Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Grayscale - $BTC satmaya devam ediyor. Apaçi mustafa ile yüce konsey yaptık evelallah hepsinin üstesinden geleceğiz. Size de mesajı var, umudunuzu kaybetmeyin.

117,855 views • 2 years ago •via X (Twitter)

10 Comments

DREYKO's profile picture
DREYKO2 years ago

Yüce konsey V2 geliyo 🤫

DREYKO's profile picture
DREYKO2 years ago

babayı anlamak..

wui's profile picture
wui2 years ago

@dreykoMMXM fena video

İNFAZGRAM's profile picture
İNFAZGRAM2 years ago

@dreykoMMXM Dünyanın en iyi videosu oscar falan almalı

Yusuf's profile picture
Yusuf2 years ago

@dreykoMMXM OLM AHHSSHHSSHSHSHSHHS

mred's profile picture
mred2 years ago

@dreykoMMXM Ahdhshxhhsh ya kaç liraya yapıyor şunu

DREYKO's profile picture
DREYKO2 years ago

250 tele

RUST.'s profile picture
RUST.2 years ago

@dreykoMMXM olum buneeee KDFSKFLSKDFSLKDFKSDKFSLKDKLSDFLKSDF

DREYKO's profile picture
DREYKO2 years ago

mizah işinde de varız

silver trader's profile picture
silver trader2 years ago

@dreykoMMXM Olm patladim yahahsahahahahahshs

Related Videos

ABD ve İsrail’in çelişkili açıklamalarını günlerdir konuşuyoruz, ABD Dışişleri’ne tane tane anlatıp sorduk. İhtilaf mı var? Danışıklı dövüş mü var? •Siz İsrail'in Gazze’yi işgalinin kabul edilemez olduğunu söylüyorsunuz, İsrail ise Gazze'nin süresiz kontrolüne sahip olacağını söylüyor. •Siz sivillerin can güvenliğinin çok önemli olduğunu söylüyorsunuz, İsrail ise Gazze'yi ayrım gözetmeksizin bombalamaya, 1000'lerce sivil ve çocuğu öldürmeye devam ediyor. •Siz “İnsani ara verilmesi gerekiyor” diyorsunuz, İsrailliler tüm gücüyle devam ediyorlar ve siz de 300 milyon dolarlık bomba gönderiyorsunuz. •ABD ile İsrail arasında bir anlaşmazlık mı var, yoksa bu sadece medya üzerindeki laflardan mı ibaret ve işler her zamanki gibi devam mı ediyor? ABD Sözcüsü: -Gazze'nin yeniden işgal edilmesi bizim peşinde olduğumuz bir şey değil. İsrailli ortaklarımızdan da duyduğumuz bir şey değil. -7 Ekim'deki saldırılarla ilgili olarak İsrailli ortaklarımıza da Hamas teröristleri ile siviller arasında ayrım yapılmasının zorunlu olduğu konusunda çok açık davrandık ve bunu en üst düzeyde açıkça belirtmeye devam edeceğiz. •Peki size göre iki hükümet arasındaki kamuoyu açıklamalarındaki bu tutarsızlığın, bu farklılığın nedeni nedir? ABD Sözcüsü: Ben İsrail Hükümeti adına konuşmam. Bu onlara sormanız gereken bir soru ama bir tutarsızlık olduğuna inanmıyorum.

Yunus Paksoy

482,746 views • 2 years ago

📌 “Bakanım hoş geldiniz. Hoş geldiniz Sayın Bakanım.” Sağlık Bakanının, aile hekimlerinin haklarını savunmak için yasal sendikal haklarını kullandıkları 2-6 Aralık tarih aralığında bir ASM’ye giderek iş bırakma eyleminin uygulanamadığı gibi bir algı yaratmaya çalışmasını yakışıksız bulduk! 📌 “Mevzuatı çıkarttık.” Mevzuatı masa başında, sahanın ihtiyaç ve beklentilerine kulak tıkayarak “Ben yaptım oldu” mantığıyla çıkarttınız ve sonuçta hem hekimler hem de hastalar mutsuz oldu! 📌 “Üç, dört ay içerisinde ne olacağı ortaya çıkacaktır.” Sağlık sistemi, hekimler ve hastalar deneme tahtası değildir ! Üç, dört ay içinde olacakları biz sahanın içinden görüyor ve size söylüyoruz. Sobanın sıcak olduğunu anlamak için elimizi yakmak şart mıdır? 📌 “Ama biz şu anda biz bunu uygulayacağız.” Ülkedeki on binlerce hekim size eziyet yönetmeliğinin bu hâliyle kabul edilemez olduğunu her yolla anlattı ve siz hâlâ “Ama biz şu anda biz bunu uygulayacağız” diyorsunuz. Yazıklar olsun! 📌 “İncelesinler, görsünler. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu fark edecekler.” İnceledik, gördük Sayın Bakan! Doğru olan, eziyet yönetmeliğinin iptalidir. Yanlış olan ise sizin hekimlerin sözlerine kulak tıkamış olmanızdır! 📌 “Doktor adam zeki adamdır, pratik adamdır”. Sağ olun Sayın Bakan, siz de doktorsunuz. Şükürler olsun zekâmızdan endişemiz yok zaten! Siz de bunu bildiğinize göre aklımızla alay etmeyin lütfen! 📌” İnşallah hep beraber üstesinden geleceğiz.” Elbette sahanın ve hekimlerin sesine kulak verirseniz, hep birlikte bu eziyet yönetmeliğinin üstesinden geliriz! 📌 “Aynı zamanda 1. basamak 2. basamak entegrasyonu yapmaya çalışıyoruz.” Bunu aile hekimlerinin reçetelerine ambargo koymadan da yapabilirsiniz! 📌 “Hastamıza gerekli zaman randevu alabilir hale getiriyoruz.” Hasta ile hekimleri karşı karşıya getirecek sistemlerden uzak durun! 📌 “Ama topluma da şunu ifade edeyim: Aile hekimliği kendilerinin danışacağı bir aileden bir hekim.” Aile hekimi danışman değil hekimdir! Yalnızca danışmanlık yapmaz, tanı koyar, tedavi de eder! 📌 “Onun dediklerine göre hareket etmeleri gerektiğini toplumun bilmesi lazım.” Aile hekimi doktorluk yapar, mürebbiye değildir! 📌 “Çünkü aile hekimleri hastalanmadan sağlığın korunacağını bilen, insanların sağlıklı kalması için uğraşan hekimdir.” Bu konuda anlaşıyoruz Sayın Bakan. Bizler de toplum sağlığını koruyucu çalışmalar yapmak istiyoruz. İsterseniz bu konuya öncelikle aşılardan başlayalım: ASM’lerde aşıların zamanında tedariki ve aşılamada aksamalar yaşanmasın! 📌 “Topluma da şu mesajı vermek lazım. Gereksiz ilaç, gereksiz tedaviyi talep etmemeleri gerekiyor.” Bu konuda toplumun sağlık okuryazarlığı eğitimleri alması uygun olur! 📌 “Hastalandıkları zaman biz bakıyoruz zaten. Hastalandıkları zaman 2. basamaklar, 3. basamaklar çok iyi.” Aile hekimleri tanı koyarak tedavi yapabilirler çünkü kendileri de doktorlardır, bilginize. 📌 “Ben size çok güveniyorum, aile hekimlerine. Onun için de sizlerden de destek istiyoruz.” Biz de size çok güvenmek istiyoruz. Mesela emekliliğe yansıyacak tek kalem maaş uygulamasının hayata geçirilmesini bekliyoruz! 📌 “İnşallah bunun üstesinden geleceğiz.” Biz de bunu bekliyoruz Sayın Bakan! #GelinBirlikOlalım T.C. Sağlık Bakanlığı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu

