Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Günde 3 öğün yemek Rockefeller'ın yalanıdır *Atalarımız günde bir kez,yemek yiyorlardı *Zayıf, keskin ve güçlüydüler,çünkü vücut oruç tutarken en iyi şekilde çalışacak şekilde tasarlanmıştır "Oruç,hücreleri harekete geçirir Doğrudan hasarı temizler ve yeniden inşa eder İşte gerçek tıp bu

141,510 views • 10 months ago •via X (Twitter)

22 Comments

Mergen Etügen's profile picture
Mergen Etügen10 months ago

Tek öğün OMURGANIZ'da bulunan suyu yani bilinci uyanık tutar!

Sırat-i Müstakim 🇹🇷's profile picture
Sırat-i Müstakim 🇹🇷10 months ago

İyi de oruçta bile iki öğün var.İftar sahur.

MerAL's profile picture
MerAL10 months ago

Ona bakarsan kan testleri de rockefellerlara ait tıp ilaçlar dev bir sektör hepsi de belli başlı ailelerin tekelinde

Güney's profile picture
Güney10 months ago

Atalarımız en uzun otuz yıl yaşıyorlardı binde bir uzun yaşayan çıkıyordu

İrfan Sarıkaya's profile picture
İrfan Sarıkaya10 months ago

Kendimden biliyorum insan ağır işlerde çalışırsa bir öğün yetmez ama işi hafifse gün içinde yorgunluk hissetmiyorsa birde uzun yürüyüş yapmak zorunda değilse bir öğün yeter bir öğün çok hafif olmak şartıyla iki öğün en idealdir.

temur's profile picture
temur10 months ago

sırf öğle yemeği için sabah 7 de kalkmak tıkınma sektörü 9 da kalk kahvaltı 10 da mesai 16: 00 mesai bitiş 17:00 akşam yemeği

jale kacakoglu's profile picture
jale kacakoglu10 months ago

Bir kere az iki olsun

Cahil &Savar's profile picture
Cahil &Savar10 months ago

Atalarımız bir öğün yemiyordu.Uydurma.EYokluktan bir öğün yiyebiliyorlardı.Ortalama ölüm yaşı 45 idi.

Eyüp Erdinç's profile picture
Eyüp Erdinç10 months ago

Lan siktirgit Ataların 40 yaşını göremeden bin bir hastalıktan ölüyorlardı Rockfeller tıbbı olmasa avrupa da ortalama yaş olur mu 85 ? Rockfeller tıbbının yaptığı tek kötü şey insan ömrünü uzatmak oldu.

SECKİN YİLMAZ's profile picture
SECKİN YİLMAZ10 months ago

Peki ataların haftaninn5 günü 9 saat calisiyormuydu

isa Talayman's profile picture
isa Talayman10 months ago

İyi de eski çağlarda yaşam süresi en fazla 40 insanlar 41 ini görmeden ölüyorlardı , doğal besleniyor, zamanında uyuyor yinede 41 görmüyorlardı …. Yoksullaşan halka uydurulmuş Yalan dır çok çalışın 1 öğün yemek yiyin !!

_macan.x_'s profile picture
_macan.x_10 months ago

O insan atalarının yaptığı tek iş avlanmak dı, 1 öğünde de 1 kg et yiyorlardı... Onun dışında avel avel oturuyor,yatıyorlardı aq

oguz0707's profile picture
oguz070710 months ago

Yalanın dik alâsı karnı tok insan daha rahat çalışır daha çok karbonhidrat yağ ve protein biriktirir vücutta çalışırken daha seri olmanı daha iyi düşünmeni sağlar bunlar fakirlik güzellemesi insanlar isyan etmesin diye sağlık demek gıda demektir can boğazdan gelir diye atasözüvar

Karton Pierre's profile picture
Karton Pierre10 months ago

Ara öğün süz olmaz her bünye bir değil. Asıl önemlisi o öğünlerde ne yediğindir yada öğünde. Düşünsenize tek öğün ekmek makarna toksun ama sağlıksızsın. Atalarımız ne yiyorlardı acaba? bunları da söyleyin.

Muteber Cengiz's profile picture
Muteber Cengiz10 months ago

Eskiden insanlar 50 lilerinde ölüyordu Şimdi ise orta yaş neredeyse 65 yaşa geldi

Mehmed Zeydin 🌳🌳🍀🌿♟🦜🐴's profile picture
Mehmed Zeydin 🌳🌳🍀🌿♟🦜🐴6 months ago

Buna benzer 6 yıl evvel yazmışım.

Emre.K's profile picture
Emre.K10 months ago

2 öğün sağlıktır 3 öğün hastalıktır…

Samet's profile picture
Samet10 months ago

evet o yüzden 45 sene yaşıyorlardı. Video da yapay zeka dudak hareketleri başka alemde

𐱅𐰇𐰼𐰚's profile picture
𐱅𐰇𐰼𐰚10 months ago

Günde tek öğün metabolizmayı çok yavaşlatır, bundan 100 sene önce 55'i çoğu kişi geçmiyordu bu yüzden. Kilo alımınıda çok arttırır. Sanayileşmeyle İnsan ömrü uzadı.

nildeniz's profile picture
nildeniz10 months ago

Atalar tek yemek niye yiyordu savas vardir yiyecek bulamıyordur muhtemelen zaten yasam ömürleri belli o dönem için .bana göre ideali iki öğündur arada bir oruç tutmaninda elbet faydasi vardir süreklilik arz etmesi gerektiğini düşünmüyorum orucun aralıklı olabilir

vakanuvis's profile picture
vakanuvis10 months ago

Acıkınca yenir. Boş boğazlılık yapmamak kaydıyla .

nsrt's profile picture
nsrt10 months ago

Nasi yani? Ramazan da oruç tutmak için iki öğün yiyoruz. Rakifelerin eklediği 3. öğünü yemediğimiz zaman oruç mu tutmuş oluyoruz yani? Çok tuhaf anlayamadim.

Related Videos

Jim Carrey, epifiz bezini aktifleştirebilen insanlardan biri olduktan sonra hayatı çok daha net sorgulamaya başlamıştı. Epifiz bezinizi aktifleştirmek çok sağlam bir meditasyon süreci gerektiriyor. En büyük kural ve atılacak ilk adımı söyleyeyim. Biraz garip ve çılgınca gelebilir. Ancak bunu sistematik şekilde sürdürürseniz, epifiz bezinizi aktifleştirmenin önünü açarsınız. Nedir bu 1. kural? Yemek yememek… Evet doğru duydunuz. Su orucu diye tabir edilen durumu gerçekleştirerek vücudunuzu arındırmanız gerekiyor. Ben sürekli yemek yemiyorum. Bazen günde 1 öğün vs. Sabah uyandığınızda en az ilk 2-3 saat yemek yememeniz gerekiyor. Yapılması gereken sadece su içmek bu sürede. Bunu deneyin ve vücudunuzun kendini nasıl onarmaya başladığını net olarak belli süre sonra farkedeceksiniz. Organlarınızı sürekli yemek yiyip çalıştırarak, beynin kullanması gereken proteinleri vücudunuzun enerji ihtiyacına kullanıyorsunuz yoksa! Epifiz bezinin kireçlenmesinin başlıca sebebi de; Klor ve florür… O yüzden musluktan su içilmemesi gerek. Ayrıca dişlerin de, diş macunu yerine limon ve karbonat karışımıyla misvak kullanarak temizlenmesi ve bakırdan yapılan dil temizleme demiri kullanılması lazım. Hayatımda en son antibiyotik ve ağrı kesiciyi çocukken kullandım. Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur. Epifiz bezinizin aktifleştiğini, alnınızın tam ortasında yaşanmaya başlanan “gıdıklanma hissi, tatlı bir seretonin salgılatan hissi” ile anlamaya başlarsınız.

