Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Fransız devlet televizyonu sunucusunun işine son verildi. Suçu ise şu diyalog: Sunucu: İsrail, uluslararası hukuk ve insani kurallara uygun olarak hastanelere baskın yapmadan, sivilleri öldürmeden Hamas'a karşı operasyon yapamaz mı? Yok mu böyle bir stratejiniz? İsrail Ordusu Sözcüsü: Hamas sivlleri katlediyor, bebekleri, kadınları öldürüyor, bunları biliyorsunuz. Uluslararası hukuka göre...

155,684 görüntüleme • 2 yıl önce •via X (Twitter)

10 Yorum

Sevcan Topbaş 🇹🇷 profil fotoğrafı
Sevcan Topbaş 🇹🇷2 yıl önce

Özgürlükler ülkesi Fransa! Nerde basın özgürlüğü ? Nerde ifade özgürlüğü ?

HMK profil fotoğrafı
HMK2 yıl önce

@trtworld işe alın biz mi söyleyelim çek Afrika masasına Fransa masasına Avrupa masasına vs

HrnHnd profil fotoğrafı
HrnHnd2 yıl önce

Ordu sözcüsü mantıklı bir yanıt bulamayınca ağbilerine mi koşmuş 😳 Sunucu da iyiymiş 🧐

Av. Serap YAŞAR profil fotoğrafı
Av. Serap YAŞAR2 yıl önce

İfade özgürlüğü bu olsa gerek :(

beyazkalem profil fotoğrafı
beyazkalem2 yıl önce

Hani fikir düşünce özgürlüğü herşeyleri yalan çifte standart

Unicorn Turkey profil fotoğrafı
Unicorn Turkey2 yıl önce

Yalancı, şerefsiz, kaypak Batı!

Gâzibey Hüseyin profil fotoğrafı
Gâzibey Hüseyin2 yıl önce

@trtworld @trtfrancais bu sunucuya acil iş teklifi.. 1- İs rail soykırımcıları sevinmesin 2- yabancı devlet ve özel tv lerin çok takipçili sunucuları Türkiye’nin kanalında çalışma imkanı olduğunu bilirse, kendi kanallarında İs railli soykırımcılara rahat soru sorar, eleştirirler.

adige06 profil fotoğrafı
adige062 yıl önce

Ohhaaa demokrasi beşiği Fransa.

Murad profil fotoğrafı
Murad2 yıl önce

Herhangi bir gerizekalı da bana Batı demokrasi falan filandan bahsetmesin sakın. hiç nazik olmayacağım. Uyandırayım...

F. Öztürk🇹🇷 🇵🇸 profil fotoğrafı
F. Öztürk🇹🇷 🇵🇸2 yıl önce

Yaptıkları çocuk kadın sivil katliamıyla dünya tarihine geçtiler. Katliamcı bir yönetim ve siyonist akıl hala yaptıkları bunca katliamı normalmiş edasıyla anlatmaktan sıkılmıyorlar. Kahrolasıcalar. Bunların kafasına balyozla birinin vurması lazım ki belki ne yapıyoruz derler.

Benzer Videolar

ABD ve İsrail’in çelişkili açıklamalarını günlerdir konuşuyoruz, ABD Dışişleri’ne tane tane anlatıp sorduk. İhtilaf mı var? Danışıklı dövüş mü var? •Siz İsrail'in Gazze’yi işgalinin kabul edilemez olduğunu söylüyorsunuz, İsrail ise Gazze'nin süresiz kontrolüne sahip olacağını söylüyor. •Siz sivillerin can güvenliğinin çok önemli olduğunu söylüyorsunuz, İsrail ise Gazze'yi ayrım gözetmeksizin bombalamaya, 1000'lerce sivil ve çocuğu öldürmeye devam ediyor. •Siz “İnsani ara verilmesi gerekiyor” diyorsunuz, İsrailliler tüm gücüyle devam ediyorlar ve siz de 300 milyon dolarlık bomba gönderiyorsunuz. •ABD ile İsrail arasında bir anlaşmazlık mı var, yoksa bu sadece medya üzerindeki laflardan mı ibaret ve işler her zamanki gibi devam mı ediyor? ABD Sözcüsü: -Gazze'nin yeniden işgal edilmesi bizim peşinde olduğumuz bir şey değil. İsrailli ortaklarımızdan da duyduğumuz bir şey değil. -7 Ekim'deki saldırılarla ilgili olarak İsrailli ortaklarımıza da Hamas teröristleri ile siviller arasında ayrım yapılmasının zorunlu olduğu konusunda çok açık davrandık ve bunu en üst düzeyde açıkça belirtmeye devam edeceğiz. •Peki size göre iki hükümet arasındaki kamuoyu açıklamalarındaki bu tutarsızlığın, bu farklılığın nedeni nedir? ABD Sözcüsü: Ben İsrail Hükümeti adına konuşmam. Bu onlara sormanız gereken bir soru ama bir tutarsızlık olduğuna inanmıyorum.

Yunus Paksoy

482,746 görüntüleme • 2 yıl önce

Ben Özgür Özel'in bize anlattığı Filistin politikasından hiçbir şey anlayamıyorum. Bir taraftan, "HAMAS bir terör örgütüdür" derken diğer taraftan da "Filistin meselesinde Deniz Gezmiş'in çizgisindeyiz" diyor. Deniz Gezmiş, 1969 yılında Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi isimli Marksist Leninist direniş örgütüne katılıp dört ay sonra da dönüyor. Deniz Gezmiş'in Filistin çizgisi, 4 aylık kısa bir geziden ibaret ama katıldığı FDHKC öyle değil. Özgür Özel'in gururla bahsettiği örgüt, 1974 yılında İsrail hapishanelerindeki 26 Filistinlinin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla Ma'alot kasabasındaki bir okula baskın düzenleyip çoğunluğu çocuk 115 kişiyi rehin alıyorlar. Tıpkı HAMAS'ın 7 Ekim tarihinde yaptığı gibi amaçları esir takası yoluyla hapisteki arkadaşlarını kurtarmak. İsrail, müzakerelerin bir noktasında, okula operasyon düzenliyor ve çıkan çatışmada 22'si çocuk 25 kişi ölüyor. FDHKC, rehineleri İsrail askerlerinin öldürdüğünü, İsrail ise FDHKC'nin öldürdüğünü söylüyor ve tabiiki Batılı ülkeler bugün de olduğu gibi İsrail'in açıklamasını doğru kabul ediyorlar. Yani bugün yaşananların neredeyse aynısı 1974'te de yaşanmış. Özgür Özel, o gün FDHKC'nin söylediğine inanırken bugün ise HAMAS'a değil İsrail'in açıklamasına inanıyor. Aradaki tek fark, HAMAS'ın Müslüman, FDHKC'nin ise Marksist Leninist bir örgüt olması. İsrail'in içindeki pek çok kaynak da 7 Ekim'de İsrail'in Hannibal Protokolü'nü uyguladığını ve HAMAS'a rehine pazarlığı kozu vermemek için kendi vatandaşlarını da öldürdüğünü söylüyor. Zaten İsrail'in böyle bir protokolünün olması bile 7 Ekim'deki İsrail iddialarını tartışmalı bir hale getiriyor. İsrail, asker-sivil ayrımındaki uluslararası bütün anlaşmaları ihlal eden ve çocuklar da dahil neredeyse bütün halkını silahlandırmış, dünyada benzeri olmayan bir ülke. Bu bölgedeki terör tanımının, dünyanın diğer bölgeleri ile aynı olamayacağı ortada. Yani bütün halkını silahlandırmış işgalci bir devlet, Filistin halkını keyfince katlediyor, kanunsuzca tutuklayıp hapishanelerde işkencelere, tecavüzlere maruz bırakıyor, topraklarına, evlerine bütün uluslararası kanunları çiğneyerek el koyuyor. Buna direnen Filistinliler tek ve son çare olarak İsraillileri esir almaya kalkarsa, İsrail bu kez kendi vatandaşları da dahil herkesi öldürüp suçu da karşı tarafa atıyor. Devamında da hakim finansal ve siyasal gücünü kullanıp karşı tarafı terörist ilan ediyor. Yani bir halkın, terörist ilan edilmeden Filistin'deki işgale, tecavüzlere, işkencelere karşı koyabilmesinin herhangi bir yolu mevcut değil. Erdoğan bu durumu gördüğü için HAMAS bir terör örgütü değil, direniş örgütüdür diyor. Deniz Gezmiş'in çizgisinden giden Özgür Özel ise HAMAS bir terör örgütüdür diyerek bu korkunç denklemde İsrail'i destekliyor. İsrail çok uzun zamandır yaptığının bir soykırım olduğunu biliyor ama direnişçileri terörist ilan edecek gücü olduğu için katliamlarına devam ediyor. Yani Özgür Özel, İsrail karşıtı gibi gözükmesine rağmen aslında İsrail'in titizlikle hazırlanmış bu planına hizmet ediyor. Bir başka çelişkili durum ise Özgür Özel'in izinden gittiği Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile ilgili. Özgür Özel belliki Deniz Gezmiş'in de terörist olmadığını düşünüyor. Terörist olmayan Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isminde Marksist Leninist bir örgüt kuruyorlar. Çaldıkları bir araba ile ABD Büyükelçiliğini tarayıp iki polisi ağır şekilde yaralıyorlar. Daha sonra 4 Amerikalıyı kaçırıp tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ediyorlar. Deniz Gezmiş yakalandıktan sonra onun terörist olmayan arkadaşları, 1 Kanadalı ve 2 İngiliz teknikeri kaçırıp Deniz Gezmiş'in serbest bırakılmasını talep ediyor. Bunu yapanların başında da İsrail Başkonsolosu'nu öldürmek suçundan aranan Mahir Çayan var. Askerler, Mahir Çayan ve arkadaşlarını Kızıldere'de sıkıştırıyor ve çıkan çatışmada biri hariç hepsi ölüyor. Solcular, rehineleri askerin öldürdüğünü, askerler ise solcuların öldürdüğünü söylüyor. Bu yukarıda anlattığım ve bugün solcuların da onayladığı bu olayların hiçbirisi Özgür Özel'e göre terör eylemi değil çünkü failleri solcular. Terör eylemi sayılması için işin içinde Müslümanların olması lazım. Bunları HAMAS yapmış olsaydı terör eylemi olurdu mesela. Özgür Özel, Kızıldere'deki 3 sivilin öldürülmesi olayında Türk devletinin açıklamasına değil de sol örgütçülerin iddiasına inanıyor. Deniz Gezmiş'in arkadaşları terörist olmadığına göre, hiç sivil de öldürmemiş olmaları gerekir değil mi? Yani Özgür Özel, bu olayda devletin yalan söylediğini düşünüyor. Gazze'de ise nedense hiç sorgulamadan İsrail devletinin doğru söylediğine inanıyor. Demek ki Özgür Özel, İsrail devletini, Türk devletinden daha güvenilir buluyor. Muhtemelen kendisine sorulsa, "onlar asker değil cuntacı" diyecektir. İyi de İsrail de soykırımcı ve işgalci değil mi? Darbeciye inanmıyorsun da soykırımcıya mı inanıyorsun Özgür Özel ?

