Sensitive content

This media may contain sensitive content.

Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Genç kızın erkek kriteri: “İlk buluşmada hesabı erkek ödemeli, ben ödersem 2. buluşma olmaz. Son date’im Mercedes-Benz G-Class ile geldi ama boyu kısaydı: 185.”

124,923 Aufrufe • vor 1 Monat •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Bu kez içinizi sıcacık yapacak bir ibibik hikayesi ile karşınızdayım. Bursa’da Erker ailesi 9 yıl önce bahçelerine dekoratif amaçlı ahşap fıçı koyuyor. Ve bu ibibiklerden erkek olan o fıçıyı yuva belliyor. Ev sahibi Zafer Bey ve Fazilet Hanım buna o kadar çok seviniyor ki kuşu rahatsız etmemek için ibibik göçten geldğinde o tarafa hiç yanaşmıyorlar. Son 3 yıldır fıçıdaki yuvayı kamerayla 7/24 izliyorduk. Ama geçen yıl dişi ibibik kameranın önünde bilmediğimiz bir sebepten öldü. Ve o yıl yuva öldükten sonra erkek tarafından hiç kullanılmamıştı. Bu yıl merakla olacakları bekliyorken önce 1-2 hafta önce erkek geldi fıçıya girdi. Ve son 2 gündür yeni eşini yuvaya sokmayı başardı. Videonun ilk iki videoda kuluçkada yatan dişi erkeğin getirdiği yemi kapıdan alıp yine kuluçkaya geri dönüyor. Bu yıl her şey yolunda giderse bol bol ibibik ve yavrularını izleyeceğiz. Son iki video ise Erker ailesi ile 2021 yılında tanıştığımızda çektiğim röportaj. Bahçelerindeki kuşlara çok sevdikleri torunlarının adı Lisa’yı uygun görmüşlerdi. Youtube’ta ‘ibibik lisa canlı yayın’ yazınca sayfamdan anlık izleyebilirsiniz. Gece rahatsız olmamaları için kızılötesi ışıkları da kapatıyoruz o yüzden karanlık oluyor. Güneşle birlikte gözükmeye başlıyorlar ama her sabah💚 Velhasıl böyle güzel kuşlar kendileri gibi güzel ve kıymet bilen insanları bulmuşlar. Daim olsunlar… İbibik yuvası Canlı yayın için;

Alper Tüydeş

13,255 Aufrufe • vor 4 Monaten

Bir kadın, buluşacağı adamın tavrı yüzünden buluşmanın nasıl iptal olduğunu anlattı: • Yemin ederim bak, o kadar sinirliyim ki hala elim ayağım titriyor ya. • ⁠Evet, bugün date'e çıkamamamak kombini yapıyoruz. • ⁠Date'e çıkacağım kişiye cidden inanılmaz sinir oldum. Bodrumlu, 35 yaşında, işinde gücünde, eli yüzü düzgün, yurt dışında okumuş. • ⁠Benim yine CV kıstasları tutuyor. Gerçekten artık CV'ye bakmayacağım ya, İK nefreti! • Zaten en başından beni kendisine 10 dakika mesafede olan yerlere davet ederek falsoya başladı. • ⁠Benim yapacağım mesafe ise minimum 1.5 saat. “Hadi bu seferlik böyle olsun, belki bildiği güzel bir mekan var” falan dedim. • Sonra "Işıklar/karşı tarafı alırım, siz nerede beğenirsiniz?" dedim. “Karşı taraf büyük sorun olur" diyor. • ⁠Pardon, ben o tarafa gelirken neden sorun yok? Sen bu tarafa gelince mi sorun? • ⁠Pişkinlik diz boyu gerçekten. "Aa tüh ya, çok yazık oldu o zaman" dedim ben de. • ⁠Geri adım attı falan filan ama benim için orada bitmişti. O yüzden cevap vermedim. Üç kere daha yazınca her halde gerçekten pişman, hadi bir şans daha vereyim diye tekrar konuşmaya başladım. • ⁠Ama bu sefer nakliyeciler gelebilirdi buluşmayı kararlaştırdığımız akşam. Ben de "Benim evden çok uzaklaşmamam lazım” dedim. Bana 13, ona 16 km mesafede orta noktada bir yerde buluşmayı teklif etmeme rağmen gelmek istemedi. • ⁠”Ben 1.5 saat yol gelmesem görüşemeyeceğiz, o zaman boş ver kalsın" dedim. • ⁠O da işte biraz daha geveledi. Bana "Bir şeye ihtiyacın olursa her zaman yaz” dedi. • ⁠Ona "35 yaşında buralı bir erkek olarak daha ilk buluşmada eşit oranda özveri gösteremeyen birine ne ihtiyacım için neden yazayım?" dedim. • ⁠O da bana emoji attı, ben de engelledim. Bundan hiçbir şey olmaz.

🎙️ Muhbir

105,706 Aufrufe • vor 3 Tagen

Bu arkadaş bu videoda yapabileceği en iyi şeyi yaptı, olayı numara ile kapatmaktansa kızı oradan bir yerlere götürme girişiminden bahsediyorum. Neden bu yapabileceği en iyi şeydi peki? Çünkü bir kıza sen yürürken sadece sen yürüyormuş gibi hissediyorsun fakat gerçekliğin bununla hiçbir alakası yok. Belki de 2 dakika sonra başka birisi kızın numarasını alacak veya senin yapamadığını yapıp kızla direkt oradan anlık buluşmaya geçecek. Bu işlerde hep bir "kapanan fırsat penceresi" oluyor. Bu yüzden hızlı hareket etmelisin. Ben hep "numara alma, anlık buluşmaya götür" diyorum fakat fırsat varsa olay yine "anlık buluşmaya gittik, yarım saat oturduk ve numarasını aldım kalktım" ile sınırlı kalmamalı. Mümkünse anlık buluşmadan eve götür. Ne demiştim? Fırsat penceresi. Tabi bunu yaparken de her daim kızın şu anki durumunun farkında olmak gerekiyor. Yani kız şu an ne yapıyor, belki çok önemli bir iş görüşmesine yetișiyor veya başka önemli bir şey var ve seninle gelmek istese de seni reddetmek zorunda kalacak. Bundan ötürü kızın durumunu bilip göz göre göre "hayır" cevabını duymamak gerek çünkü her hayır cevabı kızın bir sonraki isteğine hayır deme ihtimalini artırır. Anlık buluşma yaptın, kızın durumunu biliyorsun yani vakti var diyelim. Bu durumda kızla buluşmada dokunmaları artırman, mekan değiştirmen, kızı oldukça konuşturup kendinden bahsetmesini sağlarken onun da seni tanımasına izin vermen gerek, bunların hepsi kızın seninle eve gelmesi için önemli. Kızı nasıl eve davet edeceksin? Gel bana gidelim demeyeceksin tabii ki de, bir bahaneye ihtiyacın var ve merak etme kız da sunacağın sebebin "bahane" olduğunu biliyor fakat or*spu gibi hissetmemesi için bir bahaneye onun da ihtiyacı var. Yani bahanenin acayip bir şey olmasına gerek yok. Baktın kız içki içmeyi seviyor "gel şarabı bizde içelim, ama dokunmak yok" tarzında hafif flörtöz, şakacı bir şekilde bir şey söyleyip kendine güvendinmi iş tamamdır. Bunları yapmak sana zor mu geliyor? Ben de bir zamanlar seninle aynı durumdaydım ve her şeye rağmen kendimi bu konularda geliştirdim. Eğer sen de flört hayatını sonsuza kadar değiştirmek istersen kitabımı profilimizdeki linkten kontrol edebilirsin.

