Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Garibe Gezer, 2021’de cezaevinde öldü! Cezaevinde sürüklenerek götürüldüğü görüntülere rağmen, ölümüne “intihar” denildi.. Garibe Gezer’in dosyası yeniden açılmalı...

114,071 görüntüleme • 5 ay önce •via X (Twitter)

16 Yorum

Keskin Sirke profil fotoğrafı
Keskin Sirke5 ay önce

Akın götürlek in eski faili meçhulleri açacağız demesi ikinci bir vali vakası yaşanmaması için! O dosyalarda gerçekleri belli edecek açıkları kapatacaklar. Bir daha akpyi zayıflatacak suçların ortaya çıkmasına izin vermeyecekler!

murat Ozcan profil fotoğrafı
murat Ozcan5 ay önce

Bu ülkede adalet var diyenin yüzüne tükürün

Dharma profil fotoğrafı
Dharma5 ay önce

Bu merhametsiz köpeklerle aynı gök kubbe altında yaşıyoruz, Allah ıslah etsin

Baran Bradost profil fotoğrafı
Baran Bradost5 ay önce

@eyhmusY69910791 Örgüt ve devlet birlikte öldürdü.

Remzi Koç profil fotoğrafı
Remzi Koç5 ay önce

Dem partililer zindandanlarda binlerce yoksul hasta avukatsız parasız ınsanlar ölen öldürülen mahkum varken imraliya yatıp imraliya kalkıyorsunuz. Aponun devleti var bahçeli var miti var Garibenin kimsesi yoktu Garipti..onun ailesinden birini meclise sokun ayıptır..

aydın tüfekci profil fotoğrafı
aydın tüfekci5 ay önce

Hayvani sistemde birçok resmi görevli nefret suçu işliyor açık seçik bir linç ama yargı vicdan görmüyor..! Adaletiniz batsın

xerzi35 profil fotoğrafı
xerzi355 ay önce

Bunlar insan olamaz.Hiç bir insan böle sörüklenemez

Neri profil fotoğrafı
Neri5 ay önce

Ne diriye, ne ölüye saygıları var.

validatorya profil fotoğrafı
validatorya5 ay önce

Sürüklenirken hayatta

AlaycıHaN profil fotoğrafı
AlaycıHaN5 ay önce

Hiç kimsede görüntüye dair bir yadırgama davranışı yok

Ülgen profil fotoğrafı
Ülgen5 ay önce

Bombacı Pkk'lı terörist Garibe Gezer'in 8 ayrı cezaevinden sürgün edildiğini, koğuşunu yaktığını ve ilk intiharında çarşafın kopması sonucu başından yaralandığını yazmaya utandın mı? İntiharında şüpheli bir durum da yok. Gezer'in arkadaşları haber verince idare öldüğünü anlıyor.

DiNO profil fotoğrafı
DiNO5 ay önce

Lcak sürüleri,Kahpe dölleri.

Yunus Can Özarda profil fotoğrafı
Yunus Can Özarda5 ay önce

Rahatça "sürüklendikten" sonra,kadınların, hemcinslerinin can güvenliğine gösterdikleri özenin!,biri,kendince dinsel ahlaki duyarlılığının sembolü türbanından,birinin,işini alın terini silecek kadar layıkıyla yaptığını gösteriyor! Haksızlık da olmasın,alana erkekler girmemiş!😠

Murat Kılıman profil fotoğrafı
Murat Kılıman5 ay önce

Mutlaka dava açılmalı

Mehmet Selim Akboğa profil fotoğrafı
Mehmet Selim Akboğa5 ay önce

Bütün şüpheli ölümler bağımsız yansız savcılar tarafından araştırılmalı ortaya çıkarılmalı o zaman devlet güven kazanır

Dıldar efrinA profil fotoğrafı
Dıldar efrinA5 ay önce

Bu katil terörist devlet kürt halkına dünyayi zindan etti

Benzer Videolar

KAŞİF KOZİNOĞLU SORUŞTURMASINDA YENİ GELİŞME: KURTLAR VADİSİ SENARİSTLERİ İFADEYE ÇAĞRILDI Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, Kurtlar Vadisi dizisinin senaristleri Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan’ın ifadelerine başvurulacağı öğrenildi. KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASINDA DİKKAT ÇEKEN KURTLAR VADİSİ AYRINTISI Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturmanın yeniden açılması ve yeni gözaltıların gündeme gelmesinin ardından, gazeteci Batuhan Çolak’ın daha önce kaleme aldığı yazı yeniden gündeme geldi. Çolak, yazısında Kozinoğlu’nun cezaevinde bulunduğu 2011 yılında Kurtlar Vadisi’nde “Kaşifoğlu” karakterinin işlenmesini hatırlatmıştı. Dizinin 135. bölümünde (3 Kasım 2011) Kaşifoğlu’na Polat Alemdar tarafından işkence yapılmıştı. 136. bölümde (10 Kasım 2011) ise Kaşifoğlu için ölüm emri verilmiş, bölümün tanıtımında da “Kaşifoğlu için yolun sonu” ifadesi kullanılmıştı. Bu bölümden yalnızca 3 gün sonra, 13 Kasım 2011’de Kaşif Kozinoğlu cezaevinde hayatını kaybetmişti. Dizinin 139. bölümünde (8 Aralık 2011) ise Kaşifoğlu karakteri öldürülmüştü. Çolak, bu dikkat çekici zamanlamayı hatırlatmış ve yazısının sonunda “Bu senaryoyu kimler, hangi amaçla servis etmiş; kimler çekmiş, kimler oynamıştır?” diye sormuştu.

