Video wird geladen...

Video konnte nicht geladen werden

Zur Startseite

Her şey sevgiyle başlar… Çünkü sevgi, gönlü iyiliğe, iyilik de rahmete açılan kapıdır. İlahi aşk ise kulun Rabbine yönelişinin en güzel hâlidir. Rabbim gönüllerimizi sevgiyle, merhametle ve imanla güzelleştirsin. Hayırlı Cumalar. 🤲

94,101 Aufrufe • vor 7 Tagen •via X (Twitter)

0 Kommentare

Keine Kommentare verfügbar

Kommentare vom Original-Post werden hier angezeigt

Ähnliche Videos

Sevgili Serhan (Serhan Asker) kardeşim, her hafta sonu seni izleyip Halk TV’mizde ekran başındaki tüm kıymetli dostlara senin aracılığınla selam gönderirdim. Bugün de bu geleneği bozmak istemedim. Ama ne yazık ki bu kez sizlere tutsak edildiğim dört duvar arasında geçirdiğim günlerin gölgesinde, yüreğimdeki sevgiyle yazdığım bir mektupla seslenebiliyorum. Biliyor musun Serhan kardeşim; bu dört duvar yüreğimdeki sevgiyi, inancı, umudu sığdırmaya yetmiyor. Burada geceler uzun, gündüzler sessiz… Ama vatandaşlarımızın duası, sizlerin desteği, o kocaman gönülleriniz var ya… İşte onlar bu karanlığı bile aydınlatmaya yetiyor. Bizler tüm CHP’li belediye başkanlarımız, halka dokunan, milletin parasını millete harcayan hizmetlerimizle Türkiye haritasını kırmızıya boyadık. İktidara yürüdüğümüz bir dönemde kumpaslarla tutsak edilerek, başarılarımız sözde iftiracılarla halkımız nezdinde silinmek isteniyor. Zor bir süreçten geçiyorum. Bunu en iyi sen anlarsın. Ama biliyorsun ki ben bu şehrin, bu güzel memleketimizin insanlarına bir ömrümü adadım. Antalya sokaklarına sevgimi, emeğimi, alın terimi bıraktım. ‘Herkesin Başkanı’ oldum; ayrım yapmadan, yorulmadan, yılmadan. Şimdi burada sessizlik var belki ama içimde bir köşede hiç sönmeyen bir umut ateşi de var. Ben o ateşi halkımdan, dostlarımdan, senin gibi güzel yürekli insanlardan aldığım sevgiyle besliyorum. Çünkü inanıyorum Serhan kardeşim, adalet bazen gecikir, bazen sınanır ama er ya da geç yerini bulur. Bir gün gelecek güneş yine ülkemizin üzerine daha parlak doğacak. O gün ben yine sokak sokak gezeceğim, vatandaşımın elini sıkacağım. Yine üretmekten, çalışmaktan, koşmaktan, vazgeçmeyeceğim. Çünkü bilirim ki halkın sevgisi adaletin kendisidir. Sen orada mutlu ol, ses ol, dost ol Serhan kardeşim. En kısa zamanda yine sarılacağız, göz göze bakacağız, gülüşeceğiz. Memleketimiz için omuz omuz daha çok çalışacağız. Burada yalnız değilim. Sizlerin varlığı, duaları, inancı, dört duvarı bir memleket sofrası kadar geniş ve sıcak kılıyor. Cumhuriyetle Atatürk'le halkımızın tertemiz sevgisiyle ayaktayım. Umutla inançla dirençle buradayım. Her zaman dediğim gibi sevgiyle kalın, adaletle kalın, Cumhuriyetle kalın, Atatürk’le kalın. Sevgi ve hasretle… Muhittin Böcek

Muhittin Böcek

108,435 Aufrufe • vor 1 Jahr

Sevgili Öğrencilerimiz, Kar yağışında tatil yapmanın mutluluğunu hep birlikte yaşadınız, ama artık büyük bir gerçeğimiz var: Okullar sizi bekliyor! Evet, yanlış duymadınız. O sıcacık sınıflar, sizin seslerinizle dolmayı özledi. Öğretmenleriniz sizi görmeyi, sorularınıza cevap vermeyi ve o gözlerinizdeki öğrenme ışığını tekrar yakalamayı dört gözle bekliyor. Kar tatilini ne kadar sevdiyseniz, şimdi okul günlerini de o kadar sevmeniz gerekiyor. Çünkü başarı dediğimiz o büyük dağa karla değil, zorluklarla mücadele ederek tırmanılır. Her yeni bilgi, bu dağın zirvesine atılmış bir adım. Üstelik öğretmenleriniz de bu yolculukta rehberiniz; bir nevi kar fırtınasında yolunuzu aydınlatan fenerler… Şimdi size bir sır vereyim: Tatil güzeldi, ama artık öğrenmenin keyfini çıkarmanın zamanı geldi. Sizi tatil kadar seven başka bir şey varsa, o da sınıfınızdaki arkadaşlarınızdır. Kalemlerinizi kuşanın, defterlerinizi hazırlayın ve hayallerinizin peşinden koşmak için sınıflarınıza dönün. Unutmayın, tatil bir dinlenme, okul ise hayatınızın en önemli serüvenidir. O serüvende, her yeni gün sizin için bir fırsattır. Haydi bakalım, bu fırsatları değerlendirelim ve öğretmenlerimize “Biz buradayız!” diyelim. Şimdi de sosyal medyaya küçük bir not: “Tatil yapın!” mesajları yerine, “Okullarımızı ve öğretmenlerimizi özledik!” cümlelerini duymak istiyoruz. Emin olun, bu sözler en az kar tatili kadar kalbimizi ısıtıyor olacak! Sevgiyle ve kararlılıkla, Sizin her adımınızla gurur duyan Vali amcanız…

Hamza Aydoğdu

47,456 Aufrufe • vor 1 Jahr

HATİCE! ❤️ Kuşkusuz hepimizin çok sevdiği, benim de bu hayatta karşılaştığım en muhteşem insanlardan biri kendisi. Bir insan nasıl bütünüyle güzel olabilir, işte bunun en güzel örneği! ✨ Kalbinin güzelliği, küçük büyük herkese saygısı, sonsuz içtenliği, zarafeti, kibarlığı, olgunluğu, sakinliği, vefa duygusu, hayata dair her şeye olan müthiş sevgisi ve çok büyük mütevazılığı (tahmininizden çok daha fazla) ile gerçekten inanılmaz biri. 🤍 Tüm bunların yanında da, şarkı söylemeye ve öğrenmeye olan bitmeyen tutkusu ve inanılmaz bir sanatçı disiplini.. En yoğun zamanlarında dahi provaları asla aksatmaması, dizi setindeki ufacık bir molada dahi karavanda bir köşeye geçip Zoom’dan provaya bağlanması.. Manzaraları tahmin edebilirsiniz. ☺️ Kısacası onun gibi biriyle çalışabildiğimiz, birlikte vakit geçirebildiğimiz için kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Ben de onu şahsen tanıma fırsatı bulabildiğim için kendimi çok şanslı görüyorum her zaman. 💫 İyi ki yollarımız kesişti Hatice. İyi ki varsın ve her şey gönlünce olsun, çünkü gerçekten de her şeyin en güzelini hak ediyorsun. Seni çok seviyorum! 🫂 Bu arada, eminim ki herkes selamını aldı. Bahar kapıda, kim bilir belki de yeniden parklarda buluşuruz! 🥳 Hatice, dün akşam CNBC-e'da sevgili saba tumer'nin konuğuydu. Tabii ki, kendisi gibi harika, su gibi akan, tertemiz niyetler ve büyük bir sevgiyle dolu bir program oldu. Programı izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum, “Nasıl insan olunur” başlıklı bir ders niteliğinde.. 💫 Bizleri de hiçbir zaman unutmadığın için hem kendi adıma hem de tüm korolarımız adına sana ayrıca sonsuz teşekkürler! 🤍 MAGMA Boğaziçi Caz Korosu YouTube'da izleyebilirsiniz! 🌿 HtcAslanResmi #haticeaslan #sabatümer #bogazicicazkorosu