Hisse Parafesörü

175,473 views • 4 months ago

🇬🇷 Miçotakis: "Erdoğan'la işleyen ve iyi düzeyde diyebileceğim bir ilişkimiz var." "Ancak kesinlikle saf değilim." "Silahlı kuvvetlerimizi güçlendirmeye devam edeceğim" "Şu an tarihlerindeki en iyi durumdalar." "Güçlü bir caydırıcılık kabiliyetine ihtiyacımız var." ➖ Türkiye ile işleyen, hatta yapıcı diyebileceğim bir ilişkimiz var. ➖ Coğrafyamız gereği yan yana yaşamaya mahkumuz. ➖ Bu durum hiçbir zaman değişmeyecek. ➖ Öte yandan, Türkiye'nin son on yılda revizyonist bir güç haline geldiği de bir gerçek. ➖ Özellikle denizlerdeki hak iddiaları ve hırsları söz konusu olduğunda. ➖ Ve bu durum uluslararası hukukla açıkça çelişmektedir. ➖ Benim her zaman söylediğim ve çok net şekilde ifade ettiğim şey şudur: ➖ Yunanistan'ın egemenliği ve egemenlik hakları asla tartışmaya açılamaz. ➖ Egemenliğimiz ve haklarımız uluslararası hukuktan ve uluslararası antlaşmalardan doğmaktadır. ➖ Bunlar hiçbir koşul altında sorgulanamaz ve sorgulanmamalıdır. ➖ Türkiye ile aramızda büyük bir görüş ayrılığı var, o da Ege ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıdır. ➖ Türkiye'nin başka iddiaları varsa, bunları tanımıyoruz. ➖ Bunlar tamamen asılsızdır ve hiçbir Yunanistan Başbakanı bu iddialarla ilgili bir tartışma veya müzakereye girmeyi asla kabul etmez. ➖ Bu hususları Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da çok net bir şekilde aktardım. ➖ Kendisiyle işleyen ve iyi düzeyde diyebileceğim bir ilişkimiz var. Birçok kez bir araya geldik. ➖ Son 2-3 yıldır ilişkilerde makul bir yumuşama dönemi yaşandığını söyleyebilirim. ➖ Tabii zaman zaman söylemlerde ve hareketlilikte gerilimler yaşanabiliyor, nitekim geçen ay da bunu gördük. ➖ Bunun yeniden kontrol altına alınabileceğini umut ediyorum. ➖ Ancak kesinlikle saf değilim. ➖ Silahlı kuvvetlerimizi güçlendirmeye devam edeceğim, bunu sistematik olarak da yaptım. ➖ Muhtemelen şu an tarihlerindeki en iyi durumdalar. ➖ Güçlü bir caydırıcılık kabiliyetine ihtiyacımız var. ➖ Elimizden gelen her alanda niteliksel üstünlüğe yatırım yapmalıyız.

Kuşçu

20,760 views • 3 months ago

Bu videoyu anne babalara ulaştırmamız lazım. Ramazan’ı çocuklarımızın zihninde sevinç ve mutlulukla değil, korkunç bir şekilde anılması için uğraşıyorlar. Öncelikle gelin videoyu bir inceleyelim, Ramazanın ilk günü çocuklar (aralarında +18 korku karakteri olan Wednesday’de vardır) okula giderler. Katil Öğretmen Baldi, çocuklara soru sorar. Çocuklar soruyu bilemeyince Baldi, İblis’e dönüşür ve çocuklara saldırır. Sonraki sahnede Nihat Hatipoğlu, iftar programındadır ve kendisine soru soran kız çocuğuna hakaret ederek “Akli dengen yerinde değil” der ve oruç ile ilgili yanlış bir fetva verip dalga geçer. Sonrasında İblise dönüşen Öğretmen Baldi, iftarda yemek istediği çocuğu evinden kaçırır ve okula getirir. Sınıfta hazırladığı iftar sofrasına çocuğu elleri ve kollarını bağlayarak yerleştirir ve yemeye hazırlanırken başka bir +18 korku karakteri olan Freddy, Ramazan topuyla gelip okulun penceresini kırar. Şimdi bu senaryonun hangi tarafından tutalım ki, hangi yerini eleştireyim ki, baştan aşağı lağım çukuru. Üstelik bu video dün yayınlandı ve sadece 1 günde 500 binden fazla çocuk bu videoyu izledi. Yarına muhtemelen milyonu devirecek. Bu resmen değerlerimize ve inancımıza kasıtlı yapılan bir saldırıdır. Ayrıca Nihat Hatipoğlu Hocam, kendisine yapılan bu aşağılık içeriğe dava açması gerekir. Nihat Hoca gibi kıymetli bir hocanın bir çocuk videosunda böylesine bir duruma düşürülmesi hem kendisi açısından hem de İslamiyet’in dalga konusu yapılmasından dolayı kanal sahibine mutlaka hesabı sorulmalıdır. Bu kanalın adı Minecraft Parodileri. 4 milyon 260 bin çocuk abonesi var. Aylık 114 milyon izlenme ile YouTube’da çocukların en çok izlediği bir numaralı oyun kanalı. Her gün 5 milyon çocuk bu kanalı izleyerek büyüyor. Ülkemizde 20 milyon çocuk var. Neslimizi bize düşman olarak yetiştiriyorlar. Değerlerimize yabancılaştırıp kültürümüzden koparıyorlar. Çocuklarımıza Ramazan’ı sevdirebilmek için binbir türlü gayret ediyoruz, emek veriyoruz, içerikler üretiyoruz. Bizler doğrunun ve iyiliğin yayılması için bu kadar çabalarken elbette Batıl durmuyor. O da inşa ettiklerimizi yıkmak için elinden geleni yapıyor. Fakat bizler binlerce çocuğa zar zor ulaşırken bunlar milyonlarca çocuğumuzu avuçlarında tutuyorlar.

