Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Güle Güle Git Mustafa Kemal'in Askeri, Manisa'nın Asil Evladı..🕊 Devrin Daim Olsun, Yattığın Yer İncitmesin Seni...🥀 #FerdiZeyrek

202,827 views • 1 year ago •via X (Twitter)

9 Comments

Velhasıl Kelam's profile picture
Velhasıl Kelam1 year ago

Çok Üzücü 😔

Estadio Deportes's profile picture
Estadio Deportes1 year ago

ES MOMENTO DE DECIR ADIÓS 😪 Tras su partida a Milán, Santiago Giménez no se olvidó del Feyenoord y mandó un emotivo mensaje en sus redes sociales. Te dejamos los detalles de su adiós. 👇 #SantiagoGiménez #Feyenoord #Milán

Lucifer35's profile picture
Lucifer351 year ago

#FerdiZeyrek 🖤

lazkardinal's profile picture
lazkardinal1 year ago

Mekanı cennet olsun

Ayten. M.K.A.'s profile picture
Ayten. M.K.A.1 year ago

Çok çok üzgünüm. Uğurlar olsun koca yürekli güzel İnsan. Yattığın yer inçitmesin seni. Devrin Daim olsun. Ailesine ve sevenlerine Sabır diliyorum. 😥😥😥😥😥

mcoşkunatılgan's profile picture
mcoşkunatılgan1 year ago

Allah rahmet eylesin

Alev yeşbek's profile picture
Alev yeşbek1 year ago

Mekanı cennet olsun 🙏😥

The Angel 👑🥂's profile picture
The Angel 👑🥂1 year ago

Offf çok acı Ulan..

