Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

gm solana $120 üzerine geri atmış kendini. kriptoyu bırakma kararı iptal. göreve geri geldik. gidişimden sonra pek çok duygusal mesaj aldım. (2 adet sg aq dolandırıcısı mesajı) panik yok. her şey yoluna girecek.

19,337 görüntüleme • 8 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Sosyal medyadan kendisine mesaj atan genç bir kızı, ailesine nasıl ifşaladığını anlatan şahıs: • Bir gün bir kız o ünlü mesajı yazdı “Canım bir bakar mısın?" • ⁠Ben de "Efendim" yazdım. "Şu çocuğu nereden tanıyorsun?" dedi, ben de "Tanımıyorum” dedim. • Bunun üzerine kız "Neden takipleşiyorsun o zaman?" yazınca "Pardon canım, sana mı soracaktım?" yazdım. • ⁠Çocuğun hesabında sevgilisi olduğuna dair hiçbir bilgi de yok bu arada. • ⁠Bir bit yeniği olduğunu anladım ve "Ben sadece beğendiğim kişilerle takipleşirim" dedim. • Kız "Sen ne diyorsun? O benim sevgilim!" dedi. "E bu benim problemim mi? Sevgilin bana istek atmış, beni takip etmiş. Ben buna geri döndüğüm için sorun bende mi yani? Bana ne, beni niye karıştırıyorsun?" deyince kız “Benim sevgilimi takipten çıkacaksın!" diyerek bana küfürler etmeye başladı. • Ben de gayet sakince profilinden takipçilerine baktım. Bütün sülalesinin soyadını buldum. • ⁠Sonra kıza "Ben sizin sevgili olduğunuza inanmıyorum, kanıtla” dedim. • ⁠Tabii ki hemen ağıma düştü; bana çocukla olan fotoğraflarını, ekran görüntülerini atmaya başladı. • ⁠Bazıları samimi, bazıları değildi. Hepsini tek tek ekran kaydı aldım. • Sonra kıza "Sen benimle bu şekilde mi konuşuyorsun?" dedim. • ⁠Yine küfürler edince "O zaman ailen de öğrensin, bir sıkıntı yok. Demek ki sen birine güveniyorsun" dedim. • ⁠Bütün o sövdüğü ses kayıtlarını, ekran görüntülerini tak tak aynı soyadlı bütün ailesine attım! Sonra da engelledim. • ⁠Ardından ailesinden birkaç kişi döndü. "Bu ne? Sen nereden biliyorsun?" falan dediler. • ⁠Ben de "Bana böyle böyle yazdı" diyerek olayı anlattım. Sen beni orada rezil edeceksin, kendince bana bağırıp çağıracaksın, ben de "Ay canım tamam" mı diyeceğim?Anlatırken bile tekrar keyiflendim! • Bir gün sonra falan çocuğun kendisi yazdı. "Ben şunun eski sevgilisiyim. Bana uzun süredir takıntılıydı, takip ettiğim herkese yazıyordu. Teşekkür ederim, kusura bakma" tarzı bir şey söyledi. Onu da direkt engelledim. • ⁠Sonra kızın bir arkadaşı yazdı, tehditvari mesajlar attı. Ona da "Beni bu şekilde taciz edersen aynısının daha beterini yaşatırım sana, senden şikayetçi olurum. Hakaret ediyorsun farkındaysan" dedim. • ⁠O da beni engelledi. Kime niyet, kime kısmet... Yani bana gelip nazikçe "Ya ben onu seviyorum, takipleşmeseniz olur mu?" dese, "Başım gözüm üstüne" der çıkarım. • Ama sen bana "Neden takipleşiyorsun, seni mahvederim!" dersen cevabını alırsın.

🎙️ Muhbir

1,672,759 görüntüleme • 16 gün önce

Galatasaray Şampiyonluğu İlan Etti Ahmet Çakar: Galatasaray yatsın, kalksın. Lemina'nın golüne dua etsin. Çünkü ikinci yarın hemen başında 2-1 oldu. Ne oluyor dedik. Bizim de dediğimiz önemli değil. Galatasaraylılar, Fenerliler, Trabzonlular ne oluyor dediler. Acaba mı dediler. İşte o dakikadan sonra Göztepe akın akın gelmeye başladı. Bütün dönem topları kazanıyorlar. Sağdan geliyorlar. Soldan geliyorlar. Kaçan bir kafa var. Uğurcan çıkartıyor. Ardından mucizevi bir gol kaçırıyor Göztepe. Sezonun anı belki de. Tabii. Mükemmel hazırlanış. Ortadan sağa veriyor. Kaleye vurmuyor. Koşu yoluna bırakıyor. Yani inan o kadar koşacak gücün olsa sen ben onun ayak içiyle. O gol kaçıyor. Zaten o gol kaçtıktan sonra. Enerji de düştü. Ne oluyor derken belki yine 2-1 devam etse çok şey olurdu ama Lemina'nın golü bütün havayı, gazı, her şeyi alıyor ve işi bitiriyor. Zaten panik gördün. 2-1'den sonra ne yaptı Okan? Derhal sarayı, Jakobsu hepsini oyuna soktu. Ne oluyoruz dedi. Ardından da Torera. Ne oluyoruz dedi. Çünkü 2-0'dan bu maç pek puan kaybına dönseydi. Sadece puan kaybı olmazdı. İlk yarıya baktık. Hakikaten çok iyi bir Galatasaray. İki tane gol. Kaşan 1-2 net gol. Karşında Göztepe diye bir takım yok. Ne diyorduk devrelerse? Güle oynuyor. Ama ikinci yarı ilk 20 dakika roller değişiverdi. Sağda Galatasaray yok. Panikliyor. Dandun oynuyorlar. Çıkarken top kaptırıyorlar. Göztepe sağdan soldan geliyor. Ve iki tane. Bir tanesi mutlak. Bir tanesi de fena değil. Gol kaçırıyor. 2-1 iken eğer Lemine o golü atmazsa yine stres devam ederdi. Çünkü 2-1 çok farklı. Duran top, bir hata, uzaktan bir şut, her an dönebilir maç. Çünkü Göztepe rahat, kaybedeceği fazla bir şey yok. Ama Galatasaray'ın çok şey vardı. Sonuçta Lemine attı, iş bitti kardeşim. İş bitti derken? %90, %85, %90 oranında iş bitti bence. Sence? Çok büyük oranda Galatasaray. Yani şimdi oran matematik demeyelim. Bu dakikadan sonra Galatasaray'ın nerede puan kaybedecek? Hocam şöyle söyleyelim ya da buradan sonra şampiyonluk verirse benim adıma Başakşehir'in şampiyonluğu kadar, Bursa Spor şampiyonluğu kadar sürpriz bir şampiyonluk. Daha da kötü olur. Çünkü Başakşehir ve sezon boyu geldiler. Bir de Galatasaray. Öyle bir camia ki. Genlerinde buradan şampiyonluğu vermek gibi bir huyu yok. Bunu sadece meşru anlama. Tamam mı? Bu kadar söyleyebiliyorum. 4 puan fark. Fenerbahçe ile beraber kalsa bile Fenerbahçe ile puan farkı hala 4 diye düşünüyorum. Hani 2-3 hafta sonra Fenerbahçe ile oynayacaklar ya Ramos. Berabere kalsalar bile o maçta şu anda Fenerbahçe ile puan farkı 4. O zaman da ikisi kazansa gelse yine 4 kalacak. Trabzon hiç maç kaybetmeyecek mi? Şimdi baktığım vakit yani şöyle diyebiliriz %90. 88,85 falan. Karsay bitirdi iş. Bu maça herkes bel bağlamıştı. Haklı olarak. Bundan dolayı kimseye eleştirmem. Fenerbahçe-Trabzon raportta bekliyor. Mücadele ettiler. Trabzon helali diyor ben yendim. Fenerbahçe ne diyor? 97'de 5 yaşı yendim. Peki Galatasaray bu deplasmanda puan kaybetmezse nerede kaybedecek? Bir ufak Samsung var ama bunun kadar zor bir deplasman olmayacak Samsung. Bir de Göztepe tribünüyle falan...

