Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Hayrettin’in Kaos Show programına katılan avukat, programı neden bıraktığını açıkladı: “Bir engeli varsa o insanı kanala bile çıkarmayın çünkü insanlara bunu izletmek istemedim. Ve ikinci sezonda olmadım. Programa katılan konukların hepsi para alıyordu.”

66,977 views • 5 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Galatasaray'ın yasadışı bahis reklamı alması konusunda TAKİPSİZLİK kararı verilmişti. Bu karara itiraz edilip edilmediğini 5 gündür soruyorum ancak hiçbir yetkili cevap bile veremedi. Son aldığım bilgiye göre itiraz bile edilmediği yönünde zaten 7 günlük itiraz süresi doldu. İşte bu iki yüzlülüktür. Galatasaray, yasadışı bir bahis firmasıyla anlaşma yaptı ve hiçbir ceza almadı. Araştırılmadı bile. TFF Başkanı Hacıosmanoğlu bu konuda savcıların neden böyle bir karar aldığını anlayamadığını açıkladı. Hiçbir yetkili konuyu umursamadı. Vodafone, Hepsiburada ve birçok site casino oyunlarını oynatmaya devam ediyor. Serdar Ortaç yasadışı bahis reklamı yaptı 2 hafta sonra tüm tedbirler kaldırıldı. Sonuç olarak ben bu haberleri yaparken yasadışı bahisin bir suç olduğunu bilyiordum ancak öyle değilmiş. Bunlar Türkiye'de bir sistem haline gelmiş. Yasadışı bahis gayet cezası olmayan ve sıradan bir durummuş. Cumhuriyet savcıları olayın üstüne gidebilecek cesarette değil. Sadece göz boyamak için iki üç kişiye yakalama kararı çıkarttı. Mehmet Şimşek vergi konusunda herkesi sıkıştıracağını söylüyor ancak bahis konusunda tek bir adımı yok. Çünkü o da bunu yapabilecek cesarete sahip değil. O nedenle artık bana yasadışı bahis ile ilgili bir haber atmanıza gerek yok. Hepsi sistemin bir parçası ve bu sistem o kadar büyük ki bunun parasını yemeyen de yok.

ibrahim Haskoloğlu

2,846,164 views • 1 year ago

Çocuklarınızı teknolojiye meylettirin, teşvik edin. Öğrensinler, güçlü olsunlar. Çünkü çağın gücü teknolojidir. Mühendis olsunlar ama aynı zamanda dindar olsunlar. Medrese okusalar bile en azından bir alanda kendilerini geliştirsinler. Bunu örnek ve teşvik olsun diye söylüyorum: Biz medresemizde şu anda elhamdülillah çizim ve bilgisayar programlarını; tasarım ve animasyon modelleme programlarını öğretiyoruz. Bunun dışında yapay zekayı ve kodlamayı öğreniyorlar. Bütün medreselere tavsiyemdir: Medreselerde en az böyle bir şey uygulanabilir. Kodlama zor mu geliyor? Sadece animasyon programları, çizim tasarımı öğrensinler, yeter. Çünkü kodlama programları, animasyon filmleri aslında Müslümanların mesleğidir! Tebliğ aracıdır. O kadar ilim öğreniyorsun, o ilmi insanlara nasıl aktaracaksın? Sadece sohbet ile mi? Herkes bunu dinlemiyor ki! Çocuklar dinlemez, büyükler de yine böyle dinlemez. Onlara bir şekilde anlatman lazım! Bu çok etkili bir yoldur. Mesela sinema, tiyatro sektörü hepsi kimin elinde biliyorsunuz değil mi? Yahudilerin elinde. Onları suçlu bulma! Sen yapmadığın için onlar yaptı. Sen de yap işte! Medreselerimiz çok acil bir şekilde -her medrese kendine göre- bir dal seçebilir. Her medrese bir fenni ilim üzerine durabilir. Kimya olabilir, matematik, geometri olabilir, fizik olabilir. Medresede sadece özellikle kitap üzerinde okuyarak bile yapabileceği bir ilim varsa -faydalı olabilecek bir ilim- bunlar yapılabilir. Onun için başta medreselere tavsiye ediyorum! Alimlere tavsiye ediyorum! Hocalara tavsiye ediyorum! Çocuklarınıza da Müslümanların menfaatine olabilecek meslekler edindirin. Önce medreseye gönderin bir yandan da dünyevi olan mesleklerden de en azından bir tanesini onlara öğretin! Onları teşvik edin! Kafirlere karşı her zaman ellerinde bir güç olsun. Biz zillet içinde yaşamayı kabul edemeyiz! Müslüman azizdir! İzzet içinde yaşar. Bunun için de bilmen lazım! Ne kadar bilirsen o kadar güçlü olursun.

Seyda Feyzullah Konyevi

28,370 views • 1 year ago

Evliliklerin, erkekler tarafından kadınları kullanmak için ortaya çıkartılmış bir kurum olduğunu söyleyen kadın: • Evli erkekler evlendikleri kadınları kullanmıyorlar mı? • Kadınlar tabii ki de kullanılıyorlar. • Sırf evlendikleri için biz bunları neden kullanmak olarak görmüyoruz? • Sırf evlenildi ve diğer kadınlara gösterebileceği bir yüzük, 'beni seçti, benimle evlenmek istedi.' • Bunun tam bir düzmece olduğunu düşünüyorum artık. • Evlilik müessesesinin devam etmesi için erkeklerin oynadıkları bir oyun olarak görüyorum. • Evlendiğiniz zaman bir şeylerin karşılığını vermiyor musunuz? • Erkeklerden o karşılığı da, verdiğiniz karşılığı tam olarak da almıyorsunuz. • Aslında cefasını evlenen kadınlar çekiyor erkeklerin baktığınızda. • Sefasını da ikinci kadınlar belki parası varsa sürebiliyor. • Benim anlattığım durumlarda metreslik değil daha duygusal ilişki olduğu için, o tuzaklara girildiği için, benimki farklı bir konu. • Bunu algılamayan insanlar hep böyle metres, metres, bunlar metres... • Bu şekilde bakarlar ama metreslerin şöyle bir mentalitesi var: • Bana karşılık bir şeyler veriyor, maddi bir kazanç sağlıyor. • Karşıdaki adam da maddi bir şeyler verip ondan istediğini alıyor, böyle düşünün. • Benim anlattığım şeylerde tamamen manipülasyon, başka hiçbir şey değil. • Maalesef ne akıllı kadınlar var ve bilemiyorsunuz, bunlara düşebiliyor. • O yüzden bunları tartışmak istiyorum. • Çünkü bu kadınlar arkadaşlarına bile bunu anlatamayabilir, bunu biliyorum çünkü ben. • Beni istediğiniz gibi sen de böylesin, sen de bunu yapmışsınız diye itham edebilirsiniz, bunlar beni etkilemiyor çünkü ben kendimi biliyorum. • Böyle bir durumun geçmişte var olmuş olması, şu an var olması veya gelecekte var olabilme ihtimali benim anlattığım gerçeklerle alakalı bir şey mi? • Durumu kişiselleştirmeyi de anlamıyorum bu arada. • Biraz evli kadınlar da düşünsün, biz diğer kadınlardan nasıl bu kadar iyiyiz diye bir kocalarına baksınlar. • Belki de başka kadınlar kocalarına baktığı için kocalarını değerli görüyor olabilirler bu denklemde. • Benim de gözlemlediğim, başka bir kadının kocasını istemesi kadını da kocasına bağlı kılıyor.

Jurnal

13,306 views • 5 days ago

Aslında söyleyecek o kadar çok şey var ki… “Reis hâlâ ne duruyor, İsrail’e dalsın… Hani cihat ruhuna sahipti, şimdi neden korkuyor? Ümmeti yalnız bıraktı… Bizi oyalıyor…” Bunları söyleyen ya haindir ya da ahmaktır. Bunu söylediğim için engellemek isteyen varsa bir saniye beklemesin, engeli bassın. Yeter artık! Erdoğan sizin gibi ahmak olmadığı için “Reis” zaten. Sizin gibi yattığı yerden sahte kahramanlık yapmadığı için Gazze’de de, Suriye’de de, Libya’da da ümmetin umudu. İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamları sadece Filistin’i işgal için yaptığını mı sanıyorsunuz? Bir taşla iki kuş vurmak istiyor. O ikinci kuş da biziz. İnadına, göstere göstere katliam yapıyor ki Türkiye müdahale etsin; Amerika’sı, İngiltere’si, Rusya’sı ve sayısını bilmediğimiz devletler yeni bir haçlı seferiyle tepemize binsin. Daha iki yıl öncesine kadar Suriye’de Rusya ve Amerika’dan izin almadan uçak uçuramıyorduk; şimdi askerî hava üssü kuruyoruz. Osmanlı bile istediği yere sefer düzenlemenin bedelini, biraz zayıflayınca misliyle ödedi. Koca imparatorluğu parçaladılar. Şimdi sahte mücahitler “Nedir bu korku?” diyecek. Ben kaç gece “Savaş çıkarsa cepheye giderim, hiçbir şey yapamazsam yiğitlere kalkan olur, son nefesimde şehit olurum.” hayaliyle uyudum. Bir de şu gerçek var: Reis kiminle dalacak? Ülkenin üçte biri orada ölenlere neredeyse seviniyor. Üçte biri “Toprak satmasalardı.” deyip cebini düşünüyor. Geriye kalan üçte bir bizim mahalle… Ama bizim mahallede de İstanbul Sözleşmesi, iklim kanunu, emekli maaşı diyerek bıkmadan usanmadan Erdoğan’ı tehdit edenleri çıkar; geriye kalanlarla mı savaşılacak? En başta dediğim gibi: Yazdığıma bozulan varsa bana laf yetiştirmesin, engeli bassın. Çünkü biz onlarla hiçbir zaman aynı safta olmadık.