negan gündüz oyunu

37,592 Aufrufe • vor 4 Monaten

Kafeler, diskolar, barlar ve bu bağlamda konserler, kız erkek tanışmalarının mekanlarıdır. Ya da kız erkek yakınlaşmalarının güçlendirildiği mekanlardır. Erkek, yakınlaşmak istediği kızı konsere davet eder, konser vesilesi ile o kızı iğrenç ağına düşürür. Konserler, tanışmaları ve sonunda karşılıklı rıza ile yapılıyormuş gibi görünen ama açıkça ifade edilmese de evlilik vaadi ile gerçekleştirilen iğrenç tecavüz fiillerinin meşrulaştırma araçları haline gelir. Genç kızlarımızın birçoğu konserlerin sonunda evleneceğini safça zannettiği tecavüzcülere kendilerini teslim ederler. Bu haliyle konserler tecavüzcülerin kızlarımızın masumiyetlerini kullandığı dolandırıcılık aracı, taciz tecavüz manivelası haline döner. Bu haliyle genç kızlarımızın içeceklerine koyulan ilaç gibi fonksiyon icra ederler konserler Konsererde müzik eşliğinde samimiyet artar, yakınlaşmalar güçlenir, taraflar ileri giderler hatta kimi zaman da beraber olmalar gerçekleşir ve nihayetinde kaçınılmaz son olarak kızlar terk edilir. Kadınların %90'ından fazlası cinsellik beklentisi ile hareket etmez, evlilik beklentisi ile hareket eder. Ama ne yazık ki erkeklerin de %90'ından fazlası cinsellik beklentisi ile hareket eder, hedefine ulaştı mı başka bir kıza yönelir, ona ulaştı mı yine başka bir kız, başka bir kız derken bütün tertemiz kızları iğrenç bilmem neleriyle kirletir. İşte bunların ilk adımlarının başladığı yerlerden bir tanesi de konserlerdir. Tacizcilerin, tecavüzcülerin, röntgencilerin, ırz düşmanlarının tuzak kurduğu alanlardır konserler. Peki bu konserleri tertip edenler bunları bilmiyor mu? Artık çoğunlukla başı açık, başı örtülü ayrımı kalmadı da kimi başı örtülü kızlarımız hepten ölçüyü kaçırmış, başı açıklığı geçmiş, çıplaklık seviyesine gelmiş kişilerin konserlerine gitmezler. Ama bu tür konserlere gitmeyen kendilerini bu şekilde olabildiği ölçüde muhafaza etmeye çalışan kızlarımız da görünüşte başında örtü var gibi görünen bu tiplerin konserlerine giderler. İşte bu kızlarımız da görünüşte başında örtü var gibi görülen bu kişilerin konserleri nedeniyle bu sürece dahil olurlar, perdeyi bu kişilerle yırtarlar ve artık bunun peşi gelir. Yani konsere hiçbir şekilde gitmeyecek kızlarımız da bu şekilde başında örtü gibi görünen bir şey olan kişilerin konserleriyle onlar da o sele kapılırlar, nesiller bu şekilde yavaş yavaş heba olur, kaybedilir, gider. Konserlere, şiddetle gidilmemesi gerekir şeklindeki tavsiyemizle biz mi abartıyoruz yoksa? Konsere gidince ne oluyor o zaman? Cep telefonu mu imal etmiş oluyorsunuz, çip mi bulmuş oluyorsunuz, laboratuvarda deney mi yapmış oluyorsunuz? Ya da birden vatanseverlik duygularınız mı artıyor veya ülkeniz için ben de bir şey yapmalıyım mı demiş oluyorsunuz? Aile sevginiz, komşuluk, akrabalık bağlarınız mı güçleniyor? Ne oluyor, ne tarafınız güçleniyor, hangi açıdan zenginleşiyorsunuz, ortaya ne koymuş, ne üretmiş oluyorsunuz? Hiçbir şey olmuyor, şeytanın pis amelleri denilen müzik aracılığıyla da hangi kontrol noktasında iseniz o kontrol noktalarınız da kayboluyor. Kimi zaman konserler alkol kullanmanın başlangıç seviyeleri haline de geliyor. Müzik denilen mel'un gürültüyle kafanız şişiyor, şişiyor, şişiyor, davul gibi bir kafayla geri geliyorsunuz. Belki konser sırasında geçici şeytani bir haz alıyor olabilirsiniz ama konser bitince yorgunluk, davul gibi kafa yapılan bir sürü hata kaynaklı hissedilen yoğun pişmanlıklarla geri dönüyorsunuz. Konserlere hiçbir şekilde gitmeyecek kızlarımızı da başında örtü gibi görünen bir nesne olan bu tipler konser seline dahil eder nesillerimizi de böyle böyle kaybederiz

Ebubekir SOFUOĞLU

32,230 Aufrufe • vor 2 Monaten

8 Mart haftası olduğu için Maç Planlama Müdürlüğü bünyesinde çalışan kadın personele kurayı çektirdiler. :) Bugün sıcak top-soğuk top yapmadıysanız ben bu hesabı kapatırım. Özellikle Galatasaray kurasında ilk elini attığının Gençlerbirliği olduğunu biliyor, elini kaldırıyor ama uzaklaşmıyor tekrar aynı topu alıyor. O kadar şeffafsınız ya hani, kontrollü sorumluluğu lig fikstürü çekildiğinde kulüp temsilcilerine verip ilk hafta toplarını çektiriyorsunuz mesela. Çağırsaydınız bugün de kulüpler kendisi çekseydi kuraları. Ayrıca bu sezon kupada çeyrek finalde ilk maçı deplasmanda oynuyor oluşumuz seri başı olmadığımız için normal. Yarı finalde ise çekilen kura sonucu her ne hikmetse bize deplasman, Galatasaray'a iç saha geldi. 2023/24 sezonunda seri başı olunan ilk turlar haricinde Galatasaray 3 tur üst üste iç saha, Fenerbahçe ise son 16 turu ve çeyrek finalde üst üste 2 maç Süper Lig takımlarıyla deplasmanda oynamıştı. Son 16 turu Antep deplasmanı dönüşünde Alanyaspor ile iç sahada 2-2 berabere kalıp ciddi bir yara almıştık. Galatasaray ise iç sahada oynadığı tüm kupa maçlarının dönüşünde ligde galip gelmişti. Şimdi şunu da eklemek lazım. Galatasaray çeyrek finale yükselmezse 26 Nisan Pazar tarihli Galatasaray-Fenerbahçe maçından 4 gün önce Fenerbahçe, Konya deplasmanına gidecek. 3 gün önce ise Galatasaray içerde Gençlerbirliği'ni ağırlayacak. Zamanı gelince unutmamak için normal şartlarda olması gerekeni yazdım. Deplasmanda olan takım 1 gün önce oynar, birbirimize hatırlatalım.