Masis Aram Gözbek

19,185 Aufrufe • vor 5 Monaten

“Hayat acımasız olabiliyor. Sana hâlâ çok zaman varmış gibi hissettiriyor; planların bekleyebileceğini, yarının garanti olduğunu düşündürüyor. Sonra bir anda oyunun kurallarını değiştiriyor ve seni hiç hayal etmediğin bir gerçekle yüz yüze bırakıyor. İşte o an, her gün tutunduğun bütün kesinliklerin ne kadar kırılgan olduğunu anlıyorsun. Hazirandan beri hiçbir şey eskisi gibi değil. Kendimi yenilmez hissediyordum; enerji doluydum, önümde koca bir dünya olduğuna inanıyordum. Hep ileriye bakarak yaşıyor, her şeyin bir anda durabileceğini düşünmüyordum. Sonra hayatımı ikiye bölen o teşhis geldi: öncesi ve sonrası. Korktum. Hem de çok korktum. Ruhumun derinliklerine işleyen bir korkuydu bu ve onu hiçbir zaman saklamaya çalışmadım. Çünkü korkan insan zayıf değildir. Korkan; hayatı seven, gerçekleştirecek hayalleri olan, sımsıkı sarılmak istediği insanlar bulunan ve kaybetmek istemediği anlara sahip olan kişidir. Kendimi, sonucu neredeyse belli olmuş bir maçı çevirmeye çalışan bir sporcu gibi hissettim. Hastanelerle, ameliyatlarla, bitmek bilmeyen bekleyişlerle ve bir anda devasa başarılara dönüşen küçücük adımlarla dolu, yokuş yukarı bir mücadeleydi bu. Öyle günler oldu ki yataktan kalkabilmek bile bir zafer gibiydi. Ama en büyük acı benim yaşadığım değildi. Beni seven insanların gözlerinin içine bakıp onların acısını görmekti. Gözyaşlarının, çaresizliklerinin ve bir gün benim artık olmayabileceğim korkusunun ağırlığını hissetmekti. Katlanması en zor yara buydu. Yine de her şeyin en karanlık göründüğü anda harika bir şey keşfettim: insanların samimi sevgisini. Bana ulaşan sözleri, sarılmaları, mesajları ve beni bir an bile yalnız bırakmayanların yakınlığını. Bir hayatın değerinin ulaşılan başarılarla değil, yol boyunca ekilen sevgiyle ölçüldüğünü anladım. Bu hastalık benden birçok yanılsamayı aldı götürdü ama bana asla unutmayacağım bir gerçeği öğretti: En önemli zaman, şu an yaşadığımız zamandır. Yarın değil. Aylar sonra değil. Şimdi. Çünkü bir okşayışın, güzel bir sözün ya da bir tebessümün değeri ölçülemez olabilir. İşte bu yüzden savaşmaya devam ediyorum. Kırılganlıklarımla, korkularımla, zor günlerimle. Ama aynı zamanda umutla. Çünkü cesaret, korkmamak değildir. Cesaret, korkunun gözlerinin içine bakıp yine de yürümeye devam etmektir. Her zaman.” — Igor Protti

calciolog

26,290 Aufrufe • vor 2 Monaten

“Balon gitmekle ilgiliydi. Eller ise kalmakla..” Sahilde yürüdükleri an, dışarıdan bakınca sıradan bir yürüyüştü. Ama aslında iki insanın birbirine tutunma biçimiydi. Eleni’nin Oruç’un elini tutuşunda bir sahiplenmeden çok, kaybolmaktan korkan bir çocuğun son ışığa uzanışı vardı.. O sahneyi bir aşk sahnesinden çok, kaderin iki insanı son kez sınadığı bir eşik gibi görünüyordu.. Kırmızı balon taşıyan küçük kız çocuğu, onların arasından geçerken sanki zamanın kendisi geçiyordu. Geçmişten bugüne taşıdıkları bütün yaralar, saklanan gerçekler, söylenemeyen cümleler ve yaklaşan ayrılıklar o küçücük bedenin içine sığmış gibiydi. Kırmızı balon gökyüzüne ait bir şeydi. Yeryüzünde tutulmaya çalışılan ama doğası gereği yükselmek isteyen bir şey. Tıpkı mutluluk gibi. Tıpkı aşk gibi. Tıpkı Eleni ve Oruç’un o an ellerinin arasında tutmaya çalıştıkları hayat gibi. Kırmızı balonlu kız çocuğu, sanki sahneye yanlışlıkla girmiş biri değil de kaderin kısa süreliğine görünür olmuş hali gibiydi. Bazı aşklar birbirine kavuşarak değil, araya giren her şeye rağmen tutunarak anlatılır. Sanki bölüm boyunca kurulan bütün metaforlar o birkaç saniyede düğümlendi. Deniz onları ayırmaya çalışıyordu, sırlar onları ayırmaya çalışıyordu, geçmiş onları ayırmaya çalışıyordu. Ama o an, iki avuç içi bütün dünyaya karşı küçük bir direniş ilan ediyordu. Bu yüzden teknedeki fotoğraf da, Eleni’nin gözünden düşen o tek damla yaş da, evin önünde söylediği hüzünlü “hoşça kal” da aynı hikayenin parçaları gibi duruyordu. Bazı anlar vardır; insan tam mutlu olduğu anda korkmaya başlar. En çok sahip olduğu şeyi kaybetmekten. Balon bu yüzden önemliydi. O sahnede aşkın kendisi değildi. Aşkın geçiciliği ihtimaliydi. Ama sahnenin kalbi yine ellerde atıyordu. Çünkü kader onların arasından bir işaret gönderiyor gibiydi. “Bakın,” diyordu sanki, “hayat bazen en sevdiğiniz şeyi sizden alır. Her şey elinizden kayabilir.” Ve onlar o uyarıyı görmelerine rağmen ellerini ayırmıyorlardı. Bu yüzden o sahne bana iki nehrin hikayesini hatırlatıyordu. Aralarına kayalar düşüyor, fırtınalar giriyor, yönleri değişiyor ama su yine birbirini buluyor. Çünkü bazı bağlar temasla kurulmaz; kaderin derinliklerinde zaten çoktan düğümlenmişlerdir. Kırmızı balon göğe ait bir semboldü. Ayrılmayan eller ise köklere. Biri gitmenin ihtimalini taşıyordu, diğeri kalmanın inadını. Ve o birkaç saniyelik görüntüde sanki bütün ilişkileri özetleniyordu.. Aralarından geçen şey bir çocuk değildi. Kaybolabilecek bütün ihtimallerdi. Ellerini bırakmayan şey ise aşk değildi yalnızca. Birbirlerinin kaderine dönüşmüş iki insanın, henüz kopmayı öğrenememiş ruhlarıydı. Sahnenin bütün hüznü ve güzelliği de tam bu iki şeyin arasında asılı kaldı. Kırmızı balon yukarıya doğru çekiliyordu, eller ise birbirine doğru. Sanki biri onları ayırmaya çalışan kaderdi, diğeri ise buna direnen sevgi. Dünyaları değişse de, aralarından ne geçerse geçsin, birbirlerine tutunmaya devam etme arzusu. Sahnenin en güçlü tarafı da burada. Kırmızı balon uzaklaşabilecek bir şeyi temsil ederken, birleşik kalan eller uzaklaşmak istemeyen iki insanı temsil ediyordu. Bu yüzden sahne aslında tek bir cümleye dönüşüyordu.. Kader aralarından geçiyordu; ama onlar o an için kaderden çok birbirlerini seçiyorlardı.. #orel

