Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Güle Güle Git Mustafa Kemal'in Askeri, Manisa'nın Asil Evladı..🕊 Devrin Daim Olsun, Yattığın Yer İncitmesin Seni...🥀 #FerdiZeyrek

202,749 views • 1 year ago •via X (Twitter)

9 Comments

Velhasıl Kelam's profile picture
Velhasıl Kelam1 year ago

Çok Üzücü 😔

Estadio Deportes's profile picture
Estadio Deportes1 year ago

ES MOMENTO DE DECIR ADIÓS 😪 Tras su partida a Milán, Santiago Giménez no se olvidó del Feyenoord y mandó un emotivo mensaje en sus redes sociales. Te dejamos los detalles de su adiós. 👇 #SantiagoGiménez #Feyenoord #Milán

Lucifer35's profile picture
Lucifer351 year ago

#FerdiZeyrek 🖤

lazkardinal's profile picture
lazkardinal1 year ago

Mekanı cennet olsun

Ayten. M.K.A.'s profile picture
Ayten. M.K.A.1 year ago

Çok çok üzgünüm. Uğurlar olsun koca yürekli güzel İnsan. Yattığın yer inçitmesin seni. Devrin Daim olsun. Ailesine ve sevenlerine Sabır diliyorum. 😥😥😥😥😥

mcoşkunatılgan's profile picture
mcoşkunatılgan1 year ago

Allah rahmet eylesin

Alev yeşbek's profile picture
Alev yeşbek1 year ago

Mekanı cennet olsun 🙏😥

The Angel 👑🥂's profile picture
The Angel 👑🥂1 year ago

Offf çok acı Ulan..

ferit's profile picture
ferit1 year ago

Çok dürüst,iyi bir insanmış,yazık oldu. Mekanı cennet olsun

Related Videos

2026 yılında Türkiye'de yaşanan olaya bakın lütfen. Rıza Nur'un kitabındaki Mustafa Kemal hakkında "müthiş bir sarhoş (ya da ayyaş)" diye bahsedilen bölümü paylaştığı için Atakan Ay isimli vatandaş hakkında 5816'dan dava açılmış. Çok sayıda kaynakta İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e ‘Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?’ dediği, Mustafa Kemal'in de ona ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap verdiği yazıyor. İnönü hatıralarında akşam rakı sofrasında alınan kararların sabah düzeltilmesinin bir adet haline geldiğini söylüyor. Mustafa Kemal'in uşağı Cemal Grande de her gece yarım/bir litre rakı içtiğini yazmış hatıratında. O dönemin şahitlerinin tamamı, Mustafa Kemal'in her gece rakı sofrasında olduğunu anlatıyor. Devlet arşivlerindeki sipariş ve gider pusulalarından da bunun doğru olduğunu görebiliyoruz. Dönemin cumhurbaşkanının alkol problemi olduğu açık. Ortam tam olarak şu şekilde; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı çok fazla içtiği için kalabalık bir ortamda uyarıyor ve TC Cumhurbaşkanı da, kendisine çok içiyorsun diyen TC Başbakanı'nı görevden alıyor. Mesela bunun bugün yaşandığını düşünsenize. Meclisin nasıl karışacağını, muhalif TV kanallarının günlerce aralıksız yapacağı haberleri hayal edebiliyor musunuz? Ve seçim yok. Cumhuriyet tarihinin bu en büyük siyasi skandalı, Mustafa Kemal'in sofrasında bir bardak bile devirmiyor. Savcı Bey, Türkiye Cumhuriyeti'nin önce başbakanı sonra da 2. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü'nün bizzat doğruladığı bir durumu, yine onun kullandığı "sarhoş" tabiriyle paylaşan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına hakaret davası açıyor. Dahası 1. Cumhurbaşkanı da ‘Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba’ şeklinde cevap vererek bu durumu doğruluyor. Yani paylaşımı yapan vatandaşın mahkemede gösterebileceği 2 şahit var ve ikisi de cumhurbaşkanı. Türkiye Cumhuriyeti'nde 2 cumhurbaşkanının şahitliğine inanmayacak bir hakim yoktur herhalde diye düşünüyorum. Ve eğer mahkeme, birisine "sarhoş" demenin hakaret olduğuna karar verirse "İsmet İnönü'nün Mustafa Kemal'e hakaret ettiği" gibi hiçbir tarih kitabında yer almayan ama mahkeme tarafından tescillenmiş yeni bir tarih bilgisi ortaya çıkmış olur. Bu öncelikle Kemalist tarih anlatımının sorunlu olduğunu ve eleştirenlerin dahi vatan haini ilan edildiği "ulu önder" figürünün dokunulmazlığının, onu en iyi tanıyan kişi tarafından ihlal edildiğini gösterir. Bu da İnönü'nün bahsettiği sarhoş masasında alınan diğer kararların da meşruiyetinin sorgulanabileceği anlamına gelir. Bunun yanı sıra Mustafa Kemal'in "kafam çok hızlı çalışıyor onu uyuşturmak için içiyorum" demesinin sebebi de aslında ileri seviyedeki alkol bağımlılarında görülen yoksunluk ve kısmen Delirium Tremens hali yaşamasıdır. Mustafa Kemal'in özellikle 30-38 yılları arasında gösterdiği davranışlar, alkol bağımlılığı belirtileri ile birebir örtüşmektedir. Yani sorun, deha olduğu için çok fazla düşünmesi değil, deha olsun olmasın bütün bağımlılarda görülen yoksunluk hali yaşamasıdır. (İlk gördüğünüz alkoliğe içmediğinde neler yaşadığını sorun, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.) Aslında bu durumu kendisi de kabul etmiştir. Savcı Bey, Mustafa Kemal'in kendisinden örnek vererek "alkol iptiladır" yani bağımlılıktır diyor. Bunun anlamı Mustafa Kemal'in her akşam sarhoş olduğunu itiraf etmesi değil midir? "Yemek getirilmeden, tabak ve kadehlere de dokunulmadan önce, Atatürk masaya dirseklerini dayadı, parmaklarını bitiştirdi, sofradakileri şöyle bir süzdü. Toplantıya katılanların kimi adlarıyla, kimi de yalnız meslek sanlarıyla çağrılmışlardı. Sanla çağrılanların arasında Atatürk'ün tanımadığı genç kişiler de vardı. Bu durum karşısında Atatürk şu açıklamayı yapmayı uygun görüp ağırbaşlı bir tonla söze şöyle başladı: ...önümüzde içki kadehleri var. Aramızda, görüyorum, gençler de yer almıştır. Asıl onlara sesleniyorum. İçki bir iptiladır, ben 18 yaşımdan beri sofrada içki kullanırım, çok çalıştım; ama kendimi bu iptiladan kurtaramadım. Genç arkadaşlar, size vereceğim önemli öğütlerden biri şudur: Görevde iken sakın içki kullanmayınız, görev başında içilmez. "20 Eylül 1936 Agop Dilâçar" Bu açtığınız davanın takipçisi olacağım ve gelişmeleri buradan duyuracağım. Bunlar 2026 yılına yakışan işler değil savcı değil.