Aykırı

241,244 görüntüleme • 11 gün önce

➕ ÖZEL | Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi’nin kızı Yusra Gannuşi Fokus+ Afrika’ya konuştu: 🖇️ “Babamın tutuklanmasından bu yana kendisiyle konuşamadım. Son bir ay içinde beşinci kez hastaneye kaldırıldı.” 🖇️ “Yaklaşık 10 gün boyunca nerede olduğu ve sağlık durumu hakkında ailemize ve avukatlarına hiçbir resmi bilgi verilmedi.” 🖇️"Dün yeniden cezaevine gönderildi. Daha sonra, hastanede bulunduğu süre boyunca bu bilgi karartmasını ve avukatlarıyla ailesine erişimin engellenmesini protesto etmek amacıyla açlık grevine başladığını öğrendik." 🖇️ “Hastanede tutulduğu süre boyunca bilgi karartmasını protesto etmek için açlık grevine başladı; yemek yemeyi, su içmeyi ve ilaçlarını almayı reddetti.” 🖇️ “Babam 85 yaşında. Parkinson ve tiroit hastası. Bu nedenle ailesinin yanında gerekli bakımı alabilmesi için serbest bırakılmasını talep ediyoruz.” 🖇️ “Nahda Hareketi’nin birçok lideri ve diğer muhalif isimler de yalnızca darbeye karşı çıktıkları ve demokrasiyi savundukları için cezaevinde bulunuyor.” 🖇️ “Babama verilen cezaların toplamı müebbet hapse ek olarak 100 yılı aşıyor. Amaç onu cezalandırmak ve darbeye karşı duruşunun intikamını almak.” 🖇️ “Tunus’ta yeniden bir korku iklimi oluşturulmak isteniyor. Muhaliflere verilen ağır cezalar, topluma gözdağı vermek için kullanılıyor.” 🖇️ “Buna rağmen darbenin beşinci yılında binlerce Tunuslu ekonomik kriz, insan hakları ihlalleri ve siyasi tutukluların serbest bırakılması talebiyle yeniden sokaklara çıktı.” 🖇️ “Tunus bugün benzeri görülmemiş enflasyon, ilaç kıtlığı, elektrik ve su kesintileriyle karşı karşıya. Darbe, mevcut ekonomik ve sosyal sorunları daha da ağırlaştırdı.” 🖇️ “Tunuslular artık, tüm eksikliklerine rağmen demokrasinin diktatörlükten çok daha üstün olduğunu görüyor.” 🖇️ “Tunus halkının yeniden bir araya gelerek demokrasisini inşa etmesi, özgürlük ve onuru tüm vatandaşlar için yeniden tesis etmesi gerekiyor.” 🖇️ “Babam ve tüm siyasi tutuklular için uluslararası hukuk mekanizmaları dahil tüm yasal yolları kullanmaya devam edeceğiz.”

Fokus+ Afrika

16,494 görüntüleme • 1 ay önce

Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, cezaevinde öldürülen iki devrimci tutuklunun Alibeyköy’deki cenaze törenini izlemek isterken polisler tarafından gözaltına alınmış ve götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda dövülerek, işkenceyle katledilmişti. İlden ile sürülen Metin Göktepe davası, ailesinin, genç meslektaşı basın emekçilerinin, basın örgütlerinin, partimizin ve birçok kitle örgütünün kararlı takibi sonucu, gözaltında öldürülmüş gazeteciler içinde katilleri için mahkumiyet kararı verilmiş ilk gazeteci davası olarak sonuçlanmıştır. 29 yıl sonra Metin Göktepe’yi anarken, Göktepe davası sürecinde kararlı biçimde mücadele eden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) o dönemki başkanı Sayın Nail Güreli’yi de sevgiyle, saygıyla anıyoruz. #MetinGöktepe davasının halkın haber alma hakkı açısından sembol bir davaya dönüşmesinde, onun haberini yaparken dokunduğu işçi ve emekçilerin, gençlerin, kayıp yakınlarının onun davasını kendi davaları olarak görüp sahiplenmelerinin payı büyüktür. Bu da, onun gazeteciliğinin doğal bir sonucudur. Doğru bir habercilikte ısrar eden gazeteciler ve basın organları, bugün de büyük bir baskı altında görevlerini yapmaya çalışmaktadır. Basın özgürlüğüne sahip çıkmak sadece gazetecilerin ve basın örgütlerinin değil, ifade ve örgütlenme özgürlüğü bakımından hepimizin görevidir. Metin Göktepe’nin anısını yaşatmak ve genç gazetecileri, halkın haber alma hakkı konusunda ödünsüz bir gazetecilik için teşvik etmeyi amaçlayan Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri de göstermiştir ki, Metin’i katledenler onu susturamamıştır. Sadece onlarda da değil, bugün grev yasaklarına, sermayenin ve onun iktidarının her türlü engellemelerine rağmen mücadele kararlılığı gösteren işçi ve emekçilerin mücadelelerin içinde de Metin Göktepe’nin izi vardır! Sevgili yoldaşımızı mücadelemizde yaşatmaya devam edeceğiz. Emek Partisi Genel Merkezi