Hekim Birliği

45,056 views • 1 year ago

Kürtlerin Rojava’daki lidersizliği aynı zamanda kadersizliğiydi. Başkan Barzani, tam 13 yıl önce bu günleri ön görmüştü ve uyarmıştı… “Rojava’nın gidişatıyla ilgili olarak aynı burada, bu salonda 2011’in sonunda Rojava’daki kardeşlerimizin tüm partileri ile toplandık. Onlara şunu söyledim: ‘Kardeşlerim, bu sizin için oluşan bir fırsattır fakat siz duygusallığa kapılmayın. İkincisi de yanlış kararlar vermeyin. Allah’ın dışında kimse yarın ne olacağını bilemez. Her şeyden önce bölgeniz coğrafik olarak yekpare değil, parçalı ve ayrı ayrıdır. Bu bir. İkincisi de bölgeniz dağlık bir bölge değildir. Savaş olduğunda direnebileceğinis fiziki şartlara sahip değil. Üçüncüsü bu tecrübeniz de olmayabilir. Siz durumunuz çok farklı. Öncelikle aranızda herkesi temsil eden bir heyet oluşturun. Birlikte hareket edin, birlik olun. Bu şartla size her türlü yardımı yapmaya hazırız. O toplantıdan sonra iki taraf bu önerilere karşı çıktı. Biri PYD, birisi de MHP. O zaman PYD’lilere dedim ki, MHP ile aynı safta olmaya utanmıyor musunuz? Sonra baktım onlar da geldi ve 11 Temmuz 2012’de bir dizi toplantı yaptık ve nihayet hepsinin içinde olduğu Yüksek Konsey oluşturuldu. O zaman dedim ki birlikte olduğunuz sürece gidip hiçbir hükümetin kapısına gidip kendinizi muhtaç etmeyin. Ne isterseniz gelin ben size temin ederim. Onlara sınırı açmamız kolay olmadı. BMGK kararlarına göre sınırlar kontrol altında ve hesap verilmeli. Binbir zahmetle, cefayla yasal olarak herhangi bir sorunla karşılaşmamak için uğraştık ve onlara sınırı açtık. Eğer başınıza bir felaket gelirse buyurun gelin, burası sizin evinizdir, mülteci değilsiniz dedim. Eğer yaşam koşulları nedeniyle gelmeyi düşünüyorsanız gelmeyin, evinizde kalın biz size yardımı ulaştıralım dedim. Evinizde kalın ve toprağınızı terketmeyin dedim. Fakat savaş olursa ve size saldırı düzenlenirse o zaman durum değişir dedim. Onların uluslararası alanda tanınması için uğraşıyordum. Muhataplar da hazırdı. Rusya’da Putin ile konuştum, vallahi Obama ile konuştum, Hollande ile konuştum Paris’te. Hepsi de Kürtleri destekleyeceklerine dair söz verdi. Sadece Suriye çerçevesinde olması gerektiğine vurgu yaptılar. Ben de bu kardeşlerimizin Suriye’den ayrılma gibi bir hedefleri ve amaçları yok dedim. Bu çaresizlerin kimlikleri bile yok, vatandaş bile değiller dedim. Eğer Kürtlerin Suriye muhalefetine katılmasını istiyorsanız muhalefetin de adım atması lazım. Suriyeli Kürtlere uluslararası bir destek oluşuyordu. Ben onlar için uluslararası alanda Rusya Başkanı, ABD Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı ile konuşuyorum onlar gelip bize karşı plan yapıyorsun diyorlar. Benim korkum Kürtlerin hepsinin rejimin bir parçası olmadığını nasıl ispat edebileceğimiz. Şimdi rejim o bölgelere geldi, hemen Öcalan resimlerini be bayraklarının hepsini kaldırdılar. Onlarda Kürdistan Bayrağı da yasak. Beşşar Esed resmini astılar ve bölgede Suriye Bayrağı dalgalandırdılar. Şu an şu an. İla ahir Kürt ve Kürdistan şehitlerinin ruhlarına bin selam olsun… #Suriye

