正在加载视频...

视频加载失败

Günlerdir üzerinde birçok yanlış yönlendirici ya da asılsız iddiada bulunuldu ABD’deki kaçak FETÖ’cüler de günlerdir bu olayın üzerinden bir şeyler çıkarma peşinde New York Belediye Başkanı Adams soruşturmasını iddianameye bağlı kalarak tek tek anlattım ABD’de 45. Başkan Trump dahil ciddi bir kesim bunun Adams ile Biden yönetiminin ters düşmesi...

511,148 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

10 条评论

zeki çelik 的头像
zeki çelik1 年前

Vay be,amerikada adalet ne kadar hassasmış.Bunlar Epistein davasını fln ne yaptı sahi? Hani pisagate skandalı fln vardı.Bir de sinagogların altında tüneller,kanlı yataklar,işkence aletleri falan.Eminim ki yüce amerikan adaleti,hepsine en ağır cezayı vermiştir.

Neon 的头像
Neon1 年前

@MustafaGult70 Farz-ı muhal, akçeli bir ilişki olsun, yahu siyonist lobiler senatonun yarısını maaşa bağlamış ama sorun değil de, Adams mı sorun şimdi?

Ümit Faruk SOFUOĞLU🇹🇷 的头像
Ümit Faruk SOFUOĞLU🇹🇷1 年前

Türkevinin son yıllarda oluşturduğu etki gözle görülür vaziyette olunca, engelleme ve burayı kapatma arayışına girildiği bariz gözüküyor. Bu siyonist akıl engellemek için her şeyi deneyecek anlaşılan.

Sinan 的头像
Sinan1 年前

Çoğu sözüm ona gazetecinin sizden öğrenecekleri var. Bilgi için emeğinize sağlık.

viskartiba 的头像
viskartiba1 年前

Şu durumda bile körü körüne erdoğan savunuculuğu yapmak büyük mesele. A Haber adamı.

Yunus Paksoy 的头像
Yunus Paksoy1 年前

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özel: “Türkiye, ABD’de rüşvet vermeye ihtiyaç duyacak bir ülke değil. Türkevi için hepimiz için gurur kaynağı”

erol alimirza 的头像
erol alimirza1 年前

Anlaşılan Türkiye'yi itibarsizlaştirmak için yahudi lobisi devreye girmiş

yargı dağıtıçı 的头像
yargı dağıtıçı1 年前

Abi keşke burda çalışsan sen ya senin gibi iyi gazeteci malesef sadece 3-4tane var burda

Leyla 的头像
Leyla1 年前

Bu olay başladı başlayalı söylüyorum ,DOJ , SDNY ve FBI ‘ın tek bildiği, demokratları eleştiren yada karşı olan herkesi suçlayıp hapse attırmak yada tüm itibarı ve parasından etmek…

Serji 🧑🏻‍💻🐐 的头像
Serji 🧑🏻‍💻🐐1 年前

Konsolosluğa çevirin olsun bitsin bi bok yiyemezler

相关视频

HEPİNİZ KATİLSİNİZ! AMA DAHASI VAR! NARİN CİNAYETİ UMURLARINDA BİLE DEĞİL. TEK HEDEF; TÜRKİYE VE İSLAM'LA SAVAŞ! O CEPHE BİRLEŞTİ, HEPİMİZ ZEHİRLENDİK! 1- Muhtar olan Amca Salim Güran, sekiz yaşındaki Narin’i vahşi biçimde öldürüyor. 2- Neden? Narin, amcası ile annesinin yaptıklarına tesadüfen tanık olduğu için. 3- Sonra çocuğu öldürüyorlar. Hep birlikte bir çuvala koyup dereye gömüyorlar. 4- Amca katil, anne katil, cesedi dereye atanlar hep birlikte katil. 5- Olayı akrabalar biliyor, bütün köy biliyor. Güvenlik birimleri günlerce çocuğun cesedini arıyor. Ama kimse bilgi vermiyor. Çünkü devleti, güvenlik birimlerini cesedin bulunmaması için oyalıyorlar. Olayı gizleyenler cinayet ortağı, katillerle ortak. İş burada bitmiyor: 6- PKK/HDP (DEM) üyeleri bu aşağılık cinayeti siyasi amaçla kullanıyor. Gösteriler yapıyor, buradan devlet düşmanlığı, Türkiye düşmanlığı çıkarmaya çalışıyor. Bir ahlaksızlık, bir cinayet Türkiye ile savaşa dönüştürülüyor. 7- Sonra iş, bütün Türkiye’de, Kur’an kursu üzerinden İslam’la Savaş cephesine dönüştürülüyor. PKK/DEM mensupları da, bu iş üzerinden İslam’la savaş fırtınaları estirenler de katil! 8- Sonra bir bakıyorsunuz, Narin’in ağabeyi dahil, bütün aile PKK’lı! Cinayete ortak olanlar PKK'lı. İş burada da bitmiyor. 9- Bir ahlaksız ilişki üzerinden, bir vahşi cinayet üzerinden nasıl bir kurgu planlanmışsa, Türkiye rehin alınıyor. Günlerdir bütün ülke Narin konuşuyor, canlı yayınlar, kriz yayınları yapılıyor. 10- Sonuç itibariyle hepsi PKK için gündem oluşturmuş oluyor! Muhtar amcanın gizli ilişkisi, muhtar amca ve ortaklarının vahşi cinayeti ile PKK terörü birleşiyor. 11- Ve hepimizi bir psikolojik operasyona maruz bırakılıyoruz. Türkiye batmış, bitmiş, her şey kötü, devlet ve millet çökmüş psikolojisi inanılmaz bir incelikle işleniyor. Bütün ülkeye zehir saçılıyor! 12- Zavallı bir çocuk üzerinden bir PKK ahlaksızlığı, bir PKK cinayeti, bir PKK kurgusu ve bunu birilerinden intikam almak için alkışlayan aptallar sürüsü... 13- Evet, PKK bir çocuk daha öldürmüş oluyor! Hepimiz zehirlendiğimizle ortada kalıyoruz! 14- Bütün senaryolarda tek bir hedef vardır; Türkiye ile, İslam'la hesaplaşmak. Ahlaksızlık, çocuk cinayeti umurlarında bile değil. Bu olayda bile tek bir cephe oldular. Bu senaryoyu bozalım...

İbrahim Karagül

1,724,947 次观看 • 1 年前

Rüşvet almak vermek ve yolsuzluk yapmak malum dünyanın her yerinde suç ve diğer ülkelerde işler Türkiye’deki gibi yürümüyor. ABD’de yürütülen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında Bilal Erdoğan ve Esra Albayrak’ın (Erdoğan) da adı geçiyor. Soruşturma hem ABD’de hem de dünyada bir numaralı gündem maddesi. New York belediye başkanı Eric Adams’ın, bedava lüks seyahatler, tatiller ve bağışlar karşılığında bazı Türk işadamlarına ve Türk vakıflarına iltimas geçtiğine dair FBI bir çok delil topladı. On yıl önce kurulan rüşvet ağı deşifre edildi. Türkiye’de en çok konuşulan konu New York’ta inşaa edilen Türk evi ile ilgili. Binanın, İtfaiye Yönetmeliği‘ne uygun olmadığı halde, ruhsatın Erdoğan’ın açılış programına yetişmesi için, belediye başkanına dolaylı yollardan bağış adı altında para aktarıldığı tespit edilmiş durumda. Bu bina Erdoğan’ın, İsrailli Netanyahu'yu davet ettiği yer. Türk inşaat şirketlerinin ve yurt yaptırmak isteyen Türken isimli vakfın da, rüşvet ağına dahil olduğuna dair deliller mevcut. Erdoğan'ın kızı Esra Albayrak, Türken Vakfı'nın yönetim kurulunda yer alıyor, yönetim kurulu başkanı ise Behram Turan. Vakfın kuruluş belgesinde ise TÜRGEV adına Bilal Erdoğan'ın imzası var. Türken Vakfı ilk olarak Başkentgaz şirketinin Kızılay üzerinden Ensar Vakfı'na gönderdiği 7 milyon 925 bin dolarlık bağışla gündeme gelmişti. Ensar Vakfı bu bağışın New York'un Manhattan bölgesindeki bir yurt inşaatı için kullanılacağını açıklamıştı. Belediyeler ve kamu kurumları üzerinden Türgev ve ve Ensar‘a aktarıyor, bu vakıflar da milli servetimizi Amerika’daki Türken Vakfına aktarıyor. Yazının ekinde aktarılan milyarların listesi mevcut. Kısaca; depremzedelere çadırı bile parayla satan Kızılay’ın, Erdoğan ailesi tarafından kurulan Amerika’daki Türken Vakfı’na milyonlarca lira kaynak aktardığını söyleyebiliriz. Paraların akıbeti ise belirsiz. Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan olduğu dönemde, ABD’de kurulu Türken Vakfı’na, Türkiye'deki belirli vakıflar üzerinden yüklü para aktarımının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin "kaçış planının bir parçası" olduğunu iddia etmiş, ama iddialar jet hızıyla yalanlanmıştı. New York belediye başkanını köşeye sıkıştıran iddianamede rüşvet verenlerin isimleri açıkça yazılmıyor. Zengin bir iş kadını olarak belirtilen kişi, Demet Sabancı Çetindoğan. Belediye başkanı DemSA Regis İstanbul otelinde konaklamıştı. Bahçeşehir Üniversitesi'nin sahibi ve başkanı Enver Yücel de sıkıntıda. Üniversitenin Washington, D.C.'de Bay Atlantic Üniversitesi olarak adlandırılan bir ABD kampüsü var. AK Parti Washington Temsilcisi Halil MUTLU, THY New York genel müdürü Cenk ÖCAL, ABD’de faaliyet gösteren KSK Inşaat’ın CEO'su Erden ARKAN da topun ağzında olduğunu bildiğim diğer isimler. Erden Arkan aynı zamanda Marmara Hotels zincirinin de sahibi. FBI, Cenk Öcal ve Erden Arkan’ın ABD’deki adreslerini çoktan bastı bile. 17-25 Aralık 2013 soruşturmaları da, Fatih Belediyesi İtfaiye Müdürlüğünün karıştığı rüşvet iddialarını araştırmak üzere başlamıştı. Bu sefer rüşvet veren taraftayız ama bir ilke de imza atmış olduk. Yüzbaşı rütbesine kadar yükselmiş eski bir polis olan New York belediye başkanı Adams; daha önce görev yapmış 110 New York belediye başkanı arasında rüşvetle suçlanan ilk başkan oldu. Sayemizde…

Mustafa Okumus

1,154,289 次观看 • 1 年前

📌 Tayyip Erdoğan iktidarının devamına güç oluşturmak ve küresel destek elde edebilmek için Suriyeli sığınmacıları çok ciddi anlamda kullandı. Bunun bir itikadi alanı var kendisi açısından ki bunu Ensar-Mucahir ilişkisi olarak tanımladı.Bu İtikadi bir alan kendisi açısından.. Diğer taraftan da Türkiye Avrupa ilişkilerinde Türkiye'nin özellikle otoriterleşmesinden sonra elde edilen sonuçların Avrupalılar tarafından da görülmediği, Türkiye'ye ekonomik desteğin ve uluslararası kredi musluklarının da kesilmediği bir süreci de Suriyeli sığınmacıların zımmi pazarlığı üzerinden götürdü iktidar. Ve iktidar son seçimde de hem Avrupa'nın hem de dünyanın neredeyse tamamının desteğini aldı. Avrupa'nın desteğini almasının sebebi "kapıları açarım ha" stratejisiydi. 📌 Dış güçler olarak tabir edilen ülkelerin tamamı Tayyip Erdoğan'ın arkasında. Eksiksiz ve kesintisiz. Bunun sebebi de basit. Kurmuş olduğu politik düzen zaten tek adam düzenidir ve tek adamın zaafları üzerinden Avrupalılar ve Amerikalılar Türkiye'yi yönetebiliyor. 📌 2006 yılında CIA Türkiye İstasyon şefi Paul Henze'nin bir sözü var: Türkiye'yi kuranlar öyle bir akılla kurmuşlar ki Parlemento'yu ikna ediyorsunuz Başbakanda takılıyorsunuz. Başbakanı ikna ediyorsunuz Anayasa Mahkemesi'ne takılıyorsunuz. Türk devleti bir kararı almak istemiyorsa ona o kararı aldıramıyorsunuz." Bu nedenle Türkiye'nin yarın öbürgün yönetilebilmesi için Başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini CIA raporlarında yazıyor. 📌 Ak Parti iktidarda olduğu için Türkiye'de Başkanlık konusu konuşulmuyor. Bu bir dönüşüm ve proje... 📌 Şimdi de bir Anayasa dillendiriyor iktidar piyasaya ve orada çok ilginç bir cümle kullandılar; "Milletin çeşitliliği" dediler. Bu milletin bir çeşitliliği yok❗ Bu milletin adı Türk milleti❗ Bu millet tek millet❗ Hangi milletleri kastediyorsanız o sizin kendi asabiye sorununuz lakin burada tek bir millet var o da Türk milleti❗ Şimdi sıra Anayasada. Yani darbeyle olmayan şey. Yine kuvvetle muhtemel işin içerisine iş atılacak ve Türkiye'nin milli üniter yapısını, özellikle Türk kimliği hedef ki bahsettiğimiz siyasal Türk kimliğidir. Bizim için Türklük bir etnisite meselesi değildir. Bir kabul üzerine dayalı siyasal bir kimliktir. Tersi olsaydı "Ne Mutlu Türk olana" derdi "Ne Mutlu Türküm diyene" denmezdi. Türk milletinden olma meselesini kabul üzerine dayalıyız. 📌 Siyasal Türk kimliğinin mutlak muhafazasına ihtiyaç var şu anda ve Anayasadaki ana tartışma o olacak. Ve bu nereden başlayacak? Değişmez maddeler var ya! Değişmez maddelerin hepsi korunarak ama 1 maddeye düşülerek önce değiştirilir. 3-5 sene sonra o zaman başka değişiklikler de yapabilirsiniz. 2021 yılında Mhp'nin teklifi mesela bu. Başlangıç kalkıyor; 4 madde 1 maddeye iniyor.

