Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

final sabahı melis'le konuşurken imre devran ilişkisinde hep imre aysel, devran iskender'miş gibi gösterildi ama bence tam tersiydi demiştim o da az önce çektiğimiz sahnede ben de bunu fark ettim aysel konuşurken bunu düşündüm sahneyi kesmezlerse akşam izlersiniz bölümde demişti

15,440 views • 11 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

🗣️ Emmanuel Adebayor: "Real Madrid'e ilk imza attığımda, Cristiano Ronaldo'nun ne kadar profesyonel olduğunu hepimiz biliyorduk. Her zaman zamanında gelirdi. İnsanlar benim hakkımda sürekli 'kötü biri' olduğumu söylüyordu. Ben de kendi kendime, 'İlk bir-iki hafta Adebayor'un en iyi halini göstereceğim' dedim. Bana, 'Yarın antrenman 10.30'da başlıyor. Mümkünse 09.30'da burada ol' dediler. Ben de, 'İlk antrenmanım, geç kalmam söz konusu bile olamaz' diye düşündüm ve saat 08.30-08.45 gibi tesislere geldim. Tesise vardığımda ışıklar kapalıydı, soyunma odası tamamen karanlıktı. Çok mutlu oldum. 'Şükürler olsun, ilk gelen benim. Bu adam tam bir profesyonel diyecekler' diye düşündüm. Derken aşağıdan bir ses duydum. İlk günüm olduğu için tesisi bilmiyordum. Fizyoterapistlerden birine, 'Aşağıda neler oluyor?' diye sordum. Bana, 'Cristiano çoktan aşağıda yüzüyor' dedi. Kendi kendime, 'Hadi ama!' dedim. İlk gelen ben olmak istemiştim ama daha şimdiden ikinci olmuştum. Aşağı inip Cristiano'nun yanına gittim. Bana, 'Emanuel, tanıştığımıza memnun oldum. Nasılsın? Her şey yolunda mı? Bir şeye ihtiyacın var mı?' dedi. O an aslında benden çok daha önce geldiğini fark ettim. 'Saat kaçta geldin?' diye sordum. '07.30'da.' dedi. Ben de içimden, 'Tamam... Teşekkürler. Bol şans. Sonra görüşürüz.' dedim. Antrenman 10.30'da başlıyor ama sen 07.30'da geliyorsun. Antrenmandan tam 3 saat önce... Ne yapmak için? Sonra kendi kendime, 'Biliyor musun? Seni kendi dünyana bırakıyorum.' dedim. Futbolunun tadını çıkar. Kariyerinin tadını çıkar. Ve bugün hala futbol oynuyor. Hala zirvede. Bunu izlemek gerçekten harika. Herkes için örnek bir profesyonel."

Portekiz Futbolu 🇵🇹🇹🇷

10,596 views • 4 days ago

🇺🇸 Eski CIA analisti Larry Johnson: "Gizli Servis'in bir protokolü var" "Eğer ateş açılıyorsa, ilk güvenceye alınacak kişi başkanıdır" "Ne yaptılar? JD Vance'i aldılar" "Galiba JD Vance gizli cumhurbaşkanı" ➖Bir tüfek ateşlediğinizde, eğer daha önce ateşlediyseniz, inanılmaz bir geri tepme yaşarsınız. ➖Gerçekten güçlü bir şekilde geri iter. Adam geliyor ve tüfeği polislerden birinin yönüne doğru ateşliyor. ➖Ama geri tepme göremiyorsunuz. Namlu parlaması da yok. ➖O dokuz saçma o memura çarptıysa, memurun hiç tepki vermediğini görüyorsunuz. Hiçbir şey yok. ➖Düşünün, biri size midenize ya da göğsünüze olabildiğince sert vursa, geriye doğru giderdiniz. Bu olmadı. ➖Sonra kurşun geçirmez yelek meselesinden bahsettiler. ➖Yani o kişi kurşun geçirmez yeleğinden vurulmuş ama yine de tüfekle. ➖Bu hikayenin o kısmında bir şeyler ters. Bu birinci nokta. ➖Sonra sahnede yaşananları izledik. ➖Gizli Servis'in bir protokolü var. ➖Eğer ateş açılıyorsa, ilk güvenceye alınacak kişi başkanıdır. ➖Ne yaptılar? JD Vance'i aldılar. Bu beni çok şaşırttı. ➖İlk izleyişimde saniyeleri saydım ve JD Vance yaklaşık sekiz saniyede sahneden çıkmıştı ama Trump hâlâ sahnedeydi, aynı yerde. ➖Sonra kalktı ve düştü ama sekiz saniye boyunca orada öylece oturdu. ➖Sahneyi tam yirmi saniyede terk etti. ➖Ben bunu görünce düşündüm ki, galiba JD Vance artık gizli cumhurbaşkanı. Evet, mantıklı gelmedi. ➖Sonra Trump etrafına bakarken sanki bunu bekliyordu, bu olacağını biliyordu gibi görünüyordu

Kuşçu

27,060 views • 2 months ago

Tırın altında kimin kaldığı veya kalmadığı, Adil'in kimi nasıl kurtardığı gibi şeylerle zerre kadar ilgilenmiyorum. Çünkü zaten biliyoruz ki Adil muhakkak bir yolunu bulur. Buldururlar. Benim sezon finalinden beri esas merak ettiğim şey gemide Esme'ye hayatının travmasını dinletmeyi içeren o ucube planı kimin yaptığı... 32.bölümün bir yerlerinde bir fb sahnesi ile bu planın arka planını görürüz. Ki ben Adil'in bu planın sahibi olduğuna ihtimal vermiyorum. Çünkü Adil'in karakteri son noktada Esme'yi korumayı seçer. "Onun evladıyla yolda tanışmasının hesabını sorarken" onu o yolda üstüne basılacak toz haline getirmez. Getirirse bir kere daha bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deriz... Ki biraz da bunu demeyelim diye bu planı Eleni'ye yıkacaklar. Muhtemelen mahkemede son kez gördüğü Melina'dan "son bir istek" diyerek aldığı ses kaydını, üflenmiş Sur sesi gibi duyacağını bile bile Esme'ye dinletmeyi ancak Eleni ve "sağlık gerekçesi" ile kabul ettirmiş olacak Adil'e. Adil, ses kaydında ne olduğunu biliyordu. Esme'nin yıllar önce kendi bebeği olduğunu bilmeden Eleni'yi emzirdiğini, o günkü ağlayışlarını ilk kez duyacağını da biliyordu. Gerçeği öğrendiği andan itibaren Adil'in en büyük kırgınlığı, Esme'nin kızlarını Hicran'a mecbur bırakmış olmasıydı. Ama aynı Adil, Esme'nin bunu isteyerek yapmadığını da gördü. Onun bu sırrı taşırken psikolojisinin nasıl çöktüğünü, halüsinasyonlar gördüğünü vs. Böyle bir adamın, sırf Furtunalılara ders vermek için Esme'yi hayatının en ağır travmasıyla herkesin içinde yüzleştirmesi bana karakterine çok uygunmuş gibi gelmiyor. Kırgın olabilir ama Esme'nin acısını bilerek büyütecek biri değil. Eleni ise farklı. Evet o da kıyamaz ama onun tıp diploması var.(!) Bir yandan annesinin kızı, diğer yandan doktor. Belki de tam bu yüzden mesleki bilgisiyle duygularını birbirine karıştırmış olabilir. Travmanın bastırılmasının iyileşmeyi geciktirebildiğini biliyor. Belki annesinin, hayatının merkezindeki o eksik anıyla yüzleşmesinin onu iyileştireceğini düşündü. Belki bunu Adil'e de böyle anlattı ve onu böyle ikna etti. Ama işte dizi izliyoruz falan da... Azıcık izan... Travmatik bir anıyla yüzleşmek ile bir insanı hazırlıksız şekilde o travmanın tam ortasına bırakmak aynı şey değil. Gerçek tedaviler güvenli, kontrollü ve kişinin hazır olduğu koşullarda, onun bilgisi dahilinde ve rızasıyla yapılır. Gemide yaşanan ise bunun tam tersi. Bu yüzden o sahnede en çok etkilenen kişi Furtunalılar değil, Esme oldu. Eleni ve Adil ses kaydından haberdar oldukları için önceden bunu duymaya hazırlıklıydı. Yani bu travmayı paylaşabilecek 3 kişi var ama o anda bu 3 kişiden 2'si az sonra ne olacağını biliyor. Ama sadece Esme yüzmeyi öğrensin diye suya atılmış oluyor. Belki Eleni'nin niyeti annesini iyileştirmekti. Adil'in niyeti de buna vesile olmak... Ama bazen en iyi niyet bile yanlış yöntemle birleştiğinde yeni bir yara açabiliyor. Eğer plan gerçekten Eleni'ye ait çıkarsa, ben bunu onun annesine zarar vermek istemesinden elbette değil; hem doktor hem de evlat olmasının bedeli olarak görürüm. O an doktor gibi düşünmeye çalıştı ama kararını veren taraf aslında annesini yıllardır acı çekerken izleyen kız çocuğuydu. Ama Adil'in planı çıkarsa Sur'u üfledi derim. #TaşacakBuDeniz #EsDil #EsEl