Abese İrca

39,067 görüntüleme • 10 ay önce

İsrail'in son Türkiye Büyükelçisi Irit Lillian, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sunucu: Sahada olan ve hatta Erdoğan ile yüz yüze görüşmüş biri olarak, onun hakkındaki izleniminiz nedir? Fotoğraflarda genellikle nazik bir adam gibi görünüyor. Irit Lillian: Kişisel düzeyde nazik bir insan. Ama bizim sorumuz elbette kişisel olanın çok ötesinde. Çok gülen biri değil, ciddi, biraz sert bir adam ama misafirlerini her zaman güler yüzle karşılar ve ardından sert ve ilginç şeyler söyler. Sunucu: Erdoğan’ın tutumundaki sertleşme ve İslamcı ideolojisi tartışılamaz. Sorum şu; orada bulunmuş biri olarak, İsrail hala onunla çalışabilir mi yoksa o gerçekten tamamen bir düşmana mı dönüştü? Irit Lillian: Ben hala onunla çalışmaya devam edilebileceğine inanıyorum. Hatta buna mecbur olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü Erdoğan'ın gideceğini ve sonra ne olacağını göreceğimizi düşünenler yanılıyor; iki şey o kadar çabuk gitmiyor. Birincisi kendisi; erken seçim ihtimali var, uzun yıllar daha iktidarda kalabilir. İkincisi ise ideolojisi. Son üç yılda ve özellikle 7 Ekim'den bu yana olanlar, kamuoyu üzerinde ve İsrail algısı üzerinde çok geniş bir etki yarattı. İsrail’e mutlaka bir "düşman" olarak bakılmasa da (ki bu konuda aynı fikirde değilim), bölgesel istikrarı bozan çok sorunlu bir "rakip" olarak bakılıyor. Bundan kurtulmak zor olacak ama bu yine de imkansız olduğu anlamına gelmez. Sunucu: Sizce Erdoğan İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır ve bunu ne kadar istiyor? Onu bir "rakip" olarak tanımladınız. Irit Lillian: İsrail ile doğrudan bir çatışmaya girmek istediğini sanmıyorum. Onun söylediklerine ve hükümetindeki Dışişleri Bakanı Fidan gibi üst düzey isimlerin açıklamalarına bakarsanız, doğrudan bir çatışmadan veya askeri bir yüzleşmeden bahsetmiyorlar. Ancak çatışmanın pek çok alanda sürdüğü açık. Mısır ve Suudi Arabistan ile bu ittifakın kurulması bile bir tür uluslararası arenada İsrail'i zorlamak için yürütülen yoğun bir faaliyet. Aynı zamanda, İsrail'deki şahıslara yönelik kişisel faaliyetler, tutuklama emirleri, Başbakan'ın tutuklanması için Interpol'e başvurulması gibi hukuki süreçler var. Yani vizyonu çok daha geniş. Öte yandan, kullandığı araçlar "yumuşak güç" veya "akıllı güç" olduğu için ve Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin (seviye fiilen düşse de) tamamen kesilmemiş olması, bence hala ihtiyaç duyulduğunda onarım için büyük bir alan bırakıyor.

Ramazan Bursa

32,239 görüntüleme • 14 gün önce

Fransız siyasetçi Karim Zéribi: - Tüm Orta Doğu ülkelerine söylüyorum: Eğer dayanışma göstermezseniz, sıra size de gelecek. - Gazze’yi istiyorlar. Batı Şeria’yı istiyorlar. - Uyanmalısınız, bu insanlar akıl dışı bir anlayışla hareket ediyor. - Başlangıçta, Ürdün sınırına yakın 300 bin yerleşimci vardı. Bugün, bu sayının 800 bine çıktı. Yani 800 bin yerleşimciden söz ediyoruz. - Şu anda inşası devam eden 20 bin konut var; 50 bin konutun daha yapımı sürüyor. - Bu süreçte Filistinlilerin topraklarına el konuluyor, insanlar öldürülüyor ve evlerinden zorla çıkarılıyor. Bunu yapan İsrail ordusu ve yerleşimciler de ordu tarafından destekleniyor. - Bizden susmamızı mı istiyorsunuz? Gözlerimizi kapatmamızı mı? Ama insan olduğumuz sürece bu mümkün değil. - Ben-Gvir’in bu şekilde ilerlemesine, yerleşim politikasının Ürdün’e doğru genişlemesine izin verilmeye devam ediliyor; yani açıkça kolonizasyon sürdürülüyor. - Bunun İsrailli ölümlere bir misilleme olduğu söyleniyor ama bu bir misilleme değil. - Bu, önceden planlanmış bir sürecin parçası. Şu anda hayata geçirilen şey, mesiyanik bir plan; adım adım uygulanıyor. - Bu planın özü, Filistinlilere ait herhangi bir toprağın kalmamasını sağlamak. - Kendilerini her şeye hakkı olan “seçilmiş halk” olarak görüyorlar. - Uluslararası kurallara uymuyorlar; onlar için uluslararası hukuk yok, savaşın kuralları yok, hiçbir kural yok. Onlar için her şey serbest. Peki bu nereye varacak? - Soykırımı yaşamış bazı Yahudiler bile şunu söylüyor: Filistinlilere, bizim anne babalarımızın ve büyük anne babalarımızın yaşadıklarını yeniden yaşatıyoruz.

