. Hatta belki de ilk fark eden kişi. Sado oğlunun içini biliyor. Cihan ne kadar saklamaya çalışırsa çalışsın kalbinin hâlâ Alya için attığının farkında. Sonra o boşaltılmış oda sahnesi geliyor ve benim için bütün taşlar biraz daha yerine oturuyor. Alya odaya giriyor, odanın boşaltıldığını görünce hayal kırıklığıyla Cihan’a bakıyor. Cihan’ın yüzündeki o anlık değişimi görüyoruz. İçinin titrediği belli. Tam o sırada Deniz “Baba, eşyalar nerede?” diye soruyor ve Cihan “Değiştireceğim” diyor. Sonra Alya Deniz’i idare etmeye çalışıyor, ikisi de odaya bakarken aslında içten içe acı çekiyor. Çünkü o oda sadece fiziksel bir oda değil; ikisinin birlikte kurduğu hayatın, sonra da birbirlerinden koparılmasının sembolü gibi. Tam Alya canını acıtmak için “Sen de yeni bir sayfa açmışsın benim gibi, gayet güzel” dediğinde Cihan’ın yüzünün değişmesi bence çok önemli. Çünkü Cihan’ın kaldıramadığı şey Alya’nın üzülmesi değil yalnızca. Alya’nın gerçekten kendisinden vazgeçmiş olabileceği ihtimali. Alya ona “Sen de devam etmişsin, ben de edeceğim” mesajı veriyor. Cihan ise buna daha fazla katlanamıyor ve Alya’nın üzerine yürüyor. Çünkü zaten kendi içi acıyor. Üstelik Alya’nın da bunu söylerken canının yandığını görüyor. Gözleri dolu. O noktada daha fazla duygusal konuşmanın ikisini de dağıtacağını bildiği için direkt konuyu Ecmel’e çekiyor. Bu bana Cihan’ın Alya’yı ne kadar iyi tanıdığını tekrar düşündürdü. Cihan onun korkusunu, öfkesini, neye nasıl tepki vereceğini biliyor. Deniz’in sünneti meselesinde de bunu görmüştük. Alya’nın korkusunu ve stresini doğrudan “korkma” diyerek çözmeye çalışmak yerine onu sinirlendirerek, kelime oyunları yaparak o korkudan çıkarmaya çalışmıştı. Çünkü Cihan bazen Alya’yı rahatlatmanın yolunun ona şefkat göstermek değil, onu başka bir duygunun içine çekmek olduğunu düşünüyor. Yanlış bir yöntem belki ama Cihan’ın karakterine çok uygun. Şimdi buradan benim kafamda üç ihtimal oluşuyor. + #UzakŞehir

Jelibonumu Kim Yedi

14,220 Aufrufe • vor 1 Tag

Dubai'deki ultra lüks bir otelin kahvaltı büfesi sosyal medyada gündem oldu. Dünyanın dört bir yanından lezzetleri, özel kahve kavurma alanlarını ve hatta şampanya eşliğinde istiridye istasyonunu barındıran bu kahvaltı, izleyenlerin iştahını kabarttı. "Burası hayatımda gördüğüm en çılgın açık büfe kahvaltı mekanı. Hadi size etrafı gezdireyim. > İlk olarak burada harika bir fırın bölümü var. Yani, bu nedir böyle? Şunlar benim favorim: bademli kruvasanlar. Günaydın, nasılsınız? > Ayrıca tamamen ayrı bir kahve alanları bile var. Ben az önce bir Freddo Espresso sipariş ettim. Tam olarak Kıbrıs’taki gibi servis ediyorlar. Burada koca bir kahve kavurma makinesi de var. Çok da güzel kokuyor. Freddo Espresso, değil mi? Evet. Güzel. > Her çeşit yoğurt, puding, beyaz çikolata, bitter çikolata... Hala kruvasanım var ama canım bunu da çok çekti. Arkadaşlar diyetteyim ama boşverin! Daha fazla muffin ve kruvasan... > Şimdi burada tamamen başka bir bölüm daha var. Yani sadece şu kısım, normal bir otelin kahvaltısının tamamı kadardır. Kimsenin kullanmadığı küçük bir alan sadece. Şuraya bakın, köşede koskoca bir pizzacı var! Kendinize birkaç dilim pizza alabiliyorsunuz. Burası kelimenin tam anlamıyla cennet. > Şimdi işler daha da lüks bir hal alıyor; balık seçkisi. Midyeler var arkadaşlar. Yanında bir şişe şampanya da... Normalde bunu kendim asla sipariş etmezdim ama şimdi deneyeceğim. Günaydın, bir tane alabilir miyim lütfen? Hangisinden? Bilmiyorum. Teşekkürler. Tamamdır. Bunu rezil olmadan yemeye çalışalım. *(İstiridyeyi yer, limon sıkar)* Tamam, ben Freddo kahveme geri dönüyorum. > Bu, her gün böyle kahvaltılar yapabilmek için gerçekten çok zengin olmamız gerektiğine dair bir işaret. Düşünsenize... > Trüf peynirli çırpılmış yumurta. Bu iyi görünüyor. Ayrıca buradaki tüm insanların çok çılgın saatleri var. Gelip sadece bir tane kruvasan yiyorlar. Ben olsam bütün gün burada kalırdım dostum! Ah, Hint yemeği bölümü, tamam. Butter chicken, chicken tikka masala... Chicken tikka masala'yı severim. > Mekan o kadar büyük ki, diğer uca ulaşmak için 200 metre yürüdüm. Ve burası muhtemelen hayatımda gördüğüm en büyük ve en havalı meyve barı. Taze meyve suları, kereviz sapı, her çeşit meyve... Bali'deyken çok sevdiğim ejder meyvesi de var. > Şimdi yapacağım şey, biraz kahvaltı edip burada takılmak, kitap okumak, biraz çalışmak ve güne başlamak."