şeyma 🕊️

18,443 views • 29 days ago

Yaklaşık iki yıl önce bir dostuma hayatımda yapmak istediğim değişikliklerle ilgili maddi kaygılarımı anlatırken bana şu cümleyi kurmuştu; “Şeytanın seni fakirlikle korkutmasına izin verme” Bu cümle bende çok fazla yer etti. Sahiden Allah elimden geleni yapmamı ve O’na itimat etmemi isterdi. Bu vesvese, kaygı ancak şeytanın seveceği türdendi. Çünkü tevekkülün tam zıddıydı O günden sonra bu konuyla ilgili her kaygılandığımda bu cümleyi hatırlattım kendime. Allah’a şükür gerek buradan gerek reel hayattan birkaç dostum da bu cümleye paralel destekleriyle sürekli değerimi ve tevekkülü hatırlattılar, böylece kıtlık bilincimi yönetmeme yardımcı oldular İlginç ama şaşırtıcı olmayan bir biçimde bu konudaki kaygım zamanla azaldı. Ancak işte insanım, az önce kredi kartı borcumu öderken biraz tetiklendim, kaygılandım. Sonra bu cümleyi hatırlayıp ödeme yapabilmem için rızk verene teşekkür ettim. Bunu yapamayabilirdim. Yine vereceğine iman ettim. Bu cümleyi duyduğumdan beri sürecin aslında tahmimden daha bereketli olduğunu fark edip mutlu oldum Şunu belirtmeliyim. Allah’ı rızkı sonsuzdur. Ancak çabamızı da ister. Şu son iki -üç yılda hayatımda hiç olmadığı kadar çalıştım, rızk kovaladım. Bunu yaparken çalıştığım için rızk ve bereket verilecek diye düşünmedim. Allah zaten o nimeti verecek, ben de buna uygun davranayım, üzerime düşeni yapayım diye yaptım. Emeğimin katbekat fazlasıyla ödüllendirildim belki de. Allah cömerttir nihayetinde Elinden geleni yapsa da bu kaygıları kalbinde taşıyanlara bir bardak su ferahlığı vermesi dileğiyle; “Şeytanın seni fakirlikle korkutmasına izin verme” O herkese rızkını verir Vesselam

Veronika 🧚🏻‍♀️

155,045 views • 2 years ago

BTS, Super Bowl hakkında: 🐥: Davet edilmeden bunu yapamayız.. ama güzel sözlerin için teşekkür ederiz. 🐿️: Açıkçası, Super Bowl’da sahne almak her sanatçının hayalidir. Hangi kültürden olursa olsun sanatçılar için çok büyük bir olay. Ama öncelikle yapmamız gereken şeylere sıkı sıkı çalışmamız gerekiyor. Sonrasında ise karşımıza çıkan her fırsatla ilerleriz. 🐹: Performansı izledim ve gerçekten harikaydı, bu yüzden düşündüm bi. Biz performans ağırlıklı bir grubuz, bu yüzden o sahnede olsak nasıl bir performans sergilerdik diye hayal ediyorum. Ama tabii ki bunun için önce davet edilmemiz gerekir. Umarım böyle bir fırsatımız olur bir gün. 🐰: Tabii ki isterim ama bu bizim elimizde olan bir şey değil. 🐨: Aslında Jungkook neredeyse gidecekti çünkü Usher askere gitmeden önce onu davet etmişti. Ama askere gittiği için olamadı 🐨: Yani, biliyorsun, bence bu dünyadaki en büyük etkinlik ve sahne. Bad Bunny gerçekten harikaydı. Porto Rikolu olduğunu biliyorum ve aynı zamanda Amerikalı. Bu yüzden tüm bunların arasında bir bağ ve genel akış vardı diye düşünüyorum. Ama evet, biz de hep düşünüyoruz ki "acaba biz de Super Bowl’da sahne alsak nasıl olurdu?" 🐨: Belki Coldplay ve Bruno Mars’ın yaptığı gibi diğer sanatçılarla iş birliği yapabiliriz ya da Lady Gaga’nın bu sefer Bad Bunny ile yaptığı gibi olabilir. Belki zaman geçtikçe, düşünceler ve insanlar değişirse falan… Artık dünyanın her yerindeki insanlar Parasite gibi yapımları izliyor, Kore kültürü gibi harika şeylerle ilgileniyor. 🐨: O yüzden eğer bir fırsat olursa, bir gün kesinlikle yapmak isteriz.

zumi⁷🐰 | ARIRANG

25,629 views • 3 months ago

Fenerbahçe Yarışın içinde tutuluyor Emre Bol ile tartışma helal olsun Evren Turhan🔥 🗣Evren Turhan: Kardeşlerim. İkinci gol için. Aynı pozisyonun benzerinde Galatasaray'la oyuncu yerdeyken offside verdiler. Biliyorsun yani asıl bütün oradaki şey o. Yani bir kuralı uyguluyorsan bütün takımları uygulayacaksın. Normalde Archibur'a orada evet ilk pozisyonun gözüküyor ama kaleciyi de sanki biraz engelliyetten sonra çekiliyor. Yani bunun değerlendirmesi. Tabii yani o yapıldığı zaman burada bana göre Emre ne kadar derseniz bana offside verebilir yani. Bu pozisyonda. İkinci golde de zaten İsmail'in attığı pozisyonu göstermedi Hakemşi. Yerinci kuruluş göstermedi. Zok geç gösterdi Hakemşi. Düşünün ben içerideydim sizden sonra geldim ya. İçerideydim sizden sonra geldim ya orada gösterdim. Ben neredeyse maç bittikten sonra gösterdim. Maç bittikten sonra neredeyse gösterdim. Şimdi arkadaşlar. Şimdi şöyle olur böyle olur falan filan diye yapmıyorum. Ben asla da biliyorsunuz burada arkadaşlar. Beni tanıyorsunuz az çok. Asla da böyle dansözlük yapmam başkaları gibi. Ben sana kitabın, kural kitabının İFAP'ın her sene dağıttığı o kitabı bir gün okuyun arkadaşlar. Futbol dediğin şeyin kuralı 10 tanedir kardeşim. Ama 10 bin tane yorumu vardır. 10 tane kuraldan bahsediyoruz ha. 10 kural 10 bin yorum. Böyle bir oyun futbol dediğin oyun. O yüzden İFAP diyor ki pasif offside diye bir şey çıkartmış abi. Pasif offside diye bir şey çıkartmış. Sen o sırada kalecinin görüş açısını engelliyorsan Ona diyor offside çalacaksın. Ama diyor kalecinin görüş açısına engellemiyorsan vereceksin golü diyor. Şimdi benim dediğim gözle bir daha izle ey seyirci. Bir daha seyret. Benim dediğim gözle seyret. Vicdanıyla bak formaları çıkart takımların üzerinden öyle bir bak. Görüş açısını engelleyin mi engellemiyor mu? Hepiniz hakemseniz size bırakıyorum. Abi bunun formayla alakası yok bunun. Bu aynısı Galatasaray maçında olan pozisyonda golü vermedi. Yani Galatasarayların tepki verdiği konu bu şu an. Benim gördüğüm o. Çünkü şöyle hem Koca ile maçında hem Konya maçında. Burada niye verdin? Benzer bir şey yaşayamıştı. Onu veriyorsan bunu da vereceksin. Demek istedikleri o taraftarların. Buradaki olay o. Yoksa o gözle bu gözle bakılır değil. Eğer bu kuralda bu varsa o zaman Galatasaray'da vereceksin bu golü. Hangi golü? Konya maçındaki golü. Pasif of state verdi ya. Koca eline de vermişti. Koca eline de yani. Evet yani baktığın zaman o zaman haksızlık oluyor. Yani buradaki tepki o. Kural bunu söylüyor. Haksızlık yok ortada. Kuralı bak. Kuralı uygulamıyorlar Galatasaray'a işte. Onu demek istiyorum. Abi oradan ilgilenmez. Ben o zaman da... Seni ilgilendirmiyor işte ama. Abi beni ben şu andaki maçın yolunu yapmamıştım. Tamam onu eşitliyorum ben. Eğer buna veriyorsan. Niye abi eşitlemiyorsun? Ben kuralı anlatıyorum burada. Tamam kural olsa o da şey olmasın lazım. Vermesi lazım. Eğer engelliyorsa adam içeriden baktı büyük ihtimalle var. Bak adam offside'da. Bunu kabul ediyorum ben. Arçı Burak'ın pozisyonda net bir şekilde offside'da. Ama aması var. Aması var. Kaleciyi engellemiyor ve engellemiyor. Buraya bakacaksın. Galatasaray maçında da engellemiyordu işte. Sen de o gün onu söyleyeceksin. O gün değil. Bir örnek vermemiz lazım. Onu verdiyse diyorum bunu da vermesi lazım. Yani anladın mı? Bu golse o da gol olması lazım. O zaman hakaniyet oluyor mu? Adaletli bir durum. Ya ben o zaman şöyle düşünürüm baktığın zaman Fenerbahçe'nin yarışı içerisinde tutmak istiyorlar. Lig kopmasın. Zaten hep son dakikalarda maçların hepsi 100 dakika sürüyor Fenerbahçe'nin. Yüz küsur dakika. Geliyorlar orada bir şekilde kötü de oynasa. İki tane pozisyon var. İkisi de bana göre off sayıdı ama ne yapıyorsun? O vermedi. O kurallar böyle. Kurallar öyle. Kurallar Fenerbahçe'ye göre değişiyor ha bu zaman. Abi ben sana İFAP'ı yazdığını söylüyorum. Abi İFAP yazıyorsa Galatasaray'da verecek o zaman. Abi ben ver verme. Bak o konu belirlenmez. Ben şu andaki bu maçla ilgili konuşuyorum. Arkadaşlar yapmayın etmeyin. Ben şimdi sana bin tane şey çıkartırım geriye dönersem. Ama şampiyon yolunda sıcağı sıcağına. Ben iki yıl önce bile söylemiyorum ki. Ben bu sezonda dünkü maçta da bir sürü şey söyleriz anladın mı? Önemli olan kitabı ne yazdığını insanlara anlatmamız bizim. Biz anlatalım ki bilgilensinler. Anlatalım biz. Kararı kendileri versinler. Tamam kitabı abi. Ben söyleyeyim. Doğru kitap öyle yapıyorsa Galatasaray'a niye kitap uygulanmıyor? Bunu ben bilmem abi. İşte onu bilmiyorsun. Ben şu anda kuralı söyledim. Ama şampiyonluk yolunda puanlar şey oluyor. Fark açılacaktır. Şimdi oluyor mesela o yarışta kalıyorsun. Bunlar şampiyonluğu etkiliyor. Yani oradaki tepki o. Yoksa gol değil falan akşam herkes hakemler şey yapacak. Kurala göre neyse söyleyecekler. Ben sana kitabın yazdığını söyleyeyim de. Hakemler farklı şey düşünüyorlar. O maçta bunu yapmadın. Bu maçta bunu veriyorsun Fenerbahçe maçında. O zaman o maçta da onu vereceksin. Hakemlere girersek evren. Hakemlerine girersek var ya ben burada üç gün konuşurum. Üç gün konuşurum üst üste yani.