Yusuf

74,634 Aufrufe • vor 5 Monaten

Dardanelspor’da görev yaparken Türkiye Kupası 2. kademe maçında Kartalspor ile eşleşmiştik. 20 takımın bulunduğu, 5 takımın küme düştüğü, 3 takımın süper lige çıktığı bela bir ligde 17/18/19 yaş ağırlıklı oyuncular ile mücadele ederken kupada da finale çıkıp UEFA’ya gitme hedefim vardı. Onun için kupa önemliydi ve dikkatli rotasyon yapıp ligde de kupada da devam etmemiz gerekiyordu. Maçtan 1 gece önce kampa girdik. Okan’ı dışarda bırakıp hafta sonu oynayacağımız lig maçına saklamak istemiştim. Bu nedenle onu kampa almamış ve kız arkadaşıyla sinemaya gitmesine izin vermiştim. Ama kendisine telefonu açık bırakmasını karar değiştirsem ona ulaşabilmemin mümkün olmasını istediğimi söyledim. O da “tamam hocam” dedi. Gitti. Tesislerde maç öncesi son gece maçı çalışma odam da oynar maçta olabilecek tüm ihtimalleri değerlendirip düşünürdüm. Kupa maçı tek ayaklıydı. Bir terslik olursa geriye düşersek maçı çevirebilecek tek oyuncu Okan diye düşündüm ve Okan’a telefon ettim. Film esnasında telefonu açtı; “Okan kız arkadaşını eve bırak kampa gel” dedim. “Tamam hocam” dedi. 15 dk sonra tesislere geldi. Ona “Okan yanımda kulübe otur. Bir terslik olursa oyuna girersin” dedim. Maça iyi başladık. 9’ dk Halil ile 1-0 öne geçtik. İlk yarı böyle bitti. İkinci yarı başlar başlamaz, 51 ve 55 de iki gol üst üste yedik ve 1-2 mağlup durumda düştük. Düşündüğüm gibi terslik oldu :) 57’ dk hemen Okan’ı oyuna aldım. Tempoyu ve kazanma arzumuzu, kararlılığımızı arttırdık. Ama süre daralıyordu. O yıl ilk kez genç takımdan A Takıma aldığım santrafor olan Mehmet Şen’i de 82’de oyuna aldım. Hemen 1 dakika sonra 83’ de Okan, 85 ve 90’da Mehmet Şen’in attığı 3 gol ile maçı 4-2 kazandık ve kupa da tur atladık. Rakibin yedek kalecisi ise bugün Gençlerbirliği teknik direktörü olan Volkan Demirel idi :) Rotasyonun derecesi ile birlikte, tüm ihtimalleri düşünüp bir terslik halinde de paniğe kapılmayacağınız bir B planınız olmalıdır. Bugün Galatasaraylı Okan bizim Okan gibi buna hazır değildi.

Hürser Tekinoktay

13,815 Aufrufe • vor 4 Monaten

Kuşadası'nda tatilcilerin çantalarını çalan Söke Anadolu lisesi edebiyat öğretmeni hırsız Tansel Oğuz 2019 yılında Tire'de lisede müdür iken kız öğrencisini hem okulda hem ormanlık alanda taciz etmiş.. Kız öğrencinin ifadesi.. “Selçuk ilçesinde 11 yıl görev yaptıktan sonra Tire ilçesinde bir Liseye atanan bir okul müdürü, lise öğrencisini taciz ettiği iddiasıyla polis tarafından gözaltına alındı. 17 yaşındaki genç kız ise taciz iddialarıyla ilgili, "Beni spor salonuna götürecekti ama götürmedi, Çamlık Köyü yakınlarında bir ormanlık alana götürdü' dedi. İddialara göre okul müdürü T.O. okuldaki öğrenci S.T. (17)'yi taciz etti. Olay sonrasında genç kızın ailesinin şikayetçi olması üzerine okul müdürü gözaltına alındı. Okul müdürü, daha sonrada savcılık sorgulamasının ardından serbest bırakıldı. Okul Müdürünün serbest bırakıldığını öğrenen genç kız sinir krizi geçirdi. Selçuk'ta yaşayan S.T., yaşadığı şoku üzerinden atamadığını ifade ederek, müdürün kendisini ilk olarak 2015 yılında 'okula annen ve baban geldi' diyerek birlikte müdür odasına gittiklerini ve daha sonra tacizin gerçekleştiğini öne sürdü. Genç kız, "Müdür odasına gittik. O sırada kapıyı kilitledi ve üstüme doğru geldi. Sonra arkamdan sarılmaya başladı. Bana 'seni çok özledim, çok güzelsin, neden bu kadar güzel giyiniyorsun' gibi sözler söyledi. Daha sonra vücudumu ellemeye başladı. 'Hocam lütfen yapmayın deyip yalvardım' İleriye doğru ittim ve kaştım okuldan. Müdüre söyleyecektim ama inanmazlar diye söyleyemedim" dedi. Daha sonra okulu bırakan ve bir daha okula gitmeyen S.T, "2018 yılında kız kardeşimle birlikte Açık öğretim Lisesi başvuruları için T.O'nun yanına gittim. Kız kardeşime 'sen bekle dışarıda' dedi. Bana da 'sen gel benimle' dedi ve beni Rehber öğretmenin odasına götürdü. Ben de gittim, yine kapıyı kilitledi ve yine arkamdan sarılmaya başladı. Sonra kardeşim geldi ve kapıyı çaldı, daha sonra ayağınla kapıya vurmaya başlayınca; T.O kapıyı açtı ve kardeşime; 'Kızım ne yapıyorsun, kapıyı kıracaksın' gibi sözlerle azarladı. Kardeşim de; 'Hocam kapıyı neden kilitliyorsunuz' dedi, O da; 'kilitlenmedi, kapı sıkıştı' şeklinde yanıt verdi. Daha sonra biz oradan çıkıp ayrıldık. Okuldaki öğretmenlere inanmazlar diye yine söyleyemedim ama annem ve babama söyledim konuyu. Fakat onlar da bana inanmadılar. Ablam ve kardeşime söyledim onlar bana inandılar" diye konuştu. En son 23 Ocak Çarşamba günü T. O'un kendisini telefon ile arayarak Açıköğretim Lisesi başvuru işlemleri için çağırdığını anlatan genç Kız; "Bana; 'gel şu işlemlerini halledelim' dedi. Beni arabasıyla aldı, işlemleri hallettik.. Daha sonra 'seni sporuna bırakayım' dedi. Ama bırakmadı. Beni Aydın Çamlık yönüne doğru bir ormanlık alana götürdü. Daha sonra T. O, üzerindeki ceketi çıkartıp arabanın arkasına yanıma doğru geldi. Üzerime doğru geldi, yine vücudumu ellemeye çalıştı, pantolonumu çıkarmaya çalıştı. Yalvarmaya başladım, lütfen hocam kapıyı açın dedim. Açmadı kapıyı.. O sırada kardeşim aradı, T.O'un söylediklerini duysun diye ben de telefonu çaktırmadan açtım ve telefonu yere bıraktım. Bana ceketini çıkart dedi, ben sürekli lütfen hocam yapmayın diye yalvardım. Sonra bana; 'eh be kızım, neymişsin sen' dedi. 'Tamam , ellemeyeceğim' dedi ve arabanın önüne geçti. O sırada gitmiş olduğum Spor salonu hocası T. O'u aradı Oradan Spor hocam; 'yanındaki kızı bırak' dedi. T.O da; 'ne kızı ya' diye cevap verdi ve telefonu kapattı. Sonra spor hocam yine aradı ve T. O; 'bırak o kızı, elimde ses kayıtlarınız var' dedi. Sonra da beni spor salonuna getirdi. Yolda gelirken bana; 'lütfen yalvarıyorum kimseye söyleme, ne istersen yaparım. Bak mesleğimden olacağım' dedi. Ben de hiçbir şey söylemedim" diye konuştu. Öte yandan spor öğrencisinin zor durumda olduğunu anlayan ve sürekli Okul Müdürü T. O'u arayarak öğrenciyi ısrarla spor salonuna getirmesini söyleyen Hayri Ersu, öğrenci S.T araçtan indikten sonra sinirlerine hakim olamayarak okul Müdürü T. O'a saldırdı. Vatandaşların da saldırısına uğramaması için spor salonuna alınan Okul Müdürü, polis tarafından önce karakola, ardından Savcılığa götürüldü. Tacize uğradığı öne sürülen S.T'ın kardeşi ve aynı zamanda Spor Salonuna kayıtlı öğrencisi N.T''ın (14) kendilerine haber vermesi üzerine durumdan haberdar olduklarını ifade eden Spor Salonu sorumlusu Hayri Ersu, uzun süre S.T'a ulaşmaya çalıştıklarını, son aradıklarında telefonun açıldığını ancak sadece genç kızın okul müdürünün konuşmalarını duyduklarını söyledi. Konuşmalarda taciz sözlerini duyduklarını ifade eden Hayri Ersu, "Kıza taciz ettiğini duyduk ve kız kurtulmak için 'dokunma, yapma, ben inmek istiyorum, arabanın kilitlerini aç' diye bağırıyordu. Ben tabi bağırıyorum ama sesim onlara ulaşamıyordu. Daha sonra T. O'un telefonuna ulaştık ve aradık. Kendisine; 'kızı hemen bizim yanımıza getirmesini söyledik' O da; 'benim yanımda kız falan yok' dedi ve telefonu kapattı. Tekrar aradığımızda; 'konuşmalarınızın hepsini duyduk ve elimizde ses kayıtları var, hemen kızı buraya getirmesini' söyledik ve çocuğu spor salonumuza getirdi. Benim de iki kızım var ve kızlarımı gözümün önüne getirerek sinirlerime hakim olamadığım için saldırmak zorunda kaldım" diyerek; bu konuda hiç kimsenin korkmamasını ve bu tür insanların mutlaka deşifre edilmesi gerektiğini söyledi. Olaydan sonra polis tarafından gözaltına alınan Okul Müdürü T. O, daha sonra Savcılığa sevk edildi. Aynı zamanda açığa alınan T. O'un Savcılık soruşturmasının ardından serbest bırakıldığı öğrenildi. Okul Müdürü T. O'un serbest bırakıldığını öğrenen S.T ise, sinir krizi geçirdiği öğrenildi." (2019 haberi)