ferit's profile picture
ferit1 year ago

Çok dürüst,iyi bir insanmış,yazık oldu. Mekanı cennet olsun

Related Videos

2026 yılında Türkiye'de yaşanan olaya bakın lütfen. Rıza Nur'un kitabındaki Mustafa Kemal hakkında "müthiş bir sarhoş (ya da ayyaş)" diye bahsedilen bölümü paylaştığı için Atakan Ay isimli vatandaş hakkında 5816'dan dava açılmış. Çok sayıda kaynakta İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e ‘Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?’ dediği, Mustafa Kemal'in de ona ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap verdiği yazıyor. İnönü hatıralarında akşam rakı sofrasında alınan kararların sabah düzeltilmesinin bir adet haline geldiğini söylüyor. Mustafa Kemal'in uşağı Cemal Grande de her gece yarım/bir litre rakı içtiğini yazmış hatıratında. O dönemin şahitlerinin tamamı, Mustafa Kemal'in her gece rakı sofrasında olduğunu anlatıyor. Devlet arşivlerindeki sipariş ve gider pusulalarından da bunun doğru olduğunu görebiliyoruz. Dönemin cumhurbaşkanının alkol problemi olduğu açık. Ortam tam olarak şu şekilde; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı çok fazla içtiği için kalabalık bir ortamda uyarıyor ve TC Cumhurbaşkanı da, kendisine çok içiyorsun diyen TC Başbakanı'nı görevden alıyor. Mesela bunun bugün yaşandığını düşünsenize. Meclisin nasıl karışacağını, muhalif TV kanallarının günlerce aralıksız yapacağı haberleri hayal edebiliyor musunuz? Ve seçim yok. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük siyasi skandalı, Mustafa Kemal'in sofrasında bir bardak bile devirmiyor. Savcı Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin önce başbakanı sonra da 2. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü'nün bizzat doğruladığı bir durumu, yine onun kullandığı "sarhoş" tabiriyle paylaşan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hakaret davası açıyor. Dahası 1. Cumhurbaşkanı da ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap vererek bu durumu doğruluyor. Yani paylaşımı yapan vatandaşın mahkemede gösterebileceği 2 şahit var ve ikisi de cumhurbaşkanı. Türkiye Cumhuriyeti'nde 2 cumhurbaşkanının şahitliğine inanmayacak bir hakim yoktur herhalde diye düşünüyorum. Ve eğer mahkeme, birisine "sarhoş" demenin hakaret olduğuna karar verirse "İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e hakaret ettiği" gibi hiçbir tarih kitabında yer almayan ama mahkeme tarafından tescillenmiş yeni bir tarih bilgisi ortaya çıkmış olur. Bu öncelikle Kemalist tarih anlatımının sorunlu olduğunu ve eleştirenlerin dahi vatan haini ilan edildiği "ulu önder" figürünün dokunulmazlığının, onu en iyi tanıyan kişi tarafından ihlal edildiğini gösterir. Bu da İnönü'nün bahsettiği sarhoş masasında alınan diğer kararların da meşruiyetinin sorgulanabileceği anlamına gelir. Bunun yanı sıra Mustafa Kemal'in "kafam çok hızlı çalışıyor onu uyuşturmak için içiyorum" demesinin sebebi de aslında ileri seviyedeki alkol bağımlılarında görülen yoksunluk ve kısmen Delirium Tremens hali yaşamasıdır. Mustafa Kemal'in özellikle 30-38 yılları arasında gösterdiği davranışlar, alkol bağımlılığı belirtileri ile birebir örtüşmektedir. Yani sorun, deha olduğu için çok fazla düşünmesi değil, deha olsun olmasın bütün bağımlılarda görülen yoksunluk hali yaşamasıdır. (İlk gördüğünüz alkoliğe içmediğinde neler yaşadığını sorun, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.) Aslında bu durumu kendisi de kabul etmiştir. Savcı Bey, Mustafa Kemal'in kendisinden örnek vererek "alkol iptiladır" yani bağımlılıktır diyor. Bunun anlamı Mustafa Kemal'in her akşam sarhoş olduğunu itiraf etmesi değil midir? "Yemek getirilmeden, tabak ve kadehlere de dokunulmadan önce, Atatürk masaya dirseklerini dayadı, parmaklarını bitiştirdi, sofradakileri şöyle bir süzdü. Toplantıya katılanların kimi adlarıyla, kimi de yalnız meslek sanlarıyla çağrılmışlardı. Sanla çağrılanların arasında Atatürk'ün tanımadığı genç kişiler de vardı. Bu durum karşısında Atatürk şu açıklamayı yapmayı uygun görüp ağırbaşlı bir tonla söze şöyle başladı: ...önümüzde içki kadehleri var. Aramızda, görüyorum, gençler de yer almıştır. Asıl onlara sesleniyorum. İçki bir iptiladır, ben 18 yaşımdan beri sofrada içki kullanırım, çok çalıştım; ama kendimi bu iptiladan kurtaramadım. Genç arkadaşlar, size vereceğim önemli öğütlerden biri şudur: Görevde iken sakın içki kullanmayınız, görev başında içilmez. "20 Eylül 1936 Agop Dilâçar" Bu açtığınız davanın takipçisi olacağım ve gelişmeleri buradan duyuracağım. Bunlar 2026 yılına yakışan işler değil savcı değil.

