正在加载视频...

视频加载失败

Hulki Cevizoğlu: 💥Bir takımımız Larnaka'da maça gitmiş, protokol imzalamış. 5. maddesini okudum utanç verici bir madde. 💥Bugün Atatürkçüyüm diyerek insanları dolduran, kışkırtan, buradan beslenenler için utanç verici bir nokta. 💥5. maddede ne diyor biliyor musunuz? Türk bayrakları ve KKTC bayrakları sallanmayacak, olmayacak diyor. Türk bayrağına sansür koymuş Atatürkçüyüm diye...

405,727 次观看 • 2 年前 •via X (Twitter)

9 条评论

Derbeder 的头像
Derbeder2 年前

Hulki bey sadece 5 madde olsa 6 ve 12 maddelerde var

Murat Çakır 的头像
Murat Çakır2 年前

Abdülkadir selvi yazmış tff fb gs başkanları yazılı kanıtlı açıklama yapmak zorunda dır aksi halde adamın dediği gibi enteresan şeyler oluyor kendi divan başkanları bile riyada girmek istememiş bu iki başkan para için evet demişler Abdülkadir selvi yi okuyun?

Bükem Bayraktar 的头像
Bükem Bayraktar2 年前

Hulki Cevizoğlu Atatürkçülüğünden milim sapmamıştır. Helâl olsun. Alkışlıyorum

Mehmet Namlı 的头像
Mehmet Namlı2 年前

Neredeen nereye:))

Talip ERBAY 的头像
Talip ERBAY2 年前

Hulki ne büyük hayal kırıklığısın bir bilsen... Söylediklerinin hiçbir kıymetı harbiyesi yok. Sen bir yerlere yaranmaya devam et...

Canan Kezkic 的头像
Canan Kezkic2 年前

Hulki bey sizi kutluyorum harika bir.insansiniz.

0234 的头像
02342 年前

Helal olsun senin hulki abi gibi Atatürkçüleri seviyorum

Fenerbahçe Gündem 🇹🇷͜͜͡͡✯ 的头像
Fenerbahçe Gündem 🇹🇷͜͜͡͡✯2 年前

180 derece dön sonra olmadı bi' 180 daha dönersin.

Muzaffer Karaman 的头像
Muzaffer Karaman2 年前

Beyenerek izliyorum sizi en cok hulki beyin konusmalari ni daha cok beyeniyorum

相关视频

Serkan Öz: Bu hendek, çukur savaşları olduğu dönemde biz; 793 şehit vermişiz, 3800 küsür de gazimiz var. Bedel ödeyen, yanında arkadaşları şehit düşen ve gazi olan Özel Kuvvetlerden adam diyor ki; biz gittik, ölmekse ölmek dedik, bombanın üstüne gittik. Buradaki PKK ve PKK unsurlarının hepsini köküne kadar temizledik geldik. Şimdi bölgeye gidiyoruz %70'le, %80'le PKK iltisaklı belediyeler geri kazanıyor! Bunu Türk devleti nasıl açıklayacak? Ben çoluk çocuğumu veriyorum, feda ediyorum dönüyor, dönüyor PKK kazanıyor burada "NORMAL OLMAYAN" birşey var! Sen işin ekonomisini, sosyolojisini, Türk milletiyle ortak kaderi kuracak ağları niye örmüyorsun? Benim bebemi sen yolda mı buldun kardeşim,toplayıp toplayıp merminin önüne süreceksin? Oradaki Kürt halkının Türk vatandaşlarıyla birebir kader birliklerimiz, dostluklarımız oldu. Kendi Türk milletinden sayan, Ne mutlu Türküm diyen arkadaşlarımızla... Türk devleti burada olmuş olsa, burada terör unsurları ayakta kalamaz! Ne yapıyorsunuz da kazanan yine terör, kazanan yine ayrılıkçı unsurlar, kazanan yine tarikat ve cemaatler oluyor? Bir şehit ailesi, bir şehidin silah arkadaşı diyor ki; ben gittim, savaştım, ateş ettim, mermi yedim ama 5 yıl sonra yine gittim hikaye aynı yerde! Bu adama Türk devleti, Türk milleti ne diyeceğiz? Yazık günah değil mi bu arkadaşlarımıza? Bunların sayesinde memlekette oturabiliyoruz, kalkabiliyoruz, gezebiliyoruz. Sen bu adamı nasıl psikolojik buhrana sokarsın? Gidiyon, gidiyon kaleyi alıyorsun, dönüyorsun bi bakıyorsun yine Amerikan bayrağı, yine PKK bayrağı! Burayı bir çalışmak ve konuşmak lazım! #SerkanÖz Dr. Abdullah Manaz Veryansın Tv #CumhuriyetçiVatanseverler

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

89,232 次观看 • 2 年前

👉ÇANAKKALE'DE ilk defa böyle bir şey görüldü👈 Lütfen bu twiti yayın ki herkes tehlikeyi görsün Sayın devlet yetkililerine buradan sesleniyoruz. Bugün Çanakkale'nin gökyüzü adeta beyaza dönmüş. Gökyüzüne çarpı işareti koyarak SPREYLEME yapılmış. Yani CHEMTRAİLS. VATAN TV kanalının sahibi değerli hocamız şunu belirtti: ''Gökyüzü bildiğiniz bir SİS bulutuna döndü, saat 13 ila 17 arası. Şuanda da SPREYLEME olağanca hızıyla devam ediyor'' Eğer bizi bir BÖCEK gibi havadan ilaçlayarak öldürecekseler, ve sizlerde buna zerre kadar müdahale etmeyecekseniz, Bizim ölmemize veya hastalanmamıza göz yumacaksanız biz yerin altında bir sığınak yapıp orada yaşayalım. Bu nedir yahu ? Bunun bir açıklaması olamaz. Bugün Çanakkale'de yüzlerce insan gökyüzünü cep telefonlarıyla çekmiş. Hocamız şunu diyor. En az 20 uçak saldırırcasına SPREYLEME yapıyor... Böyle birşey bugüne kadar görülmedi. Gökyüzü tamamen kapanmış insanlarımız ZEHİRLENİYOR. HAMAM BÖCEĞİ gibi bizi zehiriliyorsalar. Bizim cephede savaşmamıza gerek yok zaten gökyüzünden işgale uğramışız demektir. Gerekiyorsa TÜRK HAVA KUVVETLERİ devreye girsin ve bu İŞGAL son bulsun. Ülkemiz sınırları içerisinde birisi bir spreyleme yapmaya kalktığında VURULARAK DÜŞÜRÜLSÜN. Neticede Küresel Şeytani ÇETE gökyüzünden bize parfüm sıkmıyor değil mi ? YETER ARTIK DURDURUN BU İŞGALİ. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı İbrahim Kalın İbrahim Yumaklı Ali Osman Önder Mehmet Aşıla Doç. Dr. Hulki Cevizoğlu Sema Maraşlı 𝑨𝒍𝒇𝒂_𝑲𝒖𝒓𝒕 🇹🇷💫 TV5 Abdulhalim Meşe Recep Tayyip Erdoğan Devlet Bahçeli Mustafa Destici BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ

GERÇEKLER TV

34,561 次观看 • 1 年前

💥(Helal Olsun Haluk Yürekli Muhteşem Cevap) Haluk Yürekli: Galatasaray'ın milli takım oyuncularına sesleniyorum. Bu beyefendinin verdiği primin tek kuruşuna dokunmayın. Ve kendisine iade edin. Sizden ricam bu. Çünkü milli takımda verdiği primi bile kendisine Fenerbahçe başkanlığı için malzeme yapacak Hakan Safi Demeçleri: Önceki Sayın Bakanımızla beraber spontane şekilde girişti. Hepsine dokunmaya çalıştım. Hiçbir takım gözetmesini de yapmadım. Rakip takımlarla gerekli şekilde istişare edince rahatsız olan ekipler var. Bunu Fenerbahçe'nin yapmadığını çok iyi biliyorum. Bunu yapanlar Galatasaray'la arkadaşlar. Galatasaray rakipler. Korkunun da ecele faydası yok. İnşallah bundan sonra bunları yapmaya da devam edeceğiz. Ben içimden geldiğim gibi kendimi nasıl iyi hissediyorsam Türk sporunun bir evladı olarak davranmaya çalışıyorum. Bu yapanları da biliyorum kim olduğunu. Sevgili Fenerbahçelilerden fazla bu YouTube'larda bu işlere yazanlara çok fazla da kanaat getirmeyin. Ben ne yaptım biliyorum. Helal hoş olsun. Bunları da yapmaya devam edeceğim. Hepsinin de ezberlerini bozacağım. Bundan da faydalı çıkış o kalanı da Fenerbahçe'nin spor kulübüdür. Haluk Yürekli: Abi ben sana bir söyleyeyim mi? Her geçen dakika daha felakete sürükleniyor biliyor musun maalesef? Yani ne dediği belli değil. Bundan en çok fayda sağlayacak Fenerbahçe'dir diyor. Sen mi takım oyuncularına prim veriyorsun. Bundan... Fenerbahçe fayda sağlıyor falan. Nereye selam verdiği belli değil. Tam nelerinin bir tercümesini yapabiliyor musun? Şunu söylüyor. Diyor ki ben bütün oyunculara içimden geldiği için prim veriyorum, parayı veriyorum diyor. Bundan da Fenerbahçe fayda sağlayacak falan diyor. Abi birincisi Hakan Safi'nin falan o milli takım soyunma odasına falan kim sokuyorsa Büyük bir skandala imza atıyor. Bak o Hakan, buradan Türkiye Futbol federasyonu Başkanına sesleniyorum. O, yok burada prim konuşulmuyor, yok burada kimsenin ağzına silah sokulmuyor olan daha skandal bir durumdur. Bu beyefendinin mi takımın soyunma odasına giriyor olması. Ya bir tane görüntü var, kendini çektirtmiş. Oyunculara gidiyor, sarılıyor falan, çak yapıyor falan. Buradan söylüyorum abi, Galatasaraylılar da asıl oluyor diyor ya, Galatasaray'ın milli takım oyuncularına sesleniyorum. Bu beyefendinin verdiği primin tek kuruşuna dokunmayın. Ve kendisine iade edin. Sizden ricam bu. Çünkü milli takımda verdiği primi bile kendisine Fenerbahçe başkanlığı için malzeme yapacak bir zihniyetten bahsediyoruz. Sizin üzerinizden prim yapmaya çalışan bir insandan bahsediyoruz. Ve bunu Fenerbahçe menfaat sağlayacak bundan diyen, kendisini eleştirenleri Galatasaraylı olmakla suçlayan bir zattan bahsediyoruz. Felaket. Türk futbolundan uzak durması gereken korkunç bir karakterden bahsediyoruz. İnanın bana bakın yarın öbür gün Türk futbolunda çok büyük kopmalara sebep olacak bu Hakan Safi yaklaşım. Parasıyla her şeyi satın alabileceğini düşünen bir zihniyet maalesef Türk futboluna sadece zarar getirir. Ben buradan Türkiye Futbol Federasyonu başkanına yöneticilerine sesleniyorum. Kesinlikle Türkiye Futbol Federasyonu'nun mini takımın hiçbir organizasyonun parçası Yapmayın bu beyefendiyi. Hocam ne diyorsun?

Galatasarayultrataraftar

30,894 次观看 • 6 个月前

📌BAŞKAN ALİ KOÇ: “BU SEÇİM ÖNCESİ YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR!” Ali Koç, C. Alanyaspor maçı sonrası basın mensuplarına açıklama yaptı. 💥 “BENİM KALBİM BU VÜCUTTA ATTIĞI MÜDDETÇE…” “Pazar günü seçim var. Sadece şunu size ifade etmek istiyorum. Bu seçim öncesi yapılmış bir operasyondur. Kimse bana digital atamaydı filan hikayesini anlatmasın. Zaten federasyondaki herkes de digital atama filan olmadığını gayet iyi biliyorlar. Bile-bile, isteye-isteye, buraya en son atanacak bir hakemi Galatasaray nick name’i ile eğitim programına katılacak kadar yüzsüz birini buraya atamak seçim öncesi zaten pazar günkü maçtan sonra böyle bir şey bekliyorduk. Bizim seçimimize bir operasyondur. Yalnız olay bu hakemler değil. Bu hakemlerin ne olduğu, bu iki hakemin de ne olduğu Fenerbahçeliler tarafından gayet iyi bilinir. Şimdi buradan açık açık Türkiye’ye sesleniyorum. Benim kalbim bu vücutta attığı müddetçe Sn. Ferhat Gündoğdu’nun ne olduğunu, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini öyle ya da böyle tüm ülke görecek. Çünkü bu iş böyle olmaz. 💥“BUNU BURAYA YOLLAYAN KİŞİ BU İŞİN SORUMLUSUDUR” Sn. Federasyon Başkanı ne dedi: ‘VAR hakeminin hata yapmasını kabul edemem.’ Biraz bekledik. Sizin temsil ettiğiniz kanallarda bu konu nasıl yorumlanıyor, nasıl ele alınıyor diye. Ve çok enderdir bir pozisyonda iki penaltı pozisyonun aynı anda olması. Burada böyle bir pozisyon yaşandı. Hangi otoriteye sorarsan sor, ‘Ya iki penaltı var’ diyor, ‘ya iki pozisyondan biri kesin penaltı’ diyor. Şaka gibi. Uzatmalar zaten iki dakika oynandı. VAR’a gidecekmiş gibi dinledi. Sonra da maçı bitirdi. Bunu buraya yollayan kişi bu işin sorumlusudur. 💥“FENERBAHÇE SEÇİMLERİNE BİR OPERASYONDUR, BİR MÜDAHALEDİR” Sn. Başkan size sesleniyorum: ‘Siz dediniz ki, ‘VAR hakemi hata ya-pa-maz.’ Tavrınızı bekliyoruz. Türk futbolunun selameti için MHK hakeminizin, başkanınızın kim olduğunu, ne olduğunu lütfen ve lütfen kulak verin. Bütün Ankara bu konuyu, bu kişiyi konuşuyor. Siz niye kulak vermiyorsunuz? Etraflıca niye araştırmıyorsunuz? Zaten hakemlik kariyeri açısından MHK Başkanlığı yapabilecek bir sicile de sahip olmayan bir insanı… Geçen sefer atadılar, arkasına birini koydular. Ahmet Şahin diye. Esas oydu. Hala akıl hocası o ve birkaç kişi daha. Buraya bu hakemin seçim öncesi atanması Fenerbahçe seçimlerine bir operasyondur, bir müdahaledir. 💥“BİZ ÖYLE YA DA BÖYLE ŞAMPİYON OLACAĞIZ” Biz öyle ya da böyle şampiyon olacağız. Bugün çok mu iyi oynadık, hayır. Beraberliği hak ettik mi, kesinlikle hayır. Bir penaltı kaçırdık. Saçma sapan bir gol yedik. Kalecilerin kaderinde bu vardır ama en kritik yerde geldi. 3-0, 5-0, 4-1 iken gelse bir şey olmaz. Tamam ama o demek değildir ki iki bir değil, iki pozisyonda aynı anda bir kornerde penaltıyı VAR’ın çağırmaması, hakemin gördüğünü çalmaması, VAR’ın da onu çağırmaması olacak iş değil. Bu adamlar buraya bir vazife için geldiler. Vazifelerini yerine getirdiler. 💥“BU ZİHNİYET 100 MİLYONLARCA EURO HARCANAN TÜRK FUTBOLUNUN BAŞINDA OLAMAZ, OLMAMALI!” Geçen hafta burada bir derbi maçı oynandı. Çizgiyi geçen topta golümüz verilmedi. Kırmızı kart verilmesi gereken pozisyon VAR’dan verildi. Orta saha hakemi vermedi. Rakibimizin attığı golün gol olduğunu iddia ediyor. Fenerbahçe’nin çizgiyi geçen golü neredeyse hiç konuşulmuyor. Yapı-yapı derken bunları boşuna söylemiyoruz. İnanın sezonun başındaki bu durumlar aslında sezon sonundaki sıralamayı belirleyen ana unsurların başında geliyor ama şunu söyleyeyim; bu işin intikamı olacaktır. Böyle iki tane hakem yollayıp bize operasyon çekip seçimleri etkilemek için veya pazar günü çok baskı yedik, Fenerbahçe’ye kıyak yaptık gibi gözüküyor. Medyada böyle hava yaratılıyor ya medyada onun için bu sefer de tam tersini yapalım. Bu zihniyet 100 milyonlarca Euro harcanan Türk futbolunun başında olamaz. 💥FEDERASYON BAŞKANINA ÇAĞRI! Sn. Başkana bir kez daha sesleniyorum.Türk futbolu paydaşları tarafından iyi niyetinizden şüphe edilmesini istemiyorsanız, bu konuya derinlemesine bakmanız gerekiyor.