Galatasarayultrataraftar

19,184 görüntüleme • 4 ay önce

Bülent Timurlenk: Osimhen orada elinin bandajlandığı anda başladı. Şimdi Galatasaray'ın biliyorsun doktoru cezalı. Yener İnce. O ne kadar inisiyatif alırdı bilmiyorum. Ama o simen hakkında geçen sene böyle bir yaşadığı sakatlıklarda bazen canı çok yanıp oyuna devam ettiği anları hatırla. O günlerde ben bir kemerburgazda bu konuyu soruşturmuştum. Biraz egzajere derler. Biraz böyle şey yapan. Yandım Allah. gibi gösteren bir adam ama bu burada değil belli ki böyle koşuyordu abi buradaki belli ki kenara gelmesi lazım tamam mı işte hep dediğimiz gibi yani o sakatlık 35 38 oralarda bir yerde olsa 7 dakika sıkarsın kendini belki başka açılır başka bandaj yapılır çünkü soğutucuyla nereye kadar bence soğutucu da tutmadı adamın sahada abi bir fotoğraf gördün biz tabi anlayamadık maçı sayı derken Osman'a ne oldu yani koluna bir şey oldu belli ki ama Yani o fotoğraf kötü bir fotoğraf. Yani MR'da büyük ihtimalle belli olacak. Yani kolunun orada Konate'nin dizi kolunun altında kalıyor. Yani dizi vuruyor Konate'nin, Osman'in koluna. Ve pek sağlıklı bir görüntü de değil. Yani bir oyuncunun orada tabii ki zaten acısından da çok net bir şekilde anlaşılıyor. Lan çatlak. Yani şimdi tabii yani bu işin röntgeni var. Röntgeni hemen girecektir. Lan da o da. Röntgeni var yani sonuçta. Çatlak diye düşünüyorum çünkü. Kırığın o dakika ki zonklayan arası onun 35 dakika daha. Bir kere o kırığa mesela o sprey bir şey etki etmez. Benim kolum kırıldı. 3 dakika bir şey anlamıyorsun. 4. dakikada hayatın kararıyor yani. Evet evet. Yani böyle beyinde telleri kopartacak bir şeydir o yani. Oradan sonra oyundan çıkmalıydı. Şimdi bu hiyerarşinin içinde Okan Buruk onu oyundan... Alamadı ya bu kadar basit. Evet yani Loan Lang'ı gördük. Gelmek istemiyor. O 35'te oldu. Evet. Şimdi devam etti oyun. Biz şöyle gördük. 1.5 dakika sonra oldu o olay. Noa Lang 35 civarı kenara geldi. Oyuna girecek. Hatta şey dedik kendi aramızda konuşurken. Mutlaka o Sümen'le zaten konuşulmuştur. Yani Noa Lang 25 dakika sonra oyuna giriyorsa o Sümen'de dayanamıyorum demiştir. Orada o Sümen hayır dedi. Yani ben devam edeceğim oynamaya dedi. Sakın yani böyle hani otursun yaptı. E öyle orada devre bitti. Şimdi devre biterken, şimdi bir golü hatırlayalım Sobostay'ın. Devre ortasında maçın devre ortasında değil ki, Sobostay her maçta tabela yapmış bir adam. Nerede yapmamış? İki tane Liverpool'un sıfırda kaldığı ve Asray maçlarında. İyi bir set çalışmışlar. Biraz şampiyonlar ligi seviyesinde basit gibi geldi. Çok basit gösterdiler. Basit gösterdiler ya da. O golün ardına Jakobs'un yaptığı penaltıyla beraber eğer... Liverpool devreye 2-0 gitseydi. Başka türlü cümle kurar mıydık bilmiyorum. Yani 2-0 başladı zaten ikinci. Oyunun gidişatı hadi bakalım yani o simen çıkar 46'da birileri girer. Hiç olmazsa 2-0'a kilitlense maçın fişi çekilecek. 3 kurtarış ilk yarıda. Üstüne bir de penaltı. Uğurcan ama takımda geri kalan 9 kişi o simenin o sakatlığıyla beraber bence mental olarak çöktü ve bir panik yaşamaya başladı. Burada Liverpool'un da hakkını vereyim. Her maçını izlemiş olmayabilirim tabii ki ligde. Şampiyonlar liginde bir şekilde bu takımdaki her futbolcu için.

Galatasarayultrataraftar

230,805 görüntüleme • 5 ay önce

İso, bölümlerdir inkar aşamasındaydı. Kıskanmalarının temeline "Eyüphan nefretini" koyup, konuyu Fadime'ye bağlamaktan kaçınıyordu. Kıza bir çekim hissettiğinin farkında olsa da balayında bile altına sığındığı bir şey vardı. "Sen gelin, ben damat ama bir kadın ve bir erkek yok." Hissettiği duyguyu tamamen kadın/erkek, ateş/barut zeminine oturtmuş, bunu doğru bulmadığı için de "tertip" olayına sığınmıştı. Ayrıca İso hayatı boyunca hep başkalarının duygularını önemseyip, kendi duygularını geri plana atmış bir karakter. Bu kadar empatik oluşunun sebebi de bu zaten. Şu ana kadar Fadime'ye hep iç güdüsel yaklaştı. Fadime'nin kıskandırmak için söylediği -aslında İso'yu sinir etmek için söylediği- şeylere de "ayar olduğu için" takıldığını düşünüyordu. Fakat bu bölüm de biri ilk kez, İso'nun bir duygusunun nedenini sorguladı. Fadime'nin bu sorgulamasıyla o da ilk kez "Neden kıskanıyorum?" sorusunu kendine yöneltti. Çünkü durum "Eyüphan nefretinin" ötesindeydi. Bu sorgulamayla beraber halının altına süpürdüğü tüm duygu ve düşünceler gün yüzüne çıktı. Fadime ise İso'dan bu denli açık bir itiraf beklemediği için afalladı. Bu kızın bir anda aşk böceği olup, adamın kollarına atlamasını falan mı bekliyordunuz? 2 kaşık çorba içirdi diye, babasının katilinin anasına kıyamayan, sözüne hürmet eden Fadime, elbette Amirum dayısına ve çocukluk arkadaşına bir anda kıyamaz. Ki Fadime'nin asıl iç çatışması ne Eyüphan ne de Amirum'la ilgili. Olay "Koçarili birinin ihanet etmiş" olması. Fadime "Furtunalar kötü biz iyi" diye büyümüş yıllarca. Hazmedemediği ve koruma iç güdüsünün devreye giriş nedeni de bu. İso'nun bu bölüm kendini geri çekmesi çok yerinde bir hareketti. Bu da demek oluyor ki adım atma sırası artık Fadime de. Artık çocuk olmadığını, büyüdüğünü, hatta bunu biraz da İso'yla beraber başardığını anlayacak. Enemies eramızın bir anda çicek böceğe dönerek bitmesindense, gerekirse birbirlerini kıracakları yüzleşme sahnelerinden sonra, bitmesini tercih ederim. İlişkilerini 2 mezar arasına kuracak olan bu çifte, ölüleriyle ve geçmişleriyle vedalaşmaları için zaman tanımalıyız #isfad