Netlog Medya

14,067 Aufrufe • vor 3 Monaten

🚨"Hull City'i satın alma hikayesi" 🗣️Acun Ilıcalı: "Futbol dünyasında da bu aileyi kurabileceğimi düşünüyorum. Yani düşünüyordum. Dedim ki yani kendi karar verip yanıma da inandığım grubu kurup böyle bir başarıyı elde edebilirim diye düşündüm. Kulüp aradık o zamanlarda işte 4-5 kulüp satılık vardı. Hepsi Premier Championship yani 2. ligde. Hull City'e baktığımız zaman da 20. falandı o zaman zaten 21.'ydi pardon ya. Düşme hattında, düştü düşecek. Dedim ki bir araştırın dedim. O zaman bir kere bu çok teknik ama hızlı anlatacağım. Bunu sen anlayacaksın ama seyircilerimizin de anlayacağını düşünüyorum. Biraz hızlı anlatmam lazım. Şimdi harcama limiti var. Harca limiti olduğu için kulübün eğer kadrosu doluysa para harcayamıyorsun. Para harcayamadığın zaman da olan futbolcuyla oynaman lazım. O zaman da mesela kadronun 24 milyonluk limiti, 24 milyon olarak kadro olarak doluysa sen oyuncu getiremezsin. O zaman da oyuncuların maaşını vereceksin. Oyuncular kötüyse de kötü oyuncuyu ne yapacaksın? E oyuncuyla beraber devam etmek zorundasın. Onu çıkarmak için para vermen lazım. E adam çıkacak yer açılacak açılmayacak. Ekstradan sana bir 15 milyon pound daha yazar bu. Toplamda yılda 25 milyon pound eksiyle devam edeceğin ne olduğu bilinmez olur. Şimdi bir yandan Hull City'nin durumu da şuydu. Lig 1'dan gelmişti. Yani bir sene önce düşmüş, yeni promote olmuş, Championship'e yeni gelen takım. Bütçe son derece düşük. 6-7 milyonluk maaş bütçesi var. Normal herkes 20 milyondayken 6-7 milyon var. Bunun avantajı ne? Ama sen oyuncu alabilirsin. Bu çok büyük bir avantaj. İşte sen kendi tercihini alabilirsin. Kendi tercihini koyabilirsin. Onun dışında ama tabii ki en önemlisi gidip şehre bakmam lazımdı. Şehre gittim. Ondan sonra ilk ölçtüm tabii havaalanıyla şehrin arasına kadar. Çünkü hani Türkiye'den gidip geleceğiz. 1,5 saatlik yol olursa yanarız yani. Allah'a şükür tam dibinde Hamberside havaalanı var. İndim yemyeşil bir yer düşün. Boğaz Köprüsü gibi köprü ondan geçiyorsun. Deniz kenarı böyle. Boğaz köprüsünden geçerken böyle bir İstanbul gibi hissettim. Sonra şehrin içine girdiğim zaman her yer yeşil. Sonra insanlarıyla tanıştım. Kuzey İngiltere insanları hep böyle daha ısınıyor. Hep öyle derim ben. Ne kadar yukarı çıkarsan insanlar böyle ısınıyor diye. Yani güleryüzü çok sempatik insanlar, sohbetler ettim. Sonra stada gittim. Stad 26.000 kişilik böyle güzel yeni jenerasyon bir stad. Sahibi sağ olsun Iab uyanık biriydi. Bana randevu stadtaki locasında verdi. Abi locaya bir girdim mükemmel bir loca. Mükemmel bir stad. Etrafa baktım. Şehirden zaten mutluyum. Iab'e baktım. Yanımda bir arkadaşım vardı beraber gittiğimiz. E döndüm. Ben burayı alacağım abi dedim. Ondan sonra ben çok iyi hissettim. Alacağım dedim. O da dedi ki dur ne yapıyorsun dedi. Sonra konuştuk Iab'le, makul bir para söyledi. O parayı da düşüneyim ben dedim. Ertesi gün uyanmam çok önemlidir benim hayatta. Çünkü ben çok şeyimdir. Hep iyimserimdir. Babam bu konuda beni eleştirirdi rahmetle. Hep oğlum ne görsen direkt dalıyorsun derdi. Yani yine dalıyorum belki ama yine hiç olmaz bu sefer istişareler ederek yani. Ertesi gün iyi hissettiğimi hissettim. Öyle güzel uyandım. Ve almaya karar verdim. O düşme hattındayken kulübü aldım açıkçası ve bir macera başlamış oldu."