Emek Partisi

30,018 görüntüleme • 1 yıl önce

Saadet Partisi İstanbul milletvekili Birol Aydın, bugün Sincan Cezaevi’ndeydim diye bir paylaşım yaptı: "Memduh Boydak Bey’i ve ağır karaciğer hastası olmasına rağmen tahliye edilmeyen Hatice Erdem Hanımı ziyaret ettim. Artık 9 yılı geride bıraktık. Bu süreçte kimi işinden edildi, kiminin iş yerlerine el konuldu, kimi sağlığından oldu, kimi de yıllardır cezaevinde. Fakat kimileri de belediye başkanı, milletvekili, bürokrat, bakan, kayyım, yönetim kurulu üyesi oldu! Suçlu suçsuz, ak kara demeden binlerce insan aynı çuvala konuldu. Kimin içeride alıkonacağına, kimin dışarıda kalacağına, kimlerin cezalandırılacağına, kimlerin de adeta “ödüllendirileceğine” hukuk değil siyaset karar verdi. İktidarın ihtiyaçlarına göre yaptığı ortaklıklar doğrultusunda, her dönem yeniden belirlenen “suç”, “suçlu”, “hayırsever”, “cemaat” ve “örgüt” tanımları üzerinden insanlarımız mağdur edildi. Özetle; bu dönemin savcısı da hakimi de bizzat iktidar oldu! Şimdi zaman; travmaları daha da derinleştirmeden, toplumsal barışı tesis edecek adımları derhal atma zamanıdır. İntikam almak başka, hukuku işletmek başkadır! Çağrımızı yineliyorum: Önce ADALET, Herkes için ADALET, Her daim ADALET!" İşte bu kadar! Bunları söylemek, insana yakışır bir tutum ortaya koymak ve "Ayrımsız Adalet" demek bu kadar zor mu?! TBMM'nin yüz akı birkaç vekilden biri olan Birol AYDIN tebrik ediyor aynı hassasiyeti insanlık nâmına diğer vekillerden de bekliyorum! Saadet Partisi Ülkenin ivedî olarak normalleşmeye ihtiyacı var! Kin, nefret, ötekileştirici dil kimseye bir şey kazandırmaz aksine hayatı daha da yaşanmaz hâle getirir! Bugün olduğu gibi!!!

Sırrı Er

63,325 görüntüleme • 1 yıl önce

Arkadaşlar yıllardır yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarını dinleyip elimden geldiğince çare bulmaya çalışıyorum. Maalesef sorunları çözecek bir yetkim yok ama elimden gelen tek şey vatandaşlarımızın sesini duyurmak. Bu sefer söz konusu olan Fransa'da yaşayan gurbetçi bir aile. Fransa'dan Türkiye'ye arabayla giderlerken 7 Temmuz'da Yunanistan Kipi sınır kapısında bir Yunan vatandaş ile sıra kuyruğunda bir kavga çıkıyor. Epilepsi hastası olan Yunan vatandaş arabadan indikten sonra Mutlu Atılan’ın şoför tarafının bir kaç metre yakınlarında kriz geçiriyor ve bir araba kafasını eziyor. Nöbetçi mahkemeden bir gün önce Yunan vatandaş hastanede vefat ediyor. O sırada Yunan medyasında olay köpürtülerek Yunan vatandaşın ölümüne 33 yaşındaki Türk gurbetçi Mutlu Atılan'ın sebebiyet verdiği yazılıyor. Aslında anladığım kadarıyla bu olay Türkiye/Türk düşmanlığı için bir malzemeye dönüştürülmüş. Yapılan incelemelerde Atılan ailesinin arabasında hiçbir kan, DNA örneğine rastlanmayınca Mutlu Atılan'ın suçsuz olduğu anlaşılıyor. Ancak Mutlu Atılan suçsuz olmasına rağmen kamuoyu baskısı nedeniyle hâlâ Yunanistan'da cezaevinde tutuluyor. Mutlu Atılan 1-9 yaşları arasında 4 çocuk babası. Anne babası hasta ve perişan durumda. Ayrıca Fransa'ya hızlıca dönemezse oturma iznini de kaybedebilir. Hepinizden bu vatandaşımızı Yunanistan'da tek başına bırakmayıp destek vermenizi ve olayı gündeme getirmenizi rica ediyorum. Dünyadaki hiçbir vatandaşımız kendisini yalnız ve çaresiz hissetmemeli. Keşke elimden daha fazlası gelse... (Medya mensuplarının aile ile görüşebilmeleri için irtibat kişisi: Kadir)