Kumandan

13,872 views • 4 months ago

10 bin TL’ye satılan tarak: 🔹 Bu ufak tarak 10.000 TL. 🔹 Tamam 10.000 TL ve markanın en pahalı tarığı bile değil arkadaşlar. 🔹 Bir tarak neden bu kadar para eder özelliğini anlatıyorum. 🔹 Bu Mason Pearson marka tarak. 🔹 Çok köklü bir marka. 🔹 Şu iç kısmı kauçuk olan ilk fırçaları onlar üretmiş bildiğim kadarıyla. 🔹 Bu kadar pahalı olmasının sebebi %100 yaban domuzu kılı olması ve o kılların da yumuşak olanlarından seçilmiş olması, çünkü bu aşırı ince telli saçlar için bir tarak. 🔹 Bu tarakla saçınızı kırmanız neredeyse mümkün değil arkadaşlar. 🔹 Tarağa abansanız bile saçı kıramazsınız. 🔹 Bu arada ben ilk aldığım zaman bunu sahte çıktı zannettim. 🔹 Çünkü yaban domuzu kılını ilk kullanmaya başladığınız zaman çok elektriklendiriyor saçı. 🔹 Ve bir süre sonra ama yok oluyor. 🔹 Yani ne kadar tararsanız tarayın saçınız elektriklenmiyor. 🔹 Ve ince telli saçların normalde aralarına giremediği için diğer taraklar, böyle taradığınız zaman tek tek ayrılmış, bu kadar hacimli görünmez. 🔹 Bir diğer özelliği de bu. 🔹 Bence çoğu insanın hiç ihtiyacı olmayan bir ürün. 🔹 Bir şeyi sadece pahalı diye övmeye çok karşıyım. 🔹 Bu sadece aşırı ince telli saçınız varsa ve böyle nefes alsanız saçlarınız kırılıyorsa falan ancak işinize yarayabilir yani. 🔹 Hatta ben saçımı boyayana kadar da almamıştım. 🔹 Bir diğer özelliği de işte, mesela atıyorum maşa yaptınız. 🔹 Saçı açacaksınız. 🔹 Bu bir sebepten saçın dalgasını hiç düşürmeden açıyor. 🔹 Neden bilmiyorum. 🔹 Yani çok iyi de bir şekillendirme tarağı. 🔹 Yani bir keratin bakımı yaptırsanız o bile ne kadar fazla ki bir kaç seans yaptırmak gerekiyor. 🔹 Hani saçınızın en baştan kırılmaması için düşünülebilir çok dayanıklı bir tarak bu arada. 🔹 Asla bozulmuyor böyle kıl yapısı falan. 🔹 Sadece ıslatamıyorsunuz. 🔹 Ve bu büyük bir handikap. 🔹 Saçınızı ıslakken tarıyorsanız hiçbir işinize yaramaz bence. 🔹 Çok kokuyor çünkü eğer suyla temas ederse. 🔹 Sizce saçma sapan bir fiyat mı bu? 🔹 Yoksa bir tane tarak alayım bir ömür kullanayım değsin der misiniz? 🔹 Aşağı yorumlara bekliyorum.

Netlog Medya

49,156 views • 1 month ago

Erkeklerin kadınları etkileyeceğini sandığı ama kadınları o kadar da etkilemeyen şeyler. Üzgünüm, bu pek mantıklı bir şey ifade etmiyor ama ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Küçük spor arabanız olduğunda, topuklu ayakkabılarım ile eğilip o küçük spor arabaya çömelmek istemiyorum ve muhtemelen sadece hava atıp deliler gibi sürmeye çalışacaksınız, ben de endişeleneceğim ve bunu söyleyemeyeceğim." 〽️: "Ve şey gibi, yani erkekler gerçekten güzel spor arabalar almak için bütün bu zahmete giriyor ve bir sürü para harcıyor gibi hissediyorum. Ve günün sonunda, eğer gerçekten bir kızla dışarı çıkmaya çalışıyorsanız, bu benim için gerçekten eğlenceli değil. Çok küçük, o şeylerin içi çok küçük. Bence bu daha çok sizin için eğlenceli bir tur gibi. Sanırım erkekler onları kızlar için alıyor. Ve eğer onları kendiniz için alıyorsanız, güç sizinle olsun, kendiniz için alıyorsunuz. Ama kızları buluşmalara çıkarmak söz konusu olduğunda, lanet olası küçük Lamborghini'nize ya da lanet olası her neyiniz varsa ona sıkışmaya çalışmak istemiyorum. Birçok kız adına konuştuğuma eminim, yüksek topuklu ayakkabılarım ve kısa elbisemle çok daha mutlu ve çok daha rahat olurdum, böylece yukarı kaymazdı ve Uber'den sipariş ettiğiniz siyah bir SUV gibi olurdu, ve eminim ki bu sizin için zaten çok daha ucuzdur. Üzgünüm, bunda kaba olmak istemiyorum. Ama lanet olası küçük spor arabanıza çömelmek istemiyorum Bölüm 2: Kadınları Mutlu Edecek Uygun Fiyatlı Şeyler 〽️: "Peki, konuyu değiştiriyorum, herhangi bir kızı mutlu edeceğini düşündüğüm çok uygun fiyatlı bir şey. Diyelim ki annesi ve babası milyoner, milyarder ya da banliyöden gelmiş olsun, fark etmez, bence çiçekler. O kadar ucuzlar ki, yanlış anlamayın, çok pahalı da olabilirler. Ama Trader Joe's'a gidiyorum, güzel çiçekler görüyorum, kendi buketlerinizi kendiniz yapabilirsiniz, kelimenin tam anlamıyla 10 dolara güzel bir buket yapabilirsiniz. Her şeyi göze alıp 100 dolarlık buketler de yapabilirsiniz. Ama dürüst olmak gerekirse, çiçekler öyle bir şey ki hangi kız çiçek alsa mutlu olur. Çiçekler bence çok iyi bir yatırım çünkü bilmiyorum, çiçeklerde insanı kur yapılıyormuş gibi hissettiren bir şeyler var. Çok tatlı hissettiriyor. Aslında tek bir kuruş bile mal olmayan ve bence çok tatlı olan ve büyük bir fark yaratan bir diğer şey de kapıyı açmak. Bu çok hoş çünkü bu kelimenin tam anlamıyla söylediğim gibi çok küçük bir şey, hiçbir para maliyeti yok. Ve yani bir erkek kapıyı açmazsa dünyanın sonu değil ama bir araba kapısını açmak, insana yeniden eski zamanlardak gibi hissettiren şeylerden biri. Şöyle ki, sanki hâlâ bir nezaket varmış gibi - o kelimeyi söyleyemiyorum, nezaket. Ne demek istediğimi biliyor musunuz? Hâlâ o duygu var, bana kendimi tekrar... ne bileyim, bir prenses gibi hissettiriyor. Ve hiçbir paraya mal olmuyor." Bölüm 3: Restoranda Sipariş Vermek ve Evde Yemek 〽️: "Peki, bunu beğendim. Şey, yanılıyor olabilirim, kızlar bunun hakkında ne düşündüğünüzü bana bildirin. Bir restoranda kız için sipariş vermek, ne sipariş edeceğimi lanet olası bir şekilde bilmiyorum. Dolayısıyla, eğer benim için siz sipariş verirseniz, bir erkek öylece sipariş verdiğinde bunu gerçekten takdir ediyorum, buna bayılıyorum, muhtemelen nefret etmeyeceğim yemeği bile benim için sipariş edin. Bence bunu yapmanın en iyi yolu muhtemelen farklı farklı şeyler alıp sonra bana ne sevdiğimi sormak, yani sadece sipariş vermek ama 'Ne istersen, benim için sen sipariş ver' demek gibi. Ne? Şey, bilmiyorum, sen sipariş ver." 〽️: "Peki, gerçek bir ilişki içinde olmadığınız sürece, eğer bu hâlâ flört aşamasındaysa, evde yemek yapmayı sevmiyorum çünkü beni dinleyin. Şey, hayattaki birçok kızın giyinip süslenmeyi sevdiğini hissediyorum, dolabımızda tonlarca elbisemiz ve ayakkabımız falan var ve Amazon'da alışveriş yaptığımız bir çağdayız, bunun gibi şeyler, beni bir yere götürün. Ve ayrıca, evde bana yemek pişirmek için alacağın tüm o malzemeler, biftek şu bu, muhtemelen sevimli bir restoranla neredeyse aynı paraya mal olacak