Mehmet Tolga AKALIN

13,427 次观看 • 2 年前

Öğrenmeyi Öğrenmek: Altay Cem Meriç Uzun zaman önce bazı insanlara bir şeyler anlatmanın anlamsız olduğunu fark ettim. Bu nedenle, eğer sözüm beni takip eden insanlara ek bir bakış açısı katmıyorsa sırf bir kişi için eleştiri yazı yazmaktan ve polemik içerisine girmekten vazgeçtim. Bunun yerine duvarla konuşmanın daha mantıklı olduğu sonucuna vardım. Bu yazıda, Altay Cem Meriç'in evrim ile ilgili yaptığı video üzerinden insanlara "düzgün" bir araştırmanın nasıl yapılması gerektiğini göstermeyi hedefliyorum. Konuyu bununla kısıtlı tutmamın nedeni ise bir biyolog değil, bir felsefeci olmam. Eğer işin biyolojik yönünü merak edenler varsa Mehmet Mirioğlu'ın Daire1'de yaptığı son videosunu izlemelerini tavsiye ederim. Bütün bu açıklamalardan sonra incelememize başlayabiliriz: 1-) Öğrenmek, bize aktarılan bilgilere karşı "mı acaba?" demekle ile başlar. Bunu yapmadığımız takdirde bir şeyler öğrendiğimizi zannetsek bile aslında kafamızı hurafelerle doldurmuş oluruz. Bu metodu ACM'nin videosundan aldığım bir kesit üzerinde test edip sürecin nasıl işlediğini sizlere göstermek istiyorum. İmkanlarınız kısıtlı bile olsa bu hepinizin yapabileceği bir şeydir. 1.1-) ACM bu videoda "Behe, akıllı tasarımı savunduğu için mahkemede yargılandı, neden adam bunu savunduğu için yargılandı" tarzında bir argüman ileri sürüyor. Dediğim gibi, bize burada bir bilgi aktarıldı ve bizim yapmamız gereken "mı acaba?" diye sormak. Bunu sorduğumuzda şunu fark ediyoruz: Behe akıllı tasarımı savunduğu için mahkemede yargılanmıyor. Aksine, kendi isteği ile mahkemede tanıklık yapıyor. Peki, neden böyle bir tanıklık yapıyor? ABD'deki Dover Okul Bölgesi evrim teorisinin yanında "akıllı tasarım" teorisinin de alternatif olarak okutulması gerektiğine dair bir yasa çıkartıyor. Bunun üzerine veliler "akıllı tasarım dediğiniz şey yaratılışçılığın bir kopyasıdır, çocuklarımıza dini dogmaların dayatılmasını istemiyoruz" diyerek bu karara karşı dava açıyorlar. Bu dava da ABD'de büyük bir yankı uyandırıyor. Bunun üzerine dava edilen okul yönetiminin avukatları Behe ve "iki kişiyi daha" akıllı tasarımın bilimsel olduğuna dair tanıklık etmeleri için davet ediyor. Ayrıca, karşı pozisyonu savunan uzmanlar da mahkemeye davet ediliyor. Yani, sadece akıllı tasarım savunucuları mahkemeye tanık olarak çağrılmıyor. Ancak, burada önemli bir husus var. Bu zorunlu bir davet değil. Yani eğer Behe kabul etmeseydi tanıklık yapmak zorunda değildi. Fakat, muhtemelen Behe bu davanın kamuoyunda geniş yankı bulacağını düşündüğü ve akıllı tasarımın bir tür reklamı niteliğinde olacağını düşündüğü için tanıklık yapmayı kabul ediyor. Sonucunda ise mahkeme akıllı tasarımın sahte bilim olduğuna hükmediyor. Yani, ortada ACM'nin iddia ettiği gibi "akıllı tasarımı savunduğu için mahkemeye çıkartılan" birisi yok. 1.2-) ACM aynı kesitte "Behe'nin bağlı olduğu üniversitenin kendi resmi sayfasında "biz bu kişinin görüşlerini paylaşmıyoruz" minvalinde bir not düştüğünü söyleyerek bunun üzerinden bir eleştiri yöneltiyor. Buna da "mı acaba?" diye soralım. Araştırdığımızda şunu görüyoruz: Behe bu davadan uzunca bir süre önce zaten akıllı tasarımı savunuyor ve üniversite kendi sayfasında herhangi bir açıklama yapmıyor. Fakat, zorunlu olmadığı halde 9. sınıfa giden çocukların "akıllı tasarım" dersi alması gerektiğine dair mahkemede tanıklık yaptığı için bağlı olduğu üniversite kamuoyunda büyük bir tepki topluyor ve üniversite bunun üzerine bir açıklama yapmak zorunda kalıyor. Yani, buradaki mesele de Behe'nin akıllı tasarımı savunması değil, bunun okullarda zorunlu olarak okutulmasını gerektiğini ileri sürmesi. 1.3-) ACM yine aynı kesitte "bakın, akıllı tasarımı savunan okullar fon alamıyor" tarzında bir argüman ileri sürüyor. Fakat, buradaki mesele arka planda bir evrim lobisi olması değil. Sen okulunda zorunlu astroloji dersi verirsen de fon alamazsın. Devlet mahkemesi akıllı tasarımın sahte bilim olduğuna hükmettiği için bu karara uymadığın takdirde elbette devletten fon alamazsın. Burada "akıllı tasarıma" yüklenen mana anlamsız. Fakat, yine de ABD'de Evanjelistler birçok bilim adamını evrim karşıtı yayın yapması için zaten fonlar. Hatta, Enis Doko "Intelligent Design" dergisindeki evrim karşıtı bazı kişilerin buna inanmadıkları halde oradan gelir elde etmek için makale yazdığını bana aktarmıştı. 1.4-) ABD'deki okul sistemi Türkiye ile aynı değil. ABD'de üst sınıf üniversitelerde herhangi biri akıllı tasarımı savunabilir ve başına hiçbir şey gelmez. Behe'nin de aynı şekilde başına hiçbir şey gelmedi. Örneğin, Tenure koruması iptal edilmedi. Ancak, ABD'de orta kesim seküler üniversitelerde evrimi reddetiği için az da olsa sözleşmesi yenilenmeyen insanlar bulmak mümkündür. Bunun nedeni de çoğu zaman üniversitenin gelişim seyrine uygun görülmemeleridir. Fakat, buna karşın ABD'deki muhafazakar üniversitelerde evrimi savunduğu için işten çıkartılan birçok insana rastlamak mümkündür. Yani, burada tek taraflılık da yoktur. 1.5-) Son olarak, işin en tehlikeli kısmına değinmek istiyorum. ACM videoyu "bilim adamlarının %97'si kabul ediyormuş, böyle yaparsanız elbette tamamı kabul eder" tarzında bir komplo teorisi ile kapatıyor. Yani, önce bir olayı baştan aşağı yanlış anlatıp oradan da insanların bilime olan güvenlerini baş aşağı etmeye çalışıyor. Fakat, verdiği örnek doğru olsaydı bile ABD için geçerliydi. Bilim adamları bir tek ABD'de mi var? Örneğin, Çin'de veya Rusya'da durum nasıl işliyor? Zira, %97 denirken uluslararası bir mutabakattan bahsediliyor. Yeryüzünde onlarca büyük ülke var. Bu ülkelerin tamamı evrim karşıtı bilim adamlarını etiketliyor veya işten mi atıyor? Bu, "düz dünyacıların" tezlerine benziyor ve bu haliyle tasvip etmesem de dalga geçilesi duruyor. Lütfen bu açıklamalara itibar edip bilimsel alanda konsensüs olmuş konular hakkında komplo teorilerine kanmayın.

Mahmud Sami Üzüm

14,053 次观看 • 7 个月前

Geçtiğimiz günlerde Akit TV'de Mavi Vatan’la alakalı Cihat Yaycı’ya bir soru sorma fırsatı yakaladım. Sorum, Mavi Vatan’ın bazı çevrelerde ‘’maximalist’’ bulunduğu ve bunun neticesinde Yunanistan ve GKRY’yi İsrail’in kollarına ittiği yönünde bir okumanın olduğu. Bunların neticesinde de bölgede tartışmalara bağlı bir enerji güvenliği sorununun oluşması nedeniyle ne Türkiye tarafı ne de diğer tartışma konusu ülkeler bu bölgede sürdürülebilir çalışmalar yapmakta zorlanıyor, Ayrıca Mavi Vatan tezini naçizane dünyadaki örneklerle inceledim, konuşmayı merak edenler videoyu inceleyebilir. Şimdi biraz ayrıntı kısmına geçiyorum, Tabi ki önce Türkiye-Yunanistan sorununu tahlil etmek lazım. Yunanistan statü olarak bir ada devleti değil, Atina bu konuda bazı açıklamalar yapsa da net bir değişiklik olmadı, anakara devleti, Türkiye de tabi ki bir anakara devleti. Polemiğin kaynağı Yunanistan’ın, Türkiye’nin kıta sahanlığındaki adalara sahip olması. Bu siyasi bir kayıp ama coğrafi problemler yaratıyor. Adaların hakları bu sefer geçersiz kılınmış oluyor. Rodos ve Girit gibi anakara büyüklüğünde ve üzerinde ciddi ekonomik yaşam olan adaların, deniz yetki alanları sınırlandırmasında tamamen yok sayılması (sıfır etki), uluslararası içtihatlarda 'Hakkaniyet İlkesi' ile bağdaşmayabilir. Adaların mülkiyetiyle alakalı bir tartışmanın olmadığını ve Yunanistan’a aitliğinde teknik bir pürüz olmadığını hatırlatma geçeyim. Fas ile İspanya, Yemen ile Somali, Türkiye ve Yunanistan arasındaki dengeye eş kabul edilebilir, her ikisinde de kıta sahanlığına giren adalar, sınıra yakın tarafta karşıt ülkenin adasının bulunması senaryoları var. Somali’nin okyanusa baktığı alanlarda 200 mil olan münhasır ekonomik bölgesi, Sokotra Adaları’na yönelince kısılıyor ve adayla eş olarak çizilmiş şekilde devam ediyor, keza aynısı Kanarya Adaları’nda da geçerli. Dünyada uygulanan örneğin Cihat Bey’in tezine uymadığı görülüyor. Cihat Yaycı’nın tezi, Yunanistan’ın bir ada devleti olmaması hasebiyle, münhasır ekonomik bölgenin kara sınırından sayılması gerektiği ve paylaşımın öyle olması gerektiği üzerine kurulu temel olarak, buna dayanıyor. Meis gibi uç bir örnekte Cihat Bey’in tezi çok geçerli çünkü takımadanın dışında ve bir anakara devletinin tüm haklarını orantısız bir kısıta tabi tutuyor. Lakin Rodos, Girit gibi adalarda ve takımadalara dahil olan adalarda bu tezi sürdürmek de tam tersi bir adaletsizliğe neden olabilir ihtimalini değerlendirmek lazım. Adaların hakları bu sefer geçersiz kılınmış oluyor. Cihat Bey’in harita önermesi, Yunanistan’ın Sevilla Haritası önermesine karşı bir önermeyse çok yerinde çünkü o harita apayrı bir saçmalık lakin bunu optimist, hatta optimist ile asgari arasında değerlendirmek çok çok güç. Libya anlaşmasıyla birlikte Doğu Akdeniz’de Avrupa’ya geçecek olan boru hattını da engelleyerek Türkiye, dengeler lehine gelişmeden dengeleri kurmasa bile oluşmasına enge oldu ki bu da başarılı bir politika ama işin hakikat kısmına geçildiğinde problemler artıyor. Daha öncesinde bu konuda bir yazım vardı, revize ederek yakın dönemde tekrar yayına alacağız. Siyasetin bu gibi konular üzerinden, beyin açıcı tartışmalar niteliğinde dönmesini temenni ediyorum.