Abese İrca

28,014 views • 4 months ago

Sene 1920... Ocak ayı... Mustafa Kemal Paşa, milli mücadelenin ilk stratejik hedefine ulaşmış ve Osmanlı meclisinin açılmasını sağlamıştı. Meclis, Aralık 1918'de kapatılmıştı. Çünkü İngilizler, meclisin ayak bağı olmasını istemiyordu. Sevr süreci, Vahdettin-Damat Ferit'le yürütülecek, Anadolu'daki tüm direniş girişimleri yok edilecek, anlaşma imzalanacak, ardından güdümlü bir meclis açılacak ve anlaşma onaylanarak yürürlüğe girecekti. O yüzden bu geçiş sürecinde meclis olmamalıydı. Anayasaya göre meclisin feshi mümkündü. Ama bunun süresi vardı. Belirli bir süre içerisinde seçim kararı almak ve meclisi toplamak gerekiyordu. İşte, Vahdettin-Damat Ferit bu noktada anayasayı ihlal etmeye karar vermişti. İşgal dönemi olağanüstü süreç kabul edilecek ve seçimler ertelenecekti. Ta ki Sevr imzalanıncaya ve direniş oluşumları temizleninceye kadar. Aralık 1918'de meclis feshedildikten sonra İttihatçı kalıntılarının üzerine gidildi. İngilizlerin oluşturduğu tutuklama listesi yürürlüğe kondu. Dönemin sadrazamı bu ağır hamleyi yapmakta tereddüt edince Damat Ferit sadrazamlığa geçti ve kıyıma başladı. Şubat 1919'dan itibaren pek çok potansiyel direnişçi, İttihatçı ve vatansever ya hapsedildi ya gözetim altına alındı ya da susturuldu. Mustafa Kemal Paşa o dönemde izolasyon politikası uyguluyordu. İttihatçılarla bir süredir bozuk olması, Alman ittifakına karşı çıkması ve Kasım 1918'den beri açıktan anti-İngiliz politikası gütmemesi onun kamufle olmasına yetmişti. Ama dahasına ihtiyacı vardı. Direnişi örgütlemek için Anadolu'ya geçmeliydi. Örtülü stratejileri sayesinde Samsun görevini kapınca ve Anadolu'ya geçince direnişi örgütlemeye başladı. İzolasyon politikasını terk etti, askerlikten ayrıldı ve fert olarak işe koyuldu. İlk hedefi direnişi örgütlemekti. Yani sivil toplum örgütlerini, işgal karşıtı askeri ve bürokratik çevreleri etrafında toplamak ve İngilizlerin uygulayıcısı Damat Ferit'i görevden aldırmaktı. Ancak bu sayede meclisin açılmasını sağlardı. Mustafa Kemal için meclisin açılması ilk hedefti. Çünkü meclis açılırsa, millet adına meşru kararlar alınırdı. Bunlar direniş kararlarıydı. Örneğin Misak-ı Milli... Kongreler dönemi sivil-askeri-bürokratik çevreleri direniş adına bir araya getirme-hazırlama dönemiydi. Bu işi yapmadan Damat Ferit'e yüklenmesi zordu. Erzurum ve Sivas Kongreleri'ni başarıyla topladıktan ve direnişi Anadolu'ya yaydıktan sonra Damat Ferit'i hedef aldı. Hamlesi şuydu: Hiçbir şehir, valiler, komutanlar, devlet kuruluşları İstanbul'la yani Damat Ferit'le irtibat kurmayacaktı. Eylül ayında bu hamleyi yaptı ve Damat Ferit'i iş göremez hale getirdi. Damat Ferit'in düşüşüyle daha ılımlı bir hükümet kuruldu. Seçim kararı alındı. Meclisin açılması için hazırlıklar başladı. İşte bu nokta Mustafa Kemal'in en zorlu süreçlerinden biriydi. Meclis İstanbul'da yani İngilizlerin avucunda açılacaktı. Oraya gitmek istemiyordu. Ama meclisten geri kalmak da istemiyordu. Haliyle meclisin Anadolu'da açılmasını istedi. Fakat mücadelenin öncüleri, Karabekir ve Rauf gibi isimler de dahil, meclisin İstanbul'da açılmasını istediler. Böylece güç merkezi yeniden İstanbul'a kaydı. Zayıf yürekli mebuslar tehlikenin artık geçtiğini düşünüyordu. Mustafa Kemal asiliği durdurmalı ve ipleri meclise bırakmalıydı. Zaten Mustafa Kemal, çok sivrilmişti. Onun