Sertaç Abi

144,871 views • 3 years ago

Denizin ortasında su alan bir bot… Aralarında bir yaşındaki bir bebek, 10 çocuk ve ayağından yaralı 80 yaşındaki bir büyüğümüzün de bulunduğu 35 insan yardım bekliyor… Tam o anda YİMER 157’ye bir çağrı ulaşıyor. Dakikalarla yarışılan süreçte doğru konum tespit ediliyor, kurumlar arası koordinasyon hızla sağlanıyor ve 35 insan güvenli bir şekilde karaya çıkarılıyor. İşte YİMER 157'nin asıl gücü de tam burada ortaya çıkıyor. 2015 yılında kurulan ve 7 gün 24 saat hizmet veren YİMER 157, bugüne kadar 15 bin 821 kişinin hayatının kurtarılmasına önemli katkı sağlayarak büyük bir görev üstlendi. İhtiyaç duyulan her anda güvene, rehberliğe ve umuda dönüşen önemli bir iletişim köprüsü olan YİMER 157, çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Uluslararası platformlarda birçok kez ödüle layık görülen ve EMEA (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) bölgesinde Altın Madalya kazanan YİMER 157, bu başarının tesadüf olmadığını bir kez daha gösteriyor. Çünkü gerçek başarı; sadece rakamlarla değil, dokunulan hayatlarla ölçülüyor. Bir annenin duasına, bir çocuğun geleceğine ve bir insanın yeniden umutla nefes almasına vesile olabilmek, alınabilecek en kıymetli ödüldür. Gece gündüz demeden görev yapan tüm personelimizi gönülden tebrik ediyor, özverili çalışmaları için teşekkür ediyorum. #YİMER157 Göç İdaresi Başkanlığı

Mustafa ÇİFTÇİ

51,466 views • 3 months ago

Peygamberimiz (s. a. v.) “Çörek otu yemeye devam edin. Zira Allah onda ölüm hariç her derde şifa halk etmiştir.” diye buyurmuştur. Çörek otunun bir defada kullanılma miktarı 1,5-2 gr. (1 kahve kaşığı, bir günde kullanılma miktarı ise (bir çorba kaşığı) 6-7 gr. kadar olmalıdır. Çörek otu balla karıştırılır ve sabah-akşam aç karnına 1 tatlı kaşığı yutulur. Büyüklere, küçüklere, hastalara ve sağlıklılara iyi gelir. Her gün çiğneyerek yutulan 3-5 gram çörek otu ağız kokusunu düzeltir. 30gr. öğütülmüş çörek otu, 200 gr. zeytinyağı ile karıştırılır. 7 gün beklettikten sonra süzülür ve her gün 20-30 gr. içilir, yemek üzerine veya soslara katarak kullanılır. Bu yağla ağrıyan eklemlere masaj yapılır, cilt bozukluklarına ve problemli saçlara sürülür. Çörek Otu ve Çörek Otu Yağı Hangi hastalığa, nasıl kullanılır 🍀 Baş ağrısı ve Baş Dönmesi Saçlara ve kafa derisine çörek otu yağı sürmek saçı çabuk uzatır ve beyazlaşmasını geciktirir, baş ağrısı, migren ve baş dönmesini giderir. Çörek otu yağı damlatmak kulakları temizler. Taze öğütülmüş çörek otu koklamak baş ağrısını keser. Çörek otu ince yeni öğütülmüş toz halinde buruna çekilirse, kafesli kemik ve bunun tıkanıklığını açar. 🍀 Sara Hastalığı Sara hastalığında çörek otundan tütsü yapılır, taze öğütülmüş çörek otu burna çekilir. Çörek otu yağı kafa derisine sürülür ve kulağa damlatılır. 🍀 Sedef, Vitiligo ve Mantar Öğütülmüş çörek otu sirkeyle karıştırılarak sedef, mantar, sivilce ve siğillere sürülür. 🍀 İnce öğüterek yaraya serpmek yarayı iyileştirir; ince öğreterek yemek ve basura sürmek basuru iyileştirir. 🍀 Ekmek hamuruna karıştırmak, ekmeğin hazmını kolaylaştırır. 🍀 Çiğneyerek yemek, mide ve bağırsak gazlarını söker, bağırsaklardaki ve karaciğerdeki kurtları ve yabancı mikropları öldürür, ağız kokusunu güzelleştirir. 🍀 Yüz Felci İçin Çörek otu akşam sirkede ıslatılır ve sabaha kadar bekletilir. Süzülüp kurutulur, sonra iyice dövülerek burna çekilir. Bu işlem günde 3-5 defa tekrarlanır. Baş ağrısını keser, yüz felcine iyi gelir. Çörek otu yağını burna çekmek ve kafa derisine sürmek, yüz felcine iyi gelir. 🍀 Hafızayı Kuvvetlendirmek 1 bardak nane çayına 7-11 damla çörek otu yağı damlatılır, bal ile tatlandırarak günde 2 defa içilir. 🍀 Halsizliğe Karşı Çörek otu ve çemen eşit miktarlarda öğütülür, gerekli miktarda bal ile yoğrulur. Sabah-akşam bir tatlı kaşığı kadar yenir. 🍀 Hormon Dengesizliğine Karşı Her sabah 1 tatlı kaşığı öğütülmüş çörek otu + 10-20 mg. arı sütü + 30-50 gr. bal karıştırılır ve ağızda eriterek yutulur. Buna 1 ay devam edilir. 🍀 Doğumu Kolaylaştırmak ve Kadın Hastalıkları Çörek otu yağı 1 çorba kaşığı papatya bir bardak su ile kısık ateşle 10- 15 dakika kaynatılır. Aynı şekilde çörek otu da kaynatılıp süzülür ve süzülmüş papatya suyu ile karıştırılır. Biraz soğuduktan sonra 50 gr. bal katılarak eritilir ve küçük bir pompayla (veya iğnesiz enjektörle) vajinaya sıkılır ve bekletilir. Aynı zamanda safran veya keten tohumundan yapılan çaya 7-11 damla çörek otu yağı damlatılır ve içilir. Bu işlem, doğumu kolaylaştırmak için sancı başladıktan sonra ve kadın hastalıkları için 1-2 hafta süresince her akşam uygulanır. 🍀 Kolesterolü Düşürmek ve Kolesterol Tıkanıklıklarını Eritmek Bir çorba kaşığı öğütülmüş çörek otu + 1 çorba kaşığı öğütülmüş civanperçemi + 1 çorba kaşığı bal karıştırılır, ikiye bölünür ve her sabah ve öğlen aç karnına yenir. Acıkınca yeşil çay, meyve suyu veya havuç suyu içilebilir, öğlene kadar hiçbir şey yenmez. Akşam normal öğün yenir. Bu işleme 1 hafta devam edilir. 🍀 Kısırlık 1 bardak çörek otu + 1/2 bardak çemen + 1/2 bardak turp tohumu öğütülür, 2 bardak bal ile karıştırılır ve sabah-akşam birer çorba kaşığı yenir. Bu işleme bitene kadar devam edilir. 🍀 Prostat Hastalıkları 6 hafta süresince her sabah 1 tatlı kaşığı öğütülmüş çörek otu + 1/3 çay kaşığı dövülmüş mürrüsafi (mür reçinesi), bal şurubu ile içilir.

