Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

hizbuttahrir silahla olmaz bu işler deyip devrimler başarılı olunca bize bırakın yönetelim dediklerinde biz

23,474 просмотров • 1 год назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Fiili Çalışandık. Bu bir iddia değil, bir gerçektir. Bu bir talep değil, yıllardır yok sayılan bir hakkın adıdır. Devlet Bahçeli Mustafa Kalaycı Erkan Akçay İsmet Büyükataman Dr.İzzet Ulvi YÖNTER Prof.Dr.Kamil Aydın E. Semih Yalçın Muhammed Levent BÜLBÜL Prof. Dr. Mevlüt KARAKAYA🇹🇷 Hilmi DURGUN İsmail ÖZDEMİR 🇹🇷 Özgür Bayraktar Prof. Dr. Esma Özdaşlı Murat KOTRA Mustafa Çavuş MHP Mustafa Ertekin Osman Gür Yavuz Tellioğlu Fatih ÇETİNKAYA Prof. Dr. Hasan Kalyoncu MEHMET FENDOĞLU 🇹🇷 İsmail Faruk Aksu İlyas TOPSAKAL Sadir Durmaz 🇹🇷 Ahmet Selim Yurdakul Yaşar Yıldırım Tamer Osmanağaoğlu Ali Uçak Doç.Dr.Alp Yıldız Birol Gür CEMAL AKIN Av. Abdulaziz Sekban Doç.Dr. Pelin Yılık seckinodabasi Vahit Kayrıcı @FatihTatlsu Fevzi Zırhlıoğlu NAZİF KORAY NÜGÜ Necdet Öztürkçü Özer Karakayacı Prof. Dr. Cengiz Şahin🇹🇷🇹🇷🇹🇷 Deniz Depboylu Bahadır Alperen Utkucan yıldırım Fetih Ahmet ALPARSLAN Prof. Dr. Turan ŞAHİN Sertel Selim MHP Istanbul MHP Ankara İl Başkanlığı Bizler çocuk yaşta iş hayatının içine girdik. Okul sıralarından atölyelere, sınıflardan fabrikalara geçtik. Sabahın en erken saatlerinde iş başı yaptık, akşam karanlığında evlerimize döndük. Ürettik, emek verdik, alın teri döktük. Ama kayıtlarda yok sayıldık. Bize “stajyer”, “çırak” denildi; oysa yaptığımız iş ustayla aynıydı. Makinenin başındaydık, tezgâhın başındaydık, sorumluluk aldık, üretime katkı sunduk. İş kazası riskini de biz taşıdık, meslek hastalığını da biz yaşadık. Fiili Çalıştık ama sigortamız yarımdı… Devlet bize SGK numarası verdi, sigorta kartı verdi; ama emeklilikte “sizin emeğiniz sayılmaz” dedi. 18 yaş öncesi çalışmayı yok saydı. Yıllarımızı geri dönüşü olmayan bir biçimde sildi. Bugün geldiğimiz noktada şunu söylüyoruz: Bu bir ayrıcalık talebi değil, bu açık bir hak gaspıdır. Aynı iş yerinde, aynı işi yapan iki kişiden biri emekli olabilirken diğeri olamıyorsa, burada adalet yoktur. Staj ve çıraklık döneminde fiilen çalışılan sürelerin uzun vadeli sigorta kolları kapsamında sayılmaması, sosyal güvenlik sisteminin ruhuna aykırıdır. Emeği yaşa göre ayırmak, alın terini “geçerli–geçersiz” diye sınıflandırmaktır. Bizler yıllar boyunca sustuk, ama unutmadık. Çünkü bu mesele sadece geçmişin değil, bugünün ve yarının da meselesidir. Bugün bu haksızlık düzeltilmezse, yarın yeni mağduriyetler doğacaktır. Gençlere “çalışın” deyip sonra “emeğiniz sayılmaz” demek, bir toplumun vicdanında derin yaralar açar. Biz diyoruz ki: Fiili çalışmanın karşılığı yarım sigorta olamaz. Emeğin yaşı olmaz. Alın teri zaman aşımına uğramaz. Bu mücadele bir grubun değil, adaletin mücadelesidir. Bu mücadele geçmişe dönük bir hesap değil, geleceğe bırakılacak bir hakkın savunusudur. Unutturmayacağız. Vazgeçmeyeceğiz. Hakkımızı alana kadar anlatmaya devam edeceğiz. Fiili Çalışandık #StajyerÇırağaYarımSigortaHaksızlığı

