Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Görüntü Hatay-Reyhanlı'dan... Suriyeli hırsız bir evden çaldığı bir poşet dolusu para ile kaçıyor... Ve aldığım bilgiye göre bu hırsız yakalanıyor ama sınır dışı edilmek yerine serbest bırakılıyor!!!

272,980 görüntüleme • 2 yıl önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Fatih Altaylı, ‘Lağım nasıl patladı?’ diyerek anlattı: “Rasim Ozan Kütahyalı ile başlayıp, Cem Küçük ile devam eden, Tahir Sarıkaya’nın tutuklanmasıyla genişleyen ve daha başka yerlere de gideceği artık aşikar hale gelen soruşturma ile ilgili meseleye hakim birkaç kişi ile görüştüm; • Bunlar birkaç yıl öncesine kadar bir ekip olarak hareket ediyorlarmış ve iktidara yakın medyadaki bazı isimlerin ve yöneticilerin kontrolü altındaymışlar. • Ancak önce Rasim Ozan Kütahyalı bu ekipten dışlanmış. Nedeni kimine göre açgözlülük, kimine göre paylaşmada adaletsiz davranması, kimine göre fazla geveze olması, kimine göre para için başka işlere de bulaşması, kimine göre de medyadaki muhalif isimlerle ve CHP’lilerle de fazla görüşmeye başlaması olmuş. • Bu dışlanmadan sonra Kütahyalı’nın serseri mayına dönüştüğü, çok farklı kesimler tarafından kullanılmaya başlandığı ve onu kullananların da uyarılması üzerine tam olarak sahipsiz kaldığı söyleniyor. • Bu arada bugün ortaya çıkan pek çok meseleyi, Kütahyalı bir süredir yakın çevresi ve hatta iktidara pek de yakın olmayan isimlerle de paylaşıyor, Tahir Sarıkaya, Cem Küçük ve bir yayın yönetmeni hakkında çok açık suçlamalar yöneltiyormuş. • Cem Küçük ise iktidar çevrelerinde zaten sevilmeyen ve güvenilmeyen bir isimmiş. Kendisine derin devlet süsü vermesi rahatsızlık yarattığı gibi, tehdit ve şantaj iddiaları AK Parti’nin siyaset ve bürokrasideki önemli isimlerinin de kulağına gitmekle kalmamış, bunlarla ilgili şikayetler de olmuş. • Çalıştığı kanala da bu yönde çokça uyarı yapılmış. Kanal yöneticileri de uzun süredir gelen bu uyarıların artık bir soruşturmaya döneceğini kesin olarak anlayınca işine son verilmiş. • Adını daha önce pek duymadığım Tahir Sarıkaya ise aslında bir tür PR ajansı gibi çalışırmış. Sadece iktidar yanlısı gazetecilerle değil, ortada duran hatta muhalif isimlerle de yakın diyaloğu varmış. • Gazeteciler ile belediyeler arasında ilişkileri düzenler, ısmarlama röportajlar ve haberler yaptırır, bunların bazıları için ödemeleri organize edermiş. Gazetecilik kisvesi, onun bu işleri yürütebilmek için kullandığı bir kılıftan ibaretmiş. • Bana bunları söyleyen biri, “Sarıkaya’nın telefon kayıtlarına bakılırsa hiç ummadığınız insanlarla bile diyalog içinde olduğu ortaya çıkar. Bu elbette o insanların Sarıkaya ile akçeli işler yaptığı anlamına gelmez ama kendini korumak için muhaliflerle bile çok sıkı fıkıydı” dedi. Peki bu lağım nasıl patladı? • Yine anlatılanlara göre ortada bir “itirafçı” var. Savcıların elindeki itirafçı metnini görenlere göre bu itirafçı kuvvetle muhtemel Rasim Ozan Kütahyalı. Pek çok bilgi vermiş ve “Bu yüzden yakında tahliye edilebilir” diyorlar. • Maddi menfaatler başlangıçta ayakkabı, takım elbise gibi ufak tefek şeyler gibi görünüyordu. Ben de şaşkınlıkla izliyordum. • Ancak konu tam da böyle değil gibi görünüyor. “Çok daha büyük paralar söz konusu. Aslında bir buzdağı var. Miktarlar çok çok büyük. Milyonlar aktarılmış. Bazı isimlere düzenli ödeme yapılmış. • Deştikçe çıkıyor. Savcılık çok detaylı bir çalışma yapıyor. Birisi çomak sokmaz ise iş çok büyüyebilir” diyorlar. • Cem Küçük son halka olsun diyenler yanıldı. Zincir uzayacak gibi görünüyor. Meseleyi bilen biri “Sadece para, tehdit, şantaj, güç simsarlığı, ilişki simsarlığı değil. Çok boyutlu bir inceleme var. Bunların İsrail bağlantıları, Adnan Oktar ilişkileri de inceleniyor. Parasal taraf daha kolay çözülüyor ama diğer tarafa da bakılıyor” dedi. • Peki, bu işin içinde kimler var ve zincir daha ne kadar uzar? Aldığım yanıt şöyle; “Tahir Sarıkaya üzerinden çok geniş bir gazeteci kesimine bakılıyor. Ancak burada çeteleşen, birlikte hareket eden kadro şimdilik daha kısıtlı. Bir genel yayın yönetmeni, birçok ünlü spor yorumcusu ve iki gazeteci var. Bu ekibe alan açanlara da ayrıca bakılıyor.”

Kupür Haber

72,420 görüntüleme • 28 gün önce

ÖZEL HABER | GÖKHAN GÖZ VAKASI (1) Kendisini iş insanı olarak tanıtan Gökhan Göz’ü polislere ‘racon’ kesmeye çalıştığı görüntülerle tanıdık. Gözaltına alındı, serbest kaldı. Birkaç sene sonra yeniden gündeme geldi. Bu kez sosyal medya fenomeni Neslim Güngen’in para kasası olduğu öne sürüldü. Bir süre ortalardan kayboldu ve yine serbest bırakıldı. Gökhan Göz son olarak yargıda rüşvet iddiaları ortaya atılınca tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şimdi bu dosyada sadece yargıda rüşvet iddiası değil yasa dışı bahis, ihanet, kara para, dayak, şantaj, iftira, işkence; kısacası her şey var. Başrolde bir kadın, onun belalı sevgilisi Gökhan Göz ve bir de Gökhan Göz’ün adamlarıyla birlikte kendisine işkence gibi dayak attığını söyleyen 13 dişini kaybeden eski bir eş var. Şimdilik kısa kısa bilgiler ile görüntüler (hepsi soruşturma dosyasında mevcut) koyuyorum buraya… 📌 İhanetle başlayan süreç nerelere vardı? 📌 Eski eşini, sevgilisi Gökhan Göz ile tehdit eden kadın ne oldu da Göz’ü kodese gönderen şikayeti yaptı? Sonra neden o şikayetinden bir anda vazgeçti? 📌 Sadece bir fotoğraf karesiyle manşetlere taşınan (bu arada yanındaki isimle hiçbir bağlantısı yok, teyitli bilgi) Gökhan Göz’ün aslında hangi siyasiler ve önemli bürokratlarla fotoğrafları var? Hem bu soruların cevaplarını hem de soruşturmadaki diğer çarpıcı detayları ilerleyen günlerde anlatacağım sizlere… #kadın #eş #sevgili #karapara #bahis