Serbest Ferhan Sindî

86,140 views • 8 months ago

Ne söz vermişti göreve başlarken? •Yolsuzluk yok❌️ •Torpil yok❌️ •Rüşvet yok❌️ •İsraf yok❌️ •Hak var✅️ •Hukuk var✅️ •Adalet var✅️ •Hizmet var✅️ 📌Şanlıurfa'da geçici işçilerin hayali Başkan Gülpınar ile gerçek oldu. •Gülpınar’ın talimatıyla geçici personelin daimi kadroya geçirilmesine yönelik karar uygulamaya kondu. GEÇİCİ STATÜYE SON, İŞ GÜVENCESİNE MERHABA... •Büyükşehir Belediyesi’nin çeşitli birimlerinde görev yapan ve her 6 ayda bir sözleşmeleri yenilenerek belirsizlik içinde çalışmaya devam eden personelin mağduriyeti sona erdi. Başkan Gülpınar’ın girişimiyle, geçici personelin iş güvencesini sağlayacak şekilde daimi statüye geçirilmesi kararlaştırıldı. İlgili yasal ve idari düzenlemelerin tamamlanmasının ardından geçiş süreci resmen başlatıldı. "BİR KANGREN OLMUŞ SORUNU DAHA ÇÖZÜYORUZ" Konuyla ilgili bir açıklama yapan Başkan Gülpınar “Biz hiçbir zaman söz vermedik. Benim ağzımdan söz çıkmaz. Biz yaparız, sonra ‘yaptık’ deriz. Size ‘inşallah’ dedik, ‘bakacağız’ dedik, ‘çalışacağız’ dedik. Bugün de o sözü yerine getirdik” dedi. Konuşması sırasında işçilere, “Siz hiçbiriniz benimle işe başlamadınız değil mi?” diye soran Başkan Gülpınar, “Hayır” cevabını aldıktan sonra sözlerine şöyle devam etti: “Benim referansımla, torpille kimse başlamadı. Eğer birilerini işe almak isteseydim, sizi çıkarır, yerinize 218 kişi alırdım. Ama bizim anlayışımız bu değil. Biz belediyeye adaleti hâkim kılmak için geldik. Belediye binası girişine de yazdık: ‘Yolsuzluk yok, rüşvet yok, torpil yok.’ Bu ilkemizin arkasındayız.” #şanlıurfa

Nedim Atilla

13,941 views • 1 year ago

📢"Adamı Otomatik Silahlarla Tehdit Ettiler! Bunlar Çok Tehlikeli Adamlar!" 🔴Gazeteci Nedim Şener Nedim Şener 🇹🇷 İBB Soruşturmaları kapsamında gelen itirafçılar hakkında hiç bilinmeyenleri anlattı! ⚪️"İtirafçı olan Ertan Yıldız'ın kapısında şuan polis koruması var! Kimden korunuyor bu adam, tabi ki de İmamoğlu ve çevresinden. Yıldız'ın ailesini tehdit ettiler, adli makamlara iftira atması ve ifadesini değiştirmesi için! Bunlar çok tehlikeli insanlar! Organize bir suç ile karşı karşıyayız!" 🔴"Karşımızda ta Beylikdüzü'nden gelen bir suç yapısı var. Bu suç yapısı tamamen İmamoğlu'nun kişisel hırsından dolayı onu siyasette bir yere taşımaya yönelik. Ertan Yıldız'ı itirafçı olmaya iten sebep de bu zaten. Ya diyor ki 'Bunlar oldu, yapıldı. Bizi de kullandı. İyi de hala adam cezaevinden kampanya yapmaya devam ediyor. Bizim de ailemiz çevremiz anne babamız sıkıntı çekiyor.' Ama Özgür Özel'in de tek bir derdi var İMAMOĞLU! Ondan başka kimseden bahsetmiyor. Murat Ongun'dan, Fatih Keleş'ten, Ertan Yıldız'dan, sıvacı Adem Soytekin'den bahset, 'Yahu bu adam masum' de. Hayır o imamoğlu diyor. Dolayısıyla İmamoğlu'nu savunanların ikiyüzlülüğü de burada gün yüzüne çıkıyor biliyor musunuz. Burada tam bir suç birliği var." 🔴"Şimdi Ertan Yıldız'ın başına geleni söyleyeyim size: Oturduğu yerde polis korumasında yaşıyor biliyor musunuz! Ekrem İmamoğlu ve çevresi, bu özel kalemi ve koruması var ya bunlar Ertan Yıldız'ın ailesine gidip tehdit ediyorlar. Ve hatta 'İfadesini geri çeksin ve savcılık bu ifadeyi baskı ve işkenceyle aldı diye ifadesini değiştirsin' şeklinde baskı yapıyorlar. Bu ahlaksızlar kendi yaptıklarını sanki savcılık yapmış gibi davranıyorlar. Savcılık bu konuda o kadar titiz davranıyor ki gerçekten buna çok gerek var. Eğer baskı ile ifade alınıyor diyorlarsa o sırada bir sürü kişi var yanında, avukatları var. Şimdi ne oldu aile bunu söyleyince Ertan Yıldız tahliye olmuş ve şuan evinin önünde polis koruması var. kimden koruyorlar Ertan Yıldız'ı? İmamoğlu ve çevresinden. Çünkü neden, bunlar tehlikeli adamlar. Diplomasının iptaline giden süreçte CİMER'e ilk şikayette bulunan Ozan diye bir genç var, adamı otomatik silahlarla tehdit ettiler. diyeceksiniz ki 'Onunla ne alakası var?' bilmem artık ne alakası var!" #İBB #Ekremİmamoğlu #İBBSoruşturmaları #ibbsoruşturmaları #mahkeme #CHP #özgürözel #yolsuzluk #dava #ibb #ErtanYıldız #İtirafçı