Galatasarayultrataraftar

55,065 views • 4 months ago

💥 Trabzonspor'da scout şefi Eren Mert istifa etti 🎙️ Ahmet Selim Kul: Trabzonspor'un tamamen iç dinamiklerinin oluşturduğu bir mesele. Dünkü paylaşımlardan da görüyoruz ki, dünkü meslektaşlarımızın yaptığı anlatımlardan da görüyoruz ki, Trabzonspor'un iç meseleleri, ilk önce iç mesele olmaktan çıkmış. Şimdi bu scouting ekipleri, bu menajerler vesaire, bu transfer haberi yapan gazeteciler, bunlar birbirlerini pohpohlamayı, yükseltmeyi sever. Bizim ülkede de birazcık işler iyi gitti mi, başarıyı yönetemeyen insan çok oluyor. Eren Mert şüphesiz alanında çok başarılı bir isim. Çok kıymetli oyuncular geldi, gitti; şu oldu, bu oldu. Ama Eren Mert, Trabzonspor'da sadece Fatih Tekke döneminde çalışmıyordu, ondan önce de çalışıyordu. Ondan önce de bazı önerileri olmuştu. Bu kadar da olumlu sonuç çıkmamıştı ortaya. Kötü işler yaptı anlamında söylemiyorum. Ama o mevkide final kararlarını veren iki kişi var: Biri başkan Ertuğrul Doğan, en büyük sorumlu; ikincisi de Fatih Tekke. Sevgili Eren Mert, ben anlatılanlardan görüyorum... Şimdi diyeceğim, umarım yanlış anlaşılmaz ama nasıl Fatih Tekke'ye teşekkür etmezsin? Madem Trabzonspor senin için bu kadar önemli bir role sahip. Eren Mert'in en büyük destekçisi, aslında ona bu alanı açan, ona bu alanı veren Ertuğrul Doğan'dı. Ertuğrul Doğan istese, en tepedeki isim olduğu için bu dengeyi de bence tutardı. Çünkü Ertuğrul Doğan'la Fatih Tekke arasında da muhakkak fikir ayrılıkları vardır. Ben hep bunu söylüyorum; fikir ayrılığı olmayan yerde başarı olmaz. Eren Mert, Sayın Ertuğrul Doğan niye bu konunun yolunu açtı, en azından bunu düşünüp, "Ya acaba ben bazı şeylerde hata yapıyor muyum?" diye bakması gerekiyor. Kariyerin çok iyi gidebilir; buradan Hull City'ye gidebilirsin, büyük kulüplere gidebilirsin, Fenerbahçe'ye gidebilirsin, Galatasaray'a gidebilirsin ama sen Trabzon'un içinde yer almış birisin. Ben olsam Trabzonsporluları böyle, nasıl diyeyim, futbol dünyasında karşıma almam. Çünkü Arjantinliler gibi çok tutkulular. Başına dert olurlar. Trabzon camiası işte, herkes çok sevdiği için Fatih Tekke'ye de çok ağır yükleniliyor, Ertuğrul Doğan'a da çok çok ağır yükleniliyor. Şimdi Eren Mert konusunu da birileri böyle işlemeye çalışacaktır. Ama en başta Trabzonspor'un iç meselesiyken, bu konunun bu kadar geniş çevrelerde, Trabzonspor'u hiç konuşmayan kanallarda konuşuluyor olması... Buraya bakarak sadece bu olayı analiz etmeniz gerektiğini düşünüyorum

HT Spor

245,074 views • 11 days ago

Şampiyon Galatasaray Yağız Sabuncuoğlu: Aslında sadece geçen haftanın reyaveti değil, geçtiğimiz haftadan da bu haftaya böyle bir küçük pasaj sunulacaksak, Talisca'nın kaçırdığı penaltıya kadar da zaten derbiye iyi başlayan bir Fenerbahçe vardı ama ondan sonra tam anlamıyla darma duman oldu ve Galatasaray o maçı kazanarak buraya geldi. Şimdi ben reyavet konusuna katılmakla beraber şunu da söyleyeceğim. Bence artık miyadını dolduran oyuncu sayısı çok arttı Galatasaray'da. Biz yıllardır Galatasaray'ın iskeletinin hep iyi olduğunu, Fenerbahçe'nin şampiyon olmak istiyorsa kale, orta saha, stoper, center forward bu dört yerde Galatasaray gibi bir iskelet kurması gerektiğini söylerken ama Galatasaray'ın artık mevcut iskeletinde süre aşımına uğrayan oyuncular var. Geçtiğimiz sene Mustera gitti, Uğurcan geldi. Yerine iskelet değişimi çok başarılıydı ama onun dışında bir iskelet çok fazla bozulmadı. Yine işte tandemde Davinson bugün bence sahanın en kötülerindendi. Torreira sakatlandı ama birkaç haftadır hatta belki de iki ay falan olabilir. Uzun süredir yoktu. Geçen haftayı sadece biraz ayırıyorum. Son bir ayda derbi müthiş oynadı. Onun dışında hiçbir maçta yok. En ileri uca bakıyorsun. Victor Osimel sakatlık dönüşü çok fazla bir şey yapamadı ama şunu da görmek lazım. Bu sezon Galatasaray evet iki hafta kaldı ve şampiyonluğu verme ihtimali yok denecek kadar az ama Galatasaray bu sezondan dersler çıkartması gerekiyor. Yoksa önümüzdeki sezona giderken problemli bir oyunla gidecek. Son 3 sezonda Galatasaray dominant futbol artık alışkanlık haline getirmişti. Özellikle o 102'ye 99 biten sezonda inanılmaz bir futbol, inanılmaz bir oyun ama bu sezon gerçekten Galatasaray şampiyon olursa son 4 senedeki açık ara en kötü oyun planına sahip ve çok çok çok fazla kötü maç oynayarak bunu alacak. Taraftarı ayıp ediyor dedin ya bence başta burada ayıp ediyor çünkü Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'yi mağlup ettikten sonra. Samsun Spor kazansaydı Avrupa potasına girme ihtimali vardı. Bu bir motivasyondur. Ama Galatasaray'ın motivasyonu daha büyüktü. Ben burada hep teraziye koyarım yani iki takımı. Şampiyonluk motivasyonu olması gerekiyordu. Ama bugün Yunus'un inanılmaz golü varken iyi de bence mücadele etti bugün. Onun dışında gereken hiçbir oyuncuda ekstra bir şey yoktu. Günay Güvenç'in de bence kariyeri bugün. belki de son maçına çıktı Galatasaray'da. Yani ilerleyen dakikalarda konuşuruz ama bugün gerçekten Galatasaray iyi oyundan öte böyle ruhsuz dersin ya, ruhundan uzak, şampiyonluk motivasyonundan uzak ve yıllar sonra mesela ben çevremi de biraz analiz ediyorum. Bütün Galatasaraylı arkadaşlarım böyle Mart'ta falan başlarlardı liderken Mayıslar bizim demeye. Bu sezon Galatasaray'ın oyunda oyun hiçbir zaman Mayıslar bizim dedirtemedi ki unutmayalım şunu şampiyonluğu büyük ihtimalle Galatasaray olacak buna rağmen. Ya öyle bir şey...