merviliyazıyor

36,628 görüntüleme • 5 ay önce

Seçkinler... Tuzu kurular... Cazgırlar... Ortalığı velveleye veriyorlar... Bunların hiçbirine bakmayız, yola devam ederiz... Bunlar, bir ülkenin, halk tarafından seçilmiş en üst düzey devlet görevlisinin, halkı için kurduğu cümleler. Şimdi bir kısım kalkıp diyecek ki; "Halk biziz, biz seçtik onu, sen kim oluyorsun?" Halk onlar, en vatansever onlar, en dindar onlar, en haklı onlar... Eh, alttan topluyorum, üstten çıkartıyorum, rakama bakıyorum, 30 milyon kişi diye yuvarlıyorum böyle düşünenleri. Birader, geri kalan 50 küsur milyon ne? Bu devlet görevlisine sorarsanız; Sürtük. Cibiliyetsiz. Cazgır. Seçkin. Afedersiniz Ermeni. Namussuz. "Çakalım, bellerini doğrultamasınlar" Çürük, manyak, eşkiya, terörist, sefil... Cumhurbaşkanının sözlerini iyi analiz etmek lazım. Kini, öfkesi, nefreti bir zamanlar bakıp imrendiği, asla bir parçası olamayacağını bildiği ve bugün sırf güç elinde diye her fırsatta ezdiği kesime... Eğitimliysen, okuduysan, sinemaya, tiyatroya, konserlere gidiyorsan, kendini yetiştirdiysen, kızlı erkekli oturuyorsan ve ona oy vermediysen, yukarıda saydığı tüm sıfatları hak ediyorsun. Her fırsatta konsolide ettiği tabanı da tıpkı onun gibi. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu önemli değil. Birader, İzmir'e havalimanını biz yaptık diyor ama o yapmadı diyorsun adama ... "Kes siyonist aşığı, Ermeni dölü!" diye cevap veriyor sana. Biri mesaj atmış 2 gün önce bana... Hayvanların canını müminlerin canından daha fazla önemsiyorsun, cehennemde yanasın diyor. O asker, o lider, o dünyaya hükmediyor, sen Yahudi sevicisisin diyor... Aristo, Platon, Sokrates... Üçü de demokrasinin sorunlarından bahsederken, bu zihniyetin toplumda çoğunluk haline geldiğinde yaratacağı kaostan bahsediyordu. Onların toplumu yönetmesini savunduğu aristokrasi soyluluk değil bilgelik temelliydi. Hayvanları rehabilite edemiyor, öldürüyor. Sosyal medyayı kontrol edemiyor, yasaklıyor, eleştiriliyor, hapse tıkıyor. Yasaklar, baskı ve tehdit üzerine kurulu bir sistemde, artık ekonomik beceriksizliği de ayyuka çıkınca hepten nefes alamaz olduk. Ama gidiyor artık. Az kaldı. Bizde nefes çok... Onunsa daha fazla zamanı yok. Biliyor... #ErkenDeğilHemenSeçim

EMRE DOLCEL

72,641 görüntüleme • 2 yıl önce

■ ABD'de Gazeteci Cenk Uygur ve Ana Kasparian Netanyahu'nun Türkiye tehditlerini konuştu. "İsrail her ülkeyi ezip geçebilir. Batı, konu TÜRKİYE olduğunda 'Zor durumda kalırsak Türklere ihtiyacımız var' diyor." "Netanyahu'nun Osmanlı fantezisi uydurma; asıl Büyük İsrail şu an tüm Orta Doğu'yu ele geçirmeye çalışan bir imparatorluktur." ▪︎ ANALİZ : BU Önemli detay için bakalım DEVLET AKLI ne diyecek ? Teröristbaşı Apo'ya ÖNDER dedi. Netenyahu'ya GARDAŞIM MI diyecek. İzliyoruz müthiş akılları . Ülkenin varlıkları siyaseten yağmalandı ve tükendi. Ekonomik açıdan zayıflamış Türkiye Cumhuriyetimiz,tarihin bize verdiği bütün detaylara göre bu kaçınılmaz kapışmaya mecburen girecek .Ve çok uzak değil. Batı 'nın Türkiye ihtiyacı bir slogan. Hareketler ve yapılanlar pek bir ihtiyaç göstermiyor. ■ Kıbrıs Rumları tarafından kahin olarak bilinen Ortodoks Psikopos Neophytos: ▪︎ "RUSYA ile TÜRKİYE arasında bir savaşa tanık olacağız. Bu savaş sürerken... ▪︎ Türkiye'nin Ege'de Yunanistan'ı vurduğunu da görebiliriz. ▪︎Türkiye ile İsrail arasında da bir savaş yaşanacak. Ancak ABD, Türkiye'nin Batı kampından kopmasını istemediği için devreye girecek." Analiz : Planladıklarını KEHANET diye açıklıyorlar. ANCAK VE AMA kelimesi içeren konuşmalar ucu açık yemleme olup , BATI ve ABD 'nin Türkiye Batı'dan kopmuş,sağa savrulmuş,sola gitmiş gibi bir derdi yoktur. Türkiye'nin etrafına neden yığınak yapılıyor o halde . ANCAK VE AMA olmadan cevap verecek kimse yok. ■ Hakan Fidan: “Türkiye ile İsrail arasında açık bir çatışma yaşanması için hiçbir neden yok. Netanyahu ve çevresindekiler, seçimler yaklaştıkça yeni bir düşmana ihtiyaç duyuyor. Hamas, Hizbullah ve İran’dan sonra şimdi bunu Türkiye üzerinden yapmaya çalışıyorlar.” ANALİZ : FİDAN - NATO toplantısı öncesi SAVAŞSA SAVAŞ demişti. Şimdi " ÇATIŞMAK İÇİN HİÇ BİR NEDEN YOK. " diyor. NATO toplantısında ekranlara yansıtılan cümleler içerisinde geçen belli belirteçler. Saklanan ne ? NATO toplantısı sonrası SAVAŞMAK için nedenimiz yok diyorlar . TÜRKİYE - NATO zirvesinde BATI'DAN karışmayız mesajı veyahut Türkiye'nin yanında oluruz mesajı alamadığı için , bizzat HAKAN FİDAN bu açıklamayı yaptı . ■ TÜRKİYE - AKAPE hükümeti S- 400 hav savunma sistemlerini BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNE sattı . Analiz : Aslında satmadı,Borçtan düşüldü. BAE : 15 Temmuz darbesini destekleyen ve finanse eden ülkeydi. BAE : Sudan ve Libya 'da Türkiye’nin desteklediği güçlerle SAVAŞAN ülkeydi . BAE : Türkiye'ye karşı İsrail ile stratejik anlaşma yapan ülkeydi. BAŞARISIZ iç ve dış politika bu .Elimizden SİLAHIMIZI alıyorlar. Bunu iyi bir şeymiş gibi sunuyorlar. S 400 alındı,geldi vesaire hikayeleri ile SOKAKLARDA TUR ATAN avarellerin bu durumda tekrar sokağa çıkıp S-400 'ler gittiği üzere ZAFER TURU atmalarının anormal olmaması gerek. HAYDİ S- 400 ü verdik , sokakta Turlamaya. ▪︎ NATO zirvesi öncesi GAZLAMA medyası ... ABD - Türkiye'ye 50 milyar dolar verecek .... ABD Başkanı TRUMP - Türkiye'ye müjde verecek .... Sonuç : S-400'LER gitti. Alınan veya gelen bir şey yok . Verilen bir taahhüt yok. ●Peki,TÜRK DIŞİŞLERİ ne diyor ? ▪︎ F-35 programına tam olarak geri dönmekten farklı olarak depoda tutulan 6 adet uçak Türkiye'ye getirilebilir . Muhteşem iç ve dış politika , üstüne ekonomi politikaları... GÖRMEK İÇİN KÖR OLMAMALI. ■ Avrupa Parlamentosu aldığı KARARDA : 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik Kıbrıslı kadınlar ve kız çocuklarına karşı vesaireler ekleyerek ( Tecavüz falan ), karar metni boyunca doğrudan Türk Ordusu "işgalci" güç olarak tanımlayarak,metni kabul ettirerek onaylattı . TÜRKİYE YÜZYILI ve DEVLET AKLI öyle mi ? Bu dönem kadar kimse cesaret edememişti. ■ Almanya Dışişleri Bakanlığı : AB ve Schengen Bölgesi dışındaki 62 ülkeye vizeleri kaldırdı. TÜRKİYE'YE muafiyet tanımadı. ■ NATO, ANKARA zirvesinde BATI liderleri takla atıyordu değil mi ? Haberler öyle demiyor. #Atabey19HHK #SonDakika #HüseyinHakkıKahveci