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

35,993 просмотров • 8 месяцев назад

🇹🇷 BU BOYKOT… Bir ürünü 1 TL’ye alıp 10 TL ‘ye satan Tröstlere değil. Öyle olsa bizde dahil olalım. Bu #boykot Milli servetimizi, müteşebbislerimizi iş yeri kapamasına, milyonların işsiz kalmasına, açlık sınırına gelmiş vatandaşın daha da yoksullaşmasına, Türk ekonomisine yapılan bir halk darbesidir. Sonuç milli felaket, Arjantin, Şili gibi ekonomi döküntüsü demektir. Sizin amacınız ülkeyi bitirmek mi? Erdoğan dan demokrasi, özgürlük veya makam istemek mi? İşin dozu kaçtı. İş yeri sahipleri 15 gündür işlerimiz %50 ye indi. İş yerleri işçi çıkarmaya başladı. Zaten zor ayakta kalıyorduk. Bizleri yolun sonuna getirmeye devam ediyorsunuz. Bu böyle olmaz güzel kardeşim. Bu boykot’un bir adım sonrası iş bırakma, yavaşlatma, amacınız ekonomiyi dibe vurdurmaksa çok yakında oda olacak. Peki bedelini kim ödeyecek. Türkiye Cumhuriyeti halkı. Amerika, İngiltere ‘nin bize yapamadığını siz yapmaya başladınız. İş verenin dayanma gücü kalmadı. Halk artık çok tedirgin. Hatta sokağa çıkmaya korkuyor. Mal mülk arsa dahil olmak üzere satışlar durdu. Dış yatırım durdu. Borsa aşağı iniyor. Dolar, Euro çıkıyor. Altın yüzük bile alınamaz halde. Bumudur Ataturk’ün çocuklarına, torunlarına, bizim vatandaşımıza layık gördüğünüz ülke. Kaos, Gerginlik, Şiddet, Ruh sağlığı bozuk bir toplum. Çok daha etkin eylemler yapabilirsiniz. Bu eylemler polisle Vatandaşı karşı karşıya getirmekten başka hiçbir işe yaramayacak. diş mihrakların arzu etmiş olduğu Suriye Irak yani Yasemin baharı gibi bize yaşatmak istediklerini beceremediler ama biz kendi kendimize becerir hale geldik. Yazık değilmi bu vatandaşa? Onlarda anlamıyor, bu Boykotları eğlence zannediyor, bınların acısını sonra onlar yaşayacaklar bilmiyorlar. İllaki hedefiniz Külliye ERDOĞAN, gidin görün artık. Emin olun Yanyana gelince birçok şey çözülecek, halkımızda nefes alacak. Bakın bı>çak kemiğe dayandı. Yorulduk, bittik, moral sıfır, cepte para kalmadı, ekonomik burhanlar kapıda, işsizlik kapıda, çözüm milli mutabakat, yeni bir oluşum. Kolektif depresyonun ve ekonomide reformun tek adresi var iktidar ile muhalefetin Yanyana gelip bir hükümetin içinde yer aldığı bir oluşum. Yoksa bu işin içinden çıkmak bihayli zor ve riskli.

Seyhan SOYLU (Sisi)

34,694 просмотров • 1 год назад

Alın teriyle büyüyen, tezgâh başında gençliğini veren, bugün ise hakkı yok sayılan bir neslin evlatlarıyız...! TOBB TÜRK-İŞ DİSK HAKİŞ KONFEDERASYONU ILO Türkiye TİSK İstanbul Ticaret Odası (İTO) Erdoğan Dijital Medya Şekib Avdagiç Yasser Hassan Abdullah Cengiz Makas Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) Gürsel Baran Halil ERDAL Arzu A. Çerkezoğlu Rifat Hisarcıklıoğlu Zeki Murzioğlu Mahmut Arslan Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) Abdullah Cengiz Makas @o1tuncay1 Salih Kaygusuz Mecit Moral Erdal BAHÇIVAN Ahmet öZer. Serdar SEZEN Prof. Dr. Mehmet Zeki İşcan Çocuk yaşta “meslek öğreniyoruz” diye atölyelere, fabrikalara, iş yerlerine gönderilen; okuldan çok tezgâh gören; kalemden çok torna sesi duyan bir nesiliz. O gün bize "çalışıyorsun" dediler… Ama bugün devletin kayıtlarında “çalışmadığımız” yazıyor. Çünkü bizim sigortamız, yıllar sonra öğrendiğimiz bir gerçekle sadece kısa vadeli tutulmuştu. Oysa 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 5. maddesi, stajyer ve çırakların sadece iş kazası ve meslek hastalığı üzerinden kısa vadeli sigortalı sayıldığını açıkça belirtir. Bu da demektir ki: – Emeklilik yok. – Uzun vadeli prim yok. – Hizmet başlangıcı yok. – Geleceğe yazılmamış bir gençlik var. Bizler çalıştık. Emeğimiz vardı. Sorumluluğumuz vardı. Ustamız vardı. İş güvenliği eğitimleri aldık, risklerle karşı karşıya kaldık, hatta kimi kardeşlerimiz mesleki eğitim sırasında hayatını kaybetti… Ama tek olmayan şey hakkımızdı. Kısa kol sigortasıyla, üç yıl atölyede ter döken bir gencin mesleki eğitim aldığı söylenemez. Kısa kol sigortasıyla, çocuk işçiye “sen stajyersin” denilerek sorumluluk yüklenip hak verilmemesi adalet değildir. Kısa kol sigortasıyla meslek olmaz. Meslek olur ama geleceği olmaz. Bizler, yasaların arkasına saklanarak yok sayılan bir neslin sessiz çığlığıyız. Bugün talep ettiğimiz bir lütuf değil; çocukken verilmesi gereken hakkın teslimidir. Çünkü biz biliyoruz ki: Bir ülkenin geleceği, gençlerinin hakkına gösterdiği saygıyla yükselir. Ve hiçbir gelecek, çocuk emeği üzerine eksik sigortayla inşa edilemez. Biz mücadelemizi sürdürüyoruz. Öyle sessiz değil… Öyle çekingen değil… Öyle geri adım atmadan. Bu ülkenin tezgâhlarında büyüyen bizler, hakkımızı alıncaya kadar sözümüz nettir: Kısa kol sigortayla mesleki eğitim olmaz. Adalet olmadan hiçbir gelecek kurulmaz. Bizim mücadelemiz bir günle, bir sözle, bir vaadle bitmeyecek. Çünkü biz, hakkı elinden alınmış bir kuşağın susmayan nefesiyiz. Bugün adalet istiyoruz; yarın torunlarımız aynı kaderi yaşamasın diye direniyoruz. Tezgâhlarda büyüyen ellerimizin hakkı teslim edilene kadar, hiçbir güç bizi durduramayacak. Unutmayın: Biz bu ülkenin geleceğini omuzlayan genç işçileriydik. Şimdi ise hakkını isteyen milyonların ortak sesiyiz. Ve o ses bir kez yükseldi mi… artık geri dönmez. 24 Kasım #KısaKolSigortaylaMeslekEdinilmez