PSİKOLOGROZA

32,653 Aufrufe • vor 3 Monaten

"Burada bekle Bahe, geri dönüp seni alacağım." Mardin'in taş duvarları arasında yankılanan, sadakatin ve kırık bir çocuk kalbinin en hüzünlü hikâyesidir bu... Ammo Bahe'nin hikâyesi. Henüz kundakta bir bebekken, açıkta kalan yüzüne ve gözüne yırtıcı bir kuşun (bazı anlatılarda bir horozun) saldırmasıyla başlar onun trajedisi. Bu acı olay, Bahe'nin bir gözünü tamamen kör etmekle kalmaz, zihninde de ömür boyu taşıyacağı o çocuksu saflığın, o masum hasarın sebebi olur. Babasını erken yaşta kaybedince, annesi Vedia Hanım üç çocuğuyla yapayalnız kalır. Çaresizlik ve yoksulluk bükünce belini, daha güvenli bir yaşam ümidiyle Suriye'ye göç etmeye karar verir. Ancak en zayıfları, bakıma en muhtaç olanı olan küçük Bahe'yi bu zorlu göç yoluna dayanamaz diye Deyrulzafaran Manastırı'nın rahiplerine emanet eder. Giderken kulağına fısıldadığı o son söz, Bahe'nin sonraki 70 yılına yön verecektir: "Burada bekle Bahe, geri dönüp seni alacağım." İşte o günden sonra zaman, Deyrulzafaran'da Bahe için adeta durur. Manastır sakinleri onu sevgiyle kucak açar, o da oranın bir parçası olur. Yıllarca manastırın bahçe işlerini yapar, çiçekleri sular, çan çalar, her köşesine emek verir. Ama gözü hep o büyük kapıdadır. Kapı her gıcırdadığında, içeri her kadın girdiğinde, "Annem geldi!" diyerek o çocuksu saflığıyla kapıya koşar. Yıllar sonra annesi bir kez manastıra uğrayıp, "Bavulunu hazırla, haftaya gelip alacağım." diyerek tekrar gitse de, o vaat edilen "hafta" hiçbir zaman gelmez. Bahe, tek göz odasında, bavulu kapının önünde hazır bir şekilde tam 70 yıl boyunca o kapıyı gözler. 2014 yılında bu dünyadan göçüp gittiğinde, ardında sadece hüzünlü bir bekleyiş değil; insan kalbinin ne kadar büyük bir umutla ve sadakatle sevebileceğinin kanıtını bıraktı. Yolunuz bir gün Deyrulzafaran'a düşerse, bahçedeki çiçeklere iyi bakın; çünkü her birinde 70 yıllık bir çocukluk özlemi, her rüzgârda ise "Geleceğim Bahe." diyen o annenin hiç tutulmayan sözü gizli...(a) #ammobahe #deyrulzafaranmanastırı #mardin

LeylaPeker

46,607 Aufrufe • vor 1 Monat

Birisi bana bu videoyu gönderdi. AP fanları benim ve Biran Damla Yılmaz hakkında ırkçı bir şekilde konuşuyor ve Damla’ya gönderdiğim hediyeleri küçümsüyor! Aslında yorum yapmak istemiyordum çünkü benim için hiçbir şey ifade etmiyorlar. Ama bir şeyi açıklamak istiyorum: Arap olmaktan gurur duyuyorum. Geri kafalı olanlar, sizin gibiler; hayatı olmayan insanlar. Hayatları sadece başkalarını linç etmek ve küçümsemekle geçiyor, çünkü asıl eksikliği kendilerinde görüyorlar. Bir de Damla, Türkiye’de sevilen bir oyuncu ve çok fazla hayranı var, fakat her hayranın ona hediye göndermesi gibi bir zorunluluk yok. Çünkü asıl olan manevi destek ve samimi sevgidir. Buna rağmen, ona hediye gönderen Türk hayranlar da var. Zaten reytingler, Damla’nın ne kadar popüler ve sevilen biri olduğunu kanıtlamaya yeter. Ben onun popülerliğini kanıtlamak zorunda değilim. Damla, Kırgın Çiçekler dizisinden beri Türk halkı tarafından tanınan ve sevilen bir isim oldu ve o zamandan beri sağlam bir hayran kitlesine sahip. En önemlisi de Damla, bazı kişilerin yaptığı gibi sahte şeyleri kanıtlamak için bot satın almaya ihtiyaç duymaz. Sanırım kimden bahsettiğimi hepiniz anladınız. Ya Damla’ya hediye göndermem neden sizi bu kadar rahatsız ediyor? Hayatınızda hiç sevgi bulamadınız mı? Yoksa Damla’nın bu sevgiyi görmesini kıskandığınız için mi böyle davranıyorsunuz? Gerçekten arkadaşlar siz ona bizden daha fazla takıntılısınız. Ona, kendi hayranlarından bile daha çok kıskançlık gösteriyorsunuz. Hatta sizlerin de ona hayran olduğunuzdan ama bunu kendinize bile itiraf edemediğinizden şüphelenmeye başladım. Ve bu konuda sizi anlıyorum. Damla güzel, başarılı, oyunculuğu harika, sevilen, samimi ve nazik bir kadın. Özelliklerini saymaya başlasam bitmez. İnanın istersem Damla’ya çok pahalı bir şey de alabilirim. Ben Arap’ım ve Arapların maddi durumunun nasıl olduğunu biliyorsunuz. Ama Damla yüzeysel biri değil. O, anlamı olan basit şeyleri seviyor. Ben de onu sevdiğim için, gösteriş yapmak için değil, onun seveceği şeyleri bulmaya çalışıyorum. Bilginiz olsun diye söylüyorum: Daha önce tweetlerimi Arapça ve Türkçe yazıyordum. Ama “Arap” kelimesini sanki bir hakaretmiş gibi, beni küçümsemek için kullandıklarını fark edince tüm tweetlerimi Arapça yazmaya başladım ki Arap olmaktan gurur duyduğumu anlasınlar. Bu bir hakaret değil. Siz ise o kadar geri kafalısınız ki, Arapların birçok farklı ve köklü milletten oluştuğunu bile bilmiyorsunuz. Herhangi bir Arap ülkesini araştırırsanız ulaştıkları gelişimi ve ilerlemeyi görürsünüz. Ama siz, bu geri zihniyetinizle ekranın arkasında oturup sahte beğeniler satın alarak, hediye gönderip bunları başka bir oyuncunun hayranlarıyla karşılaştırmaya devam ediyorsunuz. Gerçekten size acıyorum. Keşke zihniyetinizi geliştirse, daha çok okusanız ve farklı kültürleri tanısanız. Çünkü konuşmalarınız, zihniyetinizin ne kadar sığ ve geri olduğunu zaten açıkça gösteriyor.