BUZZ medya

34,101 views • 1 month ago

Galatasaray Neden Transfer Yapmıyor Açıkladı 🤔 Kağan Dursun: Herhangi bir durum yok ve en çok merak edilen konuya geliyorum şimdi: kasa dolu mu boş mu? Çünkü işte, Galatasaray'da para yok, Galatasaray ondan kiralık oyunculara gidiyor, vesaire vesaire vesaire, bunlar konuşuluyor. Para var mı yok mu, bu konuyla alakalı belli bir süredir araştırmamı yapıyorum ve şunu söyleyebilirim ki size: Galatasaray'da, evet işte, ne demiştik sezon başında? 6-8-10. Sara'nın ayrıldığı senaryoda 6-8-10. Galatasaray bunları paraya basacak demiştik. Bunun dışındaki diğer bölgelere fazla para harcamak istemiyor demiştik Galatasaray. İşte 10 numara ve orta sahaya para konusunda sıkıntı yok demiştik. Ama bunun dışında şimdi Lesley Ogochukwu transferi de, kiralık artı satın alma gerçekleşince orta sahada, insanlar da tabii merak etti. Bu konuyu net şu şekilde özetliyorum, manşeti veriyorum: Daha önce de konuşuldu bu konu zaten. Sütten dili yanan Sayın Dursun Özbek artık yoğurdu üfleyerek yiyor. Bunu parantez içinde söylüyorum, bu net bilgidir. Daha önce de konuşuldu bu. Başkan diyor ki: "Singo'yu aldık, yatırım yaptık, oyuncu oynamadı bile." Şu anki durumu da ortada. Eğer çok istediğiniz bir oyuncu varsa, kira genç, böyle kendini ispatlamış... Mesela başkan Bruno'ya para vermeye okey. Ya da böyle kendini ispatlamış bir oyuncuya ama genç, böyle hani ismi fazla duyulmamış, kendini daha tam ispatlamamış, o paraları verdiğinize değecek mi değmeyecek mi diye düşünülen oyuncularda başkan diyor ki: "Kiralık artı satın alma alalım, iyi bir performans gösterirse ben parayı veririm, problem yok." Yani kasa boş konusu şu anda gerçekçi değil. Bunu bayağıdır sizin sorularınızı cevaplamak için araştırıyorum. Bir kere daha görüştüm bu konuyla alakalı, çünkü farklı farklı kaynaklarla da görüştüm. Konu, başkan, Singo transferi nedeniyle artık genç oyuncu transferine ve belli noktalarda ismi çok bilinmemiş oyuncuların transferiyle alakalı. Başkan şu anda çok temkinli davranıyor, yoğurdu üfleyerek yiyor. Singo şu anda başkanın düşündüğü ana mesele. Bu mesela forvet transferi için geçerli değil. Çünkü forvet transferinde en başından beri oraya fazla para harcamak istemiyor başkan.

Galatasarayultrataraftar

38,547 views • 1 month ago

Şunun kullandığı üsluba bakar mısınız? Naaşını omuzlarımızda taşıdığımız Mahmud Efendi, Esad Efendi, Mehmet Zahid Kotku Efendi, Ali Haydar Efendi, Sami Efendi Hazretleri ya da yüzlerce yıl önce vefat etmiş ve kabirlerine, ellerimizle ve o zamanki müminlerin kendi elleriyle defin eylediğimiz bu Mübarekler orada yatmıyormuş da topal eşek ölüsü yatıyormuş. Kendi ellerimizle defnettiğimiz kabirlerde bu Mübarekler değil de topal eşek ölüsü(haşa) medfunmuş. Bir ayrım yapmadan bu kıssayı anlatıyor, tüm Evliyaullahı tenzih ederiz demiyor böylece de hepsini zan altında bırakıyor. Sonuç itibarıyla mübareklerin hepsinin kabirlerinin topal eşek ölüleri ile dolu olduğunu söylemiş oluyor. Böylece aynı zamanda millete de hakaret etmiş oluyor. Çünkü Millet; Millet Hacı Bektaşi Veli Hoca Ahmet Yesevi Yunus Emre Hacı Bayram Veli Hazretleri vs vs vs gibi mübareklerin kabirlerini ziyaret ettiğinde aslında topal eşek ölülerini ziyaret ediyormuşlar da haberleri yokmuş. Bu millet bu kadar safmış, ne kadar Evliyaullah kabri varsa, hepsi topal eşek ölüsünün yattığı kabirlermiş. Yazıklar olsun! Şu kullandığı üsluba bakın. Hem o kabirlerde yatan mübareklere büyük hakaret, hem bu kabirleri ziyaret eden milleti aptal yerine koymaktan başka bir şey olmayan bu üsluba, yazıklar olsun! Allah bunun hesabını size sorsun. Bir de bir videosunda ne diyor. Tevhid ehline, gayrimüslim, İslam düşmanı herkes saldırıyor, bir de bunlar saldırıyor diyor. Nerede kendisini dindar olarak tanımlayan kişiler varsa diyor, İslam dışı kişilerle birlikte Tevhid ehline saldırıyor, terörist diyor diye Müslümanları suçluyor. Kimse durduk yerde masum insanlara terörist demez. Terörist damgası size aittir, bunu silemezsiniz üslubunda da değilim ama siz namaz kılmayana bile kafir deyip açık açık bu cümlelerle olmasa da üzerlerine, cihat edilir türünden vaazlar ederseniz, 16-17 yaşlarındaki gençleri, (bunu bilemiyorum ama niyetiniz açıkça bu olmasa da) kışkırtırsanız size söylenecek terminolojiyi siz söyleyin o zaman. Daha geçenlerde kaç tane polisimiz Allahu ekber diye Tekbir getirilerek Şehit edilmedi mi? Bunlar hepsi Müslüman, masum insanlar değil miydi? Polislerimizi şehit edenler sizin hitap ettiğiniz kitle değil mi? Öte yandan Müslümanlar size terörist diyor diye Müslümanları İslam dışı camiayla bir tutuyorsunuz ya, peki şu an sizin yaptığınız ne? Nerede bir müşrik, nerede bir kafir, nerede İslama alaycı bakış açısı ile yaklaşan kişiler varsa hepsi kabirlerle alay etmiyor mu? Siz şu an şu üslubunuzla, Müslümanların değer verdiği insanların naaşlarıyla topal eşek ölüsü diye alay etmiş olmuyor musunuz? Böylelikle siz de İslam düşmanlarının söylemini kullanmıyor musunuz? Demek biz bilemedik öyle mi? Biz mübareklerin naaşları diye gidiyoruz ama hepsi topal eşek ölüsüymüş. Sen bunu nasıl bildin? Bütün dünyadaki yüzlerce yıl önce vefat etmiş ulemanın tamamının yaptığı kabirlerin hepsi topal eşek ölüsü doluymuş öyle mi? Milletin vefat etmişlerine göstermiş olduğu vefa duygusuyla alay ediyorsun ya, Allah bunun hesabını sana sorsun Halis Bayancuk