Doğal Çareler

117,113 views • 2 years ago

🇹🇷Milletimizin bağımsızlık mücadelesine ruhunu ve kalemini adayan Mehmet Âkif Ersoy, "Korkma!" diyerek başlayan İstiklal Marşı’yla millî mücadele ateşini yüreklerimize nakşetmiştir. Onun şu dizeleri, milletimizin diriliş ruhunu ölümsüzleştirmiştir: "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım! Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!" Eserleri, milletimizin azim ve cesaretini yansıtırken, onun manevi dünyasındaki derinlik ve samimiyet, topluma her zaman ilham kaynağı olmuştur. Mehmet Âkif’in ölümsüz eseri “Safahat”ta, toplumun acılarını, umutlarını ve hayallerini dile getirmiştir. Bu eserlerden şu dizeler, onun milletine olan sevgisini ne güzel anlatır: "Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez." Mehmet Âkif, gençliğe duyduğu inançla, her zaman bir ideal nesil hayali kurmuş ve bu nesli şu şekilde tanımlamıştır: "Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek!" Onun hayatı boyunca savunduğu ahlak, dürüstlük, adalet ve çalışkanlık ilkeleri, bugün de bizlere yol göstermektedir. Bu anlamlı günde, onun manevi mirasını yaşatmak, eserlerini daha iyi anlamak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak görevidir. Mehmet Âkif Ersoy’u bir kez daha rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. #İstiklalŞairi #MehmetAkifErsoy T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü Yusuf Tekin Ömer Faruk Yelkenci Halil İbrahim TOPÇU

Ortaöğretim Genel Müdürlüğü

13,446 views • 1 year ago

Özel'in çağrısı, Erdoğan'ın bilinci... Gerçekten bu konuşma bir dönüm noktası olabilir ve umarım Özgür Özel, sokağı doğru temelli görüp, meşruluğunu korumaya, savunmaya her anlamda hazırdır. Umarım, Kadroları bu duruşun arkasındadır, Sokağın aklı, duygusu ve iradesi için kurulacak bir çatı talep büyük önemde gözüküyor. Zeminin meşruluğu korundukça, olası devlet şiddeti gayri meşru zemine düşecektir. Halk, halkın tek koruyucusudur ve bu bağ kurulduğunda kavganın en büyük barikatı da oluşturulmuş olur. Devleti ve onu yönetenleri demokratik zemine çağırmak, di"demokratik toplum" talepli kapıları zorlamak mümkün evet. "Erken seçim" talebi meşrudur. "Adalet" talebi meşru ve evrensel karşılığı tartışmasızdır... Umarım siyasal kesimler doğru taktikler, hamleler ve olasılıklar için doğru müdehaleleri düşünmüştür. Çünkü "sokak çağrısı" her şeyi aşabilecek, kütle gücü muhteşem bir enerjiyi temsil eder. Devletin de devasa bir deneyimi olduğu ve her hamleyi planladığını unutmamak gerek. Daha da ötesi, sokağın değiştici rolü müesses nizamı her zaman korkunç rahatsız eder ve bunun olmaması için her kanalı zorlar. Çünkü sokak kazanırsa, talepleri gerçekleşirse, iktidarı yeni geleni de gözüne kestirecek ve halka rağmen karar alanları aynı şekilde tepeleyecektir. Halkın demokrasiye katılımı, bilinci böyle oluşur, devlet ile halk arasında denge böyle kurulur. Başa dönersek, Umarım iktidar demokratik zemine uygun adımlar atar. Çünkü, en sağlam görünen sistemler bile bir günde çözülür. Tarihte bunun çok örneği var. Bu yüzden acı yaşatmanın, şiddet uygulamanın tek seçenek olmadığı anlaşılmalı. Erdoğan bu konuda iyi okuma yapan biri değil. Siyasal bilinci sadece seçim kazanmak üzerine, entelektüel, felsefi bir donanımı neredeyse yok düzeyde, kapsayıcılığı, inceliği, ince olanı görme ve onu anlamlandırma duyuları kör, güç ve kontrol etme üzerine kurulu tüm motivasyonu. Başarılarını siyasal olgunluğa hiç dönüştüremedi bu yüzden. Sekterliği liderlik, itaatkarlığı liyakat olarak gördü. Yanıldı ama çok az lider yanılmalarını hakikatli şekilde bilince taşır. Taşıyamadı. Bütün "tek adam"lar gibi hayatın örgüsünü, hayatın kendine ait iç ve karmaşık dinamikleri olduğunu ciddiye almadı. Hayatı yöneten olma duygusuna karşı çıkan dirençleri kendisine karşı saldırı olarak gördü. Oysa hayat, doğal akışı içinde kendi mesajlarını veriyordu sadece. Onları almadı, onlara karşı savaşmayı seçti ve gerçeklikten kopuş doğdu ve şimdi hayat kendi rolünü oynuyor...