𓇢𓆸

78,036 Aufrufe • vor 7 Monaten

Vali Ali Hamza Pehlivan'ın Veda Mesajı: Arz-ı Veda Mersin… Saygıdeğer Mersinli Hemşehrilerim, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle, 3 Şubat 2025 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanlığı görevine atanmam nedeniyle; yaklaşık üç yıldır yürütmekte olduğum Mersin Valiliği görevimi tamamlamış bulunuyorum. Öncelikle vatanımıza, devletimize, milletimize hizmet etme şerefini bahşeden yüce Allah’a hamd ediyor, bu onurlu görevleri tensipleriyle tevdi eden Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Sayın İçişleri Bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Mülki İdare Amirliği vazifemiz gereği, cennet misali güzel Türkiye’mizin pek çok ilinde ülkemizin kadirşinas insanlarına ulaşmış olmanın; bu yolda ilerlerken, türlü çeşit özellikleri ve müstesna güzellikleri bünyesinde barındıran ülkemizin İnci ve Öncü kenti Mersin İlimize gelmiş ve Mersinli hemşehrilerimize hizmet etmiş olmanın gururunu ve bahtiyarlığını yaşamaktayım. Tarım, sanayi, lojistik, ticaret ve turizm gibi pek çok sektörün merkezi olan Mersin’de bütün kurumlarımızla, mesai arkadaşlarımızla, toplumumuzun ilgili bütün kesimleriyle istişare halinde Mersin’i birlikte düşünüp, geleceği hep birlikte düşlemeye, kamu yatırımlarını yakından takip etmeye, İlimizin her alanda artarak devam eden gelişim sürecine katkı sağlamak, çeşitli proje ve faaliyetlerle bu sürece değer katmak gayesiyle kamu hizmetleri çıtasını daha da yukarılara taşımaya gayret ettik. Şehir olarak güvenliğimizi, huzurumuzu, birlik ve beraberliğimizi kuvvetlendirmeye, hemşehrilerimize kurumlarımızın ve gönüllerimizin kapısını, bu bağlamda istişare kanallarını açık tutmaya, vatandaşlarımızın derdini kendi derdimiz, sevincini kendi sevincimiz bilerek, insanımızın hizmet ihtiyacı ne ise ve neredeyse kamu kurum ve kuruluşlarımızla orada bulunmaya; kanunlar, kurallar ve iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde kolaylaştıran, mütebessim, nezaketli aynı zamanda ciddi ve disiplinli bir anlayışla gerekli iş ve işlemlerin yerine getirilmesini sağlamaya çalıştık. Akdeniz’in maviliklerinden Toroslar’ın zirvelerinden uzanan coğrafyasıyla binlerce yıldır nice medeniyetlere ev sahipliği yapan, tarihi dokusu, eşsiz doğası, kültürel zenginliği ve misafirperver insanlarıyla, bağrında nice kahramanlar, nice yiğitler, nice marifetli şahsiyetler yetiştiren Mersin’imiz için görev süremiz boyunca hayırlı ve faydalı hizmetler yapabildiysek, sadece görev bağı değil, gönül köprüleri kurabildiysek ne mutlu. Allah’a şükürler olsun ki, iyi duygularla geldiğimiz bu güzel diyarda iyilikler bulmak, iyi insanlarla tanışmak, dayanışma içinde çalışmak nasip oldu. Giderayak ailece heybemizde sayısız güzel hatıralar, güzel dostluklar, gönül bağları ve karşılıklı hayır duaları kaldı. Mersin’e arz-ı veda ederken siz değerli hemşehrilerimize göstermiş olduğunuz yakın ilgi, içten sevgi ve vefanız için sonsuz şükranlarımı sunarım. Biliyoruz ki ayrılık gözleredir, gönül zamansız ve mekânsızdır. Bu vesileyle görev yaptığım iki yıl dokuz aylık süre boyunca İlimizle ilgili bütün konularda desteğini esirgemeyen başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Sayın Bakanlarımıza, Milletvekillerimize, Mülki İdare Amirlerimize, kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticilerine, Şehit ailelerimize, Gazilerimize, kamu kurumlarımızdaki bütün mesai arkadaşlarımıza, meslek kuruluşlarımıza, OSB’lerimize, çiftçilerimize, sanayicilerimize, esnaflarımıza, hayırseverlerimize, basın ve sivil toplum teşkilatlarımıza ve tek tek bütün Mersinli saygıdeğer hemşerilerimize gösterdikleri teveccüh, ilgi ve desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyorum. Değerli hemşehrilerim, görevler değişir ama dostluk bağı, kardeşlik hukuku değişmez. Bulunduğumuz her yerde evimizin de gönlümüzün de kapısı sizlere her zaman açıktır. Hepinize sağlık, huzur, hayır ve iyilikler diliyor, sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Allah'a ısmarladık Mersin. Ali Hamza Pehlivan Vali

Mersin Valiliği

18,246 Aufrufe • vor 1 Jahr

İmtihan ediyor… Ve edecek. Arınmamız için, sevdiği için temizlemek için, yükseltmek için imtihan edecek. Muradı için (muradımız olan muradı için) imtihan edecek… O Alemlerin Rabbi terbiye için için imtihan edecek Ve biz şikayet etmeyeceğiz İmtihana olduğumuza şükredeceğiz… Hiç kimse imtihandan münezzeh değil olmadı da… Malıyla canıyla çocuğuyla, eşiyle imtihan oldu… Annesiyle babasıyla işiyle imtihan oldu. Evliya da da olsa peygamber de olsa bundan müstesna tutulmadı… İmtihandan kaçtıkça imtihana tutulacağız. O yüzden imtihanın olmadığı değil. Kolaylaştığı bir dünyayı talep edip “Rabbi Yessir velâ tuassir” İmtihan geldiğinde ise “hoşgeldin” İmtihan bittiğinde “hoş gittin elhamdülillah” diyeceğiz. Eğer korkacaksak imtihan olmaktan değil imtihan olmamaktan korkacağız. Herhangi bir ilişkiye girmeye başlarken Samimiyet ile güvenle, dürüstçe saygı ve sevgi ile: “Ey Sonsuz Güzel Biliyorum ki bana kendimi göstereceksin. Göremediğim yerlerime ayna tutacaksın. Neticesini bilmediğim bu macerada beni destekle. Görmem gerekeni göster. Görecek de göz ver. Beni aşkın tutsaklığından koru, Aşkın sarhoşluğunun gözlerimi kör etmesine izin verme. Dostlarım ve sevdiklerim yardımcı olamadığında Elimden tut ve beni bırakma… Biliyorum ki bununla da beni arındıracak, mertebemi yükselteceksin. Ve biliyorum ki alçaltan da yükselten de sensin. Beni bu yolda alçaltmandan yine sana sığınırım. Ne olursa olsun sevdiğimi ve sevdiklerimi gözümde putlaştırmama müsade etme. Hizmetinde bulunmaktan şeref duyarım Beni insan olmanın şerefine yükselt… Bir kısmımızın bir kısmımızda imtihan olduğu o gün Bana bunun farkındalığını gösterecek basiret ve feraset ver. Sevdiğim güvendiğim tutunduğum hiçbir şeyi senin önüne koymama izin verme. Çünkü kaybettiğim her şey senin katında tüm güzelliği ile durmaya devam ediyor. Ve onları tekrar kazanabilirim ama seni kaybedersem hiçbir şeyi kazanamam. O yüzden seni kaybedecek bütün yollarımı kapat seni kazanacak bütün yollarımı aç… Bize ahirette vereceğin iyilik ve güzelliklerin bir kısmını dünyada ver ve bizi cehennemin azabından koru…” deyip cesaretle gireceğiz… Sevgilerimle ~Akaşa~