İhsan Yalçın

466,849 görüntüleme • 1 yıl önce

📍MİT’TEN KİŞİSEL VERİLERİ ÇALANLARA OPERASYON Milli İstihbarat Teşkilatı, kişisel verileri hedef alan yasa dışı sorgu sistemlerine yönelik bir operasyon düzenledi. Düzenlenen operasyon ile vatandaşların kişisel verilerini yasa dışı yollarla ele geçiren 3 kişi tutuklandı. MİT koordinesinde; Jandarma Genel Komutanlığı (JGK), Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi (USOM) ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)’nun iş birliği ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kişisel verilerinin korunmasına yönelik geniş çaplı bir operasyon gerçekleştirildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, vatandaşların kişisel verilerine yasa dışı yollarla erişim sağlayan şüpheliler hakkında gözaltı kararı verildi. İstanbul, Şanlıurfa, İzmir ve Kütahya’da eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonlarda, yasa dışı sorgu sistemlerinin yöneticileri ve geliştiricilerinin de aralarında bulunduğu şahıslar gözaltına alındı.Gözaltına alınan şüphelilerden Y.Z.H., B.K. ve M.Ş. çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Gözaltına alınan iki kişi ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. 📍Veriler Casusluk Faaliyetleri Kapsamında Yurtdışına Aktarılıyordu USOM’un teknik desteğiyle siber suçluların kullandığı altyapılar ortaya çıkarılırken, MASAK tarafından yapılan incelemelerle örgütün yasa dışı gelir kaynakları ve para trafiği deşifre edildi. Yapılan çalışmalar neticesinde, elde edilen kişisel verilerin casusluk faaliyetleri kapsamında yurtdışındaki bağlantılara aktarıldığı tespit edildi. Siber suçlular arasında “Sowix”, “Ondex” ve “EmreQuery” isimleriyle bilinen yasa dışı sorgu panellerinin de aralarında bulunduğu toplam 9 internet sitesi, gerçekleştirilen operasyon kapsamında ele geçirilerek erişime kapatıldı. Şüphelilerin yasa dışı irtibatlarını sağladıkları Telegram grupları ve kanalları da ele geçirildi. Güvenlik güçleri Telegramgruplarında “siber casusluk faaliyetleri ve yasa dışı sorgu sistemleriyle mücadelede kararlılık” mesajı paylaşarak, bu grupları erişime kapattı.

Aslan Değirmenci

13,695 görüntüleme • 11 ay önce

Sıfır alınan Volkswagen T-Roc’un arka camı otoparkta patladı; Doğuş Oto incelemeden “Kaskodan ilerleyebilirsiniz” dedi. ♦️Websitemize gelen şikayet: “Eylül ayında sıfır Volkswagen T-Roc araç aldık. Cumartesi günü işe arabayla gidip aracı güvenlikli ve kamerası olan otoparka bıraktım. Mesai bitiminde aracıma gittiğimde arka camının patlamış olduğunu gördüm. Herhangi bir darbe alacak alanda değildi. Sağındaki ve solundaki arabalarda hiçbir şey yoktu. Arabanın camının içeriden patlamasına sebebiyet verecek hiçbir şey de yoktu. Cumartesi mesai bitimi olduğu için pazartesi günü görüntülerle birlikte servise götürdüm. Dün genel merkezden Yağmur isimli biri aradı ve ‘Kaskodan ilerleyebilirsiniz’ dedi. Ben de ‘Neden kaskodan ilerleyeyim? Sıfır arabamın camı patladı ve size görüntü ilettim’ dedim. O da ‘Görüntüleri inceledik, servis bu kararı verdi’ dedi. Ben de kabul etmediğimi ve arabanın 8 saat boyunca tüm gün otoparkta olduğunun görüntüsünü getireceğimi söyledim. Bugün tekrar farklı bir flaşla görüntü götürdüm. Akşama doğru servisten Ege isimli biri aradı ve bana götürdüğüm flaşları açamadığını söyledi. Ben de ‘Nasıl yani? Madem flaşları açamıyorsunuz, dün kaskodan ilerlensin kararını nasıl verdiniz?’ dedim. Yağmur isimli kişi, arabanın o anki görüntülerine göre yani pazartesi servise götürdüğüm haline göre böyle bir karar verildiğini ve sonradan gelen görüntülerin bir önemi olmadığını söylemiş. Benim sıfır aldığım arabamla ilgili karar, görüntüler incelenmeden ve gerekli teknik inceleme yapılmadan nasıl veriliyor? Doğuş Oto kurumsallıktan bu kadar uzak mı? Bize arabayı satarken değer sattıklarını da söylüyorlardı. Verdikleri değer bu mu? Biz dün ‘Kaskodan ilerlensin’ teklifini kabul etseydik bizi enayi yerine koymuş olmayacaklar mıydı?”