ismi, hanedanla çatışma yaratıyordu. Meclis açıldığına göre onu çevresinde bulunmak çok da lüzumlu görülmüyordu. Öyle ki, Mustafa Kemal'in İstanbul'a geçmeden önce Eskişehir'de toplantı yapmak fikrine çoğu mebus katılmamıştı. Onunla görüşmeyi bile lüzumlu bulmadılar. Meclis açıldıktan sonra İngilizler ve Vahdettin, Kuvayi Milliye'nin kendini feshetmesini talep etti. Çünkü meclis açıktı ve Kuvayi Milliye gibi illegal bir teşkilata lüzum yoktu. İngilizlerin ve Vahdettin'in baskıları, ılımlı hükümeti de tesiri altına aldı. Ankara'ya yazıp Kuvayi Milliye'nin feshini talep ettiler. Meclisteki azımsanmayacak bir grup da bu düşünceye yakınlaşmıştı. Öyle ki Mustafa Kemal'i meclis başkanı seçmek istemediler. İstanbul'a bile gelemeyen biri meclis başkanı olur muydu? Onun asiliği ve keskinliği İngilizlerle kurulacak dengeyi bozardı. Onun saltanata karşı dik duruşu sarayla aralarını açabilirdi. Özetle, meclis açılmıştı. Sistem çalışmaya başlamıştı. Mücadele amacına ulaşmıştı. Artık Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliye'si kenara çekilmeli ve işi meclise bırakmalıydı. O esnada İstanbul'da bulunan ve meclisin nabzını tutan Mazhar Müfit, Mustafa Kemal'e yazdığı uzun bir mektupta direniş motivasyonunun dağılma noktasına geldiğini anlatır. Bahsettiğine göre sadrazam meclise gelmiş ve Kuvayi Milliye'nin artık dağıtılması gerektiğinden bahsetmiştir. Üstelik sadrazama esaslı şekilde karşı çıkan da olmamıştır. Meclise göre, mücadelenin kalanını artık meclis yapabilirdi. Hem de üstelik İstanbul'da, İngilizlerin avucunda. Bu kapsamda Misak-ı Milli kararları kabul edildi. Meclis, İstanbul'da İngilizlere göz dağı verdi. Böylece meydan okuma başladı. İngilizlerin ilk hamlesi saraya oldu. "Bağımsızlık türküsünü" beğenmemişlerdi. Hükümeti baskı altına aldılar ve ağır talepler sundular. Hükümet çaresiz kaldı ve düşürüldü. Yerine gelen hükümet de çaresizdi. Meclis, göz dağını vermişti ama gerisini getirecek teşkilatı ve organizasyonu yoktu. Peki ne oldu? Potansiyel direnişçiler İstanbul'da İngilizler için kolay av oldu. 16 Mart günü İstanbul fiilen işgal edildi ve mücadelede yer alabilecek pek çok isim ele geçirildi. Tutsak edildi ve Malta'ya sürüldü. Vahdettin, Damat Ferit'i yeniden hükümetin başına geçirdi. Böylece, önceki yıl güçlükle elde edilen ilk stratejik hedef kolayca kaybedildi. Mustafa Kemal'e burun kıvıranlar, onu asi ve tehlikeli bir tip olarak görenler, ondan uzak durmaya gayret edenler, onu meclis başkanı seçmeyenler, Kuvayi Milliye'nin dağıtılmasını isteyenler, ne yaptılar? Kurtulmayı başaranlar, Mustafa Kemal'in yamacına sığınmak için Ankara'ya kaçtılar. Mustafa Kemal, İstanbul'a gitseydi oyun biterdi. Mustafa Kemal, Kuvayi Milliye'yi dağıtsaydı oyun biterdi. Mustafa Kemal, bir kenara çekilseydi, oyun biterdi. Ama hiç birini yapmadı. Onun yerine hesap yaptı. Meclisin basılacağını, başkentin işgal edileceğini hesaplamıştı. İşte Kuvayi Milliye'nin o vakit iş göreceğinin bilincindeydi. Süreç “kaçınılmaz” değildi. Ciddi dağılma, teslimiyet ve yanlış hesap ihtimalleri vardı ve Mustafa Kemal’in stratejik ısrarı belirleyici oldu. Milli Mücadele bir destandı. Ama el ele, her daim birlik ve beraberlik içinde yürüyen bir destan değildi. Yolu çok defa cehennemin içinden geçmiş, türlü tehlikeler atlatmıştı. Milli Mücadele'yi düze çıkaran ise çoğu vakit Mustafa Kemal'in hesaplarıydı.