Haber Global

27,599 views • 1 year ago

Bursa operasyonu - odak Nilüfer Belediyesi / Müteahhit Deniz Bozkurt bir ifade veriyor. Detaylar gürkan hacır ile #TaksimMeydanı’nda. 80 kadar inşaat yaptığını, 15 senedir sektörde olduğunu beyan ediyor. Mavi İnci Konakları Emek 22 Sitesi inşaat projesiyle ilgili yasal emsal talebinde bulunmalarına rağmen uzun süre cevap alamadıklarını ve rüşvet talep edildiğini söylüyor. Mustafa Bozbey’in çantacısı Hüseyin Gür (gözaltında) ile Cafe Lata’da bir toplantı yapıldığını ve 5 daire ile 20 milyon TL paranın rüşvet istendiğini anlatıyor. İddiasına göre pazarlıkla 3 daire ve 14 milyon TL ile anlaşılıyor. Hüseyin Gür’ün adına satım vaadi sözleşmesi yapılıyor. MALATYALILAR DERNEĞİNDE ÇUVALLA RÜŞVET İDDİASI Ortağı Tuğrul isimli şahsın Arap yatırımcılardan çuvallarla aldıkları 14 milyon nakit parayı Malatyalılar Derneği’nde Yılmaz Adıgüzel’e teslim edildiğini söylüyor. Yılmaz Adıgüzel o dönem Zabıta Müdürü ve Malatyalılar Derneği Başkanıydı diye de altını çiziyor. Rüşveti verdikten 3-4 ay sonra projemiz onaylandı diyor. İfadesine göre rüşvetten sonra 0.5 değerde emsal alınıyor ve 328 daireden 428 daireye çıkarılıyor. RÜŞVET DAİRELERİNİ ALABİLMEK İÇİN MÜTEAHHİTE İCRA TAKİBİ! Ancak bir sorun var ki ruhsatlar hala Hüseyin Gür’ün üstünde. Gür’ün kendilerine “Eğer anlaştığımız 3 daireyi de vermezseniz ruhsatları vermem.” dediğini söylüyor. Buna gönüllü olmadıklarını, çünkü daha yeni 14 milyon TL para verdiklerini belirtiyor. Daireleri almaya kararlı olduğunu belirten Bozkurt, bu gelişmelerin üzerine kendilerine Mustafa Bozbey’in avukatı Hüseyin Gür adına icra takibi başlatıldığını söylüyor. Gerekçe ise rüşvet pazarlığını yaparken işi garantiye almak için sözleşme imzalamaları. Mecburen 3 daireyi hemen Bozbey’in çantacısı Hüseyin Gür’ün üstüne yaptık diyor.

Ece Sevim

20,926 views • 5 months ago

“İsrail Lübnan’da çok fazla insan öldürüyor bırakalım Hizbullah işini Suriye halletsin” Trump, “İsrail Lübnan'a saldırırsa bu anlaşma ayakta kalabilir mi?" sorusuna cevap verdi: "Kalabilir. Ben bunu daha küçük bir savaş, İran’ı ise asıl büyük savaş olarak görüyorum. Ancak orada, sürekli başını kaldıran küçük bir iğne batması gibi bir unsur var: Hizbullah. Biliyorsunuz, Suriye konusunda çok büyük sorumluluk aldım. Şu an Suriye’yi yöneten adamı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer liderlerle birlikte oraya biz getirdik. Ülkeyi yeniden toparlama konusunda harika bir iş çıkardı. Bir izci sayılmaz ama her şeyi bir araya getirmede muazzam bir başarı gösterdi. Üstelik Hizbullah ile arası oldukça iyi; yani onlardan hiç hazmetmiyor. Size bir şey söyleyeyim: İsrail, Hizbullah ile çok uzun süredir savaşıyor ve bu süreçte çok fazla insan ölüyor. Aradığınız birini bulmak için her seferinde koca bir apartmanı yerle bir etmek zorunda değilsiniz. Çünkü o binalarda çok fazla insan yaşıyor ve size garanti ederim ki hepsinin Hizbullah ile bağı yok. Ben İsrail’e, Hizbullah meselesini Suriye’nin halletmesine izin vermesini önerdim. Dürüst olmak gerekirse, bu işi çok daha iyi yapacaklarını düşünüyorum. Anlaşmayı imzalamamızdan sadece iki saat önce, Lübnan’da hem de güney sınırında falan değil, doğrudan Beyrut’un göbeğinde bir saldırı gerçekleşmesinden hiç hoşlanmadım. Bu durumdan rahatsız oldum ve bunu kendilerine de açıkça ilettim. Hiç ama hiç hoşuma gitmedi. Ancak Suriye, ülkeyi şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde toparladı. Başındaki kişi oldukça yetenekli biri ve benimle de çok uyumlu çalıştı; istediğim her şeyi korudu, her talebimi yerine getirdi. Eğer İsrail, çevredeki diğer insanları öldürmeden bu işin üstesinden gelemiyorsa, bırakalım Suriye bu işi halletsin; Suriye bu işi bitirecektir."