Tüketici Deneyimleri

567,842 görüntüleme • 2 ay önce

✨Ruhsal alemde bir şeyleri değiştirdiğinizde bu durum dışarda mutlaka değişime neden olur. Yada tersinden gidersek, dışardaki her değişim aslında içerde başlamış olan bir domino etkisinin sonucudur. ✨Dışardaki değişimlerin hepsi ruhun bu alemdeki evi olan gönülde başlar. Orası kimine göre kalp kimine göre epifiz bezidir. Her ikisi de mânâda doğrudur. ✨Kendi ruhunuz ile ilgilenmeye başladığınızda içerdeki kayaçları çok az da olsa oynattığınız için dışarda depremler olması normaldir… İçerde küçücük bir “kelebek etkisi” dışarda fırtınalar oluşturabilir. İçerde küçük bir dalga hareketi dışarda tsunamiye dönüşebilir. Çünkü sarkaçın yukarısına müdahale ettiniz. Aşağıda büyük helezonlar oluşacaktır… ✨Tüm yıkımlar da böyledir. İçerde başladığı için dışarda görülmez sanılır. “Kol kırılır yen içinde kalır” denir. Ne kadar gizlense de içerdeki düşüş dışarda elbet bir sarsıntıya ve toz bulutuna neden olur. (Bkz. Osmanlı) ✨Bazen azalır bazen artarsınız, bazen yıkılır, bazen kalkarsınız. Bazen beklemediğiniz insanlar çıkar karşınıza bazen de beklenmeyen siz olursunuz. Bazen terk eder bazen terk edilirsiniz. Ama her ikisi de gönülde başlamıştır haberiniz yoktur. ✨Bazen yerinde doğru bir davranış size büyük hak edişler getirebilir. Bazen de küçük bir yalan, önemsiz sandığınız bir günah, yanlış bir hamle hayatınızı tamamen alt üst edebilir. Ruhunuzun yaptığı kontrat ve yine ruhunuzun tesiri ile o minicik sandığınız hata öngörülemez sonuçlara sebep olabilir. ✨Bu yüzden “hiç beklemiyordum” dediğiniz şey bile içerde başlatmış olduğunuz bir domino etkisinin dışarda görünen hallidir. Siz küçük bir taşı devirdiniz evet… Ama sonuç bu oldu. ✨Her haltı yapıyor, ona neden bir şey olmuyor? diyen kişi çocuk kalmıştır. Okul yıllarında “ona neden bir şey demiyorsunuz öğretmenim?” diyen çocuklar gibi… ✨“O” dediği kişi daha büyük bir belanın içinde olabilir. İlahi sistemin zamana yaydığı bilgeliğini görmüyor, yapanın yaptığı yanına kâr kalır sanıyor. Adaletin hepsini bu dünyada kendi gözünün önünde olması kibri ile bekliyor. Anahtar deliğinden kainatın tamamını gözlemleyebileceğini zannediyor ve bu yüzden çocuk kalıyor… Bir mahkemeyi kübrânın olacağına itimadı yok… İlahi adaleti kendi kantarına göre yorumluyor, İlahi Mîzanı en iyi kendisinin bildiğini zannediyor… ✨“Onun başına neden bir şey gelmiyor?” diyen belki de belanın tam merkezinde… Ve dışarıyı izlemekten belki kendini göremiyor… ✨Görüntü daima aldatır. Hızla yukarı çıkıyor sandığımız kişiler hızla aşağı iniyor da olabilir. Yaşadığımız kürenin bile altı üstü belli değil. Kimin indiğini kimin çıktığını bilmek haddimize de değil… Bu yüzden İlahi Sistemin bilgeliğine güvenmekten başka yol yok. İşte 2023 işte nümerolojide 7 sayısı ve karşılığı olan ahlak: “Maneviyat ve Güven…” ✨İçerde değişim başladığı için o toz bulutunu hepimiz göreceğiz. Ancak dışarda göreceğimiz yıkım da bir illüzyon ve hepimiz için yeni bir imtihan olacak. Dünya yıkılıyor sanıp durumdan istifade etmeye çalışanlar depremdeki yağmacılar ile aynı duruma düşecekler. Depremde twit atıp “göçük altındayım kurtarın” diye fake hesabını büyütmeye çalışanların o yağmacılardan farkı olmadığı gibi… ✨Yıkım ile birlikte ortaya ilk fırlayanlar genellikle fırsat kollayan yağmacılar olur. Sabırla sebatla insan kalmaya devam edenler, şahsî menfaat gözetmeden, ayrım yapmadan milli birlik ve bütünlüğü düşünenler, yaşadığı ne olursa olsun insana canlı cansız varlığa değer verenler “yaratılanı severiz yaratandan ötürü” diyebilenler ile yola devam edilecek… Bu saatte gelen bir akıştı Sevgilerimle ~akaşa~

Akasha Oku/yorum

65,776 görüntüleme • 3 yıl önce

Kürt Siyasetinde Dayatmacı Tutum ve Diyalog İhtiyacı Üzerine "Apocular" (militan kesim), kendilerini Kürt halkının yegâne sahibi olarak görmekteler. Onların anlayışına göre, ancak kendilerinin belirlediği sınırlar dahilinde "Kürt" olmanıza izin verilir. Legal siyasi uzantıları olan DEM Parti; Türk solunun güdümünden çıkmayıp her türlü kirli siyaseti yürütürken, Meral Akşener ile kahvaltı planları yaparken ve seçimlerde Kürtleri CHP’nin birer yedeği haline getirirken eleştiriye kapalı bir tutum sergiliyor. Partinin en kritik noktalarına Kemalist Türk solundan isimleri yerleştirenler, en ufak bir eleştiriye dahi tahammül edemezken; Kürtler kendi aralarında bir diyalog kurduğunda, sanki Akşener ile masaya oturan bizmişiz gibi bir tavır takınıyorlar. Bizim HÜDA PAR’ın Kürtlük ekseninde yürüttüğü çalışmalara katılmamız veya destek vermemiz, onların siyasi görüşlerini bütünüyle benimsediğimiz anlamına gelmez. Kürt milliyetçiliği ilkesi gereği; mevcut tüm Kürt akımlarını yetersiz veya eksik görsek de onlarla diyaloğu kesip düşmanca bir tutum sergilemeyi doğru bulmuyoruz. Bu duruşumuz sadece HÜDA PAR’a karşı değil; AK Parti ve DEM Parti içindeki Kürt aktörler için de geçerlidir. Yanlış siyaset izlediğini düşündüğümüz her Kürdü düşman belleyip onları tasfiye etmeye çalışmak, Kürtleri birbirinden koparmak isteyenlerin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz. Bu nedenle hiçbir Kürt kesimine, bir başkasının baskısına boyun eğerek düşmanca yaklaşmayacağız. Her paylaşımımızın altına ağız dolusu küfürler yağdıran sözde "Apocular"a söyleyecek bir sözümüz yok; zira onlar kendi ideolojilerini bu şekilde temsil etmeyi seçiyorlar. Eğer "Apoculuk" demek, kendi ideolojisi dışında hareket eden her Kürde hakaret etmekse, bu noktada söz bitmiştir. Devlet Bahçeli’ye karşı gösterdiğiniz "romantik" ve yapıcı tavrı kendi halkınıza karşı da gösterseydiniz, bugün durumunuz çok daha farklı olurdu. Sizi, sergilediğiniz bu dışlayıcı ve etik dışı tavır bitirecektir.