Ebubekir SOFUOĞLU

105,729 views • 5 months ago

Davos'tan bir Trump geçti! İşte konuşmadan çarpıcı bölümler... BİRLEŞİK KRALLIK EN BÜYÜK PETROL REZERVLERİNİN ÜZERİNDE OTURUYOR AMA ÇIKARILMASINA İZİN VERMİYOR "Avrupa'da, radikal solun Amerika'ya dayatmaya çalıştığı kaderi gördük. Çok uğraştılar. Almanya şu anda 2017'de ürettiğinden yüzde yirmi iki daha az elektrik üretiyor ve bu mevcut şansölyenin hatası değil. O sorunu çözüyor. Harika bir iş çıkaracak. Ama oraya gelmeden önce yaptıkları, sanırım bu yüzden oraya geldi. Ve elektrik fiyatları yüzde altmış dört daha yüksek. Birleşik Krallık, 1999'da ürettiği tüm kaynaklardan gelen toplam enerjinin sadece üçte birini üretiyor. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorlar, dünyanın her yerindeki en büyük rezervlerden biri, ama kullanmıyorlar ve bu onların enerjisinin eşit derecede yüksek fiyatlarla felaket derecede düşük seviyelere ulaşmasının bir nedeni. Yüksek fiyatlar, çok düşük seviyeler. Düşünün, üçte bir ve Kuzey Denizi'nin üzerinde oturuyorsunuz ve şöyle demeyi seviyorlar: "Bilirsin, enerji tükendi." Tükenmedi. Beş yüz yılı var. Daha petrolü bile bulmadılar. Kuzey Denizi inanılmaz. Kimsenin sondaj yapmasına izin vermiyorlar. Çevresel olarak, sondaj yapmalarına izin vermiyorlar. Petrol şirketlerinin gitmesini imkansız hale getiriyorlar. Gelirin yüzde doksan ikisini alıyorlar, bu yüzden petrol şirketleri "Bunu yapamayız" diyorlar. (Petrol şirketleri) Beni görmeye geldiler: "Yapabileceğiniz bir şey var mı?" Avrupa'nın harika olmasını istiyorum. Birleşik Krallık'ın harika olmasını istiyorum. Dünyadaki en büyük enerji kaynaklarından birinin üzerinde oturuyorlar ve kullanmıyorlar. Aslında elektrik fiyatları yüzde yüz otuz dokuz fırladı. Avrupa'nın her yerinde yel değirmenleri var. Her yerde yel değirmenleri var ve kaybediciler. Fark ettiğim bir şey, bir ülkede ne kadar çok yel değirmeni varsa, o ülke o kadar çok para kaybediyor ve o ülke o kadar kötü durumda. Çin neredeyse tüm yel değirmenlerini yapıyor, ama ben Çin'de hiç rüzgar çiftliği bulamadım. Bunu hiç düşündünüz mü? Çinlilerin akıllı olduğunu görmenin iyi bir yolu. Akıllılar. Çin çok akıllı. Onları yapıyorlar, bir servet karşılığında satıyorlar. Onları satın alan aptal insanlara satıyorlar, ama kendileri kullanmıyorlar. Birkaç büyük rüzgar çiftliği kurdular, ama kullanmıyorlar. İnsanlara nasıl göründüklerini göstermek için onları koydular. Oradaki rüzgar gülleri dönmüyor." BİZ OLMASAYDIK HEPİNİZ ALMANCA VEYA JAPONCA KONUŞUYOR OLURDUNUZ. GRÖNLAND'I VERİSENİZ MİNNETTAR OLURUZ, VERMEZSENİZ BUNU UNUTMAYIZ "Nihayetinde, bunlar ulusal güvenlik meseleleridir ve belki de mevcut hiçbir konu, durumu şu anda Grönland ile olanlardan daha net hale getirmiyor. Grönland hakkında birkaç kelime söylememi ister misiniz? Ben, bunu konuşmadan çıkaracaktım, ama düşündüm ki... Sanırım çok olumsuz değerlendirilirdim. Hem Grönland halkına hem de Danimarka halkına muazzam saygım var, muazzam saygım var. Ama her NATO müttefikinin kendi topraklarını savunabilme yükümlülüğü var ve gerçek şu ki, Amerika Birleşik Devletleri dışında hiçbir ulus veya ulus grubu Grönland'ı güvence altına alma konumunda değil. Biz büyük bir güçüz, insanların anladığından çok daha büyük. Sanırım bunu iki hafta önce Venezuela'da öğrendiler. Bunu İkinci Dünya Savaşı'nda gördük, Danimarka sadece altı saatlik savaştan sonra Almanya'ya düştü ve ne kendisini ne de Grönland'ı savunamadı. Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri o zaman Grönland topraklarını tutmak için kendi güçlerimizi göndermeye mecbur kaldı, yaptık, bunu yapmak için bir yükümlülük hissettik, ve tuttuk, büyük maliyet ve masrafla. Oraya girme şansları yoktu ve denediler. Danimarka bunu biliyor. Kelimenin tam anlamıyla Grönland'da Danimarka için üsler kurduk. Danimarka için savaştık. Başka kimse için savaşmıyorduk. Onu kurtarmak için, Danimarka için savaşıyorduk. Büyük, güzel bir buz parçası. Ona toprak demek zor. Büyük bir buz parçası. Ama Grönland'ı kurtardık ve düşmanlarımızın yarımküremizde ayak basmasını başarıyla önledik, bu yüzden bunu kendimiz için de yaptık. Ve sonra savaştan sonra, ki biz kazandık, büyük kazandık. Şu anda biz olmasaydık, hepiniz Almanca ve biraz Japonca konuşuyor olurdunuz belki. Savaştan sonra Grönland'ı Danimarka'ya geri verdik. Bunu yapmak ne kadar aptallıktı! Ama yaptık. Ama geri verdik. Ama şimdi ne kadar nankörlük ediyorlar? Hiçbir şey talep etmedik ve hiçbir şey almadık. Açıkçası durdurulamaz olacağımız bu noktada aşırı güç ve kuvvet kullanmaya karar vermedikçe muhtemelen hiçbir şey alamayacağız. Ama bunu yapmayacağım, tamam mı? Şimdi herkes "Oh, iyi" diyor. Bu muhtemelen yaptığım en büyük açıklama çünkü insanlar güç kullanacağımı düşünüyordu. Ben, ben güç kullanmak zorunda değilim. Güç kullanmak istemiyorum. Güç kullanmayacağım. Amerika Birleşik Devletleri'nin istediği tek şey Grönland adında bir yer, zaten onu vasi olarak elimizde bulundurmuştuk ama 2. Dünya Savaşı'nda Almanları, Japonları, İtalyanları ve diğerlerini yendikten sonra, çok uzun zaman önce değil, saygıyla Danimarka'ya geri verdik. Onlara geri verdik. Yani NATO'dan elde ettiğimiz şey Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nden ve şimdi Rusya'dan korumak dışında hiçbir şey. Yani, onlara yıllarca yardım ettik. Hiçbir şey almadık, NATO için ödeme yaptık dışında ve ben gelene kadar yıllarca ödeme yaptık. NATO'nun yüzde yüzü için ödeme yaptık, bence, çünkü faturalarını ödemiyorlardı. Ve tek istediğimiz Grönland'ı almak, tam mülkiyet hakkı ve sahiplik dahil, çünkü onu savunmak için sahipliğe ihtiyacınız var. Bir kiralama üzerinden onu savunamazsınız. Birincisi, yasal olarak, bu şekilde savunulabilir değil, kesinlikle. Ve ikincisi, psikolojik olarak, kim bir lisans anlaşmasını veya kiralamayı savunmak ister ki, okyanusun ortasında büyük bir buz parçası, eğer bir savaş olursa, eylemin çoğu o buz parçası üzerinde gerçekleşecek? Bir düşünün. O füzeler o buz parçasının tam merkezinin üzerinden uçacak. Danimarka'dan ulusal ve uluslararası güvenlik için ve çok enerjik ve tehlikeli potansiyel düşmanlarımızı uzak tutmak için, istediğimiz tek şey üzerine şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük altın kubbeyi inşa etmek için bu toprak. Yani dünyayı korumak için bir buz parçası istiyoruz ve vermiyorlar. Başka hiçbir şey istemedik ve o toprak parçasını tutabilirdik ve tutmadık. Yani bir seçenekleri var. Evet diyebilirsiniz ve çok minnettar olacağız, ya da hayır diyebilirsiniz ve hatırlayacağız." MACRON'U O GÜZEL GÜNEŞ GÖZLÜKLERİYLE İZLEDİM, NE OLMUŞ ÖYLE İlaç fiyatları için en çok tercih edilen ulus politikam altında, reçeteli ilaçların maliyeti hesaplama şeklinize bağlı olarak % 90’a kadar düşüyor. Beş, altı, yedi, sekiz yüz yüzde de diyebilirsiniz. Bunu hesaplamanın iki yolu var. Ama her başkanın istediği bir tercih edilen uluslar politikamız var, hiçbir başkan alamadı. Ben aldım ve diğer uluslar onayladı ve bunu almak için tarifeleri kullanmak zorunda kaldım, çünkü "Asla!" dediler. Başka bir deyişle, Londra'da on dolar olan bir hap, yüz otuz dolar. Londra'da on dolar, New York'ta veya Los Angeles'ta yüz otuz dolar ve "Vay canına, bu kötü" dedim. Arkadaşlarım derdi, "Biliyorsunuz, Londra'ya gidiyoruz, bu şeyleri neredeyse bedava satın alabiliyorsunuz. Dünyanın her yerine gidiyoruz, neredeyse bedava satın alabiliyoruz." Çünkü temelde, Amerika tüm dünyayı sübvanse ediyordu çünkü başkanlar bundan kurtulmalarına izin verdi. Çok zor oldu. Bu yüzden Emmanuel Macron'u aradığımda, dün onu o güzel güneş gözlükleriyle izledim. Ne halt oldu? [gülüyor] Onu biraz sert tavırlarıyla izledim, ama bir hap için on dolardaydı ve dedim ki, "Emmanuel..." Ve... tüm büyük ilaç şirketleri tam mutabakat halinde. Bu arada kolay değildi. Serttirler, akıllıdırlar. Bu dolandırıcılıktan uzun zamandır kurtuluyorlardı, ama vazgeçtiler. Ama dediler ki, "Ülkelerin bunu onaylamasını asla sağlayamazsınız." "Neden?" dedim. "Çünkü sağlayamazsınız. Her zaman dediler ki, 'Daha fazla ödemiyoruz. Geri kalanını Amerika Birleşik Devletleri'nden alın.'" Yani yıllar içinde, aynı kaldılar. Biz sadece yukarı, yukarı, yukarı gittik ve, yani, on üç, on dört, on beş kat daha fazla öderdik belirli ülkelerin ödediğinden. Ben de dedim ki, "Hayır, yüzde yüz onaylayacaklar." "Efendim, onaylamalarını asla sağlayamazsınız." "Garanti ediyorum" dedim. Ama aslında Emmanuel ile başladım, muhtemelen odada da var ve onu seviyorum. Aslında onu seviyorum. İnanması zor, değil mi? Ve dedim ki, "Emmanuel, o hapın fiyatını yirmi dolara, belki otuz dolara çıkarmak zorunda kalacaksın." Düşünün. Yani bu, bu demek oluyor ki reçeteli ilaçlar iki katına çıkıyor. Üç katına çıkabilir, dört katına çıkabilir. Kolay değil. "Hayır, hayır, hayır, Donald, bunu yapmayacağım." "Evet, yapacaksın, yüzde yüz" dedim. "Hayır, hayır, hayır. Benden iki katına çıkarmamı istiyorsun" dedi. "Emmanuel, otuz yıldır reçeteli ilaçlarla Amerika Birleşik Devletleri'nden faydalanıyorsun. Gerçekten yapmalısın ve yapacaksın, hiç şüphem yok. Aslında, yüzde yüz eminim sen-" "Hayır, hayır, hayır, bunu yapmayacağım." Çünkü, evet, ona karşı adil olmak gerekirse, iki katına veya üç katına çıkarmak zorunda, çünkü dünya Amerika Birleşik Devletleri'nden daha büyük bir yer olduğu için, ortada buluşmanız değil, sadece biraz yukarı çıkmanız gerekiyor ve biz çok aşağı iniyoruz. Onlar biraz yukarı çıkıyor, biz çok aşağı iniyoruz. Yani biz yüz otuz dolardayız, onlar on dolarda, bu yüzden yirmi veya otuza çıkmak zorunda kalabilirler, bundan fazla değil. "Emmanuel, iki katına veya üç katına çıkartacaksın" dedim. "Hayır, hayır, hayır." "İşte hikaye, Emmanuel. Cevap, bunu yapacaksın, hızlı yapacaksın. Ve eğer yapmazsan, Amerika Birleşik Devletleri'ne sattığın her şeye yüzde yirmi beş tarife koyuyorum ve şaraplarına ve şampanyalarına yüzde yüz tarife, ve bu istediğimin yaklaşık on katı. Ve yapacaksın. Bunu halka açıklamak istemiyorum, ama beni bunu yapmaya zorlayabilirsin." "Hayır, hayır, Donald, yapacağım. Yapacağım." Ülke başına ortalama üç dakika sürdü, aynı şeyi söyleyerek, "Yapacaksın." Hepsi "Hayır, hayır, hayır, yapmayacağım. Benden reçeteli ilaç maliyetini iki katına çıkarmamı istiyorsun-" dediler. "Doğru, çünkü otuz yıldır bizi kandırıyorsun" dedim. Ve "Bunu yapmayacağız" dediler. "Sorun değil. Pazartesi sabahı, yirmi beş, otuz, elli..." Farklı ülkeler için farklı rakamlar verdim. Bu da ulusal güvenlik hakkında konuşuyoruz. Olamaz-- Adil değil. Tüm dünyayı sübvanse etmeyeceğiz ve bu ülkelerin her biri bunu yapmayı kabul etti. JEROME 'TOO LATE (ÇOK GEÇ)' POWELL Çok uzak olmayan bir gelecekte yeni bir Fed başkanı açıklayacağım. Sanırım çok iyi bir iş çıkaracak. Bakın, bazılarını verdim. Elimizde bir şey var ama çok saygı duyulan bir isim. Hepsi saygın. Onlar, onlar harikalar. Görüştüğüm herkes (adaylar) harika. Hepsinin sanırım harika bir iş yapabileceğini düşünüyorum. Sorun şu ki işi aldıktan sonra değişiyorlar. Yapıyorlar. Bilirsiniz, duymak istediğim her şeyi söylüyorlar ve sonra işi alıyorlar. Altı yıllığına kilitleniyorlar. İşi alıyorlar ve bir anda, "Hadi oranları biraz yükseltelim." Onları arıyorum, "Efendim, bunun hakkında konuşmamayı tercih ederiz." İnsanların işi aldıklarında nasıl değiştikleri inanılmaz. Çok kötü. Bir tür sadakatsizlik, ama doğru olduğunu düşündüklerini yapmalılar. Şu anda korkunç bir başkanımız var, Jerome "Çok Geç" Powell. Her zaman çok geç kalıyor ve faiz oranlarında çok geç kalıyor, seçimden önce hariç. O zaman diğer taraf için gayet iyiydi. Yani biz, harika birini atacağız ve umarız doğru işi yapar." İSVİÇRE'YE TARİFEYİ YÜZDE 30 YAPTIM, BAŞBAKANI ARADI. TARİFEYİ YÜZDE 39'A ÇIKARDIM, ORTALIK KARIŞTI. ROLEX BENİ ZİYARETE GELDİ İ"sviçre ile bir vaka yaşadım. İsviçre'de olmamız tesadüf oldu. Belki size kısa bir hikaye anlatırım. Ama hiçbir şey ödemiyorlardı. Güzel saatler, harika saatler yapıyorlar, Rolex, hepsi. Ürünlerini gönderdiklerinde Amerika Birleşik Devletleri'ne hiçbir şey ödemiyorlardı ve 41 milyar dolarlık bir açığımız vardı. 41 milyar bu güzel yerle. Üzerinden uçtuk. Güzel değil mi? Ben de dedim ki, "Hadi onlara yüzde 30 tarife koyalım ki bir kısmını geri alalım," hiç değilse. Hala büyük bir açığımız olurdu. 41 milyar $. Bu büyük bir açık ve dedim ki, "Hadi bir tarife koyalım..." Farklı tarifeler, farklı yerler. Hepiniz bunlara tarafsınız, bazı durumlarda kurbanısınız, ama sonunda adil bir şey ve çoğunuz bunu fark ediyor. Ama İsviçre'ye % 30 tarife koyduk ve ortalık karıştı. Arıyorlardı, yani inanmazsınız ve İsviçre'den çok fazla insan tanıyorum, inanılmaz yer, inanılmaz, zeki yer. Ama fark etmedim ki... Onlar sadece bizim sayemizde iyiler ve başka pek çok örnek var. Yani, biz, muhtemelen başka yerler, ama kazandıkları paranın çoğunluğu bizim sayemizde, çünkü onlardan asla bir şey almadık. Yani geliyorlar, saatlerini satıyorlar, tarife yok, hiçbir şey yok. Çekip gidiyorlar, sadece bizden kırk bir milyar dolar kazanıyorlar. Ben de dedim ki, "Hayır, bunu yapamayız, bu yüzden artıracağım." Hala bir açığım olurdu, oldukça önemli, ama yüzde otuza çıkardım ve, sanırım başbakan, başkan olduğunu sanmıyorum, başbakan olduğunu düşünüyorum aradı, bir kadın ve çok tekrar ediciydi. "Hayır, hayır, hayır, bunu yapamazsınız, % 30. Bunu yapamazsınız. Biz küçük, küçük bir ülkeyiz" dedi. Dedim ki, "Evet, ama büyük, büyük bir açığınız var. Küçük olabilirsiniz ama büyük ülkelerden daha büyük bir açığınız var." "Hayır, hayır, hayır, lütfen, bunu yapamazsınız" dedi. Aynı şeyi tekrar tekrar söylemeye devam etti. "Biz küçük bir ülkeyiz." Dedim ki, "Ama açısından büyük bir ülkesiniz..." Ve açıkçası beni yanlış yönden ovdu. Ve dedim ki, "Tamam. Teşekkür ederim, hanımefendi. Takdir ediyorum. Bunu yapmayın. Çok teşekkür ederim, hanımefendi." Ve tarifeyi % 39 yaptım ve sonra gerçekten ortalık karıştı ve herkes beni ziyaret etti. Rolex beni görmeye geldi. Hepsi beni görmeye geldi. Ama fark ettim ve azalttım, çünkü insanlara zarar vermek istemiyorum. Onlara zarar vermek istemiyorum. Ve daha düşük bir seviyeye indirdik. Yükselmeyeceği anlamına gelmiyor, ama daha düşük bir seviyeye indirdik. Ama şimdi tarife ödüyorlar. Ama, ama fark ettim ki birçok böyle yerimiz var, Amerika Birleşik Devletleri sayesinde servet yapan yerler. Amerika Birleşik Devletleri olmadan, hiçbir şey kazanmazlardı. Düşünün, İsviçre bizden 41 milyar dolar kazandı ve dediği gibi, küçük bir yer."