Bybon Sports

15,607 次观看 • 1 年前

🔴 Cihat Yaycı : Gerçekten çok acı bir durumdayız. Sanki bu projenin bir parçası gibi gözüküyoruz. Ortadoğu dediğimiz yer bizim yanı başımızda ve her şey burada, gözümüzün önünde gerçekleşiyor. 📌Bakın, terör örgütü liderinden mesaj gelecek mi diye bekleyenler var. Ve televizyonlarda “Öcalan mesajını şu tarihte yayınlayacak vs” diye alt yazıyla geçiyor. 📌Yani, terörist başından mesaj beklemek normalleştiriliyor, 📌Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti terörist başından mesaj bekliyor! 📌Teröristbaşının ulakları Gazi Meclis’te Partilerin Genel Başkanları tarafından karşılanıyor. Halbuki ortada bir parti heyeti yok! Zira bir partinin genel başkanı heyette yokken, diğer partilerin genel başkanları, İmralı’daki terörist başının mesajını getirenleri nasıl kapılarda karşılıyor? Bir Bu durumun siyasi usul ve adaba ve mütekabiliyete nasıl uyduğunu anlamakta zorlanıyorum. Gelen iki milletvekili ve terör örgütü ile iltisakı nedeniyle yerine kayyum atanan eski belediye başkanı, terör örgütü liderinin mesajını getirmek için Genel Başkanlar tarafından kapılarda karşılanıyor. "Acaba ne dedi?" diye bekliyorlar. Ben bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bunu kabul etmiyorum! 📌Bu gerçekten utanç verici bir durum 📌Şu anda Kandil’deki Murat Karayılan gibi eşkıyalar, "Türk Devletini dize getirdik, hapisteki Öcalan’a muhtaç olduklarını kabul ediyorlar" diyor. Bu inanılmaz bir şey! 📌Bu olay Türkiye’nin iç meselesi değil, bir projenin parçası. Belli ki birileri bu süreci bastırıyor. Bunu nereden anlıyoruz? 📌Çünkü bu heyet, bu caninin heyeti nereye gidiyormuş? Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne... Barzani’ye, Neçirvan Barzani’ye... Talabani’ye.. Ve biliyorsunuz Barzani ve Talabani ABD ve İngiltere tarafından geçen ay Mazlum Abdi ile bir araya getirildiler. 📌 Şimdi bu heyet de oraya gidiyor. Türkiye’deki milletvekilleri, nasıl olur da Barzani’ye, Talabani’ye gider? Bunlar caninin elçileri olarak hangi mesajları götürüyorlar? Dört parça sözde Kürdistan’ı kurmak mı amaç? Bundan nasıl bir hayır beklenebilir? 📌Peki bizim Barzani ile ne alakamız var? Ne işi var bu kişilerin orada? Eğer öyleyse, Irak merkezi yönetimine de gitsinler. Böyle bir şey olabilir mi? Bu durum gösteriyor ki, bu kişiler Türkiye’nin dışında bir araya geliyor ve organize ediliyor. Ve hapisteki adam, bu sürecin lideri gibi kabul ediliyor. 📌Ortada büyük bir Kürdistan projesi var. Bunlar onunla koordine, bununla koordine için gidiyorlar... Yarın Mazlum Abdi ile de görüşürler. 📌 Artık böyle bir şeyi kabul etmek, gözümüzün önünde olanları sindirmek mümkün mü? 📌Bu olanlar Büyük İsrail Projesi’nin bir parçası! Türk milleti, uyan! Gör bu oyunu! 📌 Bu sadece Türkiye’nin iç meselesi değil. Barzani, Talabani ve terör örgütlerini destekleyen gruplar artık Türkiye’nin iç işlerine karışabilecek noktaya geldi. 📌 Adalet Bakanı bir açıklama yaptı: "Bizim af planımız yok ama yaşlı mahkumlar için 65-70-75 yaş üstüne evde ceza çekme uygulaması düşünüyoruz." Yani yakında bebek katili eve mi çıkacak? Hatta evlendirilir mi? Düğün mü yapılır? Artık bilemiyorum.

TÜRK DEGS / TURK MAGS

15,049 次观看 • 1 年前

BASINA VE BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE TÜRK MİLLETİ TESLİM ALINAMAZ! Türkiye sıradan bir kanun tartışmasının içinde değildir. Açıkça adını koyalım, adına Çerçeve Yasa dedikleri, aslında PKK terör örgütüne af, Bebek katili Öcalan’a statü, Cumhuriyet’e tasfiye dayatmasıdır! Türk milletinin önüne, sonucu önceden kararlaştırılmış bir teslimiyet düzeni konulmaktadır. Türk Milleti’nin, adına Terörsüz Türkiye denilen, komisyon denilen, nerede ne konuşulduğundan, 10 yıl boyunca neyin saklı tutulacağından, nelerin pazarlığının döndüğünden haberi ve bilgisi yoktur. Şehit aileleri, gaziler ve terör mağdurları dinlenmemiştir. Ama emperyalizm ödevi vermiş, İmralı konuşmuş, Kandil şartlarını sıralamış, siyasi iktidar da milletvekillerinden “eksiksiz imza” istemiştir. Ortaya çıkan utanç verici manzara şudur: Önce bebek katili Öcalan biliyor, terörist yuvası Kandil biliyor; milletvekillerinin ve egemenliğin gerçek sahibi Türk Milleti’nin haberi yok! Milletvekillerinin önüne bir kağıt konularak “Şu saate kadar imzalayacaksınız” demek, kanun yapmak değildir. Bunun adı Milli irade hiç değildir. Türk Milleti’nin adayını belirleyemediği, milletvekilinin kendisini listeye koyan parti merkezine bağlı olduğu ve okumadığı metne imza atmaya zorlandığı bir düzende Meclis, Türk milletinin iradesini üretmez, teslimiyetin ve iradeyi üretemediğinin net fotoğrafı görülmüştür. Meclis bu değildir! Türk milletinin egemenliğini, güvenliğini, bağımsızlığını, refahını, hak ve özgürlüğünü savunmakla görevli meclis, emperyalizmin teslim aldığı parti genel merkezlerinin noteri olamaz! Bağlılığı ve dayanağı Türk Milleti’ne olmayan bir meclis, eninde sonunda tasfiye olacaktır! “Suça karışmamış PKK’lı” ne demektir? Bir insan terör örgütüne piknik yapmak için mi katılır? Örgütün içinde hangi görevi üstlendiği, hangi talimatı taşıdığı, hangi suçu bildiği, hangi suçun gizlenmesine yardım ettiği araştırılmadan kim, hangi yetkiyle bu insanları topluca “suça karışmamış” ilan edecektir? Bireysel olarak teslim olmak, örgütten ayrılmak ve yargı önünde hesap vermek isteyenler için hukuk yolları zaten vardır. Çıkartılmak istenen, Türk Milleti’ne 40 yıl boyunca ağır bedeller ödetmiş olan ve Türk Milleti’nin ordusunun defalarca kez belini kırdığı, yendiği PKK terör örgütüne özel af yasasının sonucu ne olursa olsun kabul etmeyeceğiz! Bu kanun, terör örgütün kadrolarına özel ceza indirimi, sicil temizliği, siyasi hak ve toplumsal alana dönüş sistemi kurulmasıdır. Adına “genel af” denmemesi gerçeği değiştirmez. Bir terör örgütünün mensupları için özel hukuk çıkarıyorsanız, bunun adı çerçeve yasa değil, PKK’ya af yasasıdır! Terör örgütü, yurtiçi ve yurtdışı, silahlı, silahsız, siyasi, ekonomik vs. tüm unsurlarıyla tasfiye edilmediği ve silahların tamamının teslim edildiği kayıt altına alınıp, doğrulanmadığı halde özel yasa çıkarılması, bireysel teslimiyeti değil örgütsel bir dönüşümü hedeflemektedir. DEVLET FOTOĞRAFLA DEĞİL, BELGEYLE YÖNETİLİR Kameraların önünde birkaç silah yakıldı diye PKK bitmedi. Silahların tamamı yok. Kamplar dağıtılmamış ancak sınır karakollarımız boşaltıldı, Komuta zinciri çözülmemiş ancak TSK’ya durun emri var, Finans, propaganda, istihbarat ve lojistik ağları tasfiye edilmemiş, ancak Türk milletinin vergilerinden siyasi ayağına hala hazine yardımı var, Suriye’deki ve Irak’taki silahlı yapılar dağıtılmamış, KCK ve PJAK sona ermemiş, devletleşme hesapları yapmaktadırlar. Bu sorulara açık, somut ve doğrulanabilir olgular varken, Türk milletine “Terör bitti” masalı anlatılamaz! Devlet fotoğrafla, törenle değil, belgeyle ve hukukla yönetilir. Terör örgütüne silah bıraktırılmadan, tamamen çökertilmeden militanlarına siyasi ve hukuki alan açmak, terörü bitirmek değildir. Silahlı kadroyu siyasi kadroya dönüştürmektir! Bugün adli kontrolle serbest bırakılacak teröristler yarın belediyede, bürokraside veya Mecliste hangi sıfatla karşımıza çıkacağını sormak zorundayız. Türk milletinden, kendisine silah doğrultmuş kadroların “toplumsal bütünleşme” adı altında ödüllendirilmesini sessizce seyretmesi beklenemez! ÖCALAN’A STATÜ VERMEK İÇİN KANUNA “STATÜ” YAZMANIZ GEREKMİYOR “Yasada Öcalan’ın statüsü yok” diyerek kimse Türk milletinin aklıyla alay etmesin. Statü yalnızca kanuna “statü” kelimesi yazılarak verilmez. Bir hükümlünün mesajı yasa yapımına yön veriyorsa, siyasi heyetler onun kapısında sıraya giriyorsa, örgütün atacağı adımlar onun yaşam ve çalışma koşullarına bağlanıyorsa, gazeteciler ve milletvekilleri kendisini siyasi bir merkez gibi ziyaret ediyorsa orada fiilî statü çoktan oluşturulmuş demektir. Bebek katili terörist başı Öcalan’ın koşullarının “mevcut imkânlar içinde” genişletilebileceği tartışması da statünün açıkça kanuna yazılmadan idari yollarla kurulabileceği kaygısını doğurmaktadır. Şimdi asıl soruyu soruyoruz: Teröristbaşına statü aranırken Türk milletinin kendi devletindeki statüsü nedir? Yasayı önce İmralı biliyor, millet bilmiyorsa, milletvekili seçmene değil parti merkezine bağlıysa, meclis tartışmıyor, yalnızca imza atıyorsa, kendi devletinde egemenlikten uzaklaştırılan Türk milletidir. Asıl statü sorunu budur! “DEMOKRATİK CUMHURİYET” DEDİKLERİ HANGİ CUMHURİYETTİR? Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci bir kurucuya ihtiyacı yoktur. Bu Cumhuriyet’in kurucu öznesi Türk milletidir. Türk milletinin tanımı da bellidir. Kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kurucu iradesi Kuvâ-yı Milliye’dir. İmralı’dan “Demokratik Cumhuriyet” adıyla yeni bir kuruluş tarifi kabul etmiyoruz! Demokrasi, milletvekilinin önüne okumadığı metni koyup imzalatmak değildir. Demokrasi, Türk milletinin adını silmek, vatandaşlığı etnik kimliklere ayırmak, devlet makamlarını etnik ve mezhepsel kotalara bölmek değildir. Gerçek demokrasi, seçmenin adayını belirlemesi, milletvekilinin parti başkanına değil millete hesap vermesi, yargının siyasi emir almaması ve halkın devlet yönetimine yeniden hâkim olmasıdır. Kürt kökenli yurttaşımızı Türk milletinden koparmak demokrasi değildir. Türk’ü Kürt’e, Alevi’yi Sünni’ye karşı ayrı siyasi bölmelere kapatmak kardeşlik değildir. Bizim mücadelemiz hiçbir yurttaşımıza karşı değil, yurttaşlarımızı birbirine düşman ederek milli devleti parçalayıp, emeğini ve varlıklarını sömürmek isteyen emperyalist ve bölücü siyasete karşıdır! TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ Bu süreç Irak’tan, Suriye’den, İran’dan, İsrail’den, ABD’den ve NATO’dan ayrı düşünülemez. Irak parçalandı. Suriye’nin kuzeyinde silahlı ve idari bir yapı kuruldu. İran kuşatıldı. Gazze yıkıldı. Doğu Akdeniz’de yeni paylaşım hesapları yapıldı. Şimdi aynı coğrafyanın ortasında Türkiye’ye “entegrasyon”, “statü”, “yerelleşme” ve “Demokratik Cumhuriyet” kavramları dayatılıyor. Başkanlar değişir. Büyükelçiler değişir. Kullanılan kelimeler değişir ama Pentagon kalır, CENTCOM kalır, NATO kalır, İsrail’in bölgesel hedefleri kalır. Türk milletinin direnme omurgasını NATO’ya bağlayıp ABD’nin bölgede oluşturduğu sonuçları Türkiye’nin hukukuna taşıyarak antiemperyalist olunamaz. Gücünü milletten alan Kuvâ-yı Milliye’nin yerine, gücünü Saray’dan, parti merkezlerinden ve dış ittifaklardan alan bir Kuvâ-yı Külliye düzeni kurulmuştur. TÜRKİYE’Yİ PKK’YA RAZI EDENLER EMPERYALİZMLE MÜCADELE ETTİKLERİNİ SÖYLEYEMEZ Türkiye Cumhuriyeti’nin görevi emperyalizmin kurduğu masada kendisine daha iyi bir sandalye aramak değildir. Türkiye’nin görevi o masayı devirmek ve kendi bağımsız masasını kurmaktır! TÜRK MİLLETİ YALNIZ BIRAKILDI; AMA SAHİPSİZ DEĞİLDİR Bugün AKP seçmeni de MHP seçmeni de CHP seçmeni de aynı soruyu soruyor: “Bize yıllarca söylenenlerin tam tersi neden yapılıyor?” Şehit annesi soruyor: “Evladımın hesabı hangi masada bırakıldı?” Gazi soruyor: “Ben kolumu, bacağımı bu devlet için verdim, devlet neden beni değil, kendisine silah çekenleri dinliyor?” Türk milleti yol haritası ve adres arıyor. Millet, Cumhuriyet’i savunacak kadroların neden bir araya gelmediğini soruyor! Türk milletinin örgütlü iradesini ayağa kaldırmadan bu oyun bozulamaz! Kurtuluşu kapalı kapılardan, saraylardan veya “devletin bir bildiği vardır” masalından beklemeyeceğiz! Cumhuriyetçi aydınları, işçileri, çiftçileri, esnafı, gençleri, kadınları, şehit ailelerini, gazileri ve bütün vatanseverleri örgütlü mücadeleye çağırıyoruz. Bu oyunu bozacak olan Türk milletinin kendi çocuklarıdır. Bugün sürece karşı çıkan herkesi mahalle mahalle, köy köy, iş yeri iş yeri, gerçekleri anlatmaya, Her milletvekilinin attığı imzayı, kullandığı oyu ve aldığı tavrı takip etmeye, Türk Milleti’nin hafızasına kaydetmek için var gücüyle çalışmaya davet ediyoruz. Verilecek hesap varsa Türk Milleti’ne verilir. Başarısız olan istifa eder. Suç işleyen, bağımsız Cumhuriyet yargısı önünde hesap verir. Biz terörün bitmesini istiyoruz ama Cumhuriyet’in tasfiyesi ve Türk Milleti’nin ve devletinin parçalanması pahasına değil. Türk Milleti kırk asırdır devletli şekilde yaşamaktadır. Bir millet böyle teslim alınamaz! Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi hükûmetler değildir. Parti merkezleri değildir. Washington değildir. NATO değildir. İmralı hiç değildir. SEVRİN ÇOCUKLARINA SESLENİYORUZ; TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SAHİBİ TÜRK MİLLETİDİR! BİZLER CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYIZ! TÜRK MİLLETİNİ EMPERYALİZM VE TERÖR KARŞISINDA TESLİM ALAMAZSINIZ! O KURUMLAR CUMHURİYETİN ÇOCUKLARIYLA YENİDEN GERİ GELECEKTİR. TÜRK MİLLETİNİN EGEMENLİĞİNE KAST EDENLER CUMHURİYET HUKUKUNDA YARGILANACAKLARDIR! SON SÖZÜ HER ZAMAN TÜRK MİLLETİ SÖYLER! NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi

33,356 次观看 • 1 个月前

Amerikan sömürge valisi kılıklı büyükelçi Tom Barrack, ulusal üniter devlet modeline ve laik anlayışa açıkça savaş açmış. Türk milletini uyutmak amacıyla habertürk'te düşük kaliteli piyes sahnelemiş. Türkiye'nin yeni Graham Fuller'i belli ki, birkaç hafta önce ettiği lafların yarattığı rahatsızlığın farkında. Bu nedenle durumunu düzeltmek ve milleti uyutmak için bir şeyler söyleme gereği hissetmiş. Bunun için de son derece "uysal" bir haber kanalı tercih etmiş. Tabi, gözü açık vatansever bir platformda rahat rahat zehir saçamayacaktı. Barrack'ın söylediklerine bakılacak olursa "Önceki sözleri yanlış anlaşılan Türk dostu büyükelçi" pozunda. Ama sözlerin detayları incelenirse önceki söylemlerini tasdiklediğini hatta gerçek amacını ortaya koyduğunu görüyoruz. Tom Barrack söze başlarken "Dünya çapında yeni bir strateji şekilleniyor" diyor. Zaten memlekete yeni bir Graham Fuller edasıyla gelmesi, yeni bir stratejinin varlığına işaret ediyor. Fuller de Sovyetlerin çöktüğü dönemde gelmişti. Cumhuriyet gazetesinde Türkiye'ye yeni bir rol biçmiş, Kemalizm'in bittiğini söylemiş, demokrasi ve İslamı bir arada yaşatacak "formülü" öve öve anlatarak siyasal dinciliğin işaret fişeğini vermiş, memlekete istikamet tayin etmişti. Sonrası malum, BOP tüm hızıyla devreye girmiş ve Gülen belası tüm memleketin başına bela edilmişti. Fuller yıllar içinde öyle veya böyle misyonunu tamamladı. Artık sıra Barrack'ta... O da cebinde yeni bir "formülle" geldi. Türkiye'nin devlet yapısı hakkında haddi olmayan açıklamalar yaptı, dini-etnik ayrımlı "millet sistemi" önerdi hatta açık açık Atatürk'ün kurduğu ulus devlet modeline savaş ilan etti. Barrack sözlerinin devamında "Ulus inşası bölgede aslında hiç kimse için işe yaramadı" diyor. Söze ortadoğu ülkelerini kastederek başlıyor fakat "hiç kimse" diyerek Türkiye'yi de kastetmiş oluyor. Yani "Ulus inşası Türkiye'de işe yaramadı" demek istiyor. Tam bir palavra. Tabi, Barrack bu sözü söylemek zorunda. Yeni bir model getirebilmesi için var olanı yıkılmaya layık göstermek zorunda. İşin tuhafı, bir Amerikalı, Türkiye'nin devlet sistemini açık açık eleştiriyor. Üstelik bunu bir Türk kanalında yapıyor. Fakat ağzının payını alamıyor. Tanzimat döneminin esintilerini hissetmemek mümkün değil. Sonuçta Barrack'ın cümlenin gittiği yer çok açık: Türkiye'de ulus devlet modeline karşı çıkıyor. Türkiye'de ulus devlet olmasın demek, çok milletli ve inançlı bir yapının yerleştirilmesi demek. Tabi bunun için de mevcut Türk vatandaşlığı tanımının yıkılması gerek. Farkında mısınız bilmem, Öcalan ve Barrack'ın çok fazla ortak yanı var. Tabi söyleşi yapan kişi, bu noktada devreye girip "Türkiye ulus devlet modeline göre şekillenmiş bir ülke, siz bu sözlerinizle Türkiye'nin de ulus inşasında başarısız olduğunu mu ima ediyorsunuz" diye sormalı. Ama soramıyor. Çünkü tanzimat dönemi gazetecilerinin büyükelçilere böyle bir soru sormaya hakkı yoktur. Söyleşinin devamında söyleşi yapan kişi Barrack'ın daha önceki "Türkiye, Osmanlı millet sistemine geri dönmeli" ve "Ulus devletler İsrail için tehdittir" sözlerine atıf yapıyor. "İnsanlar şüpheci bakıyorlar" anektodunu ekliyor ve "Gizli bir gündem mi var" diye soruyor. Bu ısmarlama soru Barrack'ı zor durumda bırakmak amacıyla sorulmuyor. Aksine, Barrack'ın bu sözleri daha önce tepki çektiği için ona milleti uyutmak adına yatıştırıcı sözler söyleme fırsatı veriliyor. Şayet yayının niyeti Barrack'ı sıkıştırmak olsaydı, yukarıda örnek verdiğim türden sorular sorardı. Nitekim Barrack bu asisti duyunca gülümsüyor ve "Hayır" diyerek yatıştırıcı sözlere başlıyor. Barrack, sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve o sözleri aslında o şekilde söylemediğini söylüyor. Ne acı ki Türk milletinin bu ucuz laf oyunlarına kanacağını düşünüyor. Barrack, sözlerinin devamında geçmişten çıkarılan derslerden bahsediyor. Türkiye'nin cumhuriyet olarak yeniden şekillendiğinden söz ediyor. Halbuki Türkiye bir asır önce ulus devlet modeliyle ve Atatürk'ün dizaynıyla zaten şekillenmişti. Haliyle Barrack'ın bu konuya atıf yapması gerekirdi. Ama tabi o vakit yıkmak istediği yapıyı parmağıyla işaret etmiş olurdu... Neticede Barrack Atatürk dönemini ağzını bile almadan daha da geçmişe gidiyor. "Osmanlı millet sistemine" atıfta bulunuyor. Bu sistemi övüp mezhepsel bir düzen getirdiğini söylüyor. İşte burada zehiri adeta şekerli bir paketle sunuyor... Osmanlı millet sisteminde Türk milletine dayalı bir üst kimlik mevcut değil. Yani Barrack'ın hiç sevmediği ulus devlet modeli yok. Aksine millet sistemine göre her inanç kendi kimliğiyle tanınıyor. İşte Barrack'a göre bu dini kimlikler ve hatta etnik kimlikler yan yana yaşayabilirmiş. ABD bunun en güzel örneğiymiş. Bu "yan yana yaşamak" ifadesini hayata geçirmek için her birini ayrı ayrı tanımlamak ve anayasaya geçirmek gerekir ki bunun için Türk milleti tanımını çöpe atmak şarttır. Dahası inançları da kimlik olarak tanımak için laikliği de yok etmek icap eder. Barrack'ın bu sözlerinin anlamı açık... Türkiye, Osmanlı'nın parçalanmasına neden olan toplumsal düzeni terk edip Lozan'da ulus devlet modeline geçmişti. Türk üst kimliği altında tüm etnik grupları ortak bir millet olarak şekillendirmişti. Dini kimlikleri ise laiklik ilkesiyle insanların vicdanlarına bırakmış. Yalnızca Türk milleti tanımlaması yapılmış, etnik ve dini kimlik ayrımına gidilmemiş ve herkes eşit vatandaş olarak tanımlamıştı. Barrack bunların tamamına karşı çıkıyor ve hepsinin temelden değişmesini istiyor. Tıpkı Öcalan gibi. Nitekim Öcalan ve PKK'nın fesih açıklamalarında da bu alt metnin tamamı bire bir mevcuttu. Barrack, Öcalan ve PKK aynı şeyi konuşuyor. Buradan da anlaşıldığına göre Barrack, yeni çözüm sürecinde Öcalan ve PKK tezlerinin savunucusudur. Türkiye'de görevlendiriliş amacı ulusal üniter yapıyı ve laik düzeni yok etmektir. Barrack'a göre Türkiye yeniden millet sistemine dönmeli. Etnik ve dini kimlikleri tanımalı ve bunları bir arada yaşatan bir formül bulmalı. Mesela ABD'deki formül gibi... Yani Barrack Türkiye'deki laik üniter modelin yıkılması gerektiğini en naif ve dolaylı şekilde izah ediyor. Karşısındaki şahıs da "Efendim sizin bahsettiğiniz dini kimlikleri bir arada yaşatan formülün uygulanması Türkiye'deki laik düzene zıt düşmüyor mu, Osmanlı millet sisteminin hayata geçmesi için Türkiye'nin üniter modeli terk etmesi gerekmez mi, siz Türkiye'nin anayasasında bulunan değişmez ilkeleri askıya alan bir çözüm yolu mu sunuyorsunuz, bu sözleriniz Türkiye'nin iç işlerine doğrudan müdahale manasına gelmez mi, bu açıklamalarınız Öcalan ve PKK'nın fesih beyannameleriyle örtüşmüyor mu" gibi sorular sormuyor. Nasıl sorsun? O vakit Barrack, sunmak istediği zehirin üzerindeki şekeri çıkarmak ve maskesini düşürmek zorunda kalacak. Dediğim gibi, tanzimat devrinin babıali gazetecilerinin haşmetlü sefirlere böyle soru sorma hakkı yoktur. Soramazlar. Zaten soracak olsa orada işi ne? Tom Barrack, sözlerinin devamında ABD'nin ortadoğudaki geleneksel politikalarından söz ediyor. Demokrasi getiren, ülkelerde hegemon kuran geçmiş politikalar vs... Yani Türkiye'nin yönetim modeline yönelik sözlerle, ortadoğunun millet olamamış memleketlerinin harap halinin yan yana getirilerek anlatılması bile ülkemize hakaret. Bir gazetecinin bu konuşmaya karşı "Ortadoğu ülkeleri ile Türkiye'nin durumunu aynı ölçüde mi değerlendiriyorsunuz" diye sorması gerekirdi ama nerede... Son olarak sorulması gereken asıl soruyu soralım: Barrack'ın bu küstahlığına neden tahammül ediliyor?

Con Sinov

223,182 次观看 • 1 年前

IShowSpeed’i hala ciddiye almayanlar var. Siz varın almayın ama bu çocuğun etkisi, diplomatik pasaporttan daha kuvvetli. Sadece eğlendiriyor sanıyorsanız, vizyonsuzlukta seviye atlamışsınız demektir. Adam, Amerika’nın Çin hakkında 800 milyon dolar dökerek yıllarca yaydığı algı operasyonunu tek bir yayınla tuzla buz etti. Üstüne Çinliler öyle bir misafirperverlik, öyle bir planlama gösterdi ki adamı resmen ülkenin onur konuğu gibi gezdirdiler. Cyber şehirler, uçan arabalar, su üstünde giden araçlar, katlanabilir telefonlar, metroda tünelde bile kesilmeyen 5G, hızlı trenler, gökdelenler… Adamın gözleri faltaşı gibi açıldı. Parasıyla aldığı katlanabilir Çin marka telefonunu her yerde gururla gösteriyor. Sonuçta 41 milyon kişinin Çin’e bakışı bir yayında değişti. Bu yayınların etkisini fark eden Çin yönetimi ne yaptı? Jet hızıyla 144 saat vizesiz giriş uygulamasını genişletti. Ardından ne oldu? İnsanlar akın akın Çin’e gitmeye başladı. Yeni bir kavram doğdu: “IShowSpeed rotası”. Gidenler kendi yayınlarını açtı, gerçekleri paylaşmaya başladı. Yıllardır Çin’e çamur atan kanalların izlenmeleri düştü, gelirleri çakıldı. Başladılar Youtube’u suçlamaya. Neymiş? “Algılarımız niye eskisi kadar parlatılmıyor?” E canım benim… Gerçekler böyle bir şey işte. Bir kişinin etkisiyle bir ülkenin kültürü, turizmi, teknolojisi, halkıyla ilgili algısı değişti. ISpeedShow’un yayınları “kelebek etkisi” yarattı. Türkiye’de bu fırsatı kaçırdık... 1. Galata Kulesi’nde İngilizce Bilmeyen Görevliler… T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Galata Kulesi’ni devraldınız ama oraya yerleştirdiğiniz görevliler İngilizce bilmiyor. Çocuk en temel tarihi bilgiye ulaşamıyor, kule hakkında bilgi istiyor, görevli gözünün içine baka baka sırıtıyor. Şaka mı bu? İBB daha iyisini yapardı. Mirasımızı turistlere anlatabilecek, maaşını hak edecek kişileri koyardı. Bu liyakatsizlik, bu sorumsuzluk kelimenin tam anlamıyla utanç verici. Şanghay’da banka güvenlik görevlileri bile size yardım edecek kişiler meşgulse size gelir ve “May I help you?” diye sorar. Turistik bir alandaki görevli ise “I don’t know” deyip sırıtıyor. Yazık, gerçekten yazık. Turistik alanlarda çalışan güvenlik görevlisi temel seviyede de olsa İngilizce konuşmalıdır. 2. ISpeedShow’un Rehberi İngilizce bilmiyor ? ISpeedShow’un rehberi, yani Türk Elon Musk, İngilizce bilmiyor, çocuğa eşlik ediyor ama İngilizce konuşamıyor. Sonra ne oluyor? Tüm dünya, “Türk rehber İngilizce bilmiyor” diye dalga geçiyor. Çin’de Trump taklidi yapan adamla ISpeedShow karşılaşıyor, adam şakır şakır İngilizce döktürüyor. Bizde ise… boş ekran. 2025 Türkiye’sinde hala durum bu. 3. Dondurma Şovunda Rezillik Sürekli yapılan o zorla dondurma şovu sizin zannettiğinizin aksine herkese keyif vermiyor. Çocuk daha önce gitmiş zaten oraya. İkinci seferde ne sevdiğini sormamışlar bile. Oyun istemiyorum diye defalarca söylüyor ama satıcı İngilizce bilmiyor üstüne bir de IShowSpeed’in ağzına peçete tıkıyor🤦‍♀️ Bir de bunu “Türk misafirperverliği” diye pazarlıyorlar. Sizin ağzınıza tıksalar, güler misiniz gerçekten? Pes. 4. Korku Evi ve Hayvanat Bahçesi: İstanbul’un Tanıtım Kılavuzu Bu mu? Bu vizyonsuzluğun zirvesi. IShowSpeed’i hayvanat bahçesine ve korku evine götürmek. Şehirde yapacak onca şey varken, çocuğu hayvanat bahçesine götürüyorlar. Yetmiyor çocuğu maymun ısırıyor. Yayını izleyenler İstanbul’da maymunların yaşadığını zannediyor. İstesen bu kadar olmaz. Dünyanın en eski şehirlerinden biri, kültür, tarih, sanat, teknoloji… Hiçbiri yok! Neden? Çünkü “bi şeyler yapalım da zaman geçsin, gülsün eğlenelim” kafası hakim. Planlama sıfır. Vizyon sıfır. 5. Türk Hamamındaki görüntüler… 🤦‍♀️ 6. Sürekli takılan yayın, internet sorunu! 😫 Bu ülkenin imajına yapışmış en büyük kötülüklerden biri CİDDİYETSİZLİK. “Aman canım abartma”cılar, “Biz İngilizce değil, o Türkçe öğrensin”ciler, Ne vizyon var ne strateji. Sosyal medyada ne oldum delisi olanlarla ülke tanıtımının sonucu… Sadece bugünü düşünen, “eğlenelim yeter” diyen zihniyetin sonunda gelinen nokta bu.