Ali Çeven

13,586 görüntüleme • 7 ay önce

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan : 10-13 Şubat tarihlerinde Malezya, Endonezya ve Pakistan'a resmi ziyaretlerde bulunuyor. Buraya kadar resmi ziyaret açıklaması .... Savaş kapıda ! Endonezya, Malezya ,Pakistan'dan destekler istenecek. Bu ziyaret öncesi, Erdoğan, Trump 'a Gazze açıklamaları sebebiyle " Dikkate alınamayacak ,konuşmaya değmez gerekçeler " diyerek resti çekti. Aslında bu karşılıklı diplomatik savaş safhasının geçtiğinin ifadesi. Türk millleti yaşanabilecek ani sarsıcı olay ,açıklama ve gerekçelere hazır olsun. Trump ve Netenyahu ,GAZZE açıklamaları ile ,Gazze halkını tehcir açıklamaları ile ... Suudi Arabistan , Mısır , Ürdün ve Türkiye'yi açıktan tehdit etmiş oldu. Bir benzeri tehcir uygulamasını Trump ,ABD'ye sızan mültecileri asker ve polis yardımıyla toplayarak, sınır dışı ederek yapıyor. Kendi ülkesi adına doğru yapıyor. Asıl mevzu ,iç cephede ABD'yi zorlayacak Güney Amerika ,Arap ve üçüncü dünya ülkelerinden gelenleri sınır dışı ederek ... Büyük savaş öncesi ülke güvenliğini tesis ediyor. Bugün Erdoğan 'ın ,Trump'a söyledikleriyle GAZZE savaşı artık yerini bütün bölgeyi kapsayan bir savaş haline gelecek. Türkiye ,ABD'nin Gazze'ye yerleşmesini veyahut Gazze'nin Filistinlilerden arındırılmasını engelleyebilecek güçte mi ? Bunu zorlarsak savaş kapımıza dayanacak. Kabul etmediğimiz halde Suriye/ Kürdistan ilanıyla karşı karşıya kalabiliriz. Müttefiklerimiz kimler ? Azerbaycan / İsrail ilişkileri, Ve diğerleri ... Biz bizeyiz ,ona göre ... ABD ,bombaların anası olarak 10 Tonluk bombaları İsrail'e veriyor. Aslında bunları kime karşı veriyor ? Evet ,ilahi plan nükleere müsade etmiyor, fakat bu bombalar uçaktan atılıyor ve en az nükleer kadar etkili. Rusya'ya karşı verilmiyor. Bölgede İsrail ile sertleşen bir tek ülke var Türkiye. Kurşun atılmadan NATO kapıları kapanır. Suriye iç meselesi için Rusya ve İran'dan destek alınamayacak. Şimdi Uzak Asya'ya ziyaret yapıyoruz... Trump,Cumhurbaşkanı Erdoğan 'ı ABD Başkanlık yeminine davet etmemişti. Köprüler çoktan atılmıştı . #SonDakika #Atabey19HHK #HüseyinHakkıKahveci #OndokuzBiziz #SonDakika

Atabey Hüseyin Hakkı Kahveci

25,517 görüntüleme • 1 yıl önce

Bir yıldır acısı dinmeyen depremzedenin öfkesi patladı Hatay’daki anmalarda yöre halkı ve katılımcılar Fahrettin Koca başta olmak üzere AKP’li yöneticileri, CHP’li belediye Başkanı Lütfü Savaş’ı protesto etti. Topluluk polis barikatlarını yer yer aşarak ‘Katil devlet, hesap verecek’ sloganı eşliğinde yürüyüş gerçekleştirdi. Hatay’da 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü için düzenlenen iki ayrı anma programında saat 04.17’de yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu. Yurttaşlar, “Sesimi duyan var mı?” diye seslendi. Her iki anmada da sık sık, “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” sloganları atıldı. Köprübaşı mevkiinde düzenlenen anmada, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ı, isimleri okunduğu sırada protesto edildi. Eski Milli futbolcu Gökhan Zan, anma esnasında polisle tartışma yaşadı. Polis, atılan sloganları engellemek istedi. Hataylı bir depremzede, “Yardım dediniz. Nerede yardım? Konteynerde, çadırda yaşayanlar var bu yağmurda, siste. Bir tır dolusu kefen geldi bir şehre. Bir şehre bir tır dolusu kefen yeter mi” diye isyan etti. Yunus Emre Parkı’nda düzenlenen anmada ise polis barikat kurdu. Hataylı depremzedeler “Katil devlet, hesap verecek” sloganlarıyla polis barikatını aşarak Köprübaşı’na yürümeye başladı. Umut-Sen’in X hesabında protestoya dair şu ifadelere yer verildi: “Barikatı aşan Hatay halkı 'Katil devlet hesap verecek!' sloganlarıyla yürüyor. Bir sene önce arama kurtarma göndermeyen ve Hatay halkını ölüme terk eden devlet, sağ kalanların örgütlü yasına barikat çekmek için bugün tüm kudretiyle şehirde. Rana Apartmanı ve anma alanı Yunus Emre Parkı arasına çekilmiş polis barikatını aşan halk yürüyor. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz! Yasımızı, öfkemizi keyfi yasaklarla söndüremezsiniz.” Kurulan barikatların yer yer halk tarafından aşıldığı daha sonra da tepki üzerine kaldırıldığı görüldü. #6subat2023 (Görüntü: Anka ve Kazım Kızıl)