serbestiyet

43,800 views • 3 months ago

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alma sürecini anlattım. Türkiye, bu sistemleri almadan önce ABD’den Patriot hava savunma sistemi talep etti. Ancak ABD teknoloji transferi yapmak istemedi. Yani yalnızca sistemi satmak ve devam eden süreçte Türkiye’nin kendisine bağımlı kalmasını istedi. Türkiye bundan sonra Çin ve Rusya ile görüştü ve sonunda sistemi Rusya’dan satın aldı. Ancak Rusya’dan satın alma kararının temel sebebi, sistemi kullanmak değildi. Yaklaşık 10 yıl önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD ve AB arasındaki ilişkiler en kötü dönemlerinden birini yaşıyordu. Türkiye, Suriye’ye yönelik operasyonlar başlattığında İspanya dışındaki tüm Avrupa ülkeleri Türkiye’de konuşlu Patriot hava savunma sistemlerini geri çekmişti. Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaştığı bu dönemde Rusya ile yakınlaşma süreci başladı. Ancak Rusya ile Türkiye arasındaki en büyük sorunlardan biri de düşürülen Rus uçağıydı. Bu konuyla ilgili uzmanlar, Türkiye’nin S-400’leri hiçbir zaman aktif olarak kullanamayacağını başından beri bildiğini söylüyordu. Ancak bu satın almanın, bir anlamda Rusya’ya “kan parası” ödemek ve ABD ile AB’ye “Size mecbur değiliz” mesajı vermek amacı taşıdığı değerlendiriliyordu. Ancak Türkiye bu süreçte hem ciddi ekonomik kayıplar yaşadı ve hâlâ yaşamaya devam ediyor hem de F-35 programından çıkarıldı. Trump ile Erdoğan'ın yakın ilişkisi süresince; FETÖ liderinin ABD’de öl*-mesi ve PKK’nın Türkiye’deki varlığının sona ermesinin ardından ABD-Türkiye ilişkilerinde gözle görülür bir iyileşme yaşandı. Şu anda S-400’lerin BAE’ye satılmaya çalışılması da aslında bu sürecin bir sonucu. Türkiye'nin NATO zirvesine verdiği önemin bir nedeni de bu. Bunların geleceğinde ne olur? Bence kimse net bir şey söyleyemez. Bunu zaman gösterir. Türkiye - ABD ilişkileri Erdoğan - Trump ilişkilerine bağlı. İki ülkenin durağan bir ilişkisi yok. Tüm gerçeklik bu. Herkes yorum yapıyor ancak ben, tüm bu süreci yaşamış ve en üst düzey yetkililerle konuşmuş biri olarak bildiklerimi sizlere aktarıyorum.