Galatasarayultrataraftar

24,942 views • 2 months ago

(Vialli'nin hayatını kaybettikten sonra basılan ve anılarına yer veren "Le cose importanti"nin, Mancini tarafından yazılan son sözü.) “Merhaba Bomber. Seni görüyorum, biliyor musun?” Dönüyorsun, gülümsüyorsun. “Söyle Roby” diyorsun. “Sence,” diye soruyorum sana, “Aklıma gelen her şeyi anlatmak için iki sayfa yeter mi?” “Sen kafayı yemişsin” diyorsun. Ama yapmam gerekiyor, Luca. O yüzden Dünya Kupası’ndan önce söylediğin o cümleyi ödünç alıyorum: “Oyun sertleştiğinde, sert olanlar oynamaya başlar.” Gerçi sen de bu sözü ödünç almıştın. John Belushi’den. O zaman ben de sertleşiyorum ve oynuyorum. Daha doğrusu: Yazıyorum. Topla oynamak senin için daha kolaydı, doğru. Ama senin için yazmak da dâhil her şeye değer, dostum. İnanmayacaksın ama her seni düşündüğümde, senden bahsettiğimde, senin hakkında yazdığımda -şu anda olduğu gibi- yüzümde istemsiz bir gülümseme beliriyor. Tuhaf gelebilir ama değil. Çünkü sen, Luca, neşeydin. Işıktın. Kahkahaydın. Sonra evet, bir de gol atardın. O zaman neşe iki katına çıkardı. Birlikte ne çok güldük… O çok zor maça çıkacağımız günü hatırlıyorum. Sahaya ata biner gibi girmiştin. Çocuklar gibi. Hayali bir ata binmiş, dizginleri tutuyormuş gibi dört nala koşuyordun. Bunu antrenmanlarda yapmıştık ama gerçek ve önemli bir maçta yapmaya cesaret edeceğini kimse düşünmemişti. Ve şans getirdi. Kazandık. O günden sonra hep öyle oldu. Sahaya hep “ata binerek” girdin. Yemin ederim, gülmekten ölüyorduk. Özellikle de sana bakıp hiçbir şey anlamayanların yüzünü görünce. Bizse o “yöntemle” bir sürü maç kazandık. Aslında anlamaları gereken bir şey de yoktu. Bir de önemli bir davete Mickey Mouse baskılı bir ceketle geldiğin günü hatırlıyor musun? Şimdi soruyorum: Senin gibi bir golcü böyle giyinir mi? Doğru, o yıllardaki fotoğraflara bakınca hepimizin ne kadar kötü giyindiğine ben de şaşıyorum. Ama kabul edelim: Sen işi biraz daha ileri götürmüştün. Sonra devreye ben girdim. Tavsiyelerimden sonra kusursuz oldun. Bir daha tek bir kombin hatası yapmadın. Bir İngiliz lordu gibiydin. Herkes sanıyor ki sana sadece sahada harika asistler verdim. Hadi canım… Kimse bilmiyor ki saha dışında sana stili ben öğrettim. Evet, doğru bu. Hadi gülme. Seni görüyorum. Ama ne kadar titizdin, Luca… Pozisyonları yüzlerce kez denerdin. Kendini geliştirmekten asla vazgeçmezdin. Herkes seni en iyisi olarak kabul ettiğinde bile sen bir an bile öyle düşünmedin. Çıtayı hep biraz daha yukarı koydun. Hep. Ve ben gerçek şampiyonun ne demek olduğunu işte orada anladım. Biliyorsun Luca: zeka, yürek, yetenek... Hepsi sendeydi, dostum. Bologna–Floransa trenini hatırlıyor musun? Coverciano’ya gidiyorduk. Sen Cremonese’deydin, ben Sampdoria’da. O yolculuk, bizim hikâyemizin başlangıcıydı. Seni Samp’a getirmek için her yolu denedim. Çok eğleneceğimizi söylemiştim. Ve bu sözü tuttuk. En güzel yıllarımızdı: Sampdoria, şampiyonluk, Şampiyon Kulüpler Kupası finali… Kampta, akşamdan sonra odaya kapanıp abur cubura saldırdığımız geceleri unutmuş olamazsın: cips, kola, bazen bira… Sabah tartı vardı. Ne yaptığımızı hatırlıyor musun? Müshil… Tartıya çıkmadan önce tuvalete koşmak için. Hâlâ gülüyorum. Ağladığımız da oldu. Sen Juventus’a gittiğinde nasıl ağladık… Bir dönemin bittiğini o an anladık. O son akşam yemeğini asla unutmayacağım. Asla. Efsane Sampdoria dönemi bitmişti. Ama biz bitmedik. Bizim dostluğumuz kopmazdı. Kopmaz. Şimdiki zaman. Şimdi. Aramızdaki bağı hiçbir mesafe koparamazdı. Millî Takım teklif edildiğinde ilk aradığım kişi sendin. “Kaçırırsan aptallık edersin,” dedin. Ben de düşündüm: Bu yolculuğu yapacaksam sen yanımda olacaksın. Ve senin benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin bile edemezsin. O Avrupa Kupası’nı durmadan fotoğraflıyordun. Kaç fotoğraf çektin Luca? Mutluluktan duramıyordun. Orada da birlikteydik. Hayatımın önemli anlarında hep vardın. Ve hâlâ varsın. “Devam et Mancio, ben yokum” demek kolay. Saçmalama bomber. Buradasın. Buradasın. Seni görüyorum.

calciolog

23,333 views • 6 months ago

Kemerburgaz Önlemine Sitem etti Kaya Temel: Telefon geldi. Zaten o konuyla alakalı. Tam şu an teyit ediyordum. Onu teyit ettirdim. Şimdi ilk önce bir videoyu ekrana getirebilir miyiz? Varsa getirebiliyor muyuz? Hazır mı? Hazır mı değil. Hazır değil. Konuş ben indirmeye çalışıyorum. Tamam şöyle başlayalım. Şimdi son zamanlarda biliyorsunuz ki Göztepe karşılaşmasından sonra Okan Hoca'nın açıklaması vardı. Benimle alakalı. Direkt hedef alınan bendim burada ve hala da bu sürüyor. Sürebilir de sorun yok. Ben her zaman söylüyorum işimi yapıyorum, görevimi yerine getiriyorum diye. Bugün de daha doğrusu Galatasaray'ın taktik idmanlarının yapıldığı günlerde Kemerburgaz'a hiçbir şekilde ziyaretçi alınmıyor. Hiç kimsenin yakını da alınmıyor. Bu isterse dursun başkanın yakını olsun. Yani böyle bir statü. Format var ya da vardı bilemiyoruz. Taktik günlerinde ziyaretçi kabul edilmiyor tesislere. Ama bugün Victor Osime'nin yakını veya yakınları daha doğrusu yakınları Kemerburgaz tesislerindeydi. Ve az önce aldığım bilgiye göre de şöyle bir durum var. Teyit ettireceğim demiştim ya. Bugün üst düzey güvenlik önlemi alındı Kemerburgaz'da. Bu kadro olaylarıyla ilgili. Ve bütün personeller. Antrenmandan önce Kemerburgaz'dan çıkarıldı. Gönderildi. Peki burada Osime'nin yakını da olabilir. Başka futbolcunun da yakını olabilir. Sonuçta bu taktik idmanı. Yani antrenman saat 17'de başlıyor. 17'den önce bütün personeller Kemerburgaz'dan çıkarılıyor ama misafirler kalıyor. Yani siz personellere tatil mi verdiniz izin mi verdiniz burada? Ben bunu anlayamıyorum. İkincisi kadroyla alakalı hedef alınan basın mensupları ama taktik idmanının gerçekleştiği gün Kemerburgaz'da misafirler girip şu görüntüyü verebiliyor. Saatler sonrasında paylaşıyor ama bu görüntüyü. Bugün taktik idmanı vardı Galatasaray'ın. Tedbirler üst seviyeydi ama misafirler görüntü çekebiliyor. Siz içeriden herkesi çıkarıyorsunuz. Yani benim anlayamadığım konu bu burada. Zaten basın toplantısından sonra Okan Hoca da söylemişti. Staftan mı çıkıyor? Teknik ekipten mi çıkıyor? Futbolcudan mı çıkıyor? Oyuncudan mı çıkıyor? Yani şimdi biz gazeteci olarak hep söylüyorum. Kendimizi savunmak için bunu söylemiyorum. Gerçekleri görün diye anlatıyoruz burada bu arada. Gazetecinin kaynağı 8-9 kişi abi. 10 kişi 11 kişi. 20 kişi 30 kişi. Kaç kişi olursa olur. Bir kişidir, iki kişidir, üç kişidir. Bütün gazetecinin bir kaynağı vardır. Ama siz bir tedbir alıyorsanız, bir kural yerine getiriyorsanız, içeride siz kendi çalışanlarınızı hain gözüyle bakıp hepsini bugün dışarıya gönderiyorsanız, misafirleri orada bırakıyorsanız ben daha söyleyecek bir şey bulamam buna. Burada ben de hedef alınmayayım o zaman. Hiç kimse kusura bakmasın. Kemerburgaz herkes elini kolunu sallayarak girmesin. Şimdi basın mensupları üzerinden şu söyleniliyor. Elini kolunu sallayan Kemerburgaz'ın yolunu tutuyor içeriye geçiyor. Şampiyonlar Ligi maçından hariç Galatasaray kulübü herhangi bir antrenmanı basın mensubunu açtı mı? Soruyorum. Hayır açtı mı açtı mı değil. Şöyle bilgi verelim. Galatasaray