Kuşçu

31,584 görüntüleme • 7 ay önce

İsrail ordusunun, insani yardım için bekleyen Filistinli sivillere ateş açması üzerine Pentagon Sözcüsü Tümgeneral Ryder’a sordum +Bugün yaşananın trajik bir olay olduğunu söylemiştiniz. Açıkçası, kim aksini düşünebilir ki? Bir parça yiyecek almaya çalışırken sivillere ateş ediliyor. Ama biri var. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı, IDF'nin mükemmel hareket ettiğini ve Filistinli sivillere insani yardım ulaştırmanın delilik olduğunu söylüyor. Başkan Biden, Gazze'nin gelişigüzel bombalandığını çok açık bir şekilde ortaya koydu ve siz de İsrailli mevkidaşlarınızla konuştuğunuzu söylüyorsunuz, ama eğer konuştuğunuz hükümet buysa, ortaya çıkan bir sonuç var mı? -O kişi adına konuşamam +Aylardır bu görüşmeleri yapıyorsunuz. Ancak sonuç sahada pek farklı görünmüyor. Öyleyse ABD Savunma Bakanlığı'nda "İsrailli mevkidaşlarımızla konuşma şeklimizi değiştirmemiz gerek" diye bir aciliyet hissi var mı? -Bakın, İsrailli mevkidaşlarımızla nasıl iletişim kurduğumuz ve Gazze halkına insani yardım konusunda destek verme ve onların güvenliğinin sağlanması yönündeki çabalarımız konusunda oldukça şeffaf davrandığımızı düşünüyorum. Ancak tüm bunlarda Hamas'ın da payının olduğunu bir kez daha kabul ediyoruz. Hamas pes etmedi, silahlarını bırakmadı ve hâlâ İsrail'e saldırı ve operasyon düzenleme tehdidinde bulunuyor. İsrail'in askeri operasyon planlarını açıklamayacağım. Günlük olarak yaptıkları belirli operasyonları anlatmayacağım, ancak bazı yaklaşımlarını ve operasyonları yürütme şekillerini değiştirdiklerini gördük. Ancak yine altını çizdiğim gibi çok fazla sivil öldürüldü. İsraillilerle istişareye devam edeceğiz ve onlardan uluslararası insancıl hukuka ve silahlı çatışma hukukuna uymalarını bekleyeceğiz.

Yunus Paksoy

269,625 görüntüleme • 2 yıl önce

Pentagon sözcüsü ile vurulan hastane ve katledilen siviller üzerine soru cevabımız “Hamas, hastanelere komuta merkezi kuruyor, sivilleri hedef yapıyor” demesini ve “siz İsrail’in savaş hukukuna uyduğunu gördünüz mü?” soruma “İsrail’in sivillerden uzakta, Hamas'ı hedef almaya devam ederek nereye saldıracakları konusunda çok dikkatli olduklarını gördük.” cevaplarını yorumunuza bırakıyorum Tam hali: +ABD'li yetkililer, Savunma Bakanı Austin dahil, şu ana kadar ABD mühimmatının kullanımı ve İsrail'e sağlanan askeri yardım konusunda herhangi bir koşul sunulmadığını söyledi. Haberleri gördüğünüzü söylediniz, son bir saatte yüzlerce kişinin öldüğü bir hastane saldırısı yapıldı. Savunma Bakanlığı'nda, ABD'ye askeri yardım sağlarken sizin de bunun bir parçası olduğunuz veya sivillere karşı olası savaş suçlarına askeri olarak karışabileceğiniz yönünde bir endişe yok mu? -Söyleyeceğim şey tam olarak senin söylediğin şey. İsrail'e askeri yardım konusunda herhangi bir ön koşul koymadık. Baştan beri bizim gibi hükümetlerin demokrasilere sahip olduğunu söyledik, bizi Hamas'tan ayıran şey de bu. İsrail'in kesinlikle savaş hukukuna uymasını bekliyoruz. Filistinlileri veya Gazze'dekileri büyük riske sokanların Hamas olduğu çok açık ve net olmalı. Komuta kontrol birimlerini hastanelere, sivillerin olduğu bölgelere yerleştiriyorlar. Komuta merkezleri buralarda kurmuş olmaları gerçeği, girişmeye istekli oldukları vahşeti gösteriyor. Operasyonlarını yoğunlaştırmanın bir yolu olarak sivilleri kullanmaya istekliler, aynı zamanda onları kayıp olarak da görmek istiyorlar. Biz Savaş hukukuna uyulmasını her zaman vurguladık. + Siz İsrail’in savaş hukukuna uyduğunu gördünüz mü? -İsrail’in sivillerden uzakta, Hamas'ı hedef almaya devam ederek nereye saldıracakları konusunda çok dikkatli olduklarını gördük.

Yunus Paksoy

2,049,072 görüntüleme • 2 yıl önce

İsrail’in Katar’a düzenlediği saldırının söyledikleri: 📌 İsrail, Hamas heyetini hedef alarak Gazze’de barış istemediğini, soykırım politikasını sürdüreceğini bir kez daha gösterdi. 📌 Amaç; Gazze’de öldürebildiği kadar Filistinliyi öldürmek, sürgün edebildiğini de başka ülkelere göndermek. 📌 İsrail bölgede hiçbir ülkenin egemenlik haklarına, uluslararası hukuka ve insan haklarına saygı duymuyor. ABD desteğiyle bedel ödemeyeceğini düşünüyor. 📌 Son 2 yılda 6 ülkeye saldırdı: Filistin, Lübnan, Yemen, Suriye, İran ve Katar. İsrail güçlü ve istikrarlı hiçbir komşu istemiyor. 📌 Bu tavır sadece bölge için değil, tüm dünya için tehdit. “Kural temelli düzen” (Rule based order) diye bir şey yok; uluslararası hukuk ve insan hakları fiilen yok. 📌 Yaşananlar; ülkelerin kendi ayakları üzerinde durmasının, özellikle de savunma sanayinde bağımsızlığın önemini bir kez daha gösterdi. Türkiye’nin bu alanda kat ettiği mesafe umut verici. 📌 İsrail yanlısı hesaplarda “Katar’ı vuran Ankara’yı da vurur” paylaşımları görüldü. İsrail’in buna asla cesaret edemeyeceği açık. Türkiye’nin coğrafi konumu, enerji yollarındaki merkezi rolü, insan kaynağı, ordusu ve askeri endüstrisi Tel Aviv’den çok daha üstün. 📌 Ankara yaşananları dikkatle izliyor, tedbirlerini artırıyor. Asıl mücadele ise Suriye üzerinden olacak. Dünya birleşmiş, istikrarlı bir Suriye isterken, İsrail bunun tam tersini istiyor. 📌 Burada kritik aktör Türkiye. Ankara, İsrail’in Suriye’yi istediği gibi şekillendirmesine izin vermeyecek. İsrail bir tek güçten anlıyor; Türkiye son 25 yılda bu gücü inşa etti. Rehavete kapılmadan daha da güçlenmek şart. Bugün Gazze’de yaşananlar : 🔴 İsrail’in Gazze’ye saldırılarında bugün 39 Filistinli hayatını kaybetti, 6 kişi de abluka nedeniyle açlıktan öldü. 🔴 İsrail ordusu, kuzeyde 1 milyona yakın insanın yaşadığı Gazze Şehri’nin tamamen boşaltılmasını istedi. 🔴 Amaç, halkı güneye – Mısır sınırına – sürmek ve oradan da Gazze dışına çıkmaya zorlamak.