ibrahim Haskoloğlu

483,616 views • 2 months ago

Ümit Özdağ’dan Erdoğan’ın milli birlik çağrısına cevap Erdoğan ülkemiz etrafındaki kuşatmadan bahsederek böyle kritik bir dönemde milli birliğin önemini vurgulamış. 2002’den bu yana bilinçli bir kutuplaştırma, gerginlik üretme ve düşmanlaştırma politikası ile Türkiye’yi düşman kamplara bölen Erdoğan’ın 22 sene sonra milli birliğin önemini vurgulaması önemli ancak inandırıcı değil. Evet, ülkemizin çevresinde bir ateş çemberi var. Bu çemberin alevleri, aslında ülkemizin sınırlarını uzun süredir yakıyor. Türk ordusu Irak ve Suriye’de savaş halinde. Türkiye, Azerbaycan-Ermenistan savaşında savaş alanındaydı ve Kafkaslar ikinci bir çatışmaya gebe ve Türkiye tekrar Azerbaycan’ın yanında olmak zorunda kalabilir. Türk ordusu Libya iç savaşında da sahada. Afrika’nın değişik bölgelerinde Türk askeri/istihbarati operasyonları devam ediyor. Özetle aslında ülkemiz düşük yoğunluklu bir savaşı zaten yaşıyor. Bu sırada ülkemizde 13 milyon sığınmacı ve kaçak yaşıyor. Ve büyük bölümü travmalı bu insanlara her geçen gün sınırdan kaçak giren 1000-1250 kişi ekleniyor. Ülkemizde Amerikan ordusu tarafından yetiştirilmiş ve savaş deneyimine sahip yüzbinlerce Afgan var. Ve sayıları bilmediğimiz selefi cihatçılar değişik örgütler halinde uyuyan hücreler olarak bekliyorlar. Özetle, Erdoğan haklı. Milli birliğe ve bütünlüğe ihtiyaç var. Ancak 22 sene hor görülen, aşağılanan, düşmanlaştırılan insanlara "Milli birliğe ihtiyaç var, toplanın" denmesi ile milli birliğin yani Atatürk’ün ifadesi ile "iç cephe"nin sağlanması mümkün değil. Üstelik, bu insanlara “Anayasanızı A’dan Z’ye değiştireceğiz, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan ilk 4 maddeyi de değiştireceğiz. 66. Maddeyi değiştirerek "Türk milleti" tanımını "Türkiyeli" yapacağız. Unutmadan söyleyelim "Malazgirt meydan muharebesini de siz Türkler kazanamadınız. Zaten Malazgirt Türk zaferi de değildi" derseniz, biz de size "Milli kimliğimizi yok sayan, tarihimizi yok sayan bir birlik, milli birlik olamaz" cevabını veririz. Ülkemize doldurduğunuz milyonlarca Suriyeli, Afgan vs. kalacak diyorsunuz. Türk Milleti’nden bunlar ile milli birlik oluşturmasını istiyorsanız hayal görüyor olmalısınız Sayın Erdoğan. Bu insanlar ülkelerine dönmeden milli birlik olmaz. 85 yaşındaki nineler sokaklarda kapıt mendil satıp pazar yerinden geride kalan domatesleri toplayarak yaşamaya çalışırken birilerinin vergi vermeden aldıkları ihalelerden kazandıkları paralar ile Londra’da sokak satın aldıkları bir ülkede milli birliği sağlamak zordur. Atatürk’ün fotoğrafını takmayan soytarılara müdahale eden genç subayları ordudan atarak milli birlik sağlayamazsınız. Emri anayasa ve yasalar ile belirlenmiş komutanlarından ve amirlerinden değil, Tanrı ile irtibatlı olduğuna inandıkları şeyhlerinden alan üniformalılar ile de vatan savunmazsınız. Evet sayın Erdoğan, Türkiye bıçak sırtında yürüyor. Size çevrenizin ilettiğinden daha tehlikeli bir süreçten geçiyoruz. Böyle büyük bir tehlike karşısında milli birliğimiz önemli. Siz sokak röportajlarında size yönelik öfkeli konuşan insanlardan rahatsız olmuşsunuz. Bu insanları size bu kadar öfkeli olma noktasına siz bilerek ve isteyerek getirdiniz. "Bana yüzde 51 lazım, yüzde 49’un canı cehenneme" şeklindeki politik anlayışınız ile seçim kazanabilirsiniz ancak vatan savunmak çok zor olur. İç cepheyi güçlendirmek mi istiyorsunuz gerçekten? Sayın Erdoğan, önce size oy vermeyenleri düşman, ikinci sınıf vatandaş olarak görmediğinizi herkese gösterin. Yasaları hepimize eşit uygulayın ve Anayasanın üstünlüğünü kabul edin. Yoksa hiç kimse kendisini güvende hissetmez. Güvenin olmadığı yerde milli birlik olmaz. Herhangi bir tarikate/cemaate üye olmadan da devlet memuru olabileceğimizi gösterin bize. Bakın ben sıkı bir Yeşilaycıyım. Ama neden rakı içen emniyet müdürü ve valilerimiz yok? Suç mu rakı içmek? Veya neden Alevi yurttaşlarımız vali, emniyet müdürü olmasın? Atatürk’e saygı gösterin ve bunun göstergesi olarak İstanbul Hava Limanı’nın adını "Atatürk Hava Limanı" yapın. Ve anayasamızın girişi, ilk 4 maddesi ve 66. maddesi ile bir sorununuz olmadığını ifade edin. Üç tane emperyalizm destekli zıp çıktı unsuru memnun etmek için 4000 senelik devletli tarihi olan Türk Milleti ile karşı karşıya gelmeyin. İleri de Türk tarihinin parçası olarak anılmanızı sağlayacak işler yapın. Bunun ön şartı ise Atatürk ve kurucu değerler ile olan kavganızı bitirmenizdir.

Ümit Özdağ

781,238 views • 2 years ago

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” değil; “8 Mart Dünya EMEKÇİ Kadınlar Günü!” Tarih boyunca kadınların emeği yok sayılmıştır. Kadınların aklı, zekâsı, çabası, çalışmaları, özverisi, üretimi yok edilmiş ya da gölgelenmiştir. Bırakın haklarını törpülemeyi, hak verilmemiştir bile! O yüzden 8 Mart şu kritik mesajı vurgulamak için önemli bir tarihtir: HAK VERİLMEZ, ALINIR! Hatta sahip çıkmadığınız haklar, gün gelir elinizden alınır! Kadınlar size sesleniyorum: Sakın sanmayın ki; çalışkan, akıllı, yaratıcı, yetenekli, zeki olduğunuz için size hakkınızı verecekler. Aksine sizi yok sayacaklar; sizi “tehdit” görecekler; size iftira atacaklar; sizi cezalandıracaklar… Tarih boyunca böyle olmuş! Sonra bir lider çıkmış ve bu döngüyü yıkmış; “kadın- erkek eşittir” demiş. Ülkemizdeki kadınlara seçme ve seçilme; sosyal yaşama dahil olma; eğitim alma; meslek sahibi olma şansını tanımış. Evet, Mustafa Kemal Atatürk vermiş bu hakları ama zaman içinde bu haklar her fırsatta yine ve yeniden tırpalanmış. Erkek egosu, yobaz kafası, karanlık zihin her vesile ile kadınları bıkmadan usanmadan hedef almış. Bugün bile hala “kız çocukları okumaz”, “kızını dövmeyen dizini döver”, “kadın çalışmaz”, “kadının yeri evidir”, “kadından yönetici olmaz”, “elinin hamuruyla erkek işine karışma” denilerek kadınların hak ve özgürlüklerine; yaşamlarına müdahele ediliyor. Özgür, eğitimli, meslek sahibi; kendi ayakları üzerinde duran kadınlardan asla haz edilmiyor. Öyleyse hep hatırlamak ve hatırlatmak da fayda var: haklı olmak yetmez, güçlü olmak da gerekir! Bu ülke güçlük yaşayan kadınların değil; güçlü kadınların yaşadığı bir Türkiye olana dek hak mücadelesine devam💪 #8MartDünyaKadınlarGünü #8MartDünyaEmekçiKadınlarGünü