Öznur Küçüker Sirene

38,565 görüntüleme • 2 yıl önce

Ayham Kamamji 4 yıl önce İsrail mahkemesinde şöyle haykırmıştı: “Yeryüzünden çıkacağız; Tıpkı yerin altından çıktığımız gibi” 2021’de İsrail’in “yüksek güvenlikli” Hapishanesi’nden 6 Filistinli tünel kazarak kaçtı. Bugün Kamamji, ailesini aradı,:“Serbest bırakılacaklar arasındayım” dedi. İşte hikayenin detayları👇 Cilboa Tünelinden Esir Takasına: Bir Filistinli’nin 4 Yıl Sonra Gerçekleşen Sözü 2021 yılının Eylül ayında, İsrail’in en yüksek güvenlikli hapishanelerinden biri olan Cilboa Cezaevinde tarihe geçecek bir olay yaşandı. Altı Filistinli tutsak, metal bir kaşıkla kazdıkları daracık bir tünelden geçerek hapisten kaçmayı başardı. Bu olay, İsrail güvenlik sisteminde büyük bir sarsıntı yaratırken, Filistin sokaklarında “özgürlüğün mucizesi” olarak karşılandı. O altı kişiden biri, Ceninli genç savaşçı Ayyham Kamamji idi. Kaçıştan günler sonra Kamamji, İsrail birlikleri tarafından tekrar yakalandı. Fakat tutuklanmasının ardından mahkeme salonunda söylediği birkaç cümle, onun adını bir efsaneye dönüştürdü: “Bu kapıdan çıkacağız. Yeryüzünden çıkacağız. Tıpkı yerin altından çıktığımız gibi. Allah’ın izniyle yakında.” Bu sözler, işgal altındaki topraklarda yalnızca bir meydan okuma değil, aynı zamanda bir inanç beyanıydı. Kameralara karşı dimdik duruyor, sanki geleceği okurcasına konuşuyordu. O an, birçok Filistinli için “zincirler altında bile umut üretmenin” sembolüne dönüştü. Dört yıl geçti. 2025’te, Gazze’deki savaş ve artan uluslararası baskı sonrası yürütülen esir takası anlaşması kapsamında, Ayyham Kamamji’nin adı yeniden gündeme geldi. Kamamji, ailesini telefonla arayarak, “Serbest bırakılacaklar arasındayım” dedi. Böylece, mahkeme salonunda dillendirdiği o cümle — “Tıpkı yerin altından çıktığımız gibi…” — bir kehanet gibi gerçekleşti.

Kuşçu

109,161 görüntüleme • 11 ay önce

Sosyal medyada bazen birkaç saniyelik bir görüntü, gerçeğin tamamından daha hızlı yayılıyor. Bugün Liv Hospital’ın önünde kalp krizi geçiren bir vatandaşın görüntüleri de böyle yayıldı. Görüntülere bakılarak “Adam hastanenin önünde ölüyor, hastane müdahale etmiyor; vatandaşlar kalp masajı yapıyor” denildi. Sonra her zamanki gibi gerçeği öğrenmeye fırsat kalmadan hüküm verildi, hastane ve çalışanları ağır bir linç başladı. Oysa gerçek, görüntünün anlattığının tam tersiydi. Kalabalığı fark edip ne olduğunu soran kişi, benim asker arkadaşım Murat’dı. Durumu öğrenince insanların hastanenin hemen önünde olmalarına rağmen neden hastayı içeri götürmediklerini sorguladı ve hastaneden yardım istedi. Olay yerine koşarak gelen doktorun adı da Murat’tı. Ve videoda üzerinde doktor önlüğü olmadığı için “vatandaş” sanılan, yerde hastaya kalp masajı yapan kişi aslında Liv Hospital’da görev yapan o doktordu. Müdahale sonuç verdi. Hastanın kalbi yeniden atmaya başladı, hastaneye alındı, gerekli müdahaleler yapıldı ve iki stent takılarak hayata tutundu. Yani bugün sosyal medyada “hastane ilgilenmedi” denilerek linç edilen insanların yaptığı şey, tam tersine, bir insanı hayata döndürmekti. Bir videonun birkaç saniyesine bakıp insanları mahkûm etmek ne kadar kolaysa, gerçeği araştırmak da aslında o kadar zor olmamalı. Bugün ortada linç edilecek bir hastane ya da sağlık çalışanları değil; teşekkür edilecek insanlar var. Liv Hospital çalışanlarını, hastaya hiç tereddüt etmeden müdahale eden Doktor Murat’ı ve kalabalığı görüp “Ne oluyor burada?” diyerek belki de bütün hikâyenin seyrini değiştiren, dünya tatlısı asker arkadaşım Murat’ı gönülden kutluyorum. Bir insan bugün hâlâ hayattaysa, bunun adı ihmal değil. Bunun adı hayat kurtarmaktır.