emrex1

172,095 Aufrufe • vor 29 Tagen

Yalan yok bu tartışmayı ilk gördüğümde gereksiz olduğunu düşünmüştüm. ACM'yi ilim dışı bir tartışmanın içinde görmek bana kıymetli bir kaynağın israf olduğu hissini veriyor. Mesele uzayıp konuya dair içerikler önüme düşmeye başlayınca tartışmanın diğer tarafında, uzun zamandır tavırlarıyla beni de rahatsız eden ama önemli sayıda Müslüman kardeşimin "alim" sıfatını yakıştırmasına hürmeten görmezden gelip hakkında konuşmaktan kaçındığım bazı kişilerin olduğunu fark ettim. Bu vesileyle ben de konuya dair fikrimi beyan edeyim. Benim düşünceme göre bir insanın uzun yıllar boyunca hafızasını bilgiyle doldurması, tek başına onu bir alime dönüştürmeye yetmiyor. Kişi, edindiği ilmin gereğini kendi hayatına uyguladığı ölçüde alim sıfatına yaklaşabiliyor. Bunu yapamıyorsa kitap yüklü bir USB flash bellek ile arasında çok da fazla bir fark kalmıyor. Dahası, tahsil edilen ilim tahsil edenin sorumluluğunu da artırıyor. Yani avam için olağan olan bir hata, ulema için olağanüstü bir hataya tekabül ediyor. İşte bahisteki alim sıfatı yakıştırılan bu kişilerin, beni rahatsız eden tavırları da tam olarak bu hal ile ilgili. Bu tipler; sanki dünyadaki sınavları bitmiş, cenneti çoktan garantilemişler de aramızda formaliteden dolaşıyormuş gibi davranıyorlar. Aşağıdaki videoda bu kişilerin hiç tanımadığı Müslüman kadınların iffetine, namusuna durduk yere nasıl iftira attığını görebilirsiniz. Maalesef hayatımı İslami ilimleri tahsil ederek değerlendiremedim; ama yine de çok şükür ki Müslüman bir kadının namusuna dil uzatmanın bedelini bilecek ve bunun korkusundan titreyecek kadar dini bilgiye sahibim. Ayrıca meselenin bu kadarını öğrenemeyene, dayakla da olsa öğretmek gerektiğini düşünüyorum. ACM'nin videoda gösterdiklerinin şaşkınlığıyla o paylaşımların bağlamını bir de kendi gözümle görmek istedim ve fark ettim ki, bu adamların çoğu beni uzun zaman önce engellemiş. Şu an gerçekten merak ediyorum: Acaba bazı kardeşlerin gözünde alim olan bu tipler; Müslüman kadınların namusuna dil uzatıp, Müslüman erkeklere sövmekten daha aşağılık, daha şerefsizce hangi halimi görmüş ve beni engellemeye karar vermiş olabilirler?