Sedef Kabaş

13,740 views • 6 months ago

Bu sahne, bir Türk yapımında gördüğüm en kompleks duygu çatışmasını içeren sahne. Üstelik, bu çatışma oyunculuğa inanılmaz bir şekilde aktarılıyor. Hem senaryo hem oyunculuk açısından çok beğeniyorum. Süleyman, Mustafa'nın hatasına oldukça öfkeli. Sorun şu ki, Mustafa'nın hem babası hem de padişahı. Padişah olarak kızıyor, baba olarak şefkat duyuyor. Kızmak istemiyor ama kızması gerekiyor. Bu, çatışmanın ilk adımı. Ama, suçu öyle büyük ki padişah olarak büyük bir ceza vermesi gerekir. Öyle ki bu ceza onu baba olarak perişan eder. Dolayısıyla kızmak istememeyi bırakalım; o suçu işlememiş olsun istiyor. Yani tek sahnede öfke, kızgınlık, mutsuzluğa ilave olarak gurur var. Padişahlığın otoritesini sarsamayacağını biliyor. Kendi makamının gücünden kendi oğlunu korumak istiyor ama elinden bir şey gelmeyecek. Tek yapabileceği Mustafa'nın, cezasının düşük verilebilmesini sağlayacak davranışlar sergilemesi. Ama çatışma giderek kompleksleşiyor. Çünkü Mustafa af dilemek yerine başka bir şey anlatmaya çalışıyor. Bu kez çatışmaya yeni bir duygu ilave oluyor; korku. Artık aynı bedende, aynı ruhta; Süleyman kendisinin anlık öfkesinden kendi oğlunu kurtarmaya çalışıyor. Çaresizce bağırıyor. Halit Ergenç, bunu inanılmaz şekilde oyunculuğa aktarıyor. Üstelik, gerçek hayatta bu inanılmaz çatışma artık neyi dışarı aktarıp neyi aktaramadığını takip edememek demek. Sahnede de bu yaşanıyor. Oğlunun karşısında öfkeli bir padişah değil, aynı yüzde korkan bir baba olarak konuşuyor. Hayatımda bir oyuncunun yüzünde hem sevdiği için korku -ki bir çeşit üzüntü- hem öfke hem çaresizliği aynı anda görebildiğimi pek hatırlamıyorum. Sahnenin şahaneliği Mustafa, neyi neden yaptığını açıkladıktan sonra devam ediyor. Çünkü Süleyman ikna oldu; ama az önce yaşadığı büyük korku yüz ifadesinde devam ediyor. Gülümsemek isterken bile yüzünde acı var. Bir gün kendi oğluna zarar verme ihtimalinin acısı. Yıllar sonra kendi oğlunu idam edecek bir padişahın senaryosu yazılırken bölüm bölüm yavaş yavaş babanın üzüntülerine padişahın öfkesinin galip gelecek olmasını inanılmaz yazmışlar. Hiçbir duygu birden yaşanmıyor. Hepsinin arkaplanı adım adım belirleniyor. Bu sahne aynı anda iki personası olan bir karakterin bir sahnede hem korku, hem acı, hem öfke, hem gurur, hem de rahatlamayı yaşaması açısından gerçekten müthişti. Belirsizliğin çözülmesi, ihtimallerin azalması, beklentilerin kötüden iyiye doğru değişmesi dinamikleri de şahane aktarıldı.

Abdullah Reha Nazlı

69,046 views • 5 months ago

AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, Başkan Mesud Barzani’ye hitaben “Sen Mela Mustafa Barzani’nin oğlusun. Biz Kürtlüğü gördüysek, sende gördük. Babanızda gördük” ifadelerini kullandı. Şırnak’ın Cizre ilçesinde Başkan Mesud Barzani’nin katılımıyla devam eden 4. Uluslararası Melayê Cizîrî Sempozyumu’nda AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar bir konuşma yaptı. Kürtçe konuşan Tatar, Başkan Barzani’ye hitaben, “Sayın Başkan Barzani, siz gözümüzün nurusunuz. Biz çocukluğumuzda sizin hayalinizle büyüdük” dedi. “Başkan Mesud Barzani, sen benim dayımsın, amcamsın” Arslan Tatar, Başkan Barzani’yi selamlayarak kendisine ve Barzani Ailesi’ne olan sevgisini şu sözlerle dile getirdi: “Başkan Mesud Barzani; amcam, dayım… Sen benim dayımsın, amcamsın. Sen gözümüzün nurusun. Biz çocukluğumuzda senin hayalinle büyüdük. Sen o zatın oğlusun, sen Mela Mustafa Barzani’nin oğlusun. Biz Kürtlüğü (Kurdayeti) gördüysek, senden gördük. Babanızda gördük. Sen ve heyetin oradan buraya başımız gözümüz üstüne geldiniz.” “Aynı gece, Cumhurbaşkanı Erdoğan size su verdi” Tatar, iki ay önce Ankara’da Kürdistan Bölgesi’nden 12 milletvekili ile yaptığı bir görüşmeyi anlatarak şunları söyledi: “İki ay önce, 12 Kürdistanlı, Iraklı parlamenter başkentimiz Ankara’ya, Meclis Başkanlığımıza geldi. Numan Kurtulmuş Bey’in yanında bir toplantı yaptık. Konuşmalarının ardından resmi olarak, ‘Yüzümüzü yıkayacak suyumuz yok. Su sıkıntısı çekiyoruz’ dediler. Ben de ‘Numan Bey, müsaadeniz varsa bir konuşma yapacağım’ dedim. ‘Buyurun’ dedi. Peygamber…” Aynı gece, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan size su verdi.” “Biz kardeşiz, birbirimizden ayrılmayız” AK Parti Milletvekili, kendi evini verme teklifinden de bahsederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclis Başkanlığı bir an düşündü ve ‘Bu evler ne?’ dedi. Ben ‘Bu benim evim’ dedim. ‘Hepsi senin mi?’ dedi… ‘Hepsi benim’ dedim. Zaten iki taneydi, ‘Madem biz kardeşiz, bu evi de size vereyim, misafirleriniz kalsın’ dedim. Biz kardeşiz. Birbirimizden kurtulamayız ve birbirimizden ayrılmayız.”