Galatasarayultrataraftar

11,720 views • 3 months ago

Dubai'deki ultra lüks bir otelin kahvaltı büfesi sosyal medyada gündem oldu. Dünyanın dört bir yanından lezzetleri, özel kahve kavurma alanlarını ve hatta şampanya eşliğinde istiridye istasyonunu barındıran bu kahvaltı, izleyenlerin iştahını kabarttı. "Burası hayatımda gördüğüm en çılgın açık büfe kahvaltı mekanı. Hadi size etrafı gezdireyim. > İlk olarak burada harika bir fırın bölümü var. Yani, bu nedir böyle? Şunlar benim favorim: bademli kruvasanlar. Günaydın, nasılsınız? > Ayrıca tamamen ayrı bir kahve alanları bile var. Ben az önce bir Freddo Espresso sipariş ettim. Tam olarak Kıbrıs’taki gibi servis ediyorlar. Burada koca bir kahve kavurma makinesi de var. Çok da güzel kokuyor. Freddo Espresso, değil mi? Evet. Güzel. > Her çeşit yoğurt, puding, beyaz çikolata, bitter çikolata... Hala kruvasanım var ama canım bunu da çok çekti. Arkadaşlar diyetteyim ama boşverin! Daha fazla muffin ve kruvasan... > Şimdi burada tamamen başka bir bölüm daha var. Yani sadece şu kısım, normal bir otelin kahvaltısının tamamı kadardır. Kimsenin kullanmadığı küçük bir alan sadece. Şuraya bakın, köşede koskoca bir pizzacı var! Kendinize birkaç dilim pizza alabiliyorsunuz. Burası kelimenin tam anlamıyla cennet. > Şimdi işler daha da lüks bir hal alıyor; balık seçkisi. Midyeler var arkadaşlar. Yanında bir şişe şampanya da... Normalde bunu kendim asla sipariş etmezdim ama şimdi deneyeceğim. Günaydın, bir tane alabilir miyim lütfen? Hangisinden? Bilmiyorum. Teşekkürler. Tamamdır. Bunu rezil olmadan yemeye çalışalım. *(İstiridyeyi yer, limon sıkar)* Tamam, ben Freddo kahveme geri dönüyorum. > Bu, her gün böyle kahvaltılar yapabilmek için gerçekten çok zengin olmamız gerektiğine dair bir işaret. Düşünsenize... > Trüf peynirli çırpılmış yumurta. Bu iyi görünüyor. Ayrıca buradaki tüm insanların çok çılgın saatleri var. Gelip sadece bir tane kruvasan yiyorlar. Ben olsam bütün gün burada kalırdım dostum! Ah, Hint yemeği bölümü, tamam. Butter chicken, chicken tikka masala... Chicken tikka masala'yı severim. > Mekan o kadar büyük ki, diğer uca ulaşmak için 200 metre yürüdüm. Ve burası muhtemelen hayatımda gördüğüm en büyük ve en havalı meyve barı. Taze meyve suları, kereviz sapı, her çeşit meyve... Bali'deyken çok sevdiğim ejder meyvesi de var. > Şimdi yapacağım şey, biraz kahvaltı edip burada takılmak, kitap okumak, biraz çalışmak ve güne başlamak."

Netlog Medya

14,067 views • 1 month ago

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 views • 6 months ago

İlk date'te yapılan muhabbet günün en çok yorum alan postu oldu. 🔻 "Bugün date'e çıkacağım kişi bizim okuldan birisi." 🔻 "Biz okuldayken hiç bir muhabbetimiz yoktu." 🔻 "Evlerimiz de yakın, öyle bir görüşelim dedik yani." 🔻 "Bir date mi değil mi bu ara tam emin de değilim açıkçası, hani date olmaya da bilir." 🔻 "Bilmiyorum içimde bu ara da iyi bir his de var yani." 🔻 "Bence güzel geçecek." 🔻 "Burç uyumumuz da güzel. Ben Balık burcuyum mesela o da Yengeç." 🔻 "Vivienne Sabo'nun bu Fantastique paletini kullandım." 🔻 "Evet, şimdi gelelim fasulyenin faydalarına." 🔻 "Bugün hava inanılmaz güzel." 🔻 "Üstüme bu yün..." 🔻 "Beyaz crop'u giyiyorum." 🔻 "Krem mi acaba bu?" 🔻 "Altımda da şöyle bir siyah kot şort eteğim var." 🔻 "Böyle 3-4 sene önce falan Trendyolmilla'dan almıştım." 🔻 "Leoparlı kemerimi takıyorum." 🔻 "Hırkamı giyiyorum. Arkasında şöyle bir bakalım." 🔻 "Nasıl?" 🔻 "Takı köşemiz." 🔻 "Yüzüklerim de böyle." 🔻 "Böyle saçlı, acaba ne kadar problemli diye düşünmüyorum artık." 🔻 "Çünkü dedi ki çok problemli bir insan değilsin, düşünmüyorum artık." 🔻 "Gerçekten bunu mu ima ediyorsun?" 🔻 "Hayır, sende öyle değil." 🔻 "Ama çoğu insanda öyle." 🔻 "Çok pardon da, saçımın rengini sana mı sorucam?" 🔻 "Gayet de güzel saçımın rengi." 🔻 "Kötü değil zaten, güzel yani, kötü değil." 🔻 "Olay kötü olması değil, ihtimallerini düşürüyordur." 🔻 "Benim gibi bakıp da ilk başta, evet bu kız manyak der." 🔻 "Saçıma istinaden." 🔻 "Evet, bunu da biliyorsun. Manyak olmamana rağmen bu arada, manyak değil." 🔻 "Böyle bu rengiyle beğenen çok insan oluyor." 🔻 "Beğenmek ayrı, iyi kalpli, düzgün bir adamın seni eş olarak hayal etmesi ayrı." 🔻 "Sana yavşayan o kadar fazla narsistik fuckboy vardır ki ben hayal edemiyorum." 🔻 "Yok mu?" 🔻 "Niye yok?" 🔻 "Almıyorum içeriye." 🔻 "Aferin sana bak." 🔻 "Almıyorum." 🔻 "Tekrar söyleyeceğim, göründüğünden çok daha az sorunlu bir kızsın, bu yüzden çok seviniyorum." 🔻 "Bu bir iltifat." 🔻 "Çok belli olmuyor ama iltifat

BUZZ medya

81,259 views • 25 days ago

Tümer Metin: Ben aynı fikirde değilim Tugay hocamla. Puan farkı 7. Değişir tabii futbolda her şey. Kalan hafta 8. Ama Galatasaray'ın son 3 senedeki malibiyet sayısına bakacak olursak artık buradan bırakılacak gibi durmuyor. Neden de söylüyorum bunu? Futbolda motivasyon ve işte o suni rüzgar, yani o subjektif rüzgar. Moral motivasyonunu yukarı taşıyan takımların arkasına aldığı rüzgar. Hepimiz yaşadık onu. Var öyle bir şey. Bu dakikadan sonra Galatasaray'ın artıhanesinden okuyacağımız yerdir orası. 7 puan fark kalan 8 hafta için böyle bir takım hüviyetinde, son 3 seneyi geçirmiş takım hüviyetinde önemli bir puan avantajı. Buradan bırakacağını düşünmüyorum Galatasaray'ın. İkincilik için Fenerbahçe'nin, Trabzon'un, belki de Beşiktaş'ın Yarışı devam edecek kendi arasında kalan haftalarda. Bu akşam motivasyon, zirve. Rotasyonu da yapmış Okan Hoca. Oturmuş takıma rotasyonu yapınca işler kolay oluyor tabii ki. Ne oynadığını biliyorsan rotasyon kolay oluyor. Giren oyuncuyla yani rotasyonu yaptığın oyuncuyla onun yerine oynayan oyuncu arasında çok bilim barem değişmediği de işin kolay oluyor. Bugün oynayanlar, oynamayanlar, kulübeden destekleyenler hepsi coşkuya ortak olur vaziyette. Galatasaray'ın alamet farikalarından biri bu. Bunu da yaratmak, yani takım içinde yaratmak bir teknik direktör maharetidir. Belki sonuçlar yardımcı olur, belki oyuncu kendini bu şekilde, buralarda oynama alışkanlığı yardımcı olur. Ama bütünde kalabilmek, uzun süre bunu devam ettirebilmek bir istikrarın gerekçesi olsa gerek. O anlamda tebrik etmek lazım. Fenerbahçe'ye gelen fırsatlar Galatasaray hiç elinin tersiyle yetmiyor. Bugün puan farkını 7'ye çıkarayım. Dominant bir oyun. Kırmızı karttan sonra başka bir şey. Ama dominant bir oyun. Tereddüt etmiyorsun. Galatasaray puan kaybeder tereddütü yok yani. Kazanır bir şekilde havası var. Dominant bir oyun ve puan farkını 7'ye çıkarıyor. Hedefe doğru şekilde yürüyor. Daha kıymetli bir şey var. Şimdi bazen klişelere sığınıyoruz. Ya da kullanıyoruz klişeleri. Hatırlayalım 10 gün öncesini. Fenerbahçe'de puanları kaybetmemişken, lig yarışı tüm hızıyla devam ediyorken Galatasaray'ın fiksür zorluğundan bahsettim. Bir ay önce. Bir ay önce. 3-4 hafta önce. Şöyle söyleyelim. Beşiktaş Liverpool Başakşehir fiksürü ardı ardına 3 maç zor da yenilecek bir fiksür. Yıpratır, hırpalar. Zorlanabileceğin bir fikstür. Galatasaray gol yemeden çıktı Ersin buradan. Tabi. Uğurcan 3 maç, 16 kurtarış, 0 gol. Gol yemeden çıkıyorsun ve galibiyetle çıkıyorsun 3'ünü de. 3'ünü de kazanıyor. 3'ünü de kazanıyorsun. Şimdi bu çok kıymetli bir. İkincisi biz bu ligde zaten Galatasaray'ı Osümen üzerinden okuduğumuz haftalar var. Atan bir Osümen. Bugün de çok iştahlı. Her dakika oyunun içinde sürekli arayışta. E Uğurcan da üstüne düşeni doğru yaptığı dakika. E omurgası da sağlam Galatasaray'ın. Bu virajları dönmesi kadar doğal bir şey yok. Galatasaray'ın aslında en önemli farkı da bence bu dördüncü sezonu. Mutlaka öyle ya da böyle baş kahraman var. Yani hikayenin en başında...