Emirhan Yörük

31,111 次观看 • 5 个月前

Portekiz Ayağı: Sessiz Kalan Gerçekler Gelin biraz da Portekiz ayağını konuşalım. Akrabalıkları, bağlantıları, sessiz kalınan ilişkileri... Olaydan sonra neden “telefon Portekiz’e gönderilecek” denildi? Telefon gerçekten gönderilecek mi, yoksa çoktan oraya mı geçirildi? Bu soruların yanıtı hâlâ ortada yok. Peki kim yapmış olabilir? Faillerin kendileri mi, yoksa onları koruyan, olayın üzerini örten kişiler mi? Kim bu Murat Şevli? Olay öncesinde Enes Şevli ile aynı mekânlarda, Alaçatı’da tatildeydi. Olay günü de orada mıydı? Hamdullah Şevli’nin kuzeni olan bu isim hakkında iddialar ciddi: kumar, uyuşturucu, fuhuş ve yasaklı madde bağlantıları... Yıllardır İspanya, İtalya ve başka ülkelerde iş bağlantıları bulunan bu kişinin para kaynağı ne? Türkiye ile nasıl bir ilişkisi var? Ve neden bize Kıbrıs masalı anlatıldı? Aslında Kıbrıs’ta faillerin bir bağlantısı mı vardı? Yoksa bu kişiler Kıbrıs üzerinden mi çıkış yaptı — ya da yapacaktı? Rojin’in telefonu üzerinden görüşmeler yapıldı mı? Raporlarda açıkça “uyuşturucuya rastlandı” denmiyor muydu? Unutmayın: Murat Şevli, Hamdullah Şevli’nin kuzeni ve Enes’in çocukluğundan beri yanında. Kendisi Portekiz ve İtalya’da yaşıyor. Belki birazdan hesabını kapatır, takipçilerini siler, belki tehdit eder... Ama bilin ki tüm kayıtlar alındı. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkacak. Unutmadan belirtmek isterim ki: Buradan Enes Şevli hakkında ihbarda bulunduğumuz günün sabahı Enes Şevli sosyal medya hesaplarını kapatmış, kimlik ismini değiştirmişti.Aynı günün sabahı Kıbrıs haberleri medyaya sızdırıldı. Burada dikkatimi çeken diğer isim ise Anıl Şevli dir. Anıl Şevli, Türkiye gündeminde Rojin Kabaiş kamuoyuna oturduğu zaman üniversitede başlayan eylemlerin üçüncü günü Hollanda ' ya uçtu. Sebebi neydi? Nahit Eren Gökçe Gökçen Yargıtay Başkanlığı T.C. Adalet Bakanlığı

Zewe_Akay

13,175 次观看 • 8 个月前

🔴Cihat Yaycı : Son zamanlarda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin çatısı altında tekrar bazı görüşmeler başladı. Ancak daha önce KKTC’yi tanımayanlarla masaya oturmam diyorduk. 📌Bu tutumdan vazgeçmemiz onları cesaretlendirdi. İkinci cesaretlendirme ise, Türk Devletleri Teşkilatı'nın dört üyesinin ve Tacikistan’ın KKTC’yi tanımaları ve 541 ile 550 sayılı kararları – yani Türkiye’yi işgalci, KKTC’yi yok sayan kararları – tanımadıklarını belirtmeleri oldu. 📌Şimdi çok özel ve önemli bir şey söylemek durumundayım. Amerika Birleşik Devletleri’nin de içinde bulunduğu bazı gruplarla ilgili bazı şeyler duyuyoruz. 📌Bunların içinde altıncı grup olarak anılan bir yapı var. KKTC’de Amerika Birleşik Devletleri’nin de dahil olduğu bazı ülkelerin temsilcilikleri bulunuyor: Amerika, Avustralya, Birleşik Krallık, İtalya, Rusya, Avrupa Birliği ve Azerbaycan gibi. 📌Bu temsilciliklerle ilgili bazılarının “başka ülkeler de açsın” dediğini duyuyorum. Ancak bu temsilcilikler, Kuzey Kıbrıs’ta açılmış olsalar da, aslında Güney Kıbrıs’taki büyükelçiliklerin birer şubesi. 📌Bu ne anlama geliyor? Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs’ta da yetkili sayılıyor. Yani bunlar müstakil temsilcilikler değil; Güney Kıbrıs’a bağlı şubeler. 📌Eğer ben bugün KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın yerinde olsam, bu temsilciliklerin hepsini kapatırım. Neden mi? Çünkü eğer burada sadece ticaret, arsa alımı, ekonomi gibi işler için bulunuyorsanız, o zaman gelip doğrudan bana bağlı bir temsilcilik açın. 📌Güney Kıbrıs’a bağlı olarak değil. Bu şekilde, Kuzey Kıbrıs’ın egemenliğini tanımamış oluyorsunuz. Bazı kişiler iyi niyetle bu temsilcilikleri desteklese de, aslında bu tutum Güney Kıbrıs’ı güçlendirip KKTC'nin egemenliğini zayıflatıyor. 📌Ancak burada çok özel bir örnek var: Azerbaycan. Azerbaycan’ın Güney Kıbrıs’ta büyükelçiliği yok. Buna rağmen, KKTC’nin tam merkezinde, “Enformasyon Ofisi” adıyla müstakil bir diplomatik temsilcilik açtı. Bu çok önemli bir fark. 📌Bu, Azerbaycan’ın diğer ülkelerden ayrıldığını gösteriyor. Bu Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıdığı anlamına gelir. Çünkü doğrudan diplomatik ilişki kurmuştur ve bu ofis Güney Kıbrıs’a bağlı değildir. 📌Dolayısıyla, Türkiye ve KKTC’nin bundan sonraki yaklaşımı şu olmalı: KKTC’de temsilcilik açmak isteyen ülkeler, Azerbaycan örneğini takip etmeli. 📌 Ya doğrudan kendi başkentlerine bağlı müstakil bir ofis açmalılar ya da en kötü ihtimalle Türkiye’deki büyükelçilikleri üzerinden bağlantılı bir temsilcilik kurmalılar. Bu çok ama çok önemlidir.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

10,123 次观看 • 1 年前

ÇAPKINLIK VE SAPKINLIKLARIYLA NAM SALAN KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYE BAŞKANI ÇEBİ'DEN ALLAH'A VE DİNİMİZE, AĞZA ALINMAYACAK SİNKAFLI KÜFÜRLER... - Yeşil olanı ben yazdım ben ben ben ben ben... - Ben yazdım Allah'ını s*****m - Ben yazdım Allah'ını s*****m - Ben yazdım dini s*****m Çapkınlık ve sapkınlıklarıyla bilinen Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi'nin aldattığı sevgilisiyle tartışırken kutsallara yönelik iğrenç küfürleri, nasıl büyük bir sapkınlıkla karşı karşıya olduğumuzu da gösterdi. Öğlen sularında DM kutusuna düşen pornografik videolar ve iğrenç ötesi muhabbetlerin döndüğü ses kayıtları midemi bulandırdı resmen. Cinsel sapkınlık seviyesindeki videoları takipçilere saygıdan yayınlamayacağım ama Küçükçekmece'nin nasıl birine emanet olduğunu anlamanız açısından Allah (cc)'a ve kutsallarımıza sinkaflı küfürler yağdırdığı videoyu bir de mide bulandırıcı olsa da hikayesini bu paylaşım ekine bırakıyorum. Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi'nin köylüsü de olan R.H. isminde çocuk kitapları satan anaokulu öğretmenliği mezunu bir hanımefendi var. R.H. isimli hanımefendi Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi'nin yanına kitap satmak için gidince Kemal Çebi önce Belediye üzerinden kitap alıyor. Sonra kadını ikna edip Belediye Başkanlığının özel kaleminde işe başlatıyor. R. H. başörtülü biri. Kemal Çebi ile R.H. arasında ilerleyen süreçte cinsel birliktelik yaşanıyor. Çebi, cinsellik konusunda sapkınlık seviyesinde yaşam sürdüğü için R.H. ile aynı dönemde başka birçok kadınla da ilişki yaşıyor. Kemal Çebi, belediye imkanlarıyla ağına düşürdüğü R.H ile cinsel birliktelik yaşarken, kadına "porno yıldızlarının" giydiği peruklara benzer peruklar taktırıp lise öğrencilerinin giydiği ekose etekleri 10-15 cm boyutunda kısalttırıp giydiriyor. Belediye Başkanı Kemal Çebi, R.H'yi başka kadınlarla da alttığı için bunun farkına varan R.H. kendini güvenceye almak için Kemal Çebi ile ilişki anlarını gizli kamerayla kaydedip bu kayıtları da yakın çevresine veriyor. R.H., sadece cinsel birliktelik yaşadıkları anları değil Çebi ile WhatsApp uygulaması üzerinden yaptıkları görüşmeleri de kayda alıyor. Bu görüşme kayıtlarını en az o pornografik görüntüler kadar iğrenç diyaloglar içeriyor. Mesela bu WhatsApp görüşmelerinden birinde R.H. isimli sevgilisi olduğunu tahmin ettiğim bir kadın Çebi'ye hitaben, “Benim çocuklarım sana baba diyordu, ben senin sapık olduğunu nerden bileyim? Sen çocukları bile s*ken bir adamsın”. diyor. Aynı Kemal Çebi bu paylaşım ekindeki videoda, aldattığını öğrenen sevgisi R.H. ile diyaloğunda, "...ben yazdım ben ben ben ben ben... Allah'ını s*****m Ben yazdım Allah'ını s*****m Ben yazdım dini s*****m" ifadelerini kullanarak bir insanın düşüp düşebileceği hatta bir insanın bile düşemeyeceği en aşağılık seviyeye düşüyor. Hafızam beni yanıltmıyorsa Ekrem İmamoğlu ya 2024 Yerel seçiminin hemen akabinde ya da Özgür Özel’in Kemal Kılıçdaroğlu'nun yerine CHP Genel Başkanı seçildiğinin ertesi günü Küçükçekmece Belediyesine ziyarete gidip orada Kemal Çebi’in yaptığı kız öğrenci yurtlarını övmüştü. İmamoğlu'nun bu vurgusunun sebebi de muhafazakar kesime ait yurtlarda öğrencilerin tacize tecavüze uğradığı algısı yürütülüyordu. Muhafazakar kesime öğrenci yurtları üzerinden saldırıldığı bir dönemde yaptığı kız öğrenci yurtlarını övdükleri Kemal Çebi’in belediye imkanlarıyla aldatıp ağına düşürdüğü kadınları soyup "porno yıldızları" gibi peruk taktırıp lise öğrencilerinin eteklerinden giydirdiği anlaşılıyor. Konu, kadının tehdit edilmesi ve mafyavari gruplar üzerinden kadının korkutulmasıyla kapatılmış, kadın da kayıplara karışmış. Bu süreci yöneten İYİ Partili bir Meclis Üyesi de kadının kaybolmasındaki ve olayın örtülmesindeki başarısının mükafatı olarak CHP'ye transfer edilip Başkan Yardımcısı yapılmış. Çalıyorlar çırpıyorlar, suçüstü oluyorlar, yanlarına iş için destek için gelen kadınları ağlarına düşürüp her türlü sapkınlığı yaşıyor ve yaşatıyorlar, ne zaman bunlar ortaya çıkıyor o zaman başlıyorlar "siyasi operasyon" ya da "siyasi darbe" demeye... Bakalım bu rezillik için, kutsallara küfredilen bu sapkınlık için ne diye saldıracaklar bana.
1:37