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

21,630 просмотров • 10 месяцев назад

Video kaydı mutlaka izleyelim izlettirelim kardeşlerim. Cenabı Allah'ın "Ahseni Takvim" dediği Suret-i İnsan ile alay ediliyor. Yahu bunun şeyhlikle, halifelikle ne alakası var ? Bu Şeriatsizliktir, edebsizliktir, ahlaksızlıktır. Bu Şeriatsizliklere göz yummayı, hesap kitap yapıp sessiz kalmayı reddediyorum, kınıyorum. İnsanlık bitti mi ? Nerde Şerîat ahlakı ? Nerde tarikat edebi ? Bırakın ahlakı, edebi ; Fasıklıktır bu! Zalimliktir bu! İşte Ayet-i Kerimeler, İşte Hadis-i Şerifler, İşte Meşayihın Sözleri, "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar" "Hem birbirinizi ayıplamayın ve kötü lâkablarla atışmayın" "İmandan sonra fâsıklıkla adlanmak ne kötü isimdir! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." (el-Hucurât, 49/11) "İnsanlarla alay edenleri, onların suçlarını araştırıp yayanları, iyi kimselere suç isnad eden koğucuları Allah (c.c.) köpek suretinde haşredecektir." (Tergib ve Terhib, c.5/391) "Eğer bir kimsenin -amellerini küçümseyerek- 'insanlar helak oldu' dediğini işitirseniz, işte o -kendisini beğendiği için- daha kötü bir şekilde helak olmuştur." (Tergib ve Terhib, c.5/513) "Bir adam kısa boyluysa "Süpürge boylu," başka bir adam uzun boyluysa ona da, "Kavak" demek doğru olmaz, biz onun dışını görüyoruz, belki de o kimse Allah'ın velisidir veya ileri de veli olacaktır. Allah bizi aldanmaktan muhafaza eylesin" Efendi Hazretlerimiz Kuddise Sırruhu "Mısrî'ye sövsün ol ağız, Allah demek bilmez ola." Niyazi Mısrî Kuddise Sırruhu