Con Sinov

49,470 views • 2 months ago

Evladı yok ki şehit’in ne demek olduğunu anlasın vatanın ne demek olduğunu anlasın… EVLAT SENİN OLMAYINCA NE KOLAYDIR FEDA ETMEK ... Siz oğlu şehit olan anne ya da babaya acı haberi vermeye gittiniz mi hiç? Hayır mı? O zaman şu subayın sözlerine kulak verin: 'Sabah daha mesaiye başlamadan bir mesaj düşer önünüze… Yukarı köyden Ahmet oğlu Mehmet şehit düşmüştür. Gereği… Yarabbim dersin, dağa çıksam üç gün aç susuz kalsam da şu haberi vermesem… Ama giyersin tören üniformanı, birkaç Mehmetçikle birlikte, hastaneden gelen ambulansı alırsın arkaya, düşersin yola… *** Vatandaş da öğrenmiştir artık, önde bir askeri araç, arkada bir ambulans geliyorsa bir eve ateş düştüğünü. Yaklaştığın her kasaba veya köyün buz kesildiğini hissedersin… İçinden geçip gittiğin her yer rahatlar… Varırsın köye… Askerde evladı olan her haneden inceden bir sızının yükseldiğini, 'aman bizim eve doğru gelmesin' diye dua edildiğini duyar gibi olursun… Bütün köy donmuştur adeta… Herkes büyülenmiş gibi izler seni… Hangi eve gidilecek diye ıstıraplı bir merak sarar ortalığı… *** Şehidin evine doğru yaklaşmaya başladığında, bahçedeki ihtiyarın büyülenmiş gibi sana baktığını, bacaklarının titrediğini, elindeki bastondan güç alarak zar zor ayakta durmaya çalıştığını görürsün. Ayakların geri geri gider. Bahçedeki çocuklar eve doğru koşar. Pencerelerde bir hareket başlar ve kapının önüne telaşla bir anne çıkar, bir sana, bir arkanda yere bakan Mehmetçiklere, bir de ambulansa bakar. Sonra atar kendini yere… *** Oğlu daha toprak altına girmeden o ana düşer toprağa… Öyle bir vurur ki yere, Zelzele oluyor sanırsın... Konu komşu yığılır, Bin feryat bin figana karışır, Dersin ki kıyamet budur… Kimi ana önce sana doğru koşar, ellerine sarılır, son bir umutla yüzüne bakar, 'Yaralı değil mi komutan?' der; Başını öne eğer, hiçbir şey diyemezsin. Dizlerinin bağı çözülür, çökersin anayla birlikte yere, o ağlar sen ağlarsın… Gözyaşları birbirine karışır. Hemşire elinin titremesinden, gözünün yaşını silmekten sakinleştirici iğneyi yapamaz bile… *** Baba… O babalar, Fidan gibi evlatlarını vatana feda eden o babalar. Sicim gibi gözyaşları dökülürken gözünden, acıya garkolmuş bir gururla, 'Vatan sağ olsun, vatan sağ olsun şehit babasıyım ben' dediğini duyarsın. Kimi içine akıtır gözyaşlarını, kimi de donar kalır… Kimi günlerce konuşamaz, Kimi dua eder, kimi beddua… Kimi kendi saçlarını, kimi saçlarımızı yolar, ne şapka kalır başınızda ne rütbe omuzlarınızda, söker atar… Asıl büyük kıyamet bir-iki gün sonra kopar… Gerçekle yüzleşme günüdür. *** Bu sefer cenazeyle birlikte varırsın köye… Tören mören hak getire… Köylü alır şehidini omuzlarına, yer yerinden oynar, ne protokol kalır ne düzen… Tekbir sesleri feryada karışır… Kimi 'Evladımı en son haliyle hatırlamak istiyorum' der, görmek istemez naaşını… Kimi de ille de 'Göreceğim' der, Gösteremezsin ki; Ya yüzü yoktur ya da bacağı… Bir üsteğmen elinde daha önce de okuduğu, sadece isim hanesi değiştirilmiş standart metni okur, 'Kanı yerde kalmayacak' diyerek, bitirir konuşmayı. Tabuta sarılı analar, babalar, bacılar, gardaşlar duymaz bile bunu, duysa da inanmaz… Orada bir mezar, bir bayrak, bir ana kalır..." Allah sabır versin tüm şehit ailelerine.