Aydın’a Göre

1,342,584 görüntüleme • 13 gün önce

Sanırım 2021 yılı haberimdi bu lanet EPSTEİN dosyası‼️ Türkiye’de Tehlike Çanları kimin için çalıyor❓❓❓ FBI'nın Yeni Müdürü Kash Patel, Epstein'ın Adasını Ziyaret Edenlerin İsimlerini Açıklayacak‼️‼️‼️ Herkes benim düşündüğümü düşünüyor sanırım; Türkiye’den kimler var❓❓❓ #Epstein olayı neydi kısaca özetleyim: ABD'de, cezaevinde yargılanmayı beklerken intihar eden ve kız çocuklarına yönelik cinsel istismar şebekesi kurmakla suçlanan Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein'in davasıyla ilişkili kişilerin isimleri kamuoyu ile paylaşıldı. #Epstein’ın birçok ünlü ismi barındıran bağlantıları ve cezaevindeki şüpheli ölümü pek çok spekülasyona ve söylentiye yol açmıştı. Epstein’ın ölümü hakkında yapılan resmi açıklamalardaki çelişkiler ve soruşturmalardaki eksik bilgiler de bu söylentileri güçlendirdi. Epstein’in küçük kız çocuklarını taciz ettiğine dair ilk dava 2005 yılına ait. Palm Beach’te bir kadının polise başvurarak 14 yaşındaki üvey kızının Epstein'ın malikanesine götürüldüğünü iddia etmesi, neredeyse 20 yıldır dünya kamuoyunun yakından takip ettiği bir çocuk tacizi şebekesi davasının ilk adımı oldu. FBI'ın da dahil olduğu 11 aylık bu ilk soruşturma, olayda adı geçen bazı taciz mağdurlarının 18 yaşından küçük çocuklar olduğunu gösterdi. Epstein, 2008 yılında 18 yaşından küçük bir kişiye fuhuş yaptırmak ve fuhuşa teşvik etmek suçlarını kabul etti. Temmuz 2009’da cezaevinden erken tahliye edildi. Kasım 2011’de ise New York'ta "suçun tekrarlanma riskinin yüksek olduğu ve kamu güvenliğine tehdit oluşturduğu" 3. seviye bir cinsel suçlu olarak kaydedildi. Davanın önemli isimlerinden Virginia Roberts Giuffre’nin, 2015 yılında Epstein'ın kendisini henüz 16 yaşındayken çevresindeki kişilerle seks yapmaya zorladığını belirten belgeleri sunmasıyla dava seyir değiştirdi. Yeni isimler ve tanıklıkların eklendiği dava geniş çaplı bir taciz şebekesini ortaya çıkardı. 6 Temmuz 2019’da New Jersey Teterboro Havalimanı'nda FBI-NYPD Crimes Against Children Task Force tarafından tutuklanan Epstein, 10 Ağustos 2019’da tutuklu bulunduğu Manhattan Correctional Center’da asılarak intihar etmiş şekilde ölü bulundu. Kamuoyunda “pedofili adası” olarak bilinen bölge, Amerika Virgin Adaları'nda bulunan Little Saint James ve Great Saint James adalarından oluşuyor. İddialara göre bu alan, Epstein’in uluslararası seks ticareti çetesinin merkeziydi. Hapishane hücresinde intihar etmesinin ardından, adalar Epstein’in mülkü ile ABD Virgin Adaları arasındaki yasal bir savaşın konusu haline geldi. Sonunda anlaşmaya varılarak adaların satışa çıkarılmasına karar verildi ve Mayıs 2023'te bu iki ada milyarder Stephen Deckoff tarafından 60 milyon dolara satın alındı. Deckoff, burada 25 odalı beş yıldızlı lüks bir tatil köyü inşa ediyor. Epstein’in çocuk tacizi suç şebekesinin kilit ismi, uzun yıllar ilişki yaşadığı partneri Ghislaine Maxwell'dir. İddialara göre, Maxwell Epstein adına reşit olmayan kız çocuklarını tedarik eden kişiydi. Maxwell, reşit olmayan biriyle seks ticareti yapmak da dahil olmak üzere yargılandığı altı suçlamanın beşinden suçlu bulunarak tutuklandı. Birçok Hollywood yıldızı, siyasetçi, şarkıcı, iş insanının bu 'PEDOFİLİ ADASI'nın müdavimi olması büyük infial yaratmış olsa da, bizler tabi ki hangi utanmaz bu ‘PEDOFİLİ ADASI’nın müdavimi onu merak ediyoruz…
3:21

Sensitive content

Sanırım 2021 yılı haberimdi bu lanet EPSTEİN dosyası‼️ Türkiye’de Tehlike Çanları kimin için çalıyor❓❓❓ FBI'nın Yeni Müdürü Kash Patel, Epstein'ın Adasını Ziyaret Edenlerin İsimlerini Açıklayacak‼️‼️‼️ Herkes benim düşündüğümü düşünüyor sanırım; Türkiye’den kimler var❓❓❓ #Epstein olayı neydi kısaca özetleyim: ABD'de, cezaevinde yargılanmayı beklerken intihar eden ve kız çocuklarına yönelik cinsel istismar şebekesi kurmakla suçlanan Amerikalı milyarder Jeffrey Epstein'in davasıyla ilişkili kişilerin isimleri kamuoyu ile paylaşıldı. #Epstein’ın birçok ünlü ismi barındıran bağlantıları ve cezaevindeki şüpheli ölümü pek çok spekülasyona ve söylentiye yol açmıştı. Epstein’ın ölümü hakkında yapılan resmi açıklamalardaki çelişkiler ve soruşturmalardaki eksik bilgiler de bu söylentileri güçlendirdi. Epstein’in küçük kız çocuklarını taciz ettiğine dair ilk dava 2005 yılına ait. Palm Beach’te bir kadının polise başvurarak 14 yaşındaki üvey kızının Epstein'ın malikanesine götürüldüğünü iddia etmesi, neredeyse 20 yıldır dünya kamuoyunun yakından takip ettiği bir çocuk tacizi şebekesi davasının ilk adımı oldu. FBI'ın da dahil olduğu 11 aylık bu ilk soruşturma, olayda adı geçen bazı taciz mağdurlarının 18 yaşından küçük çocuklar olduğunu gösterdi. Epstein, 2008 yılında 18 yaşından küçük bir kişiye fuhuş yaptırmak ve fuhuşa teşvik etmek suçlarını kabul etti. Temmuz 2009’da cezaevinden erken tahliye edildi. Kasım 2011’de ise New York'ta "suçun tekrarlanma riskinin yüksek olduğu ve kamu güvenliğine tehdit oluşturduğu" 3. seviye bir cinsel suçlu olarak kaydedildi. Davanın önemli isimlerinden Virginia Roberts Giuffre’nin, 2015 yılında Epstein'ın kendisini henüz 16 yaşındayken çevresindeki kişilerle seks yapmaya zorladığını belirten belgeleri sunmasıyla dava seyir değiştirdi. Yeni isimler ve tanıklıkların eklendiği dava geniş çaplı bir taciz şebekesini ortaya çıkardı. 6 Temmuz 2019’da New Jersey Teterboro Havalimanı'nda FBI-NYPD Crimes Against Children Task Force tarafından tutuklanan Epstein, 10 Ağustos 2019’da tutuklu bulunduğu Manhattan Correctional Center’da asılarak intihar etmiş şekilde ölü bulundu. Kamuoyunda “pedofili adası” olarak bilinen bölge, Amerika Virgin Adaları'nda bulunan Little Saint James ve Great Saint James adalarından oluşuyor. İddialara göre bu alan, Epstein’in uluslararası seks ticareti çetesinin merkeziydi. Hapishane hücresinde intihar etmesinin ardından, adalar Epstein’in mülkü ile ABD Virgin Adaları arasındaki yasal bir savaşın konusu haline geldi. Sonunda anlaşmaya varılarak adaların satışa çıkarılmasına karar verildi ve Mayıs 2023'te bu iki ada milyarder Stephen Deckoff tarafından 60 milyon dolara satın alındı. Deckoff, burada 25 odalı beş yıldızlı lüks bir tatil köyü inşa ediyor. Epstein’in çocuk tacizi suç şebekesinin kilit ismi, uzun yıllar ilişki yaşadığı partneri Ghislaine Maxwell'dir. İddialara göre, Maxwell Epstein adına reşit olmayan kız çocuklarını tedarik eden kişiydi. Maxwell, reşit olmayan biriyle seks ticareti yapmak da dahil olmak üzere yargılandığı altı suçlamanın beşinden suçlu bulunarak tutuklandı. Birçok Hollywood yıldızı, siyasetçi, şarkıcı, iş insanının bu 'PEDOFİLİ ADASI'nın müdavimi olması büyük infial yaratmış olsa da, bizler tabi ki hangi utanmaz bu ‘PEDOFİLİ ADASI’nın müdavimi onu merak ediyoruz…