Muhittin Ödemiş

141,373 просмотров • 2 лет назад

Ağrı yada acı, vücutta bir şeylerin yolunda gitmediğinin mesajıdır. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Eğer narkoz ve ağrı kesici ile sinyali kesersek problemi iyileştirmiş olmuyor tam tersine kronik hale getiriyoruz. Deprem de bir olay değil bir olguydu… Arz’ın biz insanlığa “işler yolunda gitmiyor” mesajıydı. Bu mesajdan önce de bir çok hadise ile mesaj verdi dünyamız bize. Tüm dünyada ve bu toplumun farklı kesimlerinde yıkıcı ve farklı türde depremler yaşandı. Çok acılar çekildi. Biz her seferinde unutup, kendimizi uyuşturup hiç bir şey olmamış gibi gündemimize döndük. Normalleştik(!) Şu anda olduğu gibi. Eğer sinyali kesmeye, kendimizi uyuşturmaya devam edersek daha büyük acılar yaşamamız kaçınılmaz. Çünkü insan ve dünya birbirinden ayrı varlıklar değil. Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin etkileşimli iki parçası. Gök ve yer birbirinden uzak değil. Madde ve manâ birlikte titreşiyor. Kalbimiz dünyanın kalbi ile birlikte atıyor. Yukarda ne varsa aşağıda o oluyor. İçerde ne varsa dışarıya o tezahür ediyor… Hadiseler umursanmadıkça, problemler çözülmedikçe, yaralar sarılmadıkça, insana ve tüm canlılara değer verilmedikçe, başımızı ellerimiz arasına alıp “benim tüm bu olaylarda acaba bir tesirim var mı? İhmal ettiğim yada kaçırdığım bir şey var mı?” demedikçe kaçışımız devam ediyor. Acılar yine içerde kalıyor ve… Gün geliyor patlıyor… Hayat, bize hadiselerin dili ile “akıllanın kendinize gelin” mesajı veriyor. İnsanlık olarak mesajı alabildik mi? En azından Türk toplumu olarak? Yoksa Kura’nı Kerim’de bahsi sıkça geçen kavimlerin durumunu bizzat deneyimliyor muyuz? Hava bize ders verdi… Covid Ateş bize ders verdi… Yangınlar Toprak bize ders verdi… Deprem Sıradakini söylemeye gerek var mı? “Ben artık huzur istiyorum, gülmek eğlenmek, neşelenmek istiyorum.” cümlesindeki gibi bireysel isteklerin kabul edilmediği ve artık eskisi gibi haz vermediği bir döneme girdiğimizi fark edebiliyor muyuz? Kolektif bir döneme girdik. Lütfen artık bunun farkında olalım… Huzuru da felaketi de birlikte yaşayacağız. Hangisini seçersek! Kendisinden başkasının huzurunu, huzursuzluğunu, acısını, mutluluğunu, açlığını tokluğunu düşünmeyen kişi kolektifi idrak edemiyor. Ve bireysellik en büyük felaketimiz oluyor… Arınmamız gerekiyor. Daha çok arınmamız… 700 yıl önce Şeyh Edebali Osman beye şöyle diyordu. “Arın Osmancık Arın. Arın tekliğinden. Kop avuntularından. Öyle insanlar vardır, şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler. Öyle insanlar için dünya çok büyüktür. …………. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir Osmacık… Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler. Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.” Kolektifi hissedemeyen herkesin yalnızlaşacağı…Aradığı aşkı, mutluluğu, güveni, “buldum” dese de…. İstediği evi, arabayı, tarlayı, arsayı, yazlığı, parayı “aldım” dese de eskisi gibi haz alamayacağı dönemlere girdik. Lütfen fark edin. Vücudun bir tarafında acı varken diğer taraflar da mutsuzdur. Ayağınızda diken varsa aklınız oradadır… Devir sonu ve Celalî terbiye… Eğitimin hızlandırıldığı dönemler… Bireysel iyileşmenin yolunun kolektife katkıdan geçtiğinin sopayla da olsa öğretildiği bir dönemdeyiz. Erken idrak edenler bu dönemde daha huzurlu olacaklar… Ölseler bile… Kolektife katkı için bu sayfada olup yazdıklarımı alıntılayıp paylaşan, RT yapan, beğeni ve yorum ile destek veren tüm güzel ruh varlıklarına tekrar teşekkür ediyorum. Sevgilerimle ~akaşa~