Abese İrca

28,098 views • 6 months ago

Sene 1920... Ocak ayı... Mustafa Kemal Paşa, milli mücadelenin ilk stratejik hedefine ulaşmış ve Osmanlı meclisinin açılmasını sağlamıştı. Meclis, Aralık 1918'de kapatılmıştı. Çünkü İngilizler, meclisin ayak bağı olmasını istemiyordu. Sevr süreci, Vahdettin-Damat Ferit'le yürütülecek, Anadolu'daki tüm direniş girişimleri yok edilecek, anlaşma imzalanacak, ardından güdümlü bir meclis açılacak ve anlaşma onaylanarak yürürlüğe girecekti. O yüzden bu geçiş sürecinde meclis olmamalıydı. Anayasaya göre meclisin feshi mümkündü. Ama bunun süresi vardı. Belirli bir süre içerisinde seçim kararı almak ve meclisi toplamak gerekiyordu. İşte, Vahdettin-Damat Ferit bu noktada anayasayı ihlal etmeye karar vermişti. İşgal dönemi olağanüstü süreç kabul edilecek ve seçimler ertelenecekti. Ta ki Sevr imzalanıncaya ve direniş oluşumları temizleninceye kadar. Aralık 1918'de meclis feshedildikten sonra İttihatçı kalıntılarının üzerine gidildi. İngilizlerin oluşturduğu tutuklama listesi yürürlüğe kondu. Dönemin sadrazamı bu ağır hamleyi yapmakta tereddüt edince Damat Ferit sadrazamlığa geçti ve kıyıma başladı. Şubat 1919'dan itibaren pek çok potansiyel direnişçi, İttihatçı ve vatansever ya hapsedildi ya gözetim altına alındı ya da susturuldu. Mustafa Kemal Paşa o dönemde izolasyon politikası uyguluyordu. İttihatçılarla bir süredir bozuk olması, Alman ittifakına karşı çıkması ve Kasım 1918'den beri açıktan anti-İngiliz politikası gütmemesi onun kamufle olmasına yetmişti. Ama dahasına ihtiyacı vardı. Direnişi örgütlemek için Anadolu'ya geçmeliydi. Örtülü stratejileri sayesinde Samsun görevini kapınca ve Anadolu'ya geçince direnişi örgütlemeye başladı. İzolasyon politikasını terk etti, askerlikten ayrıldı ve fert olarak işe koyuldu. İlk hedefi direnişi örgütlemekti. Yani sivil toplum örgütlerini, işgal karşıtı askeri ve bürokratik çevreleri etrafında toplamak ve İngilizlerin uygulayıcısı Damat Ferit'i görevden aldırmaktı. Ancak bu sayede meclisin açılmasını sağlardı. Mustafa Kemal için meclisin açılması ilk hedefti. Çünkü meclis açılırsa, millet adına meşru kararlar alınırdı. Bunlar direniş kararlarıydı. Örneğin Misak-ı Milli... Kongreler dönemi sivil-askeri-bürokratik çevreleri direniş adına bir araya getirme-hazırlama dönemiydi. Bu işi yapmadan Damat Ferit'e yüklenmesi zordu. Erzurum ve Sivas Kongreleri'ni başarıyla topladıktan ve direnişi Anadolu'ya yaydıktan sonra Damat Ferit'i hedef aldı. Hamlesi şuydu: Hiçbir şehir, valiler, komutanlar, devlet kuruluşları İstanbul'la yani Damat Ferit'le irtibat kurmayacaktı. Eylül ayında bu hamleyi yaptı ve Damat Ferit'i iş göremez hale getirdi. Damat Ferit'in düşüşüyle daha ılımlı bir hükümet kuruldu. Seçim kararı alındı. Meclisin açılması için hazırlıklar başladı. İşte bu nokta Mustafa Kemal'in en zorlu süreçlerinden biriydi. Meclis İstanbul'da yani İngilizlerin avucunda açılacaktı. Oraya gitmek istemiyordu. Ama meclisten geri kalmak da istemiyordu. Haliyle meclisin Anadolu'da açılmasını istedi. Fakat mücadelenin öncüleri, Karabekir ve Rauf gibi isimler de dahil, meclisin İstanbul'da açılmasını istediler. Böylece güç merkezi yeniden İstanbul'a kaydı. Zayıf yürekli mebuslar tehlikenin artık geçtiğini düşünüyordu. Mustafa Kemal asiliği durdurmalı ve ipleri meclise bırakmalıydı. Zaten Mustafa Kemal, çok sivrilmişti. Onun