Oku/yorum

20,437 Aufrufe • vor 1 Jahr

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Şırnaklı STK temsilcileriyle de Öğretmenevi’nde istişare toplantısı gerçekleştirdi. Bakan Yardımcısı Şuay Alpay’ın da yer aldığı toplantıda konuşan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: BUGÜN TABLO ARTIK ÇOK FARKLI “Türkiye Yüzyılı” buluşmaları vesilesiyle güzel Şırnak’ımızı ziyaret etmekten ve yeniden sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Ayrıca sizlerin şahsında buradan tüm Şırnaklı hemşehrilerime, saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. Sözlerimin başında Sayın Cumhurbaşkanımızın da selamlarını iletiyorum. Şırnak’ımız; Cudi’den Gabar’a uzanan engin dağlarıyla verimli ovalarıyla tarihî derinliği ve kültürel zenginliğiyle yurdumuzun en müstesna şehirlerinden biridir. Coğrafyasındaki bu ihtişam gibi Şırnak’ımızın kadirşinas insanlarının mertliği misafirperverliği ve vefası da gönüllerimizde özel bir yer tutmaktadır. Ne var ki bu kadim ve güzel şehir yıllarca terörün etkisiyle potansiyelini ortaya koymakta zorlanmış, sahip olduğu imkânlarını kullanamamıştır. Zira terör yalnızca güvenliğe değil maalesef pek çok alana ket vurmuş, Şırnaklı kardeşlerimin hayatını olumsuz etkilemiştir. Bugün ise tablo artık çok ama çok farklıdır. GÜVEN ORTAMI YENİDEN TESİS EDİLDİ Kahraman Mehmetçiğimizin, fedakâr Jandarmamızın, özverili emniyet teşkilatımızın ve yürekli Güvenlik Korucularımızla birlikte en önemlisi çok değerli Şırnaklı kardeşlerimizin ve elbette ki tüm milletimizin kararlı duruşu sayesinde, huzur ve güven ortamı yeniden tesis edilmiştir. Çok şükür terörden uzaklaşıp tehditlerin bertaraf edildiği bir ortama kavuştuk. Artık kalkınma ve refahın ivme kazandığı bir dönemin içerisindeyiz. Nitekim devletimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu eşsiz toprakları çatışmalarla değil aksine zengin petrol üretim kabiliyetiyle, yenilenebilir enerji kaynakları ve yatırımlarıyla, modern ulaşım projeleriyle, verimli tarımsal kalkınma hamleleriyle anılır kılmak için var gücüyle çalışmaktadır. Tüm bu alanlarda Şırnak son yıllarda hem merkezi hükümetimizin büyük gayretleri hem de Şırnak Belediyemizin verimli çalışmalarıyla muazzam ilerlemeler kaydetmiş, şehir bölgedeki yatırımların merkez üslerinden biri olmuştur. Yapılan her yeni yatırım, atılan her adım Şırnak’ımızın bugünlerini geliştirirken geleceğine dair umutlarını da yeşertmektedir. Ne mutlu bizlere ki Şırnak artık enerji üretiminde Türkiye’nin gururu tarımda ve seracılıkta bölgesel marka, sporda ve kültürde yükselen bir değerdir. Nitekim; - Cumhuriyet tarihimizin en büyük rezervlerine ev sahipliği yapan petrol kuyularının üretim rekorları kırdığı, - Yapılan yatırımlarla şehrin çehresinin estetik hâle geldiği, - Pek çok sektörde açılan yeni tesislerin yüzlerce kişiye istihdam sağladığı, - Sporcularımızın Türkiye çapında ve uluslararası arenada birbirinden önemli başarılar elde ettiği bu yeni dönem her bir kardeşimin umutlarını güçlendirmektedir. Şehrin her bir köşesinde heyecan ve üretim coşkusu hissedilmektedir. Ben de bugün şehrimizi ziyaret ederken bir yandan güvenliğin tesis edildiği emin bir kent görürken aynı zamanda kalkınmanın, üretimin ve müreffeh yarınlara ilerleyen bir şehrin motivasyonunu yakından ve memnuniyetle müşahede etmenin tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum. DEVLETİMİZ BÜYÜK BİR TİTİZLİKLE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR Şüphesiz bugünlere umudun hâkim olduğu bu seviyelere kolay gelinmedi. Şehitlerimizin ve gazilerimizin eşsiz kahramanlıkları ve fedakârlıkları, ailelerinin engin dirayet ve metanetleri bölge halkımızın sabrı ve direnci ile ortak gayretlerimiz sayesinde bu huzur ortamına kavuştuk. Bugün terör bitme noktasına getirilmişse, örgüt fesih kararı alarak silahlarını teslim etme aşamasına gelmişse bu toplumumuzun el birliği ile yürüttüğü kararlı mücadele ile mümkün olmuştur. Bin yıllık kardeşliğimizi daha da güçlendirecek “Terörsüz Türkiye” vizyonumuz işte bu güvenli ortamı sürekli kılmaya yönelik hedefimizin en somut yansımasıdır. Bu çerçevede devletimizin tüm ilgili kurum ve kuruluşları sürecin etkin bir şekilde işlemesi için büyük bir titizlikle çalışmalarını sürdürüyor. Gazi Meclisimizin çatısı altında teşekkül eden “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon”u da kendi alanında önemli kararlara öncülük etme misyonuyla çalışmalarına başladı. Şurası muhakkaktır ki sürecin başarısı oldukça önemlidir. Zira elde edilecek somut sonuçlar güvenlik, barış ve huzur iklimini pekiştirirken Şırnak’ı ve tüm bölgeyi kalkınmanın ve refahın da en güçlü merkezlerinden biri yapacaktır. Bunun için de PKK ve iltisaklı tüm grupları yapılan çağrı ve fesih kararına uygun derhâl tüm terör faaliyetlerine son vermeli, farklı coğrafyalarda ve isimler altında faaliyet gösteren tüm uzantıları -nerede olduklarından bağımsız olarak- bir an önce koşulsuz ve en hızlı şekilde silahlarını teslim etmelidir. KAYNAKLARIMIZ ARTIK DAHA ÇOK ŞEHİRLERİMİZİN VE İNSANLARIMIZIN HİZMETİNDE OLACAK Özellikle vurgulamak isterim ki terörün ülkemizin ve bölgemizin gündeminden tamamıyla çıkmasıyla kaynaklarımız artık daha çok şehirlerimizin ve insanımızın hizmetinde olacak. Bu çerçevede Şırnak’ı son zamanlarda olduğu gibi bundan sonra daha da güçlü bir şekilde; - Dağlarında ve yaylalarında festivallerin heyecanının yankılandığı, - Sahalarında spor müsabakalarının coşkusunun yaşandığı, - Ova ve bahçelerinde bereketin çoğalıp tarımsal üretimin arttığı, - Çarşılarında ve sınır kapılarında ticaretin canlı ve bereketli şekilde yürütüldüğü, - Enerji projeleriyle üretimin ve istihdamın en üst seviyelere yükseldiği, - Tüm bu katma değer özellikleriyle ülkemize güç kattığı bir şehir olarak anacağız. Yegâne hedefimiz bu gelişim ivmesini kalıcı hâle getirmek, Şırnak’ımızı Türkiye’nin marka şehirlerinden biri yapmak ve her bir Şırnaklı kardeşimin refahını güvenini ve umutlarını daha da güçlendirmektir. Bunun için de devletimizin tüm imkânlarını seferber ediyoruz. Elbette ki tüm bu kazanımların kalıcı hâle gelmesi ve daha da artarak devam etmesi için tüm vatandaşlarımıza ve özellikle de bölge insanımıza düşen en önemli görev tesis edilen güvenlik, barış ve huzur iklimini titizlikle korumak, ona sahip çıkmaktır. Zira barışa ulaşmak emek, huzurun sürekliliği de fedakârlık ister. İnanıyorum ki Şırnak’ımızı ve ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşımak için birlik ve kardeşlik ruhuyla kenetlendiğimiz bu süreçte hiçbir engel bize ket vuramayacaktır. Hep birlikte el ele vererek bu kadim toprakları en güçlü şekilde kalkındıracak, çocuklarımıza ve torunlarımıza barış dolu müreffeh bir gelecek bırakacağız. Bu vesileyle şehrimizin kalkınması için gecesini gündüzüne katan başta Sayın Milletvekilimiz, Sayın Valimiz, Şırnak Belediye Başkanımız ile diğer ilçe ve belde belediye Başkanlarımız olmak üzere ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımızın seçkin yönetici ve personeline teşekkür ediyorum. Ayrıca bu huzur ikliminin sürekliliği için gayret gösteren ve daima devletinin yanında yer alan tüm Şırnaklı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Halkımızı bilgilendirmek gibi oldukça hayati bir görevi icra eden siz değerli basın mensuplarına da çalışmalarınızda üstün başarılar diliyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