Galatasarayultrataraftar

287,340 views • 4 months ago

Kıymetli arkadaşlar, Ekte bir video ve videonun sonunda iki farklı tarihe ait fotoğraflar paylaşacağım. Lütfen tarihlere dikkat etmenizi rica ediyorum. Maalesef Havuz gazetecilerinin taktiklerini kullanıyor kendi dostlarımız, beni özel mektup ve görüntüleri paylaşmaya mecbur ediyorlar. Gazetecilerin (!) kara propagandaya dönüştürdükleri “uzaklaştırma” hadisesi 29 Ocak 2019’da oldu. Bu tarihi oradaki insanları arayarak da teyîd ettim. Ekte arz ettiğim videoda o senenin Haziran ve Temmuz aylarına ait fotoğraf ve Ağustos ayında gerçekleşen bir ziyaret var. Lütfen, bu videoda dargın, kırgın, kızgın, kovulmuş, mütekebbir insanlar görüyor musunuz? Soru soran bir arkadaşa da yazdım: “Sözlerini yalanlayamıyoruz, başka çare yok, vurun abalıya!” dercesine yapılan söz konusu program pek çok yalan ve iftira içermektedir. Dün birisinin yorumunu gördüm; “Herhalde Osman hoca beş vakit namaz da kılmıyor, çünkü M. Yeşilyurt dedi ki: Osman hoca cuma ve bayram namazlarına bile gelmiyordu artık.” Halbuki o şekilde bir uzaklaşma olmadığı gibi katılamadığım Cuma namazlarının da sebebini çok iyi biliyorlar. LinkedIn hesabıma bakarsanız, o tarihlerde iki sene New York’ta imam olarak çalıştığımı görebilirsiniz. Evet, PA’daki son iki senemde New York eyaletine bağlı Rockland Psychiatric Center adlı hastanede haftada iki-üç gün çalışıyordum. Bu çalışmam, muhterem Hocamızın izni ve bilgisi dahilinde idi. Dolayısıyla o iki sene boyunca Cuma ve özel günlerde ben orada Müslüman doktorlara ve hastalara namaz kıldırıyor ve programlar yapıyordum. Ücretli çalışıyordum, hem de eyalet OMH’e kayıtlı bir Muslim Chaplain - imam olarak. Diğer günler kampa gittiğimde merhum Hocamız da sürekli sorardı, ben de güzel hadiselerden ve oradaki olaylardan bilgiler verirdim. Neden olduğunu bilemesem de bu konuda maalesef yalan söyleyen arkadaşımız bunu çok iyi biliyor. Ama “Cumaya bile gelmezdi!” diye konuşuyor. İşte, Hocaefendi’yi sansürlediğim konusu da böyle bir yalan. Oysa 20 sene en büyük ve önemli iş olarak Hocamızın sohbetlerini yayınlamayı bildim. Yayında bahsettikleri gün de yine çalıştığım yerde bir programda idim. İlgili arkadaş arayınca ona şifrelerin kimde olduğunu ve videonun nasıl yükleneceğini de belirttim. Kasdi olarak mani olmak aklımın ucundan bile geçmez. Arkadaşımız bunu neden öyle anlattı anlamış değilim. Buna dair iki arkadaşımın şahitliğini ifade eden iki mesajın resmini paylaşabilirim ama o arkadaşları zor durumda bırakmak istemiyorum. Hasılı, merhum Hocamızla alakalı bir yayını yaptırmamak aklımdan dahi geçecek bir edepsizlik olamaz. Fakat ne diyeyim; öyle bir şey varmış gibi anlatanları da benim kusurlarımı da Allah affetsin. O gazetecilere de açıkladığım gibi, muhterem hocamız bazen cemal bazen de celal ile terbiye ederdi. Kimi zaman iltifat kimi zaman tedip yoluna giderdi. Cevdet Bey’den Mustafa Özcan’a kadar zaman zaman kovmadığı insan yoktur. Bir kısım iftiralar sonrası Harun, Ali ve Recep abileri aylarca kabul etmemesi de böyle bir uygulamadır. Öğrenci arkadaşlarımızdan “kovulma” tecrübesi yaşamayan yoktur. En az on defa “derslere iyi çalışmadıkları, derste ilgisiz davrandıkları ya da manevi dünyalarındaki eksiklikleri” –bunlar hocamızın ifadeleri- gibi sebeplerle bütün halka kovulmuştur. Hatta iki ya da üç defa “Madem siz gitmiyorsunuz, o zaman ben gidiyorum!” diyerek muhterem Hocamızın başka bir binaya muvakkaten taşındığı vakidir. O bahsedilen hadisede Mustafa Özcan ve iki talebe arkadaşın neden kovulduklarını bilmiyorum. 2019 yılında bir gün binaya gittiğimde kapıdaki nöbetçi “Hocaefendi bazı isimleri içeri almamamızı söyledi. Sizin adınız da var!” dediler. Evime gittim, ne hata yapmış olabileceğimi düşündüm, tevbe istiğfar ettim. Diğer üç kişi bir gün sonra gidip girmişler. Bem bir hafta gitmedim. O bir haftanın sonunda “Hocaefendi seni çağırıyor!” dediler, hemen koşup gittim. Salonda yalnızdı. İçeri girdiğimde tebessüm etti. “İnsan Hocasına küser mi?” dedi. “Estağfirullah hocam, kendi hata ve günahımın istiğfarı ile meşguldüm, çağırdığınız için teşekkür ederim!” dedim. Sonra da bu tavrının sebebini -istifsar ve bir daha yapmamk için- sordum Dediler ki: “Beni yalnız bırakıyorsunuz. Son dönemde oturumlara az geliyorsunuz. Geldiğinizde de yüzünüz asık oluyor. Oysa benim için katlanmalıydınız buradaki sıkıntılara. Ben size toz kondurmam; siz de benim için insanların ezalarına katlanmalısınız!” dedi. Hepsi bu kadar. Bütün mukaddesatım üzerien yemin ederim ki bütün hadise bundan ibaret. Fakat birileri bunu her yanda “Hocaefendi onu kovdu!” diye yayıyorlar ve bunu bir iftira kampanyasına çevirdiler. Bu hadiseden sonra üç sene daha orada kaldığımı ve sonrasında da Muhterem Hocamızın vefatından önceki ziyaretlerimi daha önce değişik vesilelerle anlattım. Bu arada, o gazeteciler (!) kendileri ile röportajdan kaçtığımı söylüyorlar. Benim çekindiğim husus kayıtlı röportajdır, çünkü nasıl montaj yapacaklarından emin değilim artık. M. Özcan ve Cevdet Bey’in ya da sadece birinin beraberce çıkacağımız bir canlı yayını, moderator kim olursa olsun, kabul ediyorum. Not: Çoklarının insafsızca saldırdığı bir dönemde, bu videoyu çekip bana gönderen arkadaşıma da minnettarım. Evet, bir bakınız, kırgın ve dargın insanlar mı görüyorsunuz?