Evrim Kanbur

1,715,014 次观看 • 1 年前

ÖNCE AKLIMDAKİ SORULARI SORAYIM SONRA VİDEODAKİ KÜRT GENCİNİ DİKKATLE DİNLEYİN SORU 1 Teröristler Affedilip Dağdan şehre indiklerinde hükümlü oldukları için Devlet ve özel sektörde hükümlü kadrosundan memur ve işçi olacaklar mı? SORU 2 Bu affedilecek teröristlerin bizlerle eşit haklara sahip olması isteniyor ya o halde terörist çocukları vali Kaymakam emniyet Müdürü olabilecekler mi? Eğer cevap evet ise bu durumda yarın öbürgün feto, IŞİD ve El kaide militanları da bu hakları istemeyecek mi? Soru 3 Bu pkk militanları yıkmak istedikleri ülkenin sağlık sisteminden ücretsiz faydalanabilecek mi o durumda bugüne kadar özellikle SMA Kanser gibi hastalıklardan ölen masum insanların suçu ne ? Soru 4 Bu militanlar emekli olabilecekler mi ve nunlara devlet maaş verecek mi? Soru 5 Bir pkk militanı ile bir gazi ayni kurumda biri gazilik öteki hükümlü kadrosundan işe girdiğinde ne olacak? Soru 6 Eski acıları unutalım diye bir Dem Partili vekil basta Edirne Kapı Şehitliği olmak üzere şehitlik tabirini kaldıralım tada ölen pkk militanlarına da şehitlik rütbesi verelim derse ne yapacaksınız? Soru 7 Ülkemde binlerce şehitler adına park, bahçe, Çeşme ve hayrat var ya eşkıyalar da dağda Kahraman Türk askeri tarafından gebertilip sarı poşete koyduğu eşkıyalar için aynı isteklerde bulunurlar ise ne cevap vereceksiniz.. Bu arada Özgür Özel'in mecliste evet oyu verip ekranlarda halja en cok hayır bizden çıktı demesi Türk milleti ile resmen alay etmektir.. Sayın Özgür Özel partinizdeki herjes hayır deseydi bile siz Evet dedikten sonra o oyların hiç bir önemi YOK.. Siz Şayet Haluk Levent kabul etmiş olsaydı kendisi ankette birinci çıktığında Hatay Belediye Başkan adayı yapacaktınız. Akp mhp dem ittifakına evet diyerek zaten hangi tarafta olduğunuzu gösterdiniz.. Şimdi sizin gösteremediğiniz cesareti gösteren bu videodaki genci dikkatle dinleyin.. Ve Trabzon Of'lu Galatasaray Amigosu sabahattin Şirin SAYIN ÖCALAN diye bir yerlerini yırta yırta slogan atarken TİKTOK'tan bir Kürt genci şöyle sesleniyor. Bizim Kürtler kullanılmaya o kadar açık ki arkadaşlar. Bakın, ben kendi adıma üzülüyorum. Gerçekten ben de bir Kürt olarak, evet. Size şöyle bir örnek vereyim: İsrail 1950 yılında kuruldu, biliyorsunuz. Bakın o dönemdeki tarihe bakın, o dönemki siyasi girişimlere bakın. İsrail Türkiye ile 20 yıl mücadele etti ne için? İsrail'i kurmak için, İsrail'in önüne taş konulmaması için... Yani bu sebeplerden dolayı Türkiye ile büyük bir mücadele içindeydi. Türkiye de İsrail'e karşıydı o dönemler, biliyorsunuz. ​Amerika ve İsrail PKK'yı her alanda kullandı. Bunu kimse inkar edemez, bizim Kürtler bile inkar edemez. Irak'ta kullandı Kürtleri; YPG olarak kullandı, PYD olarak kullandı, YJC olarak kullandı... Yani PKK'ya bağlı uzantı örgütlerle o kadar çok böyle Kürtler kullanıldı ki... Bizim Kürtler de kalkmış 50 yıldır 'Yok Kürdistan kuracağız, yok şunu yapacağız, yok bunu yapacağız' diye bizim gibi konuşanlara da 'Sen aslını inkar ediyorsun, sen vatan hainisin, sen ırkına düşmansın' diye ortalığa çıkıyor. Ulan gerizekalı! Benim zaten bir memleketim var: Türkiye Cumhuriyeti adı altında ben her türlü hakka sahibim. Gel gelelim, bakın gök kadar İsrail'in kurulması için dünya birbirine giriyor, değil mi? Ulan Amerika, İsrail sana Kürdistan'ı kurdurur mu? Önce kendine bunu bir soracaksın. ​Buradan yani PKK'yı destekleyen Kürtlere sesleniyorum. Bakın maşa olmayın. Bunun içindeyim, araştırıyorum sürekli. Bakın gerçekten Kürtler... Yani o kadar çok kullanılıyor ki yani utanç verici bizim için ya. Kullandırmayın kendinizi ya. Yeter artık yani bu kadar

DogruTarih 1881

13,597 次观看 • 1 个月前

26′ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu'nda yaptığı konuşmasında aşağıdaki sözleri sarf etmiş. Hayretler içinde kalıyor insan. Ve fakat şaşırdım mı diye soracak olursanız, aslında o kadar da değil. Nedeni, İlker Başbuğ isminin benim hafızamda nasıl yer ettiği ile ilgilidir. Bendeki bu şaşırmama hali, onun bende kalmış izlerinin eseridir. Gelin onları anlatayım size: Bu zat, 28 Ağustos 2008'de Genel Kurmay Başkanlığı makamına oturduktan sonra, Süleymaniye’de 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesinden sorumlu olan David Petraus’u makamında kabul etmiş biri (1 Temmuz 2009). Milletçe "Çuvalcı General" lakabı ile hafızamıza kazınmış olan Petraeus, o toplantıdan "çok verimli görüşmeler yaptıklarını" belirterek ayrılmıştı. 👉 Ve yine bu zat, Genel Kurmay Başkanlığı görevi esnasında, kamuflaj üniformasını üstüne geçirip Trabzon Limanı'nda demirli olan TCG Oruç Reis Fırkateyni'nin güvertesine çıkarak 17 Aralık 2009'da tüm ülkede ses getiren o meşhur konuşmasını yaptı: "Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik harekât yürütülmektedir!" O gün bu meşhur konuşmasını, Rasim Ozangiller tayfası malum TARAF sayfalarında "Devlet adamı değil, devlet memurusun İlker Paşa..." başlıklı yazılar yazıp, kendisini ve TSK'yı hedefe koymuş, tef çalarken yapmıştı. 👉 Bu konuşmada diyordu ki İlker Paşa: "Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülmekte olan asimetrik psikolojik harekâta ilişkin bazı hususlara değinmek istiyorum. Bugün, bu konulara özellikle üzerinde olduğumuz TCG Oruç Reis Firkateyni’nde değinmemin özel bir anlamı var. Herhalde herkes, açıkça ne demek istediğimi anlamaktadır. Bakınız, Türkiye’nin bulunduğu coğrafya, zor bir coğrafyadır, ülkemizin etrafı sorunlarla çevrilidir. Bu coğrafyada güçlü olmayan devletler ayakta kalamaz. Millî gücün asli unsurlarından biri de askerî güçtür. Etkin ve caydırıcı niteliklere sahip bir silahlı kuvvetlere sahip olunması hayatidir ve ülkenin beka sorunuyla doğrudan ilgilidir." O konuşmanın tam metnine buradan ulaşabilirsiniz 👉 Bir kısmının videosunu da buradan izleyebilirsiniz 👉 Elbette bu konuşması çok büyük patırtı kopardı. Ne suçlamalara, ne ithamlara maruz kaldı Paşa, bilenler bilir, hatırlayanlar hatırlar, yaşı yetmeyen ama aklı kesenler de tahmin eder. O günlerde “Elinizi TSK'dan çekin!” diye ültimatomlar yağdıran, kamuflajları çekip savaş gemisinden "bu ne anlama geliyor anlarsınız" diye darbe göndermeli mesajlarını "ülkenin beka sorunuyla doğrudan ilgilidir" diyerek veren bu zat, ne hikmetse o asimetrik psikolojik harekat ülkenin Kozmik Odası'na gelip kapıları zorladığında, anahtarları veriverdi. Şimdi Fenerbahçe mikrofonunda "Fenerbahçe'ye kurulan kumpasın sonuçlarını bugünlerde alıyoruz" diyor ama iyi hoş da Kozmik Oda'yı teslim etmek bize o günden bugüne nelere mal oldu, bugünlerde onun da sonuçlarını alıyor muyuz Paşa? Hızını alamamış, utanma duygusundan da yoksun belli ki "Bu kumpaslar sürecinde tek bir kurum ayakta kaldı: Fenerbahçe Spor Kulübü" buyurmuş bir de İlker Paşa Efendi! "O kadar atıp tuttun da, neden memleketin en mahrem yerine sızma yapılırken şanlı ordunun başı olarak araziye karıştın" diye sormazlar mı? Ha, ben sormam! Dedim ya şaşırmam. Türk askerinin başına çuval geçiren Amerikalı generali makamında ağırlayan birine ne soracağım?! NATO tedrisatından geçmiş olan omzu kalabalıkların halini, ahvalini bilmiyor muyuz da şaşıralım. Atatürk diye kitap yazdı bir de bu zat. Üstünüze iyilik sağlık! Hep aynı hikâye! Gazi Paşa'mız bu tiplerin yaramaz işlerini perdelemek için kullandıkları malzeme oldu her zaman. Bilmiyoruz, görmüyoruz sanıyorlar!