ismi, hanedanla çatışma yaratıyordu. Meclis açıldığına göre onu çevresinde bulunmak çok da lüzumlu görülmüyordu. Öyle ki, Mustafa Kemal'in İstanbul'a geçmeden önce Eskişehir'de toplantı yapmak fikrine çoğu mebus katılmamıştı. Onunla görüşmeyi bile lüzumlu bulmadılar. Meclis açıldıktan sonra İngilizler ve Vahdettin, Kuvayi Milliye'nin kendini feshetmesini talep etti. Çünkü meclis açıktı ve Kuvayi Milliye gibi illegal bir teşkilata lüzum yoktu. İngilizlerin ve Vahdettin'in baskıları, ılımlı hükümeti de tesiri altına aldı. Ankara'ya yazıp Kuvayi Milliye'nin feshini talep ettiler. Meclisteki azımsanmayacak bir grup da bu düşünceye yakınlaşmıştı. Öyle ki Mustafa Kemal'i meclis başkanı seçmek istemediler. İstanbul'a bile gelemeyen biri meclis başkanı olur muydu? Onun asiliği ve keskinliği İngilizlerle kurulacak dengeyi bozardı. Onun saltanata karşı dik duruşu sarayla aralarını açabilirdi. Özetle, meclis açılmıştı. Sistem çalışmaya başlamıştı. Mücadele amacına ulaşmıştı. Artık Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliye'si kenara çekilmeli ve işi meclise bırakmalıydı. O esnada İstanbul'da bulunan ve meclisin nabzını tutan Mazhar Müfit, Mustafa Kemal'e yazdığı uzun bir mektupta direniş motivasyonunun dağılma noktasına geldiğini anlatır. Bahsettiğine göre sadrazam meclise gelmiş ve Kuvayi Milliye'nin artık dağıtılması gerektiğinden bahsetmiştir. Üstelik sadrazama esaslı şekilde karşı çıkan da olmamıştır. Meclise göre, mücadelenin kalanını artık meclis yapabilirdi. Hem de üstelik İstanbul'da, İngilizlerin avucunda. Bu kapsamda Misak-ı Milli kararları kabul edildi. Meclis, İstanbul'da İngilizlere göz dağı verdi. Böylece meydan okuma başladı. İngilizlerin ilk hamlesi saraya oldu. "Bağımsızlık türküsünü" beğenmemişlerdi. Hükümeti baskı altına aldılar ve ağır talepler sundular. Hükümet çaresiz kaldı ve düşürüldü. Yerine gelen hükümet de çaresizdi. Meclis, göz dağını vermişti ama gerisini getirecek teşkilatı ve organizasyonu yoktu. Peki ne oldu? Potansiyel direnişçiler İstanbul'da İngilizler için kolay av oldu. 16 Mart günü İstanbul fiilen işgal edildi ve mücadelede yer alabilecek pek çok isim ele geçirildi. Tutsak edildi ve Malta'ya sürüldü. Vahdettin, Damat Ferit'i yeniden hükümetin başına geçirdi. Böylece, önceki yıl güçlükle elde edilen ilk stratejik hedef kolayca kaybedildi. Mustafa Kemal'e burun kıvıranlar, onu asi ve tehlikeli bir tip olarak görenler, ondan uzak durmaya gayret edenler, onu meclis başkanı seçmeyenler, Kuvayi Milliye'nin dağıtılmasını isteyenler, ne yaptılar? Kurtulmayı başaranlar, Mustafa Kemal'in yamacına sığınmak için Ankara'ya kaçtılar. Mustafa Kemal, İstanbul'a gitseydi oyun biterdi. Mustafa Kemal, Kuvayi Milliye'yi dağıtsaydı oyun biterdi. Mustafa Kemal, bir kenara çekilseydi, oyun biterdi. Ama hiç birini yapmadı. Onun yerine hesap yaptı. Meclisin basılacağını, başkentin işgal edileceğini hesaplamıştı. İşte Kuvayi Milliye'nin o vakit iş göreceğinin bilincindeydi. Süreç “kaçınılmaz” değildi. Ciddi dağılma, teslimiyet ve yanlış hesap ihtimalleri vardı ve Mustafa Kemal’in stratejik ısrarı belirleyici oldu. Milli Mücadele bir destandı. Ama el ele, her daim birlik ve beraberlik içinde yürüyen bir destan değildi. Yolu çok defa cehennemin içinden geçmiş, türlü tehlikeler atlatmıştı. Milli Mücadele'yi düze çıkaran ise çoğu vakit Mustafa Kemal'in hesaplarıydı.