CNBC-e

34,242 views • 7 months ago

Golde ofsayt falan yok Nihat Kahveci: Bugün 12 Nisan Pazar. Evet. 2025-2026 sezonu başlıyor arkadaşlar. Gerçekten. 5 maç mı kaldı? 5 maç kaldı abi. 15 puan var alınacak. Galatasaray 2 puan farkla lider. Fenerbahçe 2. Trabzonspor 3. ve liderle puan farkı 4. 3 takımında oynayacağı 5 maç kaldı. 12 Nisan 2026 günü bu akşam şu dakikadan itibaren yepyeni bir 5 maçlık birbirinden önemli finallerin olduğu. Çünkü biz oturuyoruz, fikstürleri konuşuyoruz. Kazanır kazanır, çok zor kaybeder. Zoru kazananlar, kolayı kaybedenler. Buna Fenerbahçe'de dahil Galatasaray'da karşılığını verdi. Bugün ikinci yarıda... İkinci defa kendi sahasında seyircisi önünde puan kaybı yaşadı. Sezonun ilk maçıydı. İkinci ayın ilk maçı. Antep maçında beraberlik vardı. Bugün de Kocaelispor'a beraber kaldı. Neden beraber kaldı anlatacağız. Maç önünde yaşanan kaos ortamı, o, bu, şu. Konsantrasyon eksikliği var mıydı, yok muydu? Oyuna yansıdı mı, yansımadı mı? İlk yarıda Kocaeli Rakip Kale'ye neden gidemedi? İkinci yarıda Rakip Kale'ye neden bu kadar rahat geldi? Golünü neden attı? Galatasaray o golü neden yedi? Ne oldu? Hepsini konuşacağız. Gerçekten yüreklerin dayanamayacağı lafı şu andan itibaren başlıyor. Öyle bir sezon bizi bekliyor. İşin rengi tadı hani çileyi deriz ya Galatasaray Fenerbahçe derbisi var abi. İki hafta. Bak ikisini birbiriyle oynayacağı. Sonuçta şu an yine ipler Galatasaray'ın elinde. Ama şunu söyleyeyim. Ama ipler Fenerbahçe'nin de eline geçti bu skor. Yenerse Fenerbahçe kalan maçlarını kazanırsa. Oraya geldi bu sefer. Galatasaray'da kazanırsın. Tabii ki. Hatta Galatasaray'ın bir Fenerbahçe ile beraber kalma hakkı da var şu anda. Sonra gola varaja bakılacak herhalde o zaman. 2 puan önde ya. Fenerbahçe ile beraber kalma hakkı var Galatasaray'ın. İş valla buraya geldi. Galatasaray'ın. Bizi izleyen Galatasaraylılara söylüyorum. Dakika 54 ile 78 arası ikinci yarıda Galatasaraylı futbolcular neredeydi? Merak ediyorum, soruyorum. Çünkü ben korneri not alırım, avutu not alırım. Vurdu, defansa çarptığı not alırım. Notlarıma bakıyorum abi. 71'de yalandan bir not almışım. Ne aldın acaba merak ettim. Abdülkelim Orta Kaleci demiş. Bak bunu bile not aldım. Kalsa 24 dakika 1-0. Ben tamam maç bitti havasında izledim. Futbolda 2-0'ın bile garantisi yokken 1-0 iç sahada. Bu kadar kritik maçta 25 dakika uyuyamazsın abi. Bedelini ödetirler sana. Selçuk Hoca'nın da oyuncu değişiklikleri. Can oyuna, Tayfur oyuna, Petkoviç oyuna. Can Diriplik, Çalım Yakovsa orta. Tayfur Kontrol muhteşem dokunuş. Petkoviç'in bitiriciliği. Offside ve offside de yok orada. Adam offside de, Uğurcan sol tarafta. Yok yok canım. Burada hiç tartışmayalım. Bu offside falan değil. Ama enteresan bir şekilde Galatasaray Kocaeli maçlarında böyle pozisyonlar oluyor. Ama bunun bende tartışması yok. Çünkü oyuncu bambaşka köşede. Uğurcan diğer tarafta diye. Bak oyunu aldığı 3 oyuncu. Golün içinde Kocaeli'de. Ve zaten Kocaeli ikinci yarıda. Üçüncü bölgelere geldi. Direkten dönen top vardı.