Akasha Oku/yorum

468,329 просмотров • 3 лет назад

İŞİNİZE BAKIN! 2002'de oy verdiğiniz Ak Parti, "yabancı pop müzikle baş örtülü çocuklarınızı toplum içinde dans ettirecek organizasyonlar yapacak" desek kim bilir bize neler söylenir, neler edilirdi. Bu konser AK PARTİ değil de CHP'nin gençlik konseri olsaydı, CHP'nin vizyonu "GAVURLAŞTIRMA, İŞTE İSPATI! "diyecek çok sayıda kişi var bu ülkede. Ama konu AK GENÇLİK VİZYONU ve konseri OLUNCA, Nurettin Topçu'nun özlem duyduğu "HAREKET NESLİ", Mahmet Akif'in "ASIMIN NESLİ" yine bu stadyumdakiler oluyor. Nasıl oluyor bilmiyorum ama Erdoğan söylerse oluyor. Erdoğan bu etkinlikte çıkıyor böyle diyor! Gerçek şu ki, ne Topçu'nun hareket nesli bunlardı ne de Mehmet Akif'in hayal ettiği Asım'ın Nesli böyleydi. Pop şarkılarında dans eden herkes hareket nesli, ismi Asım olan herkes Akif'in hayalinin gerçeğe dökülmüş şablonu oluyorsa sorun yok! Ama öyle olmadığını hepimiz biliyoruz... Peki, olmak zorundalar mı? Sizin kendinizin bile sadece sloganla arkasında durduğu şeyler, nesil savaşlarınıza yem edilmeye mecburlar mı? Lafı dolandırmadan sadede geliyorum! Bu çağın nesline, başarısızlıklarını kabul etmeyen babaların, anaların ve siyasi cenahların don biçerek şimdi kendi ideolojik çerçevesinde sadece dilleriyle zikrettikleri sorumsuz sorumlulukları yüklemek istemeleri biraz ağır kaçmıyor mu? Gençler toplanmış eğleniyorlar. İşin özü bu. Ben buna ne Akif'in, ne Asım'ın penceresinden bakarım, ne de Topçu'nun hareket nesli penceresinden. Ama tabii en çok hayal kırıklığına uğrayacak olanlar, ya da uğraması gerekenler suya giderken susuz geri getirilen bir kitle. Yalnız onlar da her koşulda "ehven-i şer" deyip oylarını attıktan sonra şikayetlerini boşa düşürüp duruyorlar. Zaten bu nesil de, ne Ay'da yetişti ne Mars'ta, ne de Türkiye dışında! "Ya Allah, Bismillah" diyen bir iktidarın 23 senesinin sonucu. Mevzuyu "din, iman, cihat ve islami edep" konusuna getirip duranlar da bu iktidara bu saiklerle oy verenler oldu. Bu ülkede "gençler eğleniyor ne var bunda?" demek şu an belli bir kesim için "yozlaştırma" anlamına gelir. Özellikle, bunu böyle bellemiş olan bu cenahın Ak Parti cenahı olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Ama aynı kesime "gençler hareket nesli olarak eğleniyor, Asım'ın nesli olarak eğleniyor" de, şu görüntüler gözlerinde anında muhafazakarlaşır. Oysa görüntüler değişmedi, oynayanlar değişmedi, ortam değişmedi. Gençler CHP konserinde böyle eğleniyor de, karşı cenah neler neler der... Tuhaf bir toplumsal dokumuz var değil mi? Ne yapıp ne edip "sadece eğleniyorlar işte" demeyeceksin! Böyle dersen muhafazakardan da tepki çekersin, AK Parti'ye oy verenden de tepki çekersin, CHP'ye oy verenden de tepki çekersin. Bu eğer AK Parti'nin bir organizasyonunda olmuşsa hemen onu rahatlat, Mesela "Asım'ın Nesli eğleniyor" demek iyi bir rahatlama metodu. Kendimize telkin: "Bak hala taviz vermedik, evet yabancı müzikte dans ediyorlar ama Asım'ın Nesli olarak dans ediyorlar!" Söylenecek çok şey var da, bu toplum yalın gerçekten pek hoşlanıyor mu? Emin değilim... Ama ben yine de söyleyeyim; Gençler eğleniyor. İşinize bakın.

Erkan Trükten 🇹🇷

50,528 просмотров • 4 месяцев назад

İstanbul Pendik’te galerici dehşeti! Babayı evladının yanında kurşun yağmuruna tuttular. İddiaya göre, yaşadığı binanın otoparkında yer bulamayan Hüseyin Teke, oto galeri sahibi olduğu öğrenilen Seyfettin B.'nin iş yerine ait fazla araçları otoparka park ettiğini fark etti. Bunun üzerine Seyfettin B.'yi telefonla arayan Teke, araçlar nedeniyle kendi otomobilini park edemediğini söyleyerek tepki gösterdi. Telefon görüşmesinin ardından binanın önünde karşılaşan ikili arasında yeniden başlayan tartışma kısa sürede büyüyerek silahlı kavgaya dönüştü. Seyfettin B.'nin silahla ateş açması sonucu Hüseyin Teke, 11 yaşındaki kızının gözü önünde vurularak ağır yaralandı. Yaralanmasına rağmen saldırganın elindeki silahı almaya çalışan Teke, bu sırada silahın ikinci kez ateş almasıyla kalbinden vuruldu. Taraflar arasında yaşanan arbedede Seyfettin B. de hafif şekilde yaralandı. Ağır yaralanan ve tedavi altına alınan Hüseyin Teke, doktorların tüm müdahalelerine rağmen hayatını kaybetti. Seyfettin B.'nin hastanedeki tedavisinin sürdüğü ve hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. “KALBİNDEN VE KOLLARINDAN VURULDU” Eniştesinin eve dönerken arkasından vurulduğunu belirten Hasan Can Taşçı: “Eniştem dönüp silahı tutmaya çalışıyor, o arada silah tekrar ateşlenince Seyfettin B. ayağından vuruluyor. Sonra arbede sonucunda eniştem kalbinden 2 kurşun ve kollarından vuruluyor. Ablam bize ulaştı. Önce 112'yi aradı sonra bize haber verdi. Eniştemin ağzından kanlar geliyor. Sonra ablam öldüğünü düşünüyor zaten. Biz hemen geldik. Sonra hastaneye gidince ölüm haberini aldık. Evliydi 2 çocuğu vardı. Bir tanesi 11, biri 4 buçuk yaşında. Perişan oldular. Yetim kaldılar. Sonuna kadar adalete güveniyoruz. Çünkü biz maganda değiliz. Çocuğunun gözünün önünde oluyor ve çocuğunun orada 'Seyfettin abi bütün otopark senin olsaydı da babamı niye vurdun' diye sitemi oluyor. Seyfettin'in babası Yakup amca gelip hüngür hüngür ağlıyor. Annesi, 'oğlum yapma' diye bağırıyor. Bir insanın neden canına kastedilir. Acımız çok büyük"