Akın Olgun

10,676 views • 1 year ago

“En derin kırgınlıklar, hâlâ sevginin bulunduğu yerde ortaya çıkar..” Oruç ona “Eleni” diye seslenirken geçmişlerini çağırıyordu; birlikte güldükleri anları, denizi, fotoğrafları, birbirlerine baktıkları o sessiz anları… Ama Eleni o kapıyı kapattmıştı. Çünkü o an kalbiyle değil, kırılmış tarafıyla konuşuyordu. “Eleni değil, Aleyna Koçari.” Bir isim düzeltmesi değil; aşklarına çekilmiş ince bir çizgiydi. O ana kadar Oruç’un sesinde yaşayan Eleni, onun sevdiği kadındı. Ama Aleyna Koçari, gerçekleri öğrenmiş, kırılmış ve artık aynı yerden bakamayan kadındı. Bu, Oruç’un karşısında duran kişinin artık onun tanıdığı Eleni olmadığını ilan etmesi gibiydi. İsim burada bir kimlik sembolüne dönüşüyor. Oruç’un sevdiği kadınla, gerçeğini öğrenen kadın artık aynı kişi değildi. Eleni, Oruç’un ona verdiği kimliği geri bırakıp kendi köklerine dönmüştü.. Oruç’un “Nasıl diyorsan öyle olsun, Aleyna…” demesi ise bir teslimiyet anıydı. İlk kez ilişkiyi kendi istediği şekilde yönlendirmeyi bırakıp onun seçimine saygı gösteriyordu. Çünkü bazen aşk, tutmak değil, karşındaki insanın kim olduğunu kabul etmektir. Ben seni çok dinledim sen susarken.” Bu cümle aslında bir vedanın içinde saklanan aşk mektubu gibiydi. Çünkü Eleni, Oruç’u sadece konuştuğunda değil, sustuğunda da sevdi. Onun yaralarını, korkularını, yüklerini anlamaya çalıştı. Bir insanın sessizliğini bu kadar uzun süre dinlemek, onu çok sevmekten başka bir şey değildi.. Ama aşkın trajedisi de burada başlıyordu. Eleni, Oruç’un sustuğu yerlerde ona yaklaşmaya çalışırken, Oruç onu korumak için uzaklaştırıyordu. İkisi de aşk için mücadele etti. Ama biri gerçeğe yaklaşarak, diğeri gerçeği saklayarak. Bu yüzden finalde karşı karşıya gelen şey iki insan değil; iki farklı sevme biçimiydi. Oruç’un “Sen konuş, ben dinlerim” demesi ise bana göre bir erkeğin kaybettiğini anladığı andı.Çünkü bazı kayıplar insan gidince yaşanmaz. Bazı kayıplar, sevdiğin kişinin gözlerinde artık eskisi gibi yer bulamadığını gördüğün an başlar. Oruç o an ilk kez Eleni’nin değil, kendi sessizliğinin karşısında duruyordu. Ve belki de sahnenin en acı tarafı şuydu; Eleni’nin gözleri doluyordu çünkü Oruç’u sevmeyi bırakamıyordu. Oruç susuyordu çünkü kendini savunacak hiçbir söz bulamıyordu. İkisi de aynı aşkın yasını tutuyordu ama ikisi de hâlâ o aşkın içindeydi.Bir zamanlar aynı kareye sığan iki insan vardı. Şimdi aynı acıya sığınıyorlar. Ve bazen bir aşkın öldüğü an, son kez “seni seviyorum” denilen an değildir. Bazen aşkın öldüğü an, birbirini hâlâ deliler gibi seven iki insanın ilk kez birbirine yabancı gibi bakmak zorunda kaldığı andır. Bazen bir aşkı bitiren şey ihanet değildir, zamanında söylenmeyen hakikattir. Ve Eleni’nin gözlerinin dolması.. Bazen bir insanı affetmek zor değildir. Asıl zor olan, onu hâlâ severken kırılmış olmaktır. O sahnede Eleni’nin yaşadığı tam olarak buydu. Oruç’u karşısında bir yabancı gibi değil, hâlâ sevdiği adam gibi görüyor. Bu yüzden sesi yükseliyor, gözleri doluyor ve sonunda konuşuyor. Çünkü en derin kırgınlıklar, hâlâ sevginin bulunduğu yerde ortaya çıkar. Ama bazen aşk, iki insanı bir arada tutmaya yetmez; yine de birbirlerinin kalbinde yaşamaya devam eder. Oruç’un sessizliği de, Eleni’nin gözlerindeki yaş da biraz bunu anlatıyordu. Sevgileri bittiği için değil, bitmediği hâlde yara aldığı için bu kadar ağırdı. Eleni’nin gözleri doluyorsa, bu nefret ettiği için değil. Oruç da susuyorsa, sevgisi bittiği için değil.İkisi de aynı aşkın içinde duruyorlar ama artık aynı yerden bakamıyorlar. Bu yüzden sahne bir ayrılık sahnesi gibi değil de, birbirini çok seven iki insanın ilk kez aynı acıyı farklı şekillerde yaşaması gibi hissettiriyor. Çünkü bazen aşk bittiği için ağlanmaz. Bazen aşk hâlâ orada olduğu hâlde, eskisi gibi yaşanamayacağını anladığın için ağlanır. Ve bazen bir aşkın öldüğü an, son kez “seni seviyorum” denilen an değildir. Bazen aşkın öldüğü an, birbirini hâlâ deliler gibi seven iki insanın ilk kez birbirine yabancı gibi bakmak zorunda kaldığı andır.. #orel