29,887 Aufrufe • vor 1 Jahr

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından aziz şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile onların değerli aileleri için Gazi Meclisimizde iftar programı düzenlendi. İftara katılan Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, yaptığı konuşmada şunları söyledi: ŞEHİDİMİZ BİNBAŞI İBRAHİM BOLAT’A ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM Mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Gazi Meclisimizin çatısı altında sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyuyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bu güzel ve bereketli iftar sofrasında bizleri buluşturan Sayın Meclis Başkanımıza nazik ev sahipliği için şükranlarımızı sunuyoruz. Sözlerimin başında dün kaza kırıma uğrayan F-16’mızın pilotu Hava Pilot Binbaşı İbrahim Bolat’a bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. MEHMETÇİK, TÜM GÖREVLERİ BÜYÜK BİR AŞK VE AZİMLE YERİNE GETİRMEKTEDİR Vatan sevdasının ölümsüz temsilcileri olan şehitlerimiz ile onlara yoldaş olan siz yiğit gazilerimizin yüksek fedakârlıkları, ülkemizin birlik ve beraberliğinin teminatı, asil milletimizin özgürlüğünün simgesidir. Ülkemizin savunma ve güvenliğinin sağlanmasında ve bugüne kadar elde ettiğimiz tüm başarılarda en büyük pay aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize aittir. Bugün ülkemizin her bir köşesinde güvenlik ve istikrar iklimi hâkimse bu elbette ki şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesindedir. Şehadet şerbetini içmiş kahramanlarımızın ve siz gazilerimizin cesaret ve yüksek özverisi asla unutulmayacak daima minnet ve şükranla hatırlanacaktır. Şüphesiz ki sizlerin ortaya koyduğu mücadele ve emsalsiz çabalar, bizler için en büyük ilham kaynağıdır. Bu çerçevede şehit ve gazilerimizi örnek alan silah arkadaşları yani kahraman Mehmetçik; - Ülkemizin güvenliğinin sağlanmasından hudutlarımızın korunmasına, - Terörle mücadeleden Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasına kadar üstlendiği tüm görevleri büyük bir aşkla ve azimle yerine getirmektedir. KARDEŞLİK VE DAYANIŞMAMIZI GÜÇLENDİRMEK BİZLER İÇİN TARİHÎ BİR SORUMLULUKTUR Yıllarca terörü bu topraklardan uzaklaştırma maksadıyla icra ettiğimiz kararlı mücadeleler sayesinde ülkemizin her bir köşesinde güvenlik ve istikrar sağlanmıştır. Yegâne amacımız elde edilen bu başarıları korumak ve şu andaki huzur ortamını kalıcı kılmaktır. Esasen içinde bulunduğumuz bu hassas dönemde iç cephemizi tahkim ederek kardeşlik ve dayanışmamızı güçlendirmek, ülkemizin bölgesinde ve dünyada artan etkisini daha da yukarılara çıkarmak bizler için tarihî bir sorumluluktur. Bu çerçevede devletimiz 40 yılı aşkın süredir devam eden terör belasından ülkemizi kurtarmak amacıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde Terörsüz Türkiye sürecini başlatmıştır. Bugün tarihî bir süreç yaşıyorsak ve hedefimize somut adımlarla ilerleyebiliyorsak bu en başta aziz şehitlerimizin ve gazilerimizin kahramanca mücadelesi ve yüksek fedakârlıkları sayesindedir. Elbette ki siz saygıdeğer ailelerimizin gösterdiği dirayet, bizleri gururlandıran dik ve vakur duruşu ve verdiği destekler yolumuzu aydınlatmış, kararlılığımızı pekiştirmiştir. Başımızın tacı olan sizlere minnettarlığımız bakidir ve kelimelerle anlatılamayacak kadar da büyüktür. Çok iyi biliyoruz ki ne yaparsak yapalım sizlerin haklarını ödeyemeyiz. Ancak başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız olmak üzere devletimizin tüm kurumlarıyla eş güdüm içinde şehit ve gazilerimizin emaneti değerli aileleri ile kahraman gazilerimizin yaşam seviyelerini daha da yükseltmek için yoğun bir gayret gösteriyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN RUHUNU İNCİTECEK HİÇBİR ADIM ATILMADI, ATILMAYACAK Burada özellikle ifade etmek isterim ki Terörsüz Türkiye süreci yürütülürken şehitlerimizin mübarek ruhlarını incitecek, gazilerimizin onuruna ve siz ailelerimizin fedakârlıklarına zarar verecek hiçbir adım atılmamıştır ve atılmayacaktır. Bu konuda oldukça hassas davranıyor ve süreci köklü devlet geleneğimiz ve engin tecrübemizle şeffaf bir şekilde yürütüyoruz. Aynı zamanda sizlerin de bu tarihî projeye verdiğiniz güçlü destekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Nitekim Bakanlık olarak Terörsüz Türkiye’ye ilişkin hususlarda Şehit-Gazi Derneklerimiz ve şehit ailelerimiz ile görüşmeler gerçekleştirerek gazilerimizi ve şehit ailelerimizi bilgilendirdik. Şu anda çatısı altında bulunduğumuz millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz de sürecin işlerliği ve sonuca ulaşması adına ilk günden itibaren hayati bir görev üstlenmiştir. Sayın Meclis Başkanımızın riyasetinde teşkil edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun; aylardır her kesimin görüşünü alarak kamuoyunun nabzını en iyi şekilde ölçmesini memnuniyetle takip ettik. Geçtiğimiz günlerde yayımladığı raporun da sürece olumlu katkılar sağlayacağına yürekten inanıyoruz. Tüm bu gayretler sayesinde şu ana kadar süreçte önemli mesafeler katedildi. Bundan sonra da provakasyon ve istismara izin vermeden çok daha güçlü ve kalkınmış bir Türkiye hedefiyle bu süreci başarıyla sonuca ulaştırma noktasında kararlıyız. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal etmiş gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyor; siz kıymetli ailelerimize saygı ve şükranlarımızı sunuyorum. Ayrıca 34 yıl önce bugün Ermeniler tarafından Hocalı’da şehit edilen Azerbaycanlı tüm soydaşlarımızı da bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun. Mübarek Ramazan ayının hayırlı ve bereketli geçmesini temenni ediyor, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