Abese İrca

59,460 Aufrufe • vor 1 Monat

Victor Osimhen Transferi mala anlatır gibi anlattı 🔥👑🦁💛❤️ Serdar Kelleci: Şimdi UltrAslan Musa, bunlar Osimen'i satar demiştim; Torik'i de satacaklar. Şimdi ben de bir şeyler okudum, Galatasaray kulübünde Avrupa futbolunun çok yakından takip edilip edilmediğiyle ilgili, endişelerim var benim, biliyor musunuz? Eğer okuduklarım doğruysa. Sağ... ha, şurası kalkmış, pardon. Bunu yaparken öyle oldu, pardon. Galatasaray kulübünde... şimdi bir şeyler okudum, işte Göy Kereş, Martinelli falan, takas. Empati kuruyorum yine. Bir empati kuralım ve diyelim ki karar vereceğim: Arsenal kulübü geliyor. Kardeş, senden bir şey isteyeceğim. Buyur gel otur. Çay? Yok. Kahve? Yok. Çorba? Onu da istemiyorum. Ne istiyorsun? "Osimeni istiyorum" diyor. İddialar. Ben de bu akşam okudum. Göy Kereş vereceklermiş, üstüne bir de Martinelli vereceklermiş. E? Tamam, ver. Ne yapacağım ben Martinelli'yi mesela? Yani Arsenal'a bir de bunu sormak... Mesela iki futbol aklı konuşacaksın ya orada, mesela. Çağıracaksın kendi futbol aklını. Diyeceksin ki: "Biz Martinelli'yi ne yaparız?" Abi, söyle bana. Benim futbol aklım... hadi. Başkanın yanında oturuyor. Abdullah Bey diyelim, orada oturuyor. İşte kimse. Bu Martinelli'yi ne yapacağız? Söyle bana. Martinelli ile ne yapılır? Bak, Göy Kereş vereceklermiş bir de. Tamam. Ne diyecek mesela? Ne dersin? Kemal Sunal'ın bir pazarlık ettiği bir film var, hatırlıyor musunuz? Hani karşısında bir adam oturuyor. "300" diyor, gülüyor. "500" diyor, gülüyor. "700" diyor, gülüyor. Tam öyle bir sahne olması lazım orada. Tam öyle bir sahne olması lazım. Hatırladınız değil mi sah- sahneyi? "Çay güzel değilmiş" deyip kalkarız. Abi, İngiliz çayı bize gelmez. Bizde Rize çayı var, namı diğer bay. Güzel. Ama İngiliz çayı güzeldir, severim yani. Dursun Papi bence transferde şov... Dursun Bey bence transferde... özür dilerim. Dursun Bey bence transferde şov yapacak ama biraz sabır. Arkadaşlar, istiraham edeceğim... "Hocam, Atakan Karazor, Mert Can Ayhan, Mert Kömür gibi gurbetçi oyuncuların da bir yandan gündemde olduğu doğru mu... Serkan Duman... Yani ben bunun, eee, bu ihtimalin... şu Göy Kereşler, Martinelli'ler falan ihtimalinin, hani "sakın gelmeyin" denmesi lazım, böyle bir şey söz konusuysa. Çünkü eee, çok dolaştı bu. Ben de gördüm bugün. Osimen takas makas muhabbeti. Ya Arsenal takımının şu an stoper havuzu, bek havuzu, orta saha havuzu... bunlar iyi. Adamların ihtiyacı çok açık. Sandfor... yani Kay Haversler'in falan, Trosard'ın kimi zaman Sandfor oynadığı ve berbat bir, Sandrafor aklı olan son dönemde bir Arsenal izliyoruz. Sen şunu dersen: "Ya o bu Göyökereş'i adamlar şöyle ver... " Adamlar demeyin abi. Bu adamlar insan. Ve hani Manchester United'ın da aklına bak bakalım, 20 senedir nasıl güzel bir akıl mıymış, kötü bir akıl mıymış. Bakın. İşte o yüzden diyorum, Premier Lig'i gerçekten iyi takip etmek lazım. Yazık. Yani eğer böyle bir şey olursa... Ya bana bakın, çok samimiyetle bir şey söyleyeyim. Osimen benim oyuncum. Bana geldi. Vereceğim fiyat çok net: 130'dan başlar. 130. Öyle takas makas geç.

Galatasarayultrataraftar

174,962 Aufrufe • vor 1 Monat

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 Aufrufe • vor 8 Monaten