EFENDİ

37,332 views • 1 month ago

Bu videoyu çoğaltmak insanlık görevidir!!! Çocuklara ve kadınlara neler yapıldığını bir de benden dinleyin bakalım göstermelik demokrasinin sahte muhalifleri! Özgür Özel Aysu Öztaş Bayram ev hanımı 1,5 yıl önce karaciğer nakli gerçekleşiyor. 22 yaşındaki oğlu Mustafa karaciğerinin 3/2'sini annesine veriyor. Üç hafta önce yapılan tetkikler neticesi Aysu Öztaş Bayram'ın parkinson olduğu ortaya çıkıyor. 7 Mayıs sabah saat beşte evden alınıyor 10 Mayıs'ta İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine derece ile giren birinci sınıf öğrencisi 19 yaşındaki kızı Ayşe Züleyha Bayram ile birlikte yaklaşık 40 kişi tutuklanıyor. Ayşe Öztaş Bayram'ın 1972 doğumlu diğeri 2008 doğumlu Nil Zülâl ve Nilgün Zümrâ isimli lise talebesi iki kızı daha var. Mesleğini hakkıyla yapmaya çalışan devlet terbiyesi almış bir basın mensubu olarak bu çocuklara ulaştım ve konuştum. Çocuklar tedirgin, korku içinde! Kadınlara ve çocuklara "yeniden yapılanma" adı altında operasyon yapılıyor. Sokaklar katil, hırsız, tecavüzcü, sapık dolu. Bunları avukatsz sorgulamayanlar bu çocukların avukat talebini reddediyor. Çocuklardan Zümrâ: "Beni arabada sorgulamaya başladılar. Oraya gittiğimizde birçok kız çocuğu vardı. Psikolojik şiddete maruz kaldık. Akşama kadar bize yemek vermediler" 15-16 yaşında çocuklara operasyon yapmak korkutmak kolay! Önünde sonunda bu ülkeye adalet gelecek ve kim ne hukuksuzluk yaptıysa bağımsız yargı huzurunda hesap verecek. Umudunuzu yitirmeyin ve Adalet demeye devam edin! #AtaEmreAkman CHP 🇹🇷 Haluk Levent HALUK KOÇ İHD Genel Merkezi Yılmaz TUNÇ

Sırrı Er

36,069 views • 2 years ago

Pentagon’a Refah’ta insanların diri diri yakılarak öldürülmesiyle ilgili iki soru sordum: 1) Üç hafta önce size “Refah’ta sınırlı operasyonu” sormuştum ve siz "sivillerin hayatını riske atan herhangi bir askeri operasyona karşıyız" demiştiniz. Pazar günü bu sadece sivillerin hayatını riske atmakla kalmadı, onları diri diri yaktı ve çocuklarının kafasını gövdesinden ayırdı. Bu politika başarısız olmadı mı? İsrail’in istediğini yapmasını mümkün kılmıyor mu? 2) Bana bu görüntüleri siz de biz de görmek istemiyoruz dediniz ama İsrail Savunma Bakanı ile telefon görüşmesi yapan ben olsam ve bana defalarca bunların bir hata olduğunu açıklasalar, soruşturma yapacağız deseler, sanırım en hafif tabiriyle usanmış hissederdim. Kendimi aptal yerine konmuş gibi hissederdim. Peki bu bakanlıkta nasıl bir ruh hali var, sürekli aynı şeyi duyuyorsunuz, aynı şeyleri aktarıyorsunuz ve günler değişiyor, aylar değişiyor ama açıklamalar değişmiyor. Cevaplar: Hafta sonu olanları kesinlikle ciddiye alıyoruz. Oradaki görüntülerin kesinlikle korkunç olduğunu hepimiz gördük. Bakan Austin meslektaşıyla çok doğrudan ve samimi görüşmeler yapıyor. Bunlar zor telefon görüşmeleri ve bunları dostlarımızla yapıyoruz. bunu yapmaya devam edeceğiz. Hafta sonu yaşananları destekliyor muyuz? Elbette biz de can kaybı görmek istemiyoruz, bu görüntüleri senin kadar biz de görmek istemiyoruz. Ve bu kesinlikle sahada olup bitenlerin zorluklarına işaret ediyor ama biz kesinlikle masum hayatların korunduğunu görmek istiyoruz. — En ince ayrıntısına kadar telefon görüşmelerini aktarmıyoruz, ancak bazı operasyonlara ve İsrail Silahlı Kuvvetleri'nin Gazze'de yürüttüğü bazı yöntemlere gelince, onların bazı dersleri öğrendiğini ve bazı konuları dikkate aldıklarına inanıyoruz. Bakan Austin'in kesinlikle Bakan Golan'a aktardığı şeyler. Bir kez daha söyleyeyim: bu trajik can kaybının devam ettiğini görmek istemiyoruz. İsraillileri ve IDF'yi, sivillerin hayatını ve sivillerin zararını dikkate alma konusunda daha iyisini yapmaya çağırıyoruz. Bunun size sinir bozucu gelebileceğini biliyorum, ancak arkadaşlarımızla yapabileceğimiz şey bu zorlu konuşmaları yapmaya devam etmektir ve biz de tam olarak bunu yapmaya devam edeceğiz.

Yunus Paksoy

635,027 views • 2 years ago