Aykırı

311,553 просмотров • 6 месяцев назад

Adalet Bu Mu? Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa Destici Cevdet Yılmaz Prof.Dr.Kürşad ZORLU Prof. Dr. Vedat Işıkhan Mehmet Simsek Yılmaz TUNÇ Mahinur Özdemir Göktaş Alparslan Bayraktar Dr. Osman Aşkın Bak Ali Yerlikaya Mehmet Nuri Ersoy Yusuf Tekin Dr. Fahrettin Koca Mehmet Fatih KACIR İbrahim Yumaklı Abdulkadir URALOĞLU Av. M.Emin AKBAŞOĞLU 🇹🇷 Av. Özlem Zengin 🇹🇷 Dr.Betül Sayan Kaya 🇹🇷 Kemal ŞAMLIOĞLU Vedat Bilgin Murat KURUM Muhammed Levent BÜLBÜL Erkan Akçay E. Semih Yalçın Feti Yıldız Mustafa Kalaycı İsmail Faruk Aksu Prof.Dr.Kamil Aydın Dr.İzzet Ulvi YÖNTER Sadir Durmaz 🇹🇷 Yaşar Yıldırım Prof. Dr. Filiz Kılıç İsmet Büyükataman Ümmü Gülşen Öztürk Doç. Dr. Resul Kurt Abdullah Güler Hasan Turan 🇹🇷🇵🇸 TBMM AK Parti Grup Başkanlığı MHP TBMM Grubu #MHP BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Millî Eğitim Bakanlığı Osman Nuri Kabaktepe SGK MESLEK-DER Bizler yıllarca atölyelerde, fabrikalarda, sanayide fiilen çalıştık. Ürettik, emek verdik, sorumluluk aldık. Ama bugün gelinen noktada bize denilen şu: “Çalıştınız ama sigortalı sayılmazsınız.” Staj ve çıraklık adı altında genç yaşta çalışma hayatına dahil edilen milyonlarca insanın emeği yok sayılıyor. İşe giriş bildirgesi verildi, SGK kartı verildi, iş kazası riski yaşandı… Ama konu emeklilik olunca: Sigorta yarım, hak yarım. 👉 Bu Mu Adalet? Çalışma var ama tam sigorta yok. Prim var ama başlangıç sayılmıyor. Yükümlülük var ama hak yok. Bu açık bir sosyal adaletsizliktir. Bu, emeği değersizleştirmektir. Bu, genç yaşta çalıştırıp yaşlanınca “seni saymıyoruz” demektir. Buradan yetkililere açıkça sesleniyoruz: Bu mesele artık daha fazla ötelenemez, staj ve çıraklık sigortası mağdurları yok görülemez. Bu mesele görmezden gelinerek insanların ömründen çalınamaz. Kim “adalet” diyorsa, kim “sosyal devlet” diyorsa bu haksızlığa karşı sorumludur. Staj ve çıraklık sigortası çalışma sigortasıdır. Çalışma varsa, tam sigorta olmak zorundadır. Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz af istemiyoruz. Biz çalıştığımız yılların karşılığını istiyoruz. Emeğin yarım sayıldığı bir düzende adaletten söz edilemez. Gençliğin yok sayıldığı bir ülkede gelecekten söz edilemez. Unutmayın: Bu sessizlik sürdükçe bu soru büyümeye devam edecek. Bu Mu Adalet #StajÇıraklıktaÇalışmaTamSigortaYarım

STAJ VE ÇIRAKLIK SİGORTASI MAĞDURLARI FEDERASYONU

27,375 просмотров • 7 месяцев назад

30 senedir süper lig görmedik. Bırakın süper denen ligi 23 yıl oldu, alt lig şampiyonluğuna bile hasret kaldık. Bu nedenle saygı çerçevesini aşmadan yapılan her türlü eleştirinin başımızın üstünde yeri var. Ancak ağır dil kullanan kardeşlerim bir daha yapmasın. Dobo Metin' den Baba Hindi Mustafa'ya, Şahin Kara'dan Tamer Adışen'e, Karşıyaka için ömür vermiş, bedel ödemiş kahramanları ellerimizle toprağa gömdük. Ne kupaya ne şampiyonluğa biz birbirimize bağlandık. Dertlerine hep gülerek katlandık. Burası Karşıyaka medeniyetin başkenti. Hakaret olmadığı takdirde eleştiri her zaman olabilir. Çok seslilik iyidir diri tutar. Uzun lafın kısası Burhanettin Basatemür bu camia da eleştirilecek en son insanlardan. Hepimiz etten kemikten yaratıldık, onunda hataları elbette var bizim gibi ancak yanlışı yok. İlk düştüğü anda vurmak bize yani Karşıyaka Camiasına yakışmaz. Bizim görevimiz Hocamızın dağ gibi arkasında olmak. Ahmet girer mi Mehmet çıkar mı. Bu tarz konular üzerinden hocayı eleştirmek çok banel. Bunu Yozgat Sungur taraftarı da konuşur. Devre arası yapılanması hakkında eleştiri olabilir. Haklılık payı da olabilir ancak ne kadar ekmek o kadar köfte konusu var. Devre arası transferi konusunda Azat Yeşil Başkanımızı yanlız bırakanlar utansın. Boş muhabbetleri bırakıp Karşıyaka camiasının konuşması gereken konular ; Atletik performans birimi ne zaman kurulacak? Scout ekibi ne zaman kurulacak? Analiz departmanı ne zaman kurulacak? 100 dönümlük alt yapı tesisine ilk kazma ne zaman vurulacak? Kaç tane çim saha olacak? Karşıyaka Stadı ne zaman yapılacak? Adem Yeşilyurt gibi yetenekleri yangından mal kaçırır gibi satmadan geliştirecek kulüp yapısı Ne zaman kurulacak?