Haber Aktif

126,882 görüntüleme • 2 yıl önce

"Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı."/Bakara Suresi, 216 Kürtleri bekleyen savaş iç savaştır. Muhterem Barzani de artık buna engel olamayacak! Aşağıdaki harita, PKK/KCK çizgisinin Kürdistan coğrafyasında birleştirmek yerine dilimleyerek nasıl bir "iç sınır" ürettiğini çıplak biçimde gösteriyor; eğer gerçekten "fesih" ve "silah bırakma" iddianız varsa, o zaman lafı bırakın ve sözünüzde durun: DEM Partisi de Türkiye’de "legal siyaset" diyorsanız buyurun orada MHP ile bütünleşin, problem değil; ama Irak Kürdistanı’nı, İran Kürdistanı’nı, Suriye Kürtlerini kendi ideolojik hezeyanlarınıza göre hizaya sokmaya dönük eylem ve pratiklerden derhal vazgeçin; çünkü siz ne "üçüncü yol"sunuz ne dördüncü; siz Kürt milletinin en kritik eşiklerinde meseleyi bulanıklaştırıyorsunuz, sahadaki bedeli daima Kürt milletine ödeten bir hat üretiyorsunuz ve bu çerçevede DEM’in son günlerdeki muğlak ve gereksiz açıklamaları da kime hizmet ettiğinizi ele veriyor: Kaldı ki bu hareketleriniz, bu ikircikli hareketleriniz, her tarafa mavi boncuk veren, el sallayan hareketleriniz durduk yere Türkiye’nin de başını ciddi şekilde belaya sokacak bir pozisyona evriliyor (bütün diplomasi PKK’yi Türkiye’ye bağlı olarak kodladı bile). Türkiye’nin yetkilileri farkında mı bilmiyoruz ama! Hülasa, İran’da oluşacak büyük boşluğun Kürtlerin lehine mi aleyhine mi döneceğini, dışarıdan gazel okuyan saçma sapan ideolojik metinler ve konferanslarınız değil, Kürtlerin somut hedefli mücadelesi belirleyecektir; bu mücadele ne istediğini bilmeyen, soyut ideolojik sloganlara mahkûm, bir Kürd’ü öteki Kürd’e karşı konumlanan şüpheli bir çizgiye saparsa, savaşın çıplak şartları gelir ve Kürtleri acımasızca bir iç savaşa sürükler; ve ezilecek olan da KCK/PKK ve o çevrede hareket edenler olacaktır. O yüzden bugün Rojhilat’a yapılacak tek iş, Kürtlerin ortak çıkarını büyütecek netlikte konuşmak ve netlikte davranmaktır: statü, güvenlik, meşruiyet ve garanti; gerisi, Kürtlerin aleyhine çalışmaktır ve zaman kaybıdır. Bugün küresel anlamda da bölgesel anlamda da olan bitenin sorumlusu Kürtler değil. Bütün hercümerç içerisinde Kürtleri hiç kimseye mayın eşeği olarak kullandırtmamak her Kürd’ün başlıca görevi olmalıdır; hatta Kürtleri seven devlet ve iktidarlar, yönetimler, hükümetler varsa onlar da bu konuda samimi ve duyarlı olmalıdır. Misal olarak Türkiye, bölgedeki milletler için Nuh’un Gemisi olacaksa, tamamen iyi niyetli bir şekilde olmalıdır.

Fatih HATİPOGLU

18,115 görüntüleme • 6 ay önce

#SONDAKİKA Özgür Özel’in Vatandaşlık Puanı Çıkışı CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı son açıklamada “Temel Vatandaşlık Geliri” tartışmalarını gündeme taşıdı. Ancak dikkat çeken nokta şu: Bu gelir, her zaman beraberinde “Vatandaşlık Puanı” ile geliyor. Özel’in sözlerine göre bu sistem, yalnızca ekonomik destek değil, aynı zamanda bir kontrol mekanizması: Vatandaşın karbon ayak izi sürekli takip edilecek. İklim yasalarına uyum zorunlu hale gelecek. Puan sistemine göre özgürlükler kısıtlanabilecek. “Bedava para” gibi sunulan bu düzen aslında özgürlüklerinizi kısıtlayan bir gözetim rejimi anlamına geliyor Sayın Özgür Özel'e Soruyoruz? 1. Temel Vatandaşlık Geliri adı altında, halkı “puanla” yaşamak zorunda bırakacak bir sistemi neden gündeme taşıyorsunuz? 2. Bu model, Çin’deki sosyal kredi sistemine benziyor. Siz, Türk halkını bir gözetim toplumuna teslim etmeyi mi planlıyorsunuz? 3. “Karbon ayak izi” ve “iklim kanunları” diyerek, vatandaşların özgürlüklerini kısıtlamaya nasıl razı oluyorsunuz? Halkın yaşam biçimini, tüketim alışkanlıklarını ve hatta düşüncelerini puanlamaya hangi hakla kalkışıyorsunuz? 5. “Bedava para” gibi gösterilen bu gelir aslında bir itaat parası değil mi? 6. Siz gerçekten halkın özgürlüğünü savunan bir muhalefet lideri misiniz, yoksa küresel projelerin gönüllü sözcüsü müsünüz? 7. Sürekli “erken seçim” diyorsunuz ama esas özgürlük sorununda neden sessizsiniz? Halkın gözüne duman mı atıyorsunuz? 8. CHP’nin tarihi “özgürlük” ve “demokrasi” mücadelesiyle doluyken, bu puanlı vatandaşlık sistemi o mirasa ihanet değil mi? 9. Yarın bu sistem yürürlüğe girerse, Özgür Özel de puanlanacak mı, yoksa sadece halka mı dayatılacak? 10. Bu sözlerinizin arkasında duruyor musunuz, yoksa çıkıp “yanlış anlaşıldım” mı diyeceksiniz? #CHPTeslimAlınamaz #CHPİstanbul #CHP Özgür Özel