Bircan YILDIRIM

295,616 görüntüleme • 7 ay önce

📍Silivri’de, Marmara Cezaevi Kampüsü’ndeyim. 🔹"Cezaevinde bulunan dostlarımızı ziyaret ettim." 🔹"Yanı başımızda duruşma salonları var ve orada büyük bir zulüm yaşanıyor. Yargılamalarda çok ciddi hukuka aykırılıklar var." 🔹"İBB Davası'nda duruşmalar sabah 9.00-9.30 gibi başlıyor; gece 12'yi, 1'i hatta bazen 2'yi buluyor." 🔹"Duruşma o saatlede bitiyor ve tutuklunun buradan cezaevine götürülmesi ve kendi koğuşuna ulaşması en az bir saat sürüyor." 🔹"Sabah 06.00-07.00 gibi kalkıyor, saat 08.00’de kapısı çalınıyor ve yeniden buraya getiriliyor." 🔹"İnsanlar sadece 3-4 saatlik uykuyla, dört gün boyunca duruşmalara getiriliyor." 🔹"Bütün uyarılara rağmen mahkeme bu tutumunu sürdürüyor." 🔴 Daha da vahimi var. 🔹"Alt katta, kapı yüksekliği ancak yarım metre kadar olan bir nezarethane bulunuyor. 40’tan fazla tutuklu burada, havasız bir ortamda bekletiliyor." 🔹"Sonra saatlerce süren duruşmalara çıkarılıyorlar ve duruşmanın ardından yeniden cezaevine götürülüyorlar." 🔹"Mahkemede avukatlara “Sus”, sanıklara “Sus”, “Otur”, “Bunu soramazsın”, “Bunu söyleyemezsin” deniliyor. Avukatlar hakkında suç duyuruları yapılıyor, tehditler savruluyor." 🔴 Cezaevlerinde de durum farklı değil. 🔹"Örneğin ortopedik terliğe ihtiyacı olan bir tutukluya, 'Bunu sana veremeyiz. Gözlem Kurulu kararı gerekiyor' deniliyor." 🔴 Bir başka keyfi uygulama da gazeteler ve televizyonlarla ilgili. 🔹"Kampüsteki bazı cezaevlerinde serbest olan yayınlar, diğer bazı cezaevlerinde tutuklulara verilmiyor." 🔹"Halk TV verilmiyor, BirGün Gazetesi verilmiyo, Sözcü Gazetesi verilmiyor, Sözcü TV verilmiyor." 🔹"Bunların hiçbirinin hukuki ve objektif bir açıklaması yok. Tamamen keyfi uygulamalar söz konusu." 🔹"Bütün bunlar olurken, bugün cezası kesinleşmiş olsa açık cezaevine çıkma hakkı bulunan insanlar dahi tahliye edilmiyor. Bu ağır koşullar herkes tarafından bilinmeli." 🔴 Tarih bunları yazıyor. Hafızalar bunları kaydediyor. Bunlar silinmeyecek. 🔹"Tarihte büyük zulümler yapanlar nasıl unutulmadıysa, bugün bu zulmün yaşanmasına neden olanlar da elbette unutulmayacak." Hepinize Silivri’den selam ve sevgiler.