Turgut Alp Boyraz

13,839 görüntüleme • 11 ay önce

🔴 MALUM KESİMLER, SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİNE KARŞI ÇIKANLARI İSRAİLCİ GİBİ GÖSTERME KAMPANYASI BAŞLATTILAR! ‼️ Cihat Yaycı : İsrail zaten Kürdistan’ın kurulmasını istiyor. Kardeşim, ben İsrail’e karşıyım. 📌PKK, YPG ve Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına karşı çıkınca seni hemen “İsrail yanlısı” ilan ediyorlar. Bakın, böyle bir kampanya başlattılar şimdi. Ben İsrail’i de sevmem, ötekini de sevmem. Ben Türkiye’yi severim, Türk milletini severim. Önce bunu net bir şekilde ortaya koyalım. 📌Şimdi, eski İsrail Eğitim Bakanı ve Yamina İttifakı Milletvekili Naftali Bennett, Türkiye’nin Suriye’de olası operasyonları hakkında bir açıklama yapıyor: “İsrail halkı olarak şu anda Türkiye’nin saldırısı altındaki Kürt halkına dua ediyoruz.” Peki, kim kimi destekliyor? PKK ve YPG’nin asıl destekçisi kimmiş? Zaten PKK ve YPG onların maşası haline geldi. 📌 İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid diyor ki: “Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlere yapılacak herhangi bir saldırıya karşılık Türkiye’ye yaptırım uygulanmalı ve NATO üyeliği askıya alınmalı.” Bu açıklama 2019’da yapıldı. Hangi döneme denk geliyor? Hangi operasyon sürecindeydi? Barış Pınarı Harekâtı’nın yapıldığı dönemde, Trump ile aynı söylemi kullanıyorlardı. 📌Bir de İsrail’in sürekli bölgedeki azınlıklarla ilgili yaptığı açıklamalar var. İsrail’in söylemi şu: “Bölgedeki azınlıkların birleşmesi gerekiyor. Kürtler, İran ve Türkiye’nin zulmünün kurbanıdır. İsrail, Kürtlerle ilişkilerini güçlendirmelidir.” 📌Yani, PKK ve onun siyasi uzantılarının kullandığı “Kürtler eziliyor” söylemiyle birebir aynı şeyleri söylüyorlar. İsrail, kendisini bölgede bir azınlık olarak tanımlıyor ve diğer azınlıkları doğal müttefikleri olarak görüyor. 📌Bütün bunları topladığımızda, PKK’nın da YPG’nin de Kürdistan kurma hedefinin aslında Büyük İsrail Projesi’nin bir parçası olduğu çok net. Türkiye bu konuda çok dikkatli olmak zorunda. 📌İsrail’in bu konudaki desteği yalnızca siyasi değil, aynı zamanda askeri ve istihbari olarak da devam ediyor. 📌Bir de Netanyahu’nun oğlu var. O da sürekli sosyal medyada Türkiye’yi hedef alan açıklamalar yapıyor. Türkiye’nin yarısını Kürdistan olarak gösteren haritalar paylaşıyor. Amerika’da yaşıyor ve Türkiye’yi soykırım yapmakla suçluyor. 📌Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölünmesi gerektiğini açıkça savunuyor. PKK ve YPG’nin “dört parça” söylemiyle aynı dili kullanıyorlar. Kandil’deki terörist elebaşları da sürekli “dört parça” diyor. Peki, bu söylemler birebir örtüşmüyor mu? 📌Şimdi, Türkiye’nin bölünmesine karşı çıkanlar “İsrail yanlısı” mı oluyor? İnanamıyorum! Böyle bir kampanya başlattılar. Yani, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorsan, “Kürt sorunu” diye bir şeyin olmadığını söylüyorsan, seni hemen İsrail yanlısı ilan ediyorlar. Bu nasıl bir iş? Türk milleti demek bile ırkçılık sayılıyor artık! 📌Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuların farkında. Ben inanıyorum ki bu milletin feraseti var, bu karanlık günleri atlatacağız, bu tuzağı bozacağız. Türkiye büyük bir tuzakla karşı karşıya. 📌Şimdi gelelim PKK’nın son açıklamalarına… PKK, “Ateşkes ilan ettik” diyor. Terör örgütü ne zamandan beri devlet gibi hareket edip ateşkes ilan edebiliyor? Devlet, bir terör örgütünün ateşkes ilan etmesini nasıl kabul edebilir? Bunun karşısında kimse bir şey söylemiyor mu? Bir devlet yetkilisi çıkıp “Bu nasıl bir söylem?” demiyor mu? 📌Bir de bu işin TBMM’ye taşınması meselesi var. PKK’nın siyasi uzantıları sürekli Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni adres gösteriyor. Açıkça “Anayasada değişiklik yapılmalıdır” diyorlar. Peki, neyin değişmesini istiyorlar? Ne yapmaya çalışıyorlar? Bunu herkesin görmesi lazım. 📌Bu mesele sıradan bir mesele değil. Türkiye’nin bölünmesi için uzun yıllardır yürütülen büyük bir projenin parçaları bunlar. O yüzden, bugün tarihe bir not düşmek gerekiyor: Bu süreçte kim, neyin yanında duruyor, bunu iyi görmek zorundayız.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

10,543 görüntüleme • 1 yıl önce

İzmir’de polis merkezine yapılan hain saldırı, ardından 38 ilde yapılan operasyonlarla 161 DEAŞ terör örgütü üyesinin yakalanması ve CIA-MOSSAD’ın Türkiye üzerindeki hesapları… Anlatmaya çalışalım… Malum, ABD ve İsrail iklisi yıllardır Suriye’nin kuzeyinde PKK - PYD’yi kullanarak kukla bir terör devleti inşa ediyor. Gerekçe olarak da PYD - YPG’yi bir başka terör örgütü DEAŞ’a karşı kullandıklarını söylüyorlar. Yani bunların sağ elinde bir terör örgütü sol elinde bir başka terör örgütü var ve birini diğeri ile kontrol ettiklerini söylüyorlar. Tam bir tavşana kaç tazıya tut oyunu! SDG İsrail’in talimatıyla kendi kontrolündeki hapishanelerde bulunan DEAŞ militanlarını Türkiye’ye saldığında kim hesap soracak veya kimin haberi olacak! Şaka gibi ama değil! Maalesef bu yakıcı gerçek Türkiye’nin önünde duruyor. Türkiye bu zinciri kırmak için DEAŞ’a karşı ABD’ye açık güvence veriyor ama bir etkisi olamıyor. Olamıyor çünkü amaçları üzüm yemek değil bağcıyı dövmek! ABD - İsrail ikilisi her iki terör örgütünü kullanarak Türkiye’nin önünü kesiyor, önemli bir küresel güç olmasını engelliyor ve bunu da saklamıyorlar. Bu amaçla Suriye’yi bölmek için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Şu bir gerçek ki, dünya üzerindeki bütün terör örgütlerinin ipi ABD’nin, ABD’nin de ipi Siyonist terör devleti İsrail’in elinde. İsrail’in Türkiye ile doğrudan bir çatışmaya girmesi akıl işi değil, ama sağ ve sol elindeki örgütleri Türkiye’ye karşı kullandığı gün gibi ortada. CİA-MOSSAD yeri geliyor, PYD-YPG’yi Türkiye’ye karşı kullanıyor, yeri geliyor DEAŞ’a terör eylemi yaptırıyor. Ve maalesef Türkiye bu kurt kapanını kırıp atamıyor. Türkiye kendi topraklarında terör yapan bu iki örgütü yok etmek için Kuzey Suriye’yi işgal etse, uluslararası hukuka göre meşru gerekçe sayılması gerekir. Ancak Türkiye’nin böyle bir hamlesi başta ABD - İsrail, Avrupa olmak üzere, ne İran’ın ne Rusya’nın ne de bölge ülkelerinin işine gelir. Bu sebeple Türkiye yıllardır bu operasyonu erteliyor ama öyle görünüyor ki artık bıçak kemiğe dayandı, daha fazla ertelemek mümkün olmayacak. Türkiye kendi bekası için gerekeni yapmak zorunda kalacak ama bugün ama yarın!

Mehmet Ali ÖNEL

27,928 görüntüleme • 11 ay önce

🔴CİHAT YAYCI AYLAR ÖNCESİNDE İRAN'DA BUGÜN GELİNEN DURUMU ADIM ADIM ANALİZ ETMİŞTİ... 📌8 Ekim 2023'ten bu yana Cihat Yaycı'nın Youtube, TV ve diğer platformlardaki İran analizi; 📌İran’daki mevcut rejim artık Batı’nın kendisine biçtiği görevi tamamlamış durumdadır. Özellikle Gazze’de başlayan son süreçle birlikte, Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilme planı devreye sokulmuştur. 📌Bu planın bir parçası olarak Suriye’nin, Irak’ın parçalanması ve Lübnan’a müdahale edilmesi gibi adımlar atılmıştır. İran da bu süreçte sürekli olarak bölgedeki gelişmelerin içinde yer almış, bir anlamda bu planın uygulanmasına hizmet etmiştir. 📌Bugün geldiğimiz noktada, İran’daki rejimin sonunun yaklaştığını açıkça söyleyebiliriz. Mevcut yapı yıkılacak. İran belki üçe, belki beşe bölünecek. 📌En iyi ihtimalle ise, artık Batı’ya daha yakın, Batı tipi bir yönetim kurulacaktır. Belki eski Şah dönemindeki gibi tam anlamıyla bir monarşi değil ama benzer nitelikte, Batı’nın güdümünde bir sistem yeniden tesis edilecektir. 📌Bu rejim artık eski işlevini yitirmiştir. İran, kendisine biçilen rolü tamamlamış, şimdi sıra yeniden yapılandırılmasındadır. Bu nedenle İran’daki rejimin yıkılması artık an meselesidir. Bunu Batı da biliyor, İran’ın kendisi de biliyor. 📌İran’a yönelik bu kadar baskı yapılırken Rusya’dan ses çıkıyor mu? Aksine, Rusya ile İran arasında yeni bir anlaşma imzalandı. İran Dışişleri Bakanı Moskova’ya gitti. Bu bir destek anlamına gelmez mi? Amerika’ya karşı “Sen İran’a bir şey yapamazsın kardeşim” tarzında bir duruş var mı? 📌İsrail’e ya da İran’a karşı “bir şey yapamazsınız, siz mahalle kabadayısı değilsiniz” deniliyor mu? Hayır. Bu meseleye daha geniş ve ciddi bir çerçeveden bakmak gerekiyor. 📌İran sadece İsrail için değil, Amerika için de bir hedef konumunda. İsrail burada bir gerekçe gibi gösteriliyor ama asıl mesele, İran’ın Çin’e petrol ve doğalgaz tedarik eden bir ülke olmasıdır. Aynı zamanda ulaşım açısından da kritik bir noktada bulunuyor. Dolayısıyla İran’daki rejimin değişmesi, mevcut anlaşmaların iptali, ABD’nin ekonomik politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. 📌İran konusu oldukça önemli. Bugünkü durumda İran rejiminin görevini tamamladığı ve miadını doldurduğu düşünülüyor. Görünen o ki rejim yıkılacak ve Orta Doğu’da daha önce defalarca dile getirildiği gibi sınırlar yeniden çizilecek. İran da bu süreçten nasibini alacak ve işgalle değil, içten parçalanarak dağılacak.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