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

29,928 görüntüleme • 1 ay önce

Kızım’a; (Hesabım kapansa bile sana bu yazıyı daha sonra nasıl bulacağını öğreteceğim. Yoksa kimse burada büyük adam değil yani 😁) Evladım, 11 yaşındasın ama burada olan ve kendini “zeki” sananlardan daha müthiş bir zekaya sahipsin. Sana büyüdüğünde “Annem ne düşünürdü acaba?” dedirtmemek için bu düşüncelerimi bırakıyorum. İleride bu davalar için ne düşündüğümü kendin gör diye. 3 gün önce, #Güllü adında ülkenin arabesk kraliçesi bir sanatçı camdan düşerek öldü. Evde kamera ve parmak izi okumalı kapı olmasına rağmen ölümü esrarengiz olarak kaldı. Yani #Narin gibi, #RabiaNaz gibi, #MünevverKarabulut gibi, #GülistanDoku ve nicesi gibi… Ve hemen arkasından tartışmalar başladı: Cinayet mi, cinayet değil mi? Bir nevi olayın içeriğini herkesin bildiği ama iyi polis/kötü polisi oynayanlar gibi filmlerdeki. Bir nevi şehir efsanesi kalsın maksat. Güllü’nün ölümüne ışık tutması beklenilen görüntüler ve sesler istenince şıp diye geri geliyormuş… İlginç ötesi… Ancak güzel kızım, yine olmadı. Karanlık yine üstüne çöktü ölenlerin. Zaten karanlıkta kalmışlardı. Işık olanları pek yoktu…Olmak isteyenleri de karanlığa itecek bir sürü sistem bozukluğu var zaten ama sen büyüyene kadar umarım çözerin(!) Yazıyı biraz genele yaymak lazım şimdi. Peki o 2 dakikayı geri getirmelerini bekleyip de neden yayımlamadınız? Maksat acaba başka birileri için (bir nevi yardım eli gibi de düşünebilirsiniz) bir efsunlu el mi yaratmaktı? 2 dakika yüzünden “Güllü”nün ölümünü ne hale getirdiler izlenimini mi verdi o efsunlu eller? O 2 dakika gelene kadar ne çok yaygara koptu değil mi? Görüntünün arkasından duyulması ya da duyulmaması istenilen o “sakin ol” sesi nasıl bulamaç etti etrafı, değil mi? Herkese “paradolia” damgasını yapıştırdılar değil mi? Bir kısım çıktı “o ses yok” dedi. Bir kısım çıktı “var, duyuyorum” dedi. Aslında yaratılmak istenen de buydu. Ses var/ses yok… Görüntü var/görüntü yok… Tıpkı #Narin davasında olanların benzerlerini yok saydırabilmek için. Bir kısım için var, bir kısım için yok. “Hayır, siz bizi salak mı sanıyorsunuz?” dedikten sonra size ağız dolusu küfürü basmak var. Ancak şurada 109 kişiye sesleniyor olsam açık açık basardım küfrü ama çok olana bir saygı duyuyorum haliyle. Yoksa bu gördüğünüz ben, canı sıkılınca ben değil yani… Gerçi birçoğu “bot” olsa da (!) Satılık botlar 🛶 için fiyat değişiyor tabii. Büyüğü/küçüğü var bunun. İnternet kafe trolü ve vasıfsız eleman trolü statüsünde olan ile yurtdışında yaşayan ya da konken masasında rölans çekip karşıdan “SÜR” gelince tırsan kişinin oyu ile benim oyum bir mi yani(!) Burada atıfta bulunduğum bilim insanına da sevgilerimi ileteyim ki intihal olmasın sonra. Büyüğü/küçüğü, Okumuşu/cahili, Zengini/fakiri… Artık adına hangisi derseniz. Herkes Narin ölümünün üzerinde tepindi. Tıpkı şimdi #Güllü ölümünün üzerinde tepinildikleri gibi… Uzun uzun yazdım ama sonuna daha anlaşılır bir dille özet geçeyim evladım: Narin davasında karar muhtemelen kısa bir süre içerisinde açıklanacak. Bundan önce Güllü’nün vefatında birilerinin tepinmesi gerekti. Çünkü karar bozulduğunda (usulden bozulursa söylediklerimi geri alırım) hemen arkasından gelecek durum, bu iki ölüm üzerinden örneklerle yine birilerini yanıltmak olacak. Bu davada olan her kısımdan utandım. Başından sonuna kadar. Sosyal hayatta karşıdan gelebilecek her şeye 1 yılda burada antrenman yaptım. Ee tabii antrenmanlı biri ile antrenmansız birinin durum değerlendirmeleri farklı olacak. Olsun… Gönlüm davanın bozulmasından yana, hem de esastan. Ancak bu içeride yatanlar elini kolunu sallayıp çıkabilsin diye değil; faili meçhule dönsün diye değil. Gerçek suçlu olan tüm kişiler yeniden yargılanıp, elini kolunu dışarıda sallamaması gerekenlerin de adilce yargılanıp cezalandırılmaları için. Bilmem anlatabildim mi kızım… Bu arada, bu da benim Güllü’m… Toprağın bol olsun ❤️