Osman Şimşek

216,120 views • 11 months ago

Osimhen Jakobs Transfer Bilgisi Önemli Detaylar 👀 🗣Kutlu Akpınar: ➡️ Sizlerle paylaşacağım olan Jacobs bilgisi, ona birazdan geçeceğim. Bir diğeri 🔸️Osimhen konusu. Bunu öğlen attığım, sosyal medyada yaptığım paylaşımda akşam detaylandıracağım demiştim. Dün İngiltere Premier Ligi başta olmak üzere ciddi iddialar yakın süreçte ortaya çıkacak dedim. Bugün artık basında daha fazla konuşulmaya başlandı. Şöyle söyleyeyim, Victor Osimhen için kulübe ulaşmış resmi bir teklif yok. Sayın Başkan bir sohbet ortamında da daha önceki dönemlerde 100 milyon eurolar konuşulurken Osimhen gibi bir oyuncu 100 milyon euroya bulabilir misiniz demişti. Yani bu limitte gelebilecek bir teklifi kabul etmeyeceğini de net bir dille sohbet ortamında da seslendirmişti Osimhen için. Kulübe gelen resmi bir teklif yok. Osimhen Galatasaray'da mutlu devam etmek istiyor. Aynı Icardi sürecinde olduğu gibi Icardi ilk yıl kiralığın ardından bonservisi alınacakken çevresinde kurulacak kadro anlatılmıştı. Ona göre bir planlama yapılmıştı. Bunu da Sayın Erden Timur yapmıştı. Şimdi de Osimhen'in çevresi bu şekilde düzenlenecek. Yani Osimhen'in de takımda kalacağı şekilde. Ama 💥Manchester United'ın ciddi şekilde ilgisi var. Hatta yayına girmeden önce aldığım bir bilgiyi de paylaşayım. Geçtiğimiz sezon Manchester United'dan bazı yetkililer Osimhen'le ilgili Galatasaray'da öyle bir sohbet ortamında bazı bilgiler almışlar. Yani bir buçuk. Sezon önce bundan bahsedebilirim. Hani Osimhen'le ilgili bazı bilgiler edinmişler. Hani Osimhen'i sormuşlar. İstanbul'a adapte oldu mu? Nasıl? Buradaki performansı, onun dışında takımla olan uyumu. Hem biraz bir hem araştırma hem sohbet ortamında öğrenmek istemişler. Nasıl ki Galatasaray Juventus'lu yetkililerle maç öncesinde görüştüğünde bazı oyuncuları soruyorsa. Manchester United'da da öyle bir sohbet ortamı oluşmuş. Ben Premier League'den ilgiyi bir kez daha söyleyeyim. Haberleştirmiştim. Ayrılmasını beklemiyorum. Sayın Başkan mutlak takımda tutmak istiyor ama... Gelecek teklif ne kadar yüksek olur? Ve gelecek teklifin ardından Osimhen'in fikri, başkanın düşüncesi nasıl olur? Onu biraz sürece yaymak lazım. Transferde kesin konuşmam ama şu an resmi teklif yok. Osimhen takımda kalmak istiyor. Onun etrafında bir takım kurulacak. İddialı bir kadro. Eklemeler yapılacak Umur Bey'e daha doğrusu. Okan Hoca takımda kalmasını istiyor. Herhangi bir ekstra gelişme yok. iki kulüp ciddi şekilde ilgileniyor. Bunlardan bir tanesi Manchester United. Bunu net şekilde belirtebilirim. İlerleyen süreçte resmi teklif gelirse onu da sizlerle paylaşacağım. Geçelim bir diğer habere. 🔸️Jakobs ve Abdülkerim Bardakçı. Bunlardan bahsedeyim. İsmail Jakobs Galatasaray'da iyi oynadığında müthiş, kötü oynadığında arası olmayan bir oyuncudan bahsediyoruz. Çok bıçak sırtı. Kötü oynadığındaki performansı gerçekten izlemesi bile işkence haline gelebiliyor aslında. Böyle söylemek daha doğru. Trabzonspor maçı çok kötü bir performansı vardı hatırlıyorsunuz. Şimdi İsmail Jakobs'un Sözleşme detayları var. Türkiye Futbol Federasyonu'na belirtilende de İsmail Jakobs'un 2027 yılında bitecek kontratı var. Galatasaray yanlış hatırlamıyorsam 8 milyon euro gibi bir bedelle kadrosuna katmıştı İsmail Jakobs'u. Kiralamanın ardından yani satın alma opsiyonu devreye girmişti. Şunu söyleyeyim ben İsmail Jakobs'un kontratında bir minimum serbest kalma maddesi var. Bu da öğrendiğim gibi 8,5 milyon euroya yakın bir bedel. Ama bir opsiyon bulunuyor kulübün opsiyonu kontratını uzatabilecek şekilde. Ben İsmail Jakobs'un Galatasaray Spor Kulübü'nde bulunan bu kontratını uzatma opsiyonunun kullanılacağını söyleyeyim. Jakobs için bu opsiyon kullanılacak. Bu serbest kalma maddesindeki bedel o da ilerleyen süreçte tekrar değiştirilme ihtimali bulunuyor. Henüz İsmail Jakobs için bir teklif yok. Okan Hoca da kendisinden memnun. Kadroda kalma ihtimali de yüksek ama tekrar edeyim. Kontratı normalde 30 Haziran 2027'de bitiyor. Ama Galatasaray Spor Kulübü'nün uzatabileceği şekilde bir opsiyon var kontratta. Ve ilk imza dağıtılırken burada minimum serbest kalma maddesi 8,5 milyon euroya yakındı. Yanıtmış olmayayım ama aldığım bilgi bu rakama yakında. 8,5 milyon euroya yakın. Bu opsiyonun devreye girmesini bekliyorum. Bir diğer isim Abdülkerim Bardakçı takımı kaptanı. Ben Abdülkerim Bardakçı konusunda da Galatasaray'ın kontrat uzatmasını bekliyorum. Sözleşmesini daha da uzatmasını. Aslında 2027 yılında bitecek ama orada da kontratla zamla beraber bir iyileştirme bekliyorum. 🔸️Uğurcan Çakır performans tartışmasız burada başkandan da bir ödüllendirme gelecektir.

Galatasarayultrataraftar

23,344 views • 1 month ago

Avukat Jade blair, sonunda para karşılığında erkeklerle birlikte olmaya nasıl başladım: 🔹 O zamanlar 19 yaşındaydım ve Hukuk ile Hükümet ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde okuyordum; bunları bitirdim de. 🔹 Çok büyük bir kurumsal avukat olup ardından baro avukatı olmak istiyordum. 🔹 O sıralarda tam zamanlı da çalışıyordum. 🔹 Aslında okurken haftada 50 saate yakın çalışıyordum. 🔹 Asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşla çalışıyordum. 🔹 Temelde bir mağazayı yönetiyordum – 'yönetmek' diyorum ama aslında onu ben çekip çeviriyordum. 🔹 19 yaşında hiçbir deneyimim yoktu. 🔹 Beni işe aldığında veya işletmeyi satın aldığında dükkan sahibinin ne yaptığını gerçekten bildiğini sanmıyorum. 🔹 Ancak onlarca yıldır para biriktiriyordum. 🔹 Çocukken bankaların düzenlediği bir programı hatırlıyorum; tam bir kandırmacaydı ama çocukları tasarrufa teşvik ederlerdi. 🔹 Ebeveynler çocuklar için banka hesapları açardı; içeri girip harçlıklarınızın olduğu o küçük zarfı teslim ederdiniz ve 'Geleceğim için biriktiriyorum' derdiniz. 🔹 O süreci yapmayı çok severdim. 🔹 Harçlıktan elime geçen her fazladan doları –ki bizim için çok nadirdi, oldukça fakirdik– her zaman oraya koymak, gelecekteki evim için biriktirmek isterdim. 🔹 Lisedeyken hafta sonları kasa görevlisi olarak ilk yarı zamanlı işimi aldığımda, bir yıl boyunca kelimenin tam anlamıyla her bir doları biriktirdim. 🔹 Hepsi evim için gitti. 🔹 İlk harcamam aslında üniversite ders kitaplarımın parasını ödemekti. 🔹 Yıllarca kıstım, biriktirdim ve sonunda bir ev depozitosu oluşturmayı başardım. 🔹 Bankaya gidip 'Bir kredi istiyorum' dedim ve 'Hayır' dediler. 🔹 Kelimenin tam anlamıyla bulabileceğim en ucuz, en bakımsız, asbestli evlere bakıyor olmama rağmen, %20'lik depozitom olmasına rağmen, asgari ücretin biraz üzerinde tek bir gelirle o konut kredisi geri ödemelerini karşılamamın çok zor olacağı gerekçesiyle bana kredi vermediler. 🔹 Bu yüzden ya bir eş bulup masrafları bölüşmemiz gerektiğini –ki bunu yapmak istemiyordum– ya da gelirimi artırmam gerektiğini fark ettim. 🔹 Zaten iyi bir iş için okuduğum ve sevmediğim bir işte çok sıkı çalıştığım için, yan işimin eğlenceli bir şey olmasını istedim ve eh, her zaman biraz flörtöz biri olmuşumdur. 🔹 Neyse ki burada yaptığım şey tamamen yasal, tıpkı diğer işler gibi; bu yüzden kelimenin tam anlamıyla çokça Google'da araştırma yaptım. 🔹 Sanırım bir görüşmeye gitmeye karar vermeden önce yaklaşık altı ay araştırdım. 🔹 İlk rezervasyonumu yaptım ve gerçekten hoşuma gitti. 🔹 Tam zamanlı çalışmaya ve tamamen bu işe odaklanmaya karar vermem yaklaşık üç veya dört yılımı aldı. 🔹 Artık kariyerim bu, başka bir şey yapmak istemiyorum. 🔹 Sanırım bunu ilk günden beri biliyordum ama işin etrafındaki damgalanma nedeniyle bunu yapmaya taahhüt etmekten çok korkuyordum. 🔹 Kendime sürekli 'Hayır, avukat olacağım' deyip duruyordum, gerçi düşündüğüm kadar keyif almıyordum. 🔹 Bundan hiç pişmanlık duymuyorum; işimi seviyorum ve neyse ki kendi evimi satın alabildim. 🔹 Bakın, bunun herkes için olduğunu söylemiyorum. 🔹 Pek çok olumsuz tarafı var ve ben bunlarla ilgili de bir sürü video yaptım."
2:42