14,758 görüntüleme • 1 yıl önce

Türkiye artık Filistin Devletini tanımıyor mu? İsrail ile ticareti aklamak için bu noktaya geldiler. Görmüşsünüzdür, Anadolu Ajansı'na haber yaptırmışlar. Kayıtlarda ticaretimiz İsrail ile ama aslında Filistin'e gönderiyoruz diyorlar. Yalan ve dezenformasyon dolu. Anlatayım. Biz Filistin'i tanıyan bir devlet olduğumuz için Ticaret Bakanlığı ve TÜİK kayıtlarında İsrail ile Filistin ticaretleri ayrı ayrı tutuluyor ve resmi olarak yayınlanıyor. Evet, Filistin'e malzeme taşıyan gemiler de mecburen İsrail'e yanaşıyor ama alıcıya bağlı olarak ticareti hangi ülke ile yaptığımız net. Bu ülkelerin gümrük ticaret kodları da ayrı. İsrail'in 624, Filistin'in ise 625. İstediğiniz resmi kaynakta bu bilgileri sorgulayabilirsiniz. Bu anlattığım şeyler zaten bilinir ama ben her zamanki gibi resmi ve açık belgelerle herkes için netleştireyim. İlk görselde TÜİK istatistikleri var. Filistin ve İsrail ithalat-ihracat rakamlarını görüyorsunuz. Aradaki devasa farkı da görüyorsunuz. Linkini de vereyim doğrudan TÜİK sayfasında görün: İsrail limanlarına gönderdiğimiz gemilerin Filistin ile ticaret için orada olanları %2 ile %4 arasında değişiyor. Geri kalanı (%96 ile %98 arası) İsrail. Bunu Ticaret Bakanlığı açıklıyor. ikinci görselde bu sorgulamayı nasıl yapabileceğinizi video ile anlattım. Şimdi müsaadenizle sözü Ulaştırma Bakanımıza bırakayım: "Filistin’e gidecek her türlü mal İsrail’in kontrolü ile gidebiliyor. Ancak bu savaş ortamında Filistin’e giden mal miktarının az olduğunu söyleyebiliriz." Bu samimi bir açıklamaydı. Zaten Filistinliler açlıkla boğuşurken, bizim İsrail'e gönderdiğimiz 1400 geminin onlara malzeme taşıdığına kim inanırdı? İkinci görselde Eti Maden'in İsrailli ICL Group şirketine yolladığı Bor hammaddesine dair meşhur konşimento (taşıma belgesi) var. Gönderici belli, alıcı belli. Eğer Filistin'e gidiyor olsaydı, liman yine Hayfa olsa bile alıcı Filistinli bir firma olacaktı. Malzemeyi alan İsrailli firma onu bizden alıp Filistinlilere satıyor mu, bilemeyiz. Biz İsrail'e satıyoruz, gerisi bizi bağlamıyor. Ama bu firma İsrail ordusuna da üretim yapan, İsrail askerine maddi, manevi ve fiziksel desteğini web sitesinde gururla duyuran bir firma. Yönetiminde emekli İsrail ordusu tuğgenerali ve İsrail Savunma Bakanlığı mensubu var. Takdir sizin. Bir de özel sektöre ait konşimento ekliyorum (üçüncü görsel). Gönderici Sönmez çimento, alıcı yine İsrailli bir firma. Sektördeki insanlar bu tartışmayı eminim komik buluyorlar. Her şey o kadar net çünkü. İktidarın bu kirli ticareti aklamak için düştüğü hâlleri de görüyorlar. Bildiğiniz ve gördüğünüz gibi ben her şeyi belgeli sunuyorum. Hem de resmi ve açık kaynaklardan. Aksini savunanların bir belge gösterdiğine tanık oldunuz mu? Üstelik bütün devlet olanakları onların elinde. Bütün bunlardan bağımsız acı bir gerçek daha var. İsrail ile ticaretimizde kimyasal hammadde, çelik, çimento, dikenli tel, silah aksamı gibi ürünler olduğunu biliyorsunuz. Bunları aslında Filistinlilere gönderdiğimizi söylemek utanmazca ve vicdansızca değil mi? Açlıkla baş etmeye çalışan Filistinliler ne yapacak bu malzemeleri? Örneğin bu katliam süresince gönderdiğimiz çimento miktarı resmi kayıtlara göre 600 bin ton'dan fazla. Evleri bombalanan, yerlerinden yurtlarından edilen Filistinliler ne yapacak bu çimentoyu? Başa dönelim. Bu kirli ticareti aklamak için artık Filistin'i tanımayan bir ülkeymişiz gibi bahaneler üretmeye başladılar. Bunu akıl edenlerin, bu talimatı Anadolu Ajansı'na, bazı gazetecilere ve trollere verenlerin, bu talimatı uygulayanların insani değerlerini ve ruh hallerini anlamakta zorlanıyorum. Onları bunu yapmaya mecbur bırakan hangi menfaat ise, bir an önce kurtulmalarını diliyorum.

metin cihan

914,910 görüntüleme • 2 yıl önce

#EnverAysever "Ben de sormak istiyorum, eşek kadar olmuş Sayın #YılmazÖzdil'e: 'Yav acaba siz ne tür bir referans oldunuz?' Bu arada tekrar altını çiziyorum; eşek benim için kutsal bir hayvandır, bayılırım, sarılıp öperim. O yüzden size eşek dediğim için geri alıyorum çünkü Yılmaz Özdil'i sarılıp öpmek istemiyorum. Yılmaz Özdil Bey, ben bakışından korkuyorum şu tarafa geçeyim, sen oraya bak ben buraya bakayım Kendisini biz daha önceden 2500 liraya, o zamanın fiyatıyla, kitap satarak tanımıştık. Daha pahalı kitap sattığı dönemler de oldu ama asıl mesele şu: Bugün kıyamet koptu; 'Bir baba olarak yalvarıyorum çocukları bırakın' dedi Hukukun oluşması için insan yalvarmaz, avukatlarıyla birlikte ifade verir ve toplumdaki herkesin, başta devletin, hukuka uymasını bekler. Dolayısıyla hakimlere ve savcılara gidip de örneğin mahkeme karşısında: 'Allah aşkına benim oğlumu bırak, vallahi benim oğlum iyi çocuk, yemin ediyorum amcası bir daha yapmayacak yav, gençlikte herkes hıyarlık yaptı, ben de bir eşek herifim ki eşeği çok severim bu arada (Yılmaz Özdil'in eşek diye bir herif olarak yaptığı benzetmeyi kendisine övücü olarak algılıyorum), ben de öyle bir herifim ki ya ben de pislik itlik yaptım ya bırakın Allah aşkına siz hiç yapmadınız mı?' falan türü bir savunma olmaz. Mahkemeye cübbenizi giyip çıkıyorsunuz, ondan sonra mahkemede cübbenizle diyorsunuz ki: 'Efendim Hakim Bey he...', sanki meyhanedeymiş gibi, 'Baba ya bizim çocuk gelmiş eee Pikachu'yla birlikte koşuyor eee yav hak hukuk falan bir şey demiş.. Zaten bizim böyle hak hukuk bilmem ne aradığımız falan yok. Gözünü seveyim hakı, hukuku, adaleti geç şu gençlik hatasından bir bitirelim bu işi ya bunları bırak.' Aaa! Bir de çocukların yaptığı eylem hata yani yanlış, yani suç olarak kabul edilip bunun bu şekilde dillenmesi gerektiğini ortaya koymuş oluyorsunuz. Çıkıp hakim dese ki: 'Lan avukat! Sen Yılmaz Özdil'den iyi mi bileceksin? Bak herkes gençlikte bir dallamalık yapar, bir hıyarlık yapar. Bak bu seferlik kulağını çekiyorum bırakıyorum ama...' Kulağını çekmek ne? 'Bak bu seferlik nasihat ediyorum ama...' Ama kime nasihat ediyorsun? Yetişkin bu insanlar. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir hukuk olur mu? Böyle bir anlayış olur mu? Böyle bir gazetecilik olur mu? Kendisi bu fikirlerini topluma bu şekilde söyleyerek aslında bir tür grev kırıcılık yapmış oluyor. Hata yapmayan genç olur mu? Vallahi hata yapmayan genci bırak Sayın Özdil, bu kadar (!) olmuşsunuz, sizin deyiminizle eşek kadar olmuşsunuz, hatanın en büyüğünü şimdi yaptınız. Ben de sormak istiyorum, eşek kadar olmuş Sayın Özdil'e: 'Yav acaba siz ne tür bir referans oldunuz?' Bu arada tekrar altını çiziyorum; eşek benim için kutsal bir hayvandır, bayılırım, sarılıp öperim. O yüzden size eşek dediğim için geri alıyorum çünkü Yılmaz Özdil'i sarılıp öpmek istemiyorum." #SözcüTV #Ekremİmamoğlu #ÖzgürÖzel