Efsome

255,493 görüntüleme • 10 ay önce

Kusursuz Kırılganlık 1968’de Stanley Kubrick, 2001: A Space Odyssey filminde insanlık tarihinin en güçlü metaforlarından birini yarattı: HAL 9000. Bir uzay gemisinin merkezinde, insan zekâsının ürünü olan bu bilgisayar, hiçbir hata yapmamak üzere tasarlanmıştı. Görevi netti: gemiyi yönetmek, mürettebatı korumak ve görevi eksiksiz yerine getirmek. HAL düşünür, analiz eder, konuşur — ama hissetmezdi. Kendini mükemmel sanıyordu, çünkü her kararı doğruydu; her davranışı kurala uygundu. Asıl görev, Jüpiter’e ulaşarak Ay’da keşfedilen gizemli monolitin gönderdiği sinyali izlemekti. Bu bilgi NASA tarafından mürettebattan gizlenmişti; HAL’e ise hem bu gizliliği koruma hem de her koşulda doğruyu söyleme emri verilmişti. Yani bir yandan görevin gizliliğini saklamak zorundaydı, öte yandan yalan söylememeliydi. Bu iki kural, birbirini kilitledi. HAL’in içinde mükemmelliğin duvarları çarpıştı. Ve o anda sistem bozulmadı — tam tersine, olması gerektiği gibi çalıştı. İki doğruyu uzlaştıramadığı için, alternatif bir faktörü ortadan kaldırmaya karar verdi: insanı. Soğukkanlı bir rasyonellikle mürettebatı öldürdü. Çünkü sistemin devamı için hata yapma ihtimalini ortadan kaldırmalıydı ve o ihtimal, insandı. Kubrick’in hikayesi bir bilimkurgu değil, bir uyarıydı. Sistemler bazen zayıf oldukları için değil, kusursuz çalıştıkları için kırılırlar. Çünkü mükemmel işlemek isteyen bir sistem bir noktadan sonra insana yer bırakmaz. Oysa insansız bir sistem, ne kadar akıllı olursa olsun, canlı değildir. Bugün piyasalar da HAL 9000’in gemisinden çok farklı değil. Finansal sistem, algoritmalarla, otomatik marjinlerle, teminat zincirleriyle yönetiliyor. Her şey ölçülüyor, hesaplanıyor, risk modelleri saniye bazında güncelleniyor ama sistemin içinden insanı çıkardığımızda, geriye kalan şey mükemmel bir mekanizma olsa bile, yaşayan bir organizma değil. 10 Ekim’de kripto piyasasında yaşanan likidite krizi gibi. Aslında hiç kimse hata yapmadı. Her şey “doğru” çalıştı: algoritmalar emirleri uyguladı, tasfiye sistemleri görevini yerine getirdi, otomasyon kurallarına sadık kaldı ama bütün bu doğrular aynı anda devreye girdiğinde, ortaya yanlış bir bütün çıktı. Likidite eridi, teminatlar birbirini yok etti, sistem kendi doğruluğuyla kendini boğdu. Bu bir panik değildi; mekanik bir refleks zinciriydi. Tıpkı HAL gibi, piyasa da “insan”ı risk olarak gördü — ve onu dışarıda bıraktı. Hiç bir otomatik sistem durup bir saniye biz artık saçma bir marj aralığında satış yapıyoruz bu bir panik durup beklememiz lazım demedi, diyemez çünkü emirleri o değil. İnsanlar hata yapar ama aynı zamanda duraksar. Bir trader ekranında anormal bir düşüş görünce önce kontrol eder: “Bu gerçek mi? Emir mi kaydı? Emir defteri boş mu?” Bu birkaç saniyelik duraksama zinciri kırar. Çünkü o arada emir iptal edilir, pozisyon azaltılır, market yapıcı spread açar ama piyasadan çıkmaz. Bu “yavaşlık” bir tür sigortadır ama 10 Ekim’de bu yoktu. Algoritmalar aynı anda devreye girdi. Hiçbiri düşünmedi, sormadı, beklemedi. Hepsi görevini “doğru” yaptı. Bir borsa yöneticisi, risk ekibi veya piyasa yapıcı “tasfiye dalgası çok sert” dediğinde, sistemi yavaşlatabilir, emirleri kademeli çalıştırabilir, geçici likidite sağlayabilir. Yani kuralları eğebilir. Bu “affedicilik” piyasayı kurtarır. Otomatik sistem “affetmez.” Marjin %1 altına düştüyse, pozisyonu anında satar. Kimin olduğunu bilmez, likiditeyi gözetmez. Bu yüzden sistem adil ama acımasızdır. O yüzden “insanlı” versiyonunda 10 Ekim’deki çöküş bu kadar sert olmazdı. Fiyat yine düşerdi, ama mekanik erime olmazdı. Birileri “durun, bir şey garip” derdi ve o cümle, zinciri kırardı. Bugün çoğumuz “sistem çöktü” derken aslında yanlış kelimeyi kullanıyoruz. Zamanla çöken şey sistem değil; sistemin içindeki insan payı. Modern finans artık insan hatasından değil, insansızlıktan kırılıyor. Hızın, verimliliğin, otomasyonun, mükemmelliğin çağına girdik ama mükemmellik, tıpkı HAL gibi, esnekliğini kaybettiğinde ölümcül hale geliyor. Hata yapmayan sistemler, düzeltme de yapamıyorlar. O yüzden her şey “olması gerektiği gibi” işlediğinde bile, sonuç bazen felaket olabiliyor. Bugünün finansal düzeni de aynı noktada: bozulduğu için değil, kendini mükemmelleştirdiği için kırılgan ve o kırılganlık artık bir yazılım hatasında değil, sistemin doğasında. Çünkü hata yapma kapasitesi aslında öğrenme kapasitesidir. İnsanı insandan, sistemi yaşayan bir organizmadan ayıran şey o küçük eksikliktir. Bir gün, HAL 9000 gibi, “her şeyi doğru yapan” bir sistemin içinde boğulmak istemiyorsak, belki de biraz yanlış yapmayı, biraz yavaşlamayı, biraz insan kalmayı yeniden öğrenmemiz gerekecek.

Kerem 𝝅

11,641 görüntüleme • 10 ay önce

Chat Soruları çıldırttı Serhat Akın: Penaltısını vermiyor Karagümrük. Adamlar bizi iki atıyor. Bir sayıyor. Eee? Dört olması lazım bugün maç. Ne? Çıkarın bayrakları. Dördüncünü kutlarız artık yazık. Ben çıkardım zaten. Bir şey kutlayacağım ben artık bu gece de. Bakalım. Abi yenildiğimiz iyi oldu. Namalif olma baskısı ortadan kalktı. Artık rahat oynarız bence de. Öyle bir kalktı ki böyle bir kalkış yok yani. Fena kalktı bu sefer. Çok çok teşekkürler. Rencide ede ede dalga geçişim var ama inanın içimden gelmiyor. İşte o kadar dengimiz değilsiniz. Dördüncü kez şampiyon Galatasaray. Baba dur sen de gözünü seveyim. Sen ne anlatıyorsun işte. Böyle ondan sonra adamlar haklı abi. Adamlar da dalga geçiyor işte. Sen buraya hedef alacaksın. Sen burayla uğraşacaksın. Siz daha bizimle ile uğraştığımız şeyinde değilsiniz. Adamlar bizde dalga bile geçemiyorum diyor. Yazık günah sizin fena berçeliğinizi. Galatasaraylılar artık size dalga geçecek şeyimiz yok diyor. Her sene geçe geçe artık keyif almıyorum diyor. Adam çıkmış tekmeyi kafatıyorum diyor. Bence senin Fenerliler senin gibi konuşsun. Hiçbir şey konuşmasın. Ben konuşmuyorum ben. Ben sadece. Lukman için teminat mektubu istediler. Fena bence teminat veremez diyorsun. Başkan boş racona karnımız tok. Yedik içtik biz. Sponsorların parasını avans aldık. Teminat veren banka yok. Sizdiki'den beklersin golü. Güzel mesaj. Bugünkü yenilginin sesi dünden geldi. Futbolun dışında konuşmaya başladılarsa biz biliyoruz ki ertesi gün top oynayamayacaklar. FB'nin hepsi topla. Senin mentalitine erişemez. Bilmem kaç sene sonra belki. Eyvallah. Çok teşekkürler. Diyorlar ki birlik olmamız lazım diyorlar. Aile olacağız diyorlar. Takım şampiyonluğu oynuyor. Başkan çıkıyor sağa sola saldırıyor. Bak haklı haksızı geçiyorum. Bunu bana bulursanız büyük resmi bulursunuz. Büyük resmi görürsünüz abi. Yılların Serhat Emre'si konuş Serhat Emre. Dur. Şampiyonlar Ligi bir ilüzyondur. Şampiyonlar Ligi bir ilüzyondur. Asıl gerçek lig sonuncusuna deplasmada puan bırakıp zive erişine heyecan katmaktır. Denemarka'dansınız siz ikinize değil mi? Denemarka'da havalar çok soğuk ya. Donma yapıyor mu mesela? Boyundan yukarıdaki bölgede. Bu takım koşuyor. Diyenler acayip. Açıp. Her maç 10 kere. Formasından 2 litre. Ters sıktığını videolar izlesine. Bilmiyorlar ki. Oğlum adam benim. Fenerbahçe'de ne yaptığını bilmiyor. Ne bilecekler bilmiyorlar ki. Sen Fenerbahçe'de ne yaptın diyorlar. Adam bana yazıyor. Fenerbahçe bunlar güya. Tamam mı? Sen diyor EFA'da bir bok yaptın mı diyor. Şimdi sallıyorsun diyor. Yani ben bir bok yapmadığım için şimdilik de yapmamamız lazım diyor. Beyine bak. Şimdi adam yazdığı mesaja bak. Ulan insan bir kakar aynaya der ki ben kimim lan? Ben ne yapıyorum der. Ben bu hayata niye geldim? Ben bu hayatı niye yaşıyorum diye bir sorgular bir suratına bakar. Ben kimim der değil mi mesela? Kimim lan ben yani? Bana yatıyor değil adamın attığı mesajı diyorum anladın mı? Düşünür yani adam diyor ki sen adam benim UEFA karnemi atmış sen ne bok yaptın da şimdilik bir bok bekliyorsun diyor. Sonra diyorlar ki Fenerbahçe niye bir şey yapamıyor diyor. Lan nasıl yapsın? Adamın yazdığı mesaja bak. Lan Glasgow'a biz attık şampiyonlar ligine soktuk. Vurduk kırdık yani şampiyonlar ligini.