Sezgin Tanrıkulu

58,215 görüntüleme • 18 gün önce

MHP İstanbul yönetimindeki Selçuk Köroğlu çok direndi ama gözaltından kurtulamadı. Aylardır bekletilen operasyonu İzzet Ulvi’ye yapılmış sayarım. Anlaşılan Süleyman Soylu geçen günkü Beştepe mülakatını başarıyla geçip tek kişilik koltuk kadrosunu kapmış. Semih Yalçın, İzzet Ulvi Yönter, İzzet’in asenası Arzu Karaailioğlu, Nevzat Ünlütürk. Hepsi aynı dalın armudu, İstanbul’u da, ülkeyi de, MHP’yi de illegalize eden birliğin önemli üyeleri. Selçuk Köroğlu, Doğukan ÇEP, Ufuk Köktürk ise yargılandıkları cinayetler nedeni ile meşhur olan birlik tetikçileri. Aralarındaki bağlantıyı gösteren paylaşımlar yapmıştım, tekrar o kısma dönmek istemiyorum. Savcılar birşey bilmiyorsa, Selçuğun gözaltına alındığı Erenköy Tır parkına baksa, arkasında İzzet Ulvi’yi bulacak ama rekabet henüz o aşamaya gelmedi. Köroğlu kardeşlerin cinayetten yaralamaya onlarca sabıkası var ve hayatlarının ciddi bir bölümü hapiste geçti. Onlarca suç kaydına rağmen, İstanbul’un otoparkcılar kralı olmaları, Erenköy Tır Parkı, Ötüken Depolama, Anadolu Depo Lojistik gibi şirketlerle İstanbul’un göbeğinde yüzlerce dönüm kıymetli araziyi, arkalarında siyasi güç olmadan ele geçirmeleri mümkün değil. Selçuk Köroğlu’nun kardeşi Uğur, 2021 yılında Maltepe’deki bir arazi kavgasında çıkan çatışmada öldürülmüştü. Uğur öldükten birkaç ay sonra başka bir cinayet davasından cezaevinde olan abi Selçuk hernasılsa anında tahliye olup, MHP İl yönetim kuruluna girmiş ve kardeşinden kalan mülklerin de başına geçmişti. Bunların bir de yazılım işleri var, Elif Acarer bugün kısaca değinmiş. Ben biraz daha açıp detayını araştırmayı gazetecilere bırakıyorum. Amerika menşeli bir yazılım şirketi var, ismi Universal. Şirketin Türkiye yatırımlarının iki ortağı Nevzat Ünlütürk ve Mehmet Özyirmidokuz. Yazılımı, belediyeler başta olmak üzere kamu kurumlarına satıyorlar. Sancaktepe, Şile, Kadıköy, İstanbul, Mersin, Kastamonu benim bildiğim belediyeler. Tek mesele üç kuruşluk maldan, yüz kuruş kazanmaları değil. Asıl mesele yazılımın casusluk amacıyla kullanılıyor olması. Yazılımın, vatandaşların kamu kurumlarındaki kişisel verilerini otomatik olarak Amerika’ya yönlendirdiğine dair iddialar var.

Mustafa Okumus

112,826 görüntüleme • 2 yıl önce

Tayfun Kahraman’ın, tüm tıbbi kurumlar tarafından tescillenmiş ve teşhis edilmiş MS hastalığı bulunmaktadır. Bu hastalığın ne anlama geldiğini, kapalı ortamlarda hekime ve sağlık kurumlarına ulaşma imkanının kişinin kendi elinde olmadığı koşullarda ne tür riskler doğurduğunu bizler de biliyoruz, ortalama bir yurttaş da bilir. Dolayısıyla, hekime ve sağlık kurumuna erişim imkanlarının kişinin iradesinde olmadığı bu koşullarda, bir kişinin ceza hükmü altında tutulmaya devam edilmesi başlı başına kabul edilemez bir durumdur. Daha da önemlisi şudur: Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, gerekse Anayasa Mahkemesi kararları Anayasa uyarınca bağlayıcıdır. Anayasa’nın 90. maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını, ilgili maddeleri ise Anayasa Mahkemesi kararlarını bağlayıcı kılar. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi karar vermiş olmasına karşın Tayfun Kahraman hakkında yeniden yargılama yapılmamış, karar uygulanmamıştır. 14. Ağır Ceza Mahkemesi bu karara direnmemiş, ancak uygulamamıştır. Anayasa Mahkemesi kararına uymamak, yargıçların hukuki takdir alanı içinde değildir. Bu, emredici bir hukuk kuralıdır. Hiçbir yargıç “Bu kararı beğenmedim, uygulamıyorum” diyemez. Böyle bir durumda görevi kötüye kullanma suçu ve hürriyeti tahdit suçu işlenmiş olur. Eğer Tayfun Kahraman, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı biçimde cezaevinde tutulmaya devam edilir ve bu süreçte sağlığıyla ilgili bir olumsuz gelişme, yaşam hakkına yönelik bir risk ya da zarar ortaya çıkarsa; bu durum, kararın uygulanmamasıyla doğrudan bağlantılı olarak adam öldürmeye teşebbüs suçunun unsurlarını dahi tartışmaya açar. İşlenen suçlar bu kadar ağırdır. Anayasa Mahkemesi kararına uymamak, yalnızca görevi kötüye kullanma değil, aynı zamanda anayasal düzene karşı işlenen bir suçtur. #TayfunKahramanİçinAdalet #TayfunKahramanıSerbestBırakın #TayfunKahraman