Kuzgun Nogay

96,795 次观看 • 2 年前

Murat Bardakçı "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" palavrasının yayılmasına hizmet etmiş bir insan. Buna rağmen televizyonlarda "Hayır, ben onu söylemedim" diyerek günah çıkarıyor. Peki bu beyanı samimi mi? İnceleyelim... Ama sadece bu konuların meraklıları için yazıyorum. O yüzden biraz uzun olacak. Meraklısı olmayanlar burada bırakabilir. Önce hikayenin gelişimine bakalım... Murat Bardakçı yakın zamanlarda 19 Mayıs: Devlet Operasyonu isimli bir kitap yazdı. Kitabın ismi bile insana tuhaf geliyor. Çünkü devletin başında o tarihlerde Vahdettin var. Ee 19 Mayıs da devlet operasyonu olduğuna göre Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermiş oluyor. Yani kitabın ismi böyle bir izlenim yaratıyor. Bardakçı bu izlenimi yarattıktan sonra bazı çevreler harekete geçerek türlü palavralarla, tabii bu kitabı da kullanarak "Vahdettin, Atatürk'ü ülkeyi kurtarması için gönderdi" argümanını öne çıkarıyor. Sonrası malum... Bu argümanı ileri sürenlerle bu argümana karşı çıkanlar arasında meydan savaşı yaşanıyor. Murat Bardakçı da tepkilerden nasibini alıyor. Peki sonra ne oluyor? Murat Bardakçı tekrar sahneye çıkıyor "Hayır, ülkeyi kurtarması için Vahdettin göndermedi, ben böyle bir şey yazmadım" diyor. Kitabında kullandığı tartışma yaratan "devlet operasyonu" kavramını başka türlü izah ediyor. Devlet derken Vahdettin'i değil, devlet içindeki bazı kliklerin Atatürk'ü gönderdiğini söylüyor. (Buraya bir dipnot koyalım: Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten. Dikkatle o kısmı bekleyin) Yani özetle, "Vahdettin'i kastetmedim, derin devleti kastettim" diyor. Peki bu argümanın altını doldurabiliyor mu? Bana göre hayır. Gerçi bazı "tanınan" tarihçiler de (isimlerini vermeyeyim) niyedir bilinmez, "Vahdettin göndermedi" demekle birlikte Bardakçı'nın "Derin devlet gönderdi" tezine yüzeysel şekilde destek çıkıyor. Halbuki "derin devlet gönderdi" lafı da safsatadan ibarettir. Tabi, önce "derin devlet gönderdi" diyenlerin bunu iddia etmesi ve ortaya delil koyması lazım. Koyabiliyorlar mı? Çok merak ederek çok fazla inceledim ama ortada somut bir delil göremedim. Mesela derin devlet kimdir, devletin hangi organıdır, Atatürk'e bu görev nerede ve ne zaman tebliğ edilmiştir? Bunların cevabı yok. Yani bir derin devlet olacak, bunlar toplanıp karar alacak sonra da Atatürk'e görev senindir diyecekler. Bunlar kimdir, ne zaman bu işleri yapmıştır? Bardakçı bunlara cevap veremiyor. Onu destekleyen "bilindik" tarihçiler de bunlara destek veremiyor. Ortaya atılan en bilindik argüman "Erenköy'de bazı toplantılar olmuş" karar burada alınmış. Ama bu kararın Atatürk'e nerede kimler tarafından tebliğ edildiği konusunda da bir argüman yok. Hatta Bardakçı'nın kendisi "Erenköy" toplantılarının zabıtlarına ulaşamadım diyor. Yani elinde belge de yok. Her fırsatta "belgeyle" yazdığını söyleyen Bardakçı bu önemli argümanına belge bulamıyor. Ama buna rağmen kitabının ismini "Devlet Operasyonu" koyarak türlü tartışmaları ateşliyor. Bu oldukça samimiyetsiz bir tutum. Ortada somut argüman olmadığı için "derin devlet gönderdi" tezini çürütmek zor çünkü menfi durumun ispatı pek mümkün değildir. Ama yine de tarihi incelediğimizde Atatürk'ün milli mücadele fikrine İstanbul'a gelmeden önce Adana civarında sahip olduğunu biliyoruz. (Atatürk, İbrahim Süreyya, Ali Cenani, Ali Fuat ve Fahrettin Altay'ın anlattıkları bunu doğruluyor) Üstelik Mayıs 1919'da yani Atatürk artık Samsun'a gidecekken ordunun en önemli mevkiindeki Fevzi Paşa ve Cevat Paşa, Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini bilmiyor. Çünkü herkesin bildiği "Bir şey mi yapacaksın Kemal" sözünü söyleyen Cevat Paşa bu sözü 14 Mayıs'ta söylüyor. Yani hareketten iki gün önce. Demek ki bilmiyor. Bilse sormazdı. Fevzi Paşa ise Atatürk'ün milli mücadeleyi başlatmak için gittiğini 15 Mayıs günü öğrendiğini ve Cevat Paşa ile yemin ettiklerini kendisi söylüyor. Bu durumda Cevat Paşa "14 Mayıs'ta" şüphelenmiş, ertesi gün öğrenmiş ve destek vermiş. Bu durumda "derin devlet gönderdi" argümanındaki derin devletin içinde, ordunun başındaki iki önemli isim Fevzi ve Cevat Paşalar yok... Vahdettin zaten olamaz. Ve Damat Ferit Paşa da olamaz... Bu durumda bu derin devlet kim olabilir? Vahdettin ve Damat Ferit'in seçip hükümete koyduğu bakanlar mı? Yani düşünün ki derin devlet, Atatürk'ü milli mücadele için görevlendiriyor ama bunun içinde ordunun ve devletin zirvesi yok ama bazı no name bakanlar var. Bu mümkün mü? İşin tuhafı, Atatürk, kendi milli mücadele planını kimselere anlatmış değil. Planı derli ve toplu şekilde bilen bir iki isim var. Birisi Ali Fuat, diğeri onun babası ve Rauf... Bunlar haricinde Karabekir bile plandan habersiz. Çünkü hatıratında Atatürk'ün Trabzon'a değil de Samsun'a çıkışını yadırgıyor. Çünkü planın detaylarını bilmiyor. Özetle lafı uzatmayayım, "derin devlet gönderdi" lafı delili olmayan safsatadan ibaret bir iddia. Hele hele Atatürk'ün ömrü boyunca milli mücadeleyi örgütlerken kendi ve milletinin ruh ve vicdanından ilham aldığını söylediği ortadayken... Zaten "derin devlet gönderdi" dediğimizde Atatürk'ü otomatikmen yalancı çıkarmış oluruz. Öyle ya, derin devlet göndermişken bunu saklayıp onlardan bahsetmemesi hatta 1919'un bazı devlet adamlarını ihanetleri nedeniyle sürgüne göndermesi tam bir nankörlük olurdu. Kaldı ki Ahmet İzzet Paşa, Tevfik Paşa ve diğer sabık paşalar, Ali Fuat, Karabekir, Rauf ve Refet gibi sonradan ayrı düştüğü isimler illa ki bu "derin devlet gönderdi" masalını ifşa ederek Atatürk'ün itibarını hedef alırlardı. Mesela Atatürk'ü Samsun'a kendi telkinleriyle çıkardığını iddia eden Karabekir, bunu iddia ettiğine göre "derin devlet gönderdi" masalını da illa ki bilir ve söylerdi. Neyse, bu uzun izahatı geride bırakalım. Özetlemek gerekirse: - Bilindik tezler Atatürk'ün etrafındaki bazı kimselerle kendi kendine hareket etmek suretiyle milli mücadeleyi başlattığını söylüyor. - Bardakçı "Devlet operasyonu" kavramıyla tartışmaları başlatıyor. - Atatürk karşıtları "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin gönderdi" olarak propaganda ediyor. - Bardakçı tepkiler üzerine "Devlet operasyonu" kavramını "Vahdettin değil derin devlet gönderdi" teziyle tevil ediyor. - Fakat "derin devlet gönderdi" tezinin de altı doldurulamıyor. Bu manzaranın anlamı nedir? Çok basit. Bu tartışmalar Atatürk'ün milli mücadeledeki önemini son derece yumuşak ve dolaylı şekilde azaltan ve başarıyı "derin devlet" ile "vahdettin" arasında bölüştüren bir etki yaratıyor. Bardakçı ise "vahdettin değil derin devlet gönderdi" sloganıyla Anti-Kemalist taşlamalardan kendini sıyırarak bir köşede kahvesini yudumluyor. Bardakçı bu söylemlerle kendisini bu işten sıyırma üstatlığını gösterdiğini düşünüyor olabilir ama kazın ayağı öyle değil. Yukarıda "Murat Bardakçı başka yerlerde başka şeyler de söylüyor, hem de neler neler... Ama oraya sonra geleceğiz. Düğüm orada çözülecek zaten" demiştim. Şimdi oraya gelebiliriz. Her ne kadar Bardakçı "devlet operasyonu" tezi ters tepince "derin devlet gönderdi demek istedim" teviliyle postu kurtardığını düşünmüşse de geçmişte "devlet operasyonu" tezini "vahdettin gönderdi" şeklinde yorumlayan bazı argümanlar sunmuştu. Bu Bardakçı'nın pek bilinmeyen ve anılmayan programıdır. Programın ilgili kısmını video olarak paylaşıyorum. İçeriğini de kısaca özetleyelim... Programın başlangıcında Atatürk'ün 1926 anlattığı bir hatıra mevcut. Buna göre Atatürk, Samsun'a gitmeden önce Vahdettin'le görüşmüş. Sultan, Atatürk'e "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" demiş. Bu hadise doğru. Fakat devamı var. Atatürk, hatıratının devamında Vahdettin'in "devleti kurtarabilirsin" derken "işgalcilerin isteklerine boyun eğmeyi" kastettiğini bizzat söylüyor. Zaten bilindik tez de böyle. Fakat Bardakçı 1. manipülasyonunu yapıyor. Bu kısmı anlatmıyor. Bunun yerinde "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" sözünü kendisi tefsir etmeye başlıyor ve "Vahdettin gönderdi" tezine adım adım göz kırpıyor. Bardakçı bu sözün iki manası olabileceğini söylüyor: 1- Git mücadele başlat başarılı ol 2- İşgalcilerin isteklerine boyun eğ, isyanı bastır. Atatürk'ün kendisi, o dönemin insanları ve tarihin akışı açıkça ikinci maddenin doğru olduğunu haykırırken Bardakçı ne söylüyor? "Tam olarak kesin bir şey söyleyemem. Çünkü belgesi olmadan bir şey diyemem." Burada Bardakçı'nın 2. manipülasyonu devreye giriyor. "Belirsizlik yaratmak..." Yani açıkça "Vahdettin mücadeleyi başlatmak için gönderdi" diyemiyor ama "öyle değildir" de diyemiyor. Çünkü elinde belge yokmuş. Halbuki yukarıda söyledik, Erenköy toplantılarının da belgesi yok. Ama kitabın adını "devlet operasyonu" koyabiliyor. Bu başka bir tutarsızlık. Halbuki Bardakçı, yıllar sonra "Vahdettin gönderdi demedim, göndermemiştir" diye açıkça hüküm veriyor. Yani yıllar önce "bilemem" derken, yıllar sonra "Vahdettin göndermedi, derin devlet gönderdi" diyor. Niye? Kurgulamaya çalıştığı tez çöktüğü için mi? Bardakçı devamında "vahdettin gönderdi" tezine göz kırpıyor. Diyor ki "Vahdettin, Atatürk'ün bir şey yapacağını biliyor" Az önce belgesi yok konuşamam, bilemeyiz derken 3. manipülasyon geliyor ve "bir şeyler yapacağını biliyor" diyor. Bunun için belge arama lüzumu görmüyor. Devamında Erhan Afyoncu "tahmin ediyor ama milli mücadele çapında şeyler değil" diyor. Bardakçı yine "Bilemeyiz" diyor. Yani o çapta da düşünüyor olabilir. Yani özetle kim niye gönderdi bilemiyoruz, yani Vahdettin'in göndermiş olabileceği opsiyonu açık. İkinci olarak da Vahdettin Atatürk'ün milli mücadele başlatmak istediğini de biliyor olabilir. Bu cümleler kabaca, "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanını bir ihtimal olarak kabul ediyor. Bardakçı devamında bu tezini iki belge ile destekliyor. Bu arada şunu söylemek lazım, programda bu hususu dakikalarca konuştuğuna ve "Vahdettin Atatürk'ün mücadele başlatacağını tahmin ediyordu, önünü açtı" argümanı için belge araştırdığına göre bu konuya epey eğilmiş olmalı. Yıllar sonra yazacağı "devlet operasyonu" kitabının ön çalışmaları bunlar. Az önce iki belgeye dayanıyor dedik... İlkini okuyor... Padişahın hattı hümayunu... Bu evrakta açıkça "git memleketi kurtar" gibisinden bir ifade var mı? Yok. Ama Bardakçı kendi tezini kurgulayabilmek adına belgedeki bazı ifadelerde ima olduğunu öne sürüyor. Belgede "hükümetin aldığı karar uyarınca" ibaresi var. Bardakçı burayı okurken "enteresan" diyor. Yani izleyiciyi biraz sonraki imalar için hazırlıyor. Devamında "cümleten, gayret ederek" manasına gelen bir ibare okuyor ve diyor ki: "Şimdi öyle bir kelime kullanmış ki" Bardakçı burada 4. manipülasyonunu yaparak Vahdettin'in kullandığı kelimelerden Atatürk'ü milli mücadele başlatmak için göndermiş olabileceği iması çıkarıyor. Bardakçı cidden sanatkar. Vahdettin gönderdi dese olay olacak. Diyemiyor. Göndermiş "olabileceğini ima etmiş olabilir" gibi bir ihtimal yaratıyor. Çok esnek, sıkıştığında anında dönebileceği elastik bir argüman... Gerçek bir manipülasyon... Bardakçı devam ederken bir cümleye geliyor "ve şimdi" diye uyarıyor. Yani yine heyecan uyandırıyor. İmayı işaret ediyor ve okuyor... İfadeyi günümüz Türkçesine çevirirken "işgal manasına da gelebilir bu" diyor. Yani Vahdettin, burada karmaşık bir ifade kullanarak "Atatürk'e ülkeyi işgalden kurtar demiş olabilir" diyor. Bardakçı devamında üçüncü imaya geliyor... Vahdettin cümlelerini bitirirken durumun "askere, memura ve ahaliye bildirilmesini" istemiş. Bardakçı buradan da ima çıkarabilmek için cümleyi okuduktan sonra üstüne basa basa "askere, memurlara ve halka" diyor... Bardakçı okumayı bitirdikten sonra elastik yorumu icabı "açık açık git silahlan diren demedi" diyor. Ama yukarıda izah ettiğim gibi belirsizlik yaratarak imaları açık tutuyor. Pelin Batu, böyle bir argümana karşı sorulacak en mantıklı sorulardan birini soruyor. Diyor ki, böyle olsaydı Atatürk bunu Nutuk'ta veya başka yerde söylemez miydi? Bardakçı hemen cevap veriyor: Bahsedilmez. Peki niye? Onun da belgesi mi var? Hayır. Ama Bardakçı hükmünde kararlı. Bahsedilmez. Çünkü iki kişi arasında geçmiş. Böyle saçma ve çürük bir argüman... Halbuki en yukarıda iki kişi arasında geçen "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından bahsediyor. Kaldı ki "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa ve bundan asla bahsedilmemesi gerekiyorsa, bu durumda Atatürk "Paşa paşa devleti kurtarabilirsin" lafından niye bahsetsin? Bu lafı aktararak neden "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezinin anlaşılmasını sağlasın? Bardakçı bu soruyu soramayacak kadar aptal biri değildir. O halde neden kendi çelişik durumunun farkına varamıyor? Çünkü bir tez üretmeye çalışıyor. İmalarla, dolaylı ve elastiki şekilde, kendisini kahraman yapmadan insanlara bir karşı argüman alanı açıyor. Tartışmaları başlatıyor. Aradan yıllar geçiyor. "Devlet operasyonu" kitabıyla argümanı somutlaştırıyor. Ama işler istediği gitmediğinden olsa gerek veya belki de ihale kendisine kalmasın diye "ben vahdettin demedim, derin devlet dedim" lafıyla postu kurtarmak istiyor. İşte burada izliyoruz, açık açık Vahdettin'in göndermiş olabileceğini, hattı hümayundaki imaların bu ihtimali açık tuttuğunu, böyle bir şey varsa bile Atatürk'ün bunu asla konuşmayacağını söyleyerek "Vahdettin gönderdi" tezini güçlendiriyor. Dahası, mantıken eğer "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı varsa, bunu Atatürk gibi Vahdettin de açıklayabilir. Bardakçı bu ihtimali de öldürmek ve argümanın çürütülmesini engellemek için diyor ki: Hükümdar da yazmaz zaten. Yani Vahdettin de söylemez. Niye? İkisi arasındaymış. Komik. Düşünsenize, Bardakçı'nın argümanları aslında nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor: Vahdettin ve Atatürk yola birlikte çıkmış. Fakat Atatürk gücü ele geçirince Vahdettin'in adını haine çıkarıp ülkeyi kontrolüne almış. Vahdettin nankörlüğe uğrayarak ülkeyi terk etmiş. Yurt dışında sefalete düşmüş. Hazır ülke kurtulmuşken demez mi ki "Atatürk'le yola birlikte çıktık ama o beni hain ilan ettirerek ihanet etti" diye. Vahdettin öyle kötü bir konumdaydı ki, şayet böyle bir şey olmasa bile kendi adını temize çıkarmak adına böyle bir yalan üretebilirdi. Bu durumda Atatürk de onu yalanlardı ama Vahdettin yine de belki inanan olur diye bu yalanda ısrarcı olabilirdi. Peki böyle bir yalan ortaya attı mı? Hayır. Denebilir ki Vahdettin olgun düşünmüştür, "Nasılsa memleket kurtuldu, bana nankörlük edildi diye bunu ifşa edip Atatürk'ü zor durumda bırakmayayım, varsın adımız haine çıksın ama memleket payidar olsun vsvs" diyebilir. Bu da bir ihtimal. Ama bunu da çürütmek kolay. Çünkü Vahdettin, ülke kurtulmasına rağmen yurt dışında Atatürk'e hakaretler ve iftiralar yağdırmaya devam etmiş hatta ABD'den yardım bile istemiştir. Yani Bardakçı'ya göre Vahdettin, "Vahdettin-Atatürk" ortaklığını assssla ifşa etmez. O kadar kalender. Ama aynı Vahdettin, yurt dışında türlü numaralar çevirerek hala memlekette karışıklık yaratıyor. Arabistan'da yayımladığı beyanname ile Atatürk'e iftiralar atıyor. Bardakçı bunları bilmiyor mu? Biliyor. O halde neden bu bildiklerine rağmen "Vahdettin-Atatürk" ortaklığı tezini ima ediyor, niye "devlet operasyonu" kavramıyla ortalığı kızıştırıyor? Bunların amacı nedir? Aslında bu sorunun cevabı da belli ama Bardakçı amacına ulaşamadı. Ters tepti. En adi anti-kemalistlerin ağzına düşünce çareyi "vahdettin demedim, devlet operasyonu" dedim manevrasında buldu. Bu programda ima ettiklerinin de unutulacağını düşündü.

Con Sinov

341,958 次观看 • 1 年前

💥 İBRAHİM SETEN: "AZİZ YILDIRIM, FENERBAHÇE ÜNİVERSİTESİNİ GERİ ALMAK İÇİN DAVA AÇMAK KONUSUNDA YETKİ İSTEYECEK" 🔹 "Aziz Yıldırım'ın aslında çok yükseldiği bir konu var. Üniversite konusu var. Ve üniversite konusu, sana şöyle söyleyeyim." 🔹 "Aziz Yıldırım'ın tüm zamanlar içinde eski Fenerbahçeli yönetimlerle alakalı en haklı olduğu konudur bence. Çünkü şöyle bir şey olmuş." 🔹 "Zamanında Ali Koç, şimdi şöyle bir şey yapıyor. Borç içinde bir yönetim aldığını düşündüğü için bankacılar geliyorlar, kulübe bakıyorlar." 🔹 "Kardeşim, bu borç nasıl ıslah edilir konulu bir çalışma yapıyorlar ve şöyle rapor veriyorlar: Zararda olan yerleri kapatacaksın." 🔹 "Zararda olan yerlerden bir tanesi üniversite. Üniversitede kaç zarar ediyor bilmiyorum da, ben şimdi atarak söylüyorum." 🔹 "Dört milyon, beş milyon yakıyor senede. Şimdi zararda olanları kapattığı için, 'Ben bundan nasıl kurtulurum?' diyor." 🔹 "Medicana'nın sahibi Hüseyin Bozkurt da diyor ki, 'Kardeşim, sen bunu alır mısın?' Hatta şöyle olsun: 'Sen bizim kulübe sponsor ol.'" 🔹 "Voleybol takımına sponsor ol. Dört-beş milyon euroya adam sponsor oluyor. Karşılığında da bedelsiz olarak Fenerbahçe şeyi veriyor." 🔹 "Üniversiteyi veriyor. Şimdi buraya kadar sen bir gariplik görüyor musun? Neden görmen lazım biliyor musun? Çünkü bu öyle bir asset ki, üniversite yapmak kolay bir şey değil abi." 🔹 "Şimdi üniversite yapman için şunu yapman lazım ilk başta. Üniversite açacaksan önce bir vakıf kuruyorsun." 🔹 "O vakfa kendi kişisel servetinden sermaye olarak elli milyon euro koyuyorsun. Bak, elli milyon euro sıfır alıyorsun, buraya yakıyorsun parayı." 🔹 "Üniversite açmak için. Üniversite açmak için. Tamam mı? Ondan sonra da yıllarca, bu beş sene, altı sene, on sene ilk senelerinde zarar ediyor bu iş." 🔹 "Gerçekten Ali Koç da olduğu gibi yani. Dört, beş milyonu yıllık sen şey yapamıyorsun, göze alamıyorsun. Abi, 'Ne yapacağım?' deyip onu da göze alacaksın." 🔹 "Ve Fenerbahçe'nin şu anki üniversitesinin durumu ne biliyor musun? Fenerbahçe Üniversitesini tekrar kurmaya çalışsan, şu şekilde getirmek için yüz milyon euro harcaman lazım en azından." 🔹 "Elli o koyulan sermaye, artı on yılda harcayacağın yılda beşer milyondan elli milyon euro daha. Şimdi bu fikrî bir şeyden bahsediyorum ama sen bunu bedava veriyorsun." 🔹 "Nitekim bunu Aziz Yıldırım şeyde söylemişti, Yüksek Divan Kurulu'nda. Hüseyin Bozkurt'a soruyorlar. Hüseyin Bozkurt iki yüz milyon dolar istiyor karşılığında." 🔹 "Şimdi Aziz Yıldırım buna çıkacak. Bence örnekleriyle anlatacak. 'Ya arkadaş, böyle bir şey olabilir mi? Fenerbahçe'nin değerini nasıl siz verirsiniz?' diye." 🔹 "Herkesi bir kılıçtan geçirecek. Bana sorarsan şöyle bir şey: Ya radyoyu yüz elli bin liraya verdi diye Sadettin Saran... Herkes adamın içinden geçti." 🔹 "Ama bu daha da başka bir şey. Yani sen aslında para olarak belli bir noktaya getireceğin, para eden bir şeyden bahsediyoruz." 🔹 "Fenerbahçe Üniversitesini geri almak için ne yapabilirizle ilgili dava açmak konusunda yetki isteyecek. Ayrıca da bana sorarsan adamı da şikâyet edecek." 🔹 "Diyecek ki, 'Bu Fenerbahçe'nin. Almış. Eğer burada geri vermezse kötü niyetlidir.' falan tarzında açıklamalar yapacak." 🔹 "Burada esas hedefinin aslında şey olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe Üniversitesinin sahibi olduğunu düşünüyorum." 🔹 "Yani iş şeye gelebilir. Abi, o Aziz Yıldırım'ı son dakikaya kadar... Aziz Yıldırım ortaya bir şey atar. Yani mesela Sadettin Saran'ı..." 🎤 İbrahim Seten | 343 Digital