Malik Ejder

496,038 Aufrufe • vor 12 Tagen

Okan Buruk Futboldan Anlamıyor 🤔 Bülent Timurlenk: Soru: Dönmek için gittiği Samsun'dan başında da söylediğim gibi ciddi bir kazayla döndü abi. Okan Buruk Süper Lig'de ilk kez 4 gollü bir mağlubiyeti 4 sezon boyunca. Sen önceki programda fiziki hazırlıktan çok mental hazırlığın belirleyici olacağını söylemiştin. Bu tablo sana tamamen konsantrasyonla ilgili bir problemimi gösteriyor. 🗣Bülent Timurlenk: Yani şimdi bak ben Galatasaray'ı şampiyon ilan etmedim. Son programda söylediklerimi iyi hatırlıyorum. Aynı şekilde bana gazetede sordu. Aynı cevabı verdim. kendi kendilerini şampiyon ilan etsinler. Sonrasına bakarız diye. Hiç matematiksel olarak devam ettiği sürece oyuna ciddiyetle bakacaksın. Rehabet denen şey ne zaman olur? Ya da oyunu sorgulamama. Şampiyon olmuş bir takımın kalan maçlarında oynadığı oyununda çok da fazla teknik analizi olmaz. Zaten biraz da galiba genç oyuncuları oynamayanlara falan şans verirsin. Şimdi bu maçı anlayabilmek için maçın öncesine dönmek lazım. Şimdi Fenerbahçe derbisini önemli bir zafer. Ezeli rakibini yeniyorsun, 7 puan farka çıkartıyorsun. Maç sonundaki bir şeyler, sevinçler var. Okan Buruk'un deyimiyle şampiyon olmuş gibi sevinen futbolcular ve bundan rahatsızlık duyduğunu söyleyen bir teknik adam var. Ama gel gör ki bu ne perriz, bu ne lahana turşusu. Hafta ortasında bir idman, taraftarı açık idman stadyumda yapılıyor. Meşaleler yakılıyor vesaire. Şimdi orası bir şampiyonluk kutlamasından başka bir şey değil yani. Bir teknik direktör olarak bundan eğer rahatsızsanız bu idmanı pekala şampiyon olduktan sonra Samsun maçının ardından bu hafta ortasındaki bir günde taraftara açık idman yapabilirsiniz. Ben bunu biliyorsun defalarca savundum yani bu kadar taraftarla da mesafeyi sadece böyle torpillerin içeriye gireceği. Anladın mı? Berber'in şov yapacağı bir tesisi olmaması lazım Kemerburgaz'ın. Ama bunu söyleyen tek adam o kararı kendisi almış olamaz. Yani orada hangi Galatasaray profesyonellinin yöneticisinin aklına geldiyse o iş. Stadyumda böyle açık idman fikri. Buyursun eserini büyük bir gururla izlesin. Yani ben öncelikle oraya bağlıyorum. İkincisi maç öncesinde doğal olarak ben de son yayınımda Galatasaray'ın Dursun Özbek'in vereceği yönetim listesini konuştum. Öncelikli olarak. Samsun Spor maçından önce konu olarak bunları edindim. Ama benim işim bu. Yani refleks olarak daha büyük manşeti daha önce konuşmak ya da sayfada daha büyük görmem lazım. Ama futbolcuların işi başka. Futbolcular önündeki maçı kazanmakla mükellefler. Dolayısıyla burada bir şey var, paradoks var. Ve Okan Buruk maçın sonundaki açıklamalarıyla da kendilerini eleştiren bir üçüncü kişiymiş gibi davranıyor. Yani sanki o icatları ben yapıyorum gibi. Yani o ilmanı sanki ben yaptım gibi. Ya da bu takımı aç, tok meselesi. Şimdi bak uzun zamandır refleks şu. Galatasaray Teknik Direktörü Okan Burak'a karşı böyle samimiyetsizce sanki onun yerine empati yapıyormuşçasına ben onun yerinde olsam ayrılırım falan diyen böyle tırnak içinde çakallık peşinde olanlar var. Şimdi dijital medya yayıncılığı garip bir yer. Orada asmak, kesmek, parçalamak reyting getiriyor. Çok da kolay. Yahu ben de bu dilde asarım, keserim, parçalarım. Eleştirimizi tabii yapacağız. Ama bir hafta önce derbiyi kazanmış takım evet en ağır mağlubiyetini aldı. Evet berbat bir futbol oynadılar. Geleceğiz. Evet o rehabeti belirli dakikalardan sonra gördük. Evet bu işin sorumlusu hoca. Ama 7 gün arayla göklere çıkardığınız bir takımı ve teknik direktörü MAMA'ya göndermek de duyduğunuz haz. Cebinize dönecek olan etkileşim ve para olduğu için yapıyorsunuz bunu. Bir hafta önce söyledikleri de unutanlar ülkesi burası. Bana komik geliyor bu yani. İskine geldi şeye geldi yani. Okan Buruk futboldan anlamıyor herhalde geldi. Bu bir Okan Buruk savunması değildir. Bu samimiyetsizliğe futbol yorumculuğu denilen şey de. Dün bir programı izledim. İlk yarım saat Uğurcu'nun adı geçmedi ya. Şu maçın kilit noktası Uğurcu'nun yokluğu.