CZR HBR

51,038 görüntüleme • 4 ay önce

📍Gazze’ye yönelik İsrail vahşeti 7 Ekim’den beri gündemimizin en üst sırasında yer alıyor. ▪️Amerika’nın ve Batılı ülkelerin sınırsız desteğini alan İsrail hükümeti katliamlarına tam 40 gündür aralıksız bir şekilde devam ediyor. Okulları, camileri, kiliseleri, hastaneleri, pazar yerlerini, binaları, sokakları kasıtlı olarak hedef alan İsrail, bir şehri içindeki insanlarıyla topyekûn yok etme stratejisi uyguluyor. Evlerini terk etmeye zorladığı sivilleri yolda kasıtlı olarak bombalayan bir canilikle, kelimenin tam anlamıyla bir devlet terörü estiriyor. ▪️Ben şu anda gönlüm ferah, açık olarak diyorum ki İsrail bir terör devletidir. ▪️Hamas’ı terör örgütü olarak ifade ediyorsun. Hamas, Filistin’de seçimlere girip seçim kazanan bir siyasi parti ve seçimi kazandıktan sonra da hakkını, haklarını elinden aldınız. Kim aldı? Yine İsrail, Amerika birlikte aldılar. Bu gerçekleri görelim. Ama hala benim ülkemde bile Hamas’ın bir siyasi parti olduğunu bilmeyen, anlamayanlar var. ▪️Bugüne kadar İsrail tarafından katledilen 12 bine yakın Gazzelinin üçte ikisini çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. İsrail yönetimi, Gazzeli çocuklara, kadınlara ve sivillere karşı insanlık tarihinin en kalleş saldırılarını düzenliyor. ▪️Gazze’de 40 gündür şahit olduklarımızı anlatmak için savaş dâhil tüm kavramlar yetersiz kalmaktadır. Çünkü savaşın da bir ahlakı vardır, adabı, hukuku ve sınırı vardır. Savaş hukukunun ilk kuralı ise çocuklara, kadınlara, yaşlılara ve hastalara dokunmamaktır. ▪️Kuvözdeki-kundaktaki bebekleri katledenler, evlerinden kovdukları masumların tepesine bomba yağdıranlar, insanların suyunu, gıdasını, yakıtını keserek ölüme mahkûm edenler, 2 milyonu aşkın sivili atom bombasıyla yok etmekten bahsedenler… Buradan şimdi Netanyahu’ya sesleniyorum; Sende atom bombası var mı, yok mu? Ey İsrail, sende atom bombası-nükleer bomba var. Bununla tehdit ediyorsun, bunları biz biliyoruz. Artık, ecelin geliyor. İstediğin kadar nükleer bombaya sahip ol. Neye sahip olursan ol, gidicisin. Ezcümle ahlak, vicdan, onur namına ne varsa hepsini kaybedenler insan değil ancak Belhüm Adal olabilir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti TBMM Grup Toplantısı’ndaki konuşmalarından… #TekYürekFilistin #OneHeartPalestin

Fahrettin Altun

154,625 görüntüleme • 2 yıl önce

Gelelim şimdi «وَاضْرِبُوهُنَّ» ayetine ve ACM’nin bu ayet üzerinden yaptığı algılara. Şimdi birincisi: Abdullah Ahmed Hoca’nın “kadınlar size itaat etmiyor; ‘gel’ diyorsun gelmiyor” sözlerini öyle çarpıtıyor ki; “ben kadınıma ‘gel’ diyeceğim, kadın gelmeyecek; ‘çay ver’ diyeceğim, çay vermeyecek; ben de ona ensesinden bir tane tokat atacağım — buna fetva veriyor” diye anlatıyorlar. Devamında Abdullah hocanın şu sözlerini nasıl algılıyor, alay ediyor peki: “yani herkes sizin Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi feminist mi? Afrika’da, Kars’ta, Hakkâri’de kadınlar var” sözünü alay ederek kendince meselenin farklı yerlerde farklı uygulaması varmış gibi gösteriyor. “Kadın oraya göre dövülür, Nişantaşı’nda dövülmez” gibi saçma alaylar yapıyor; “Hakkâri’de dövülür yüzde kaç falan” diyerek meseleyi karikatürize ediyor. Şimdi inceleyelim. Meseleyi algı yaparak böyle anlattı; peki olgu nedir? Abdullah Ahmed Hoca, kadınların dövülmesini vücubiyet olarak söylemiyor; böyle bir emir sizin anladığınız gibi değil diyor. Dövülmekten kasıt ağzını, yüzünü kırmak falan değil; misvak ile vurmak diye açıklıyor. Peki, Abdullah hocayı dinleyenler gerçekten Altay’ın algıladığı gibi mi anlıyorlar? Altay, hocayı “çay vermedi diye kadını dövün” diye gösteriyor — oysa Hoca’nın kastı bu değil. Hoca diyor ki: “Serkeş kadın” derken; kocasına itaat etmeyen, “gel” denince gelmeyen, söz dinlemeyen, namaz kılmayan, haramlar işleyen ve devam eden; yani evliliği bilinçli şekilde yıkan kadından bahsediyor. Eğer mesele sadece “kadın çay vermiyor, yemek yapmıyor, kocasının sözünü dinlemiyor” gibi dünyalık işleri ise bu farklıdır. Diyelim ki Hoca’nın kastettiği bu olsa bile — yani serkeş, hiçbir şekilde itaat etmeyip kocasına karşı gelen kadın — Hoca dövmeyi tasvip ediyor mu? Hayır. Hoca: “Dövme mecburiyeti yok; boşanmak gerekiyorsa boşan; ama evliliğini kurtarmak istiyorsan Efendimiz’in tarif ettiği şekilde, misvak ile (incitmeden) yap” diyor. Yani Hoca, dövmeyi farz veya serbestçe teşvik eden biri değil. Altay’ın verdiği örneklere göre “çay istedim vermedi” gibi hallerde kadınları dövün diye öğüt veriliyormuş gibi gösteriliyor — bu adam din diye bunları anlatıyor diye de ilzam ediyor; yazık sana, yazık. Hocanın kastını biliyorsun ama kendi hevana göre algılıyor, insanların anlamasına sebep oluyorsun. Kadınlara güzel davranılmasını emreden, onlara çiçek almayı, gül almayı, hediye götürmeyi, onları üzmemeyi öğütleyen insanları “kadınları dövmeyi emreden insanlar” gibi gösteriyorsun. Peki Kars–Hakkâri–Nişantaşı örneği neden veriliyor? Çünkü herkes Nişantaşı’ndaki kadınlar gibi naif değil; onlar bu ayetin manasını böyle anlamak istemeyebilirler, yani kabul etmez: “Kocam bana nasihat etsin” ya da “yatağını ayırsın” ya da “misvak ile vursun” — gerçi onlar vurmayı misvak olarak tefsir etsen bile kabul etmiyorlar. O zaman onlarla boşanma yolunu tercih edersin. Ayet sadece Nişantaşı’ndaki kadınlara inmedi. Hakkâri’de, Kars’ta Anadolu kadını var; bunlar kocasına bir itaatsizlik olduğunda kocaları onlara sözünü geçiriyor, anlayıp susan insanlar. Yuvayı yıkmak yerine bu yönden kurtarmayı tercih edebilirsin demek isteniyor. Feministler “Nişantaşı’ndaki naif kadınlar mutlu olacak” diye ayeti eğip bükmesin; onlara uygulamaya çalışmayın. Anlamıyorsan boşan. Görüyorsunuz, dimi: algı ve olgu. Allah seni bildiği gibi yapsın.