Sensitive content

Avukat Jade blair, sonunda para karşılığında erkeklerle birlikte olmaya nasıl başladım: 🔹 O zamanlar 19 yaşındaydım ve Hukuk ile Hükümet ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinde okuyordum; bunları bitirdim de. 🔹 Çok büyük bir kurumsal avukat olup ardından baro avukatı olmak istiyordum. 🔹 O sıralarda tam zamanlı da çalışıyordum. 🔹 Aslında okurken haftada 50 saate yakın çalışıyordum. 🔹 Asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşla çalışıyordum. 🔹 Temelde bir mağazayı yönetiyordum – 'yönetmek' diyorum ama aslında onu ben çekip çeviriyordum. 🔹 19 yaşında hiçbir deneyimim yoktu. 🔹 Beni işe aldığında veya işletmeyi satın aldığında dükkan sahibinin ne yaptığını gerçekten bildiğini sanmıyorum. 🔹 Ancak onlarca yıldır para biriktiriyordum. 🔹 Çocukken bankaların düzenlediği bir programı hatırlıyorum; tam bir kandırmacaydı ama çocukları tasarrufa teşvik ederlerdi. 🔹 Ebeveynler çocuklar için banka hesapları açardı; içeri girip harçlıklarınızın olduğu o küçük zarfı teslim ederdiniz ve 'Geleceğim için biriktiriyorum' derdiniz. 🔹 O süreci yapmayı çok severdim. 🔹 Harçlıktan elime geçen her fazladan doları –ki bizim için çok nadirdi, oldukça fakirdik– her zaman oraya koymak, gelecekteki evim için biriktirmek isterdim. 🔹 Lisedeyken hafta sonları kasa görevlisi olarak ilk yarı zamanlı işimi aldığımda, bir yıl boyunca kelimenin tam anlamıyla her bir doları biriktirdim. 🔹 Hepsi evim için gitti. 🔹 İlk harcamam aslında üniversite ders kitaplarımın parasını ödemekti. 🔹 Yıllarca kıstım, biriktirdim ve sonunda bir ev depozitosu oluşturmayı başardım. 🔹 Bankaya gidip 'Bir kredi istiyorum' dedim ve 'Hayır' dediler. 🔹 Kelimenin tam anlamıyla bulabileceğim en ucuz, en bakımsız, asbestli evlere bakıyor olmama rağmen, %20'lik depozitom olmasına rağmen, asgari ücretin biraz üzerinde tek bir gelirle o konut kredisi geri ödemelerini karşılamamın çok zor olacağı gerekçesiyle bana kredi vermediler. 🔹 Bu yüzden ya bir eş bulup masrafları bölüşmemiz gerektiğini –ki bunu yapmak istemiyordum– ya da gelirimi artırmam gerektiğini fark ettim. 🔹 Zaten iyi bir iş için okuduğum ve sevmediğim bir işte çok sıkı çalıştığım için, yan işimin eğlenceli bir şey olmasını istedim ve eh, her zaman biraz flörtöz biri olmuşumdur. 🔹 Neyse ki burada yaptığım şey tamamen yasal, tıpkı diğer işler gibi; bu yüzden kelimenin tam anlamıyla çokça Google'da araştırma yaptım. 🔹 Sanırım bir görüşmeye gitmeye karar vermeden önce yaklaşık altı ay araştırdım. 🔹 İlk rezervasyonumu yaptım ve gerçekten hoşuma gitti. 🔹 Tam zamanlı çalışmaya ve tamamen bu işe odaklanmaya karar vermem yaklaşık üç veya dört yılımı aldı. 🔹 Artık kariyerim bu, başka bir şey yapmak istemiyorum. 🔹 Sanırım bunu ilk günden beri biliyordum ama işin etrafındaki damgalanma nedeniyle bunu yapmaya taahhüt etmekten çok korkuyordum. 🔹 Kendime sürekli 'Hayır, avukat olacağım' deyip duruyordum, gerçi düşündüğüm kadar keyif almıyordum. 🔹 Bundan hiç pişmanlık duymuyorum; işimi seviyorum ve neyse ki kendi evimi satın alabildim. 🔹 Bakın, bunun herkes için olduğunu söylemiyorum. 🔹 Pek çok olumsuz tarafı var ve ben bunlarla ilgili de bir sürü video yaptım."

BUZZ medya

43,511 views • 8 days ago

Psikolojileri bozuk! Dengelerini bozdum! Daha da bozacağım! Hem de bunları karşıma oturtmadan yapacağım bunu! Her gün biraz daha fazla… 📌Uzun yıllar önce ilk videomu yayınladığımda; “bugün belki beni 100 kişi dinler ama birgün milyonlara ulaşacağım, tarih garabetinizi başınıza yılacağım” demiştim! Bugün sadece Instagramda son 1 ayda 65 milyon görüntülemeye ulaştım! Hem de canlı yayınlarda hiç kimseye yalvarmadan, para gönderin, sponsor olun, destek yağdırın demeden! Sadece aziz Türk Milleti’nin ferasetine ve sinesindeki vicdanına güvenerek… İşte sizin iştahınızı kabartan, Yusuf Elmas’a koro halinde saldırıp prim kasmaya uğraşan, uykularınızı kaçıran, rahatsız eden şey tam olarak bu! Söylediklerime, sorduklarıma hiç bir şekilde cevap veremiyorsunuz! Sadece manipülasyon yaparak hep birlikte koro halinde gürültü çıkarıp aşağılamaya ve hakarete yöneliyorsunuz. (Bu videoda da görüleceği gibi…) Cümbür cemaat sıraya dizildiniz ve “münazara” diye ağlaşıyorsunuz. Sizin gibilerin “itibar suikasti girişimleri” bana işlemez! Videolarımın 10 saniyesini kırpıp, kesip, biçip, eğip, büküp kendi aranızda “nosul covop vordum ama” goygoyu yapmanıza fırsat vermeyeceğim. Benim takipçilerime DM üzerinden bana iletmeleri için “hakaret dolu” mesajlar iletiyorsun. “Bu mesajı Yusuf Elmas’a gönderin” diyorsun… Sordum! “Evet ben yazdım” dedin… ahmet anapalı! sen ve senin gibiler benim moralimi bozamaz! Beni manipüle edemez! Şu videodaki “ne cümlesi o” sorun bile samimiyetsizliğin ve manipülasyonun zirvesi gibi. Kulağınızın üzerine nasıl yattığının resmi. Ama yemiyor artık kimse! Ne söylediğimi bilmiyorsun ama neredeyse 6 dakika “Yusuf Elmas’ı aşağılayacağım” diye kendini paralıyorsun öyle mi? Yusuf Elmas adını bile duymanız böyle öfke nöbetleri geçirmenize yetiyorsa şenlik daha yeni başlıyor haberiniz olsun… Sizin gibilerle mücadelem kararlılıkla devam edecek! Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyetimize karşı giriştiğiniz her girişimde, karşınızda bu saldırılarınızı çürütecek bir Yusuf Elmas videosu göreceksiniz… Ahmet Anapalı

Yusuf Elmas

2,018,993 views • 10 months ago

bölümde en verim aldığım sahne ordil sahnesi olması bana da sürpriz oldu bu konuşma tam anlamıyla son türküden izler taşıyor, sevdalık zor kelime ama henüz daha birilerine kolay olan bir konuşma. ama gelen tepkilere birazcık şaşırdım, ben de kendi yorumumu yapmak istiyorum yani en azından bana geçen şeklinde.. öncelikle adil-oruç konuşmasında adil tarafından oruçu düşürmek için kullanılan cümle görmedim yani adil ve oruç konuşması eleninin babası-abisi gibi değil de bu sevdalık ne demek bilen birisi ve yolun çok daha başında olan birisinin konuşmasıydı, onlara baktığımda furtuna koçari değil de aralarında kocaman bir yirmi yıl olan iki sevdalı gördüm. adilin cümleye bu konularda yasak olmaz diyerek başlaması bile aslında konuşmanın gidişatının üstten bir konuşma değil de aksine tecrübelerini oruça aktarmak istermişçesine bir giriş olduğunu düşünüyorum, söz söylemeye hakkım yok demesi vs. cidden adilin bütün gardını indirerek yapacağı bir konuşma olacağının da sinyallerini veriyor. gelelim oruç tarafına orucun adile eleninin onunlayken mutsuz olup olmayacağını sormasının asıl sebebinin aslında bir abi olarak gördüğü adilin ağzından onunla mutlu olacağını söylemesini istediğinden bunu umut etmesinden kaynaklandığını düşünüyorum, yani bir sitem değil aslında gerçekten yanında birisinin olup ona yol göstereceğini düşündüğü ve desteklemesini istediği bi soruydu. adilse bir cevap vermedi, mutsuz olmaz mı diye tekrar bir soru yöneltti, onu düşürmeye yönelik değil sadece içinde bulunduğu durumun çok farkında olan birisinin aynı soruları kendisinin yine kendine 100 kere sorup sürekli aynı cevabı aldığını ama her seferinde cevabın farklı olmasını istediğini gördüğü birine. adil bu soruya bir cevap vermedi, mutsuz olur demedi. o orucun eleninin gönül bağı olduğunu ilk fark eden insan bile olabilir çünkü. ikisi birbirlerini yaralarından tanıyorlar. oruca onunla mutsuz olur demedi ama ailesinin onun kanını emeceğini de söyledi yani sorunun o değil onun ailesi olduğunu söyledi. en can alıcı kısım da en sonu, arkadaş kalacaklarını söylediğinde oruca kavuşmak istemeyecek misin diye sorarken o kadar yaşlı geldi ki gözüme ama bunun yaşla hiçbir alakası yok sadece yaşanmışlıklarla alakası var, adilin ilk defa gardını bu kadar indirdiğini görüyorum ya da ilk defa bana bu kadar geçen.. zaten adilin orucun sorduğu sorulardan cevapladığı tek soru da kavuşamamanın zor olup olmasınına dair verdiği cevap, adilin 20 yılda öğrendiği tek kelimelik cevap. orucun 20 yıl dayanmışsın o kadar da zor değil demek ki demesine cevap vermemesi hele ama attığı bakış o kadar yeterliydi ki o kadar şey anlattı ki çünkü dil, kelimeler pek çok şeyi açıklar ama aşk üzerine kelimeler düşmediğinde daha berraktır. oruç neden bencil olamıyor neden hala eleninin onunla mutsuz olacağını düşünüyor diye sorguluyoruz ama kendisi sorumluluk bilinci had safhada yetiştirilmiş, bencil olmayan biri, sürekli diğerlerini düşünmek zorunda kalmış, bu empoze edilmiş. hatta bu sevdalık ‘işinde’ bile önce eleniyi düşünüyor, onun iyiliğini düşünüyor ama onun istediği şeyin kendi olduğunu göremiyor, bencil olamıyor.. eleninin oruca hep onu düşündüğü ama onları düşünmediğini söylediği bir çıkışın orucun bazı şeylen idrakını varabileceği güzel bir nokta olacağını düşünüyorum

feride

46,143 views • 4 months ago