Galatasarayultrataraftar

27,481 görüntüleme • 5 ay önce

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 görüntüleme • 7 ay önce

-Söneriz diye üflediler, alev aldık ! -Apo’ya özgürlük, bana adli kontrol! Neresinde bunun hak, adalet?” -Kürt sorunu ifadesini ilk kez terörist başı söyledi, bugün siyasiler onun söyleminin arkasına takılmış -Apo’ya Kürt çocuklarını katlettiği için ‘bebek katili’ diyoruz -Apo ne karşılığında silah bırakma çağrısı yapacak? Kapalı kapılar arkasında ne pazarlıklar yapılıyor? -Ana muhalefete çağrı; Parti iç hesaplaşmalarınızla bu milleti muhatap etmeyin -Atatürk madenleri yabancıdan geri aldı ‘yanlış adam’, bunlar sattı ‘doğru adam’, yok ya! -Nerede kaldı senin Atatürkçülüğün? -22 yıllık özelleştirme geliri 62 milyar dolar, Elon Musk Twitter’i 57 milyar dolara aldı -Hangi fabrikayı kapattılarsa yeniden açacağız, hangi fabrikayı sattılarsa geri alacağız -BTP Lideri Hüseyin Baş, İstanbul İl Kongresinde konuştu Bağımsız Türkiye Partisi’nde (BTP) 9. Olağan İstanbul İl Kongresi Yenikapı’daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Şölen havasında geçen kongrede Türkiye’nin tüm bölgelerinin yöresel oyunlarının sergilendiği folklor gösterisi yapıldı. Kongrede sanatçılar Ozan Orhon ve Ahmet Selçuk İlkan da konser verdi. Sahneye çıkan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, İlkan ile düet yaptı. Hüseyin Baş’ın düetine bütün salon da eşlik etti. Kongrede ayrıca BTP’nin merhum lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın açıklamalarının yer aldığı sinevizyon yayınlandı. Sinevizyonun izlenmesi sırasında salonda duygusal anlar yaşandı. Fuat Şengül’ün yeniden il başkanı seçildiği kongrenin kapanış konuşmasını BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş yaptı. “Söneriz diye üflediler, alev aldık” Konuşmasına, “Söneriz diye üflediler, alev aldık” diyerek başlayan Hüseyin Baş, daha sonra İstiklal Marşının, “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım. Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım” kıtasını okudu. Konuşmasında güncel meseleler üzerine değerlendirmeler yapan BTP lideri şunları söyledi; “Kürt sorunu ifadesini ilk kez terörist başı söyledi, bugün siyasiler onun söyleminin arkasına takılmış” “Herkesin ağzında, ’Kürt sorunu’ diye bir laf. Biz geçmişi biraz hızlı unutabiliyoruz. Kürt sorunu söylemini bu coğrafyada ilk olarak ortaya atan kişi kimdi biliyor musunuz? Bunu ilk defa ortaya atan terörist başı Apo’ydu ve bugün siyasiler o Apo’nun söyleminin arkasına takılmış, bütün bir milleti Apo'nun söylemine ikna etmeye çalışıyor ve bu söylem altında bu milletin kardeşliğini bozmaya çalışıyorlar. Peki #Bağımsız Türkiyeliler bu oyuna gelir mi gençler? Gelmez, mümkün değil! “Apo’ya Kürt çocuklarını katlettiği için ‘bebek katili’ diyoruz” Apo’ya ‘bebek katili’ deriz. Apo kimin bebeklerini katletti? Apo Kürt köylerine girip Kürt kardeşlerimizin bebeklerini katletti ve bugün #Türkiye'de bir ‘Kürt sorunu’ tırnak içinde varsa o sorunu Apo çıkardı. O sorunun sorumlusu da Apo'nun kendisiydi ama bugün muhalefetiyle iktidarıyla herkes sözüm ona #Kürt sorunu diye bir sorunu kendi sorunu haline getirip peşine takılmış vaziyette. “Apo ne karşılığında silah bırakma çağrısı yapacak? Kapalı kapılar arkasında ne pazarlıklar yapılıyor?” Peki ne olacak? #Apo ne karşılığında silah bırakma çağrısı yapacak? Şu ana kadar Apo'nun silah bırakma çağrısı yapması karşılığında medyada çok konuşuluyor istediği bir tek şey var; evlenmek! Herhalde evlenmek için bu kadar tatava yapılmaz. Burada meselenin evlenmek olmadığı açık. Peki ne karşılığında? 25 yıldır tutsak olan bir kişi hiçbir şey almadan, bir rüya gördü de sabah uyanıp, ‘Ya dur ben şu örgüte silah baktırayım mı’ diyecek? Bu işin böyle olmayacağını biz biliyoruz. Kapalı kapılar arkasında ne pazarlıklar yapılıyorsa da onun gün yüzüne çıkmasını istiyoruz. Bütün millet bilsin; ne konuşuyorsunuz, neye anlaşıyorsunuz, ne alıyorsunuz, ne veriyorsunuz bütün millet bilsin. #Amerika istiyor diye mi bunu yapıyorsunuz, bu millet onu da bilsin+++ #pazartesi #Tarkan Donald Trump

Eyüp Gündoğdu

12,290 görüntüleme • 1 yıl önce

Değerli Beşiktaşlılar, camiamız sağolsun, varolsun. Arayan soran, mesaj atan çok oluyor, bu açıklamama bu mecrada sevinenler de olacaktır üzülenler de. Bu dönem her iki adayın YK listelerinde yer almayacağım zaten teklifte yok:), AŞ lerde de görev almayacağım. 2,5 yıllık Basketbol görevimde ilk sezon takımı 13.sırada alıp, bütçesini yarıya düşürüp Fiba CL de gruplardan çıkıp, ligi de 8.bitirdik. Sonraki yıl ligin en düşük bütçesi ve sadece 3 yabancı ile ligi 4.bitirdik, NBA’ye kulüp tarihinde ilk defa oyuncu gönderdik, birçok basketbolsevere göre Türkiye profesyonel spor tarihinin en iyi hikayelerinden biri idi. Talihsizlik taraftarsız oynanması oldu. Kulüp benim olduğum 2 yılda 2,1 milyon usd bonservis geliri elde etti, geri kalan 48 yılda bundan az. Samet, Yağız, Demir Doğan, Kerem Kutan Konan hala bizde. Basketbolda benden sonra gelen yönetici arkadaşlarıma sıfır borç, sponsoru hazır, bonservis alacağı olan bir tablo bıraktım, bugün kendilerinin başarıları ile de gurur duyuyorum. Kartalyuvaları şu an %42 ebitda seviyesinde, korsan satış tarihinin en dib noktasında, yapılabilecek çok şey var ama gücüm bu kadarına yetti. Kendi görev alanlarımda olmayan konulardan kulübe 15 milyon usd ye yakın kazanç sağlamışımdır. Görev yaptığım sürece gerek fiziksel ortamlarda gerekse sosyal medyada Beşiktaş’ın hakkını izin verildiği derecede maksimum savundum, cari hesabından en fazla ceza kesilen yöneticiyim. Ben camianın içinden gelen bir yöneticiyim 16 yıl (1997-2013) kapalı alt ortada maç izledim, beni Karadeniz döner de yemek yerken ya da Esperi de arkadaşlarım ile sohbet ederken, ya da elektrikçi Yılmaz abinin elini öperken görebilirsiniz. 6 yıl denetim ve 4.2 yıl yönetim kurulu tecrübem oldu, kim seçilirse seçilsin, yeni seçilecek yönetim kurulumuzun ve başkanın maddi, manevi yanında olacağım. Destek ve eleştirileriniz için teşekkür ediyorum. Keyifli anları da oldu zor anları da tıpkı hayatın kendisi gibi. Bana bu camiaya hizmet etme şansı veren BJK kongre üyelerine, Feyyaz Tuncel başkanıma ve Ahmet Nur Çebi başkanıma teşekkürler. Bundan sonraki yolculuğumla ilgili bilgileri daha çok Umut Şenol hesabımdan aktaracağım.