Gökmenovic

11,603 просмотров • 8 месяцев назад

BU YAZDIKLARIM ÇOK ÖNEMLİ. Şimdi saat geç oldu, fakat uyandığınızda herkesin okuyup yorum yapmasını çok isterim. Lütfen sadece göz ucuyla bakıp geçmeyin. Baştan sona okuyun. Çünkü anlattıklarımın tamamı yaşanmış gerçek hikâyeler. Okuyup düşüncelerinizi yazarsanız çok mutlu olurum. Saygı gösteren, saygı da bulur. Saygı önemli. Büyüğünü bilen, büyüğünden büyüktür. Birliğimizde 200’e yakın asker var idi. Sabah sporunu ben yaptırdığım zamanlarda birlik komutanı, “Binbaşı, sporu Mustafa yaptırıyor galiba.” dermiş odasındaki üsteğmene. Ben askerlere aynen şöyle diyordum: “Bakın lan, az ötesi lojman. Lan oğlum, yengeniz sizden şikâyetçi. Bebek 10 aylık. Sabahın köründe sizin askerler bazen öyle bir bağırıyor ki çocuk uyanıyor. Zaten sabaha kadar uyumuyorum. Söyle, lütfen söyle onlara; daha az bağırsınlar sabah sporunda. Duydunuz mu lan beni? Az bağırın oğlum.” Dememe rağmen öyle bir bağırıyorlardı ki birlik komutanı da oradan sabah sporunu benim yaptırdığımı anlıyormuş. Bunu neden mi anlatıyorum? İnsanların sevgisini kazanmak kolay değil. Başka bir gün, başka bir komutanları spor yaptırırken, “Daha yüksek sesle bağırın lan!” demesine rağmen, “Yav komutanım, boğazımızı mı yırtalım? Sesimiz bu kadar çıkıyor.” diyorlarmış. Ben onlarla içli dışlı biriydim. Onlarla aynı masada, aynı tabakta bir tabak hoşafı, bir kaşıkla ben isteyip kaçıklar idim. Derdi olan tek bana gelirdi. Nöbetçi olduğum zamanlarda devriye sonrası koğuşa girerdim. Koğuş nöbetçisi uyurken rahatsız etmezdim. Üstü açık ne kadar asker varsa tek tek örterdim. Bazıları uyanıp fark ederdi tabii. Onlar da arkadaşlarına anlatırdı durumu: “Yav, adam gece devriyeye çıkmış, gelmiş; koğuş nöbetçisi uyuyor, onu bile uyandırmamış. Bir de gelip bizim üstümüzü örtüyor.” Gelibolu’da ne olacak? Doğu ve Güneydoğu olsa olaylar tabii ki farklı olurdu. O zamanlarda o günleri de yaşadık, Doğu’da ve Güneydoğu’da. Şimdi konumuz o değil. Hafta sonları birliğe gelir, cumartesi pazar askerlerle geçirirdim. Onlarla maç yapardık. Hatta bir grup maç yapar, sonraki grup, “Komutanım, bizimle de devam et.” derdi. Kırmaz, maç yapardım. Maç içinde sinirlenirdim, kızardım. Ona rağmen onlar hiç duymazlardı. Maçtan sonra alayı gelip, yensek de yenilsek de bana sarılırdı. Eve, lojmana gitmemi istemiyorlardı adeta. Aslında en çok küfür eden bendim, en çok sinirli komutan da bendim. Ama onlar bendeki samimiyeti biliyorlardı. Ve bir baba gibi görüyorlardı beni alayı. Bu işler yapmacık olmaz, içten gelmeli. Cumartesi günleri arada sırada mangal yapardım. Gelibolu’nun sardalyası meşhurdur. İki kişiyiz, bebeği saymazsanız. O zamanlar 4 kg balık alırdım. Lojmanlar çevresinde nöbet tutan askerler olmak üzere bütün nöbetçi askerlerime ekmek arası yapar, tek tek dağıtırdım. Hatta bir gün lojmanda oturan bir subay beni binbaşıya şikâyet etmiş: “Yav komutanım, bu balık ızgara yapıp nöbetçilere dağıtıyor.” Bir gün bir toplantıda binbaşı sordu: “Mustafacığım, nöbetçi askerlere balık ekmek dağıtıyormuşsun. Yanında içecek olacak. Ne ikram ediyorsun?” diye bana sordu. Anladım ki şikâyet etmişler. “İçecek ikram etmiyorum, komutanım.” dedim. “Yav arkadaş, sen manyak mısın? Bak, inkâr da etmiyor.” dedi. Neyse, bu konular çok uzun da ben size bunu neden mi anlattım arkadaşlar? Bir gün meydanda binbaşı ile üsteğmen sohbet ederken, benim odamın önünden geçen