Galatasarayultrataraftar

23,617 Aufrufe • vor 3 Monaten

Nihat Kahveci: Yüzümün halinden beklediğim futbolun çıkmadığını, çıkma ihtimalinde olmadığı durumlar oldu. Bizi izleyen seyirciler anlıyordur. Gerçekten kupa maçları bittikten sonra son dönemlerde böyle en çok konuşulan bir Beşiktaş Galatasaray önünü yaşadım böyle. Yapılan programlar, taraftarların işin içinde olması, bu maçın önemi, ciddiyeti, Beşiktaş'ın form durumu. Galatasaray'ın Liverpool maçı öncesi ne yapacağı kazandığı takdirde puan farkı 7 olur. Bundan psikolojik üstünlük çıkar çıkmaz mı? Bu arada yendi Galatasaray. 3 puanı aldı. İstediğini elde etti. 10 kişi kalmasına rağmen elde etti. Yalnız şunu söyleyeceğim. Ben pozisyonları konuşmak istiyorum. Ben... Atılan güzel golleri konuşmak istiyorum. Ben teknik direktörlerin bir oyuncuları neden değiştirdiğini, sahanın içinde hangi niyetle bu değişiklikleri yaptıklarını, giren oyuncuların ne kattıklarını konuşmak istiyorum. Ben sahadaki yıldızların çalımlarını, şutlarını, kombinasyonlarını, pas trafiğini, işin defansında o fansında neler yaptığını konuşmak istiyorum. Ama ben bunları istedikçe bizim Süper Lig'de maç yöneten hakemler bunların önüne geçiyor. Sanki... Futbolcuları konuşmayın. Teknik direktör değişiklerini konuşmayın. Yıldız biziz. Biz ne dersek o olur. Biz istersek maçı katlederiz. Biz istersek maçı yok ederiz. Hep bizi konuşacaksınız. Performans gösteriyorlar. Bugün de öyle bir hakem performansı gördük. Kaç tane sarı kart oldu artık yazmayı bıraktım. Kaç tane verilmeyen faal oldu yazmayı bıraktım. Maçın içinde penaltı mı değil mi? Kırmızı mı değil mi? İkinci sarı mı değil mi? O mu değil mi? Bu mu değil mi? Şu mu değil mi? Ya biraz futbolu öğrenin. Öğrenin futbolu. Pozisyonları daha iyi takip edin. Yan hakemin var. Varın var. Avarın var. Dördüncü hakemin var. Var da var. Devre arası telefonla aranılmanız var. Devre arasında pozisyonları izlemeniz var. O var, bu var, şu var. Yeter artık. Kahraman olmaya çalışmayın bana ya. Bıktım ya. Maçta ben heyecanla geliyorum buraya. İki tane takım. Beştaş akıyor ön tarafta. Uçanı kaçanı. Galatasaray aynı şekilde. Neler bekliyoruz? Maça bir bakıyorum ilk yarı. Beşiktaş bir tane korner atmadı, isabetli şutu yok. Diğer tarafta Galatasaray tamam bir gol attı, beklenilen oyun yok. Tamam Galatasaray deplasmanda diyorsun falan filan. İkinci arı Beşiktaş'ın... Daha çok domine etti. Çünkü sana atıldı. 10 kişi kaldı Galatasaray. Beştaş sağlı sollu ortalar. Attığı şutlar Uğurcan üzerine geldi. Uğurcan zaten Beştaş maçlarında enteresan bir şekilde mıknatıs mı desem ne desem toplar da üstüne de geliyor. Bugün Beştaş oyuncular da genelde üstüne vurdu. Ama Uğurcan yine ikinci arıda üstüne düşen görevi yaptı. Maç önü dedim ki Uğurcan ve Ersin performans önemli olacak. 10 kişiyken Barış Alper ile karşı karşıya kaldı. Ersin çok iyi çıkardı. Maç 2-0 olabilirdi orada. Ama bu maç... İşte daha çok şey olabilirdi. Evet. Oyuncular da biraz birbirlerinden tedirgindi. Kontrol ederek başladılar. Çok bas hatalarıyla başladılar. Oyun kilitlendi. Ama Hakem o kapının üzerine ikinci kilit attı. Maç akmamalı. Maç gitmemeli. Tedirgin etti ya. Hakem tedirgin. Çünkü biliyor vermedikleri verdiklerinin ne kadar yanlış olduğunu. İlk defa maça geldi değil mi? İlk derbi. İlk derbi. Ya böyle bir maça. Tecrübesi olmayan bu standartlarda bir hakem neden atanılır bir kere? Ben bu kadar hakem takım etmem. Maç esnasında görüyorum ilk maçı ama izliyorum. Kaldıramadın. Kusura bakmasın Ozan kardeşimiz. Maçın ağırlığını kaldıramadı. Çok basit hataları var. Çok yanlışları var. Çok etkilendiği pozisyonlar var. Devre arası belki sosyal medyaya girdi. Etkilendi, etkilenmedi. Onu bilemem ama. Gerçekten hakemlerimiz çok kötü ve arkadaşlar bundan sonra var ya. Şöyle başlamayacağım derbe önlerine. İnşallah hakemi konuşmayacağımız bir maç olur cümlesini literatürümden kaldırıyorum. Hep konuşturtuyorlar kendilerini. Hep kahraman olmak istiyorlar. Ve nasıl da bu kadar eleştiriyle hayatlarına devam edebiliyorlar. Bu kadar kötü performanslığı gösterip nasıl memnun olabiliyorlar. Benim aklım almıyor. Bu arada sahanın içinde de beklenilen futbolu. %50'sini görüp keyif aldım desem çok almadım. Zaten anketimizde bununla alakalı derbide oynanan futbolu beğendiniz mi diye sorduk. Şimdiden 35.000'e yakın oy.