36,449 Aufrufe • vor 6 Monaten

Bu TED Konuşması Hayatımı Değiştirdi 16 yaşındayken, okulda kimsenin dinlemediği o çocuktum. Sınıfta bir şey söylerdim… Sessizlik. İki dakika sonra bir başkası aynı şeyi söylediğinde ise herkes tepki verirdi. Bunun özgüvenle ilgili olduğunu düşündüm. Kişilik meselesi sandım. Bazı insanların bir odayı etkileme yeteneğiyle doğduğuna ve benim de onlardan biri olmadığıma inandım. Ama tamamen yanılıyordum. Sonra bu TED konuşmasıyla tanıştım. 🎙️ İnsan Sesinin Gücü Julian Treasure, kariyerini dünyadaki en güçlü araçlardan birini incelemeye adadı: insan sesi. Ne müzik, ne makineler… Her gün kullandığımız ama nasıl kullanmamız gerektiği neredeyse hiç öğretilmeyen o eşsiz araç. Bu konuşma, geçmişte yaptığım tüm konuşmaları yeniden değerlendirmeme neden olan güçlü bir çerçeve sundu. ❌ Konuşmanın Yedi Ölümcül Günahı Julian Treasure, insanların daha ilk cümlelerini tamamlamadan dinleyicilerin ilgisini kaybetmesine neden olan yedi alışkanlığı şöyle sıralıyor: 1. Dedikodu (Gossip) – Güvenilirliğinizi zedeler. 2. Yargılama (Judging) – İnsanları sizden uzaklaştırır. 3. Negatiflik (Negativity) – Enerjiyi düşürür. 4. Sürekli Şikâyet (Complaining) – Dinleyiciyi yorar. 5. Bahaneler (Excuses) – Sorumluluktan kaçındığınızı gösterir. 6. Abartı (Exaggeration) – Gerçeği çarpıtarak güveni sarsar. 7. Dogmatizm (Dogmatism) – Görüşleri tartışılmaz gerçekler gibi sunmak. Çoğu insan bu hatalardan en az üçünü her gün yapar; bazıları ise öğle yemeğine kadar yedisini birden sergiler. 🔊 Asıl Rakibimiz: Gürültü Bu konuşmada beni en çok etkileyen nokta, bu “günahlar” listesi değil, her konuştuğumuzda aslında neyle rekabet ettiğimizi fark etmemdi: Gürültü. Açık ofisler, akustik yerine estetiğe odaklanan restoranlar, sürekli dikkatimizi bölen telefonlar… Böylesine yoğun bir gürültü ortamında sözlerimizi gönderiyor ve neden istediğimiz etkiyi yaratmadığını merak ediyoruz. Sorun çoğu zaman ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizdir. 🌟 Etkili Konuşmanın Anahtarı: HAIL Julian Treasure, etkili iletişimin temelini tek bir kelimeyle özetler: HAIL H – Honesty (Dürüstlük): Gerçeği söylemek. A – Authenticity (Özgünlük): Kendin olmak. I – Integrity (Bütünlük): Sözünle davranışının uyumlu olması. L – Love (Sevgi): Karşındakinin iyiliğini gerçekten istemek. Buradaki sevgi, romantik bir anlam taşımaz; karşınızdaki kişi için içtenlikle iyi dileklerde bulunmaktır. Birine gerçekten iyilik dileğinde bulunduğunuzda, onu yargılamanız neredeyse imkânsız hale gelir. 🧰 Sesimizin Gizli Araç Kutusu Konuşmanın en çarpıcı bölümlerinden biri de “araç kutusu”dur. Çoğu insanın varlığından bile haberdar olmadığı bu unsurlar şunlardır: Register (Ses Aralığı) Timbre (Tını) Prosody (Ezgi ve Vurgu) Pace (Konuşma Hızı) Silence (Sessizlik) Pitch (Perde) Volume (Ses Seviyesi) Bunlar sahne numaraları değil, her birimizin içinde bulunan ve çoğu zaman bilinçsizce kullandığımız enstrümanlardır. Örneğin araştırmalar, insanların daha kalın ses tonuna sahip politikacılara oy verme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bunun nedeni politikaları değil, derin ses tonunun bilinçaltında otorite ve güven hissi uyandırmasıdır. Yani sesimiz, söylediğimiz kelimelerden önce insanların sinir sistemine ulaşır. 🎯 Gerçek Sorun Özgüven Değildi 16 yaşındaki ben, özgüven eksikliği yaşamıyordu. Sadece sahip olduğu araç kutusunun farkında değildi. Hiç kimse bize sesimizin bir enstrüman olduğunu öğretmedi. Sessizliğin bazen kelimelerden daha güçlü olabileceğini söylemedi. Ve en önemlisi, bir şeyi nasıl söylediğimizin, insanların o mesajı nasıl hissettiğini kökten değiştirdiğini anlatmadı. İletişim üzerine en önemli TED konuşmalarından biri, aslında ne söylediğinizle ilgili değildir. Bu konuşma, hayatınız boyunca sesinizle yaptığınız ama belki de hiç farkına varmadığınız her şeyle ilgilidir. 🎤 Çünkü sesiniz, dünyayla kurduğunuz en güçlü bağdır.