Anlık Haber Analiz

52,847 görüntüleme • 1 yıl önce

AMERİKAN AJANI, T.C. BAŞBAKANI, ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU ÖLÜMÜ 27 ARALIK 1953 PROF. AYTUNÇ ALTINDAL Şöyle Diyordu ; 2. Dünya Harbi sırasında İstanbul'da casuslar savaşı yaşanıyordu. Devrin Başbakanı Amerikalılara casusluk yapıyordu. Bunu da bir tek Cumhurbaşkanı İnönü biliyordu. 1941'lerde Türkiye ile Almanya arasında bir saldırmazlık paktı imzalandı. Anlaşma, bizim Başbakan Refik Saydam döneminde imzalanıyor. İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, diyor ki "Biz Almanlarla her zaman dostuz, onlara saldırmayız." İlginç bir şey oluyor ve Refik Saydam aniden ölüyor... Ki bu da ilginçtir, yerine Başbakan olarak Şükrü Saraçoğlu geçiyor. Türkiye'ye de bir kod veriliyor. Türkiye'nin kodu: Yellow, yani sarı... “Türkiye” demiyorlar yazışmalarda, sadece 'yellow' diyorlar. Bir de, çok ünlü bir Türk yöneticiye kod verilmiş, o da; 'Harem' Yazışmalarda Harem kod adlı birisi var Türkiye'de yani. Yellow ‘un sorumlusu Harem diye geçiyor, “Harem” Başbakan Şükrü Saraçoğlu... Dönemin Başbakanının ta kendisi. İnönü cumhurbaşkanı, Saraçoğlu başbakan o dönemde. "Sarı'dan -yani Haremden- gelen bilgiye göre..." diyor ABD kaynakları. Sonuçta Harem, yani Şükrü Saraçoğlu, ABD istihbaratına bilgi ulaştırıyor! Bu belgeler Amerika tarafından iki yıl önce açıklandı. Ama Türkiye'de hiç duyan ve yazan olmadı. ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU’nun ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLDU . ”Din zehirdir. Türkiye’den dini tamamen atabilmek için bize 30 sene daha lazım. Memlekete kızıl tehlike bu sefer Muhammed'in bayrağı altında sokulacaktır.” diyen Şükrü Saraçoğlu, Parkinson hastalığına yakalandı. Hiç kimseyi tanımaz, söylediklerini hatırlamaz oldu. Kaslarda sertlik nedeniyle şiddetli ağrı çekiyordu. Ağrıları o kadar dayanılmaz olmuştu ki; inim inim inliyor ve sürekli bağırıyordu. Bütün apartman bağırtısından uyuyamaz olmuştu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun ibretlik ölümünün canlı şahitlerden biri Mehmed Ali ismindeki hocaydı. Ailesi son anlarında dua okuması için çağırmıştı. Mehmet Ali Hoca o anları şöyle anlattı; Ben ömrümde böyle bir şey görmedim. Adamın öyle korkunç, simsiyah, kömür gibi bir suratı var ki, bakılamıyor. Öyle bir ıstırap içinde, öyle bir bağırıyordu ki, korku ve heyecandan dilim dolaştı bir şey okuyamadım. Biz içeri girdikten beş dakika sonra öldü. Şükrü Saraçoğlu’nun ölüm şeklini görünce; “Allah’a ve peygamberine karşı savaşanlar, dünyada aşağılayıcı bir cezaya uğrarlar. Âhirete ise onlar için büyük bir azap vardır.” Mealindeki Ayeti okuduk. Not: videodaki tarih yanlış. Saraçoğlu 9 Temmuz 1942 de Başbakan oldu.

Kumandan

61,448 görüntüleme • 9 ay önce

Adalet Bakanı Akın Gürlek bugün mecliste kendisine yöneltilen soru üzerine LGBTİ+’ları hapse atmayı ve cinsiyet uyum süreçlerini neredeyse imkansız hale getirmeyi hedefleyen yasal düzenleme ile ilgili bir hazırlıkları olduğunu söyledi. ANKA'nın aktardığına göre Gürlek, LGBTİ+ karşıtı düzenlemeyle ilgili soruya şu yanıtı verdi: "Sapkın akımlar, gençleri cinsiyetsizleştirmeye özendirilmesi, sosyal medyada buna dair kurulan siteler, bunlarla ilgili zaten bizim genel şeyimiz bu, toplumun genel ahlakını bozan... Bunlarla ilgili elbette çalışma yapıyoruz, ama şu an daha çalışma aşamasında. Ama bizim planlarımız arasında var" Detaylar: Bugüne kadar basındaki haberler üzerinden ilerleyen süreç, Adalet Bakanı’nın ağzından doğrulanmış oldu. Bu tasarı ilk düştüğünden beri LGBTİ+ hareketi canhıraş çalışıyor. Ve yalnız da değil. Daha bugün 160 kurum, bu yasaya karşı LGBTİ+’ların yanında olduğunu açıkladı. Bkz: Yeter mi? Yetmez. Fırtına geldi. Bir kasırga olup, önlerine kattıkları ne varsa yok etmek, tarumar etmek istiyorlar. Bu zulüm fırtınası durdurmak için bugün itibariyle her yerde, herkesin elinden gelenden fazlasını yapması gerekiyor. LGBTİ+’lar, bundan yıllar sonra acıklı bir soykırım belgeselinin konusu olmak istemiyor. Yaşamak, özgürce yaşamak istiyoruz. Yıllar sonra günah çıkarmak yerine tam da şu anda harekete geçmeliyiz. Bu suça ortak olmayın!

yıldız tar

210,167 görüntüleme • 6 ay önce

Şu olay hukuksal açıdan çok büyük rezillik. 1) Orada meşale demeye dillerinin varmadığı nesne, aslında silah. Ceza hukuku açısından böyle. 2) Zira ceza hukukumuza göre silah "ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, saldırı savunma amaçlı kesici ve delici aletlerdir". Bu da patlayıcı madde. 3) Maçta bu patlayıcı maddeler mala zarar kastı ile kullanılıyor. Mala zarar verme ilk suç. İkinci suç, adam yaralamaya tam teşebbüs. Üçüncü suç, belirsiz kast ile adam öldürmeye teşebbüs. 4) Tribünden 30-40 patlayıcı madde, sayısız seyircinin üzerine bilinçli olarak boca ediliyor. Zarar verme kastı açık, kimin ölüp yaralanacağı ise belirsiz. Altaylı işte bunu makulleştirip sevimli hale getirmeye çalışıyor. 5) Altaylı bu programı ya para karşılığı yapmış veya içeride akli dengesi ciddi ölçüde hasara uğramış. Çıktığından bu yana yaptığı iki işin tamamen Galatasaray değerlerini hedef alması çok dikkat çekici. Mustafa Cengiz'e terbiyesizlik yapan bir lağım faresinden sonra aptal bir holiganın işlediği suçu sempatikleştirmek, suçu veya suçluyu "olağanlaştırmaktır". 6) Gökhan denilen bu holigan alenen, örgütlü suça yardım eden tali suçlu konumunda. Yargılanmalı ve ceza almalı. 7) Sözde hatırlayamadıkları ve gülerek anlattıkları eylem, orada sayısız insanın, çocuğun ölmesine neden olabilirdi. Ölümden bahsediyoruz! Bugün olmadı. Ama yarın, bir yerde olacak. Bu eylem sonucu bir veya birden fazla insan yaralanabilir veya ölebilirdi. Belki yaralandı da. Bu, kasten yapılan bir "adam yaralamaya tam teşebbüs" eylemi. Artı, "belirsiz kastla adam öldürmeye teşebbüs" eylemi. Her durumda tam kasıtla mala zarar verme eylemi. 8) Ne konvansiyonel basın, ne de dijital medya bunun ciddiyetinde değil. Bu, her sene oluyor. Her sene teröristçe kalabalığın üzerine patlayıcı "madde" atılıyor. Yani kalabalığa (umuma) patlayıcı madde (silah) atılıyor ve ne yönetim ne basın ne de sosyal medya bunun "öldürme" kapasitesini konuşmuyor. Birilerinin ölmesini veya sakat kalmasını bekliyorlar. 9) Gökhan isimli holigan, kalabalığa ateşli silah kullanma eylemine yardım eden konumunda. Polisin ters kelepçe ile götürüp ifadesini alması ve içeriye bu silahları kimlerle beraber soktuğunu eksiksiz öğrenmesi gerekiyor. Altaylı belki de bu sebeple -yani yakın zamanda adli kolluğun yapacağı bir seri eylemi öngörerek- bu holiganı yayına çıkartıyor ve beceriksizce aklamaya çalışıyor. Dediğim gibi. Ya para aldı. Veya tırlattı. 10) Burada GS yönetimine de yazıklar olsun. Bir vakada da pasif olmayın kardeşim. Bir vakayı da anlayın. Bu suç her sene işleniyor. Hem de yatak odanızda. Bir gün bir insan ya sakat kalacak, ya kör olacak veya izdihamdan ölecek. Monşer g.tünüzü kaldırıp iki satır Savcılık şikayeti yazmak için nasıl bir ilham gerekiyor? Kan görmek mi? Bu holiganı aklayarak Galatasaray taraftarına kast eden suç eylemini meşrulaştıran Altaylı'yı, disipline verebilecek misiniz? 11) Geçen sene bizzat tribünden çektiğim "aynı eylemi" alta koyuyorum. Bu suç her sene işleniyor. Bunu biz Kadıköy'de yapıyorsak bize yazıklar olsun. Altaylı bu güzelleme için para aldı mı bilmiyorum ama azıcık insanlığı varsa şu iğrençlikten biraz utanır. Levent Kırca az yapmış.