Galatasarayultrataraftar

78,357 views • 4 months ago

Amerika’yla ilgili ilk izlenimlerini anlatan hanımefendi; Amerikalılar gerçekten pis insanlar. Şimdi no offense, gerçekten pisler. Bir kere tuvalet musluğu kullanmıyorlar. Neyse, yani biraz pis bir konu üstünde durmak istemiyorum. Bir de bunun yanında, tuvalet kağıdı, ıslak mendil, yüzey temizleme mendilini bile klozete atıp sifonu çekiyorlar. Çöp kovası kullanmıyorlar tuvalette. Ben bunu oda arkadaşımdan öğrenmiştim geldiğimde. Şimdi ben Türkiye’de ne yapıyorsam aynısını yapmaya devam ettim. Sonra kız bana geldi ikinci gün şey dedi: 'Neden bunu buraya koyuyorsun ki, klozetin içine niye atmıyorsun?' dedi böyle, sanki ben malmışım gibi. Birincisi, ben mal değilim, sen pissin. İkincisi, statü ayırmıyorlar. Herhangi birine saygı duymak için title’a ihtiyaç duymuyorlar. Yani bir işletmenin patronuna da aynı saygıyı gösteriyorlar, atıyorum temizlik görevlisine de aynı saygıyı gösteriyorlar. Bence bu müthiş bir şey, Türkiye’de de olması gereken bir şey. Çünkü insan olarak nitelendiriyorlar karşısındaki kişiyi. Yani title’ı gerçekten umurlarında değil, müthiş bir şey. Keşke Türkiye’de de bu olsa. Ben çok fazla denk geldim Türkiye’de ki patronları, herkes biliyor zaten Türkiye’deki patron onları. Bu benim bayağı hoşuma giden bir şey, dikkat ettiğim bir şey yani daha doğrusu. Bir diğeri, saygıyla alakalı. 10 yaşındaki küçücük kız, 50 yaşındaki kocaman adama ismiyle hitap ediyor. Şimdi tabii ki de burada abi, abla gibi hitaplar olmadığı için tabii kültürler farklı. Ben buna biraz zorlanmıştım yani, hani abla, abi diyesim geliyor içimden. O Türk tabii ki de atamıyorum ama daha sonra şunun farkına vardım; birinin saygıyı hak etmesi için yaşının bir önemi yok aslında, yaptıklarının bir önemi var. Böyle olunca da buna da bir noktada alıştım. Dördüncüsü, keyif pzvleri. Amerikalılar inanılmaz çilli insanlar. Eğlenmeyi biliyorlar. Adamlar o kadar keyiflerine düşkün ki, ya bu refah seviyesiyle çok doğru orantılı. Bunun da bilincindeyim. Keşke Türkiye’de de böyle olsa. Maalesef değil, bayağı kıskandığım bir şey. Adamlar eğlenmeyi biliyor, çilliyorlar, memnunlar, hayatlarından memnunlar yani, keyif almaya bakıyorlar. Her şeyden keyif alıyorlar. Hiçbir şeyi zorla, yapmak zorunda oldukları için yapmıyorlar. Çalıştıkları işi bile tabii ki de para kazanmak hepimiz zorundayız, onlar da zorunlu ama onlar işlerini gerçekten çok severek yapıyorlar. Hiç bir tane bile somurtan Amerikalı görmedim. Herkes herkese merhaba, selam diyor. Bak tanımıyorlar birbirlerini, yoldan geçiyorlar bildiğiniz ve bu arada verdiğiniz cevap önemli değil, umurlarında değil. Sadece istedikleri laf atmak. İnanılmaz pozitifler, eğlenmeyi çok iyi biliyorlar. Kaç kere bunu diyeceğim ama artık eğlenmeyi biliyorlar, bu da kıskandığım bir şey. Ve son dikkat ettiğim şey de şu ki, inanılmaz sığ görüşlü insanlar var. Yani Türkiye’de de böyle insanlar olduğu için alış yani kolay alıştım. Biliyorum insanlara bu konuda nasıl davranmam gerektiğini zaten. Ya böyle futbol takımı gibi şeylerden bahsetmiyorum, özellikle din ve siyaset konularında inanılmaz sığ görüşlüler. Hani onlardan bir tık daha farklı düşünün, sizi tamamen hayatlarından falan silecek seviyeye geliyorlar. Fikirlerini değiştirmeleri çok zor, yani Türkiye’de de aynı zaten yani Ak Partililer falan aynı da, neyse işte anladınız. Yani sadece Ak Parti özelinde demiyorum, bütün siyasi partiler için bunu diyorum şimdi. Açıklamamı da bir düzgün bir şekilde yapayım, bunu dipnot gibi geçeyim. Böyle, şu anda bunları fark ettim. Daha fark ettiğim, benim garibime giden başka bir şey varsa, aa, porsiyonlar çok büyük! Ha, bunu söylemiştim zaten. Porsiyonlar inanılmaz büyük. Amerikalılar bu yüzden obez bence. O kadar büyük ki bir şeyin en küçüğünü alıyorum bitiremiyorum. Bir videoda göstereceğim galiba. Kendime küçük boy, küçük boy cornflakes aldım ve gerçekten benim gövdem kadar. Ki ben öyle minyon çıtı pıtı minik bir kız değilim yani ben 1.65’im, benim gövdem kadar. Porsiyonlar çok büyük. Neyse, bu kadardı."

Netlog Medya

78,694 views • 2 months ago

Okuyalım ve RT yapalım inşallah konu mühim! 👇 Aslında söyleyecek o kadar çok şey var ki; * Reis hala ne duruyor, İsrail'e dalsa ya.. * Reis hani cihat ruhuna sahipti şimdi neden korkuyor.. * Reis ümmeti yalnız bıraktı.. * Reis bizi oyalıyor.. Bunları söyleyen ya haindir, ya da ahmak.. Vallahi bunu söyledim diye engellemek isteyen saniye beklerse kahpedir.. Yeter yaa Erdoğan sizin gibi ahmak olmadığı için Reis zaten.. Erdoğan sizin gibi yattığınız yerden sahte kahramanlık yapmadığı için Gazze'de de, Suriye'de de, Libya'da da ümmetin umudu.. İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamlar sadece Filistin'i işgal için mi sanıyorsunuz.. Bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor.. O ikinci kuş biz oluyoruz.. İnadına, göstere göstere katliam yapıyor ki Türkiye kendisine müdahale etsin.. Amerika'sı, İngiltere'si, Rusya'sı ve sayısı belli olmayan bilmem kaç tane devlet haçlı seferi ile tepemize binsin.. Daha altı ay öncesine kadar Suriye'de Rusya ve Amerika’dan izin almadan uçak uçuramıyorduk, şimdi askeri hava üssü kuruyoruz.. Osmanlı'da bile istediğimiz yere sefer düzenlemenin bedelini biraz zayıflayınca misliyle ödettiler bize.. Koskoca imparatorluğu parçaladılar.. Şimdi sahte mücahitler diyecekler ki nedir bu korkun.. Ben kaç gece savaş çıkarsa cepheye kaçak gider hiçbir şey yapamazsam yiğitlere kalkan olur son demimde şehit olurum diye hayal kurmanın heyecanıyla yatağa girdim.. Bir de şöyle bir şey var ki, - Reis kiminle dalacak.. * Ülkenin üçte biri orada şehit olanların ölmesinden zevk alıyor.. * Üçte biri onlar da toprak satmasaydı deyip sadece kendi cebini düşünür.. * Geriye kalan üçte bir de bizim mahalle.. Bizim mahallede de İstanbul sözleşmesi, İklim kanunu, Emekli maaşı ile bıkıp usanmadan Erdoğan'ı tehdit edenleri çıkart; Geriye kalanlarla mı dalacak.. En başta dediğim gibi yazdığıma bozulan varsa bana laf yetiştirmesin, bassın engeli.. Çünkü biz onlarla hiçbir zaman aynı safta olmadık... #GazaStarving Türkiye Birleşik Devletleri #Gazzeyiunutma

Kumandan

19,560 views • 1 year ago

Ümit Özat: Senin niye yurt dışı çıkış yasağın var? Niye var? Bana bir söylesene. Yurt dışına neden çıkamıyorsun? Şu kanala olan saygımdan detaylara girmeyeceğim. Neden yurt dışına çıkamıyorsun? Peki. Ben bu bahsettiğin olaydan takipsizlik aldım. Sen de bir takipsizlik al gel ondan sonra konuşalım. İstersen kapı kulenin o tarafında konuşalım. Önce içinde bulunduğun durumdan bir takipsizlik al gel konuşalım. Ya sen içeri girdiğinde getirin o tweeti. Yanındayız Saadettin Başkan diye tweet attığımda çıktıktan iki gün sonra hatta ikinci kez alınmadan bir saat önce yanında Ahmet Ercanlar varken Hasan Bekir telefonuyla beni arayıp kaptan teşekkür ederim dedin mi demedin mi? Dedin mi demedin mi? Ağlamaklı bir ses tonuyla. Ben de sana biz dışarıya karşı birleşiriz içeride bölüşürüz problem değil ayrılırız ama dışarıya birleşiriz dedim mi demedin mi? Yaşananları da kendi kanalımda da anlatmıştım kendi çıktığım kanalda. Başka ilk çıktığım kanalda buradan önce. İstiyorsunuz ki insanlar sizi eleştirmesin. Almışsın yanına bir tane zibidi'yi. Kongrelerde konuşturuyorsun. O da senin adiziyetinden ve yönetimin adiziyetinden faydan alıp acaba ona fena başı tv'de veyahut da yönetimde bir iş verir misin diye merakla bekliyor. Kardeşim senin düşmanın biz değiliz. Bak seni sevmiyorum. Ötesi var nefret ediyorum senden. Ama makamına saygım var. Çünkü orası ağır bir şey. Sen dua et. Bu takımın şu anda liderler arasında 4 puan var. Çünkü sen olabilecek bir başarısızlığa kılıf arıyorsun. Bunu bundan önceki yönetimler de yaptı. Hepsi yaptı. Yıllardır yapılıyor. Aziz Bey döneminden beri geliyor. Güneş balçıkla sıvanmaz. Ben sana söyleyeyim. Bak. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bak detaylara girmiyorum. Bak çok daha detaylara girmiyorum. Yani benim özel hayatıma giriyorsun. Bel altı vuruyorsun. Cendüzliği eleştirdim diye. Ama sana aşık olan kardeşine, Levent Mercan burada sol bekle oynamaz diyen kardeşine tek kelime söylemiyorsun. Trans evlerde soygun var diyenlere tek kelime söylemiyorsun. Sana hırsız diyor adamlar, ben demiyorum ya. Soygun var ne demek abi? Bunu diyenler var, iletişimciler de bulsunlar. Ben demiyorum. Bak benden öyle bir şey duydun mu güne kadar? He? Sercan. Peki sana bir soru. Sen Fenerbahçe kulübünden niye ihraç edirdin? Ha diyeceksin ki şimdi aklandım geldim. Peki seni ihraç edenin elini kaldırıyorsun şimdi. Stada davet ediyorsun. Hani Az Yıldırım kötü insandı? Neler diyordun ona? Üç tane oy için birleştin ama.