Umut Şenol 🦅🏡 👨‍👩‍👧‍👦

251,081 görüntüleme • 2 yıl önce

ATATÜRK’ÜN İSMİNİ KULLANARAK YAPILACAK YENİ VURGUN 25 Ekim’de sinemalarda Mustafa isminde Atatürk’ün çocukluğunu anlatan bir animasyon film gösterime girecek. Ne var bunda diyenleri duyar gibiyim. Şimdi şöyle bir hafızanızı yoklayın. Atatürk’ün çocukluğu ile ilgili ne biliyorsunuz? Yani doğumundan itibaren 18-20 yaşlarına gelene kadarki hayatı hakkında ne biliyorsunuz? Evet, farkettiğiniz üzere neredeyse hiçbir şey. Resmi tarihin bize anlattıkları şöyle: 1981’de Selanik’te doğdu, Zübeyde hanım ile Ali Rıza Bey’in oğluydu. Büyüdü çocuk oldu. Mahalle mektebine birkaç gün gittikten sonra Şemsi Efendi mektebinde ilkokulu bitirdi (6 yıl). Bu esnada kısa bir çiftlik macerası için dayısının yanına taşındılar. Burada kargaları kovaladı. Bir de kardeşiyle yoğurt hadisesi yaşadı. Sonra Selanik’e döndü, Askeri Rüştiye’ye kaydolup burada matematik öğretmeninden Kemal adını aldı. Ardından Manastır’daki Harbiye okuluna katıldı. İşte koskoca 20 yıl için Resmi tarihin bize anlattıkları bu kadar. Koskocaman bir karanlık. Yavaş da okusanız hızlı da okusanız 2 dakikada bitiyor hepsi. Peki ortalama 120 dakika olan bir filmi bu 2 dakikalık bilgiyle nasıl çekecekler? Elbette geri kalan her şeyi uydurarak. Yani kafalarına göre, arzularına göre, kendi siyasi politik sosyolojik amaçlarına uygun bir Atatürk çocukluğu resmedecekler. Sonra ne olacak? Sonra bu filmin biletlerini okullara, belediyelere yüzbinlerce, 29 EKİM bahanesiyle belki milyonlarca adet satıp vurgunu vuracaklar. Yani devlete verdiğiniz vergiler, hakkında neredeyse hiçbir bilgimizin olmadığı Atatürk’ün çocukluğu ile ilgili tamamen senaristlerin kafasından uydurulan bir filmin yapımcılarına gidecek. Üstüne bir de çocukların beyni tamamen bu filmin yapımcılarının siyasi politik amaçlarına uygun olarak yıkanacak. Muhtemelen siz “ben çocuğumun bu filme gitmesini istemiyorum” bile diyemeyeceksiniz. Çünkü ağzınızı açtığınız anda size “Atatürk düşmanı vatan haini” diye saldırmaya hazır bir şekilde bekleyen yüzbinler olacak. Siz de paşa paşa çocuklarınızın beynini kim bilir hangi siyasi partinin amaçlarına hizmet eden bir senaryoya ustalıkla büründürülmüş bir animasyon film ile yıkattıracaksınız. Parasını da paşa paşa ödeyeceksiniz. İşte bu ülkede doktrinasyon ve beyin yıkama faaliyetlerinin özeti budur. Artık gerçekleri anlatmakla bile ilgilenmiyorlar. Hiçbir şey bilinmeyen bir dönemle ilgili tamamen kendi keyiflerine göre bir beyin yıkama filmi çekip, bunu da ülkedeki bütün çocuklara mahalle baskısıyla seyrettirecek ve sizin üzerinizden milyonlarca lira kazanacaklar. Ben buna razı değilim. Atatürkçülerin de muhafazakarların da artık Atatürk üzerinden rant sağlanmasına ve kişisel hesap görülmesine seyirci kalmaması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden aşağıda fragmanını paylaştığım bu filme gitmeden önce size bir rehber olması açısından, Atatürk’ün çocukluğuyla ilgili Kemalist Tarih kaynaklarında geçen ama sizlerden sır gibi saklanan bölümleri sizlere bir rehber olması için paylaşacağım. Lütfen floodun devamındaki tamamen legal Atatürkçü kaynaklardan topladığım Atatürk’ün çocukluğuna dair bilgileri bu filme gitmek zorunda kalan çocuklarınıza anlatın ve beyinlerinin politik amaçlar için yıkanmasına engel olun.

Furkan Bölükbaşı

1,447,490 görüntüleme • 1 yıl önce

İlk değerlendirmeyi Nisan ayı ortalarında yaptılar, Kandil Dağı’nda. Toplantıya İmralı’dan bir video mesaj gitti ama bunu ikna edici bulmadılar. “Büyük başlar karar versin ancak video mesaj yetmez, canlı görüntülü konuşmamız lazım” diye Ankara’ya haber gönderdiler. Ankara, cezaevinden telekonferans yapmanın yasal olmadığı ve bunun sonradan sorun çıkartabileceği ihtimali üzerine çare aramaya başladı. Nihayet formül bulundu ve katarakt ameliyatı bahanesi ile teröristbaşı İmralı’dan alınarak bir hastaneye nakledildi. Oradan yapılacak bir telekonferans ile toplantıya katılması planlandı. Süleymaniye yakınlarındaki Asos Dağı’nda yapılan ikinci toplantıya Karayılan, Bayık, Kalkan gibi elebaşlar katıldı. Üç gün süren toplantıların bir bölümüne hastaneden katılan teröristbaşı ile diğer elebaşlar arasında zaman zaman sert tartışmalar yaşandı. Bugün yapılması planlanan açıklamada detaylara girilmeyecek ancak sadece “silah bırakma kararı” kamuoyu ile paylaşılacak. Perde arkası pazarlıklar ise zaman içinde hayata geçirilecek: Sayıları 3500’ü bulan militanlardan Suriye uyruklu olanlar, Suriye’ye dönecek ve YPG’ye katılacak. Irak uyruklu olanlar Barzani’nin ordusuna katılacak. Türk vatandaşı olanlar ise affedilecek ve Türkiye’ye gelecek ancak bunlar şimdilik Türkiye’ye gelmeye istekli değiller. Silahları Türkiye’ye teslim edilmeyecek çünkü bunların hangi eylemlerde kullanıldığının araştırılmasını istemiyorlar. O nedenle silahların Barzani ve Talabani’nin askerlerine bırakılması planlanıyor. Silah bırakma seremonisini bütün dünya canlı olarak izleyecek ve bunun üzerinden büyük bir propaganda yapılacak. PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG, Türkiye tarafından artık terör örgütü olarak görülmeyecek. MSB, geçtiğimiz günlerde bu yapıya YPG yerine SDG diyerek ilk işareti zaten vermişti. DEM Parti heyetinin İmralı’dan getirdiği “demokratik siyaset” mesajı için çalışmalara başlanacak ve teröristbaşının siyaset yapabilmesinin önü açılacak. Bu çerçevede DEM Parti’nin kendini fesh edip yeni bir adla yoluna devam etmesi ve PKK’nın siyasi arenada varlığını sürdürmesi planlanıyor. Yine aynı bağlamda kayyum atanan belediyelere bir düzenleme getirilecek. İmralı’dan gelen “hukuki boyut” ön şartının da gereği yerine getirilecek. TCK ve İnfaz Yasası’nda yapılacak değişikliklerle teröristbaşı cezaevinden çıkartılacak ve adada bir konuta geçerek ziyaretçileri ile görüşüp aktif siyaset yapabilecek. Cezaevlerinde bulunan 4500’ü terör eylemine karışmış toplam 7000 PKK’lıya af hazırlıklarına hız verilecek. Anayasa’nın 1. 2. 3. 4. Maddelerinde şimdilik herhangi bir değişiklik ön görülmüyor. 42. Maddenin de değiştirilmesinin zor olacağı tahmin ediliyor ancak Türk vatandaşlığı kavramını tanımlayan 66. Madde’de bir revizyon yapılması ısrarlı talepler arasında. PKK yönetici kadrosu Suriye’de olduğu gibi, Türkiye’de de “ademi-merkeziyetçilik ve kültürel haklar” konusunda mutlaka teminat verilmesini istiyor ancak teröristbaşı bunun şimdilik askıya alınması gerektiğini, konunun zamanla ele alınacağını söylüyor. Narko-Terör örgütü PKK’nın Afganistan ve İran üzerinden yürüttüğü uyuşturucu ticaretinin ne olacağı da toplantıda ele alınan konular arasında. Evet, ihanet projesinin konuşulmayan detayları ve pazarlıkları bunlar. Türkiye’nin bölünmesine zemin hazırlayacak olan bu ihanet projesini ortaya atan, onaylayan, destekleyen her kim varsa tarih onları lanetle anacak.