Ufuk Sezekkaplan

36,716 görüntüleme • 4 ay önce

Son yıllarda sosyal medyada parlatılan "cins köpek" modası, aslında derin bir karanlık taşır. Pürüzsüz tüyler, belirgin yüz hatları, katalog gibi dizilmiş yavrular… Bunlar çoğu zaman sahnenin sadece görünen tarafıdır. Oysa arka planda, kimsenin paylaşmak istemediği bir gerçek vardır; köpek çiftliklerinde ve merdiven altı üretim yerlerinde yaşayan hayvanların sessiz çığlıkları. Damızlık olarak kullanılan dişi ve erkek köpekler yıllarca dar, havasız, güneş görmeyen kafeslerde tutulur. Onlar için hayat; oyun, sevgi, güven, patilerinin toprağa değmesi gibi kavramlardan tamamen uzaktır. Sadece doğurmak, yeniden doğurmak ve tekrar doğurmak… Bu köpekler hiçbir zaman gerçek bir yuva görmez, insan eli onlara yalnızca para kazanma amacıyla dokunur. Çoğu köpek, fiziki olarak tükenene kadar kullanılır, sonra da kaderine terk edilir. Satılan yavruların arkasında ise iki temel sorun yatar: Genetik hastalıklar ve anneden erken ayrılıp, yeterince anne sütü almamaktan kaynaklanan zayıf bağışıklık sistemi. Cins yavru arayan birçok kişi, aslında görünürde sağlıklı ama içten içe hasta, korkmuş ve travmalı bir canı eve götürür. Çünkü hızlı kazanç için üretenler, sağlık testi, veteriner kontrolü, doğru sosyalizasyon gibi sorumluluklardan kaçınır. Kötü koşulların sürmesinin en büyük nedeni, ne yazık ki talebin devam etmesidir. Birileri "cins köpek istiyorum" demeye devam ettiği sürece, merdiven altı üretim yerleri çok daha fazla köpek üzerinden para kazanmanın yolunu arar. Olan yine masumlara olur. Bu sistemin çarkını durdurmanın en etkili yolu, satın almak yerine sahiplenmektir. Sokaklardaki ve barınaklardaki köpekler; sevgiyle kucaklanmayı, kendine ait bir yuva bulmayı bekler. Üstelik bir köpeğe yuva olmak, yalnızca ona değil, tüm sisteme bir mesajdır: "Hayvanlar ticaret malı değildir." Cins köpek üretimi, çoğu zaman estetik beklentilere göre şekillenen acı dolu bir düzendir. Oysa bir köpeğin değeri, ırkıyla, rengiyle, popülerliğiyle ölçülemez. Onlar, hisleri olan, acı çeken, sevgi isteyen canlılardır; eşya değil. Bir köpeğe bakarken onun gözlerinde ışık görmek istiyorsak, önce bu karanlık düzeni görmeli ve karşı çıkmalıyız. #SatınAlmaSahiplen