Galatasarayultrataraftar

170,818 views • 5 months ago

7- Bu iki geziye de çok sayıda milletvekili katıldı. Devlet bunlara o kadar para ödedi ve yolluk verdi. Bunlar ne yaptılar oralarda? - Milletin vekili olarak aynen milleti temsil ettiler. Herkes ne yaptıysa, onlar da aynı şeyi yaptı. Tabii hanım milletvekilleri sadece çarşı pazar gezdiler ve devlet kesesinden alışveriş yağmasına katıldılar. Zaten milletvekillerinin çoğu yabancı dil falan bilmediği için, mihmandar eşliğinde gezdiler. Çünkü bunlar resmi heyette oluyor ya. İşte resmi bazı yemeklere katıldılar, bol bol para hesabı yaptılar. - Evet ... Daha ne yapsınlar. Onlarla ilgili ilginç bir kravat iğnesi olayı olmuş galiba. - Japon polisi Tokyo'da bunlara üzerinde inci olan bir kravat iğnesi verdi. Yani resmi heyette oldukları anlaşılsın diye. Bunları takıp dolaştılar. Bir tanesi bu inciden şüphelenmiş ve "Dikkatli konuşalım. Bunun içine Japonlar mutlaka mikrofon koymuşlardır" demiş. Tabii "gece gezmelerine" giderken bu kravat iğnelerini çıkarmak zorunda kalnuşlar. Dönüşte Japonlar bunları geri alacaklarını söylemişlerdi. Maalesef iki milletvekilimiz bunları vermediler ... İsimlerini de veriyorum. İsterseniz yazın. Biri ANAP, öbürü Halkçı parti milletvekili. İsimleri ..... - Aferin onlara valla. Türk parlamentosunu iyi temsil etmişler. Peki, uçağın bu seferlerden dönüşü nasıl geçiyor? - Dönüşte herkes yorgun ve bitkin. Biliyorsunuz ilk seferin dönüşü Singapur'dan, ikinci seferin dönüşü Hongkong'dan oldu. Hemen herkes bu iki dönüşte de bitik durumda. Kimi fuhuştan bitkin. Fuhuş yapmayanlar ise alışveriş yağması yüzünden bitkin. Ayakları şişmiş. Dönüşte herkes çok yorgun. Artık uçakta yağ çekmeler, ciddi konular falan asgari düzeyde. Konuşulan tek şey, neyin kaça alındığı. Kim neler aldı, kaça aldı, ne kadar ucuza düşürdü? .. Kim kazık yedi, kim uyanık davrandı? Tabii bir de kadınlarla kim kaça ve nasıl yattı? Bunun hikayeleri... - Bir de şunu sorayım ... İki Uzakdoğu seferinde de uçaklar tıklım tıklım eşya dolu geldi. Hatta dört kapılı buzdolabı bile geldiğini söylediniz. Bunca yük, bunca eşya gümrükten nasıl geçti? .. Çünkü bunların hepsi de gümrüğe tabi eşyadır. - Hiç kimse bir kuruş bile gümrük ödemedi. Bu işin nasıl ayarlandığını bilmiyorum. Yalnız boşaltma işlemleri çok uzun sürdü. - O niçin ? - O kadar eşya kaç saatte boşalır beyefendi? Kamyonlar dolusu eşya geldi her iki seferden. Bazısı evine kamyonla götürdü. Bazılarını resmi arabalar taşıdı. - Peki, bu nasıl oluyor yani? Gariban bir gurbetçi işçimiz en ufak bir şey getirince gümrükte el koyuyorlar da, Uzakdoğu kafilelerinin dönüşü Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına tabi değil mi? Bu memleketin kanunları adamına göre mi uygulanıyor acaba? - Onu bilemem. Ama o kadar eşya için ne arandık, ne bir soru soran oldu, ne de bir kuruş gümrük ödeyen. - Efendim, size çok teşekkür ediyorum ve bu gezilere ciddi amaçla katılan, görevini yapan herkesi bu konuştuklarımızdan tenzih ediyorum. Onlar lütfen bu konuştuklarımızı üzerlerine almasınlar. Ama bunlar Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin temsil edildiği gezilerdir. İnşallah bundan sonraki gezileri biraz daha ciddi tutarlar da bizim gibi normal vatandaşların asabını bozmazlar. Hem de memleketin bunca dövizini Uzakdoğu ülkelerinin mağazalarına ve orospularına harcamazlar. Ayıptır, günahtır. Ben böyle görgüsüzlük duymadım şimdiye kadar. - Emin Bey, benim de öğrenmek istediğim bir husus var. Bu iki geziye de birçok gazeteci katıldı. Konunun bu yönlerini onlar içinde yaşadıkları halde hiç yazmadılar. Acaba neden? - Onu da ben bilemem beyefendi. Herkes kendi görevini kendi yapsın. Herkes kendinden sorumludur.

Arşiv Saka

101,765 views • 1 year ago

"Helal olsun Dürüst Adam" Serhat Akın: E sıkıntı yok zaten. Fenerbahçe'de başkan yüzdüğü için. Umurda değil onun. O yüzüyor. Onun hiç umurda değil. Büyük Fenerli ya kendisi. Sen tehdit et. Sıkıntı yok. Ben zaten tedavilerim var. Durumun belli değil. Bir gün bir yerde denk geliriz. Tamam mı? Ondan sonra dövüyor musun? Ne yapıyorsan yaparsın anladın mı? Boyun kadar kızım var. Ama insanları dövmekle tehdit ediyorsun. Senin demek ki ne alakın var. Ne kişiliğin var. Ne efendiliğin var. Yapacak bir şey yok. Ben seninle muhatap değilim. Sen şimdi diyorsun ya. Hiç teklif yapmadın bana. Sen televizyon kanalında spor müdürdün değil mi? Sen iki kere bana aracıyla haber yollayıp kanala istemediysen en adi şerefsiz benim. Tamam mı? Bak. İstemediysen o teklif yapmadın en adi şerefsiz benim. Eğer yok ben yapmadım diyorsan tamam ben kabul ediyorum ben şerefsizim. Ama eğer yaptıysan da yapmadım diyorsan en adi şerefsiz sensin. Ben ortaya sadece bunu söylüyorum. Bende kanıdı var. Teklifinin. Yazışması var. Yapmadım diyorsun. Oğlum siz nasıl insanlarsınız ya? Hani ortak yani ortak insanlara şahit olan insanlara mesaj atıyorsunuz. Serhat'la görüşmek istiyorum şey yapıyorum diye. Bunu kabul etmiyorsunuz. Ne var abi dersiniz ki ben Serhat'a teklif yaptım. O günün şartlarıyla uygun gördüm dersin. Hani bu kadar yalancılık, bu kadar yalan haber, bu kadar insanlara yanlış yönderme. Ama Allah'a şükür herkes kimin kalbinde ne var, kimin kalbinde kötülük var, kimin kalbinde iyi var çok iyi olur. Yalancı Serhat diyorsun ya. Zaten sana söyleyen eski futbolcuyla sen programa çıkıyorsun. O söylüyor. Kimin yalancı olduğu zaten ortada. Benim yalan söyleyecek bir şeyim yok. Ben zaten program yapıyorum. Ben senin gibi Burak Yılmaz'ı Ankara'dan işte Serhat'ın iddialamasını o yalan olur. Ben maçı görüyorum. Galatasaray'ı görüyorum. Fenerbahçe'yi beş taşıyorum diyorum. Benim yalan söyleyecek bir şeyim yok. Çünkü ben haberci değilim. O yüzden sen benim yalancı olup olmadığını bilemezsin. Ama sen Ali Koç'a nasıl yalakalık yaptığını zaten bütün Türkiye biliyor. Anladın mı? Benim Ali Koç'a borcum varmış. Ulan Ali Koç bunu konuşmuyor ama sen konuşuyorsun. Demek ki siz zaten bir sistemin içindesiniz. Bu sistemi tamam mı? Fenerbahçe camiası kulübü başkanı yıkmadığı sürece hiçbir şey olmaz diyorum ben de. Sizin gibi adamların kafasını ezmediği sürece hiçbir şey olmaz. Net söylüyorum. Ve halen size haber veren kim varsa ben yetkili olsam hepsini kovarım kulüpten. Sizi haber veren, size mama veren herkesi kovarım abi. Hak etmiyorsunuz çünkü. Çünkü siz Fenerbahçe'liğim diye geçinip Fenerbahçe'nin eski futbolcusuna sen dayakla tehdit edemezsin. Ne olursa olsun. Suçlu ben de olsam edemezsin abi. Anladın mı? Fenerbahçe'ye bu hale geldi. Niye? Çünkü başkan yüzüyor. Başkan dünyamdı değil. Başkan keyfini yapıyor. Sezon sonu zaten ayrılacak. İşte hayal satıyor. Kendi reklamını yapıyor. Ama sezonun başında söyledim. Bu adam da olmaz dedim. Yapacak bir şey yok. Ben konuyu kapatıyorum. Ben gerekeni söyledim. Ben bunları muhatap almayacağım. Bunlara daha fazla da prim vermeyeceğim. Bunlar gidip ne yapıyorsa yapsın. Size sadece söyleyeceğim bir şey var. Sadece takip edin. Ses olmadığı, kamera olmadığı tek başıma savaş verdim.