Galatasarayultrataraftar

108,832 Aufrufe • vor 5 Monaten

"Marco Materazzi farklı bir vakaydı. Size zarar vermeye çalışırdı. Oyunla ilgili sebeplerin yanı sıra rakibi sinirlendirmek gibi kişisel bir stratejisi vardı. Biri futbolda yeterince yetenekli olmadığında kendini kabul ettirmek için her yola başvurur. Onun tarzı buydu. Ama bana bazı şeyler yaparsanız onları unutmam çünkü burada, göğsümde, bir şey kalır. Onu yakalamak için beş yıl bekledim. Juventus-Inter maçı, 2 Ekim 2005. Materazzi o zamanlar popüler olan ve gözlerinin rengini değiştiren özel Nike kontakt lenslerini takıyordu. Beni her yerde avlayan iki kırmızı, canavar gibi gözbebeği hatırlıyorum. Çift ayakla, makas gibi bir girişle beni yakalamayı çok iyi başarmıştı. Tedavi için sahadan ayrılmam gerekiyor. Topallıyorum. Capello beni değiştirmek istiyor ama ben ona 'Hayır, Mister. Ben idare edebilirim.' diyorum. Sadece onu aramak için geri döndüm. Bu noktada futbolun artık hiçbir önemi yok, benim için oyun çoktan bitti. Ama ağrıdan yürüyemiyorum bile, Capello bunu fark ediyor ve çıkmamı istiyor. Bekleyiş başlıyor. Benim dünyamda işler böyle yürür: Unutmazsın ve intikam almak için doğru anı beklersin. Kendi kendime defalarca söz verdim: Onu yakaladığımda canını yakacağım, çok kötü bir şekilde, böylece bana ne yaptığını hatırlayacak. Ve intikamımı saklamadan alacağım, niyetim herkes için aleni olacak. Başka maçlarda da karşılaştık ama doğru an hiç gelmedi. Sırf 'canı cehenneme' diye onu tekmeleyip çekip gitmekle ilgilenmiyordum. Hayır. Kafamdaki şey için doğru fırsatı yakalamam gerekiyordu. Inter'e transfer oluyorum. Materazzi'yle artık takım arkadaşıyız, bu yüzden planımı askıya almak zorundayım. Antrenmanda ona vuramam. Şimdi birlikte oynuyoruz ve birlikte kazanıyoruz. Takım arkadaşlarıma her zaman saygı duydum. Hatta onunla konuşuyorum, o kişiyi tanıyorum ama kafamda o anı hala duruyor, silmiyorum. Ayrıca müthiş bir hafızam var. Örnek: Bir gün bir çocuk bana imzalamam için bir forma verdi ve ben de ona 'Bunu geçen yıl Roma'da imzalamıştım.' dedim. Çok şaşırmıştı. Inter'de üç yıl oynadım, sonra Barcelona'ya Guardiola'nın yanına gittim. Zaman geçti. Milano'ya döndüm, bu sefer Milan formasıyla oynayacağım. Derbi haftası geldi, sezonun ilk derbisi. Gazeteler mücadeleye odaklanıyor. Herkes Materazzi'nin Ibra'ya karşı oynayacağını yazıyor ama ben çok sakinim. Maça odaklanmış durumdayım. Milan'ım Lazio'yu geçerek yükseldiği birinciliği korumak için mutlaka kazanmalı. Onların ev sahipliğinde oynuyoruz, bu yüzden çok daha fazla Inter taraftarı yuhalıyor, hakaret ediyor ama bu benim için sadece iyi bir şey çünkü kan dolaşımıma daha fazla adrenalin karışıyor ve kendimi daha güçlü hissediyorum. 12 Kasım 2010 Pazar: Oynuyoruz. Karşımda Lucio, Materazzi ve Cordoba var; yakından tanıdığım üç sert defans oyuncusu. İlk mücadelede bir grup halinde karşıma çıkıyorlar ve hemen beni nasıl bir oyunun beklediğini açıklıyorlar. Tamam, kartlar masada. Gözlerimi açık tutmam ve bir an bile dikkatimi dağıtmamam gerekecek. Bir top havalanıyor, zıplamaya gidiyorum ama Materazzi ve Lucio'nun biri sağdan, diğeri soldan olmak üzere beni ortada yakalamak için koştuklarını fark ediyorum. Havalanacakmış gibi yapıyorum, onun yerine yerde kalıyorum ve onları birbirlerine çarptırıyorum. Çok komik. Her top böyle olacak. Bir savaş. Ayrıca, Inter'deyken kale arkasıyla sert bir şekilde kapışmıştım. Bir golden sonra elimi cinsel organıma götürerek onlara meydan okumuştum ve şimdi beni Milan ile gören Inter taraftarları beni bir hain olarak görüyor ve infazıma tanık olmak istiyor. Maçta birkaç dakika geçti. Uzun bir top bana doğru geliyor, koşuyorum, ceza sahasına giriyorum, Materazzi beni arkadan biçiyor: penaltı. Golü atıyorum, sonra kollarımı açıyorum ve bana her türlü hakareti savuran Inter taraftarlarına bakmak için duruyorum. Adrenalin pompalanıyor. Tam sevdiğim gibi. Çok güzeldi. İkinci yarının başında, işte beş yıldır beklediğim an. Materazzi ile aramda bir top var. Bana zarar vermek için dalacağını biliyorum. Ama benim onu daha çok incitmek istediğimi bilmiyor çünkü bunca zamandır öfkem artıyor. Bir oyun anlaşmazlığı gibi görünmesi için ideal bir durumda, tam ortada olan topu alıyor. İki ayağıyla kayıyor, darbeyi önlemek için zıplıyorum. Ben de iki ayağımla dalsaydım, yarı yarıya şansımız olacaktı: Ya o bana vuracaktı ya da ben ona. Bunun yerine zıplıyorum, dizlerimi kaldırıyorum ve o altımdan kayarken kafasına dirsek atıyorum. Sert darbenin sesini ve acıyla 'Ah...' deyişini duyuyorum. Yerde yuvarlanabilir, çarpışmada ben de hasar almışım gibi davranabilirdim. Bunun yerine sakince kalkıp gidiyorum. Yerde kalıyor, sonra onu kontrol için hastaneye götürüyorlar. Şakağına iyi yapıştırdığımı biliyorum. Arkadaşım olan Stankoviç gelip bana 'Bunu neden yaptın Zlatan?' diye soruyor. Ona cevap veriyorum: 'Çünkü beş yıl bekledim. Unut bunu, Dejan. Git başımdan...' Soyunma odasındaki en coşkulu isimlerden biri de Pippo Inzaghi: 'Hayatımın en iyi derbisi: 1-0 biz kazandık, üstüne Ibra, Materazzi'yi hastaneye gönderdi!' Ayrıca Pippo ve Şeva'nın önceki derbilerde maruz kaldığı tüm faullerin intikamını da almıştım. Ertesi gün Linate'de uçağa yetişmem gerekiyordu. Bana 'Materazzi burada!' dediler. Cevap verdim: 'Güzel... Bakalım ne yapacak?' Koltuğumdan kalktım. Belki de beni hedefliyordur. Bana ne kadar erkek olduğunu göster, Matrix. Onun yerine tek kelime etmeden yanımdan geçip gidiyor. Sonra Instagram'ın arkasına saklanmak, röportajlarda kendinden bahsetmek, Şampiyonlar Ligi fotoğrafını paylaşmak ve 'Ibra, bu sende var mı?' yazmak kolay. Bu beni güldürüyor. Bu oyunlara ihtiyacım yok. Zamanı geldiğinde bir erkek gibi yapmam gerekeni yaptım. Artık onunla yarım kalmış bir meselem yok. Bir gün Capello'ya 'Mister, Juve'de bir sürü yıldız var. Herkesin saygısını nasıl kazanıyorsunuz?' diye sormuştum. 'Ben istemem, alırım!' diye cevap vermişti. Materazzi'den saygı istemedim, saygıyı aldım. Kendi yöntemlerimle..." - Zlatan