Fener Global

77,577 次观看 • 5 天前

Fitne : Mustafa Kemal Kur'an için "Arapoğlunun Yaveleri", Peygamber için de "Arapoğlu" diyerek aşağılıyormuş..! Çakma tarihçi Ahmet Anapalı Kazım Karabekir’in hatıralarına dayandığını iddia ettiği hikâyeyi aynen şöyle anlatıyor: Birgün Mustafa Kemal ile oturuyorduk. Elmalılı Hamdi Hoca içeri girdi. Dedi ki ona: "Gel Hamdi Hoca gel. Hele şu kitabı Türkçe'ye çevir de Atatürk, bizimliler hangi Arap saçmalıklarına (Arapoğlunun yavelerine) iman etmişler görsünler”. Bunlar güya Karabekir’in hatıralarında aynen bu şekilde yazıyormuş. Hadi lan oradan! * Amaçları belli: “Türkiye’yi din düşmanı biri kurdu” yalanını aşılamak, Türkiye’yi bir “küfür devleti” gibi göstermek! Adamların gözünde Atatürk dinsiz, laiklik küfür, cumhuriyet sapkınlık… * Bu videoyu anlatırken fark ettiyseniz hep aynı taktiği uyguluyorlar. Atatürk’ü savunsun diye karşısına tarih bilgisi olmayan, dini savunamayacak bir ateist çıkartıyorlar. Bu bir tesadüf değil, tamamen bilinçli bir tercih. Çünkü Atatürk’ü savunacak bilgili bir Müslüman çıkarsalar ne olur? O kişi hem Atatürk’ü savunur hem de Atatürk’ün dine saygılı olduğunu açıklar. Ama tarih bilmeyen, dini savunamayan birini çıkardıklarında Atatürk’ü savunmak, laiklikle “dinsizlik” arasında bir bağlantı kurmaya çalışırlar. Yani hem Atatürk’ü hem de laikliği hedef alırlar. Bu, onların eski ama hâlâ işe yaradığını düşündükleri bir oyundur. * Bu hikâye ilk kez Uğur Mumcu tarafından 10-19 Haziran 1990’da Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlandı. "Kaynak ne?" diye sorarsanız, Kazım Karabekir’in hatıraları deniyor. Ama burada işler garipleşiyor: Bu hatıralar, Karabekir’in kızının damadı (faruk özerengin) tarafından servis edildi. Yani, aile muhabbetinden tarih yazılmış gibi bir durum var. Yetmedi, Ateist olduğu bilinen Uğur Mumcu bu hikâyeyi Karabekir Anlatıyor kitabına da almış. Bu da yetmedi mi? 1991’de dıdısının dıdısı aynı damat, Paşaların Kavgası adlı kitapta hikâyeyi bir kez daha ısıtıp sunmuş. İşin asıl komedisi şu: Bu olayın geçtiği söylenen dönemde Atatürk ve Kazım Karabekir’in yanında Ruşen Eşref Ünaydın, Hamdullah Suphi Tanrıöver ve birkaç kişi daha varmış. Ama nedense bu isimlerden hiçbiri, anılarında ya da notlarında bu olaya dair tek kelime etmemiş. Ortada ne bir belge var ne de bir tanık. Daha da tuhafı, bu hikâye tüm tanıklar öldükten sonra gün yüzüne çıkıyor. Zaten bu tür masalların en büyük numarası bu: Kimse sağ değil, doğrulama şansı sıfır. “Yok artık” dedirtecek sözleri ekle, Atatürk’ü kötüle, sonra da "Kaynak güvenilir, Karabekir’in hatıraları" de. Bu kadar basit. * Gelelim şu anlatılan hikâyeye. Bu olayın doğruluğu baştan sona şüpheli. Kazım Karabekir’in hatıralarında böyle bir konuşmadan bahsedildiği iddia ediliyor ama dikkat edin: Olayın geçtiği söylenen tarih 14 Ağustos 1925. Karabekir, her şeyi günlüğüne yazan, Atatürk hakkında duyduğu en küçük dedikoduyu bile not eden biri. Ama ne hikmetse, bu olayı hiç yazmamış! İşin en garip tarafı ne biliyor musunuz? Bu hikâyede Elmalılı Hamdi’nin adı bile geçmiyor! Hatta hikâyeyi bir kenara bırakın, Kazım Karabekir’in kitabının hiçbir yerinde Elmalılı’nın adı geçmiyor! Ama çakma tarihçi Ahmet Anapalı ne yapmış? Hikâyeyi süslemek için Elmalılı’yı da ekleyivermiş. Yetmemiş, uydurduğu bu masalı bir de Karabekir’in ağzından anlatmış. Hani Müslüman yalan söylemezdi? Ama bunların dinine göre iftira serbest, fitne caiz! Zaten dertleri gerçekleri anlatmak değil, hikâyeyi daha inandırıcı hale getirip, Atatürk’e çamur atmak, insanları kandırmak, memlekete fitne sokmak! * Kazım Karabekir’in hatıralarını “tarihin en güvenilir kaynağı” diye önümüze koyanlara küçük bir hatırlatma yapalım. Karabekir, Abdülhamid için ne demiş biliyor musunuz? “Zorba, diktatör ve felaketlerin baş sorumlusu.” Yetmedi mi? Vahdettin için de “Açıkça hain” ifadelerini kullanmış. Ama ne hikmetse bu sözler hiç dillendirilmez. Neden? Çünkü işlerine gelmez! İşlerine gelen kısmı alır, gelmeyen kısmı yok sayarlar. Eğer bu hatıralar bu kadar kutsal ve tartışılmazsa, hadi bakalım, Abdülhamid ve Vahdettin için söylediklerini de kabul edin! Ama yok. Çünkü oyun belli: “Seç, al, işine geleni kullan. Gelmeyeni unutmuş gibi yap.” Vallahi bu kadar bariz ikiyüzlülük için özel ödül verilmeli. * Şimdi gelelim diğer bir meseleye: Atatürk düşmanları, Karabekir’i hep “dindar, muhafazakâr bir alternatif lider” diye parlatır. Tamam, diyelim ki Karabekir dindar. Ama laiklik ve Cumhuriyet konusundaki tutumunu neden es geçiyorsunuz? Mesela Karabekir, Atatürk’ün Balıkesir'de cuma hutbesinde vaaz vermesini eleştirmiştir. Din ve Devlet işlerinin birbirine sokulmasını asla istemezdi. Hatta aynı Karabekir, “Ezan Türkçe okutuldu, Kur’an toplatıldı” diye ağlaşılan İnönü döneminde Meclis Başkanlığı yapmıştır. Hadi buyurun, bu uygulamalara neden tek bir kez bile karşı çıkmadı? Demek ki neymiş? Bu uygulamalar, “Atatürk’ün dine düşmanlık politikası” falan değil, dönemin genel anlayışının bir sonucuymuş. Karabekir de bu anlayışın parçasıymış. Ama bunları söylemek işlerine gelmez tabii. * Aslında bu arkadaşlar ne yapıyor biliyor musunuz? Karabekir’in hatıralarını cımbızla seçiyorlar. “Bu bana uyar, bunu alayım. Bu işime gelmedi, yokmuş gibi davranayım.” Mantık tamamen bu. Ve sonra da utanmadan “Karabekir şöyle dedi, böyle yaptı” diye masallar anlatıyorlar. Ama iş biraz derinleşince foyaları ortaya çıkıyor. Çünkü tarih, seç-beğen-al yapacağınız bir oyuncak değil. * Dincilerin sıkça servis ettiği bu hikâyeyi doğru kabul edelim ve analiz edelim. Hatıratta geçen konuşma şu şekilde: Mustafa Kemal, Kur’an’ı Türkçeye çevirtmek istediğini söylüyor. Kazım Karabekir ise “Şimdi zamanı değil, zaten Kur’an’ın TEFSİRLERİ var” diyerek karşı çıkıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal, “Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’an’ı Türkçeye tercüme ettireceğim” diyor. * Şimdi bu “Arapoğlu” ifadesine takılıp, peygambere hakaret edildiği iddia ediliyor. Ancak Mustafa Kemal’in burada kimi kastettiği açık değil. Olay basit: Karabekir Kuran'ı çevirmeye gerek yok, TEFSİRLER var diyor, Mustafa Kemal de tefsirlerdeki saçmalıkları kastediyor. O dönemin en popüler tefsirleri İbn Arabi’ye ait. İbn Arabi’nin adı Türkçeye çevrilince ne oluyor? Bingo: Arapoğlu! Yani, peygambere laf atmak falan yok, tefsirlere yapılan bir gönderme var. Ama yok, bunu böyle anlatmak işlerine gelmez. Atatürk’ü peygambere laf etmiş gibi göstermek daha kolaylarına geliyor. Üstelik, Mustafa Kemal gibi bir liderin, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, hele ki Karabekir'in önünde, peygambere laf edecek kadar vizyonsuz biri olmadığını akıllarına bile getirmiyorlar. Çünkü herkesi kendi sığ düşünce dünyalarına göre değerlendiriyorlar. * İbn Arabi yani Arapoğlu, İslam tarihinde tartışmalı bir isimdir. Tefsirlerinde Kur’an’ın özüne aykırı birçok yaveler bulunur. Örneğin: - Ali İmran Suresi’nin 103-105. ayetlerini yorumlarken, “Mezheplere bölünmeyin” diyen bu ayetleri tarikatlara bağlamış. Şeyhlere bağlı kalmanın Allah’a ulaşmanın yolu olduğunu söylemiştir. Halbuki Kur’an, aracıları değil, doğrudan Allah’a yönelmeyi öğütler. - Yusuf Suresi’nde, Hz. Yusuf’un zindandaki arkadaşlarının rüyalarını cinsellikle ilişkilendirmiştir. Kur’an ise bu rüyaların anlamını açıkça ifade eder: Biri görevine dönecek, diğeri ise idam edilecektir. Ama İbn Arabi, bu net ifadeleri kendi hayal gücüyle bambaşka anlamlara çekmiştir. - “Kul Rabb olur” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu ifade İslam inancına tamamen aykırıdır. İslam’a göre Rab sadece Allah’tır ve bu sıfat insana atfedilemez. * Mustafa Kemal, halkın dinini anlaması gerektiğine inanıyordu. Osmanlı döneminde halk, Kur’an’ı Arapça okuyordu ama anlamıyordu. Bu boşluk, şeyhler, tarikat liderleri ve din tüccarları tarafından kullanılarak halkı yanlış yönlendirme aracı hâline gelmişti. Mustafa Kemal, bu düzeni bozmak için Kur’an’ı Türkçeye çevirtti. Böylece halk, Allah’ın kelamını doğrudan anlamaya başladı ve din üzerinden kurulan sahte otoriteler çökmeye başladı. Ama Atatürk burada durmadı. Hadislerin de Türkçeye çevrilmesini sağladı. Çünkü uydurma hadislerle halkın kafasını karıştıran düzenbazların maskesini düşürmek gerekiyordu. Halk, hadisleri okuyunca, uydurma olanlarla gerçek olanları ayırt etmeye başladı. Bu da tarikatların ve sahte din adamlarının güç kaybetmesine neden oldu. * Bugün hâlâ en doğru Kur’an meali, Atatürk’ün Elmalılı Hamdi’ye yaptırdığı mealdir. Günümüz çevirileriyle arasında bir fark yoktur. Bu durumda, Atatürk düşmanlarının iddiaları kendi içinde çelişiyor. Çünkü halk Kur’an’ı Türkçe okuyunca dinden çıktığını iddia ediyorsanız, ya Kur’an’da bir sorun olduğunu kabul ediyorsunuz (hâşâ!) ya da yıllarca halkı kandırdığınızı itiraf ediyorsunuz. Atatürk’ün Kur’an’ı ve hadisleri Türkçeye çevirtmesi, halkın dini doğru anlamasını istiyordu. Halkın İbn Arabi gibi tefsircilerin saçma yorumlarını, uydurma hadisleri ve din üzerinden çıkar sağlayan düzenbazları bu sayede fark etmesine olanak sağladı. Atatürk’ün bu adımı, tarikatların, şeyhlerin ve din tüccarlarının otoritesini sarstı. İşte bu yüzden Atatürk düşmanları hâlâ bu kadar öfkeli. Çünkü Atatürk, onların din üzerinden kurdukları sömürü düzenini yıktı.

AHMET ÖZCAN

22,709 次观看 • 1 年前

CHP'DEN İSTİFA EDENLERE SORULAR... Kimileri CHP'den istifa ediyormuş; Peki; Ekrem İmamoğluna (çoğu arkadaşı ve ortağı) 70'ten fazla itirafçı rüşvet- yolsuzluk suçlamasında bulunurken. 2019-2024 arasında 117 tapu edinen, diploması bile şaibeli imamoğlu köftecilikten milyarderliğe ulaşırken. Aynı İmamoğlu 50 milyon dolarlık 3 villanın kendisine değil, şirketine ait olduğunu söyleyerek aklınca milleti uyuturken. İmamoğlu'nun Veliefendi de at koşturan kankasının asansörlü villalara maaşından fazla kira ödediği, eşinin şirketine ibb'den iş alanların para aktardığı itiraflara yansırken. Muhittin Böcek "Aday olmak için İmamoğluna 5 milyon Euro'yu teslim ettim, 10 milyon euro daha verecektim" diye ifade verirken. Özgür Özel, CHP'nin tüm hiyerarşik yapısını ve kurumsal kimliğini alt üst ederek imamoğlu'nun karşısında el pençe divan dururken. CHP'nin 30 yıl sonra gelebildiği yerel iktidar, İmamoğlu gibi bir figürün hırs ve güç zehirlenmesi ile İstanbul gibi bir kentte bile hiçbir olumlu iz bırakamazken. CHP oy veren milyonlarca insan rüşvet ve yolsuzluk rezaletleri yüzünden pişman olurken. Çok sayıda belediye başkanının, bazı genel başkan yardımcılarına milyonlarca dolar rüşvet verdiği gazetelere manşet olurken, bu yüzden çok sayıda belediye başkanı tutuklanırken. CHP'nin 35 yıl sonra alabildiği Uşak'ta, aynı zamanda pavyonda çalıştırılan 20 yaşlarındaki belediye işçilerinden harem kurulurken. Belediye başkanları otel odalarında, belediye çalışanları ile bellerinde havlu ile yakalanırken. Özgür Özel'in aracı belediye tarafından, yani milletin parasıyla yenilenirken. Bursa ve Bolu'daki rezaletler ayuka çıkarken. CHP Genel Merkezinden önce Türk Bayrağı, sonra Atatürk fotoğrafı kaldırılrken. Çok sayıda genel başkan yardımcısının olağanüstü biçimde zenginleştiği, bazılarının 50'den fazla tapusunun olduğu, kimilerinin yurt dışına para kaçırdığı, çocuklarına yurt dışında şatafat sağladığı aylarca manşetlerden düşmezken. İBB'nin paraları uçaklarla Londra'ya kaçırılırken. CHP'nin 1 milyar liraya yakın parası, sahipleri fetö'dan da firari olan medyaya akıtılırken. İmamoğluna yakın Adem Soytekin'in, Remzi Baka'nın, Turgut Koç'un ve de İhsan Aktaş'ın İBB ve diğer belediyelerle ilgili ihale yolsuzluğu itirafları CHP'nin asırlık ismini kirletirken. Belediye başkanları, çalışanları ve vekiller uçakta, teknede, otellerde uyuşturucu ve seks partileri ile anılırken. Çok sayıda belediye başkanı vurguna bulaşarak, asırlık CHP'yi rüşvet ve yolsuzluklarla gazetelere sürekli manşet ettirirken. Atatürk'ün partisi satın alınmış delegelerle, şaibeli kurultayda ele geçirilirken. Ve daha YÜZLERCE REZALET örneği sayılabilecekken; CHP'den istifa edenler CHP'nin soylu geçmişini korumak adına neden ses çıkarmadılar, neden başlarını kuma gömdüler; rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, vurgun rezaletlerine neden zerre kadar tepki göstermediler? Ve tüm siyasi hayatlarını CHP'nin varlığına borçlu olan o istifacılar; yöneticileri ve destekçileri yukarıdaki tüm suçlamaların hedefi olan Yeni kurulmuş bir partinin kapısına neden koşuverdiler? Neredeymiş o sosyal demokrasi kahramanlığı, neredeymiş solculuk? Neredeymiş hak, hukuk, adalet ve hızlı devrimcilik? SORMAK LAZIM; Başta İmamoğlu olmak üzere, onun aday yaptığı belediye başkanları ile eski CHP yöneticilerinin de bulaştığı rüşvet-yolsuzluk rezaletleri Atatürk'ün partisini bir buçuk yıldır manşetlerde yıpratırken, istifacıların utanç verici sessizliği, duyarsızlığı ve ikiyüzlülüğü,👇 "BENİM HIRSIZIM İYİDİR" ☝️şeklinde, toplumun bir kesimine sirayet eden hastalıktan mı kaynaklanıyor? Söyler misiniz; rüşvete- yolsuzluğa bulaşmış belediye başkanları kendilerini var eden CHP'yi aylardır yıpratırken ses çıkarmayanlar, bu saatten sonra Türk siyasetinde ahlaktan- temiz siyasetten söz edebilirler mi? Evet; Bir buçuk yıldır rüşvet- yolsuzluk rezaletleri koca CHP'yi yıpratırken,👇 Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde olan Eskinin suskun zavallıları, sözde Yeninin kurtarıcıları olamazlar, olamazlar. 👇👇