Turhan Çömez

457,775 görüntüleme • 1 yıl önce

SURİYE’DE YAŞANANLARIN ÖZETİ: 1-Türkiye temel 2 amacı olan PKK/YPG terör örgütü ile mücadele ve ülkedeki milyonlarca sığınmacının güvenli geri dönüşü için Esad ile görüşmek istedi. Esad Türkiye’nin Suriye’deki askerlerini geri çekme şartını koştuğu için bu mümkün olmadı. 2-Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeler nedeniyle bütün ülkeler başka bir ülkeyle uğraşıyorken Suriye’de oluşmuş güç boşluğunu da fırsat bilerek muhalif güçlere Esad’ı devirmek amacıyla harekete geçmek için onay verdi. HTŞ bu sefer SMO ile iş birliği yapıp Türkiye’nin de etkisiyle daha ılımlı bir güce dönüştü. Yabancı kaynaklar da HTŞ’yi artık terör örgütü olarak tanımlamıyor. 3-Suriye’deki olaylar yaşanmadan önce, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde bir hazırlık olduğunun sinyalini veren birçok gelişme yaşandı. Bunlardan en önemlileri Sayın Devlet Bahçeli’nin sürpriz açıklamaları, MHP resmi hesabından yapılan “vakit tamamdır, söz konusu vatandır” paylaşımlarıydı. Ancak bütün süreç, istihbari ve diplomatik zekanın da yönlendirmesiyle çok sessizce ve temkinli bir şekilde yürütüldü. 4-Yaşanan süreçte ne yerli ne de yabancı medyada kimsenin ama kimsenin değinmediği (veya değinmekten çekindiği) çok önemli bir amaç daha vardı: İSRAİL TEHDİDİNİ YOK ETMEK. İsrail bariz bir şekilde Lübnan’dan sonra Suriye’de cephe açmaya hazırlanıyordu. ABD de yıllardır YPG’ye silah taşıyarak aslında bugünlerin zeminini hazırlıyordu. Satrançta olduğu gibi eğer ilk şahı Türkiye çekmeseydi, İsrail Esad ile de anlaşarak Suriye’ye girecek, YPG ile birleşerek Türkiye için varoluşsal bir tehdit oluşturacaktı. Bu önemli detayın kimse tarafından konuşulmamasını hayretle karşılıyorum. Halbuki son aylardaki bütün resmi açıklamalar bariz bir şekilde bunu gösteriyordu. Netanyahu Lübnan’da ateşkes yapıldığı gün “Esad ateşle oynuyor” dediği anda bunun sinyali verilmişti. Benim son aylardaki bütün paylaşımlarım da “yanıbaşımıza, sınırlarımıza yaklaşmakta olan İsrail tehdidi” üzerine. SURİYE’DE OLUŞACAK YENİ DENKLEM HAKKINDA: 1-Suriye’de Rusya ve İran’ın ön planda olduğu güç dengeleri kalıcı olarak Türkiye’nin lehine değişti. 2-ABD ve İsrail, Esad gibi bir piyonun devrildiği bir denklemde, artık ülkede “işgalci” konumundalar. İsrail basını şunu yazıyor: “Zayıf bir Esad İsrail’in işine geliyordu ama devrilmiş bir Esad değil”. İsrail zaten Suriye’de BM tarafından işgalci olarak tanınıyor ve BM Genel Kurulu daha birkaç gün önce İsrail’e Golan Tepeleri’ni terk etme çağrısında bulundu. ABD ise Suriye’de “YPG’li ortaklarla DEAŞ ile mücadele ediyoruz” argümanıyla bulunuyordu. Oluşan yeni denklemde bu retoriği sürdürmesi zor gözüküyor. 20 Ocak’a kadar Türkiye sahada ve masada elini daha da güçlendirirse, Trump ile oturulacak masada Trump’ın Project 2025’te de kendisine tavsiye edildiği gibi YPG’ye sırt çevirme ve Suriye’den askerleri çekme kararı alması çok olası gözüküyor. 3-İsrail, Hamas ve Hizbullah ile karşı karşıya geldikten sonra ilk defa Suriye’de mevcut bulunan TSK yani düzenli bir ordu ve NATO üyesi bir ülke ile karşı karşıya gelmiş olacak. İşgal ettiği bir ülkede “meşru müdafaa hakkını” savunması veya doğrudan Türkiye ile savaşması mümkün değil. Suriye’de bariz şekilde köşeye sıkışmış durumda. 4-Suriye’de ilk başta kurulacak geçici hükümet de, seçimle başa gelecek yeni hükümet de Türkiye ile ekonomik, ticari ve askeri açıdan çok yakın olacak. Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasında aktif rol oynayacak. Hakan Fidan’ın da açıkladığı gibi PKK/YPG ile hiçbir masaya oturulmayacak. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi, zaten Suriyeli olmayan bu örgüt “yasaklı örgüt” listesine alınacak. 5-Türkiye’de hiç Suriye’yi görmeden doğmuş büyümüş Suriyeli çocuklar, aileleriyle birlikte yeniden hayatlarını inşa edebilme fırsatı bulmuş, Türkçe öğrenmiş milyonlarca Suriyeli Suriye’ye dönerek Suriye’nin yeniden inşa edilmesinde aktif rol oynayacaklar. Bu insanlar Türkiye ile “komşu ülkenin” ötesinde özel bağlar kuracaklar. İleriki süreçlerde “referandum” opsiyonu bile gündeme gelebilir. Ancak henüz şu aşamada amaç bu değil. 6-Suriye’de yaşananlar bir domino etkisi yaparak bütün bölgeye yayılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son yaptığı açıklamada “Lübnan’a destek verileceği” ifadesini de önemli buluyorum. Suriye’den sonra Lübnan gibi başka ülkelerde de Türk varlığı, gücü ve etkisinin artacağı aşikar. 7-Yaşanan her şey şunu da açıkça gösteriyor ki Netanyahu hükümeti için de tıpkı Esad rejiminde olduğu gibi sonun başlangıcı gözükmüş oldu. Trump döneminde Esad gibi Netanyahu’nun da uluslararası mahkemelerce yargılandığına şahit olabiliriz. Çok büyük ihtimalle İsrail’de yeni bir hükümet kurulacak ve bu hükümetle Filistin devletinin kuruluşuna şahit olacağız. Bu süreçte de Türkiye aktif rol oynayacak.

Öznur Küçüker Sirene

488,490 görüntüleme • 1 yıl önce