Sensitive content

ÇAPKINLIK VE SAPKINLIKLARIYLA NAM SALAN KÜÇÜKÇEKMECE BELEDİYE BAŞKANI ÇEBİ'DEN ALLAH'A VE DİNİMİZE, AĞZA ALINMAYACAK SİNKAFLI KÜFÜRLER... - Yeşil olanı ben yazdım ben ben ben ben ben... - Ben yazdım Allah'ını s*****m - Ben yazdım Allah'ını s*****m - Ben yazdım dini s*****m Çapkınlık ve sapkınlıklarıyla bilinen Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi'nin aldattığı sevgilisiyle tartışırken kutsallara yönelik iğrenç küfürleri, nasıl büyük bir sapkınlıkla karşı karşıya olduğumuzu da gösterdi. Öğlen sularında DM kutusuna düşen pornografik videolar ve iğrenç ötesi muhabbetlerin döndüğü ses kayıtları midemi bulandırdı resmen. Cinsel sapkınlık seviyesindeki videoları takipçilere saygıdan yayınlamayacağım ama Küçükçekmece'nin nasıl birine emanet olduğunu anlamanız açısından Allah (cc)'a ve kutsallarımıza sinkaflı küfürler yağdırdığı videoyu bir de mide bulandırıcı olsa da hikayesini bu paylaşım ekine bırakıyorum. Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi'nin köylüsü de olan R.H. isminde çocuk kitapları satan anaokulu öğretmenliği mezunu bir hanımefendi var. R.H. isimli hanımefendi Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi'nin yanına kitap satmak için gidince Kemal Çebi önce Belediye üzerinden kitap alıyor. Sonra kadını ikna edip Belediye Başkanlığının özel kaleminde işe başlatıyor. R. H. başörtülü biri. Kemal Çebi ile R.H. arasında ilerleyen süreçte cinsel birliktelik yaşanıyor. Çebi, cinsellik konusunda sapkınlık seviyesinde yaşam sürdüğü için R.H. ile aynı dönemde başka birçok kadınla da ilişki yaşıyor. Kemal Çebi, belediye imkanlarıyla ağına düşürdüğü R.H ile cinsel birliktelik yaşarken, kadına "porno yıldızlarının" giydiği peruklara benzer peruklar taktırıp lise öğrencilerinin giydiği ekose etekleri 10-15 cm boyutunda kısalttırıp giydiriyor. Belediye Başkanı Kemal Çebi, R.H'yi başka kadınlarla da alttığı için bunun farkına varan R.H. kendini güvenceye almak için Kemal Çebi ile ilişki anlarını gizli kamerayla kaydedip bu kayıtları da yakın çevresine veriyor. R.H., sadece cinsel birliktelik yaşadıkları anları değil Çebi ile WhatsApp uygulaması üzerinden yaptıkları görüşmeleri de kayda alıyor. Bu görüşme kayıtlarını en az o pornografik görüntüler kadar iğrenç diyaloglar içeriyor. Mesela bu WhatsApp görüşmelerinden birinde R.H. isimli sevgilisi olduğunu tahmin ettiğim bir kadın Çebi'ye hitaben, “Benim çocuklarım sana baba diyordu, ben senin sapık olduğunu nerden bileyim? Sen çocukları bile s*ken bir adamsın”. diyor. Aynı Kemal Çebi bu paylaşım ekindeki videoda, aldattığını öğrenen sevgisi R.H. ile diyaloğunda, "...ben yazdım ben ben ben ben ben... Allah'ını s*****m Ben yazdım Allah'ını s*****m Ben yazdım dini s*****m" ifadelerini kullanarak bir insanın düşüp düşebileceği hatta bir insanın bile düşemeyeceği en aşağılık seviyeye düşüyor. Hafızam beni yanıltmıyorsa Ekrem İmamoğlu ya 2024 Yerel seçiminin hemen akabinde ya da Özgür Özel’in Kemal Kılıçdaroğlu'nun yerine CHP Genel Başkanı seçildiğinin ertesi günü Küçükçekmece Belediyesine ziyarete gidip orada Kemal Çebi’in yaptığı kız öğrenci yurtlarını övmüştü. İmamoğlu'nun bu vurgusunun sebebi de muhafazakar kesime ait yurtlarda öğrencilerin tacize tecavüze uğradığı algısı yürütülüyordu. Muhafazakar kesime öğrenci yurtları üzerinden saldırıldığı bir dönemde yaptığı kız öğrenci yurtlarını övdükleri Kemal Çebi’in belediye imkanlarıyla aldatıp ağına düşürdüğü kadınları soyup "porno yıldızları" gibi peruk taktırıp lise öğrencilerinin eteklerinden giydirdiği anlaşılıyor. Konu, kadının tehdit edilmesi ve mafyavari gruplar üzerinden kadının korkutulmasıyla kapatılmış, kadın da kayıplara karışmış. Bu süreci yöneten İYİ Partili bir Meclis Üyesi de kadının kaybolmasındaki ve olayın örtülmesindeki başarısının mükafatı olarak CHP'ye transfer edilip Başkan Yardımcısı yapılmış. Çalıyorlar çırpıyorlar, suçüstü oluyorlar, yanlarına iş için destek için gelen kadınları ağlarına düşürüp her türlü sapkınlığı yaşıyor ve yaşatıyorlar, ne zaman bunlar ortaya çıkıyor o zaman başlıyorlar "siyasi operasyon" ya da "siyasi darbe" demeye... Bakalım bu rezillik için, kutsallara küfredilen bu sapkınlık için ne diye saldıracaklar bana.

ZİHNİ ÇAKIR

332,370 次观看 • 1 年前

Bugün Silivri 6 derece.. Marmara Cezaevi yerleşkesinde, milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, Şükrü Genç Başkanımızı ziyaret ettik. Şükrü Genç 2009 seçimlerini kazanarak Sarıyer’i AKP’den aldı. 2014 ve 2019 seçimlerini de kazanarak Sarıyer’e aralıksız 15 yıl belediye başkanı olarak hizmet etti. 1954 doğumlu olan ve 71 yaşında bulunan Şükrü Genç halen tutuklu olarak cezaevinde. Geçen hafta başında gözaltı haberleri basına düşünce kendisini aradım. Özel işleri nedeniyle Çanakkale’de olduğunu, kendisini arayan soran olmadığını, derhal İstanbul’a hareket ederek teslim olacağını ifade etti. Dolayısıyla kaçma şüphesi yok, tanık baskılama ya da delil karartma durumu da söz konusu değil. Buna karşılık kendi ayağıyla geldiği İstanbul’da tutuklandı. Şimdi neyle suçlandığına bakalım: Başkan 2012 yılından bu yana her yıl 23 Nisan Atatürk’ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı Haftası’nda, Türkiye’nin dört bir tarafından ve hatta Avrupa’dan davet ettiği bin çocuğu misafir ediyor. 2014 yılında bu çocuklara, Kazova adlı bir firmadan aldığı kazakları armağan ediyor. Firma ihale yasaklısı değil, ihale tutarı 40 bin TL. Yanlış duymadınız, rakamla da, yazıyla da kırk bin TL. Konu 2018 yılında mülkiye müfettişleri tarafından inceleniyor. Soruşturma açılmasına gerek bile duyulmuyor. Üzerinden 10 yıl geçiyor ve şimdi Şükrü Başkan ve arkadaşları, raftan inerken tozlu dosyalar üzerinden, terörün finansmanı ile suçlanıyorlar. Üstelik te Şükrü Başkan, sözü edilen örgüte müzahir bir binayı 10 yıl evvel yıktığı için ölüm tehditleri alıyor, bunun üzerine İstanbul Valiliği tarafından kendisine koruma tahsis ediliyor. Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan traji komik.. Buradan bir kez daha sesleniyoruz.. Bu memlekette adaleti, amasız ve fakatsız, çağdaş hukuk devleti düzeni içinde mutlaka tesis edeceğiz. Silivri soğuk, kalplerimiz ve mücadele azmimiz sıcak. Cumhur UZUN Sezgin Tanrıkulu Zeynel Emre

Gökhan Günaydın

17,388 次观看 • 1 年前

ERSAN DIAMOND BU SORULARA CEVAP VERMELİ VE MASAK, SORGULAMA YAPILDIĞI BEYANI İÇİN AÇIKLAMA YAPMALI. Bir kaç gündür Sn Izzet Capa ile Sn Ersan Gülmez'in (Ersandiamond) yapmış oldukları röportaja yönelik video kesitleri X sayfama düştüğü için yayının tamamını izledim ve Ersandiamond'ın beyanları ve ortaya çıkan mali veriler birlikte değerlendirildiğinde yansıtılmak istenen sıradan bir ticari başarı hikayesinden ziyade açıklanması gereken ciddi çelişkiler olduğunu fark ettim. "Konsinye satış" modeliyle, yani başkalarına ait lüks saat, çanta ve mücevherleri komisyon karşılığı sattığını söyleyen Ersan beyin, kısa süre içinde yüksek değerli araçlara ulaşması tek başına sorun değildir; ancak bu tablo, beyan edilen vergi ile birlikte okunduğunda artık izaha muhtaç hale gelir. Röportajda açıkça "2 yıl önce parayla tanıştım" diyen, "döner sermayem yok, halkın parasıyla satış yapıyorum" ifadesini kullanan ve satıştan kalan karın %20'sini vergi olarak ödediğini belirten Ersan beyin anlattığı model teorik olarak mümkündür. Ancak aynı kişi, "MASAK'tan T.C. kimlik numarası ile araştırma yapıyorum, hakkında tedbir varsa ürünü almıyorum" gibi bir iddiada bulunuyor. Burada ciddi bir sorun vardır. Türkiye'nin finansal istihbarat birimi olan MASAK, bireylere, ticari işletmelere veya aracılara herhangi bir vatandaşın T.C. kimlik numarası üzerinden malvarlığı tedbiri sorgulama yetkisi vermez. Böyle bir erişim hukuken mümkün değildir. Bu beyan ya yanlış ifade edilmiştir ya da gerçeği yansıtmamaktadır. Her iki ihtimal de başlı başına incelenmesi gereken bir durumdur. Üstelik bu anlatımla çelişen bir başka veri daha var. Ersan beyin kendi paylaştığı videolarda binlerce dolar ve yüz binlerce liranın elden, nakit şekilde teslim alındığı açıkça görülüyor (Paylaştığım videonun içinde görseller mevcut). Oysa aynı kişi, satış süreçlerinde ödemelerin banka sistemi üzerinden yürütüldüğünü ifade ediyor. Bu durumda, "İşlemler gerçekten banka üzerinden mi ilerliyor, yoksa nakit tahsilat ile resmi kayıtlar arasında bir fark mı oluşuyor?" sorusu kaçınılmaz hale geliyor. Yüksek tutarlı işlemlerde nakit kullanımının yaygın olması, hem vergi hem de finansal şeffaflık açısından doğrudan inceleme konusu olur. Diğer taraftan yapılan matematik son derece basittir. Beyan edilen 7.988.797 TL matrahın %20 vergiye karşılık geldiği kabul edilirse toplam kazanç yaklaşık 40 milyon TL seviyesindedir. Bu kazanç üzerinden anlatılan ticari modelde ortalama 300.000 TL komisyon elde edildiği varsayılırsa, bu rakama ulaşmak için onlarca satış yapılmış olması gerekir. Kaldı ki bu hesap en düşük segment ürünler üzerinden yapılmıştır. Oysa aynı kişi çok daha yüksek değerli saatler ve mücevherler sattığını ifade etmektedir. Bu durumda, "Gerçek satış hacmi nedir? Tüm satışlar kayıt altına alınmakta mıdır? Nakit tahsil edilen işlemler beyana yansımakta mıdır?" gibi sorulara belgeleriyle cevap verilmesi gerekir. Beyan edilen matrah ve tahakkuk kalemleri de ayrıca açıklama gerektiriyor. 7.988.797 TL'lik matrahın yaklaşık 1.997.199 TL vergi tahakkukuna karşılık geldiği bir tabloda, bu tutarın hangi dönemde, hangi satışlardan ve hangi komisyon oranlarıyla oluştuğu ayrıntılı biçimde ortaya konulmalıdır. Bu rakam, iddia edilen işlem hacmiyle uyumlu mudur? Komisyon oranları sabit midir, yoksa işlem bazlı değişmekte midir? Nakit tahsil edilen işlemler bu matraha eksiksiz yansıtılmış mıdır? Bir başka kritik başlık ise sermaye artışıdır. Şirket sermayesinin 10 Milyon TL'ye çıkarıldığı ve bunun 9.750.000 TL'lik kısmının nakden artırıldığı, ancak bu tutarın 24 aya yayılarak ödeneceğinin beyan edildiği görülmektedir. Şahsi yaşam standardı itibarıyla yüksek nakit gücüne işaret eden bir profil varken, şirket sermayesinin önemli kısmının neden taksitlendirilerek taahhüt edildiği sorusu cevap beklemektedir. Şahısta var olduğu izlenimi veren likidite, neden şirket sermayesine derhal konulmamaktadır? Bu tercih bir nakit akışı zorunluluğu mu, yoksa finansal görünümü yönetme tercihi midir? Giderler cephesinde de tablo dikkat çekicidir. Nişantaşı gibi yüksek kira seviyesine sahip bir lokasyonda yeni bir ofis, dekorasyon maliyetleri, personel giderleri, stopaj, SGK yükleri, müşteri ağırlama giderleri ve lüks araç kullanımı gibi kalemler dikkate alındığında, beyan edilen matrahın bu işletmeyi sürdürebilmek için yeterli olup olmadığı sorgulanmalıdır. Bu tür bir operasyonun aylık sabit giderleri dahi ciddi rakamlara ulaşır. Bu giderlerin gerçekten nasıl karşılandığı, beyan edilen kazançla uyumlu olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. En dikkat çekici hususlardan biri de yaşam standardıdır. İki yıl gibi kısa bir süre içinde Ferrari, G serisi Mercedes ve Rolls-Royce gibi araçlara ulaşan bir profil ile beyan edilen gelir arasında bir denge kurulması gerekir. Bu araçlar şirket üzerine alınmışsa hangi ölçüde ticari gider yazılmıştır? Şahsi olarak alınmışsa bu alımlar hangi gelirle finanse edilmiştir? Gelir beyanı ile varlık edinimi arasındaki fark, vergi incelemelerinde en temel göstergelerden biridir. Ayrıca konsinye modelin kendisi de detaylı incelenmelidir. Ürünler kimlerden alınmaktadır? Bu kişiler düzenli tedarikçiler midir yoksa rastgele bireyler midir? Her işlem için sözleşme var mıdır? Ürünlerin giriş-çıkışı, seri numarası takibi, sigorta kayıtları tutulmakta mıdır? "Satılmadı, iade edildi" denilen ürünlerin fiziki ve kayıtlı karşılığı var mıdır? Ve en önemlisi, yüksek tutarlı işlemlerin ne kadarı banka sistemi içinde, ne kadarı nakit olarak gerçekleşmektedir? Tüm bu veriler ışığında mali idarenin yapması gereken inceleme de açıktır. Öncelikle banka hesap hareketleri ile beyan edilen gelir karşılaştırılmalı, nakit işlemler olup olmadığı araştırılmalıdır. Konsinye sözleşmeleri tek tek incelenmeli, karşı taraflarla çapraz doğrulama yapılmalıdır. Stok ve envanter kayıtları fiili durumla karşılaştırılmalı, özellikle yüksek değerli ürünlerin izlenebilirliği kontrol edilmelidir. Lüks araç ve diğer varlık edinimleri gelir kaynaklarıyla ilişkilendirilmelidir. Ayrıca MASAK atfı içeren beyanların doğruluğu ve bu kapsamda herhangi bir yetkisiz sorgulama yapılıp yapılmadığı da değerlendirilmelidir. Ortada ya çok başarılı ve disiplinli bir ticari model vardır ya da ciddi bir beyan uyumsuzluğu söz konusudur. Bu ikisinin ortası yoktur. Bu nedenle Ersandiamond'ın kamuoyuna açık, net ve belgeli şekilde bu sorulara cevap vermesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Emre Ercis