Con Sinov

50,488 views • 4 months ago

Sabah ezanı az sonra okunacak beklerken size gerçek yaşadıklarım ile alakalı bi şeyler yazmak istedim.. Allah mübarek etsin. Çelik Bey, sizler göz önünde, topluma örnek şahsiyet oldunuz. Maneviyata susamış bir gençliğe böylesine güzel örnek olmanız, çok çok kıymetli bir amel ve davranış... Kardeşim, sana olan sevgim yüz kat daha arttı. Helal olsun! Mümin böyle olmalı... Ne iş yaparsak yapalım, önce Cenab-ı Allah'a kul olduğumuzu bilelim. Çelik kardeşim de bunun farkında. Hepsi bu, yani. Rabbim daim eylesin. Cezaevinde iken koğuşun ağası, Ağrılı bir kardeşim, ismi İsmail Hafız'mış; sonradan öğrendim. Yaş olarak benden küçüktü. İlk gittiğim gün beni karşısına aldı. “Abi, sen farklı birine benziyorsun.” deyip benimle 15 dakika sohbet etti. Anlattım neden geldiğimi. Bana öyle bir sarıldı ki: “Sen de Reiscisin o zaman abi.” dedi. “Hem de onun davasını savunduğum için cezaevine girecek kadar, kardeşim.” dedim. Neyse, bana güzel bir yatak verdi. 17 kişilik koğuşta 35 mahkûm var. Millet yerlerde yatıyor. Yaşça en büyükler içinde olan 3-5 kişiden birisiyim. Normalde yaşça büyüklere yatak veriyormuş Hafız İsmail kardeşim. İlk gece hiç uyuyamadım. Gözlerim ara sıra dalıp gidip geliyor, hocanın “Allahu Ekber” demesini bekliyorum. Bir ara gözlerimi açtım, baktım millet tek tek kalkıyor. 8-10 kişi oldu, kalkmaya başladılar. Bir baktım, İsmail Başkan yatağının üzerinde Kur'an-ı Kerim okuyor. Millet de tuvaletin olduğu yere gidiyor. Ben de kalktım. Baktım, tuvaletin önünde sıra bekliyorlar taharet için. Anladım; çıkan abdest almaya başlıyor. Neyse, sıra bana geldi. Abdest aldım. Aradan 10 dakika geçmeden ezan okunmaya başladı. Geldim yatağıma, namaz kılacak yer yok. Bazıları battaniyeyi kullanıyor, bazıları seccade... İsmail Başkan da yatağının arasındaki boşlukta namazını eda ediyor. 5 dakika yatakta oturdum, bekledim. Namaz kılanlar namazını bitirdi. Ben kalktım, elbise dolaplarının üzerindeki seccadelere bakıyorum. Birisini alıp namaz kılacağım. Birisi bana kalın geldi, onu aldım, yere serdim. Birisi seslendi: “Abi, o seccadeyi alma, o İsmail Başkan'ın.” “Tamam kardeşim.” deyip tam topluyordum ki İsmail Başkan oradan seslendi: “Mustafa abi, benim seccademi kullanabilirsin.” “Eyvallah kardeşim.” deyip namazımı eda ettim. Kahvaltıda meydancı arkadaş geldi. Bana aynen şöyle diyor: “Abi, ben İsmail Başkan ile 10 yıldır birlikteyim. Hiç kimse onun seccadesini kullanmadı. Bugün bir tek sana izin verdi. Sen kimsin yav abi?” dedi. “Beni boş ver kardeşim.” dedim. Sabah kahvaltısında normalde sadece ekmek olur. Fakat isteyenler için simit de getiriyorlar kantinde parayla . İsmail Başkan: “Mustafa abi, simitlerini aldım. Benim masamda kahvaltı yapalım mı?” dedi. “Tabii ki kardeşim.” dedim. Birlikte kahvaltı yaptık. Millet bize bakıyor, “Bu kim ya?” dercesine... İsmail kardeşimi çözdüm. Oradakiler onu o kadar çok seviyor ki... Öyle külhanbeyi falan değil ha; on numara bir insan. Adaleti öyle güzel sağlıyor, koğuşu öyle güzel idare ediyor ki... Koğuşta akşamları saat 10 gibi bir parti yemek daha yapılır. Bunlar kantinden; hâli vakti yerinde olanlar sipariş verir. Hazır çorba, ton balığı, kavurma gibi şeyler alıp yemek yaparlar. Sadece bir ketıl ile.. siparişi verecek gücü olmayan masalara da koğuşta hâli vakti yerinde olanların ekstra siparişlerinden ikram edilir. Onlar da öyle yer. İşte İsmail Başkan bu işi öyle adaletli yapan birisi ki millet de onu çok sevmiş. Öğle, ikindi ve akşam namazlarını avluda topluca kılıyorlar. İsmail Başkan hocalık yapıyor. Beni de sohbetimi de çok sevdiler. “Abi, seni Allah gönderdi.” diyenler bile oldu. Ben az kaldım, çıktım. Vallahi de billahi de oradaki o insanlardaki inancı, bağlılığı, samimiyeti, Rabbime içten duayı daha hiçbir camide görmedim. Demem o ki; cezaevleri sıkı denetlenmeli. Benim anlattığım insanlar gibi kişiler takip edilmeli, boş yere orada tutulmamalı. Bu teklifim bazılarına ters gelebilir ama içeri girip orada bizzat görüp yaşayan biri olarak gördüklerimi samimice yazmak istedim. Konu Çelik'ten nerelere geldi, değil mi? Kumandan hayatını yazmaya kalksa, o kitap Oscar alır, bilesiniz.