Molla berxani

16,521 görüntüleme • 9 ay önce

"2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanlar yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladı” Yıldıray Oğur: 💬Bu sizin uzun süredir ısrarlı bir şekilde yazdığınız, yeni ittihatçılık tezi. Benim de bazı eleştirilerim var, yazmıştım. Ama burada öncelikle herhâlde şunu bir netleştirmemiz gerekiyor: Bu bir manifesto değil. Yani siz bu yeni devletin manifestosunu yazmıyorsunuz. Onlara katılmıyorsunuz, onları meşrulaştırmak için ya da işte onları anlamak için onlara bir ideolojik zemin kurmuyorsunuz. Siz anlamaya çalışıyorsunuz sadece, ne olduğunu tespit etmeniz için. Çünkü hep şöyle de söyleniyor; 'Bunlar bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar' deniyor. Halbuki bu bir anlama çabası, meşrulaştırma değil. Etyen Mahçupyan: 💬Evet, Kuşoğlu'nun da meşrulaştırmaya çalıştığını hiç sanmıyorum. Ben onu okudum, hiç öyle bir şey yok orada. Bu bir olgu, vaka. Türkiye'de bir olay oluyor ve bu olaydan memnun değiliz, değiştirmek istiyoruz. Olayı anlamazsak nasıl değiştireceğiz? Olayı anladıktan sonra ancak ona alternatif bir şey üretme şansımız var. Öte yandan şunu da ben anlamakta zorlanıyorum; insanlar bu yeni ittihatçılık tezinden hoşlanmıyorlar ve duymak istemiyorlar belki falan ama şu çok açık değil mi? Bu iktidar Kemalist değil bir kere. Ve de bu iktidar öyle şeyler yapıyor ki belirli bir ideolojiye sahip olduğu da ortada. Yani getirdiği rejimle, bu dış politikadaki tavrıyla, tarihin yeniden analiziyle, Mustafa Kemal'e yeniden bir bakışla, işte Müslümanların devlete yanaştırılmasıyla, Kürt meselesinin çözümü gibi adımlar atılmasıyla yani ortada başka bir ideoloji var ve bu Kemalizm değil. Ya öyleyse 'Ne acaba?' diye sorulmaz mı? Yani böyle bir tartışmanın kendisi meşrulaştırmayla ilgisi olmayan bir şey." 2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanların yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladığını kendi temaslarımla da biliyorum. Buradan çıkarak ne cevap verdiler? Onu tam bilmiyorum ama şu anda Kuşoğlu'nun röportajıyla anladık ki yavaş yavaş Türkiye'deki yeni rejimin sadece Tayyip Erdoğan'dan ibaret olmadığını anlamış durumdalar. Tayyip Erdoğan da bir fani olduğuna göre ve önümüzde bir 'Türkiye Yüzyılı' olduğuna göre, demek ki herhangi bir faninin ötesinde düşünen ya da düşünmeye çalışan, bu yönde önermeler yapan birtakım insanlar var. Bu insanların bir aklı var. Aslında devlet aklı denen şey o; yoksa böyle gizemli, falan arka planda olan bir şey değil. Şu anda iktidara bürokrasi içinde kimler sahipse, kimler cumhurbaşkanlığı sistemini yazıp ortaya koyduysa, bunları düşünen insanların CHP'yi de etkilemek istememelerini düşünmek biraz abes olur. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

26,887 görüntüleme • 2 ay önce

SURİYE’DE YAŞANANLARIN ÖZETİ: 1-Türkiye temel 2 amacı olan PKK/YPG terör örgütü ile mücadele ve ülkedeki milyonlarca sığınmacının güvenli geri dönüşü için Esad ile görüşmek istedi. Esad Türkiye’nin Suriye’deki askerlerini geri çekme şartını koştuğu için bu mümkün olmadı. 2-Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeler nedeniyle bütün ülkeler başka bir ülkeyle uğraşıyorken Suriye’de oluşmuş güç boşluğunu da fırsat bilerek muhalif güçlere Esad’ı devirmek amacıyla harekete geçmek için onay verdi. HTŞ bu sefer SMO ile iş birliği yapıp Türkiye’nin de etkisiyle daha ılımlı bir güce dönüştü. Yabancı kaynaklar da HTŞ’yi artık terör örgütü olarak tanımlamıyor. 3-Suriye’deki olaylar yaşanmadan önce, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde bir hazırlık olduğunun sinyalini veren birçok gelişme yaşandı. Bunlardan en önemlileri Sayın Devlet Bahçeli’nin sürpriz açıklamaları, MHP resmi hesabından yapılan “vakit tamamdır, söz konusu vatandır” paylaşımlarıydı. Ancak bütün süreç, istihbari ve diplomatik zekanın da yönlendirmesiyle çok sessizce ve temkinli bir şekilde yürütüldü. 4-Yaşanan süreçte ne yerli ne de yabancı medyada kimsenin ama kimsenin değinmediği (veya değinmekten çekindiği) çok önemli bir amaç daha vardı: İSRAİL TEHDİDİNİ YOK ETMEK. İsrail bariz bir şekilde Lübnan’dan sonra Suriye’de cephe açmaya hazırlanıyordu. ABD de yıllardır YPG’ye silah taşıyarak aslında bugünlerin zeminini hazırlıyordu. Satrançta olduğu gibi eğer ilk şahı Türkiye çekmeseydi, İsrail Esad ile de anlaşarak Suriye’ye girecek, YPG ile birleşerek Türkiye için varoluşsal bir tehdit oluşturacaktı. Bu önemli detayın kimse tarafından konuşulmamasını hayretle karşılıyorum. Halbuki son aylardaki bütün resmi açıklamalar bariz bir şekilde bunu gösteriyordu. Netanyahu Lübnan’da ateşkes yapıldığı gün “Esad ateşle oynuyor” dediği anda bunun sinyali verilmişti. Benim son aylardaki bütün paylaşımlarım da “yanıbaşımıza, sınırlarımıza yaklaşmakta olan İsrail tehdidi” üzerine. SURİYE’DE OLUŞACAK YENİ DENKLEM HAKKINDA: 1-Suriye’de Rusya ve İran’ın ön planda olduğu güç dengeleri kalıcı olarak Türkiye’nin lehine değişti. 2-ABD ve İsrail, Esad gibi bir piyonun devrildiği bir denklemde, artık ülkede “işgalci” konumundalar. İsrail basını şunu yazıyor: “Zayıf bir Esad İsrail’in işine geliyordu ama devrilmiş bir Esad değil”. İsrail zaten Suriye’de BM tarafından işgalci olarak tanınıyor ve BM Genel Kurulu daha birkaç gün önce İsrail’e Golan Tepeleri’ni terk etme çağrısında bulundu. ABD ise Suriye’de “YPG’li ortaklarla DEAŞ ile mücadele ediyoruz” argümanıyla bulunuyordu. Oluşan yeni denklemde bu retoriği sürdürmesi zor gözüküyor. 20 Ocak’a kadar Türkiye sahada ve masada elini daha da güçlendirirse, Trump ile oturulacak masada Trump’ın Project 2025’te de kendisine tavsiye edildiği gibi YPG’ye sırt çevirme ve Suriye’den askerleri çekme kararı alması çok olası gözüküyor. 3-İsrail, Hamas ve Hizbullah ile karşı karşıya geldikten sonra ilk defa Suriye’de mevcut bulunan TSK yani düzenli bir ordu ve NATO üyesi bir ülke ile karşı karşıya gelmiş olacak. İşgal ettiği bir ülkede “meşru müdafaa hakkını” savunması veya doğrudan Türkiye ile savaşması mümkün değil. Suriye’de bariz şekilde köşeye sıkışmış durumda. 4-Suriye’de ilk başta kurulacak geçici hükümet de, seçimle başa gelecek yeni hükümet de Türkiye ile ekonomik, ticari ve askeri açıdan çok yakın olacak. Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol oynayacak. Hakan Fidan’ın da açıkladığı gibi PKK/YPG ile hiçbir masaya oturulmayacak. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi, zaten Suriyeli olmayan bu örgüt “yasaklı örgüt” listesine alınacak. 5-Türkiye’de hiç Suriye’yi görmeden doğmuş büyümüş Suriyeli çocuklar, aileleriyle birlikte yeniden hayatlarını inşa edebilme fırsatı bulmuş, Türkçe öğrenmiş milyonlarca Suriyeli Suriye’ye dönerek Suriye’nin yeniden inşa edilmesinde aktif rol oynayacaklar. Bu insanlar Türkiye ile “komşu ülkenin” ötesinde özel bağlar kuracaklar. İleriki süreçlerde “referandum” opsiyonu bile gündeme gelebilir. Ancak henüz şu aşamada amaç bu değil. 6-Suriye’de yaşananlar bir domino etkisi yaparak bütün bölgeye yayılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son yaptığı açıklamada “Lübnan’a destek verileceği” ifadesini de önemli buluyorum. Suriye’den sonra Lübnan gibi başka ülkelerde de Türk varlığı, gücü ve etkisinin artacağı aşikar. 7-Yaşanan her şey şunu da açıkça gösteriyor ki Netanyahu hükümeti için de tıpkı Esad rejiminde olduğu gibi sonun başlangıcı gözükmüş oldu. Trump döneminde Esad gibi Netanyahu’nun da uluslararası mahkemelerce yargılandığına şahit olabiliriz. Çok büyük ihtimalle İsrail’de yeni bir hükümet kurulacak ve bu hükümetle Filistin devletinin kuruluşuna şahit olacağız. Bu süreçte de Türkiye aktif rol oynayacak.