calciolog

169,446 Aufrufe • vor 1 Jahr

Galatasaray Kocaelispor u diriltti İbrahim Seten: Başıma bir şey gelmeyecekse tamam diyeyim. Ben Galatasaray'da ilgili şunu söyleyeyim. 9 Şubat gecesi ben bu programda şey demişim. Clubhouse basılmış. Clubhouse basıldıktan sonra okan hoca oradaymış. Sonra başka yere gitmiş. Gitmemiş. Bir gazeteciye fotoğraf atmış falan diye bir şeyler yazmıştım. Ne gerek var demiştim. Ne gerek var dedim. Dışarıdaki krizi yönetemiyorsan sağ içi de krizi de yönetemezsin. Hoca dedim. Bayağı da ağır gittim. Okan Buruk benim yakın dostumdur. Ondan sonra biz Okan Hoca ile mesajlaştık program içinde. Okan Hoca buna çok gönül koydu. Benim konuşmama aslında. Ama ben o zaman da aynı şeyi söylemiştim. Kardeşim dost acı söyler. Ben burada her sevdiğimi koruyacaksam bu programı yapmamın manası yok. O zaman da dediğimin şu anda arkasındayım. Ben o zaman bu günleri görerek söylemiştim. Gerçekten sağ dışındaki krizleri yönetemiyorsan sağ içindeki hiçbir krize çözüm bulamazsın. Neyi bulamazsın mesela? Ya arkadaş Şimdi en basit soruyu sorayım. Icardi'yi söylüyorsun ya. Icardi kimdir abi? Galatasaray'ın 4. sezonunu geçirdiği. Değil mi? Galatasaray 4. sezonunu geçiren. Hacı'dan fazla gol atmış. Hacı'dan fazla gol atmış. En fazla gol atmış senin yabancı oyuncun. Tarihinin. Bu oyuncuyu bu kadar yerlere düşürmenin en fazla Galatasaray'a zararı var. Bunu da ben düşünecek değilim. Bunu Icardi de düşünemiyor gördüğüm kadarıyla. Maalesef Okan Buruk da düşünemedi. Şimdi Senenin elinde Osman gibi bir yıldız var. Anladık abi. Peki Osman bu sene 16 maçta ilk 11'de oynamış. 13 maçta da yok. Oynamamış. Bence yarı yarı. Yarı yarı yarıdasın. Yani %60 oynamışsa %40 oynamamış. Yahu sen bu %40'daki dakikaları elinde ikardi varsa, barışı istiyorsan... Saray kullanmak istiyorsan veya başka bir oyuncu niye yoksa onu da zaten sorgulamak lazım. Neden buna bir B modeli yapmadın sorusunun cevabını hiçbir Galatasaraylı'nın bildiğini zannetmiyorum. Ama günün sonunda şöyle bir şey oluyor. Sakatlamaz sakatlamaz bir şey olmaz dediğin salla pati bir oyun modeli kurduğun üzerine o sümen olmuyor. O sümen olmadığında Galatasaray artık haber değeri yok. Kazanamıyor. Kaybediyor. Icardi oyuna girdiğinde bugünkü gibi gözüküyor. Konuyla alakası kalmamız zaten. O da kendi intikamını almaya çalışıyor gördüğüm kadarıyla. Ama burada Galatasaray nereden nereye geliyor baba? Bu iş bak boş lafla yürümez. Mayıslar bizim diye hava atmayı biliyorsan Nisan'ın ilk üç maçında beş puan kaybetmeyeceksin. Sen Nisan'da böyle kaybetmeye devam edersen Mayıslar bir bakmışsın başkaları ne olmuş? Sen de en çok gurur duyduğu şeyi kaybetmişsin. Biraz ciddiye almaları lazım işi. Ben mesela bir sıfırdan sonra Şunu görüyorum. Bilmiyorum Haluk katırır mı? Ya 2'yi kovalamıyorlar. Göztepe'de 2-0'dan sonra kovaladılar mı ikinci yarı? Hadi 2'ydi 2-0'da filan 2-1'de. Yani orada bak 25 dakika çok büyük dayak yedik Alsay. Burada da bir şey var. 60'ındaki çocuklar yollamışlar. 60'da 75 arasındaki bölümde 59-74 arasındaki 15 dakikalık bölümde bütün istatistik veriler sıfır. Ya Kocaeli Spor'u son 6 maçın 4'ünü kaybetmiş Kocaeli Spor'u diriltmişsin ya. Şimdi ben Kocaeli Spor'u küçümsemek istemiyorum. Ben Kocaeli Spor'un da hangi şartlardan geldiğini filan da biliyorum. Yani çok büyük olanakları yok. Çok büyük oyuncuları yok. Ya baba şimdi 70. dakikada oyuna giren adamlara bakıyoruz. Yani şeyden sonra hamle oyuncularına bakıyorsun. Can Keleş Beşiktaş'ın gönderdiği Can Keleş değil mi? Evet. Hala Beşiktaş'ta onun. Kara Gümrüğün bile istemediği. Tayfur Bingöl yine Beşiktaş'ın oyuncusu olması lazım. Yok yok. Değil miymiş? Kocaeli almış onu. Kocaeli almışsa Tayfur Bingöl. Petkoviç. O da sakatmış. Ocaktan beri yokmuş. 19 Ocak'tan beri. 13 Şubat galiba. Neyse işte. O zamandan beri yok. İki aydır yok yani. İlk defa burada oynuyor. Abi adamlar Galatasaray'ı paramparça ettiler ya.