PSİKOLOGROZA

11,244 views • 3 months ago

Bu analizi, X platformu üzerinde, kamuoyunu, siyasi gündemi ve toplumsal dinamikleri derinden manipüle eden, oldukça profesyonel ve son derece organize bir "siber casusluk propaganda otomasyon ağı" hakkında kritik bir bilgilendirme yapmak amacıyla paylaşıyorum. Bahsettiğim yapı, klasik ilkel otomatik botlardan tamamen farklı, üst seviye bir siber tehdit olarak ele alınması gereken ve on binlerce hesaptan oluşan kitlesel bir Dijital Hücre Dezenformasyon Ordusudur. Aşağıda örnek olarak verilen paylaşımlardaki suni etkileşimin tamamına yakını, bu yapı tarafından kullanılan bot hesaplar tarafından oluşturulmuştur. Aşağıdaki örnekler gibi binlerce hesap her gün organik olarak gerçekleştirilmesi imkansız olan bu paylaşım sayılarına ulaşmaktadır. @ zsoytan1881 2013 Kasım - 914 bin gönderi - Günde ortalama 198 paylaşım @ avokado200 2018 Şubat - 495 bin gönderi - Günde ortalama 165 paylaşım @ refikolmez40342 2019 Mayıs - 406 bin gönderi - Günde ortalama 156 paylaşım @ Hac91035929 2021 Mayıs - 282 bin gönderi - Günde 150 paylaşım @ vrlbdr 2021 Haziran - 273 bin gönderi - Günde ortalama 148 paylaşım @ semrasevimli44 2015 Ocak - 608 bin gönderi- Günde ortalama 143 paylaşım @ vatan9007 2015 Ekim - 524 bin gönderi - Günde ortalama 134 paylaşım @ DenizDevrim200 2017 Kasım - 345 bin gönderi - Günde ortalama 110 paylaşım @ pikqachu 2013 Kasım - 490 bin gönderi - Günde ortalama 106 paylaşım @ kamil_gk 2012 Ağustos - 526 bin gönderi - Günde ortalama 104 paylaşım @ dilekplt_77 2016 Temmuz - 345 bin gönderi - Günde ortalama 95 paylaşım Teknik Analiz: Karmaşık zamanlamalı hibrit ve hücresel bot ağlarının anatomisi, saha verileri ve adli gözlemler, bu yapının siber istihbarat literatüründeki Coordinated Inauthentic Behavior (Koordineli Sahte Davranış) ve Hybrid Cyber Warfare (Hibrit Siber Savaş) doktrinlerine birebir uyduğunu göstermektedir. Sistemin siber altyapısı, algoritmik hileleri ve taktiksel kırılımları teknik olarak şu şekilde deşifre edilmiştir: 1-) Dinamik ve Olasılıksal Zamanlama Algoritması (Stochastic Scheduling) Bu gruptaki hesaplar ilkel otomasyonlar gibi sabit ve doğrusal zaman aralıklarıyla çalışmazlar. Platformun anti-bot tarama yazılımlarını ve yapay zeka filtrelerini bypass etmek amacıyla insan davranışını taklit eden, kaotik ve olasılıksal gecikme fonksiyonları kullanmaktadırlar. Teknik İşleyiş: Örneğin bir hesap bir tweet attıktan 30 saniye sonra ardışık 10 Retweet yapabilir ardından sisteme 2 saat boyunca hiçbir veri göndermeyerek tamamen sessizliğe gömülebilir. Bu karmaşıklık, X platformunun düzenli aralıklarla işlem yapan hesapları yakalayan otomasyon filtrelerini tamamen kör eder. 2-) Olay Güdümlü Tetiklenme (Event driven automation) Bu operasyonel hesaplar, çoğunlukla bağımsız içerik üretmek yerine, dışarıdan gelen anlık sinyallere ve emirlere göre pozisyon alırlar. Zamana ve günün şartlarına göre güncellenen bir hesap listesini paylaşırlar. Hücum Modu Aktivasyonu: Toplumsal etkisi olan olaylar yaşandığında dağınık zamanlama modu, yerini saniyeler içinde binlerce koordineli Retweet ve beğeni bombardımanına bırakır. Amaç, içeriği ilk 5-10 dakika içinde Türkiye gündeminin zirvesine taşımaktır. Olay bittikten sonra hesaplar yeniden karmaşık, dağınık zamanlama moduna geri döner ve bir süre sonra da algı oluşturmakta kullanılan paylaşım silinerek izler yok edilir. 3-) Algoritma Avcısı Hibrit Model (Cyborg Accounts) Bu şebekenin X platformunun en gelişmiş bot tarama sistemlerini ve yapay zeka filtrelerini aşmasını sağlayan yöntemi Yarı İnsan - Yarı Bot modelidir. İnsan Müdahalesi (Manual Override): Hesaplar tamamen otomasyonda bırakılmaz. Belirli zamanlarda ve kritik operasyon anlarında gerçek örgüt militanları paneller üzerinden hesaplara manuel giriş yapar; tamamen organik, güncel ve özgün imla hataları içeren içerikler girerler. Bu hibrit yapı sayesinde X algoritmaları bu hesapları "gerçek ama çok aktif bir kullanıcı" olarak tanımlar ve askıya alamaz. 4-) Amaca Yönelik Hücresel Yapı (Cellular Compartmentalization) Bot organizasyonu, askeri bir hücre yapılanması gibi farklı görev tanımlarına sahip uzmanlaşmış kollardan oluşur. Kurumsal etkileşim yükseltme hücresi: Görevleri içerik üretmek değildir. Belirli bir siyasi odağı temsil eden gazete ve gazeteciler, tivi kanalları, haber hesapları ile siyasi parti ve derneklerin resmi hesaplarını, sürekli bir döngü içinde retivitleyerek onlara sahte bir toplumsal destek, siyasi söylem gücü ve sahte bir meşruiyet kazandırma amacındadırlar. Aşağıda örnek olarak verilen paylaşımların etkileşimi, aynı bot ağı tarafından sağlanmıştır. Paylaşımların RT listelerini incelediğinizde aynı bot hesapların varlığını görebilirsiniz. İdeolojik Maskeleme ve Sosyal Mühendislik: Kitlelerin savunma mekanizmasını kırmak adına hesaplar "Atatürkçü, futbol fanatiği, solcu, milliyetçi" gibi sahte konseptlere bürünmüşlerdir. Örnek olarak verilen paylaşımların RT listeleri ve listelerdeki hesaplar incelendiğinde X platformunda Türkiye gündemini belirleme, değiştirme ve manipüle etme amacına yönelik bir bot ağı yapısının varlığı ve yoğun şekilde yaptığı algı operasyonları açık şekilde görülecektir. Bu bot ağının düzenlediği sahte bir evrak görseli ile yaptığı algı çalışmasına örnek paylaşım aşağıdadır. Bu algı operasyonunu yürüten hesapların aynı zamanda diğer örneklerdeki gazeteci ve haber hesaplarının paylaşımlarını da yayan hesaplar olduğunu görebilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti halkını organize şekilde yanlış bilgiye maruz bırakan ve bundan siyasi çıkar sağlamayı hedefleyen bu yapının ortaya çıkarılması X Platformunun sorumluluğundadır. T.C. İletişim Başkanlığı Elon Musk Yagiz Nizipli Support Safety X Araştırmanızı kolaylaştırmak adına bu yapı tarafından kullanılan bazı hesapları incelemeniz için burada paylaşıyorum. @ sonceneviz @ kamil_gk @ Loraskot @ DemokratCagdas @ yilmaz_mesut @ refikolmez40342 @ httpnarchitect @ zsoytan1881 @ fatihcelik1992 @ AltugAras_ @ DeSeteneya @ pelinsu1964 @ TCGFenerant @ _Poison_landia @ Nsd6259Nurhan @ DuygulananRuh @ bertoltbre @ _UnknownTurk_ @ 55gehc @ enver_abi @ koczeynep123 @ IlhamogluErcan @ haticezrn @ avokado200 @ jhqwhsf_5hvlkqj @ yoncakeskinler @ zkatranci @ Turamax @ BernaErsz @ ATATÜRKÇÜ_KEMALİST @ ErselCan_1972 @ Luckyladybird15 @ Svlgrgn2 @ GenekorFener @ Sevgiyilay1706 @ ErdoanAtm @ AmpulSonduren69 @ TGubes @ OLCAYDEMIR2 @ naciylmn @ 01Bergu @ tcadilesen @ ozlemvatan06 @ ilker_eyt @ imamcage @ karadagmetin2 @ BayraktarNihat @ SultanMahvetti @ sosyalist2121 @ sinasi_sinan @ Nur16729766 @ FilizMKaradag @ EkizCemal @ e074487aafb74b1 @ yelizyetiz @ pasam2024 @ mbgyapi06 @ okyanus02468 @ ismailcengiz @ magzeyno @ utaktak @ tekstilya @ OzgurSiir @ Rdvn1666 @ EryilmazEyp @ birsensin2 @ Erdem__Eroglu @ liBabacan @ BasaVZ @ NurOnur59 @ yasak_ibo @ LeVixit @ gulum55 @ khibele @ UtkuYagmur_28 @ Hasannc21675383 @ KadirMalkoc1956 @ murvetusaygin @ amca2107 @ OltuluSezgin @ bahriyeli1938 @ trkan4379856760 @ orta_sekerli_ @ EKUEEM @ orcan2023 @ nuraycandogan20 @ mnumanoguz @ AdaDeniz78 @ yasaryaman4 @ Kuramsal_kiracI @ Bayar0561 @ akpturkiyesi @ MetinOzer4 @ AliTezc96818483 @ asusonmez @ Yasemin01318302 @ Sonay_cakar @ birtan1964 @ 55sevgibaloglu @ ccancemal1 @ potpori06 @ serpildurgun1 @ SAYGINM @ leventyaren @ kenekaz @ ecakir67 Bir sonraki paylaşımda bu bot yapısının toplu bloklama yöntemi ile X algoritmasını manipüle ederek farklı siyasi fikir sahibi kullanıcıları nasıl görünmez haline getirdiklerini göstereceğim ve bu operasyona katılan binlerce hesaptan oluşan bir listeyi paylaşacağım.