Galatasarayultrataraftar

81,457 views • 5 months ago

Oğuzhan Uğur 'un yapmış olduğu Mevzular açık mikrofon isimli programına MOR ÇATI, AVUKATLAR, PSİKOLOGLAR, GAZETECİLER VE ÜNLÜLER katıldı. İstanbul sözleşmesinin nasıl kadını, çocuğu yaşattığını ve koruduğunu çok güzel bir şekilde anlatırken aynı zamanda ülkemizde kadın ve çocukları korumaya yönelik yapılması gerekenlerin nasıl yapılmadığını, yapılmadığı gibi İstanbul sözleşmesinden çıktığımızdan bahsettiler. Program yaklaşık 4 saat. 4 saatlik bu programın içinde programa katılan bir hanımefendi kendi başından geçenleri anlattı ağlayarak; Psikolojik sorunları olan bir adam ile tam 16 yıl evli kalan Cemile evliliği ve sorunlu eşi için elinden geleni yaptıktan sonra artık korktuğu için eşinden kendini ve çocuklarını korumak için uzaklaşması gerektiğini düşünüp boşanma kararı almış. Korkudan eşine bunu söyleyemediği için direk karakola gidip yardım isteyince evine gönderilmek istenmiş. Kadın eşinin nasıl bir insan olduğunu bildiği için gitmeye korkmuş ve gitmemekte ısrarlı olunca polis ile gitmiş. Polis Cemile'ye evine bırakırken ve adamı da evden çıkarılırken Cemile'nin eşi ''BENİ EVDEN ÇIKARTIRSANIZ eşimi ve çocuklarımı sonrada kendimi öld*r*r*m'' demiş olmasına rağmen hiç bir şey yapılmamış. Cemile bunun olmaması için elinden gelen mücadeleyi vermiş. Adam çocuklarını ve Cemile'ye tehdit eden mesajlar atmasına rağmen bilir kişiden çocuklar babası ile görüşebilir raporu çıkmış. Cemile bunun çok tehlikeli olduğunu mesajlar ile ispat etmiş olmasına rağmen hiç bir şey yapılmamış. Çocuklar babalarına gitmek istemediği halde çıkan rapor yüzünden göndermek zorunda kalan annenin çaresizliği ve korkusu maalasef başına gelmiş. (bu arada çocuklarından erkek olan 14 kızı ise 11 yaşında.) Çocuklar gitmek istemediği halde çıkan raporun zorunluluğu ile babalarına gittiklerinde Cemile'nin oğlu annesini görüntülü aradığında Cemile şaşırmış. Hemen bir şey olduğunu anlayıp açmış. Karşıda oğlunun panik ve ağlayarak görünce onu sakinleştirmeye çalışırken adam çocuğunun elinden telefonu alıp kendine çevirince elinde silah olduğunu 11 yaşındaki kızını 14 yaşındaki oğlunun gözünün önünde öld*rd*ğ*nü ve görüntü açıkken oğlunu öld*rd*ğ*ne şahit olmuş. Adam 14 yaşındaki oğlu sırf kendisinden korkup yanına gitmek istemediği için öfke duyup ''SANA Ö*D*RM*K SANA HEDİYE OLUR. SANA İLK ÖNCE BÜYÜK ACILAR YAŞATACAĞIM'' diyerek diye de öncesinde tehdit mesajları almış. Cemile 14 ve 11 yaşındaki iki çocuğunu 100 gün önce toprağa vermiş. Peki neden? Bir zamanlar baş tacı edilen kadınların artık ikinci plan bile olmaması ya da güçlü, bilinçli kadınlardan korktukları için yüzünden olabilir mi? Eğer İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'ne SAHİP ÇIKILMIŞ VE GERÇEKTEN MADDELERİ UYGULANIYOR OLMUŞ OLSAYI, CEMİLE'NİN 2 ÇOCUĞU, ÖL*N, TAC*Z, TEC*V*Z EDİLEN KADINLARIMIZ, ÇOCUKLARIMIZ bugün yaşıyor olacaktı. SEVGİLİ KADINLAR, KADINLARA DEĞER VEREN BEYLER; İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE'ne sahip çıkın. Bu konu da sesinizi duyurun... Ona sahip çıkınca kendi hayatınıza, çocuklarınızın hayatını korumak için çok önemlidir. En önemlisi de kanunu tek tek madde madde okuyun ve öğrenin... Mor Çatı'nın linkini bırakıyorum. İhtiyacı olanlar kadınlarımız için... AYRICA PROGRAMIN LİNKİNİ BIRAKIYORUM. MUTLAKA İZLEYİN...

1881MKemal

57,483 views • 1 year ago

RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ, ÇELİŞKİLER KONUŞUR Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Numan Kurtulmuş TBMM “EYT emeklilerinin yaş ortalaması 49–50” denildi. Oysa bakanın kendi ağzından, kameralar önünde gerçek açıklandı: 📌 Yaş ortalaması 48. Bu bir algı değil. Bu bir tahmin değil. Bu, resmî beyandır. Aynı şekilde denildi ki: “38–43 yaş aralığında emekli olanlar çok az.” Ancak aynı bakan, aynı açıklamada şunu da söyledi: 📌 38 yaşında 1.200 kişi emekli edildi. Şimdi soruyoruz: Eğer 38 yaşında 1.200 kişi emekli olduysa; 📌 39 yaşında kaç kişi emekli oldu? 📌 40 yaşında kaç kişi emekli oldu? 📌 41, 42, 43 yaşlarında kaç kişi emekli oldu? Bu rakamlar neden açıklanmıyor? 🟥 Bu nedenle çağrımız nettir: 🟥 38, 39, 40, 41, 42 ve 43 yaşlarında emekli edilen kişi sayıları, 🟥 yıl ve yaş bazlı olarak kamuoyuna açıklanmalıdır. 🟥 Şeffaflık bir tercih değil, kamu yönetiminin zorunluluğudur. Çünkü açıklanırsa görülecek tablo şudur: 👉 Bu yaş grupları söylendiği gibi “az” değildir. 👉 Bugün hâlâ 43 yaşını doldurmayı bekleyen on binlerce emekçi vardır ve bu insanlar emekli olacaktır. ASIL ÇELİŞKİ BURADADIR Bir yandan deniyor ki: “EYT ile kademeli emekliliği kıyaslamayın.” Peki EYT rakamlarını kim açıkladı? 📌 Resmî makamlar. EYT’de ne oldu? ✔ Maximum 5975 gün prim ödenmiş insanlar emekli edildi. ✔ Sistem çökmedi. ✔ SGK bütçesinin güçlü olduğu ve bunu kaldırabileceği açıklandı ✔ 38 yaşında bile emeklilik verildiği resmen kabul edildi. O halde soruyoruz: 📌 43’ten başlayan adil bir kademe neden bu kadar rahatsız ediyor? 📌 Aynı yaşta olan iki kişiden birine hak, diğerine haram mı? 📌 Akranlar arasında 17–20 yıl fark olur mu? 📌 Yaşı küçük olan daha az primle emekli olurken, yaşı büyük olan neden daha fazla primle cezalandırılıyor? Bu hangi akıl, hangi vicdan, hangi adalet anlayışıyla açıklanabilir? 8 EYLÜL 1999 KUTSAL BİR TARİH DEĞİLDİR 8–9 Eylül 1999 bir kader çizgisi değildir. Bir insanın hayatını ikiye bölecek, birine emeklilik, diğerine ömür boyu bekleme verecek kutsal bir tarih hiç değildir. Bizim itirazımız bir rakama değildir. Bizim itirazımız bir yaşa da değildir. Bizim itirazımız; 📌 aynı emeği verenlerin, 📌 aynı primi ödeyenlerin, 📌 tek bir yasa ile ikinci sınıf vatandaş haline getirilmesinedir. SON SÖZ NETTİR Bu bir ayrıcalık talebi değildir. Bu bir lütuf isteği değildir. Bu bir erken emeklilik dayatması hiç değildir. Bu kayıtlarla sabit, resmî beyanlarla doğrulanmış, vicdanla inkâr edilemeyecek bir adalet talebidir. Algı bitti. Masal bitti. Oyalama bitti. 📌 43’ten başlayan, adil ve kademeli emeklilik derhal hayata geçirilmelidir. Çünkü: Aynı yaşta olana hak olan, aynı yaşta olana haram olamaz. Emeklilikte Adalet Derneği AK Parti Recep Tayyip Erdoğan Prof. Dr. Vedat Işıkhan Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Yılmaz TUNÇ Ahmet AYDIN Av.Osman Zabun Vedat Bilgin Abdullah Güler Mustafa Elitaş Doç. Dr. Resul Kurt Hüseyin ALTINSOY🇹🇷 Orhan YEGİN EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️ EMADDER RESMİ SOHBET SAYFASI #KademeKırkÜçtenBaşlar

EMEKLİLİKTE ADALET DERNEĞİ ⚖️

15,510 views • 7 months ago