askerlerin alayı odama selam verip geçerken onun dikkatini çekiyor. “Bu oda kimin lan? Bunlar neden odanın önünden geçerken selam veriyorlar?” Üsteğmen diyor ki: “Komutanım, o oda Mustafa’nın odası. Ona selam veriyorlar.” “Lan, bu şerefsizler benim odamın önünden geçerken bile selam vermiyorlar.” diye sitemde bulunuyor. Ben askerlere defalarca söyledim: “Lan oğlum, benim odanın önünden geçerken selam vermeyin. Bu birlikte 30’dan fazla komutan var. Bir gün biri görür, alınır. Vermeyin selam.” İçtima alanında hepsine söylememe rağmen alayı, odamın camının yanında geçerken selam veriyordu. Demem o ki, saygı zorla olmaz. Saygıyı kazanmak için karşındaki senin sevgine ve samimiyetine inanması lazım. İnanmak da öyle boşu boşuna olmuyor. Bir balık ekmek ile de olmuyor. Zamanında terhis olan bir askerimiz bana geldi: “Komutanım, borç istiyorum. Sivil elbisem yok.” “Evlat, bende para yok.” Parmağımdaki evlilik yüzüğümü çıkartıp verdim: “Git, bunu sat. Al kendine elbise, olur mu?” “Yav komutanım...” deyip ellerimi öpmeye kalktı. Çıkartıp verdim yüzüğü: “Bunu almazsan döverim seni. Sivil hayata gittiğinde çalış. Paran olursa gönder, göndermezsen de canın sağ olsun. Helal ettim.” dedim. Bunu birliğe anlatmış. İşte o canlar da beni bundan dolayı böyle seviyordu. Bir de hanımın kolundaki tek bileziği verdiğim bir asker var ki onun hikâyesini yazsam roman olur. Hakan Fidan’dan başladı hikâye, nereye geldi, değil mi? Bende hikâye bitmez, canlarım. Alayı gerçek, yaşanmış hikâyeler. Şimdi de bazen benim başıma olmaz işler geliyor ve siz, kıymetli takipçilerim, sorgusuz sualsiz yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Hepinizden Allah razı olsun. Üç sene önce 30 bin olan takipçi sayım bugün 147 binden fazla oldu. İşte bu, sizlerin bana güveninin ispatı. Rabbim alayınızdan razı olsun. Samimiyet çok önemli. Oğlan oyun konsolu istiyor ya, daha önce paylaşmıştım. birisini bulmuşlar. Ben aradım çocuğu: “Kardeşim, biz Gemlik’ten İzmit’e geleceğiz. Vallahi durumum yok. Sırf evlatlara söz verdiğim için geliyorum. Sen de bana en son fiyat ne olur de, ona göre gelelim.” “Abi, 14 bin istiyorum. Madem Gemlik’ten geleceksin, 12 bin son fiyat olur.” dedi. Kalktık, gittik adamın evine. Gitmemize 200 metre kala bir kız evlat ödünç aldığım arabaya çarptı. Bunu anlatmıştım daha önce. Ben karakoldayken bu konsolu alacağım evlat beni aradı: “Abi, biz de o kaza mahallindeydik. Siz şoka girmiştiniz, yanınızda evladınız da vardı galiba.” “Evet kardeşim.” dedim. “O nerede?” dedi. “Arabanın başında bekliyor.” dedim. “Abi, sen karakoldasın. Biz gidip kardeşi alıp eve götüreceğiz.” dedi. Telefon numarasını attım. Onu almışlar, evlerinde misafir etmişler. Arada geçen hikâye uzun. Bize çarpan kızın abisi karakola, yanıma geldi. Konuştuk. Hikâye uzun. “Beni hastaneye götür, kardeşim.” dedim. Çarpan kızımızı ziyaret ettim. Beni kaza olan yere getirdi. Sağ olsun, baktım çocuklar da orada. Onlara da sarıldım: “Yav, sizler ne güzel insanlarmışsınız kardeşlerim. Hakkınızı helal edin.” dedim. Konsol işi de yattı. “Abi, biz onu Furkan kardeşimize hediye ettik. Sen onu dert etme.” dediler. İşte o zaman tekrar sarılıp ağladım. Bunu ikinci defa anlatma sebebim, çocuklarla telefonla konuşmamızdaki samimiyetimi görmeleri. Neyse, kıymetli takipçilerim... Yazmakla bitmez benim hikâyem. Hepinizden Allah razı olsun.

Kumandan

140,159 просмотров • 1 месяц назад