Abese İrca

166,466 views • 2 months ago

Alya’nın balkondan aşağıya, Meryem’e doğru bakışı tam bir otorite göstergesi. Kimin gerçek hanımağa olduğunu anlamak için kelimelere gerek yok. Bu mizansendeki vücut dilleri ve mekânsal konumlar hiyerarşiyi net bir şekilde anlatıyor. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, bedeni dik ve gözlerinde zerre kadar tereddüt olmayan Alya, konağın heybetli mimarisini de arkasına alarak yukarıdan aşağıya bakıyor. Bu, "Burada kuralları ben koyarım" duruşudur. Meryem aşağıda ürkek ve çaresizce yukarı bakarken, Alya yukarıda bir kale gibi yıkılmaz duruyor. Meryem’in omuzlarını büzerek adeta görünmez olmaya çalışması, sadece Cihan için duyduğu endişeden kaynaklanmıyor. Bu, doğrudan Alya’nın o tepeden bakan, yargılayan ve kapı gibi duran otoritesinden duyulan aciziyet ve korkudur. Meryem, konaktaki meşruiyetinin olmadığını, suçluluğunu ve Alya'nın karşısında ne kadar zayıf kaldığını o an iliklerine kadar hissediyor. Cihan ve adamları ölümcül bir hesaplaşmaya doğru giderken, Meryem’in arkadan ürkek bir hayvan gibi süzülüp dua etmesi, Alya’nın gözünde tam bir yerini bilmezlik ve hadsizliktir. Alya'nın üzerinde, "Ne münasebet! Sen kimsin ki başını belaya soktuğun kocam için endişelenip arkasından dua ediyorsun?" diyen, sarsılmaz bir hâkimiyetin getirdiği katı bir özgüven vardır. Bu sahne, Meryem'in o konaktaki ve Cihan'ın hayatındaki yerinin hiçbir zaman Alya'nınki gibi olamayacağının, onun boşluğunu asla dolduramayacağının en somut görsel kanıtıdır. Alya, yukarıda, konağın avluya bakan o yüksek noktasında, adeta yapının bir parçası ve hükümdarı gibi konumlanmış. Alya orada tek bir kelime etmeden, sadece varlığıyla ve o sarsılmaz bakışıyla Meryem’in geçemeyeceği bir sınır çizgisi çekiyor. Hanımağalık ve Cihan'ın kalbindeki zirve, yukarıdan aşağıya dik bakan Alya'ya aittir. Meryem ne yaparsa yapsın, bu hiyerarşide hep aşağıdan yukarıya bakan bir sığınmacı pozisyonunda kalacaktır. Alya'nın tavizsiz netliği ve asaleti karşısında hiçbir şansı yoktur. Alya yukarıda o kadar güçlü ve kararlı duruyor ki, etrafına yaydığı bu otorite Meryem’in o rahatsız edici mağduriyetini adeta hükümsüz kılıyor. Alya’nın ihtişamı karşısında Meryem, o yersiz sahiplenişi, endişesi ve arkadan dua edişiyle yakalanmanın verdiği utançla o an tamamen afallıyor. Meryem geçmişin yaralarıyla ve gözyaşlarıyla Cihan’da ancak bir vicdan azabı tetikleyebilir; ama asla bir hayranlık uyandıramaz. Cihan ertesi gün odaya gelip Alya’ya minnet duyduğunu söylerken, aslında Alya’nın asaletine ve güzelliğine sığındığını itiraf etmiştir. Meryem ağlayarak yapışan, muhtaç olan taraf, Alya ise fırtınayı göğüsleyen, sığınılan limandır. Bir erkek ona muhtaç olan kadına acıyabilir ama hayran olduğu ve saygı duyduğu kadını kalbinin başköşesine koyar. Meryem ne kadar gözyaşı dökerse döksün, o balkondaki dik duruşun ve Cihan'ın ruhuna işleyen o sarsılmaz güvenin yerini asla dolduramaz. O duruş farkı, gerçek gücün kimde olduğunun en net tezahürüdür. Bu duruş farkını Sadakat bile o an net bir şekilde gördü. O da çok iyi biliyor ki; Meryem, bu konağa ve Sadakat'e layık bir halef asla olamaz. Hanımağalığın ağırlığını kaldıracak, Sadakat'in yerini dolduracak, bu düzeni çok daha iyi ve güçlü bir yöne taşıyacak kişi ancak Alya’dır. Ama Sadakat'in şu anki derdi bu değil. Ancak, mizansen şunu çok net gösteriyor: Alya bu konağın ve soyun gerçek geleceğidir. #UzakŞehir #CihAl