224,451 次观看 • 2 个月前

Beyler, hepiniz iyi biliyorsunuz ki bel altı sohbetlerin yapıldığı erkek ortamında “sevmelik kız/sevişmelik kız” konusu mutlaka geçer. Dahil olmasanız da şahit olmuşsunuzdur, genel özet şudur “namuslu değildi, kız kaşar çıktı, seviştim geçtim” ya da “yok be olm ne ciddisi, sevişmelik, sonra ayrılacağım” Bu pek konuşulmasa da memleketin en yaygın konularından biri, özellikle erkekler arasında. Bugün bu konu üzerine kafa yoralım çünkü ihtiyaç var. Size sözde “maskülenlik” öğrettiğini ya da öğütler verdiğini iddia eden bazı meşrebi bozuk sayfalarda benzeri yönlendirmeler görüyorum. Günümüzde yetişkin, evliliğe hazır olan erkeklerin genel olarak şikayeti “evlenilecek” kadın bulamamak. Günümüz insanının kadın ve erkek olarak büyük kısmı iffetli yaşamadığı için evlilik ciddi bir soruna dönüştü. Özellikle erkek iffet konusuna ciddi önem verdiği için “başkasının bedavaya ulaştığı bir kadına ben yatırım yapamam, evlenemem” gibi söylemler sıkça arttı, ve kısmen haklılar. Kısmen yerine tam haklı olmak için ise önemli bir hususa dikkat etmek gerekiyor. O da kadın-erkek demeden iffetli yaşamak. Kadına haram olan erkeğe helal değil. Nasıl ki iffetsiz yaşayan bir kadının babası öğrense yıkılır. Bir erkeğin de ailesi bu durumları öğrense annesi yıkılır. (Eğer ailede kusur yoksa) Özellikle kadınlara namus üzerinden saldırırken kendine de bakman lazım. Bir de şimdilerde genç oğlanların hemen her beğenmediği kadına “patlak” diyerek karşılık verdiğine denk geliyorum. Bu çok yanlış. Bilinçli olmak lazım. İnanırsın inanmazsın ancak peygamberin güzel bir sözü var. - “Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür.” Dine inanmıyorsanız da bu söz X kişiden geldi gibi düşünün ve söze odaklanın, çünkü söz çok doğru. Kadınlar hiçbir zaman düşman değil, onlar yaradanın en tatlı, en güzel emaneti. Erkeğin kadın üzerinde en büyük görevi onu koruma gereksinimidir. Eğer ihtiyacı olan bir kadın varsa koruyun, gerisine ise beğenmeseniz de kötü davranmayın, iftira atmayın. Bu işin tek istisnası diğer kadınları korumak adına yapılandır. Örneğin bazı meşrebi bozuk kadınlar, onlyfansçı bilmem neci tiplerin iffetsizliği normalleştirdiği, genç kızlara “bunlar normal şeyler, kaçıncı yüzyıldayız” gibi aşılamalar yaptıklarını görürseniz, yani suç bariz ise tabii ki ses çıkarıp yerin dibine sokun. Çünkü burada yapılan kötülük değil, aksine kötülüğün önüne set olmak. Güzel, hayırlı olan kadınları korumak. Yani, kadın size uygun yaratılmış en tatlı canlı, sakın ola günümüz boş beleş söylemlerine kapılıp onlara düşman olmayı, aşağılamayı ya da sözüm ona “kullanmayı” aklınızdan geçirmeyin. Bunlar tamamen yanlış işler. Sizi it eder, onursuz eder. Anonim olmak da hiçbir şeyi değiştirmez, ne yaptığını sen de biliyorsun Allah’ta. Ya da evren, enerji, artık neye inanıyorsan. Dönelim başlangıç konumuza, bir kadın iffetsiz diye “ciddi takılmayayım, kullanıp geçeyim” dediğiniz anda potansiyel olarak kurtarılabilir bir kadını daha da bataklığa çekiyorsunuz. Bir sonuç olarak kullanılıp terk edilen kadın “benim artık şansım yok” psikolojisine girip yalnızca bu eksende yaşamayı kendine hak görebilir. Bu ihtimali gözardı etmek açıkça bir insanın pişmanlığına, tövbesine engel olmak demek ve bunun mutlaka cezası olur. Cezası yok gibi düşünseniz dahi adınızı yere batırır ki bu bile “adam” olana yeter. Gerisini zaten daha önce bu konulara değindiğim bir videoda özetliyorum. Tekrar etmeyeceğim, aşağıdan izlersiniz. Not: Hep konuştuğumuz şeyler ancak gündem sağolsun bir sürü zehirlenen genç erkek gördük, yinelemekte fayda var. Hiç yazmam böyle şeyler ancak paylaşın elden ele, daha fazla gence ulaşsın. Selametle.