Kumandan

62,889 views • 2 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kara Harp Okuluna girişinin 127’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Bakan Yaşar Güler, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: KARA HARP OKULUNDA, BİR MİLLETİN KADERİNE ETKİ EDECEK BÜYÜK BİR LİDERİN YOLCULUĞU BAŞLADI Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okuluna adım atışının 127’nci yıl dönümünde ilim ve irfan ocağı, şanlı yuva Harbiyede sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kutsal çatı altında yetişerek vatan ve millet uğrunda her türlü fedakârlığı gösteren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Tarihimizin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Kara Harp Okulu nice komutanların, devlet adamlarının ve fikir insanlarının yetiştiği, milletimizin kaderinde söz sahibi olmuş nesillerin yoğrulduğu bir ocaktır. İşte Mustafa Kemal’in de bu şanlı yuvanın kapısından içeri girdiği gün sadece bir askerî öğrencinin eğitim hayatı başlamamış, aynı zamanda bir milletin kaderine etki edecek büyük bir liderin yolculuğu da başlamıştır. Harbiyede kazandığı disiplin, düşünce derinliği ve sorumluluk bilinci; onu Millî Mücadele’yi zafere taşıyan ve Cumhuriyetimizi kuran bir önder hâline getirmiştir. Bugün, aynı kutlu mirasın taşıyıcıları olan sizlerin de Harbiyede kazandığınız bilgi ve birikim hem bir meslek yolculuğunun hem de asil milletimizin güvenliğini ve devletimizin istikbalini omuzlayacak bir komutanın yetişme sürecidir. Ben de bu sıralarda eğitim alıp 52 yıl önce mezun olmuş bir komutanınız olarak Harbiyeli ünvanı taşımaktan daima gurur duydum. İnanıyorum ki tarih boyunca buradan yetişen her Harbiyeli de aynı duygu ve düşüncelerle ülkemize ve şanlı ordumuza hizmet etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Bu vesileyle Mekteb-i Harbiyenin bugünkü mümtaz seviyesine ulaşmasında katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenleri rahmetle anıyorum. ABD-İSRAİL VE İRAN ARASINDAKİ ÇATIŞMALARI BÜYÜK BİR DİKKATLE İZLİYORUZ Dünyamız yeni bir jeopolitik kırılma döneminden geçmektedir. Uluslararası sistemde dengeler hızla değişmekte, güç merkezleri arasındaki rekabet giderek sertleşmektedir. Güçlü olanın kendi çıkarlarını dayattığı bu ortamda uluslararası hukuk ihlal edilmekte, küresel nizamı sağlamak için oluşturulan kurumlar etkisini kaybetmekte, diplomasi ise giderek daha kırılgan bir zeminde yol almaktadır. Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya uzanan geniş bir hatta savaşlar, vekâlet çatışmaları, enerji rekabeti ve jeopolitik hesaplaşmalar aynı anda yaşanmaktadır. Özellikle yakın coğrafyamızdaki gelişmeler bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Nitekim 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın misilleme saldırılarıyla şiddetlenen çatışmalar, bölgemizi yeni bir kriz sarmalının içine sürüklemiştir. Türkiye olarak ilk günden itibaren tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmekte, millî güvenliğimizi ilgilendiren her konuda gerekli tedbirleri kararlılıkla almaktayız. Diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için