MEHMET FARAÇ

41,184 次观看 • 2 个月前

1- Hilafet Emeviler ile bitmiştir. 2- Hilafet Haçlıların eline geçmiştir. 3- Hilafet İngilizler tarafından kullanılmıştır. 4- Ezan yasaklanmadı Türkçeleştirildi. 5- Neden yalan söylüyorsun? 6- Allah dini Araplara değil insanlara göndermiştir. 7- Arapça her dil gibi insanoğlu tarafından uydurulmuştur. 8- Bedevinin dili neden kutsal olsun? 9- Cennet'te arapça mı konuşacaksın? 10- Ezan bir çağrıdır bilmediğim bir dilde beni mi çağıracaksın? 11- Ezan ile ilgili 1 hadis bile yoktur. 12- Sizler putperest misiniz bir beton parçası olan Ayasofya'ya tapıyorsunuz? 13- Hristiyan "Ayasofya" ismi altında namaz mı kılacaksın? 14- Ecdadın yaptığı kutlu camiler Ayasofya'dan kötü mü yetmiyor mu? 15- Ayasofya fetihin sembolüdür. Minareleri ve levhalarıda kapı gibi gelen her hristiyan turistin yuzune carpmaktadır. 16- Ayasofya müzesinin bu topraklara ne kadar para getirdiğini biliyor musun? 17- Kuran harfi diyerek Allah'a şirk koştuğunun farkında mısın? 18- Kuran nasıl gönderilmiştir bunu biliyor musun? 19- Arapçaya aynı Kabe müşrikleri gibi taptığının farkında mısın? 20- Arapçayı Sapık Emeviler gibi kutsadığının farkında mısın? 21- Hristiyanlaşan her gün yozlaşan ve putlaşan İslamı Cuma'nın tatil olması mı kurtaracak? 22- Cahillikten yıkılan ve kan gölüne dönen islam topraklarını Cuma tatilimi kurtaracak? 23- Avrupalılar Pazar gününü tatil yaptıkları için mi Dünya'yı yönetiyorlar? 24- İslam dünü küçük hesaplarının dini mi? 25- Hangi raporda bir kişinin bile şapka'dan asıldığı yazmaktadır? 26- İngilizler ile iş birliği yapmak, Savaş zamanı yağmalamak, isyan çıkarmak, tecavuz etmek yalan fetvalar vermek hristiyanlar ile iş birliği yapmak yazmıyor mu o idam raporlarında? 27- İskipli iblisin soyu türk düşmanı kriptoya çıkmıyor mu?! 28- İdam edilen mason ve sabatayist cavid bey hilmi bey nami bey sürgün edilen masonlar sana göre ALİM midir? 29- Senin ALİM den kastın Mason ve sabatayistler midir? 30- Fes Yahudi şapkası değil midir? 31- II. Mahmut şapka devrimi yaptığında halk kellesini istememiş midir? 32- Yahudi şapkası FES için şeyhülislam yalan fetva verdirmemiş midir? 33- Ataturk Yahudi şapkasını müslüman çocukların kafasından kaldırmıştır. 34- Şimdide Milletin karısına kızına mı göz diktin? 35- Milletin namusunu evliliğini fişlemek sana mı kaldı? 36- Cinsi sapık mısın? 37- Nasıl bir müslümansın? 38- Dedikodu çiğ insan eti yemek değil midir? 39- Hüseyinin kafasını kesip top oynayan Ali'yi namazda doğrayan zihniyetin savunucuları sana göre Alim midir? 40- 1 milyon tane hadis uyduranlar Allah'a mı hizmet etmektedir? 41- Allah'ın kelimelerini arapça altında saklayan ve bundan para kazananlar Alim midir? 42- Allah'ın kelimelerini insanlara kendi dilleri ile ulaştırmak bundan yüzlerce baskı çıkarmak dine hizmet değil midir? 43- Allah'ın adı ile fuhuş yapanlar, Haram yiyenler, Kan dökenleri idam etmek islama hizmet değil midir? 44- Tekbir getire getire Halkı cahil bırakan osmanlyı afaroz eden 300 sene duraklama dönemine sokan hocalar alim midr? 45- Atatürk'ün soyağacı ta 1453 Fatih'ten beri Osmanlı arşivlerinde kayıtlı dır. Osmanlı nın iskan politikasıyla gerçek türkler olan balkanlara yerleştirilen Türkmenlerdir. Atatürk'ün 7 ceddine kadar Hazardan Konya'ya kadar dedesinin dedesi bile bellidir. 46- Sen bunları okumadan iftira atıyorsun sen müslüman mısın? 47- Sen hangi yahudi ye hizmet etmektesin? Sen iftiranın Allah katında nasıl cezalanacağını bilir misin? 48- Boğazlar hangi anlaşma ile kurtarıldı? 49- Lozanda istanbul nasıl tamamen bağımsız hale geldi? 50- Hatay nasıl türk topraklarına katıldı? 51- Musul-Kerkük'ü kürt ve dinciler yüzünden nasıl elden çıktı? 52- Sen hayatında bir kitap okudun mu? 53- Hristiyanlığın nasıl yozlaştığını ve bugün İslamında aynı yollardan geçtiğini biliyor musun? 54- Putperestlik babaoğul ve azizlerin islamda nasıl yaratıldığınının farkında mısın? 55- Bunlar ile mücadele eden Atatürk'ü islam düşmanlığıyla suçlayan ama esas hainin sen olduğunu biliyor musun? 56- Sen Risaleci Paralelci misin?

Arşiv Saka

278,586 次观看 • 2 年前

1- Hilafet Emeviler ile bitmiştir. 2- Hilafet Haçlıların eline geçmiştir. 3- Hilafet İngilizler tarafından kullanılmıştır. 4- Ezan yasaklanmadı Türkçeleştirildi. 5- Neden yalan söylüyorsun? 6- Allah dini Araplara değil insanlara göndermiştir. 7- Arapça her dil gibi insanoğlu tarafından uydurulmuştur. 8- Bedevinin dili neden kutsal olsun? 9- Cennet'te arapça mı konuşacaksın? 10- Ezan bir çağrıdır bilmediğim bir dilde beni mi çağıracaksın? 11- Ezan ile ilgili 1 hadis bile yoktur. 12- Sizler putperest misiniz bir beton parçası olan Ayasofya'ya tapıyorsunuz? 13- Hristiyan "Ayasofya" ismi altında namaz mı kılacaksın? 14- Ecdadın yaptığı kutlu camiler Ayasofya'dan kötü mü yetmiyor mu? 15- Ayasofya fetihin sembolüdür. Minareleri ve levhalarıda kapı gibi gelen her hristiyan turistin yuzune carpmaktadır. 16- Ayasofya müzesinin bu topraklara ne kadar para getirdiğini biliyor musun? 17- Kuran harfi diyerek Allah'a şirk koştuğunun farkında mısın? 18- Kuran nasıl gönderilmiştir bunu biliyor musun? 19- Arapçaya aynı Kabe müşrikleri gibi taptığının farkında mısın? 20- Arapçayı Sapık Emeviler gibi kutsadığının farkında mısın? 21- Hristiyanlaşan her gün yozlaşan ve putlaşan İslamı Cuma'nın tatil olması mı kurtaracak? 22- Cahillikten yıkılan ve kan gölüne dönen islam topraklarını Cuma tatilimi kurtaracak? 23- Avrupalılar Pazar gününü tatil yaptıkları için mi Dünya'yı yönetiyorlar? 24- İslam dünü küçük hesaplarının dini mi? 25- Hangi raporda bir kişinin bile şapka'dan asıldığı yazmaktadır? 26- İngilizler ile iş birliği yapmak, Savaş zamanı yağmalamak, isyan çıkarmak, tecavuz etmek yalan fetvalar vermek hristiyanlar ile iş birliği yapmak yazmıyor mu o idam raporlarında? 27- İskipli iblisin soyu türk düşmanı kriptoya çıkmıyor mu?! 28- İdam edilen mason ve sabatayist cavid bey hilmi bey nami bey sürgün edilen masonlar sana göre ALİM midir? 29- Senin ALİM den kastın Mason ve sabatayistler midir? 30- Fes Yahudi şapkası değil midir? 31- II. Mahmut şapka devrimi yaptığında halk kellesini istememiş midir? 32- Yahudi şapkası FES için şeyhülislam yalan fetva verdirmemiş midir? 33- Ataturk Yahudi şapkasını müslüman çocukların kafasından kaldırmıştır. 34- Şimdide Milletin karısına kızına mı göz diktin? 35- Milletin namusunu evliliğini fişlemek sana mı kaldı? 36- Cinsi sapık mısın? 37- Nasıl bir müslümansın? 38- Dedikodu çiğ insan eti yemek değil midir? 39- Hüseyinin kafasını kesip top oynayan Ali'yi namazda doğrayan zihniyetin savunucuları sana göre Alim midir? 40- 1 milyon tane hadis uyduranlar Allah'a mı hizmet etmektedir? 41- Allah'ın kelimelerini arapça altında saklayan ve bundan para kazananlar Alim midir? 42- Allah'ın kelimelerini insanlara kendi dilleri ile ulaştırmak bundan yüzlerce baskı çıkarmak dine hizmet değil midir? 43- Allah'ın adı ile fuhuş yapanlar, Haram yiyenler, Kan dökenleri idam etmek islama hizmet değil midir? 44- Tekbir getire getire Halkı cahil bırakan osmanlyı afaroz eden 300 sene duraklama dönemine sokan hocalar alim midr? 45- Atatürk'ün soyağacı ta 1453 Fatih'ten beri Osmanlı arşivlerinde kayıtlı dır. Osmanlı nın iskan politikasıyla gerçek türkler olan balkanlara yerleştirilen Türkmenlerdir. Atatürk'ün 7 ceddine kadar Hazardan Konya'ya kadar dedesinin dedesi bile bellidir. 46- Sen bunları okumadan iftira atıyorsun sen müslüman mısın? 47- Sen hangi yahudi ye hizmet etmektesin? Sen iftiranın Allah katında nasıl cezalanacağını bilir misin? 48- Boğazlar hangi anlaşma ile kurtarıldı? 49- Lozanda istanbul nasıl tamamen bağımsız hale geldi? 50- Hatay nasıl türk topraklarına katıldı? 51- Musul-Kerkük'ü kürt ve dinciler yüzünden nasıl elden çıktı? 52- Sen hayatında bir kitap okudun mu? 53- Hristiyanlığın nasıl yozlaştığını ve bugün İslamında aynı yollardan geçtiğini biliyor musun? 54- Putperestlik babaoğul ve azizlerin islamda nasıl yaratıldığınının farkında mısın? 55- Bunlar ile mücadele eden Atatürk'ü islam düşmanlığıyla suçlayan ama esas hainin sen olduğunu biliyor musun? 56- Sen Risaleci Paralelci misin?

Arşiv Saka

1,076,434 次观看 • 3 年前

"Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı'nı kaybedeceğini düşündüğü için siyasi kariyerini korumak adına attan düşmesini bahane edip cepheden ayrılmış..." İsmet Özel'in Atatürk'e dil uzatmasına şaşırmadım ama böyle desteksiz sallamasına çok şaşırdım. Neyse, doğrusunu anlatalım: İsmet Özel, Sakarya Savaşı sırasında yaşanan bazı hadiseleri tersten okuyup birbirine karıştırmış. Üstelik bunu öyle acemice yapmış ki Mısıroğlu düzeyine düşmüş adeta. Evvela iki konuyu birbirinden ayırmak lazım: 1- Sakarya Savaşı'nın kaybedilmesi halinde Mustafa Kemal'in siyasi kariyerinin bitmesi... 2- Attan düşme hadisesi... İlk hadise 3 Ağustos'ta cereyan ediyor. Meclisteki bazı muhalif mebuslar Mustafa Kemal'in ordunun başına geçmesini istiyor. Bu önerinin altında yatan sebep, "başarısız olursa siyasi kariyeri biter" düşüncesi. Diyeceksiniz ki, zaten ordunun başında değil mi, muhalifler tam olarak neyi teklif ediyor? Mustafa Kemal o dönem meclis başkanı. Resmi olarak asker değil. Ordunun başında Fevzi Paşa ve İsmet Paşa var... Mustafa Kemal ise onları gayriresmi şekilde koordine ediyor. Muhalifler ise bunun resmileşmesini istiyor. Yani başkomutan vekili olmasını öneriyorlar. Bunun iki pratik nedeni var. Orduyla meşgul olup siyasi sahadan çekilsin. Başarısız olursa itibarı tamamen bitsin. Mustafa Kemal, muhaliflerin 3 Ağustos'ta yaptığı bu teklife doğal olarak tepki gösteriyor. Resmen olmasa da zaten fiilen ordunun başında... Haliyle muhaliflerin niyetini anlıyor ve teklifi samimi bulmuyor. Fakat akılcı bir hamleyle karşı teklifte bulunuyor. Başkomutanlık yetkisiyle birlikte olağan üstü yetkiler istiyor. Muhalifler başta karşı çıksa da 5 Ağustos günü bu teklif kabul ediliyor. Mustafa Kemal bu yetkiler sayesinde tekalifi milliye emirlerini yürürlüğe sokarak bir tür seferberlik yapıyor. Ki bunun orduya faydası çok büyük olmuştur. Çünkü Yunan ordusu seferberlik yapmış olmasına rağmen Türkler yapamamıştı. Bu açık da bu sayede kapatıldı. Özetle, İsmet Özel'in "siyasi kariyeri bitmesin diye cepheden ayrıldı" iddiasının doğrusu bu. Mustafa Kemal bundan endişe etmedi. Tam tersine, muhalifler bunu istedi. Şimdi geliyoruz ikinci konuya... Attan düşme hadisesine... Mustafa Kemal, başkomutan olduktan, yani siyasi kariyerinin bitirilmesi için kurgulanan plana rağmen başkomutanlık yetkisi aldıktan bir hafta sonra, yani 12 Ağustos günü sonra cepheyi teftiş ettiği sırada attan düşüp kaburga kemiğini kırdı. İlk etapta bir şeyi olmadığını söylediyse de kırık kemik ciğere batmaya başlayınca nefesi kesildi. Önce çadıra taşıdılar. Ardından Ankara'daki Cebeci Hastanesi'ne götürdüler. Olaya tanık olanlara bakalım... İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Ali Çavuş, Adnan Adıvar, Mim Kemal Öke ve daha bir sürü insan... Yani bir gün cepheden gelip "ben attan düştüm" demesi gibi bir hadise yok. Olay baya ciddi. Onu muayene eden Mim Kemal Öke, yataktan kalkamayacak kadar kötü durumda olduğunu söylüyor. Mustafa Kemal buna rağmen doktoru dinlemiyor. Hatta Doktor Adnan'ı çağırıyorlar hastaneye. O da gelip "paşam gidebilirsiniz" diyor. Aynı akşam Kılıç Ali'nin kız kardeşinin nikahı var. Mustafa Kemal nikaha katılmış. Ama kaburga ağrısı nedeniyle yerde oturmuş. Etrafına yastık dizmişler. Ertesi gün de cepheye gitmiş. Ali Çavuş bunu açıkça yazıyor. Özetle "siyasi kariyeri biter" tartışması ile "attan düşme hadisesi" arasında bir hafta var. Siyasi kariyeri biter düşüncesi Mustafa Kemal'de yok. Muhaliflerde var. Attan düşmesi bir bahane değil. Fiili vaka. Doktorların önerisine rağmen cepheye dönen yine kendisi. Şayet Mustafa Kemal attan düştüğü için başkomutanlıktan istifa etmiş olsaydı, İsmet Özel haklı olabilirdi ama böyle bir hadise de yok. Zaten adam cepheye dönmek istiyor bir an önce. Tüm derdi bu. Şimdi geliyoruz diğer meseleye... İsmet Özel hadiseyi anlatırken "taarruz başladığı" sırada diyor. Yani savaş sırasında cepheden ayrılmak istedi gibisinden bir mana katmak istiyor. Ama 5 Ağustos'ta savaş yoktu. 12 Ağustos'ta da genel taarruz yoktu. Sadece Yunan ordusunun cepheye yerleşmek için yaptığı ilerleme vardı. Sakarya Savaşı'nda cephe taarruzu 23 Ağustos günü gerçekleşti. Yani attan düşme hadisesinden tam 11 gün sonra. Yani Atatürk'ün savaşın ortasında "ben attan düştüm geri geldim" demesi kronolojik olarak mümkün değil. Ayrıca İsmet Özel, savaş öncesinde kazanma ihtimalinin sıfır olduğunu iddia ediyor ki bu da doğru değil. Savaşın nasıl cereyan edeceği hususu 5 Ağustos'ta veya 12 Ağustos'ta henüz belli değildi. Çünkü Yunan ordusunun cephede nasıl mevzileneceği netlik kazanmamıştı. Zaten o savaş hakkında biraz okuma yapan herkes bilir ki hem Yunan tarafı hem de Türk tarafı savaşın gidişatını etkilemek için türlü oyunlar oynadı. Neticede savaşın gidişatı az çok Türklerin istediği gibi gerçekleşti. Hatta Atatürk bu durumu savaş sırasında Asım Gündüz'e "İşi baştan yanlış tuttular" diyerek anlatmıştır. Sonuç olarak videoda iddia edilen bilgiler hatalı. Tarihler karıştırılmış. Olaylar tersinden anlatılmış. Detay ve derinlik de yok... O halde İsmet Özel bu kadar yanlışı niye konuşmuş? Atatürk'ü cesaretsiz göstermek için. Antipatisini kusmak için. İyi de bu ülkede tarih bilen insan olduğunu bilmiyor mu? Yani birileri çıkıp gerçekleri anlattığı vakit söylediklerinin boşa düşeceğini tahmin etmemiş mi? Şaşılacak şey doğrusu.