GEZER

84,867 次观看 • 1 年前

Bu bir; “Ya kaza değilse” analizidir. Jeopolitik Fırtınanın Tam Ortasında: “Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara.” Genkur. Baş. Org. Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelen Libya Genkur. Baş. Org. Muhammed Ali Al-Haddad, MSB Bakanı Yaşar Güler ve diğer üst düzey Türk askeri yetkililerle görüştükten sonra ülkesine dönerken, uçağı Ankara yakınlarında düştü. / Libya Genelkurmay Başkanı uçağının Ankara semalarında düşmesi ve yakın geçmişte yaşanan (havada olanlar dahil) ardışık olaylar birer kaza ve tesadüften mi ibaret? En baştan söylemek zorundayız. Evet, mümkün? Ama biz bunların sadece birer kaza ve tesadüften ibaret olmadığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dizilim son derece sıra dışı ve tam bir jeopolitik mücadelenin ortasında yaşanıyor. Bütün bunların raslantısal olduğunu düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanıza gerek yok. Ama raslantısal olmadığını düşünüyor ve ne olduğuna dair muhakemenizi-bakış açılarınızı geliştirmek istiyorsanız; biraz zihniniz yorulacak, ama eminim okumanıza da değecek. / Hadi başlayalım: - Türk C-130’unun Azerbaycan’dan dönerken Gürcistan üzerinde düşmesi. - Türkiye 4 savaşın ortasında kalmış, merkezde ve kenar kuşakta doludizgin yaşanan doğrusal etkiler, asimetri ve manipülasyonlar. - Karadeniz başta denizlerde yaşanan istikrarsızlığın/ardışık olayların havada da gözükmesi. - En son Türk Hava Sahasında görülen menşei belirsiz S(İHA)lar. - Ve son olay: Libya Genel Kurmay Başkanının uçağının Ankara semalarında düşmesi… Benzeşen bağlam; yakın geçmişte İran Cumhurbaşkanının helikopterinin Güney Kafkaslarda düşmesi. /// Bütün bu olaylar raslantısal mı, komplo mu, bir etki/mücadele biçimi mi? Tekil olarak mı okunmalı, bağıl mı? Gerçekte nedir; bir baskı/manipülasyon mimarisinin katmanları mı? /// Libya’da 3 günlük yas ilan eden Libyalı yetkililer olayın ilk saatlerinde ‘uçağın bir kaza kırıma uğradığı’ açıklaması yaptı. Oysa bu dakikada olayın bir kaza kırım olduğunu tespit etmek mümkün değildi. Bu açıklama/ön alma çabası, durumun Libya için de kadar hassas olduğunu gösteriyor. TC. İletişim Başkanlığı ise; “Bu süreçte kamuoyunun sadece resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalara itibar etmesi; bunun haricinde sosyal medyadaki teyitsiz bilgi, spekülasyon ve komplo teorilerini dikkate almaması, dezenformasyon girişimlerine prim verilmemesi adına oldukça önemlidir” açıklaması yaptı. Bu açıklama da Türkiye’nin; ‘daha kontrollü, daha az konuşur, daha az görünür’ bir yaklaşımla, daha kapalı, daha sert, daha sıkı bir faza geçtiğini gösterir. /// Olayın değdiği noktalar: - Akdeniz, MEB-deniz yetki alanları, kaynak ve alan mücadelesi, - Gazze savaşının başlangıcından beri Türkiye-İsrail arasında başgösteren gerginliğin bölgesel ve teopolitik rekabete, sürtüşmeye dönüşmesi, - İsrail-GKRK-Yunanistan yakınlaşması, - İsrail-YPG/PYD yakınlaşması, - Suriye’nin üniterleşme arayışı ve Türkiye’nin olası Suriye Harekatı, - Libya iç dengeleri, Afrika geçidi, enerji ve üsler, - Kafkaslarda Orta Koridor mücadelesi, - Türkiye yaşanan operasyon ve güç kavgalarının temas ettiği uluslararası ayaklar. /// Bu olay bir kaza değilse, Yüksek Düzey Askeri-Diplomatik Güvenlik Olayı (High-Level Military-Diplomatic Security Incident) sınıfa girmiştir: Bu sınıfın özellikleri: - VIP askeri hedef, - Devlet merkezinde gerçekleşme, - Kritik görüşme sonrası zamanlama, - Alınan kararları manipüle etme potansiyeli, - Ve çoklu aktörü; devleti/alanı/güç odağını etkileme potansiyeli. Bu tür olaylar kazayla başlar, ama kazayla bitmez. /// Kim kazandı sorusu en önemli ipucu: Stratejik analizde ilk soru “kim yaptı?” değil, “kimin işine yaradı”dır. Peki bu olay kimin işine yarar? /// Türkiye-Libya hattından rahatsız olanlar: - Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya deniz yetki alanları, - Trablus merkezli meşru askeri yapı, - Türkiye’nin Akdeniz’de kalıcı askerî varlığı, Bu hatta istikrar değil, belirsizlik isteyen herkes için bu olay kazançtır. /// Libya’da “komuta boşluğu” isteyen aktörler: Libya’da hala ciddi bir komuta boşluğu var. Ülke, siyasi olarak parçalanmış ve askeri yapılar arasındaki bütünlük hem iki başlı ve hem de eksenler içi bağlar oldukça zayıf. Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Libya'da dengeyi sağlayan önemli bir figürdü. Bu tür kritik bir liderin kaybı, iç politikada gerginlikleri artırabilir ve dış müdahalelere zemin hazırlayabilir. /// Türkiye’de iç güç mücadelelerini uluslararası zeminlerde nasıl kullanıldığı, örnekleriyle tarihsel olarak bilinir. Bu konuda hiç polemik yapmayacağım, hiç de girmeyeceğim. Sadece şunu vurgulayacağım: Yakın dönemde kamuoyunun da yakından ilgilendiği sansasyonel medya-fuhuş-uyuşturucu operasyonlarında, iç siyasi rekabet ve eksen içi güç mücadelelerinde ayak izi görülen uluslararası bağ nedir? Olan ve olası iç operasyonlar ile olası Suriye harekatının etkilenme potansiyeli nedir? Bu tür olayların caydırıcılığa psikolojik saldırı modu vardır. Algı artık harp unsurudur, sessiz ama derin etkilidir. /// Şimdi en hayati, en dikkat çekmek istediğim nokta: Ya da en tehlikeli senaryo: Yanlış okuma: Bu tür olayların en tehlikeli sonucu, yanlış aktöre yanlış anlam yüklenmesidir. Yanlış bir okuma: - Yanlış diplomatik tepkiyi, - Yanlış askeri pozisyonu, - Yanlış cepheleşmeyi, - Yanlış geri dönüşsüz tırmanmayı getirir. Yani “Yanlış savaş/yanlış mücadele ihtimali” tam da bu eşikte doğar. Bu tür durumlarda devlet, aceleci kararlar almaktan kaçınarak, “Ya Sabır” çekip stratejik sabra yönelir. “Aceleyle alınan kararlar, yanlış sonuçlar doğurabilir” diye düşünür. Ancak bu stratejik sabır da kendi içinde büyük bir risk taşır. Çünkü bu süreçte de; - 2014 Kobani olayları merkezli 2013-2015 yanlış odaklanma, - “2019’dan beri olduğu gibi” durağanlık ve zaman tuzağına düşme olasılığı vardır. Yavaş ilerlemek, bazen gereksiz yere duraklamaya ve fırsatları kaçırmaya yol açabilir. /// Bu olayın Libya üzerinden görünmesi ama Ankara’da olması, bana şunu söylüyor: Hedef coğrafya başka, mesaj verilen merkez Türkiye. Suriye dosyası şu an Türkiye’nin askeri olarak en sıcak, diplomatik olarak en kırılgan ve uluslararası alanda en ağır baskıyla karşılaştığı dosya. Ve bütün şu başlıklar aynı anda masada: - Türkiye’nin “bekle-gör”den çıkma hazırlığı, - Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri harekat, - YPG/PKK terör örgütünün varlığı, statüsü, - Suriye (YPG/PKK-HTŞ-Dürziler-Nusayriler) + Gazze üzerinden yeniden şekillenen Türk-ABD-İsrail-Rusya-İran-Arap denklemi, Bu ortamda Türkiye’nin karar eşiklerini etkilemek isteyen biri, doğrudan Suriye hattına dokunur. Ama doğrudan vurmak pahalıdır, o yüzden dolaylı vurur. Libya bu denklemde kullanılıyor olabilir mi? Evet, hem de sadece bir tek mermiyle birkaç kuşu vurabileceği için tekrar tekrar evet. Son sözü Türkiye’nin aklı, caydırıcılığı ve caydırıcılığını kullanma iradesinin belirleyeceğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bütün oyun da; Türkiye’nin stratejik aklı ile caydırıcılığını kullanma iradesini etkileme üzerine dönüyor.” /// Libya Özeli: Libya, Türkiye için meşru ve savunulabilir bir angajman alanı. Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi, meşru hükümeti destekleyerek dengeleri lehine değiştirti. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki rolü, Hafter ekseniyle kurulan ve gelişen ilişkiler de, Libya'nın üniter yapısının korunması açısından da çok önemli. Türkiye, burada açık bir siyasi ve askeri inisiyatif kullanıyor, ancak bu durum bazı dış aktörler tarafından hazmedilemiyor. Özellikle AB-Yunan-İsrail-BAE hattında. Yani Libya’ya dokunmak, Türkiye’ye önce “başka dosyalar da yanar” mesajı veriyor. Bu aslında çapraz bir baskı tekniği: Suriye’de hamle yaparsan, bedelini Libya’da, Akdeniz’de, hatta merkezinde üretsin demek istiyor. /// Ankara’da olması: Karar merkezine, karar merkezinde mesaj: Bu çok kritik. Eğer konu sadece Libya olsaydı: olay ya Libya’da olurdu ya Akdeniz üzerinde ve gelirken. Ama olay Ankara kalkışlı, Ankara yakınında, stratejik kararların alındığı bir görüşme sonrasında yaşandı. Bu; “Tek mermiyle çoklu atış yapıyorum: Sahada değil, masada verilen kararlara mesaj veriyorum” demektir. Bu, Türkiye’nin geliştirdiği/geliştireceği inisiyatifleri, özellikle de harekâtı önlemek isteyen irade(lere) ait bir sinyaldir. /// Bütün bu yaşadıklarımızda 2013-2015 terör kuşağında olduğu gibi ve/veya 2019’dan beri yaşanan jeopolitik engelleme-zaman kazanma süreçlerinde olduğu gibi, benzer şeyler görüyorum. Ama koca bir fark eşliğinde. O zaman Karabağ Savaşı, Ukrayna savaşı, küresel-teopolitik Gazze manipülasyonu ve İsrail karşı katliamları ile İran-ABD/İsrail savaşları yaşanmamıştı. Bütün bu olaylar dizisi, bu mücadelelerin bağlamında yaşanıyor. O zaman yeni durumu kavramsallaştırmaya çalışalım: 2013-2015 terör saldırı kuşağının çok daha gelişmişi; - Çok eksenli, - Çok aktörlü, - Çok devletli, - Çok alanlı, - Çok zamanlı, - Çok daha tehlikeli, karar mekanizmalarını ve sosyolojik fay hatlarını hedef alma potansiyeli son derece yüksek bir asimetrik saldırı ve maniplasyon kuşağının içindeyiz. /// Bu tür olaylar birkaç sonucu tekil ya da çoklu üretmek ister: - Türkiye’nin kararlarını etkilemek, - Türkiye’yi durdurmak, - Durduramıyorsa oyalamak, zaman tuzağına düşürmek, - Türkiye’yi yanlış yere savurmak. /// Peki ben neden hala ısrarla olası Suriye harekatının peşinde koşuyorum? - Türkiye’de Suriye ön koşullu “Terörsüz Türkiye süreci” çöker. YPG/PKK terör örgütünün Türkiye’ye bir tuzak kurduğu, oyun oynadığı, zaman kazanmaya çalıştığı ortaya çıkar. - Türkiye Suriye harekatına hazırlandığını gösterir. - Türk karar verici heyet (Fidan-Güler-Kalın) Şam’a gider. - Bunlar bazı aktörlerin kırmızı çizgisine girer. - Bu karar verici ziyaretle eş zamanlı Suriye’de çatışmalar çıkar, YPG/PKK ekseninden iddialı, yüksek perdeden tehditler ve mesajlar gelir. - Türkiye’de YPG/PKK paydaşı açık ve kapalı bazı aktörler aktifleşir. - Siyasetteki (iktidar kanadı içindekiler dahil); İran ve ABD eksenlerindeki Kürtçülerin ayrışması ve rekabeti ayak izleri kendini göstermeye başlar. - Ve diğer İrancı ve Atlantikçiler devrededir. - FETÖ devrededir. - Dışarıdaki angajeler maliyetli olduğu için doğrudan karşı çıkamazlar. - O nedenle dış kaynaklı dolaylı, flu, inkâr edilebilir olay-olaylar üremeye başlar. - Bunlar peşi sıra olaylar dizisi şeklinde gelişir. - Diğer radikaller (IŞİD vb) fonda rol alma peşindedir. - Kimi yüksek profilli, merkezde, belirsizken, kimi kenar kuşaktadır. Sonuçta; Türkiye bir karar verirken “arka planda başka dosyalar da açılır” duygusu üretilir. Konsantrasyonu bozulmak istenir, “özellikle zafiyeti olanlar başta” kişisel mesajlar ve etkiler üretilir. Bu tam olarak: çok alanlı caydırma, çok dosyalı baskıdır. Bugün güney merkezli yaşanan olayların kaynak kodunda bir terör devletinin inşaşı ve Türkiye’nin bunu engelleme iradesini kırma çabası vardır. Kuzey merkezli olayların kaynak kodunda da Türkiye’yi savaşta taraf etme çabası. /// Kaza değilse (-ki kaza olsa bile durum okuması çok değişmiyor) bu olay, Libya’dan çok “Suriye karar dosyasını” etkilemeyi amaçlamış bir ön-alıcı baskı ve uyarı hamlesidir. Bunu başarırlarsa amaca ulaşmış olurlar. Libya gibi görünen bu olay Ankara’da yaşanıyor, ama sadece Libya’yı değil Akdeniz’i, Gazze’yi, Suriye’yi, Suriye Harekatını ilgilendiriyor. O yüzden bu mesajın bir özeli bir de geneli var: Özeli: Cephe Suriye, mesaj Ankara, araç Libya. Geneli: Cephe Türkiye’nin stratejik özerkliği, mesaj Ankara, araç Libya. /// Türkiye için aşırı sert tepki de risktir, ama geri çekilme de risktir. Bence doğru olan kararı bozmayıp, yöntemi sertleştirmektir. Bu yoğun asimetri, manipülasyon ve baskı ortamında Türkiye’nin hareket ekseni aslında çok belirgin ve masumdur. İster İran; “Türkiye’yi İsrail’le savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin”, ister İsrail/ABD; “Türkiye’yi İranla savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin.” İster AB-İngiltere Akdeniz denklemini bozmak, Karadeniz’i ısıtmak, ister Rusya Türkiye’yi karşısında değil yanında-yakınında görmek istesin. Türkiye’nin geleceği yakın tehdidini yok etmekten geçer. Çünkü en büyük tehdit, en yakın tehdittir. Bütün bu olaylar, en büyük yani en yakın tehdidi, uzak ve küçük bir tehdit olarak gösterme çabasının bir parçasıdır. Hançer El bu Kemal-El Kaim hattına değdiği an… Türkiye sadece çoklu cepheleri değil, çoklu ihtiras ve dogmaları da çökertmiş olur. Aynı IŞİD ve dogmasını Dabık’ta çökerttiği gibi. Bir ömür öğrenilenle-bir gece sabahlayarak yazılan yazılardan biri oldu. Saygılarımla… Abdullah Ağar 24 Aralık 2025

Abdullah Ağar

142,989 次观看 • 6 个月前

“MÜHÜRSÜZ OYLAR”DA İŞİN GERÇEĞİ NE? “Mühürsüz Oy”a itiraz eden ve durumu genel merkeze bildiren ilk kişi CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’di. (Biçer’i buna itiraz ettiği ve ön seçim istediği için siyaseten tasfiye etti bugünkü “değişimci”ler.) Tur Yıldız Biçer, mühürsüz oy konusunu sabah saatlerinde genel merkeze bildirdikten hemen sonra, Bülent Tezcan, YSK ile konuyu görüştü ve “Mühürsüz oylar geçerlidir” talimatı verdi tüm örgütlere. (Yazılı talimat.) &&& Pazar gecesi seçim bittikten sonra Ankara’ya geldim. Dönemin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na önce ayrıntılı bir mesaj yazdım. Ardından da kendisini aradım. 26. Dönem Whatsup grubuna da düşüncelerimi aktardım. YSK’ya itiraz etmemiz gerektiğinde ısrarcı oldum. Bunun üzerine Grup Başkanvekili Levent Gök aradı ve “Sayın genel başkanla konuşmuşsunuz. Pazartesi ya da Salı günü parti olarak YSK’ya başvuracağız” dedi. Ben ı“Milletvekilleri de orada olmalı” diye ısrar ettim. &&& Bu görüşümü Kılıçdaroğlu’na da aktardım. Bunun üzerine aynı gün, önce Kılıçdaroğlu’nu mecliste dinledik ardından (18 Nisan 2017) saat 15.00 sularında YSK’ya gittik. (Bekaroğlu, Tekin, Yılmaz ve birçok vekil YSK’ya gittik.) Bülent Tezcan, hiç istemeye istemeye itiraz dilekçesi verip basının olduğu kata indi. Bizi görünce pek memnun olmadı. Kısa bir açıklama yaptıktan sonra arabasına bindi. Kapısını kapattı. Arka koltukta ve sağ köşede oturuyordu. Hızlıca yanına gittim ve “Bülent Abi nereye gidiyorsun?” diye sordum. “İşim var gidiyorum” cevabını verdi. Bunun üzerine YSK’daki konuyu hatırlatarak “Abi bundan daha önemli ne işin olabilir. Milyonlarca insan bizden bir umut bekliyor. Gitmeyelim, oturma eylemi yapalım. Parti örgütlerini buraya çağıralım” dedim. “Ben gidiyorum. Genel Sekreter Kamil’le konuşun. Herkes meclise dönecek” diye konuştu. &&& Bunun üzerine Kamil Hoca’nın yanına gittim. Kamil Hoca da “Meclise dönüyoruz” arkadaşlar diyordu vekillere o sıra… İtiraz ettim. “Tüm basın burada. Meclise gidip ne yapacağız. ‘Ben gelmiyorum. Burada kalacağım’ dedim. Kamil Hoca da ‘Biz yürüyerek gideriz basın da bizimle gelir’ cevabını verdi. Uzlaşamadık. Ben, Ali Şeker ve Onursal Adıgüzel YSK’nın önünde alkışlı protestoya başladık. Yaklaşık 2 saat boyunca tek başımıza ve bizi sosyal medyadan duyup gelen 40 - 50 kişi ile alkışlı - ıslıklı - sloganlı protesto gösterisi yaptık. Sonra biz de meclise döndük. Tur Yıldız Biçer, kapalı toplantıda mühürsüz oylar mevzusunu açtı. Ben de referandumda en az 10 bin sandıktan veri alamadığımızı söyledim. Söylesen ne olacak ki? Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl, toplantıya katılmaya gerek bile görmemişti. Şimdi Bülent Tezcan ve Tekin Bingöl, partide “değişim” bayrağı taşıyor. İkisi de bu konularda hiç sorumlulukları yokmuş gibi davranıyor. İkisi de siyasete sanki bu yıl başlamışlar gibi… 😂 Fatura ise koca bir yalan üzerinden sadece Kılıçdaroğlu’na kesiliyor. Bize gelince; bu tür karanlık operasyonlara hep itiraz ettiğim için beni ikide bir Kılıçdaroğlu’na şikayet ettiler ve “Devlet Barış Yarkadaş’tan rahatsız” dediler. Devlet dedikleri de yargıda birlikte iş takibi yaptıkları kişilerdi. Onları da başka bir gün yazacağım.