Albayım

11,917 views • 1 year ago

“Siyasal Alevilik” Nedir, Siyasal Irkçı Faşistler bunu niye dedi? Yazacağız!… NERDE BULURSUN?… (Aşk ile…) Canımın cananı, kalbimin dostu Bizi arar isen nerde bulursun? Dışarda arama sende saklıyız Sol göğsünde atan yerde bulursun Ahmed-i Muhtar’la miraç eyledik Baba Resul ile huruç eyledik Hü deyip de “Enel Hakkı” söyledik Mansur’un yanında Darda bulursun Cümle mevcudatta cana büründük Resul olduk, çölden çöle sürüldük Musa çoban idi ona göründük Ateş menendinde Tur’da bulursun İştar bilir bizi, ne bilsin Marduk On binlerce yıldır üretip durduk Yazı icat edip, şehirler kurduk Babil’den ötede Ur’da bulursun Halkın tarihiyle iyi mi aran Derler ki görünce sağalır yaran Kadın bedeninde var ya Şahmaran Onun şemaili Mar’da bulursun Nefesle var olduk, dönüştük nura Damladan, deryaya geldik huzura Anlamak müşküldür kalma kusura Sonsuzun toplamı Bir’de bulursun Zerreden, kürreye her şeyde varız Yağmuruz, rüzgârız, toprağız, narız Devr-i daim olur her dem yaşarız Zahirde arama sırda bulursun Seyyarız evrende, mekânda yokuz Hiçten azız ama vardan da çokuz Kirlenmiş, çürümüş övgüye tokuz Bir lokma, bir hırka, kır’da bulursun Riyasız, yalansız, yalın gerçekte Doğada uçuşan börtü böcekte Gülde, şakayıkta her bir çiçekte Hercai menekşe morda bulursun Ummanlara dalıp yalnız kalmazsan İnci tanesinde aşkı bulmazsan Geç kalma ha bize hemen gelmezsen Viraneye dönmüş, hurda bulursun Yola revan olan geriye dönmez Zülcenah’a biner bir daha inmez Vesveseyi boş ver bu ocak sönmez Ateşi gürlesen harda bulursun Ummana dalınca dolaş derince Keşfet hakikati her bir yerince Siren’e ulaşıp ona sorunca Sana vereceği Dürr’de bulursun Hakkın olmayanı sakın ha alma Üretip de paylaş, pintiden olma Çalış, çabala da geride kalma Alnından süzülen terde bulursun Hikâye çok derin ona takılma Umudu diri tut, aman sıkılma Diren ha zalime sakın yıkılma Bizi gözündeki ferde bulursun İçinden çağlayıp, bir ırmak akar Erenler gönlünü nur ile yıkar Kızılca Halvet’te erbain çıkar Seni mihman eden Pir’de bulursun Hakikat gözüyle kâinata bak Biz varız orada pir û pak berrak Benini biz edip tekliği bırak Kendinden geçince orda bulursun Leyla’ya ikrar ver Mecnun’a meylet Yüreğine hükmet gerçeği söylet Hüseyin’den himmet, Ali’den medet Ya Xızır dediğin carda bulursun Nasıl anlatayım cananım sana “Sığmaz olduk biz de iki cihana” Derisi yüzülen Nesimi bana Dedi ki ateşte, korda bulursun “Kırdım” o “Şişeyi” kalmadı Ar’ım Kızılbaşlık benim yegane kârım Yezit düzenine isyanda varım Zalimlere karşı şêrde bulursun Varlığım Meryem’den, Mürşidim Fatma Anaya niyaz ol daha uzatma Kerbela’yı anla sakın unutma Gövdeyi terk eden Ser’de bulursun Gâhi bulut, gâhi ayaz oluruz Gâhi gökyüzünde pervaz oluruz Gâhi kızıl, gâhi beyaz oluruz Güneşten balkıyan nurda bulursun Hakikat ehliyiz, kârımız çile Özümüz İshakî bilmeyiz hile Gülistan varıp o kızıl güle De ki “Kolay değil, zorda bulursun!” Kâinat misali geniş oluruz Yükselir semada güneş oluruz Tan vakti dünyaya inmiş oluruz Toprağa can veren Nar’da bulursun Ne huri, kılmanız, ne de meleğiz Dört mevsim bizdedir, çarkı feleğiz Yer ile semada dönen gerçeğiz Tipide, boranda, karda bulursun BÜLBÜLÎ ŞEYDA’yı ben de ararım Naçar kaldım bilmem kime sorarım?! Onun bendesiyim, ona ikrarım Cemali nur olan Yar’da bulursun Kemal BÜLBÜL (05 Mart 2018 – Ankara) #AleviKatliamınaDurDe #StopAlawiteGenocideInSyria