Con Sinov

269,329 次观看 • 2 年前

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'nın kapanış töreninde konuştu. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler de beraberinde TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcıları ile katıldığı törende Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan şunları söyledi: FUARIMIZI YENİ REKORLARLA TAÇLANDIRMANIN KIVANCI İÇİNDEYİZ Ülkemizin savunma, havacılık ve uzay sektörlerinin yıldızlarının bir araya geldiği SAHA 2026’nın bu anlamlı programında sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. SAHA 2026’ya dünyanın farklı yerlerinden iştirak eden değerli Bakanlara, Bakan Yardımcılarına, Genelkurmay Başkanlarına, Kuvvet Komutanlarına, heyet üyelerine ve tüm ziyaretlerimize hoş geldiniz diyorum. Himayelerimizde gerçekleştirilen ve alanında artık bir markaya dönüşen fuarımızın savunma sektörümüz ve bütün katılımcı firmalarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Dünyanın 120 ülkesinden 1700’den fazla firmanın iştirak ettiği fuarın icrasında emeği geçen tüm kurumlarımızı, firmalarımızı, sponsorlarımızı ayrı ayrı tebrik ediyorum. Kara, deniz, havacılık, uzay ve güvenlik alanlarında geliştirdikleri ürünlerle fuarda boy gösteren tüm şirketlerimize en kalbi tebriklerimi iletiyorum. 1300'ü aşkın üye firması ve bünyesindeki 30 üniversitenin etkin katılımı ile Avrupa'nın en büyük savunma ve havacılık kümelenmesi olan SAHA İstanbul ailesini yürekten kutluyorum. Sektördeki 4500'ü aşkın firmamızın uyum ve koordinasyon içinde faaliyetlerini sürdürmesini sağlayan Savunma Sanayi Başkanlığımızı, kolektif çabaların hasılası olan bu başarı hikâyesinin altında imzası bulunan şirketlerimizi, üniversitelerimizi, kuruluşlarımızı içtenlikle tebrik ediyor, mühendisinden yazılımcısına, işçisinden teknisyenine savunma sanayimizin tüm emektarlarına aynı şekilde şükranlarımı sunuyorum. Rabbim sizlerin başarılarınızı daim eylesin. Bu gayretlerinizi hem ülkemiz hem dost ve kardeşlerimiz, hem de insanlık için hayırlara vesile kılsın. Bu sene beşincisi tertiplenen fuarımızı hamdolsun yeni rekorlarla, yeni anlaşmalarla, yeni iş birlikleriyle taçlandırmanın haklı kıvancı içindeyiz. 8 MİLYAR DOLARLIK İŞ HACMİNE ULAŞILDI SAHA 2026'ya 1500'ü yerli, 263'ü yabancı olmak üzere 1763 firma katıldı. Fuarda sahip oldukları yeni özelliklerle göz dolduran 203 ürün ilk kez görücüye çıktı. 192 resmî heyet ve 108 alım heyeti, sektörümüzle doğrudan temas kurma imkânı buldu. İmzalanan 182 anlaşmayla toplam 8 milyar dolarlık iş hacmine ulaşıldı. Bu rakamın 6 milyar dolarlık kısmını doğrudan ihracata dönük mutabakatlar oluşturdu. Resmin bütününe baktığımızda karşılaştığımız manzara tam olarak şudur: Türk savunma sanayi artık yalnızca bölgesinde değil, dünya ölçeğinde rağbet gören, güven veren, dikkatle izlenen ve tercih edilen bir ekosistem hâline gelmiştir. Türkiye, savunma, havacılık ve uzay alanında küresel düzeyde yıldızı ışıl ışıl parlayan ülkeler arasına adını gururla yazdırmıştır. Bu başarı tablosunun gerisinde şüphesiz on yılların emeği, gecesini gündüzüne katarak adanmış bir ruhla çalışan yüz bini aşkın vatan evladının gayreti, milletimizin desteği ve devletimizin iradesi vardır. İnşallah daha iyi yerlerde olacak, daha büyük başarı hikâyelerini birlikte yazacak, savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar durmadan, duraksamadan çalışacağız. GÜVENLİK HER YÖNÜYLE BÜTÜNCÜL BİR KONSEPTİR Dünyamız hızla değişirken, harp sanayimiz köklü bir dönüşüm sürecinden geçerken, bundan elbette güvenlik kavramı da nasibini alıyor. Bir defa şunu hepimiz görebiliyoruz: Bugün geldiğimiz noktada güvenlik artık yalnızca tek bir alana, tek bir sahaya, tek bir sanayi koluna hapsedilemez. Fabrikadan test sürecine, veri merkezinden akademiye, tedarik zincirinden geri bildirime güvenlik her yönüyle bütüncül bir konsepttir. Aynı şekilde bugün bir ülkenin caydırıcılığı sahip olduğu platformların sayısıyla ölçülecek eşiği de çoktan aşmıştır. Envanterinizdeki platformları hangi yazılımla yönettiğiniz, bunlarda hangi sensörleri kullandığınız, bu ürünler için hangi motorları geliştirdiğiniz ve hangi mühimmatı ne kadar sürede üretebildiğiniz önemlidir. Siber saldırılara, elektronik harp tehditlerine, insansız sistemlere ve hibrit savaş yöntemlerine karşı ne denli hazırlıklı olduğunuz belirleyicidir. Bölgemizde ve dünyada son dönemde meydana gelen savaş ve çatışma ortamlarında bu gerçeklere bir kere daha şahitlik ettik. Yapay zekâdan insansız araçlara, otonom sistemlerden karar destek mekanizmalarına uzanan geniş bir yelpazede muharebe sahasının nasıl dönüştüğüne hep birlikte tanık olduk, olmaya da devam ediyoruz. YENİ DÖNEMİN KURUCU AKTÖRLERİNDEN BİRİ TÜRKİYE’DİR Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim: Konvansiyonel güç unsurlarının yerini çok katmanlı ve entegre sistemlerin aldığı bu yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hiç kuşkusuz Türkiye'dir. Bugün Türkiye yeni nesil millî muharip uçağını, insansız savaş uçağını, helikopterini, İHA’sını, SİHA’sını üreten, elektronik harp sistemlerini, uydu teknolojisini, harp savunma sistemini, radarını geliştiren, tankını, roketini, füzesini, zırhlı araçlarını, savaş gemisini, insansız deniz araçlarını imal ve inşa eden, velhasıl denizin derinliklerinden uzayın boşluğuna kadar her kademede kendi imzasını taşıyan yazılım, platform ve sistemleri kendi yapabilen bir ülkedir. Türkiye, istiklal ve istikbaline kastetme cüretini gösterecek her muhasım unsurun bileğini bükecek kudrete ve kuvvete ziyadesiyle sahip bir devlettir. HEDEFİMİZ İLK 10 ÜLKE ARASINA ADIMIZI YAZDIRMAK Gerek SAHA 2026'da sergilenen gurur verici ürünlerimiz, gerekse geçen hafta açıklanan ihracat rakamlarımız ne demek istediğimizi çok net anlatırken aynı zamanda ülkemizin ulaştığı seviyeyi de ortaya koyuyor. Burada tek tek isimlerini saymaya kalksak değil saatler, günler sürecek ürünleri, projeleri, tasarımları ve çalışmaları sizler zaten gördünüz. İnanç, irade, cesaret, gayret, adanmışlık ve vizyon bir araya geldiğinde nelerin başarılabileceğine bizzat tanıklık ettiniz. Aynı iftihar tablosuyla ihracat tarafında da karşılaşıyoruz. Bakınız, biz göreve geldiğimizde savunma ve havacılık ihracatımız yılda sadece 248 milyon dolardı, Türkiye savunma sanayinde yüzde 80 oranında dışa bağımlı bir ülkeydi. Dışa bağımlılığımızı yıllar içerisinde azaltarak biz bunu tersine çevirdik, 2025 yılında savunma ve havacılık ihracatında tarihimizde ilk defa 10 milyar doların üzerine çıktık, Nisan ayı ihracat rakamları geçen yılki ivmenin devam ettiğini gösteriyor. Savunma ve havacılık ihracatımız Nisan'da 962 milyon dolara yükseldi. 2026'nın ilk 4 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artış oldu, böylece ilk 4 ayda 2 milyar 871 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Yani bundan 23 yıl önce senede 248 milyon dolar ihracat yapan Türkiye bugün bu rakamı aşağı yukarı bir haftada gerçekleştiriyor, Cenabıallah'a sonsuz şükürler olsun. Kısa vadede hedefimiz 11 milyar doları aşarak bu alanda dünyada ilk 10 ülke arasına adımızı yazdırmaktır. İnşallah genişleyen uluslararası iş birliklerimiz, derinleşen ekosistemimiz ve artan üretim kapasitemiz ile bu hedefimize de vasıl olacağız. NİCE ENGELLERLE KARŞILAŞTIK Tabi burada şu gerçeğin de altını önemle çizmek istiyorum: Milletimizin göğsünü kabartan, dost, kardeş ve müttefiklerimize güven veren bu başarı hikâyesini yazmamız elbette öyle kolay olmadı. Görünür, görünmez nice engelle karşılaştık, ambargolarla, kısıtlamalarla önümüz kesilmek istendi, parasını ödediğimiz sistemlerin verilmediği günler oldu. Sadece dışarıdan, sadece dost bildiklerimizden değil, içeriden de ihanete, kumpasa, umutlarımızı kırmaya dönük operasyonlara maruz kaldık. İçimize yerleşmiş ve yerleştirilmiş, kimi zaman da sureti haktan görünen Truva atlarının sabotajlarıyla mücadele ettik. Şurası son derece dikkat çekicidir: Türkiye, savunma sanayinde ne zaman kabuğunu kırsa, ne zaman büyük bir adım atsa birileri hemen devreye girdi, başımıza yeni icat çıkarmayın dediler, dışarıdan almak daha kolay dediler, ekonomik olarak fizibıl değil dediler savunma sanayi yatırımları verimsiz dediler. Kimi zaman ekonomik verileri eğip bükerek, kimi zaman millî şirketlerimizi hedef alarak, kimi zaman küçümseyerek, kimi zaman da balıklar ürküyor gibi komik argümanlarla savunma sanayi hamlelerimizi engellemeye çalıştılar, biz bunların hiçbirine kulak asmadık. Balıklar ürküyor diyenler gelip fuarımızı ziyaret ettiler, ama balıkların herhâlde ürkmediğini gördüler. Öğrenilmiş çaresizlik sendromuyla malul karakterlerin bizi de kendi ruhsuz, umutsuz, ufuksuz dünyalarına çekmelerine müsaade etmedik. Yapamazsınız diyenlere cevabımızı işte bugün SAHA 2026'da olduğu gibi yaptığımız, tamamladığımız, harp sahalarında başarıyla test edilmiş ürünlerle verdik. Nuri Killigil’lerin, Şakir Zümre’lerin, Vecihi Hürkuş’ların, Nuri Demirağ’ların canlarını koruyarak ortaya koydukları, sabırla yürüyerek savunma sanayinde hamdolsun bugünkü seviyelere ulaştık. Aralarında merhum Özdemir Bayraktar ağabeyimizin de olduğu Türk savunma sanayinin öncülerini bugün bir kez daha rahmetle yad ediyor, Cenabıallah hepsinden razı olsun diyorum. Vecihi Hürkuş’un havacılıkta yıllar önce yükselttiği bayrağı, rahmetli Özdemir Bayraktar insansız hava araçlarında doruklara çıkarmış, göklerde büyük bir gururla dalgalandırmıştı. İnanıyorum ki, onun izinden gidenler bu emanete hakkıyla sahip çıkacak, Türk savunma sanayinin şanını yüceltmeye devam edeceklerdir. MİLLÎ BÜNYE NE KADAR SAĞLAM OLURSA ÜLKENİN GÜVENLİĞİ DE O KADAR KUVVETLİ OLUR Savunma sanayi ve caydırıcılığın yanı sıra ulusal güvenliğin bir diğer kritik halkası, bizim iç cephe olarak tarif ettiğimiz milletin birlik ve beraberliğidir. Şurası bir hakikat ki, millî bünye ne kadar sağlam olursa bir ülkenin güvenliği de o derece kavi ve kuvvetli olur. Kader ve istikbal birliği yapmış, ortak değerler etrafında kenetlenmiş, aynı ideallere gönül vermiş bir halkı dışarıdan müdahalelerle teslim almak, böyle bir millete diz çöktürmek kolay değildir. Fakat içeride sızıntı varsa, iç cephede gedik açılmışsa, içerisi fokur fokur kaynıyor ve kanıyorsa, böyle bir durumda da millet ayakta kalamaz. Bunu istikbal ve İstiklal Harbimizin en hararetli günlerinde merhum Mehmet Akif, Nasrullah Camisinde yaptığı konuşmada şöyle dile getirmişti: Milletler topla, tüfekle, zırhlıyla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatine, kendi menfaatini temin etmek kaygısına düştüğünde yıkılır. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da meselenin nirengi noktası işte budur. TERÖRSÜZ TÜRKİYE, BARIŞIN EGEMEN OLDUĞU BÜYÜK BİR VİZYONUN ADIDIR Bizim binlerce yıllık tarihimizin neredeyse her devri mücadele ile geçmiştir. Hem devlet hem de millet olarak verdiğimiz her mücadeleyi iç cephemizi tahkim ederek kazandık. Yeri geldi top seslerini yavrularımıza ninni yaptık. Yeri geldi aç kaldık, susuz kaldık, silahsız kaldık, mühimmatsız kaldık, ama hiçbir zaman inancımızı yitirmedik, yeise kapılmadık, birlik ve bütünlüğümüzden ödül vermedik, harimiismetimize uzanan kirli ellere teslim olmadık. Biz de iktidarlarımız boyunca maruz kaldığımız nice saldırıyı, nice darbe girişimini, bekamızı hedef alan nice kuşatmayı işte bu ruhla püskürttük. Burada şunu büyük bir kararlılıkla ifade etmek durumundayım: Bugün iç kalemizi tahkim etme yolunda attığımız en stratejik adım, 18. ayını dolduran Terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge hedefidir. Terörsüz Türkiye süreci, Türkiye'yi ve komşu ülkeleri iç cepheleriyle birlikte güçlendirerek huzurlu, güvenli, müreffeh ve barışın egemen olduğu bir geleceğin inşasını hedefleyen büyük bir vizyonun adıdır. Terörsüz Türkiye, bölgemizde yürütülen paylaşım kavgası karşısında milletimizin bilincinde ve kalbinde kurulan müstahkem bir mevzidir. Bu mevziinin fikrî ve siyasi müşterek karargâhı elbette Cumhur İttifakı'dır. Terörsüz Türkiye menziline giden yolun mihmandarı aynı şekilde Cumhur İttifakı'dır. Sürecin katalizörü ise Türk milletinin ulaşmayı çoktan hak ettiği hedeflerdir. Bu hedefe ezber kalıplarla değil, basiretli, cesaretli, büyük millet ve devlet olmanın sağladığı özgüvenli yaklaşım ile kararlı adımlarla varılabilir. Türkiye, devleti ve milletiyle yaklaşık yarım asırlık başarılı mücadelesinin ardından terörden kurtulma iradesini ortaya koymuş, terörsüz Türkiye için çok net bir duruş sergilemiştir. Bu iradenin temelinde, vatanı ve milleti için canlarını feda eden kahramanların aziz hatırası, kutlu emaneti vardır. BU İRADENİN TEMELİNDE ŞEHİT AİLELERİMİZ VAR Bu iradenin temelinde, vatan sağ olsun diyerek evlatlarını kara toprağın bağrına veren, acısını kalbine gömen anne ve babaların metaneti vardır. Bu iradenin temelinde, şehit eşleri, şehit çocukları, şehit yakınlarımız vardır, gazilerimizin fedakârlıkları vardır. Allah'ın izniyle bundan geriye dönüş yoktur ve olmayacaktır. Muhabbet iklimini çok sağlam bir şekilde tesis edip kardeşlik bilincini güçlendirerek, husumet duvarlarını tek tek yıkıp fitnelerin kökünü kurutarak, terörün kanlı ve karanlık gölgesini sebepleriyle birlikte bu toprakların üstünden tamamen kaldırarak, aziz şehit ve gazilerimizin fedakârlıklarının boşa gitmediğini tüm dünyaya inşallah hep birlikte göstereceğiz. İnanıyoruz, Allah'ın izniyle başaracağız. Kararlıyız, inşallah hedefimize ulaşacağız. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Bu düşüncelerle SAHA 2026'nın bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Fuarın düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurumlarımızı, katkı veren herkesi tekrar tebrik ediyor, katılımcı firmalarımıza teşekkür ediyorum. Sizleri bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

34,155 次观看 • 4 个月前