Barış Yarkadaş

187,122 次观看 • 2 个月前

SİNAN ATEŞ CİNAYETİ OLAY ANI ANALİZİ Sinan Ateş'in cinayet anına dair yayınlanan video ve dava sonrasında, "Sinan Ateş'i Selman Bozkurt mu öldürdü?", "Farklı açılardan farklı mermi girişleri var, Selman Bozkurt neden silahları saklattı?" gibi sorular ortaya çıktı. Sorulara Selman Bozkurt aleyhinde cevaplar verilince bu sefer de "Torbacıları mı savunuyorsunuz?" sorusu başladı. Bu soruyu soranlar ya konuyu bilmiyor ya da bildikleri konuyu değiştirmeye çalışıyor. Eray'ın silahını tutuş açısının Milliyetçi Ülkücü Harekete yapılmaya çalışılan operasyon açısından ne önemi olduğunu anlatayım. Asuman Aranca ve Bilirkişi Raporu Operasyonu 29 Aralık 2023 gecesi, yani Sinan Ateş'in vefat yıl dönümüne bir gün kala Türkiye'nin gündemi Sinan Ateş olacağı için, sadece "işine gelen kısımlara" göre hazırlanmış bilirkişi raporu Asuman Aranca tarafından T24 isimli operasyon sitesinde yayınlanıyor. Sinan Ateş'in de vefat yıldönümü olması sebebiyle bütün Türkiye, yayınlanan rapor paylaşımına bakıyor ve gündem oluyor. Her zaman olduğu gibi herkes, önüne koyulan malzeme ile işine geldiği kısımlarla sosyal medya yargılamasına başlıyor. Gizlilik kararı olmasına rağmen paylaşılan bilirkişi raporlarında Tolgahan Demirbaş'ın konuşmalarında 8-9 ay geriye gidildiği görülmektedir. Bir konuşmada Tolgahan Demirbaş'a karşı yazılan bir mesajda "Ekibi kurmuşlar, kafasına sıkacaklarmış" kısmı alınmış. Ancak konuşmanın başı ve sonu yok. Kimden bahsedildiği belirtilmemiş. Yani hem telefonda bu kadar zaman geriye gidilmiş ve o mesaj bulunmuş, hem de konuşmanın başı ve sonu eklenmemiş. Çünkü Sinan Ateş, başından vurulmuştu. Hikayenin oturması için geçmişteki telefon konuşmasından bu kısım alınarak, cinayetle ilişkilendirmeye çalışıp senaryoyu tamamlamak istediler. Tolgahan Demirbaş, bu konuşmanın kendisine mesaj atan kişi tarafından başka bir olay için bir sinirle söylendiğini ve konunun zaten Sinan Ateş'le de alakalı olmadığını ifadesinde belirtmiş. Bilirkişi raporu yayınlayıp operasyon yapanlar, Tolgahan'ın bu ifadelerini paylaşmadıkları gibi insanların evine pizzacı kılığında tetikçi gönderdiği, adam takibi yaptırdığı, ağzı burun kırdırttığı ortaya çıkan "şerefli bir akademisyen" olarak tanıtılan Sinan Ateş'in dosyadaki konuşmalarını da paylaşmadılar. Onlar için önemli olan çamur at, izi kalsın ve yargı sonucu ne olursa olsun, bu kişiler bu şekilde bilinsin şeklindeydi. Çamur Atarken Kendileri de Çamura Bulaştı Eray'ın silahı tutuş açısı, başı sonu kırpılarak önümüze koyulan bilirkişi raporunu bozuyor. Sinan Ateş'in 1.5 metre dibinden ateş eden Eray'ın, ayakları hedef aldığını net bir şekilde görüyoruz. Kafasından ya da göğsünden vurmak isteyen yani direk öldürmek isteyen kişi, o kadar yakın mesafede zaten bunu yapabilirdi. Zaten Sinan Ateş, yüzünden ya da göğsünden vurulmamış. Ortada yaralama ya da kafasına sıkılma üzerine verilmiş bir talimat yok. Ama bilirkişi raporu kırpılarak hep bu şekilde algılanması ve olayın aylar öncesinden yapılan bir organizasyonmuş gibi gösterilmesi istenilmiş. Bu yüzden sürekli olarak "öldürülme talimatı verildi", "öldürülmek istendi", "kiralık katil tutuldu", "ölüm emrini kim verdi" gibi söylemler ile konuyu Tolgahan Demirbaş'ın geçmiş konuşmalarıyla birleştirmeye çalışıyorlar. Olayı 8-9 ay önceki konuşmalara bağlayan bilirkişi raporu, olayın olacağı zamana dek süren aradaki aylarda Sinan Ateş'in takip edilmesi ya da kendisine karşı bir organizasyon yapılacağına dair ne hikmetse herhangi bir konuşma ortaya koymamış. Bu da yine bilirkişi raporu kullanılarak aradaki süre gözetmeksizin yapılan ayrı bir algı operasyonu. Geçmiş aylardaki konuşmalar kullanılarak Tolgahan Demirbaş'ın da ifadesinde belirttiği gibi kendisi üzerinden olayla alakasız kişileri de dahil etmek istiyorlar. Amaçları, kurumları ve başka kişileri de hedef alıp mahkemede yargılatamasalar bile medyada algı yapılmasını sağlamak! Videonun Devamına Gelelim "Türkiye'nin en önemli cinayeti", "siyasi cinayet", "Ankara'nın ortasında katledilen akademisyen" diye sürekli belirtilen Sinan Ateş cinayetinin olay incelemesi ve rapora dökülmesi konusunda bir sürü hata var. Bu hatalar birçok kişi tarafından dile getiriliyor. Ahmet Keçik, mahkemede verdiği ifadede irkilme kısmını yaralı birisini görmek olarak belirtmiş. Zaten yaralı olan Sinan Ateş'in başında duruyor. Sürekli olayın içerisinden uzaklaştırılan Ahmet Keçik'in Eray Özyağcı ve diğerleri daha fazla ceza alacak olmasına rağmen müşteki olmamasının sebebi nedir? Selman Bozkurt ve Ahmet Keçik tarafından teslim edilen silahların, parmak izi araştırması neden yapılmamış? Olay yeri incelemesinin ve Sinan Ateş'e yapılan otopsinin video kayıtları dava dosyasında neden yok? Selman Bozkurt, yaralı olan Sinan Ateş'e yardım etmeyip Ahmet Keçik'e silahları saklamasını söyledikten sonra Sinan Ateş'in üzerinden kovanları mı topluyor yoksa bir şey mi arıyor?

Mustafa Sapmaz

460,670 次观看 • 2 年前

Ed Seykota gibi, Richard Dennis gibi, Paul Tudor Jones gibi eski efsaneler bir yana, piyasaların "yeni" tarafında en çok sevdiğim traderlarından biri Tom Hougaard. Bu karizma abimizin ÇOK ÇOK ÖNEMLİ bir kitabı var, kitabın ismi: Best Loser Wins: Why Normal Thinking Never Wins the Trading Game Türkçeye çevrilmedi ama kitabın ismini şöyle çevirebiliriz: En İyi Kaybeden Kazanır: Neden Trading'de Normal Düşünce Yapısı Hiçbir Zaman Kazanamaz? Şu yazımda bahsetmiştim bu kitaptan: Aşağıya da kendisiyle yapılan kısa bir röportajı bırakıyorum. Transkripti şöyle: Soru: Konuğum Tom Hogart. Tom, trading öğrenilebilir mi yoksa en iyi traderlar doğuştan mı öyle doğarlar? Cevap: Bir şekilde öyle doğan da var ama trading öğrenilebilir, her şeyin öğrenilebildiğine inanıyorum. Ben de Tiger Woods gibi golf oynama seviyesine erişebilirim, beni Tiger Woods'tan ayıran tek şey tutku ve tekrardır. Soru: Trading için de bu geçerli mi yani, Tutku ve sonra tekrar tekrar uygulama disiplini? Cevap: Tabi, tekrar, tekrar ve tekrar. İnsanlar her akşam bara gidip bir şeyler içtiğinde, TV başında haber ve film izlediklerinde ben oturup grafik çalışıyorum. O günkü işlemlerimin üzerinden geçiyorum. Tiger Woods da öyle, herkes işi bitip de bir cafeye veya eve gittiğinde o çalışıyordu. Ve bu golf sporunda isminin öne çıkmasına ve golfün herkesçe bilinir, tanınır bir spor olmasına yol açtı. Bu onun samimi bir tutkusu ve çabasıydı. Piyasanın siperlerinde her gün mücadele etmek isteyen traderlar için de bu böyle olmalıdır. Aksi takdirde, sadece bir hesap açarsınız ve birbiri ardına batırırsınız. Kendinize trader demek kolaydır ama tutarlı bir şekilde kâr eden bir tüccar seviyesine gelmek çok zordur. Bunun kısa yolu yoktur. Bir kitap satın alınca iş bitmez. Bir kursa katılınca iş bitmez. Direkt olarak kimseden öğrenemezsiniz. Ben size hiçbir şey öğretemem. Sizin kendinize öğretme arzunuzun olması gerekir. Ben en fazla size rehberlik edebilirim. Ama nihayetinde hayatın her alanında, spor, politika, eğitim, başarıyı kendiniz istemelisiniz. Ve %99'u, gerçekten hayal kuran, cesaret eden ve hedeflerine, vizyonlarına doğru giden %1'den ayıran şey budur. Bu, baştan sona Pareto prensibidir., Mevzu şudur, siz bir şeyden kaçmak için mi koşuyorsunuz yoksa bir şeyin üzerine onu çözmek için mi koşuyorsunuz? Bu sorunun cevabı çok şey anlatır. Başarısızlık, hedeflerinize ulaşma yolunda zorlayıcı bir başrol oyuncusudur. Bu yüzden başarısızlığı kullanın, korkun. Başarısız olmaktan çok korkun. Ancak böyle başarılı olacaksınız. Dünyadaki en zengin kişiler, iflas etmekten derin bir korku duyarlar ve iki kat daha fazla çalışırlar. Bunun sihirli bir hapı yok. Burada, Las Vegas'ta yaşayan Andre Agassi, tenis dünyasında 1 numaradan 173 numaraya gerileyip sonra tekrar 1 numaraya çıktığında benim için muazzam bir ilham kaynağı olmuştu. Bunu yapmanın tek yolu saf azim ve kararlılıktır. Az önce röportaj yaptığınız beyefendi, David Paul, bana ticaretle ilgili en önemli şeyi öğretti: Bu teknikte değil, zihindedir. Büyük tüccar ve büyük ticaret zihniyeti zihinde doğar. Başladığınız yer orasıdır. Ben ilk iki, üç yıl hiçbir şey öğrenmedim. Çünkü hesaplarımızı fonluyoruz ve ek iş olarak görüyoruz burayı. Çünkü iyi maaşlı bir işimiz var. Bu sadece hesapları batırmak, geri gelmek, hesapları batırmak, geri gelmek şeklindeki bitmek bilmeyen bir tekrardan ibaret. Bu, meşhur zikzaktır. Herkes yaşar. Ama bir noktada bu zikzaktan yorulursunuz. Bu dramadan yorulursunuz. Ve oturup kendinize, "Tamam, bu değişmeli" dersiniz. Çok az insan bunu yapar. Çok az insanın kendi geçmiş kayıtlarına bakacak, nerede yanlış nerede doğru yaptıklarının detaylarına inecek kadar kendine saygısı vardır. Ve işte %1'i %99'dan ayıran budur. Ama bu iyi, çünkü para kazanmak için o %99'a ihtiyacım var. Birinin bu bedeli ödemesi gerekiyor.

İbrahim Babadağı | Borsanın İzinden

11,419 次观看 • 6 个月前

Mahfi Eğilmez { Mahfi Eğilmez } 🗣️2025 yıl sonu enflasyonunun yaklaşık %30 olacağını varsayıyorum. Şu anda %31 civarında ama biraz daha iner, %30 olur diyelim. Bu oran tek başına mevcut asgari ücretin reel değerini zaten sıfırlıyor. 🗣️Yani aslında hiçbir zam yapılmasa bile, %30’luk enflasyon mevcut asgari ücreti eritmiş oluyor. 🗣️Ama mesele burada bitmiyor. Önümüzdeki yılın enflasyonunu da eklemek gerekiyor. OVP’ye göre 2026 yıl sonu enflasyonu %16. Çünkü asgari ücretli önümüzdeki yıl da kaybetmeye devam edecek. 🗣️2025 %30 + 2026 %16 birlikte alındığında, bizi yaklaşık 33.333 liralık bir asgari ücrete getiriyor. Bu benim gördüğüm minimum telafi seviyesi. 🗣️2025 ortalama enflasyonu yaklaşık %35,9. Zaten kira artış oranları da bu seviyelerde çıkıyor. 🗣️Bu oranı alıp üzerine 2026 için öngörülen %16’yı eklediğimizde, asgari ücret 35.300 – 35.400 lira bandına geliyor. 🗣️Bir de açlık sınırı gerçeği var. Kasım ayı açlık sınırı açıklandı, Aralık henüz açıklanmadı. Aralık için benim tahminim 30.500 lira civarı. 🗣️Açlık sınırı dediğimiz şey sadece gıda harcaması. Bunun içinde kira yok, ulaşım yok, eğitim yok, sağlık yok. 🗣️Buna rağmen bugün tespit edilen 28.075 liralık asgari ücret, açlık sınırının bile altında kalıyor. 🗣️Kira tarafına da bakmak lazım. Bahçeşehir Üniversitesi BETAM’a göre Türkiye genelinde ortalama metrekare kira 240,5 lira. 🗣️Dört kişilik bir ailenin yaşayacağı, 100 metrekarelik bir ev üzerinden düşündüğümüzde, bu 24–25 bin lira civarında bir kira anlamına geliyor. 🗣️Üstelik bu kira rakamları da yıl başında %30–35 civarında artacak ve semte göre ciddi farklılıklar olacak. 🗣️Tüm bu verileri üst üste koyduğumuzda, bugün belirlenen asgari ücret net şekilde yetersiz kalıyor. 🗣️Benim gördüğüm kadarıyla bunun minimum 33 bin lira civarında olması gerekiyordu. 🗣️Daha hakkaniyetli ve gerçekçi bir hesapla bakıldığında ise 35 bin lira civarında olması gerektiğini düşünüyorum. CNBC-e Servet Yıldırım Melis Hazal K. #asgariücret