Siyah Kedili Adam

10,632 görüntüleme • 9 ay önce

İzmir merkezde görevli polis memuru meslektaşımızın, idarenin emriyle bir günlük geçici görev kapsamında Çeşme ilçesine görevlendirilmesi, görevlendirme süresi devam ederken gece saatlerinde eşinin rahatsızlanması nedeniyle sorumlu amirinden izin alarak asli görev yeri olan İzmir’e kendi özel motosikletiyle dönüşü sırasında geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmesi ve bu olayın şehitlik kapsamında değerlendirilmemesi, hem hukuki hem de vicdani açıdan ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmiştir... Öncelikle vurgulanmalıdır ki, söz konusu polis memuru kendi iradesiyle değil, tamamen idari bir tasarruf sonucu asli görev yerinden uzaklaştırılmıştır... Bu geçici görevlendirme olmasaydı, memurun Çeşme-İzmir hattında bulunması ve söz konusu yolculuğu yapması fiilen mümkün olmayacak, dolayısıyla ölümle sonuçlanan trafik kazası da meydana gelmeyecekti. Bu yönüyle olay, idarenin görevlendirme işlemi ile ölüm arasında güçlü bir nedensellik bağı bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır... Buna rağmen mevcut uygulamada, ölümün meydana geldiği anın “İZİNLİ” veya “GÖREV DIŞI” olarak değerlendirilmesi gerekçe gösterilerek şehitlik statüsü reddedilmektedir... Oysa kolluk personelinin geçici görevle bulunduğu yer, fiilen ve hukuken görev alanı kapsamındadır. Geçici görev, memurun özel hayatını askıya alan ve idarenin emir ve talimatlarına bağlılığını sürdüren bir statüdür. Bu statü devam ederken, görev nedeniyle bulunulan yerden kaynaklı risklerin tamamen kişisel risk olarak değerlendirilmesi, kamu görevlisinin korunması ilkesine aykırıdır... Kolluk-Der olarak değerlendirmemize göre, mevcut mevzuat ve yerleşik içtihatlar “GÖREV” kavramını dar ve şekli biçimde ele almakta, görevlendirme nedeniyle ortaya çıkan dolaylı fakat kaçınılmaz riskleri görmezden gelmektedir... Oysa modern idare hukuku anlayışı, yalnızca görev anını değil, görevin doğurduğu yaşam koşullarını ve zorunlu hareketliliği de hizmet kusuru ve görev riski kapsamında değerlendirmeyi gerektirir. Bir polis memurunun, geçici görev nedeniyle ailesinden ve yerleşik düzeninden koparılması, görev olgusunun doğal ve ayrılmaz bir sonucudur... Bu olayda ölüm, keyfi veya tamamen özel bir tercih sonucu değil; görevlendirme, ailevi zorunluluk ve idari izin zinciri içinde gerçekleşmiştir... Amir izniyle yapılan dönüş yolculuğunun tamamen görev dışı sayılması, kolluk personelinin fiilen 24 saat görev anlayışıyla çalıştırıldığı gerçeğiyle de bağdaşmamaktadır. Kolluk personelinden her koşulda fedakârlık bekleyen idarenin, risk gerçekleştiğinde “GÖREV DIŞI” gerekçesine sığınması kabul edilemez... Bu nedenle, söz konusu olayda polis memurunun şehit sayılmamasının mevcut mevzuat çerçevesinde hukuka uygun görülmesi mümkün olsa dahi, bu durum açık bir mevzuat eksikliğini ve ciddi bir hakkaniyet sorununu ortaya koymaktadır... Hukuka uygunluk ile adaletin aynı şey olmadığı açıktır. Mevcut düzenleme, kolluk personelini görevlendirme riskleri karşısında yeterince korumamakta ve kamu vicdanını derinden yaralamaktadır... Kolluk-Der olarak çağrımız; kolluk personelinin geçici görev, görevlendirme ve görev nedeniyle yapılan zorunlu yolculuklar sırasında meydana gelen ölümlerin, görev bağlantısı geniş yorumlanarak değerlendirilmesi ve şehitlik statüsüne ilişkin mevzuatın bu doğrultuda yeniden düzenlenmesidir. Kolluk personelinin görevlendirme nedeniyle maruz kaldığı risklerin, “KİŞİSEL RİSK” olarak nitelendirilmesi yerine, kamu hizmetinin doğal sonucu olarak kabul edilmesi gerektiğini önemle vurguluyoruz... Meslektaşımız geride iki küçük evladını ve gözü yaşlı bir eşini bırakmıştır. Bu durum bugün bir meslektaşımızın başına gelmiş olsa da, yarın herhangi birimizin başına gelmesi ihtimal dahilindedir. Bu olay özelinde ise, şehitlik statüsünün reddine ilişkin idari işlemin, kamu yararı, hakkaniyet ve sosyal devlet ilkeleri ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kamuoyuna saygıyla duyururuz... Kolluk-Der Recep Tayyip Erdoğan TBMM TBMM Genel Kurulu @KollukDer T.C. İçişleri Bakanlığı Türk Polis Teşkilatı

Bombacimlym3

130,257 görüntüleme • 7 ay önce

“PKK beni öldürmek için tim yolladı! Timin başındaki PKK’lı ‘Size kıyamadık Fatih Bey’ dedi.” Fatih Altaylı’dan flaş iddia: • İki gün önce yazdığım yazıya çok kızanlar oldu. Canları sağ olsun. Farklı düşünmek serbest. • Ben dedim ki, “Bu işi bir yerde bitirmek lazım. 200 sene sürüp, 200 bin yurttaşımızı kaybedecek halimiz yok. Suç devlete karşı işlenen suçtu. Devletin affetme hakkı var. Artık terör derdi ile uğraşmasın bu ülke.” • Kızdılar. “Bunca insan öldü. Nasıl unuturuz, nasıl affederiz” deniyor. • Unutalım diyen yok zaten de, alternatifiniz ne! • Türkiye Cumhuriyeti Devleti, PKK’yı iki kez yenilgiye uğrattı. Bunu ben söylemiyorum, Abdullah Öcalan ve Kandil açıkladı “Yenildik” diye. • Bitti mi! Hayır! • Taşeron örgüt olduğu için yenildi ama bitmedi. • Amerika kullandı, İsrail kullandı, İran kullandı, Rusya kullandı. Hep bir hami buldu arkasında. • Apo’yu assak biter miydi! • Bitmezdi elbette. Yerini Kandil’deki papazlardan biri alır, Apo’nun heykelini diker, devam ederlerdi, daha doğrusu devam etmeleri sağlanırdı. • Bugün uluslararası konjonktür uygun hale geldi, bitme ihtimali doğdu. Bitmesin mi! • Karşısınız, anlıyorum, sindirmesi kolay değil elbet. Peki alternatifiniz ne! Nasıl bir çözüm öneriyorsunuz! • PKK devam etsin, YPG Suriye’de ABD destekli özerk bir devlet kursun, öyle mi devam edelim. Bunu mu istememiz lazım kızmamanız için. • Bakın ilk defa açıklıyorum. • PKK beni öldürmek için tim yolladı. • Haftalarca beni izlemişler. Evden çıkan eşimin önünü kesip yol sormuşlar. • Korumamın evine kadar tespit etmişler. • Bir gün, bu timin başındaki PKK’lıdan tüm bunları anlatan bir mektup geldi. • “Size kıyamadık Fatih Bey” diye. Örgüt de kızmış, hepsini Amanos’a sürmüş. • Uydurmuyorum, abartmıyorum. Mektubu açan sekreterim Gülay’ın eli ayağı titriyordu. • Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir de okudu mektubu, okuduklarına inanamayarak. • Sonra kendileriyle konuştuk. Devlete teslim olmak istiyorlardı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e bilgi verdik. Teslim oldular. Bir süre hapis yattılar. • Son haber aldığımda, mektupta imzası olan terör örgütü mensubu İstanbul’da bir fabrikada çalışıyordu. • Beni öldürmeye kalkıştılar ama ben diyorum ki, bu iş noktalanmalı. • Toplumun karşı çıkan kesiminde haklı bir paranoya var; “Bu işin içinde bir iş olabilir. Yoksa ABD niye böyle yapsın, yıllarca beslediği örgütü niye kendini lağvettirsin!” diye düşünüyorlar. • Haklılar. Aynı soru işareti hangimizin kafasında yok ki! Kafamızda bu soru var diye, PKK’nın ve terörün devam etmesini savunmak, Schopenhauer’in bekar kalma kararını savunması gibi değil mi! • Ama şunu da söylemeden bitirmeyeyim. Ben bu sürecin başarı ile sonuçlanacağına da pek inanamıyorum.

Kupür Haber

47,759 görüntüleme • 7 gün önce