Galatasarayultrataraftar

53,020 Aufrufe • vor 4 Monaten

"Marco Materazzi farklı bir vakaydı. Size zarar vermeye çalışırdı. Oyunla ilgili sebeplerin yanı sıra rakibi sinirlendirmek gibi kişisel bir stratejisi vardı. Biri futbolda yeterince yetenekli olmadığında kendini kabul ettirmek için her yola başvurur. Onun tarzı buydu. Ama bana bazı şeyler yaparsanız onları unutmam çünkü burada, göğsümde, bir şey kalır. Onu yakalamak için beş yıl bekledim. Juventus-İnter maçı, 2 Ekim 2005. Materazzi o zamanlar popüler olan ve gözlerinin rengini değiştiren özel Nike kontakt lenslerini takıyordu. Beni her yerde avlayan iki kırmızı, canavar gibi gözbebeği hatırlıyorum. Çift ayakla, makas gibi bir girişle beni yakalamayı çok iyi başarmıştı. Tedavi için sahadan ayrılmam gerekiyor. Topallıyorum. Capello beni değiştirmek istiyor ama ben ona 'Hayır, Mister. Ben idare edebilirim.' diyorum. Sadece onu aramak için geri döndüm. Bu noktada futbolun artık hiçbir önemi yok, benim için oyun çoktan bitti. Ama ağrıdan yürüyemiyorum bile, Capello bunu fark ediyor ve çıkmamı istiyor. Bekleyiş başlıyor. Benim dünyamda işler böyle yürür: Unutmazsın ve intikam almak için doğru anı beklersin. Kendi kendime defalarca söz verdim: Onu yakaladığımda canını yakacağım, çok kötü bir şekilde, böylece bana ne yaptığını hatırlayacak. Ve intikamımı saklamadan alacağım, niyetim herkes için aleni olacak. Başka maçlarda da karşılaştık ama doğru an hiç gelmedi. Sırf 'canı cehenneme' diye onu tekmeleyip çekip gitmekle ilgilenmiyordum. Hayır. Kafamdaki şey için doğru fırsatı yakalamam gerekiyordu. İnter'e transfer oluyorum. Materazzi'yle artık takım arkadaşıyız, bu yüzden planımı askıya almak zorundayım. Antrenmanda ona vuramam. Şimdi birlikte oynuyoruz ve birlikte kazanıyoruz. Takım arkadaşlarıma her zaman saygı duydum. Hatta onunla konuşuyorum, o kişiyi tanıyorum ama kafamda o anı hala duruyor, silmiyorum. Ayrıca müthiş bir hafızam var. Örnek: Bir gün bir çocuk bana imzalamam için bir forma verdi ve ben de ona 'Bunu geçen yıl Roma'da imzalamıştım.' dedim. Çok şaşırmıştı. İnter'de üç yıl oynadım, sonra Barcelona'ya Guardiola'nın yanına gittim. Zaman geçti. Milano'ya döndüm, bu sefer Milan formasıyla oynayacağım. Derbi haftası geldi, sezonun ilk derbisi. Gazeteler mücadeleye odaklanıyor. Herkes Materazzi'nin Ibra'ya karşı oynayacağını yazıyor ama ben çok sakinim. Maça odaklanmış durumdayım. Milan'ım Lazio'yu geçerek yükseldiği birinciliği korumak için mutlaka kazanmalı. Onların ev sahipliğinde oynuyoruz, bu yüzden çok daha fazla İnter taraftarı yuhalıyor, hakaret ediyor ama bu benim için sadece iyi bir şey çünkü kan dolaşımıma daha fazla adrenalin karışıyor ve kendimi daha güçlü hissediyorum. 12 Kasım 2010 Pazar: Oynuyoruz. Karşımda Lucio, Materazzi ve Cordoba var; yakından tanıdığım üç sert defans oyuncusu. İlk mücadelede bir grup halinde karşıma çıkıyorlar ve hemen beni nasıl bir oyunun beklediğini açıklıyorlar. Tamam, kartlar masada. Gözlerimi açık tutmam ve bir an bile dikkatimi dağıtmamam gerekecek. Bir top havalanıyor, zıplamaya gidiyorum ama Materazzi ve Lucio'nun biri sağdan, diğeri soldan olmak üzere beni ortada yakalamak için koştuklarını fark ediyorum. Havalanacakmış gibi yapıyorum, onun yerine yerde kalıyorum ve onları birbirlerine çarptırıyorum. Çok komik. Her top böyle olacak. Bir savaş. Ayrıca, İnter'deyken kale arkasıyla sert bir şekilde kapışmıştım. Bir golden sonra elimi cinsel organıma götürerek onlara meydan okumuştum ve şimdi beni Milan ile gören İnter taraftarları beni bir hain olarak görüyor ve infazıma tanık olmak istiyor. Maçta birkaç dakika geçti. Uzun bir top bana doğru geliyor, koşuyorum, ceza sahasına giriyorum, Materazzi beni arkadan biçiyor: penaltı. Golü atıyorum, sonra kollarımı açıyorum ve bana her türlü hakareti savuran İnter taraftarlarına bakmak için duruyorum. Adrenalin pompalanıyor. Tam sevdiğim gibi. Çok güzeldi. İkinci yarının başında, işte beş yıldır beklediğim an. Materazzi ile aramda bir top var. Bana zarar vermek için dalacağını biliyorum. Ama benim onu daha çok incitmek istediğimi bilmiyor çünkü bunca zamandır öfkem artıyor. Bir oyun anlaşmazlığı gibi görünmesi için ideal bir durumda, tam ortada olan topu alıyor. İki ayağıyla kayıyor, darbeyi önlemek için zıplıyorum. Ben de iki ayağımla dalsaydım, yarı yarıya şansımız olacaktı: Ya o bana vuracaktı ya da ben ona. Bunun yerine zıplıyorum, dizlerimi kaldırıyorum ve o altımdan kayarken kafasına dirsek atıyorum. Sert darbenin sesini ve acıyla 'Ah...' deyişini duyuyorum. Yerde yuvarlanabilir, çarpışmada ben de hasar almışım gibi davranabilirdim. Bunun yerine sakince kalkıp gidiyorum. Yerde kalıyor, sonra onu kontrol için hastaneye götürüyorlar. Şakağına iyi yapıştırdığımı biliyorum. Arkadaşım olan Stankoviç gelip bana 'Bunu neden yaptın Zlatan?' diye soruyor. Ona cevap veriyorum: 'Çünkü beş yıl bekledim. Unut bunu, Dejan. Git başımdan...' Soyunma odasındaki en coşkulu isimlerden biri de Pippo Inzaghi: 'Hayatımın en iyi derbisi: 1-0 biz kazandık, üstüne Ibra, Materazzi'yi hastaneye gönderdi!' Ayrıca Pippo ve Şeva'nın önceki derbilerde maruz kaldığı tüm faullerin intikamını da almıştım. Ertesi gün Linate'de uçağa yetişmem gerekiyordu. Bana 'Materazzi burada!' dediler. Cevap verdim: 'Güzel... Bakalım ne yapacak?' Koltuğumdan kalktım. Belki de beni hedefliyordur. Bana ne kadar erkek olduğunu göster, Matrix. Onun yerine tek kelime etmeden yanımdan geçip gidiyor. Sonra Instagram'ın arkasına saklanmak, röportajlarda kendinden bahsetmek, Şampiyonlar Ligi fotoğrafını paylaşmak ve 'Ibra, bu sende var mı?' yazmak kolay. Bu beni güldürüyor. Bu oyunlara ihtiyacım yok. Zamanı geldiğinde bir erkek gibi yapmam gerekeni yaptım. Artık onunla yarım kalmış bir meselem yok. Bir gün Capello'ya 'Mister, Juve'de bir sürü yıldız var. Herkesin saygısını nasıl kazanıyorsunuz?' diye sormuştum. 'Ben istemem, alırım!' diye cevap vermişti. Materazzi'den saygı istemedim, saygıyı aldım. Kendi yöntemlerimle..." - Zlatan

calciolog

1,348,403 Aufrufe • vor 2 Jahren