Abdullah Canlı

58,551 次观看 • 6 个月前

Fenerbahçe Cezası Daha fazla olacak Olayların perde arkası 🗣Sercan Hamzaoğlu: UEFA geldi, İngiliz iki tane müfettiş. Fenerbahçe'nin tüm sözleşmenini kontrol ettiler şikayetlerden sonra. Burada Kerem, biliyoruz Diago Carlos, Mourinho. Artı limit aşımı. Şimdi bu dosyaları burada derlediler, topladılar. Gittiler. 🗣İbrahim Seten : Çok özür dilerim. Diego Carlos ne var ki? 🗣Sercan Hamzaoğlu: Diago Carlos'un da bir şeyinde yanlış bir şey görmüş. Öyle çok böyle bariz bir şey değil ama bu böyle olması lazım. 🗣İbrahim Seten: Ben Ali Gürbüz'e Ali Gürbüz Beyefendi'ye sordum. Bu Fenerbahçe'nin hukuktan sorumlu yöneticisi değil mi? O 6 tane sözleşmeye bakıldı dedi. Yani bence belki de rastgele 6 tane seçip de bakmış olabilirler. 🗣Sercan Hamzaoğlu: O da olabilir ama 3 tane. 3 tane. Kerem, Diego Carlos, Mourinho. 3'ü müfettişler tarafından not alınıyor. Artı limit aşımı. Sonra aradan zaman geçiyor ve benim aldığım bilgi fena başı kesinlikle dedi limit aşımından bir cezası var. Bu onaylandı kesinleşti. Öbür tarafla alakalı da evet o da bir inceleniyor. Onunla alakalı da bir ceza çıkabileceğini ama net bir bilgiye o gün ulaşmadığım için ben özellikle elimde şunu söyledim. O konuyla alakalı kesin bir bilgiye sahip değilim. Evet şu an dosya UEFA'nın elinde. Eğer onu da içine katarak bir ceza da gönderebilirler. Göndermeye de bilirler. Çünkü ne dedi Sayın Hakan Safi? Dedi biz dedi UEFA'yla görüştük federasyon olarak canlı yayında. Biz bu konuyu aramızda kapattık dedi. Artık dedi bundan sonra dedi Kerem Akturkoğlu konusu olmayacaktır. Hatta Beyaz TV'ye bu açıklamaları yaptı. Bu konuyu konuşanlar da olursa art niyetlidir. Fenerbahçe'ni sorgulayın dediler. Şimdi Sayın Başkan Adayı'nın bu açıklamasından sonra ben üzerine daha yorum yapma gereği duymadım. Benim için kapanmıştır o zaman. 🗣İbrahim Seten: Biraz böyle seçime dönük zaten şey yapılıyormuş gibi de geliyor. Bir Hakan safi'yi bir itibarsızlaştırma çabası da görüyorum bunun içinde. İkincisi de şey Saadettin Saran yönetiminin hiç suçu yok. Bütün suç Ali Koç'un Ali Koç yönetiminin deme çabası da görüyorum açıkçası. Tam bir konuyu bütün boyutuyla ele alırsak bence orada bir şüphede bırakmayız. Doğrusu nedir tam bir konuşalım istiyorum sende. Bende de bazı bilgiler var çünkü. Onları karşılıklı istiyorsan konuşalım. 🗣Sercan Hamzaoğlu: Valla abi sendeki o bilgiler daha nettir ama iki tarafta bizle alakası yok diyor. Yani Ali Koç tarafından şimdi birine sordum, mesaj attım. Bunun bizimle alakası yok diyor ama aslında şurada şöyle bir alaka olabilir. %100 olabilecek alaka. Eğer oyuncu kontratları üzerinden de Fenerbahçe bir ceza alırsa bu %100 Ali Koç'u bağlıyor. Çünkü bu 3 isim de Ali Koç yönetiminde Fenerbahçe'ye geldi. Ama bu isimler dışında sadece limit aşımı olursa Bence gelecek mevcut yönetimi de şu anki yönetimi bağlıyor. O yüzden bu UEFA cezayı göndermeden %100 bunda bir şey dememiz mümkün değil. Ama şu da bir gerçek. Hani dediler ya kontrat biz düzelttik ettik. Şimdi benim elimden aldığım bir liste var içeriden. Ve şu an kere maktuk oldu. Mesela maaşı yıllık 222 bin TL. Yani vurduğun zaman aylık 22. Şimdi bu kontrat fesiye edilip yeni baştan yapıldı mı? Ali Gürbüz Bey'e sordum. Yok yapılmadı dedi. Peki federasyonla nasıl ilişkileri düzelttiniz dedim. Onlar bizim Türkiye Futbol Federasyonu biz UEFA konunun nasıl çözülmesi gerektiği anlattık diyor. Bu konuyu yazışmalarımız yaptık bitirdik diyorlar. Şimdi bu onların nezdinde ondan açıklamasına göre bitti bu konu. 🗣İbrahim Seten: Biraz daha açalım. Şimdi niye yapılmadığını söyleyeyim. Yeni mukavele yapabilmen için transfer döneminin başlaması lazım. Şu anda transfer dönemi değil. Transfer dönemi Ocak'taydı. Ocak'taydı ama. Ocaktaydı bu konu. Hayır sonradan geldi UEFA baktı ve değiştir dediği bölüm zaten hiç kimsenin bir hamle yapamayacağı bölümden bahsediyoruz. Şimdi transfer Ağustos'ta mı başlıyor? Diyelim ki liglerin transfer dönemi Temmuz'da başlıyor diyelim. Temmuz'da beraber 5 yıllık 4 artı 1 yıllık bir mukavelesi var bildiğim kadarıyla. O 4 artı 1 yıllık mukaveleyin ilk senesini pas geçecekler. İlk senesi böyle olmuş olacak. Bununla ilgili bana sorarsan Fenerbahçe'ye bir İnce bir yaptırım olabilir. Bununla ilgili bir para cezası da olabilir. Veya uyarı da olabilir. Ama sonrasında yeni 4 yıllık mukaveleyi şey yapacaklar. 222 bin liradan değil hayatın olağan akışına uygun daha evvel bu adamın Benfica'da aldığı maaşa toplam maaşına uygun şekilde artık çünkü bütün rakamlar da biliniyor. Onun bir bölümünü Fenerbahçe verecek. İmaj hakkı bölümü de ayrıca olacak. Ama bunların neredeyse birbirine eşit veya orantılı olması lazım. Parayı da benim bildiğim kadarıyla bunu soruyorlar. Karadaşım Fenerbahçe'nin bu işten zararlı çıkmaması için sen bunu kulübe sponsorluk olarak verecek misin diye soruyorlar. Evet diyor. Bağış veya sponsorluk olarak Hakan Safi bunu vermeyi kabul ediyor. Vergisi dahil hepsini bütün şeyleri kulübe bağışlayacak. Kulüp ödeyecek.

Galatasarayultrataraftar

58,795 次观看 • 2 个月前

🔴HPG GENEL Komutanı Murat Karayılan: Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar. QSD ile Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dâhil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler. Açık ki bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan QSD’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve QSD’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir. Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır. Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır. Bazı çevreler, QSD’nin Kürt-Arap-Asuri-Süryani halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla QSD de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil; emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine QSD’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, QSD’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz. Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor; kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından QSD’nin güçlü olduğunu görünce QSD’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon QSD’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu. Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd., yüzyıldır Kürtlerle birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmelidir. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli; herkes halkların kardeşliğini esas almalıdır. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur. Birçok çevre, Koalisyon güçleri ve Amerika’nın QSD’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu? Şayet QSD’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki QSD’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de QSD’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok. Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan QSD’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı; onu iktidar hâline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değildir. Diğer yandan QSD, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, QSD ile taktik de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk etti. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hâle mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir. Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık hâline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

Humanist(Rojava)

117,907 次观看 • 5 个月前

Bülent Timulenk: Araba devrildikten sonra yol gösteren çok olur. Bunu söylemem için de bir tane sebep vardı. Önç yani şimdi Leroy Senen'in olmadığı, Lang'ın Hollanda mil takımında hiç forma giymeyip 3 haftadır maç yapmadığı bir yerde Yunus'un da kanatlarda oynarken ya da bugünkü oyunu da on numarada da forvet arkasında da verimsizken Galatasaray'ı ileriye taşıyabilecek tek adam Barış alper Yılmaz'ı en uçta oynatmak Galatasaray için Akıllıca bir iş değildi yani. Barış'ın oynadığı Kadıköy'deki derbide 3-0 Galatasaray kazanırken arkasında Mertens vardı. Bir bağlantı oyuncusu vardı. Yani bugün o bağlantıyı yapabilecek kimse yoktu. Barış Alper Yılmaz İkardi'den daha iyi pres yapar mı? Yapar. Ama tekrar söylüyorum. Yani bugün gördüğün gibi kanatlarda Barış olmasa, Barış'ın getirdiği toplar olmasa, Barış bir şeyler yapmaya çalışmasa. Hiçbir şey yapamayacak ki Galatasaray. Barış bu kez en uçta oynasaydı kim getirecekti topu bugünkü performanslarla? Evet sen ikamesi olmadığını söylüyor. Evet yani hani şimdi buradan geriye dönüp devre ortasında İkardini'ye göndermediler yerine Santrofor almadılar vesaire. O kadar böyle bir Osman vurgulu bir oyun var ki. Ama futbolda var bu sakatlıklar yani. Evet bu zaten en çok tartışılan konulardan birisi Osman ile kazanıyor Galatasaray. Valla yani Galatasaray tek direktörünün Kendisine bu türden bir imada bulunan ya da böyle bir yorum getiren insanlara karşı. Sonuçta ben buna bir takım oyunu diye bakarım. Dünyanın en kolay şeyi. O simen kazandırıyor maçları demek. Yani geride kalan on tane adamın da bir şekilde emeği var. Ama yani çok basit olarak hani Beşiktaş derbisinde o simen fark yaratmıştı değil mi? Beşiktaş'ta öyle bir sandrofor yok mesela. Zaten Türkiye'de iki tane bu tipte santrofor var. Birisi o sümen birisi onu aç. Yine farklı özellikleri var. Yani o topu tutmada bir pivot santrofor olarak biliyorsun o sümen toplara çıkar. Fake ile almaya çalışır. Yani çıkmaz bile toplara yani. Ama onun önünde alan presi ve her şeyiyle beraber zaten iki tane böyle komple santrofor varmış gibi görünüyor. Ve fizik olarak birisinin atletizmi diğerinin heybeti. Bütün bunların yan yana getirdiği zaman zaten diğer takımların hepsinde olmayan adamlar bunlar. Maçın dengesi açısından da bir tanesinde ona açı varken öbür tarafta o simen olmayınca zaten yani kantarı bir tarafa ağır basıyordu. Ama bu sadece bunun üzerinden açıklanacak bir şey değil. Çünkü Trabzonspor'da şimdi son dakika bütün hafta oynar oynamaz denilen Mucci'nin de yokluğunda 37 yaşında baka yeme forma giyiyor. Yani şimdi bakıyorsun dahi orta sahanın en dinamik adamı, bunun sadece defansif yönde değil, hat kıran adamı. Şimdi zaten maç öncesi yaptığımız programlarda şunun altını çizdim. Bak birincisi şu, milli aralar sonrası her zaman bir bilinmezdir. Bu bilinmezlik içinde 3 yıl önce Galatasaray faydalandı bundan. Bizim için milli ara değil de dünya kupası arasından sonra Fenerbahçe biliyorsun Trabzon'a gidip mağlup olmuştu. İki takımın da ne futbol oynayacağına dair bir fikrin olamaz 45 gündür ortalıkta olmayan insanların. Şimdi burada da 3 hafta olmazsa işte 18 gün şeyden hani Liverpool maçından beri sayıyorsun. Trabzon sporun daha da geride. Nasıl hazırlandıkları önemli. Kaç tane milli oyuncuları kaç kişiyle hazırlanıyorlar biri Trabzon'da. İstanbul'da geliriz Galatasaray'daki o izin meselesine. Ama işte o noktada o bilinmezliğin içinde asıl hikaye Trabzonspor'da şimdi Muçi'yi bir kenara ayırıyorum. Belli değildi diyorum ona. Olayıyla Batagov'un yokluğu. Nedir bu? Bir kere her türlü şekilde orta sahada Galatasaray'ı avantaj yaratan kağıt üzerinde bir durum. İkincisi de en iyi stoperi yok. Yani şu ligde Milan Şikliner, Batagov, Davinson Sanchez böyle bu sıralamayla ben sayarım. Bu benim seçimim. Batagov yok. Şimdi bunların yerini oynayacak adamların ne vereceği önemliyken Galatasaray cephesinde de

Galatasarayultrataraftar

98,727 次观看 • 3 个月前