Sezgin Tanrıkulu

22,209 görüntüleme • 9 ay önce

🔹"Mesele sadece Çerçeve Yasa meselesi değildir. Çerçeve Yasa, silahsızlanmaya ilişkin bir düzenlemedir. Bunun yanında, atılması gereken çok sayıda adım vardır." 🔹"Türkiye'nin Kürt Meselesini Adalet ve Kalkınma Partisi yaratmadı." 🔹"Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi, 24 yıllık iktidarı boyunca bu meseleyi derinleştirdi, uluslararası bir boyuta taşıdı ve bugün tartıştığımız sorunların önemli bir kısmı kendi yarattığı uygulamaların sonucu haline geldi." 🔹"Siyasi katılım açısından bakalım. 2016'dan önce Türkiye'de Kürt meselesi yok muydu? Vardı. Peki kayyum uygulaması var mıydı? Yoktu. Kayyum rejimini kim getirdi? Adalet ve Kalkınma Partisi getirdi." 🔹"Bugün talep ettiğimiz şey, yeni bir hak değil; Ak Parti'nin 2016'dan sonra yarattığı bu antidemokratik uygulamaların ortadan kaldırılmasıdır." 🔹"Aynı durum infaz ve gözlem kurulları için de geçerlidir. Cezaevlerinde ağır insan hakları ihlallerine yol açan, infazın yakılması uygulamasına neden olan bu sistem 1 Ocak 2023'te yürürlüğe girdi. Bunun kaldırılmasını istiyoruz." 🔹"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bakımından da durum aynıdır. 2016'dan önce AİHM kararları uygulanıyordu. Bunun en somut örneklerinden biri Leyla Zana ve arkadaşlarının tahliyesidir." 🔹"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı doğrultusunda yasa değiştirildi, yeniden yargılama yolu açıldı ve karar uygulandı. Bugün ise aynı irade gösterilmiyor." 🔹"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortada duruyor. Buna rağmen bu sürecin en önemli özneleri hala cezaevinde tutuluyor." 🔹"Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman… Bunlar sadece sembol isimlerdir." 🔹"Dolayısıyla bugün Türkiye'de demokrasi güçlerinin ve Kürtlerin Adalet ve Kalkınma Partisi'nden talebi, önce kendi yarattığı hukuksuzlukları ortadan kaldırmasıdır." 🔹"Bu nedenle Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu sürece uygun, samimi ve güven verici adımları gecikmeden atması gerekir. Bugüne kadar bu konuda gerekli siyasi irade ortaya konulmamıştır." 🔹"Buradan halkımıza da, kamuoyuna da açıkça ifade etmek istiyorum." 🔹"Biz artık bu ülkede silahın, çatışmanın ve şiddetin yeniden hayatımıza girmesini istemiyoruz. Diyarbakır'da da, bölgede de, Türkiye'nin hiçbir yerinde de bunu istemiyoruz." 🔹"Bu nedenle süreç geciktirilmeden, samimi bir müzakere anlayışıyla ilerletilmeli; iktidarın yıllar içinde yarattığı demokratik ve hukuki tahribat bir an önce giderilmelidir." 🔹"Ancak bu şekilde kalıcı barışın ve demokratik çözümün zemini güçlenebilir."

Sezgin Tanrıkulu

18,248 görüntüleme • 2 ay önce

📌Adalet ve Kalkınma Partisi, “Kürt meselesi diye bir mesele yoktur, biz çözdük; bir terör meselesi vardır" diyor. ❓ Mesele bu değil; eğer siz demokratik siyaseti güvence altına almazsanız, kim nasıl siyaset yapacak? 📌 “Gelin, silahı bırakın, sosyal ve siyasal hayata katılın” diyeceksiniz; diğer taraftan Resul Emrah Şahan, Ahmet Özer, reddetmelerine ve şiddetle hiçbir alakaları olmamasına rağmen cezaevinde kalacaklar. 📌Çatışma çözümü noktasında Mecliste kurulan bu model, dünyada çok sık başvurulan bir model olmasa da Türkiye ölçeğinde önemli bir modeldir. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisi’nin şu anda çatışmayı çözmek ya da demokratikleşme gibi bir gündemi yok. Eğer komisyon çalışmaları sürerken bu gündem değişirse, o zaman başka bir tablo ortaya çıkar. 🔴 Mesela üç konuda komisyondaki siyasi partiler neredeyse uzlaştı ama metne dönüşmedi. ➡️ Birincisi, adil bir infaz yasası. MHP istiyor, CHP istiyor, DEM Parti de istiyor. ➡️ İkincisi, şehit ve gazi yakınlarının karşılanmayan özlük hakları. Bu konuda da neredeyse uzlaşma sağlandı. ➡️ Üçüncüsü ise kayyum yasası. 📌 Silah bırakma ve silah bırakanların hukuki statüsüyle ilgili düzenlemenin dışında bu üç başlık komisyonun üçüncü toplantısında gündeme geldi. Burada bir nitelikli çoğunluk oluştu. 📌 Siyasi partiler arasında bu konuda ortak bir yaklaşım var. Konuşulsa daha da ileriye götürülecek noktalar var. Dolayısıyla hiçbir şey olmasa bile bu dinlemelerin bile Meclis arşivi, tutanakları ve hafızası açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. 📌 Yarın öbür gün adil infaz yasası gündeme geldiğinde Adalet ve Kalkınma Partisi “Ben yapmıyorum” diyemez, çünkü iktidar ortağı Milliyetçi Hareket Partisi de istiyor. 📌 Adalet ve Kalkınma Partisi şu anda siyaset yapıyor, kaybettiği değerleri geri kazanmaya, Kürtlerle ve Kürt seçmenle yeniden bağ kurmaya çalışıyor. CHP’nin kurduğu bağı ortadan kaldırmak veya zayıflatmak istiyor. ❓ Biz, aldığımız desteğin kaybolmaması ve daha da büyümesi için o masadayız. Onlar ise bizim desteğimizi kesmek için orada. Unutmamak lazım, onların bir siyasi aklı var da bizim yok mu?

Sezgin Tanrıkulu

27,031 görüntüleme • 1 yıl önce