Eowyn

27,889 views • 4 months ago

Batı'da insanlar komşunun akrabanın düğününe çeyrek altın alamıyor, gidemiyor iken Doğu'da kilolarca altın takılıyor ama elektrik faturasını ödemiyorlar! İşte iki köyün elektrif faturası 400 milyon ve ödemiyorlar! Bu bir başkaldırıdır? Dogunun faturasını niye batı ödesin? Bunlar niye fatura ödemiyorlar ve bu iş nereye gidiyor, Kemal Uysal'dan stratejik bir yazı daha.. . SORU; Devletlerin stratejik kapasitesi genellikle askeri güç, teknolojik üstünlük ya da diplomatik ittifaklarla açıklanıyor. Ancak gıda, su ve ilacın güvence altına alınmasını siz, stratejik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yaklaşım, klasik güvenlik anlayışını hangi yönleriyle dönüştürür, Uluslararası İlişkileri nasıl dönüştürür? Kemal Uysal; “Stratejinin Yeni Ölçüsü: Sofra, Su, İlaç ve Zihinsel Direnç, Kaynak Kontrolünden Kolektif Bilincin Güvenliğine, Ulusal Dayanıklılığın Biyopolitik Temeli” İnsan denilen varlık, görünürde etten ve kemikten oluşur. Fakat yalnızca bedeninden ibaret değildir. Onu farklı kılan, zihni, ruhu, duyguları ve sezgileridir. İşte bu özellikler sayesinde insan, tarih boyunca tekerleği icat etmiş, yazıyı bulmuş, kalemi ve teknolojiyi üretmiştir. İnsan öyle bir varlıktır ki; yüz nakli yapabilmiş, denizlerin derinliklerinde gemiler yüzdürmüş, uzayın boşluğunda uydular dolaştırabilmiştir. Doğayı gözlemlemiş, sezgilerini kullanmış, zihninde kodladığını yeniden inşa etmiştir. Sonuç olarak insan, yegane bireysel ihtiyaçlarını değil, devletleri, orduları, eğitim kurumlarını, yasaları ve kolektif bilinci de var eden bir varlıktır. Onu eşsiz kılan şey, doğadan öğrendiklerini akıl ve sezgiyle yeniden kurma yeteneğidir. Hatta bu satırları yazmamızı ve okumamızı sağlayan varlık, aynı varlıktır. İnsan, tüm bilimsel ilerlemelerine rağmen hâlâ kendi varoluşunun sınırlarıyla yüzleşmektedir. Kâinatın sırlarını çözmeye çalışsa da, kendi ‘dünya-içinde-bulunuşu’ndan doğan biyolojik zorunlulukları aşamamıştır. Hâlâ yemek yemek, su içmek, hastalığı önlemek için ilaca muhtaçtır. Çünkü insan, doğadan kopuk bir özne değildir. Doğayla birlikte var olan, onunla hem ihtiyaç hem anlam ilişkisi kuran bir varlıktır. Belki gelecekte yarı insan, yarı makine tasavvurları bu zorunlulukları aşmayı deneyecektir. Ancak varlığın hakikati, içinde bulunduğumuz zamanın ruhunda (Zeitgeist) hâlâ gıda, su ve ilaçla örülüdür. İnsan, aklı ve ruhu ile ufka açılmaktadır. Ama bedeninin ihtiyaçları onu dünyaya çiviler. İşte bu çelişki, insanın hem yüceliğini hem de kırılganlığını ortaya koyar. İnsan, beden, zihin ve ruhun kesişiminde duran bir varlık olarak, her şeyden önce “dünya-içinde bulunuş” (Ölüme doğru varlık) ile belirlenmiştir. Beden, açlık ve susuzlukla sınırlarını hatırlatır. Gıda, su ve ilaç olmadan ne yaşam ne de düşünce mümkündür. Zihin, bu biyolojik zeminde işlemektedir. Ama yönelimi, çağın söylemleriyle psikolojik harp, propaganda ve kültürel mühendislik aracılığıyla şekillenir. Ruh ise, insanın varoluşuna anlam veren kaynaktır. Tarih, mit, din ve ideolojiyle ona yön tayin eder. Fakat tüm bu katmanlar, en sonunda, insanın temel bağımlılığına, yani gıda, su ve ilaca dayanır. Heidegger’in deyişiyle, insan “olanaklara açık” bir varlıktır. Fakat bu açıklık, bedensel zorunluluklarla çerçevelenmiştir. İnsan ufka, sonsuz imkânlara açılır. Yine de her defasında ekmeğe, suya ve sağlığı koruyan ilaca geri çağrılır. İşte bu gerilim, insanın hem yüceliğini hem de faniliğini görünür kılar. Varlık, bedenin sınırında kendini ifşa eder. Özü, insan su ve ekmeğe muhtaçtır, bu muhtaçlık onu aciz kılmaktadır. İnsan, yapay zekâdan koyunun kopyalanmasına kadar sayısız başarıya imza attı. Fakat hâlâ en basit gerçeği aşamadı: Normal insanın temel ihtiyaçları. Ne yemek yemeyi, ne su içmeyi, ne de hastalandığında doğadan alınan etken maddelerle şifa bulma zorunluluğunu ortadan kaldırabildi. Çünkü bu, yaratılışın özüne yazılmıştır. İnsanın tüm yüceliğine rağmen, onu tanımlayan şey hâlâ acizliğidir. +++

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

121,069 views • 11 months ago

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla “Vatan Marşı”nı seslendiren TRT Çocuk Korosu ile Millî Savunma Bakanlığında bir araya geldi. Kabulde, Bakan Yaşar Güler’in beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu da yer aldı. Asker üniforması giyen çocukların bayramını kutlayan Bakan Yaşar Güler, Vatan Marşı klibini de onlarla beraber izledi. Bakan Yaşar Güler, evlatlarımızla buluşmasında şunları söyledi: TÜRK MİLLETİNİN BAĞIMSIZ YAŞAMA ARZUSU VE KARARLILIĞININ EN GÜÇLÜ İFADESİ “Değerli misafirler, kıymetli evlatlarımız, hoş geldiniz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Sevgili Çocuklar; Siz kıymetli evlatlarımızı, bu anlamlı gün münasebetiyle Bakanlığımızda ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin de açıldığı gün olan 23 Nisan, Türk milletinin bağımsız yaşama arzusu ve kararlılığının en güçlü ifadesidir. Gazi Meclisimiz, vatanımızın işgal edildiği en zorlu şartlar altında kuruldu ve Millî Mücadelemizi başarıyla yürüttü. Şanlı ordumuzun kahramanca mücadelesi ile kazanılan bu eşsiz zafer sayesinde Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yol da açıldı. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları olmak üzere aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. VATAN MARŞI İLE YÜREKLERİMİZİ COŞTURDUNUZ Sizler bugün, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlarken aynı zamanda seslendirdiğiniz Vatan Marşı ile yüreklerimizi coşturdunuz. Kahraman ordumuza ithaf edilen bu marşı, büyük bir yetenekle yeniden seslendirerek millî duygularımızın neşe ile bir kez daha vücut bulmasını sağladınız. Yaşıtlarınıza da örnek oldunuz, farkındalık oluşturdunuz. Tüm Türkiye, ortaya koyduğunuz bu muhteşem performansı izleyerek gurur ve heyecan duydu. Zira asil milletimizin vatan sevgisi her şeyden kutsaldır; millî, manevi duyguları yüksektir. Bu kapsamda kahraman atalarımızın, şehit ve gazilerimizin bizlere emaneti olan aziz vatanımızı korumak ve kollamak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Aydınlık yarınlarımız olan siz evlatlarımızın da kaliteli bir eğitim almasını, kendisini en iyi şekilde yetiştirmesini, huzur ve mutluluğunu her şeyden önemli görüyoruz. Çünkü bu ülkeyi sizlere emanet edeceğiz. BÜYÜK İŞLER BAŞARACAKSINIZ Kıymetli Evlatlarım; Sizler de geçmişi zaferlerle dolu şanlı tarihimizi çok iyi bilmeli, ileride ülkemize hizmet edebilmek için kendinizi en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Okulda aldığınız eğitimlerin yanı sıra, başta müzik, sanat, spor gibi alanlar olmak üzere kendinizi çok yönlü olarak geliştirmeniz önemlidir. İnanıyorum ki ileride her biriniz farklı mesleklerde, sahip olduğunuz yeteneklerinizle büyük işler başaracaksınız. Yarın her birinizi çok güzel yerlerde göreceğimize eminim. Bu vesileyle vatan sevginizi en samimi, en masum şekilde bizlere aktararak önemli bir etkinliğe imza attığınız için sizleri yürekten kutluyor; her birinizin gözlerinden öpüyorum. Ayrıca böylesine tarihî bir günde hassasiyet göstererek bu etkinliğe öncülük eden TRT’nin değerli yönetimine ve emeği geçen kıymetli hocalarımıza da teşekkür ediyor, başarılarınızın artarak devamını diliyorum. Kalın sağlıcakla.” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

68,982 views • 2 years ago