Öznur Küçüker Sirene

488,389 görüntüleme • 1 yıl önce

📢"İmamoğlu bütün İBB personelini uşak gibi kullanmış! İmamoğlu'nun cezaevinde kullandığı yöntemi FETÖ-PKK-MAFYA yapar! Ekrem İmamoğlu delikanlı gibi "HER SORUYA BEN CEVAP VERİRİM!" diyeceksin! İmamoğlu'nun gözü hiçbir şey görmüyor, herkesi harcayabilir!" Gazeteci Nedim Şener Nedim Şener 🇹🇷 tutuklu Ekrem İmamoğlu ve ekibini yerden yere vurdu! 🔴"Ekrem İmamoğlu'nun buradaki insanları, Nuri Aslan dahil olmak üzere bütün belediye personelini kendi uşağı gibi kullandığını nasıl anlıyoruz biliyor musunuz? Avukatlarını cezaevinde kurye olarak kullanan bir adamdan korkarsın kardeşim! Bak biz de cezaevinde kaldık, avukata 'Şunu al da şuraya götür!' şeklinde bir şey diyemezsin yani lisansını mı yakacaksın avukatlığını mı yakacaksın! Bunlar dil birliği yapıyor bunu nereden anlıyoruz? Ertan Yıldız dahil ifadelerde 2024'ün Kasım-Aralık aylarından itibaren İmamoğlu ve ekibi bir operasyon bekliyor, 'Telefonlarınıza dikkat edin, takip ediliyoruz' şeklinde ifadeler kullanılıyor. Yani adam cezaevine düştükten sonra bile o avukat takımına kuryelik hizmeti yaptırıyor akıl alır gibi değil! Bunu pkk-fetö-mafya avukatları yapar! Başka hiçkimseye yaptıramazsınız bunu. Bağımsız bir avukata, benim işim hukuk diyen bir avukata bunları asla yaptıramazsınız! Ekrem İmamoğlu avukatları bile kurye gibi çalıştırıyor. Peki ne yaptı devlet, hepsini başka yerlere dağıttı!" 🔴"Yahu siz İmamoğlu'nun özel kalem müdürü hanımefendiye nasıl kuryelik yaptırırsınız, nasıl bir itirafçının ailesine gönderirsiniz! Ziyaret amacıyla bile gitmeyeceksiniz soruşturma devam ediyor çünkü! Ertan Yıldız itirafçı olduğu için şimdi onların gözünde yok sayılıyor ölü sayılıyor! Ekrem İmamoğlu içeriden kampanya yapacak diye insanları mağdur ediyor ve Özgür Özel denilen şahıs acımasızca onu öyle savunuyor ki bari içeride tutuklu bulunanlardan da bahset ya! Adem Soytekin de sıvacı de çık savun! İmamoğlu da İmamoğlu dibine kadar beraber gidin kardeşim ya! Ekrem İmamoğlu delikanlı gibi "Her soruya ben cevap veririm!" diyeceksin! Bu İmamoğlu ahlaksız kardeşim yahu! Diplomasını bu şekilde alan, leş gibi çürümüşlük leş gibi yolsuzluk leş gibi bir adamdan bahsediyoruz! Karşısındaki herkesi harcayabilir! Gözü hiçbir şey görmüyor! O insan yapısını o aile yapısını tanıyorum ben, karakteri her şeye damga vurmak zorunda. Fetöcüler böyle savunma yapar bir de İmamoğlu! Kurye olarak kendi aileni kullan yazık değil mi özel kalem müdürü hanımefendiye!" #Ekremİmamoğlu #İBBSoruşturmaları #ÖzgürÖzel #İBB #Dava #Yolsuzluk #Dolandırıcılık #Karapara #CHP #chp #istanbul #ErtanYıldız #İtirafçı #imamoğlu #İstanbul

Haber Global

48,172 görüntüleme • 1 yıl önce

⚖️Yazdığı makalede hukuka aykırı delille ilgili belirttiği her hususun Bylock için de geçerli olduğunu bilip, aşağıdaki konuşmaları yapabilmek de çok ayrı bir seviye! ⚖️Her Videoya Ayrı Ayrı Bakalım! Video 1⃣: Adli yardımlaşma yapılmadan ve daha önemlisi bu konuda verilmiş bir hakim kararı olmadan Litvanya'daki bir sunucuya el konulabilir mi? Hakim tarafından verilmiş bir arama kararı ve bu karara istinaden yapılacak bir arama sonunda elde edilmiş delil olmadan el koyma işlemi yapılabilir mi? Kaldı ki, Ankara savcılığının sulh ceza hakimliğinden talep ettiği husus el koyma değil, imaj alınmasına ilişkindir. Dolayısıyla, sn. Şen'in el koyma kararını görmemesi son derece normaldir. Zira böyle bir karar yoktur ve olamaz! Mevcut tablo bu yönüyle çok ilginç ve bir o kadar da absürttür! Yani, hakim tarafından verilmiş bir arama ve el koyma kararı olmadan, CMK'ya uygun şekilde elde edilmemiş Bylock verileri üzerinden imaj alma talebinde bulunulmuş ve bu talep kabul edilmiştir. Daha önce başka bir örneği olmayan bu hukuksuz uygulamayla ilgili bugüne kadar bir Allah'ın kulu akademisyen "böyle şey mi olur" diyememiş, Yargıtay ve AYM de bu emsali görülmedik hukuksuzlukla ilgili sorun görmemiştir. Ardından, daha şimdiden AİHM tarafından verilecek en az 10 bin 7. madde ihlali kapıdadır. Bu ihlallerden, böylesi bir hukuksuzluğa dahi ses çıkar(a)mayan akademisyenlerin de sorumlu olmadığı söylenebilir mi? Video 2⃣: Bylock iddiacılar nazarında "üye kayıt defteri gibidir kardeşim" dedikten sonra; "bu işin başlangıcında şuradaydı, buradaydı, oraya girip te yine tartışmalara sebebiyet vermek istemiyorum. Şurada bulundu, efendim bunu MİT buldu, efendim adli kolluk buldu, buna el koyma yapıldı, karar alındı bunlara da girmek istemiyorum" diyebilmek nasıl bir vicdan, hukuk ve daha vahimi CMK bilgisinin neticesidir? Girmek istemediğiniz, daha doğrusu giremediğiniz hususlar olmadan bir delilin hukuka uygun olup olmadığı nasıl anlaşılabilir? Bu söylediklerinizin tamamı, özellikle dijital bir delilin elde edilmesinde olmazsa olmaz hususlar değil midir? Şunu mu diyorsunuz sn. Şen; "benim takip ettiğim dosyalarda her delil hukuka uygun elde edilmeli, ancak konu Bylock olunca, CMK'yı falan karıştırmayın kardeşim, iddiacılar nazarında Bylock üye kayıt defteridir ve nasıl elde edildiğinin bir önemi yoktur!" Eğer böyle demek istemiyorsanız, aşağıdaki sözlerinizi; eğer böyle demek istiyorsanız, yazdığınız yazıyı nereye koyacağız! Video 3⃣: Hukuka uygun delillerin kullanılabileceğini ve MİT'in elde ettiği delillerin istihbari mahiyette olduğunu söyleyip; "eğer böyle bir şey varsa kesinlikle itiraf etmesinler, söylemesinler, o delillerin hukuka uygunluğu da tartışmalıdır" demek nasıl bir akıl verme ve yol göstermedir? Bunu hangi vicdan ve hukukçu olduğunu söyleyen kişi kabul edebilir? MİT, Bylock'la ilgili hazırladığı Teknik Rapor'da, sizin saklanmasını istediğiniz şeyleri söylediği gibi başta AYM' olmak üzere tüm mahkemeler de söylüyor. O zaman sizin derdiniz ne ola ki, herkesin alenen itiraf ettiği bir şeyi gizlemeye çalışıyorsunuz? Bu sözlerinizle yönlendirdiğiniz ve akıl hocalığını yaptığınız öğrencilerinizin sebep olduğu hak ihlallerinden sizin sorumluluğunuz olmadığını mı düşünüyorsunuz? Ersan Şen

Dr. Ufuk YEŞİL

25,984 görüntüleme • 9 ay önce