İş Dünyası Kitapları

23,183 Aufrufe • vor 4 Monaten

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir üst rütbeye terfi eden personel için Millî Savunma Bakanlığında düzenlenen törende konuştu. Atatürk Kültür Sitesi’ndeki törene Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Bakan Yardımcıları Şuay Alpay, Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı ve Musa Heybet ile Bakanlıkta görevli sivil ve askerî personel de katıldı. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler törende yaptığı konuşmada rütbe alan personele seslenerek şunları söyledi: BÜYÜK BİR ÖZVERİYLE GÖREV YAPIYORSUNUZ Bugün bir üst rütbeye terfi eden kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın rütbe takma törenini icra ederken, aynı zamanda Millî Mücadele’mizin son merhalesi olan büyük zaferimizin 103’üncü yıl dönümü ile Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü kutlamanın haklı gurur ve sevinci yaşıyoruz. Tarihî zaferlerimizi tarifsiz bir övünçle anarken, bir üst rütbeye terfi eden arkadaşlarımı da en içten dileklerimle kutluyorum. Yeni rütbelerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Geçmişten bugüne ulaşan toplumlar hafızalarını koruyabildikleri, tarihlerine vakıf olup ondan ilham alabildikleri ölçüde geleceğe güvenle ilerleyebilirler. Bu nedenle her birimizin önce kendimizi sonra da yakınlarımızdan başlamak üzere çevremizi şanlı tarihimizin gurur sayfalarıyla her daim buluşturması gerekmektedir. Bu kapsamda özellikle “zaferler ayı” olarak tanımladığımız Ağustos ayının önemine vurgu yapmak isterim. Malumunuz olduğu üzere bu ayda asil milletimiz Malazgirt’ten Mercidabık’a, Mohaç’tan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’a kadar mukaddes değerleri uğruna verdiği destansı mücadelelerle tarihe damga vurmuştur. Kahraman Türk milleti ve onun bağrından çıkan gazi ve muzaffer ordumuzun büyük cesaret ve fedakârlıklar göstererek elde ettiği bu zaferleri bir kez daha gururla yâd ediyorum. Nitekim bu zaferlerin son halkası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde elde edilen 30 Ağustos 1922’deki tarihî zaferdir. Büyük önder 30 Ağustos Zaferi’nin ardından şu veciz sözleri dile getirmiştir: “Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir.” İşte ebedî Başkomutanımızın sözlerinde ifadesini bulan bu ruh bugün de sizlerde yaşamaktadır. Öyle ki Aziz Atatürk ve silah arkadaşlarının İstiklal Harbi’mizdeki ilham verici mücadelesinden güç alan siz kahraman personelimiz de ülkemizin güvenliği ve milletimizin huzuru için büyük bir özveriyle görev yapıyorsunuz. Onların fedakârca mücadeleleri Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolu açarken sizler de Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ordumuzun şanlı sancağını gururla taşımakta, büyük tarihimizin eşsiz mirasını yarınlara aktarmaktasınız. Bu çerçevede aldığınız yeni terfi ve rütbeler icra ettiğiniz tarihî sorumlulukta, emeklerinizin karşılığı olan gurur nişaneleridir. SİZLERE TEVDİ EDİLEN HER YENİ GÖREV, TÜRK MİLLETİNİN SİZLERE DUYDUĞU GÜVENİN DE GÖSTERGESİDİR Elbette ki rütbeler sadece bir terfiden ibaret değildir. Esasen sorumluluğun, fedakârlığın, ülkeye ve millete adanmışlığın bir sembolüdür. Sizlere tevdi edilen her yeni görev ise şahsi bir onur ve yükümlülük olmasının yanı sıra Türk milletinin sizlere duyduğu güvenin de göstergesidir. Dolayısıyla rütbe alan her bir personelimizden beklentimiz, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yüksek bir cesaret ve azimle, engin bir feraset ve disiplin içinde çok çalışmanız ve ordumuzun etkinlik ve caydırıcılığına daha nice katkılar sunmanızdır. Çünkü biliyoruz ki güçlü bir ordu, güçlü bir Türkiye demektir. İçinde bulunduğumuz kaotik dönem ve artan bölgesel-küresel tehditler dikkate alındığında, caydırıcı bir orduya sahip olmak her zamankinden çok daha fazla hayatidir. Çok şükür bugün, kahraman ordumuz, sınırlarımızın güvenliğinin sağlanmasından, terörle mücadeleye “Mavi ve Gök Vatan”ımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından, küresel barış ve istikrarın sağlanmasına sunduğu katkılara kadar, birçok vazifeyi yüksek bir başarıyla sürdürmektedir. Şanlı ordumuzun büyük bir gayret ve titizlikle yürüttüğü bu faaliyetler, ülkemizin etki ve ilgi alanının artmasında uluslararası müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi haline gelmesinde büyük bir etkiye sahiptir. Elbette ki böylesine geniş ölçekli görevlerin eş zamanlı olarak icra edilmesinde personel kalitesi ve teknik donanımın yeterliliği belirleyicidir. Nitekim kahraman personelimizin yetenekleri ve disiplin anlayışı SİHA’lardan millî gemilere, hava savunmadan elektronik harp sistemlerine kadar modern teknolojik kabiliyetlerimizle birleştiğinde ordumuz, dünyanın önde gelen güçlerinden biri olma vasfını açıkça ortaya koymaktadır. Her yeni rütbe veya terfi, artan sorumlulukların ve daha büyük görevlerin de ilk adımıdır. Zira mesleki bilgisi, tecrübesi ve bakış açısı daha da genişlemiş olan siz kıymetli arkadaşlarımın sergileyeceği yüksek performans, ordumuzun etkin ve güçlü konumunun daha ileri seviyelere taşınması için elzemdir. Bu doğrultuda sizlerin vazifelerinizi kural ve kaideler ile millî, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde aşk ve şevkle icra edeceğinize, görevlerinizi en iyi ve en verimli şekilde yerine getireceğinize eminim. SİZLERDEN BEKLENTİMİZ, KENDİNİZİ HER ALANDA VE ÇOK YÖNLÜ OLARAK GELİŞTİRMEYE DEVAM ETMENİZDİR Şu bir gerçek ki icra ettiğiniz vazifelerin ülkemiz ve milletimiz açısından oldukça kritik olması, bireysel ve meslekî gelişiminizin sürekli olmasını gerekli kılmaktadır. Unutmayınız ki sizlerin becerisi ve donanımı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin etkin ve güçlü konumunu daha da ileri seviyelere taşıyacaktır. Bu nedenle sizlerden beklentimiz, kendinizi her alanda ve çok yönlü olarak geliştirmeye devam etmenizdir. Hepinizin yakından takip ettiği üzere küresel ve bölgesel güvenlik risk altındadır. Bir asır önce bölgemizde cetvelle harita çizip Orta Doğu coğrafyasını kırk yamalı bohçaya çevirenler, bugün de aynı emellerle hareket etmektedir. Çevre coğrafyamızda yeni planlar kurulurken, Türkiye’nin bu oyunları bozacak adımları kararlılıkla atması gerekiyordu. Bizler de bu adımları Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve devlet aklının bir gereği olarak attık, atmaya da devam edeceğiz. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz proaktif tedbir ve uygulamalarla artık tarihî dönemecin içerisindeyiz. 40 yıldır milletçe ezeli ve ebedi kardeşliğimize dinamit koyan, enerjimizi ve kaynaklarımızı tüketen terör belasından ülkemizi kurtarmakta kararlıyız. Cumhuriyetimizin ikinci asrında ilerlediğimiz bu tarihî süreçte, “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimiz doğrultusunda var gücümüzle çalışıyor, geleceğe emin adımlarla ilerliyoruz. Bugün bir kez daha zaferlerini büyük bir övünç ve gururla andığımız, atalarımızdan aldığımız ilhamla hemen her alanda elde ettiğimiz başarıları sürdürmek için çalışmaya devam edeceğiz. Sözlerime son verirken, bizlere bu cennet vatanı emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimiz ile tüm komutanlarımızı ve devlet büyüklerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Terfi eden tüm silah arkadaşlarımın yeni rütbelerinin bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyor, kendilerine ifa edecekleri tüm görevlerde başarılar diliyorum. Mesleki başarılarında büyük katkıları olduğuna inandığım değerli ailelerine, kıymetli hanımefendilere ve sevgili evlatlarımıza da teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca 30 Ağustos itibarıyla hizmet süresini tamamlayarak emekli olan kahraman silah arkadaşlarımıza başarılı hizmetleri için teşekkür ediyor, bundan sonraki hayatlarında aileleriyle birlikte sağlık, başarı ve esenlikler diliyorum. Zafer Bayramı’mızı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nüzü de en içten dileklerimle kutluyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… TERFİ EDEN PERSONELE YENİ RÜTBELERİ VERİLDİ Terfi eden personele, yeni rütbeleri Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel, Bakan Yardımcıları Şuay Alpay, Alpaslan Kavaklıoğlu, Bilal Durdalı ve Musa Heybet tarafından verildi. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

54,235 Aufrufe • vor 1 Jahr