Kemal Bülbül

13,602 views • 1 year ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kara Harp Okuluna girişinin 127’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Bakan Yaşar Güler, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: KARA HARP OKULUNDA, BİR MİLLETİN KADERİNE ETKİ EDECEK BÜYÜK BİR LİDERİN YOLCULUĞU BAŞLADI Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okuluna adım atışının 127’nci yıl dönümünde ilim ve irfan ocağı, şanlı yuva Harbiyede sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kutsal çatı altında yetişerek vatan ve millet uğrunda her türlü fedakârlığı gösteren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Tarihimizin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Kara Harp Okulu nice komutanların, devlet adamlarının ve fikir insanlarının yetiştiği, milletimizin kaderinde söz sahibi olmuş nesillerin yoğrulduğu bir ocaktır. İşte Mustafa Kemal’in de bu şanlı yuvanın kapısından içeri girdiği gün sadece bir askerî öğrencinin eğitim hayatı başlamamış, aynı zamanda bir milletin kaderine etki edecek büyük bir liderin yolculuğu da başlamıştır. Harbiyede kazandığı disiplin, düşünce derinliği ve sorumluluk bilinci; onu Millî Mücadele’yi zafere taşıyan ve Cumhuriyetimizi kuran bir önder hâline getirmiştir. Bugün, aynı kutlu mirasın taşıyıcıları olan sizlerin de Harbiyede kazandığınız bilgi ve birikim hem bir meslek yolculuğunun hem de asil milletimizin güvenliğini ve devletimizin istikbalini omuzlayacak bir komutanın yetişme sürecidir. Ben de bu sıralarda eğitim alıp 52 yıl önce mezun olmuş bir komutanınız olarak Harbiyeli ünvanı taşımaktan daima gurur duydum. İnanıyorum ki tarih boyunca buradan yetişen her Harbiyeli de aynı duygu ve düşüncelerle ülkemize ve şanlı ordumuza hizmet etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Bu vesileyle Mekteb-i Harbiyenin bugünkü mümtaz seviyesine ulaşmasında katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenleri rahmetle anıyorum. ABD-İSRAİL VE İRAN ARASINDAKİ ÇATIŞMALARI BÜYÜK BİR DİKKATLE İZLİYORUZ Dünyamız yeni bir jeopolitik kırılma döneminden geçmektedir. Uluslararası sistemde dengeler hızla değişmekte, güç merkezleri arasındaki rekabet giderek sertleşmektedir. Güçlü olanın kendi çıkarlarını dayattığı bu ortamda uluslararası hukuk ihlal edilmekte, küresel nizamı sağlamak için oluşturulan kurumlar etkisini kaybetmekte, diplomasi ise giderek daha kırılgan bir zeminde yol almaktadır. Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya uzanan geniş bir hatta savaşlar, vekâlet çatışmaları, enerji rekabeti ve jeopolitik hesaplaşmalar aynı anda yaşanmaktadır. Özellikle yakın coğrafyamızdaki gelişmeler bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Nitekim 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın misilleme saldırılarıyla şiddetlenen çatışmalar, bölgemizi yeni bir kriz sarmalının içine sürüklemiştir. Türkiye olarak ilk günden itibaren tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmekte, millî güvenliğimizi ilgilendiren her konuda gerekli tedbirleri kararlılıkla almaktayız. Diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için çaba sarf ederken bekamıza yönelebilecek ihlallere karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da her fırsatta ifade ediyoruz. Çevremizdeki bu ateş çemberine rağmen ülkemiz, istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, bu konumunu korumak ve daha da güçlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde yoğun bir gayret göstermektedir. TSK, ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN GÜVENLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TEMİNATIDIR Çok iyi biliyoruz ki dünyanın en zorlu jeopolitik kuşaklarından birinde yer alan ülkemizin güvenliği, güçlü bir devlet yapısını, etkin bir diplomasiyi ve caydırıcı bir askerî kapasiteyi gerektirmektedir. Bu kapsamda binlerce yıllık köklü geleneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; disiplinli yapısı, yüksek kabiliyetleri ve sahip olduğu saygın konumuyla ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin en güçlü teminatıdır. Öte yandan devam eden sıcak çatışmalar dâhil yaşanan kriz ve savaşlar, askerî doktrini, savunma ve güvenlik tedbirlerini ve stratejik aklı sürekli geliştirmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır. Şüphesiz siz Harbiyeliler için de bu gelişmeler, yalnızca takip etmeniz gereken hadiseler değil, geleceğin komutanlarına çıkarılacak dersler sunan askerî tecrübe kaynağı mahiyetindedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” HEDEFİMİZİN NE KADAR GEREKLİ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞTÜR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefimizin de ne kadar gerekli ve stratejik olduğu bir kez daha açıkça görülmüştür. Şu hususu özellikle vurgulamalıyım ki bugün tarihî süreç yürütülebiliyorsa bu, en başta kahraman ordumuzun yıllardır sürdürdüğü emsalsiz mücadeleler sayesinde olmuştur. Dolayısıyla gazi ve muzaffer ordumuz, kendisine tevdi edilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdiği gibi bu mücadelede de üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya da azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Binlerce yıllık engin devlet tecrübesiyle yürütülen süreç; - Bütün kirli hesapları altüst ederek asırlık oyunları bozacak, - Kalıcı güvenlik, huzur ve refah ortamı oluşturacak, Ve “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize daha emin adımlarla ilerlememize imkân tanıyacaktır. DİSİPLİN OLMADAN BAŞARI SAĞLANAMAZ Kıymetli Harbiyeli evlatlarım; içinde bulunduğumuz bu kritik dönemde sizler milletimizin güvenliğini sağlayacak, devletimizin bekasını koruyacak, bayrağımızın hür dalgalanmasını teminat altına alacak, caydırıcı güce sahip ordumuzu yönetecek komutan adaylarısınız. Unutmayınız ki güçlü bir ordunun temeli; iyi yetişmiş, yüksek karakter sahibi ve stratejik düşünebilen subaylardır. Bu nedenle kendinizi her açıdan en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Şüphesiz ki bilgi sahibi olmadan güçlü olunamayacağı gibi disiplin olmadan da başarı sağlanamaz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi kahraman ordumuzun en temel niteliği ve Türk askerini diğer ordulardan ayıran en belirgin özelliklerden biri mutlak itaat ve sarsılmaz disiplin anlayışıdır. Binlerce yıllık askerî geleneğimizden süzülüp gelen bu kültür, ordumuzun en büyük gücüdür. Disiplinle birlikte önemli bir husus da liderlik ve komutanlık özellikleridir. İyi bir lider ve gerçek komutan, öncelikle iyi bir karaktere sahip olmalıdır. Aynı zamanda en zor şartlarda dahi soğukkanlılığını koruyabilmeli, gelişmeleri neden-sonuç ilişkisi kurarak okuyabilmeli, doğru kararları verebilmeli ve astlarına güvenip onlara örnek olmalıdır. İşte şanlı yuva Harbiye de sizlere yalnızca askerî bilgiyi değil, aynı zamanda bu liderlik ruhunu da kazandırmayı amaçlamaktadır. Kıymetli Harbiyeliler, Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Bu yüzden buradaki vakitlerinizi okulunuzun her türlü imkânını en iyi şekilde kullanarak verimli şekilde geçirmeye çalışın. Kendinizi ne kadar çok geliştirirseniz yarın o kadar kazançlı olursunuz. Harbiyeli için her yeni gün, kendini bir adım daha geliştirme ve milletine daha güçlü hizmet etme fırsatı olarak görülmelidir. İnançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Zira başarı tesadüf değildir, bütünleşik bir gayretin ve hedeflere inanma iradesinin sonucudur. İnanıyorum ki sizler; burada edindiğiniz millî, manevi ve mesleki değerlerinizle asil milletimize ve devletimize nice önemli hizmetlerde bulunacak, ülkemizin geleceğinin güvencesi ve kahraman ordumuzun gururu olacaksınız. ÜLKELERİNİZDE ÖNEMLİ GÖREVLER ÜSTLENECEKSİNİZ Değerli misafir Harbiyeliler; bu çatı altında edindiğiniz çağdaş eğitim ve bilgi birikiminin sizlere önemli katkılar sağlayacağına, kurduğunuz dostlukların da hayatınız boyunca büyük bir gurur ve güzel bir anı olacağına yürekten inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda ülkelerinizde önemli askerî görevler üstleneceğinizden ve ülkelerimiz arasındaki savunma iş birliklerinin güçlenmesine büyük katkılar sunacağınızdan eminim. En büyük temennimiz burada kurduğunuz dostlukların ve aramızdaki kardeşlik bağının her şart altında yaşam boyu sürmesi ve her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizdir. Kara Harp Okulumuzun değerli komutanları ve öğretim üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelecekteki liderlerini yetiştirme gibi son derece önemli bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyorsunuz. Harbiyelilerimize kazandırdığınız her değer ordumuzun ve ülkemizin geleceğine yapılan çok değerli bir yatırımdır. Bugüne kadar gösterdiğiniz fedakârlık ve özverili çalışmalar için Kara Harp Okulunun siz kıymetli yönetici, komutan, personel ve öğretim görevlilerine teşekkür ediyor, bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten en büyük Harbiyeli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Değerli Harbiyeli evlatlarım; eğitim hayatınızda sizlere üstün başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle sizlerin ve kıymetli ailelerinizin Mübarek Ramazan Bayramı’nı da şimdiden en içten dileklerimle kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Ufkunuz açık, motivasyonunuz yüksek, başarılarınız daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,369 views • 4 months ago