çaba sarf ederken bekamıza yönelebilecek ihlallere karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da her fırsatta ifade ediyoruz. Çevremizdeki bu ateş çemberine rağmen ülkemiz, istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, bu konumunu korumak ve daha da güçlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde yoğun bir gayret göstermektedir. TSK, ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN GÜVENLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TEMİNATIDIR Çok iyi biliyoruz ki dünyanın en zorlu jeopolitik kuşaklarından birinde yer alan ülkemizin güvenliği, güçlü bir devlet yapısını, etkin bir diplomasiyi ve caydırıcı bir askerî kapasiteyi gerektirmektedir. Bu kapsamda binlerce yıllık köklü geleneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; disiplinli yapısı, yüksek kabiliyetleri ve sahip olduğu saygın konumuyla ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin en güçlü teminatıdır. Öte yandan devam eden sıcak çatışmalar dâhil yaşanan kriz ve savaşlar, askerî doktrini, savunma ve güvenlik tedbirlerini ve stratejik aklı sürekli geliştirmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır. Şüphesiz siz Harbiyeliler için de bu gelişmeler, yalnızca takip etmeniz gereken hadiseler değil, geleceğin komutanlarına çıkarılacak dersler sunan askerî tecrübe kaynağı mahiyetindedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” HEDEFİMİZİN NE KADAR GEREKLİ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞTÜR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefimizin de ne kadar gerekli ve stratejik olduğu bir kez daha açıkça görülmüştür. Şu hususu özellikle vurgulamalıyım ki bugün tarihî süreç yürütülebiliyorsa bu, en başta kahraman ordumuzun yıllardır sürdürdüğü emsalsiz mücadeleler sayesinde olmuştur. Dolayısıyla gazi ve muzaffer ordumuz, kendisine tevdi edilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdiği gibi bu mücadelede de üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya da azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Binlerce yıllık engin devlet tecrübesiyle yürütülen süreç; - Bütün kirli hesapları altüst ederek asırlık oyunları bozacak, - Kalıcı güvenlik, huzur ve refah ortamı oluşturacak, Ve “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize daha emin adımlarla ilerlememize imkân tanıyacaktır. DİSİPLİN OLMADAN BAŞARI SAĞLANAMAZ Kıymetli Harbiyeli evlatlarım; içinde bulunduğumuz bu kritik dönemde sizler milletimizin güvenliğini sağlayacak, devletimizin bekasını koruyacak, bayrağımızın hür dalgalanmasını teminat altına alacak, caydırıcı güce sahip ordumuzu yönetecek komutan adaylarısınız. Unutmayınız ki güçlü bir ordunun temeli; iyi yetişmiş, yüksek karakter sahibi ve stratejik düşünebilen subaylardır. Bu nedenle kendinizi her açıdan en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Şüphesiz ki bilgi sahibi olmadan güçlü olunamayacağı gibi disiplin olmadan da başarı sağlanamaz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi kahraman ordumuzun en temel niteliği ve Türk askerini diğer ordulardan ayıran en belirgin özelliklerden biri mutlak