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI YAŞAR GÜLER, İFTARI BAYBURT’TA MEHMETÇİKLERİMİZ, ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİ VE GAZİLERİMİZLE BİRLİKTE YAPTI Bayburt’ta bulunan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, iftarı 17’nci Komando Tugay Komutan Yardımcılığımızda Mehmetçiklerimiz, şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleriyle yaptı. Bakan Yaşar Güler, beraberinde Bakan Yardımcısı Salih Ayhan ile birlikte katıldığı iftarda konuşma yaparak şunları söyledi: TARİHİ ZAFER GÜNÜMÜZÜ BÜYÜK BİR GURURLA YÂD ETTİK Mübarek Ramazan ayının bereketini ve huzurunu paylaştığımız bu anlamlı iftar sofrasında, baba ocağım Bayburt’ta sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu güzide iftar programında birlik ve dayanışma ruhuyla sizlerle aynı sofrada buluşurken aynı zamanda can Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü de idrak etmenin heyecanını yaşıyoruz. Nitekim gün içinde icra edilen görkemli etkinliklerle bu tarihî zafer günümüzü büyük bir gururla yâd ettik. Bayburt’umuzun şanlı tarihinde müstesna bir yere sahip olan Kop savunmasında yazılan kahramanlık destanları, bu topraklarda yetişen her vatan evladı için büyük bir ilham kaynağıdır. Tarihten bugüne her daim vatanına bağlılığıyla, devletine sadakatiyle ve milletine hizmet etme azmiyle öne çıkan güzel Bayburtumuz, bu yönüyle Anadolu’nun vicdanı ve milletimizin ortak değerlerinin güçlü bir yansımasıdır. ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ MİLLETİMİZİN ONUR VE HAYSİYETİNİ TEMSİL EDİYOR İşte bu mirasın en vakur ve güçlü temsilcileri de şüphesiz ki siz şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimizdir. Bu yüzden sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizler için çok büyüktür. Çok iyi biliyoruz ki aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz milletimizin onur ve haysiyetini temsil etmektedirler. Aziz şehitlerimiz ve siz kahraman gazilerimiz aynı zamanda Türk kahramanlığının ve fedakârlığının gurur timsali mazisi şan ve şerefle dolu Türk ordusunun da ilham kaynağıdırlar. Bugün bu aziz vatanda huzur içinde yaşayabiliyorsak bu sizlerin fedakârlıkları sayesindedir; hakkınızı hiçbir zaman ödeyemeyiz. Ancak başımızın tacı olan sizlerin hayatlarını kolaylaştırmak ve yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir gayret içindeyiz. Şanlı atalarımızdan ve aziz şehitlerimizden bizlere yadigâr olan kutsal vatanımızı daha güçlü, daha müreffeh ve daha güvenli bir geleceğe taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de ülkemizin güvenliği ve asil milletimizin huzuru için azim ve kararlılıkla görev yapmaktadır. Özellikle vurgulamak isterim ki aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin silah arkadaşları yani kahraman Mehmetçikler, onların bıraktığı kutsal mirası ve şanlı sancağı gururla taşımaktadırlar. Bugün sınır ötesinde icra edilen operasyonlardan hudut güvenliğinin sağlanmasına, Mavi ve Gök Vatanımızın korunmasından uluslararası görevlere kadar başarıyla yürütülen çok yönlü faaliyetlerimiz, bu yüksek vazife şuurunun en açık göstergesidir. Bayburtumuzun medarıiftiharlarından biri olan 17’nci Komando Tugayımız bu faaliyetlerde şanlı ordumuzun önemli birliklerinden biri olarak önemli görevler üstlenmektedir. DEVLETİMİZİN DURUŞU NETTİR Kahraman ordumuz son yıllarda icra ettiği başarılı operasyonlarla terör örgütüne büyük darbeler vurmuş ve terörü bitirme noktasına getirmiştir. İçinde bulunduğumuz kaotik ortam dikkate alındığında terörün tamamen ortadan kaldırılması yalnızca güvenlik meselesi değil, tarihî bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bu tablo karşısında yürüttüğümüz mücadeledeki kararlılıkla birlikte toplumsal dayanışmamızı ve kardeşliğimizi tahkim edecek güçlü bir iradenin ortaya konulması da her zamankinden daha önemli hâle gelmiştir. Bu çerçevede devletimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde terörle mücadelede kaydedilen ciddi aşamayı dikkate alarak, millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için “Terörsüz Türkiye” sürecini başlatmıştır. Özellikle belirtmeliyim ki başta aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizin emsalsiz fedakârları sayesinde terörle mücadelede elde edilen başarılar “Terörsüz Türkiye” yolculuğunu daha gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef kılmıştır. Bu sürecin kalıcı başarıya ulaşması ise ancak terör örgütünün silahlarını bir an önce teslim ederek tüm uzantılarıyla birlikte taahhütlere eksiksiz biçimde uymasına bağlıdır. Bu konuda devletimizin duruşu nettir ve hiçbir tereddüde yer yoktur. Bizler de bu süreci ilk günden itibaren devletimizin ve ülkemizin bekası ve çıkarları doğrultusunda samimiyetle destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz. Ancak tüm gelişmelere karşı planlı faaliyetlerimizi sürdürüyor, tedbirlerimizi her zamanki kararlılığımızla alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. STEADFAST DART 2026 TATBİKATI'NDA TSK’NIN GÜCÜNÜ GÖSTERDİK Türk Silahlı Kuvvetleri olarak NATO’nun en büyük tatbikatı olan STEADFAST DART 2026 tatbikatına katıldık. Ülkemizi ve asil milletimizi en üst seviyede temsil ettik. Bir kez daha Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü ve kuvvetini, yerli ve millî silah sistemlerimizin kalitesini gösterdik. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimizin muharebeye ne denli hazır olduğunu da gözler önüne serdik. O nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri olarak asil milletimize layık olabilmek adına var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. BU YOLDA TAVİZ VE PAZARLIK YOK Bu tarihî süreç bir yandan birlik ve beraberliğimizi daha da pekiştirmeyi amaçlarken aynı zamanda gelecek nesillerin güvenlik ve huzuru içindir. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Bu yolda hiçbir taviz ve pazarlık yoktur, olmamıştır. Milletimizin birliğini, kardeşliğini ve güvenliğini zedeleyecek hiçbir adım atılmamıştır, bundan sonra da atılmayacaktır. Yegâne amacımız artık evlatlarımızı yitirmediğimiz, kanın ve gözyaşının sona erdiği, ayrılık tohumlarının kökünden söküldüğü, çocuklarımızın sadece barış ve kardeşlik ortamında büyüdüğü bir geleceği inşa etmektir. Çok şükür ülkemizin her bölgesinin kalkındığı bu güvenlik ve huzur ikliminde Bayburtumuz da yeni ve kapsamlı bir atılım dönemine girmiştir. Özellikle son yıllarda her alanda yapılan birbirinden değerli yatırımlarla Bayburtumuz, Türkiye’nin yükselen yıldızlarından biri durumundadır. Bayburtumuz artık; -Gurur kaynağı olan Üniversitesiyle, -Sayısı 12 binlere ulaşan aynı zamanda dünya ve Türkiye şampiyonlukları elde eden lisanslı sporcularıyla, -Yapılan yatırımlar ve verilen desteklerle tarımsal gelişimin ve kırsal kalkınmanın önde gelen merkezlerinden biri olmasıyla, -Her geçen gün gerçek potansiyelini ortaya koyan kültür ve turizm zenginliğiyle, -Aynı zamanda ulaştırma alanında büyük yatırımlara sahne olmasıyla anılmaktadır. İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda şehrimiz çok daha büyük ilerlemeler kaydedecektir. Unutmayalım ki güçlü bir toplum ancak birlik ve dayanışma ile ayakta kalır. Bayburtumuzun da en büyük gücü, birbirine kenetlenmiş insanlarıdır. Bu dayanışma ruhu geçmişte olduğu gibi bugün de en büyük güvencelerimizden biridir. Sizlerin de desteğiyle bir ve beraber olarak geleceğe emin adımlarla yürüyecek ve ülkemizin gücüne güç katacağız. Kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın da Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda kendilerine tevdi edilen görevleri en iyi şekilde, büyük bir şevk ve gayretle yerine getirmeye devam edeceğine inancım tamdır. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken; Bayburtumuzun düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümünü, bir kez daha kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Bu vesileyle Ramazan ayının hayırlı ve bereketli geçmesini niyaz ediyor, kahraman silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,275 views • 5 months ago