itaat ve sarsılmaz disiplin anlayışıdır. Binlerce yıllık askerî geleneğimizden süzülüp gelen bu kültür, ordumuzun en büyük gücüdür. Disiplinle birlikte önemli bir husus da liderlik ve komutanlık özellikleridir. İyi bir lider ve gerçek komutan, öncelikle iyi bir karaktere sahip olmalıdır. Aynı zamanda en zor şartlarda dahi soğukkanlılığını koruyabilmeli, gelişmeleri neden-sonuç ilişkisi kurarak okuyabilmeli, doğru kararları verebilmeli ve astlarına güvenip onlara örnek olmalıdır. İşte şanlı yuva Harbiye de sizlere yalnızca askerî bilgiyi değil, aynı zamanda bu liderlik ruhunu da kazandırmayı amaçlamaktadır. Kıymetli Harbiyeliler, Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Bu yüzden buradaki vakitlerinizi okulunuzun her türlü imkânını en iyi şekilde kullanarak verimli şekilde geçirmeye çalışın. Kendinizi ne kadar çok geliştirirseniz yarın o kadar kazançlı olursunuz. Harbiyeli için her yeni gün, kendini bir adım daha geliştirme ve milletine daha güçlü hizmet etme fırsatı olarak görülmelidir. İnançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Zira başarı tesadüf değildir, bütünleşik bir gayretin ve hedeflere inanma iradesinin sonucudur. İnanıyorum ki sizler; burada edindiğiniz millî, manevi ve mesleki değerlerinizle asil milletimize ve devletimize nice önemli hizmetlerde bulunacak, ülkemizin geleceğinin güvencesi ve kahraman ordumuzun gururu olacaksınız. ÜLKELERİNİZDE ÖNEMLİ GÖREVLER ÜSTLENECEKSİNİZ Değerli misafir Harbiyeliler; bu çatı altında edindiğiniz çağdaş eğitim ve bilgi birikiminin sizlere önemli katkılar sağlayacağına, kurduğunuz dostlukların da hayatınız boyunca büyük bir gurur ve güzel bir anı olacağına yürekten inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda ülkelerinizde önemli askerî görevler üstleneceğinizden ve ülkelerimiz arasındaki savunma iş birliklerinin güçlenmesine büyük katkılar sunacağınızdan eminim. En büyük temennimiz burada kurduğunuz dostlukların ve aramızdaki kardeşlik bağının her şart altında yaşam boyu sürmesi ve her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizdir. Kara Harp Okulumuzun değerli komutanları ve öğretim üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelecekteki liderlerini yetiştirme gibi son derece önemli bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyorsunuz. Harbiyelilerimize kazandırdığınız her değer ordumuzun ve ülkemizin geleceğine yapılan çok değerli bir yatırımdır. Bugüne kadar gösterdiğiniz fedakârlık ve özverili çalışmalar için Kara Harp Okulunun siz kıymetli yönetici, komutan, personel ve öğretim görevlilerine teşekkür ediyor, bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten en büyük Harbiyeli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Değerli Harbiyeli evlatlarım; eğitim hayatınızda sizlere üstün başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle sizlerin ve kıymetli ailelerinizin Mübarek Ramazan Bayramı’nı da şimdiden en içten dileklerimle kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Ufkunuz açık, motivasyonunuz yüksek, başarılarınız daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,577 views • 6 months ago